“Gezi” Tutuklusu Osman Kavala’dan Hapishanedeki 2000’inci Gününde Mesaj

Hapisteki 2000’inci günü dolayısıyla bir mesaj paylaşan Osman Kavala, AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararına rağmen cezaevinde tutulmasının, yasaların ve yargı yetkisinin kötüye kullanımı ile gerçekleştirilen bir eziyet etme eylemi olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Osman Kavala, seçimlere işaret ederek “14 Mayıs’tan sonra yargıda ve tüm kamu kurumlarında hukuk ilkelerine, insan haysiyetine ve insan haklarına saygı gösteren bir anlayışın hakim hale geleceğini ümit ediyorum” dedi.

Gezi eylemleri gerekçe gösterilerek tutuklanan ve Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala, cezaevinde geçirdiği 2 bin günün dolması dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Kavala’nın mesajı şöyle:

“Hukuka, mantığa sığmayan iddialar ve suçlamalarla 2000 gündür cezaevinde tutuluyorum.

Beni suçla ilişkilendiren hiçbir somut delil olmadığı ilk Gezi davası sonunda oybirliği ile verilen beraat kararında açıkça belirtilmişti. İddianameleri okuyan herkesin rahatça göreceği bu gerçek iki AİHM kararıyla bağlayıcı hukuki hüküm niteliği kazanmasına rağmen cezaevinde tutulmam yasaların ve yargı yetkisinin kötüye kullanımı ile gerçekleştirilen bir eziyet etme eylemidir. Başkalarının hayatlarına değer vermeyen anlayışın tezahürüdür.

14 Mayıs’tan sonra yargıda ve tüm kamu kurumlarında hukuk ilkelerine, insan haysiyetine ve insan haklarına saygı gösteren bir anlayışın hakim hale geleceğini ümit ediyorum.

Suç işlediklerine dair delil ortaya konmadan cezaevine sokulan binlerce yurttaşımızın da aynı beklentiler içinde olduğuna inanıyorum.”

Ne olmuştu?

Osman Kavala, Gezi ve 15 Temmuz soruşturmaları kapsamında 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı ve 1 Kasım 2017’de de tutuklandı. Kavala hakkındaki iddianame tutuklanmasından yaklaşık bir buçuk yıl sonra 19 Şubat 2019’da düzenlendi.

İddianamede, Kavala ile birlikte 16 sanık hakkında “Türkiye Cumhuriyet hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs” ve “Gezi olaylarını finanse etmek” suçlamalarıyla ağırlaştırılmış müebbet talep edildi.

10 Aralık 2019’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala’nın tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu belirterek, tutukluluğun bir hak ihlali olduğuna ve Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına karar verdi. Ancak Ankara, AİHM kararını uygulamadı.

Kavala hakkında 9 Mart 2020’de ise “casusluk” suçlamasıyla tutuklama kararı verildi. Yargı sürecinde avukatları defalarca tutukluluğunun kaldırılmasını talep etmesine rağmen, bu talep reddedildi.

25 Nisan 2022’de karara bağlanan davada, Osman Kavala daha önce beraat etmiş olmasına rağmen, “Türkiye Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Kavala’nın, “casusluk” suçlamasından ise beraatine karar verildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: 300 Dolarınız Olsa Nebati’ye Yatırım Yapsın Diye Verir Misiniz?

300 milyar dolarlık yatırım vaadi sonrası hükümetin sözlerine sosyal medyadan yanıt veren Kemal Kılıçdaroğlu, “Bırakın 300 milyarı, 300 dolarınız olsa Nebati’ye yatırım yapsın diye verir misiniz? Onlar nasıl versin Allah aşkına?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gelin yalan söylediklerini bir rakam üzerinden size göstereyim. 2022’de Vietnam 27,2 Milyar dolar direkt yatırım çekti. Vietnam’ın Gayri Safi Hasılası 410 Milyar USD. Çektiği yatırım, hasılanın %6,6’sı. Aynı oranı bize uygula, yılda yaklaşık 60 Milyar eder. 5 senede 300 milyar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından vadettiği 300 milyar dolar yatırım ile ilgili açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Gelelim 300 milyar dolar temiz paraya. İnsan kendinden bilir işi ya, kendilerinin beceriksizliği üzerinden, halkımızı olmayacağına ikna etmeye çalışıyorlar. Bırakın 300 milyarı, 300 dolarınız olsa Nebati’ye yatırım yapsın diye verir misiniz? Onlar nasıl versin Allah aşkına?

Gelin yalan söylediklerini bir rakam üzerinden size göstereyim. 2022’de Vietnam 27,2 Milyar dolar direkt yatırım çekti. Vietnam’ın Gayri Safi Hasılası 410 Milyar USD. Çektiği yatırım, hasılanın %6,6’sı. Aynı oranı bize uygula, yılda yaklaşık 60 Milyar eder. 5 senede 300 milyar.

Size yalan söylüyorlar halkım. Kendi beceriksizliklerini ülkenin makus talihi olarak size satmaya çalışıyorlar. Bu millet böyle bir ekonomi rezaletini asla hak etmedi. Az akılla mantıkla asla buraya gelinmezdi. Biz ise ekonomiyi uçuracağız, uçuracağız!”

Paylaşın

Akşener: ‘Devlet Eşittir Benim’ Diyen Bir Kişiyle Karşı Karşıyayız

Bayram kahvaltısı programında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Yaşadıklarımızın üzerimizde bıraktığı bu tecrübemizle biz aynı zamanda bu ülkeyi yeniden inşa edeceğiz. Çünkü devletin hafızası gitmiş. Çünkü ‘devlet eşittir benim’ diyen bir kişiyle karşı karşıyayız” dedi ve ekledi:

“Nasıl olur, milletin vergileriyle kurulmuş devletin kamu binaları üzerinde Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Recep Bey’in resmi olur? Onun propagandası olur? Böyle bir ülke olabilir mi? Rayından çıkmış bu ülke. İnşallah ekonomiyi yönetecek Bilge Yılmaz karşımda oturuyor.

Darmaduman edilmiş, bilerek daha da aşağıya ittirilen bu ekonomiyi 30 sene Amerika’da yaşayıp vatandaşlık almamış bir arkadaşımızın yönetmesi için çalışacağız. En önemli okulda ömür boyu hocasınız ve vatandaşlık almıyorsunuz. Bize milliyetçilik satıyorlar öyle mi? Bize milli ve yerlilik satıyorlar öyle mi? Bizi terör örgütleriyle yan yana getiriyorlar öyle mi? Yarınız başka ülkelerin vatandaşısınız.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile İYİ Parti Ankara İl Başkanlığı’nın düzenlediği bayram kahvaltısı programına katıldı.

ANKA’nın aktardığına göre programda konuşan Akşener, şunları söyledi:

Dikkat edin İYİ Parti öncesinde hiç böyle konuşmalar yoktu. Hiç böyle hakaretler bu manada havada uçuşmuyordu. Ne namusumuz ne şerefimiz ne cinsiyetimiz hiçbir şeyimiz kalmadı. En son kurşun bile yedik. Evim basıldı. Basın danışmanım saldırıya uğradı, İstanbul il başkanımız saldırıya uğradı yani olmayan şey kalmadı.

Bunun karşılığı direnildi. Biz direndiğimiz için kadınıyla, erkeğiyle, genciyle geleceğini heba eden, etmeyi göze alan bu gençlerle, çocuklarının geleceğini soru işareti bir hale bırakan annelerle direnildiği için bugün Türkiye tarih yazacak, birlikte kazanacağız ve Türkiye’ye baharlar gelecek.

Eğer İYİ Parti olmasaydı, İYİ Parti’yi kurarken o eziyetler çekilmeseydi ve direnilmeseydi, biz direne direne kazandık. Şimdi elbette birleşe birleşe kazanacağız. Bundan sonraki meselemizde cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak, bu inşallah oluyor ama şimdi sizden istediğim bir şey var; biz birinci parti olmak zorundayız.

Millet İttifakı’nın ortak belediye başkanlarının yaptığı somut hizmetlerin eğer o iftiraları nasıl yere düşürdüğünü gördüysek biliyorsak bugün Millet İttifakı’nın tümüne yapılan iftiralarında ortadan kalkabilmesi ve bunlara vatandaşın inanmasının önüne geçilmesi İYİ Parti’nin kadrolarının bir görünür olması, iki oy oranının yüksek olması, üç çok milletvekili çıkarmaktan geçiyor.

Eğer 15 Mayıs sabahı Sayın Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olacak, İYİ Parti’de eğer birinci parti olur, milletvekili sayısı çok olursa bu ülkeyi yönetmekle ilgili irade burada büyük çoğunluk burada olur.

Başbakan olmayı hedef seçtim, İYİ Parti’nin iktidar olması için seçtim. Ben başbakan olmayı onunla, bununla pazarlık yaparak, ona buna yalvararak yapamam. Fıtratım buna ters. Onun için birinci parti çıkacağız ki ben sizin bileğinizin hakkıyla, kendi bileğimin hakkıyla çalışmakla, her bir vatandaşımızın kapısından girerek ona ikna ederek ben başbakan olacağım. Şartım budur. Biz koalisyon hükümetlerini bilenleriz.

Bu da bir nevi koalisyondur. Koalisyon hükümetleri son derece faydalıdır. SHP-DYP koalisyonunun bir dönem şahidi oldum. Ana yolun hatta ‘mektupçusu’ derler, arka kapı diplomasisini yürütenlerden biriydim. Refah Yol’un aynı yanındaydım aynı şekilde rahmetli hocayla, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Sayın Çiller arasındaki arka kapı diplomasisinde göre alanlardan birisiydim ve o iktidarın İçişleri Bakanı oldum.

“Hani DHKP-C’liler, PKK’lılar su saatini okuyacaktı?”

Bu ülke için her biriniz gibi bırakın istikbali, canını vermeye hazır bir insanım. Biz Sayın Mansur Yavaş’la, Sayın İmamoğlu’nu Sayın Kılıçdaroğlu’nun koşu partneri yaptık. Her ikisinin de hem etkili hem yetkili hem icracı başkan yardımcılıklarını net bir şekilde yazıya dökerek sağladık.

Gittiğimiz her yerde ben ağırlıklı olarak Mansur Yavaş ile geziyorum, onun yaptığı çalışmaları referans olarak anlatıyorum. İcra ne kadar önemli. Hani DHKP-C’liler, PKK’lılar su saatini okuyacaktı? Hani yapılan yardımlar kesilecekti? Hani sadece bir kesime yardım yapacaktı? Hani sadece bir siyasi görüşteki insanların elinden tutacaktı? Bunlar oldu mu? Hayır.

Bir deprem oldu darmaduman ortalık. İftira atıyorlar, yalan söylüyorlar. Biz İYİ Parti olarak büyük bir STK gibi çalıştık. Dün Hatay’da, Reyhanlı’da, Ticaret Odası’nın başkanı bana bir şey sordular: ‘99 depremini yaşamış bir insansınız, ne kadar sürede ayağa kalktınız? Ne kadar sürede kalıcı evler yapıldı?’

O problemlerin nasıl çözüldüğünü anlattım. 1999 nere, 2023 nere? Teknolojik olarak hayatımızda neler değişti bir düşünün. Neyi öğrendik? AFAD’ı kurmuşlar içinde insan yok, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nü kaldırmışlar. Biz bu devletin bütün ayarlarını bozan sistemin birincisi mutlaka demokrasiyle İYİ Parti mensuplarının çok daha fazla çalışmasıyla demokrasi yoluyla, helal oylarla gitmesini sağlayacağız.

“‘Devlet eşittir benim’ diyen bir kişiyle karşı karşıyayız”

Yaşadıklarımızın üzerimizde bıraktığı bu tecrübemizle biz aynı zamanda bu ülkeyi yeniden inşa edeceğiz. Çünkü devletin hafızası gitmiş. Çünkü ‘devlet eşittir benim’ diyen bir kişiyle karşı karşıyayız. Nasıl olur, milletin vergileriyle kurulmuş devletin kamu binaları üzerinde Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Recep Bey’in resmi olur? Onun propagandası olur? Böyle bir ülke olabilir mi? Rayından çıkmış bu ülke. İnşallah ekonomiyi yönetecek Bilge Yılmaz karşımda oturuyor.

Darmaduman edilmiş, bilerek daha da aşağıya ittirilen bu ekonomiyi 30 sene Amerika’da yaşayıp vatandaşlık almamış bir arkadaşımızın yönetmesi için çalışacağız. En önemli okulda ömür boyu hocasınız ve vatandaşlık almıyorsunuz. Bize milliyetçilik satıyorlar öyle mi? Bize milli ve yerlilik satıyorlar öyle mi? Bizi terör örgütleriyle yan yana getiriyorlar öyle mi? Yarınız başka ülkelerin vatandaşısınız.”

Paylaşın

Bakan Soylu Açıkladı: Depremlerde Can Kaybı 50 Bin 783’e Yükseldi

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde can kaybının 50 bin 783’e yükseldiği açıklandı. Hayatını kaybedenlerin 7 bin 302’sinin göçmen olduğu ifade edildi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısının 50 bin 783’e yükseldiğini açıkladı.

CNN Türk’te katıldığı bir programda konuşan Soylu, “Nüfus Vatandaşlık İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından ölüm tescili yapılan toplam kişi sayısı şu anda 50 bin 783” dedi.

Bakan Soylu, hayatını kaybedenlerin 7 bin 302’sinin göçmen olduğunu ifade etti.

985 kişinin kimliği tespit edilemedi

Soylu, depremde ölen 985 kişinin ise hâlen kimliklerinin tespit edilemediğini belirtti.

Ailelerinin yaptığı müracaat sonucu kayıp olarak aranan kişilerin de büyük oranda bu sayının içinde olduğunu tahmin ettiklerini söyleyen Soylu, “Kayıp müraaatı şu anda toplam 297. Bunların 30’u 0-6 yaş, 20’si 7-12 yaş, 36’sı ise 13-17 yaş aralığında olmak üzere toplam 86’sı çocuk” diye ekledi.

Soylu, kimliklendirilemeyen 985 kişi içinde yalnız yaşayanlar ya da hiçbir yakını olmayanlar da bulunduğunu ve bu nedenle DNA alamadıklarını sözlerine ekledi.

Soylu, “Bu 985’in içinde yabancılar da var. Biz örneğin İdlib, Afrin, Cerablus, Azez, Mare’de de kimliklendirme işlerini aileleriyle beraber devam ettirmek istedik. Yani orada da müracaat edenlerin DNA’larını aldık, alıyoruz hâlâ. Burayla beraber karşılaştırmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

Depremde çıkan yangınların da kimlik tespit çalışmalarını zorlaştırdığını vurgulayan Soylu, “Birkaç yerde yangın oldu. Onla ilgili değerlendirmemiz de devam ediyor. O yangınlar da katbekat enkazın altında olduğu için biraz devam etti” dedi.

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: İktidarı Gönderecek Gücümüz Var

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “AKP-MHP iktidarını tarihin çöplüğüne gönderme zamanı. Bu iktidar 14 Mayıs’ta gerçek bir bayram havasına bu iktidar gidince gelecek” dedi ve ekledi:

“Bu bayramı buruk yaşıyoruz. Yüreğimizde acı ve yas var. Bunu değiştirmek bize bütün bunları yaratan bu iktidarı değiştirmek için gücümüz, irademiz kararlılığımız var.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve beraberindekilerin Hatay’daki seçim çalışmaları Antakya ilçesine bağlı Serinyol mahallesindeki halk buluşmasıyla sürdü.

MA’da yer alan habere göre, burada konuşan Sancar, Hatay halkının bu iktidarı göndermek için hazır olduğunu söyledi. Sancar, “Yeni yaşamın yolunu hep birlikte açacağız. Halkımızın mücadelesi değişim ve dönüşüm iradesinin zaferi olacaktır” dedi.

Ardından heyet, Erzin ilçesinde halkla bayramlaşmaya geçti. Mitinge dönüşen buluşmada söz alan Sancar, “Acılardan, kederlerden, bu yara ve yıkımlardan ancak umut ve mücadele ile yıkarız. Bu düzeni ancak mücadeleyi büyüterek değiştirebiliriz” diye konuştu.

“İktidarı gönderecek gücümüz var”

Sancar, konuşmasını şöyle sürdürdü: “AKP-MHP iktidarını tarihin çöplüğüne gönderme zamanı. Bu iktidar 14 Mayıs’ta gerçek bir bayram havasına bu iktidar gidince gelecek. Bu bayramı buruk yaşıyoruz. Yüreğimizde acı ve yas var. Bunu değiştirmek bize bütün bunları yaratan bu iktidarı değiştirmek için gücümüz, irademiz kararlılığımız var.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” Başlıklı Videosu 100 Milyondan Fazla Görüntülendi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Twitter hesabından “Alevi” başlığı altında yayınladığı videosu 100 milyondan fazla görüntülenmeye ulaştı.

19 Nisan günü saat 21.30’da yayınlanan video 3 günde 74,5 retweet, 19,9 alıntı, 457 bin beğeni aldı. Videonun toplam görüntülenmesi ise 100,9 milyon oldu.

3 dakikalık videoda, “Ben Aleviyim. Hak Muhammed, Ali inancı ile yetişmiş, samimi bir Müslümanım. Harama el uzatmam” sözleri ile gençlere seslenen Kılıçdaroğlu, videoda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bu gece sizinle çok hassas bir konuyu konuşmanın vakti geldi. Görüyor musunuz gençler, duyuyor musunuz Türkiye’de başlamak üzere olan yeni hayatın sesleri bunlar. Dünyanın hemen kıyısında duruyoruz. Ya bu eşiği aşarak hak ettiğimiz yere kavuşacağız ya da özlemle baktığımız dünyayı sadece izlemekle yetineceğiz.

İlk oyunu verecek olan sevgili evlatlarım. Ben Aleviyim; Hak, Muhammet, Ali inancıyla yetişmiş samimi bir Müslümanım. Allah’ın verdiği bir canım var; kul hakkı yemem, harama beytülmale el uzatmam. Atatürk’ün bize armağan ettiği bu güzel ülkede her şeyden uzak ve yoksul bir evde doğdum.

Cumhuriyetin bize verdiği fırsatlar sayesinde okudum. Mesleğim oldu, ailemi kurdum. Kimliklerimiz bizi biz eden varlığımızdır ve elbette onurla sahip çıkmamız gerekir. Onları seçemez, onlarla doğar, yaşar ve ölürüz. Ancak hayatta seçebileceğimiz çok önemli şeyler var. İyi bir insan olmayı, dürüst, ahlaklı , vicdanlı, erdemli olmayı ve adil olmayı seçebiliriz. Ve bu seçimler hem bizi hem de içinde bulunduğumuz toplumu hızla değiştirebilir.

Sevgili genç arkadaşlarım önümüzde ülke olarak bir eşik var ve bu eşiği hep birlikte aşabilmek için sana ihtiyacımız var. Unutma tek bir oyunla sen bu can yakan mezhep, bataklığına dönüştürülen Orta Doğu’dan çekip çıkaracaksın.

Artık kimlikleri değil, başarıları konuşacağız. Artık ayrışmaları ve farklılıkları konuşmayacağız. Ortaklıklarımızı ve ortak hayallerimizi konuşacağız. Bu değişim seferimize katılacak mısın? Bu değişimde benimle birlikte duracak mısın? Alevi olmaz diyen bu sisteme, doğru olan, dürüst olan, ahlaklı olan olur, diyecek misin?

Son bir el verecek misin? Bu ayrıştırıcı sistemi kökünden yıkmaya hazır mısın? Gelin gençler, gelin bu eşiği hep birlikte aşalım. Böylesine hayati bir eşikte tek bir oyu bile ziyan.”

Paylaşın

Yakalama Kararı Reddedilen Önder: Ben Valizi Kapının Ağzına Koymuştum

Hakkındaki yakalama kararının mahkeme tarafından reddedildiğini açıklayan Sırrı Süreyya Önder, Hem vallahi hem billahi ben valizi kapının ağzına koymuştum Daha yukarı çıkarmamıştım. Dedim gene de dursun, bu sistemin ne yapacağı belli olmaz. O orada duruyor” dedi ve ekledi:

“Tabii ki seçimlerin sonucuyla çok yakından alakalı. Bu mütalaanın açıklanmasını ve bu tutuklama talebinin yapılmasını öyle bir hızlandırdılar ki, Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır mitingiyle aynı güne denk getirdiler. Bütün usul, esas, her şeyini yok sayarak yaptılar.”

Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı Sırrı Süreyya Önder, Kobane Davası’nda hakkındaki yakalama kararının mahkeme tarafından reddedildiğini açıkladı.

Artı Gerçek’ten Remzi Budancir’in aktardığına göre Adıyaman, Kahta’da bulunan Önder, gazetecilerin sorularına şu yanıtları verdi.

“Öncelikle bunun son aşamasını belirteyim. Mahkeme o talepleri reddetti. Dolayısıyla hakkımda artık yakalama talebi yok. O talep kalktı. Hem vallahi hem billahi ben valizi kapının ağzına koymuştum Daha yukarı çıkarmamıştım. Dedim gene de dursun, bu sistemin ne yapacağı belli olmaz. O orada duruyor.

Tabii ki seçimlerin sonucuyla çok yakından alakalı. Bu mütalaanın açıklanmasını ve bu tutuklama talebinin yapılmasını öyle bir hızlandırdılar ki, Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır mitingiyle aynı güne denk getirdiler. Bütün usul, esas, her şeyini yok sayarak yaptılar.

Seçilmiş siyasetçilerimizden neredeyse cezaevi görmeyen kalmadı. Bu bir siyasi imha operasyonudur. Kürt halkı ve onun dostları da ağır bir bedel ödediler, ama teslim olmadılar. Geldik bugüne. Bugün önümüzde bir sandık var ve değişen birkaç tane durum var.”

Karar duruşması 3 Temmuz’da

Kobanê Davası’nda son duruşmasında savcı, aralarında Sırrı Süreyya Önder’in de bulunduğu 12 siyasetçi hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılmasını talep etmiş, karar duruşması 3 Temmuz’a bırakılmıştı.

Kararı değerlendiren Önder “Evet, sınırlı imkânlara ve zamana rağmen seçim kampanyası yürütüyoruz. Bunların üzerine bir de savcı, sizin de içinde olduğunuz insanların tutuklanmasını, hatta hemen yakalanmasını istiyor” demiş ve eklemişti:

“Ne yapayım? Eve geldim. Valizimi hazırladım, beklemeye başladım mahkeme ne karar verecek diye. Böyle bir temsiliyet ve sorumlulukla yola çıkınca bunlara da dikkat etmek gibi büyük bir sorumluluğumuz var.”

Önder, açıklamasının devamında, “Ama özetlemek gerekirse milletvekilliğine, temsiliyete hazırlık çalışmalarından cezaevine hazırlık aşamasına geçtim. Durum budur kabaca ve kısaca.” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Babacan’dan “14 Mayıs” Açıklaması: Otoriterlik Mi, Demokrasi Mi?

DEVA Lideri Babacan, “Halkımız susar susar sandık günü söyleyeceğini söyler. Bu millet tüm derdini içinde yaşar ama sandıkta cevabını verir. 14 Mayıs günü aslında milletimizin önünde iki seçenekli bir referandum olacak. Otoriterlik mi, demokrasi mi? Keyfilik mi, hukuk mu? Tek akıl mı, ortak akıl mı? Fakirlik mi, zenginlik mi?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kilosu 30 lira olan soğan mı, bereketli, huzurlu sofralar mı?  Kendinden olmayan herkese terörist diyen nobran bir dil mi, herkesi kucaklayan kapsayıcı bir bakış mı? Oylarınızı yok sayan kayyumlar mı, oylarınızla göreve gelen seçilmişler mi? Özeti; kara kış mı, bahar mı?”

Millet İttifakı, Halil İbrahim Sofrasını büyütüyor. İttifakın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, ittifak partilerinin liderleri, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları deprem bölgesindeki 8 ilde kurulan Halil İbrahim sofralarında milletle bir araya geldi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın durağı Diyarbakır’dı. Buradaki Halil İbrahim Sofrası buluşmasında konuşan Babacan, Ramazan Bayramı’nın üçüncü gününün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olduğuna dikkat çekti.

Babacan şöyle konuştu:

“Çocuk bayramımızın arifesindeyken, sizleri gözleri hafızamıza kazınan Ceylan’ın şehrinden selamlıyorum. Çocuklar daracık sokaklarda, dershane önlerinde, köy meralarında özgürce, güven içinde yaşasın diye buradayım. 7 yaşındaki Muhammedler, 6 yaşındaki Furkanlar için buradayım. 12 yaşındaki Ceylanlar, Uğurlar ölmesin diye buradayım. Çocukların ellerine silahlar verilmesin diye buradayım.”

Muratların, Hiraların, Ayşelerin, Baranların, Zeyneplerin, Semaların, Fatmaların, Berfinlerin, Mustafaların minicik bedenleri; uykudayken depremde yıkılan duvarların altında kalmasın diye buradayım.”

14 Mayıs seçimlerine yönelik mesajlar veren Babacan şunları söyledi:

“15 Mayıs sabahı demokrasi bayramına kavuşacağız. Çünkü bu seçim 7’den 70’e, doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm Türkiye kazanacak.  Bu seçim, evladına bayramlık alamayan analar kazanacak. Bu seçim, bayramda evine bir kutu baklava alamayan gözü yaşlı babalar kazanacak. Bu seçim, Ramazan ayında ucuz ekmek kuyruklarında bekleyen emekliler kazanacak.

14 Mayıs; kaybedeni olmayan bir demokrasi zaferi olacak. 14 Mayıs; doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm Türkiye’de kutlanacak. Tüm sokaklarda Türkçe, Kürtçe, Arapça, Lazca, Boşnakça şarkılarla türkülerle kutlanacak.

‘14 Mayıs’ta aslında iki seçenekli bir referandum olacak’

Halkımız susar susar sandık günü söyleyeceğini söyler. Bu millet tüm derdini içinde yaşar ama sandıkta cevabını verir. 14 Mayıs günü aslında milletimizin önünde iki seçenekli bir referandum olacak. Otoriterlik mi, demokrasi mi? Keyfilik mi, hukuk mu? Tek akıl mı, ortak akıl mı? Fakirlik mi, zenginlik mi?

Kilosu 30 lira olan soğan mı, bereketli, huzurlu sofralar mı?  Kendinden olmayan herkese terörist diyen nobran bir dil mi, herkesi kucaklayan kapsayıcı bir bakış mı? Oylarınızı yok sayan kayyumlar mı, oylarınızla göreve gelen seçilmişler mi? Özeti; kara kış mı, bahar mı?”

Paylaşın

Demirtaş: Erdoğan’ın İstekleri, Emirleri Kanun Yerine Geçiyor

Selahattin Demirtaş, “2016 yılından itibaren Erdoğan rejimi yargı kurumunu tümüyle kontrol altına aldı ve onları, muhalifleri baskılamak için kullandı. Erdoğan, miting meydanlarında bile yargıya talimat vermekten çekinmiyor, çok açık bir pervasızlıkla hareket ediyor.” dedi ve ekledi:

“Yargı kurumları da Erdoğan’ın açık talimatları doğrultusunda hareket ederken elbette ne iç hukuku ne de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeleri dikkate alıyor. Erdoğan’ın istekleri, emirleri kanun yerine geçiyor adeta. Yargıçlar, Erdoğan rejiminin nimetlerinden faydalandıkları için muhalifleri büyük bir zevkle baskılıyor. Yani birçoğu gönüllü.”

“Türkiye Seçimleri: İfade Özgürlüğünü Gelecekte Ne Bekliyor?” adlı bir röportaj serisi hazırlayan PEN Norveç, Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri Doç Dr. Serhan Yücel’in ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la konuştu.

PEN Norveç Türkiye Danışmanı Caroline Stockford ile PEN Norveç Türkiye Hukuk Danışmanı Şerife Ceren Uysal’ın imzasının bulunduğu röportajda Demirtaş  Türkiye’yi antidemokratik olarak tanımladı.

Kürtçenin yasal güvenceden yoksun ve yasaklı olduğunu belirten Demirtaş TRT Kurdî’nin de sürekli Erdoğan propagandası yaptığını ifade etti.

“Kürt dili resmi bir statüye kavuşmadıkça da Kürtçe üzerindeki baskı, asimilasyon ve yok olma tehdidi ortadan kalkmayacaktır.” dedi. PEN Norveç’in Demirtaj röportajı şöyle:

Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün mevcut durumuna ilişkin bizim gözlemlerimiz çok endişe verici ancak dışarı ile hiç iletişimini kesmeyen bir politikacı ve hukukçu olarak tabloyu sizin özetlemenizin önemli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de bugün sizce ifade özgürlüğü hakkının varlığından söz edebilir miyiz?

Türkiye’de uzun yıllardır temel hakların tümü askıya alınmış durumda. Öyle ki yaşam hakkı bile güvence altında değil. Her gün ortalama iki kadın cinayeti işleniyor, polis tarafından öldürülen sivillerin katilleri cezasızlık nedeniyle cesaretlendiriliyor.

İfade özgürlüğü ise sadece iktidar yanlıları için sınırsız derecede kullanılırken, muhalifler bir tweet, bir yazı, bir basın açıklaması, bir konuşma nedeniyle medyada linç edilip hapse atılabiliyor. Yüz binlerce insan Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla cezalandırılıyor. Eleştiri hakkını kullananlar yargı tarafından bile “terörist” muamelesine tabi tutuluyor. Türkiye bu açıdan tarihinin en kötü zamanlarını yaşıyor.

Ben bu röportaja, ifade özgürlüğümü kullandığım için 6,5 yıldır tutulduğum yüksek güvenlikli bir cezaevinden cevap veriyorum. Durum tam olarak budur işte.

“Erdoğan’ın istekleri kanun yerine geçiyor”

PEN Norveç olarak 2020 yılından bu yana Türkiye İddianame Projesi’ni yürütüyoruz ve bu çalışma kapsamında 2016 yılı sonrasında kaleme alınmış ve ifade özgürlüğü odaklı 25 iddianameyi ayrıntıları ile inceledik ve raporlaştırdık. Sonuç bizim açımızdan oldukça çarpıcıydı. Zira iddianamelerin tamamında iç hukuk kriterleri ve AİHS düzenlemelerinin göz ardı edildiğini gördük. Olağanüstü hal ile birlikte daha da derinleşen ve hala devam eden bu kısıtlayıcı eğilimi siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu eğilimin arkasında size göre nasıl nedenler yatıyor? 

2016 yılından itibaren Erdoğan rejimi yargı kurumunu tümüyle kontrol altına aldı ve onları, muhalifleri baskılamak için kullandı.

Erdoğan, miting meydanlarında bile yargıya talimat vermekten çekinmiyor, çok açık bir pervasızlıkla hareket ediyor. Yargı kurumları da Erdoğan’ın açık talimatları doğrultusunda hareket ederken elbette ne iç hukuku ne de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeleri dikkate alıyor.

Erdoğan’ın istekleri, emirleri kanun yerine geçiyor adeta. Yargıçlar, Erdoğan rejiminin nimetlerinden faydalandıkları için muhalifleri büyük bir zevkle baskılıyor. Yani birçoğu gönüllü.

Siz yıllardır tutuklu olmanıza rağmen sosyal medyayı çok düzenli olarak kullanıyorsunuz. Sosyal medyanın Türkiye’de nasıl bir işlevi var? 

Şu anda sosyal medya görece bir özgürlük alanı sunsa da oraya yönelik de engellemeler zaman zaman oluyor. Bununla birlikte, muhalefetin elindeki en önemli propaganda, örgütlenme ve bilgilendirme mecrası olarak halen sosyal medya başat roldedir diyebilirim. Çünkü sokak gösterileri, yürüyüş gibi hakların kullanılmasına asla izin verilmiyor. Televizyon kanallarının çoğu da iktidarın kontrolünde olduğu için geriye bir tek sosyal medya kalıyor.

Türk Ceza Kanunu’ndaki kimi düzenlemelerin sıklıkla kişilerin eleştirel ifadeleri nedeniyle yargılanmalarına yol açtığını görüyoruz. Sizce hakaret, eleştirel düşünce ve nefret ifadelerini birbirinden ayırmanın hukuki sınırı nasıl çizilebilir?

Hakaret ile eleştirel düşünce ayırımı, hukukun tartışmalı konuları arasında. Gerçi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda çok sayıda yol gösterici kararı var ama en nihayetinde her eylemi, kendi özgün koşullarında değerlendirilerek bir karara varmak gerekir. Tartışmaların ana konusu ise özellikle devlet ve hükümet temsilcilerine yönelen eleştirilerin hakaret sınırında olup olmadığı. Burada da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, eleştiri sınırlarının olabildiğince geniş yorumlanması düşüncesindedir ki, ben de buna katılıyorum.

Toplumun veya tek tek bireylerin yaşamını, geleceğini etkileyen kararları alma yetkisine sahip kişilerin, eleştirilerin en sert ve kaba olanına bile katlanma yükümlülükleri vardır. Aldığı bir karar, yürüttüğü bir politika veya bir söylemi nedeniyle insanların en ağır şekilde eleştirisine maruz kalan bir politikacı, bir yönetici, buna herkesten daha fazla katlanmak zorundadır. Aslında o kişi politikaya atılmadan veya hükümette görev almadan önce bu tür ağır, kaba eleştirileri peşinen kabul ettiğini ilan eden zımni bir sözleşmeye imza atmış sayılır.

Eleştiri veya ağır eleştiri, hükümetlerin toplum tarafından denetlenmesi ya da baskı altına alınması yöntemlerinden biridir; yöneticilerin her koşulda denetlenmesi ise demokrasinin gereğidir. Dolayısıyla eleştiri demokratik toplumun unsurlarından biridir. Bunun engellendiği Türkiye gibi ülkeler ve yöneticileri ise tabii ki anti demokratiktir.

PEN Norveç’in temel çalışma alanlarından birisi de dil hakları ve dilsel çoğulculuk. Bu çerçevede Türkiye’de Kürtçe dilinde savunma hakkı üzerine 200’ün üzerinde soruşturulmuş yahut yargılanmış Kürt ile röportajları da içeren bir araştırma yaptık ve yakın zamanda Türkiye’de Kürtçe savunma hakkının mevcut durumuna ilişkin bu araştırmanın sonuçlarını da içeren bir rapor yayımlayacağız. Sizin de görüşünüzü almak isteriz. Türkiye’de bugün Kürtçe’nin durumu nedir? Türkiye’de anadilde ifade özgürlüğünden söz edilebilir mi? Kürtçe savunma hakkı kullanılabiliyor mu?

Kürtçe savunma hakkıyla ilgili resmi bir engel olmamakla beraber, yeteri kadar Kürtçe tercümanın işe alınmaması, tercüman bulundurulmaması gibi fiili sorunlar yaşanıyor.

Aslında Kürtçe üzerindeki temel yasak halen eğitim, öğretim ve kamusal dil olarak tanınmamasıdır. Türkiye vatandaşı 20 milyondan fazla Kürdün ana dili halen yasal güvenceden yoksundur veya yasaklı dildir. Erdoğan yönetimine bağlı TRT Kurdî kanalının herhangi bir yasal dayanağı yok, zaten o kanalda sürekli Erdoğan propagandası yapılıyor.

Kürt dili resmi bir statüye kavuşmadıkça da Kürtçe üzerindeki baskı, asimilasyon ve yok olma tehdidi ortadan kalkmayacaktır.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu’na Türbe Çıkışı Saldırı Girişimi

Kılıçdaroğlu’na Adıyaman’da Sahabe Safvan Bin Muattal Türbesi’ni ziyareti sırasında provokasyon girişiminde bulunuldu. Ramazan Bayramı’nın ilk gününde depremden etkilenen Adıyaman’ın Gölbaşı ve Besni ilçelerini ziyaret eden Kılıçdaroğlu’na yönelik ikinci provokasyon.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Ramazan bayramının ilk gününde ziyaret ettiği Adıyaman’da ikinci bir provokasyona maruz kaldı.

Olay, Kılıçdaroğlu’nun Samsat yakınındaki Sahabe Safvan Bin Muattal Türbesi’ni ziyareti sonrasında yaşandı.

Heyetin türbeden çıkışı sırasında bir kişi Kılıçdaroğlu’nun yanına gelmeye çalışarak, “Seni istemiyoruz. Sen buraya gelme, sen buranın adamı değilsin oğlum” ifadeleriyle sözcü tacizde bulunurken, fiziksel saldırı girişimi de yaşandı. Alanda bulunan bazı kişiler, Kılıçdaroğlu’nun korumalarına saldırmaya çalıştı.

Olayın ardından Kemal Kılıçdaroğlu ile Sırrı Süreyya Önder arasında yapılması planlanan görüşme iptal edildi.

Bu, Ramazan Bayramı’nın ilk gününde Kılıçdaroğlu’na yönelik ikinci protesto.

Bundan önce Adıyaman Belediye Mezarlığı’nı da ziyaret edip depremde hayatını kaybedenlerin mezarları başında duaya katılan Kılıçdaroğlu’na bir kişinin “Bu Fatiha okumayı bilmiyor ki, sen buna neden Fatiha okutturuyorsun?” diye bağırdığı görülmüştü.

Bağıran kişi çevredekilerin tepkisiyle karşılaşmış ve daha sonra uzaklaştırılmıştı.

Kılıçdaroğlu olaydan sonra yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: Mezarlıkta acılı insan her şeyi söyleyebilir, yapabilir; acısına vermek gerekir. Bugün bunları konuşmayalım, kayıplarımızı hakkıyla analım. Lütfen o insanımızı da ifşa edecek şeyler yapılmasın, özellikle sosyal medyada sorumlu davranalım. Benim hakkım varsa ben helal ettim.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’na yönelik sözlü saldırının, depremzedelerin sorunlarını gölgelemek için yapıldığını söylemişti.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu da sosyal medya hesabından konuyla ilgili, “Bayramı idrak ettiğimiz böyle bir günde Adıyaman’da, Sn. Kılıçdaroğlu’na karşı yapılan provokasyonu kınıyoruz” açıklamasını yapmıştı.

Paylaşın