İsveç’ten Yeni Kriz Yaratabilecek Karar: Türkiye’nin İade Talebine Ret

Türkiye, İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine aylardır yükselttiği itirazı Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kaldırırken, İsveç’ten yeniden kriz yaratabilecek bir karar geldi.

İsveç Anayasa Mahkemesi, İsveç’te göçmen statüsünde bulunan iki kişinin Türkiye’ye iadesiyle ilgili talebi değerlendirdi. Mahkeme konuya ilişkin olarak verdiği karara dair açıklamada, “Çifte suç şartı oluşmamıştır” ifadesine yer vererek bahsi geçen eylemlerin İsveç yasalarına göre suç teşkil etmediğine hükmetti. Bu sebeple de Türkiye’nin iade talebini reddetti.

Türkiye, söz konusu iki kişiyi FETÖ terör örgütü üyesi oldukları ve Bylock isimli örgüt içi haberleşme yazılımını yükleyip kullandıkları gerekçesiyle suçluyor ve iadelerini talep ediyordu. Mahkeme kararında, “Bir mobil uygulamayı telefonuna indirmek ve kullanmak Terör Suçları Yasası kapsamında tek başına bir suç olarak değerlendirilemez” ifadesine yer verdi.

İsveç, NATO üyeliğine Türkiye’nin onay vermesi amacıyla Mayıs ayında yaptığı düzenlemelerle terörle ilgili yasalarında sıkılaştırma ve yeni düzenlemeler yaptı. Yeni düzenlemelerle ülke genelinde terör örgütlerine destek verme yada propagandasını yapma eylemi 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. Bu cezanın suçun niteliğine göre 8 yıla kadar arttırılabilmesi de mümkün.

Ancak mahkeme son olayda, Türkiye’nin iadesini talep ettiği kişilerle ilgili bir suç olmadığına hükmederken, söz konusu kişilerin Türkiye’ye verilmeleri durumunda kötü muamele görme riskiyle karşı karşıya olduklarına değindi ve bu kişilerin İsveç’te göçmen statüsünde bulunduklarını hatırlattı.

İsveç’te iade kararlarında karar verme yetkisi hükümete ait. Yüksek Mahkeme iki Türk vatandaşının durumunda iadenin yasal olmadığına hükmetmiş oldu.

Türkiye İsveç’in NATO üyeliğine aylardır yükselttiği itirazı Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kaldırmıştı. İsveç’in NATO üyeliğine onayın 15 Temmuz’da tatile girecek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine Ekim ayında gelmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuyla ilgili dün Litvanya’da yaptığı açıklamada “2 aylık bir Meclis tatili var. Tabii ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil. Zira birçok uluslararası sözleşmeler var, birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Bunların önem sırasına göre bu attığımız adım da burada yerini alacak ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek bizim hedefimiz” demişti.

Paylaşın

Lozan Antlaşması Yargıya Taşınıyor; Yasal Süreç Nasıl İşleyecek?

Lozan Antlaşması, imzalanmasının 100’üncü yılında ilk kez yargıya konu oldu. DİAKURD, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının uygulanmadığı gerekçesiyle Lozan’ı Danıştay’a taşıyor.

Danıştay’ya dava açma başvurusuyla ilgili olarak Diyarbakır’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Avukat Hişyar Özalp, açılan davanın bir ilk olduğunu belirterek “Kuzey Kürtleri ilk kez hem Lozan’ı kabul etmiyor, hem self-determinasyon hakkının uygulanmasını resmi olarak istiyor” dedi.

Lozan Antlaşması imzalanırken Kürt halkının iradesine başvurulmadığını ifade eden Özalp, Lozan’da Kürt toplumunun temsil edilmediğini vurguladı. Özalp, davanın Kürt milletinin talebi olduğunu söyledi.

Avukat Rıdvan Dalmış ise Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik Kültürel ve Sosyal Haklar Sözleşmesinin 1’inci maddesine dayanarak Kürt toplumunun kendi kaderini tayin etme hakkının hayata geçirilmesi için dava başvurusunda bulunduklarını söyledi.

Sözleşmelerin altında Türkiye’nin de imzası olduğunu ve Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereği uygulama yükümlülüğü bulunduğunu belirten Dalmış, “Türkiye’de Kürtlere yönelik etnik ayrımcılığın devam ettiğini” ve “bu nedenle self-determinasyon hakkı ile ilgili şartların hepsinin mevcut olduğunu” kaydetti.

DW Türkçe’den Felat Bozarlan’ın haberine göre; Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı ve dünya devletleri arasında tanınırlığının sağlandığı Lozan Antlaşması, imzalanmasının 100’üncü yılında ilk kez yargıya konu oldu. Lozan’ın yargıya taşınmasına neden olan süreç, Kürt Diaspora Konfederasyonu (DİAKURD) adına Mayıs ayında Cumhurbaşkanlığına gönderilen bir dilekçe ile başladı.

DİAKURD’un dilekçesinde Lozan Antlaşması’nın iptali ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesi talep edildi. Ancak Cumhurbaşkanlığı dilekçeye yasal süre olan bir ay içinde cevap vermeyerek hukuki anlamda talebi zımnen reddetmiş oldu. Talebin zimnen reddedilmesi üzerine DİAKURD avukatları, dava açılması talebiyle Danıştay’a başvurdu.

DİAKURD avukatları Hişyar Özalp ve Rıdvan Dalmış’ın Danıştay’a gönderilmek üzere Diyarbakır Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne sunduğu dilekçede, “Lozan’da kabul edilen anlaşmanın Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklı tüm haklarının gasp edilmesiyle sonuçlandığı” savunuldu. “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Kürt halkının varlığının bile inkâr edildiği” belirtilen dilekçede, “1924 anayasasında Türkiye’de yaşayan herkesin Türk olduğunun kabul edildiği” vurgulandı.

“Kürtleri yok sayan sistematik asimilasyon politikasının halen bütünüyle yürürlükte olduğu” iddiasının yer aldığı dilekçede, “Kürtlerin her halk gibi siyasal statüsünü özgürce belirleme, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasını elinde tutma hakkına sahip olduğu” vurgulandı.

Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukukun “self-determinasyon” (kendi kaderini tayin) hakkını tanıdığı belirtilen dilekçede, bunun sömürge olmayan halkların da hakkı olduğu ifade edildi. Bangladeş, Eritre, Darfur ve Kosova gibi örneklere yer verilen dilekçede, “iç self determinasyon” hakkının uygulanmaması durumunda “dış self – determinasyon” hakkının uygulanması hakkının doğacağı görüşü dile getirildi. Dilekçede “etnik, dilsel, tarihi ve kültürel olarak Türk halkından tamamen farklı olan Kürtlerin self-determinasyon hakkına haiz bir halk olduğu” savunuldu.

“Türkiye’de nüfusu 20 milyondan fazla olan Kürtlerin her türlü idari, siyasi ve kültürel özerklikten uzakta ve başka bir etnik kimlik altında yaşamaya zorlandığının” belirtildiği dilekçede, “Lozan Anlaşması’nın Kürtlerin self-determinasyon hakkını ortadan kaldırdığı, böylelikle bağımsız Kürdistan devletinin kurulmasını engellediği ve bu durumun ahlaki ve insani olarak kabul edilemez olduğu bir başka gerçektir” denildi.

“Kürt halkının iradesine başvurulmadı”

Danıştay’ya dava açma başvurusuyla ilgili olarak Diyarbakır’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Avukat Hişyar Özalp, açılan davanın bir ilk olduğunu belirterek “Kuzey Kürtleri ilk kez hem Lozan’ı kabul etmiyor, hem self-determinasyon hakkının uygulanmasını resmi olarak istiyor” dedi.

Lozan Antlaşması imzalanırken Kürt halkının iradesine başvurulmadığını ifade eden Özalp, Lozan’da Kürt toplumunun temsil edilmediğini vurguladı. Özalp, davanın Kürt milletinin talebi olduğunu söyledi.

Avukat Rıdvan Dalmış ise Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik Kültürel ve Sosyal Haklar Sözleşmesinin 1’inci maddesine dayanarak Kürt toplumunun kendi kaderini tayin etme hakkının hayata geçirilmesi için dava başvurusunda bulunduklarını söyledi.

Sözleşmelerin altında Türkiye’nin de imzası olduğunu ve Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereği uygulama yükümlülüğü bulunduğunu belirten Dalmış, “Türkiye’de Kürtlere yönelik etnik ayrımcılığın devam ettiğini” ve “bu nedenle self-determinasyon hakkı ile ilgili şartların hepsinin mevcut olduğunu” kaydetti.

24 Temmuz’da Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yılını dolduracağına dikkat çeken Rıdvan Dalmış, “Bu anlaşma isminde barış olmasına rağmen biz Kürtlere sadece ölüm ve acı getirmiştir. Lozan Kürtlerin self-determinasyon hakkını sonsuza kadar ellerinden almayı amaçlamış, Kürt halkını asimile ederek yok etmek istemiştir. Açtığımız davada bu haksızlığın aslında uluslararası hukuka aykırı olduğunu sözleşmeler, teamüller, içtihat, doktrin ve hukukun genel ilkeleriyle açıkladık” şeklinde konuştu.

Yasal süreç nasıl işleyecek?

Cumhurbaşkanlığı’nın yapılan başvuruya yasal süre olan 30 gün içinde cevap vermemesi üzerine Danıştay’da dava açıldı. Danıştay’ın ise yargılamayı yapmak veya davayı reddetmek şeklinde iki seçeneği bulunuyor.

DİAKURD yetkilileri Danıştay’dan olumlu bir karar beklemiyor. Ancak dava reddedilirse bu kez Anayasa Mahkemesi’ne başvurularak iç hukuk yolları tüketilmiş olacak. Anayasa Mahkemesi’nden de bir sonuç alınamazsa bu kez Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne başvuru yapılacak.

Paylaşın

AK Parti Adana İl Başkanı İstifa Ettiğini Duyurdu

Adalet Ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Adana İl Başkanı Mehmet Ay, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla görevinden istifa ettiğini duyurdu. 1982 doğumlu Ay, 2019’dan beri bu görevi yürütüyordu.

Haber Merkezi / Mehmet Ay, istifa gerekçesini açıklamazken, “görevden af talebim genel merkezimizle yaptığımız istişareler sonucunda uygun görülmüştür” dedi. Erdoğan’a teşekkür eden Mehmet Ay, bundan sonra da AK Parti çatısı altında “Adana için çalışmaya” devam edeceğini kaydetti.

AK P Adana İl Başkanı Mehmet Ay, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda istifasını duyurdu. Ay, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“Bu onurlu ve şerefli görevi bana yapma imkanı sağlayan Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, kıymetli bakanlarımıza ve genel merkez teşkilatımıza şükranlarımı sunuyorum. Yaklaşık 4 yıldır, bakanlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız,

meclis üyelerimiz, il ve ilçe teşkilatlarımızla birlikte nasıl omuz omuza vererek, bu davanın neferi olarak hizmet ettiysek, göreve geldiğimizde söz verdiğimiz gibi bir başarı hikayesi yazdıysak, bundan sonra da aynı heyecanla partimizin çatısı altında ülkemiz ve güzel Adana’mız için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğim.”

Görevi süresince kendisine destekte bulunanlara teşekkür eden Ay, “AK Parti Adana İl Başkanlığı görevinden istifa ettiğimi ve bugünden sonra da AK Parti üyesi olarak partimizin ve liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın emrinde olacağımı tüm kamuoyuna bildiririm” ifadelerini kullandı.

Mehmet Ay Kimdir?

1982 yılında Adana’da dünyaya gelen Mehmet Ay, ilk, orta ve lise öğrenimini Adana’da tamamladı. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiren Ay, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye bölümünde yüksek lisansını tamamladı. 2007 yılından itibaren avukatlık görevini sürdüren Mehmet Ay, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Paylaşın

Erdoğan: 6 Şubat Depremlerinin Maliyeti 104 Milyar Dolar

6 Şubat’taki depremlere ilişkin açıklamada bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enkazın tamamını kaldırdık. Deprem riski olmayan alanlarda kalıcı konutların inşasına süratle başladık. Ekim, kasım aylarından itibaren yapımı tamamlanan konutların teslimatını peyderpey gerçekleştireceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İlk bir yılda 319 bin konutun inşasını bitirip hak sahiplerine teslim edeceğiz. Toplamda 650 bin konut inşa etmeyi hedefliyoruz. Şehirlerimizi eskisinden daha güvenli, dayanıklı hale getirmekte kararlıyız. Depremin ülkemiz ekonomisine maliyeti toplam 104 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu ağır yükün altından, siz dostlarımızın da desteğiyle inşallah hep birlikte kalkacağız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Alman Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (DIHK) organizasyonunda, düzenlenen “Türk-Alman Konferansı: Depremden Etkilenen Bölgelerde İş Dünyasının Yeniden Güçlendirilmesinde Avrupa Özel Sektörünün Rolü” başlıklı konferansa video mesaj gönderdi.

6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremde 50 binden fazla vatandaşın hayatını kaybettiğini hatırlatan Erdoğan, depremin vurduğu 11 ilde, 872 bin bağımsız bölümün olduğu 311 bin binanın kullanılamaz hale geldiğini söyledi.

İş yerleri, tarım alanları, ticarethaneler ve fabrikaların zarar gördüğünü, 14 milyon insanın depremin olumsuz etkilerini bizzat yaşadığını belirten Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin yardım ve inşa sürecinin en önemli aktörleri arasında yer aldığını kaydetti.

Erdoğan deprem döneminde Türkiye’nin yanında olan herkesi şükranla hatırlayacaklarını belirterek şöyle konuştu:

“Enkazın tamamını kaldırdık. Deprem riski olmayan alanlarda kalıcı konutların inşasına süratle başladık. Ekim, kasım aylarından itibaren yapımı tamamlanan konutların teslimatını peyderpey gerçekleştireceğiz. İlk bir yılda 319 bin konutun inşasını bitirip hak sahiplerine teslim edeceğiz. Toplamda 650 bin konut inşa etmeyi hedefliyoruz. Şehirlerimizi eskisinden daha güvenli, dayanıklı hale getirmekte kararlıyız. Depremin ülkemiz ekonomisine maliyeti toplam 104 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu ağır yükün altından, siz dostlarımızın da desteğiyle inşallah hep birlikte kalkacağız.”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Alman Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen konferansı memnuniyetle karşıladığını söyleyen Erdoğan, “Konferansa video mesajı göndererek destek sağlayan kıymetli dostum Sayın Şansölye Olaf Scholz’a teşekkür ediyorum. Türkiye ve Almanya’ya ilaveten Avrupa’nın birçok ülkesinden konferansa iştirak eden firmaların varlığı bizleri ayrıca sevindirmiştir. Katılan ve katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Erdoğan’dan Avrupa Birliği açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde yeni bir sürecin başlama ihtimaline ilişkin, “Avrupa Birliğinden göreceğimiz olumlu çalışmalar neticesinde biz de verdiğimiz sözleri hayata geçirmek için çalışmalara başlarız” dedi.

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen NATO Zirvesi dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, AB ile yeni dönem üzerine görüşmeler yapmak üzere danışmanını Brüksel’e gönderdiğini söyledi.

Erdoğan, “Gerek Gümrük Birliği konusu gerekse vize serbestisi konularını görüşecek. Bunların Türkiye lehine olacağına inanıyorum. Bugün Ursula von der Leyen de bununla ilgili bize olumlu bazı şeyler de söyledi. Danışmanım Çağatay Bey de oradan olumlu gelişmelerle dönecektir diye düşünüyorum” diye konuştu.

Geçen yıl üzerinde mutabık kalınan konuların hayata geçmediği için sürecin bugüne geldiğini vurgulayan Erdoğan, “Bundan sonra da verilen sözlerin hayata geçirilmesine göre biz de harekete geçeriz. Netliğimizi, bu konuda tavizsiz olduğumuzu muhataplarımıza anlattık” dedi.

Paylaşın

Türkiye – Rusya İlişkilerinde Kırılma Mı Yaşanıyor?

Uzmanlar son dönemde yaşanan gelişmelerin Türkiye – Rusya ile ilişkilerde çok ciddi bir kırılma olmasa da “hafif düzeyli bir ayar” olduğu kanısında. Jim Townsend, “Putin hafife almaya çalışsa da İsveç’in NATO’ya üye olması büyük bir darbe ve işgal amaçları bakımından Putin için korkunç bir sonuç. Ancak bu durumun Erdoğan ve Putin arasındaki ilişkiye zarar vereceğini sanmıyorum. Her zaman aynı fikirde olmasalar da birbirlerini ABD ve Avrupa’ya sinyal göndermek için kullanıyorlar” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ve NATO’yu da Rusya’yı da kendisinden uzaklaştırmak istemediğini söyleyen Jim Townsend, “Kendisinin ya da Türkiye’nin çıkarına olduğunu hissettiğinde ilişkileri yeniden dengelemeye çalışacaktır. (Erdoğan) İsveç ve ABD ile de köprüleri yıkmak istemedi. Bu nedenle Batı ile ilişkilerini tehlikeye atmadan mümkün olduğu kadar son dakikaya kadar elinden geldiğinde bastırdı, taviz almaya çalıştı” sözleriyle durumu değerlendirdi.

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakması, NATO zirvesi kapsamında yapılan Biden-Erdoğan görüşmesi ve Moskova-Ankara arasında yaşanan gelişmeler, “Türkiye yeniden Batı’ya mı yaklaşıyor?” sorusunu gündeme getirdi. Uzmanlar gelişmelerin Rusya ile ilişkilerde ciddi kırılma olmasa da “hafif düzeyli bir ayar”a işaret ettiği kanısında.

İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin son ana kadar olumsuz sinyal veren Türkiye haftalardır devam eden diplomasinin ardından yeşil ışık yaktı. ABD Başkanı Joe Biden, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta “tarihi” olarak nitelediği NATO zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşmede “Diplomasi çabanız ve cesaretiniz için teşekkür ederim” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Başkan Biden’la yaptığı görüşmenin basına açık bölümünde yeni bir süreci başlattıklarını söyleyerek, “Stratejik mekanizma kapsamında sıranın devlet başkanları düzeyinde istişarelere geldiği kanaatindeyim” diye konuştu.

İsveç düğümü nasıl çözüldü?

Vilnius’tan gelen haberlerin hemen ardından Washington’da Türkiye’nin F-16 talebine ilişkin gündem hareketlendi.

Türkiye’ye F-16 satışında anahtarı elinde tutan ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’nun Demokrat Partili Başkanı Bob Menendez, Yunanistan’ı işaret ederek, “Biden yönetimi Türkiye’nin komşularına saldırganlığının durması konusunda bir yol bulabilirse, ki son aylarda durum sakin, çok iyi olur ama bunun kalıcı bir gerçeklik olması gerekir” dedi. Menendez bu konuda önümüzdeki bir hafta içinde karar alabileceğinin sinyalini verdi.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’e konuşan uzmanlara göre, Rusya’nın Ukrayna işgalinden sonra NATO’ya üyelik başvurusu yapan İsveç konusunda Türkiye’nin daha fazla ayak dirememe kararında, iki liderin hem telefonla hem yüz yüze görüşmesi; Yunanistan ve Türkiye ile birlikte Akdeniz ve güvenlik konularına eğilme imkanı ve Biden yönetiminin Türkiye’nin F-16 talebi konusunda Kongre ile çalışma vaadi etkili oldu.

NATO Zirvesi’nin yapıldığı Vilnius’tan Biden-Erdoğan görüşmesini değerlendiren ABD Savunma Bakanlığı eski NATO Politikasından Sorumlu Bakan Yardımcısı Jim Townsend, “Bana kalırsa Biden’ın Erdoğan’la diyalog kurması seyrin değişmesine yardımcı oldu” diyor.

“Türkiye ekonomik zorluk yaşadığı dönemde Batı’dan yatırım istiyor”

Washington’daki düşünce kuruluşu Center for American Progress’in Türkiye uzmanı Alan Makovksy VOA Türkçe’ye verdiği röportajda Türkiye’nin kararında ekonomik sorunların da rol oynadığına dikkat çekti.

Makovksy, “Türkiye pragmatik bir karar aldı. Erdoğan bu konunun Başkan Biden ve diğer müttefikler için önemli bir konu olduğunu bliyordu. Türkiye ekonomik zorluk yaşadığı bir dönemde Batı’dan yatırım istiyor’’ sözleriyle durumu değerlendirdi.

Her iki uzman da Türkiye’ye F-16 satışına uzun süredir itiraz eden ve süreçte kilit rolü bulunan Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun Demokrat Partili Başkanı Bob Menendez’in vetosunu kaldıracağı görüşünde.

Zirve öncesinde İsveç’in NATO üyeliğinde ilerleme olması halinde F-16’lar konusunda hareketlilik olacağı öngörüsünde bulunan Jim Townsend, “Menendez Biden’ın buradan kazançlı çıkması için gerekeni yapacaktır. Kongre ile birlikte Kongre’nin kendi hızında çalışacaklardır’’ diyor.

Rusya ile ilişkilerde kırılma mı yaşanıyor?

Türkiye’nin S-400 füze savunma sistemi satın aldığı Rusya ile son yıllarda derinleşen ilişkileri uzun bir süre ve özellikle Ukrayna işgalinin ardından başta ABD olmak üzere Batı’da rahatsızlığa yol açtı.

Batı’nın Ukrayna işgali sebebiyle Moskova’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayan Ankara diğer yandan Kiev’e silahlı insansız hava aracı sağlamıştı. Vilnius’taki kritik NATO zirvesinden önce Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski Türkiye’deydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’nın “sonuçlarını yakından izliyoruz” dediği Ukrayna lideri Zelenski ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Ukrayna’nın “şüphesiz NATO’da olmayı hak ettiğini” söyledi.

Türkiye geçen yıl Rusya’nın Türkiye’de kalmaları koşuluyla medyada “Azov komutanları” adıyla bilinen Ukraynalı beş komutanın serbest kalması sürecinde rol üstlenmişti. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski Türkiye ziyaretinin ardından ülkesine beraberinde komutanları da alarak döndü. Rusya Türkiye’yi anlaşmanın koşullarını ihlal etmekle suçladı.

Zelenski’nin Türkiye’den Azov komutanlarını alarak ayrılması, NATO zirvesi sırasında gerçekleşen Biden-Erdoğan görüşmesi ve Türkiye’nin İsveç kararının ardından, uluslararası basında Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerini yeniden düzenlediği yönünde yorumlar yer aldı.

NATO’nun genişlemesini kendisine yönelik bir tehdit olarak gören Kremlin ise, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesinin ardından gelen açıklamada, “Türkiye’nin Rusya’dan uzaklaşıp Batı’ya yaklaştığı” yorumlarını hafife aldı.

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, “Türkiye kendisini Batı’ya yönlendirebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde Batı’ya yoğun şekilde ve daha az yoğun şekilde yöneldiği dönemler oldu. Ancak kimsenin Türkiye’yi Avrupa’da görmek istemediğini de biliyoruz. Türk ortaklarımız da pembe gözlük takmamalı” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin NATO üyesi olarak İsveç konusunda yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini anladıklarını belirten Kremlin sözcüsü, Moskova’nın Ankara ile “tüm anlaşmazlıklara rağmen karşılıklı fayda sağlayan ilişkileri devam ettirmek istediğini” söyledi.

Uzmanlar yaşanan gelişmelerin Rusya ile ilişkilerde çok ciddi bir kırılma olmasa da “hafif düzeyli bir ayar” olduğu kanısında.

Jim Townsend, “Putin hafife almaya çalışsa da İsveç’in NATO’ya üye olması büyük bir darbe ve işgal amaçları bakımından Putin için korkunç bir sonuç. Ancak bu durumun Erdoğan ve Putin arasındaki ilişkiye zarar vereceğini sanmıyorum. Her zaman aynı fikirde olmasalar da birbirlerini ABD ve Avrupa’ya sinyal göndermek için kullanıyorlar” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ve NATO’yu da Rusya’yı da kendisinden uzaklaştırmak istemediğini söyleyen Jim Townsend, “Kendisinin ya da Türkiye’nin çıkarına olduğunu hissettiğinde ilişkileri yeniden dengelemeye çalışacaktır. (Erdoğan) İsveç ve ABD ile de köprüleri yıkmak istemedi. Bu nedenle Batı ile ilişkilerini tehlikeye atmadan mümkün olduğu kadar son dakikaya kadar elinden geldiğinde bastırdı, taviz almaya çalıştı” sözleriyle durumu değerlendirdi.

Rusya tarafından henüz teyit edilmemiş olsa da, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Türkiye’yi ziyaret etmesinin planlandığına atıfta bulunan Alan Makovksy, “Batı ülkelerinin yaptırım uyguladığı bir sırada Rusya açısından Türkiye önemli bir ekonomik çıkış yolu. Ne olacağını göreceğiz ama Türkiye’nin daha öncekine göre Rusya konusunda biraz daha güvenli hissettiğini algılıyorum’’ diyor.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Erdoğan: Bir An Önce Bitmesini İstiyoruz

NATO Liderler Zirvesi’nin ardından basın toplantısı düzenleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin beklentilerini İsveç’in taahhütlerini yerine getirmesi konusunu ele aldık. İsveç’in üyelik konusuyla ilgili önümüzdeki süreçlerin nasıl şekilleneceğini ele aldık. İsveç, bizim AB’ye tam üyeliğimize ve gümrük anlaşmasının yenilenmesine destek verecek. İsveç üzerine düşeni yapmayı sürdürecek” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu yol haritasını şu anda İsveç makamları pazartesi akşamı yaptığımız görüşme kapsamında bize sunacaklar. Biz de bunu TBMM’ye sunacağız. Şu anda meclisimiz kapalı, açıldığı zaman TBMM başkanımızın öne çıkaracağı sözleşme bu olacaktır. Birinci derecede onay makamı TBMM’dir. Bir an önce bu sürecin bitmesini istiyoruz.”

Erdoğan, toplantının soru cevap kısmında ABD’nin Türkiye’ye F-16 satışına dair görüşleri sorulduğunda Erdoğan, “her zamankinden daha umutlu” olduğunu söyledi.

ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmesine değinen Erdoğan, “Bizlere ifade etiği konu, onlarda da Kongre’nin bağlayıcı oluğunu söylüyorlar. Kendisi elinden gelen her şeyi yapacağını bizlere söyledi, takipçisi olacağım ve umutluyum dedi ama aynen işte bizde de nasıl parlamentodan geçmesi gerekiyorsa orada da Kongre’den geçmesinin gerektiğini ve bazı zaman zaman Demokratlar’dan bazen Cumhuriyetçiler’den engel çıktığını ifade ettiler. Temennimiz odur ki olumlu bir neticeyi alırız. Her zamankinden ben de daha umutluyum” diye konuştu.

Erdoğan gazetecilerin sorusu üzerine Türkiye’nin demokrasi, hak ve özgürlükler konusunda bir sıkıntısı olmadığını söyledi. Cumhurbaşkanı, “Dünyada yüzde 90’a yakın bir katılımla seçim yapıldığını hangi ülkede gördünüz? Ama bakın bizim son seçim yüzde 88 katılımla neticelendi ve ben oradan seçildim. Hak ve özgürlükler konusunda eksik olan bir şey söz konusu değil” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi’nin ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye olarak müttefiklerimizle dayanışma içinde hareket ederken aynı zamanda savaşın sona ermesi için yoğun çaba sarf ediyoruz. İlk günden itibaren Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uyguladık. Savaş gemilerinin Türk boğazlarından geçmesine müsaade etmedik. Böylece çatışmaların diğer bölgelere sıçramasının önüne geçtik. İstanbul süreciyle başlayan temas trafiği, Ukrayna tahılının sevkine izin Karadeniz Girişimi ve esir takaslarıyla devam ediyor. Yaptığımız görüşmeler neticesinde Tahıl Anlaşması iki kez uzatıldı.

Mutabakat kapsamında bugüne kadar 33 milyon tondan fazla tahıl ürünü dünya pazarlarına ulaştırıldı. Ancak söz konusu mekanizmanın süresi 17 Temmuz’da doluyor. Yüz milyonlarca insana umut olan Karadeniz Girişimi’nin tekrar uzatılması için görüşmelerimiz devam ediyor. Ukrayna Devlet Başkanı sayın Zelenski’nin geçen cuma günü ülkemize yaptığı ziyarette diğer meselelerle beraber bu konuyu ele aldık. Sayın Zelenski girişimin devamından yana. Sayın Putin’in de bazı önerileri oldu. Bu önerileri de dikkate alarak çözüm odaklı çalışıyoruz.

Zirvenin ilk oturumunda müttefiklerin savunulmasını ilgilendiren konuları ele aldık. Türkiye’nin müttefiklerinin savunma taahhüdüne bağlı olduğunu, ittifak dayanışması çerçevesinde sorumluluklarını her zaman yerine getirdiğini bir kez daha vurguladık. Tabii dayanışma sadece bizim değil, tüm müttefiklerin içselleştirilmesi ve rehber edinmesi gereken bir ilkedir.

Bazı müttefiklerimizin bilhassa PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD, YPG ile kurdukları çarpık ilişki ittifakın birlik ve bütünlüğüne zarar veriyor. Bu yaklaşımın makul ve mantıklı hiçbir açıklaması yoktur. Son yıllarda yaşadığımız onca acıya rağmen terörle mücadele konusunda hâlen bunları konuşuyor olmak gerçekten düşündürücüdür.

Terörle amansız ve amasız mücadele bizim kırmızı çizgimizdir. Artık tüm müttefiklerimizden kararlı ve net bir tavır bekliyoruz. Bu konudaki mesajımızı açık bir şekilde mevkidaşlarıma ilettim. NATO tarihinde ilk defa Genel Sekreter tarafından Terörizmle Mücadele Özel Koordinatörü atanacağı duyuruldu. 10 yılı aşkın süredir güncellenmeyen rehber ilkelerin gözden geçirilmesi çalışmalarına başlanması kararı alındı. Ayrıca aramızda konuşup mutabakat sağlanan ilave pek çok husus var. Bunların ittifakın terörizme karşı duruşunu teyit ve tahkim eden adımlardır. Bu kararların alınmasına Türkiye’nin yürüttüğü çalışmaların büyük tesiri olmuştur.

AB üyelik sürecimizde yarım asırdan fazla süredir karşılaştığımız çifte standartlar herkesin malumudur. Biz haksızlığa, hukuksuzluğa maruz bırakılsak da başkalarına haksızlık yapmadık. Ne tutamayacağımız sözleri verdik ne de bize verilen sözlerin kulak arkası edilmesine rıza gösterdik. Finlandiya’nın üyeliği NATO ilkelerine riayet eden müttefiklik hukukunu içselleştiren ülkelere yönelik tavrımızı teyit etmiştir. Türkiye ittifakın genişlemesine verdiği ilkeli desteği böylece bir kez daha ortaya koymuştur. Zirve toplantılarımızda ve ikili görüşmelerimizde İsveç’in NATO’ya katılımı meselesi gündemimizde yer aldı.

Yaptığımız ortak açıklama ile İsveç’in üyelik süreciyle ilgili önümüzdeki dönemde atılacak adımları tespit ettik. Buna göre Üçlü Daimi Ortak Mekanizma’nın yanı sıra, İsveç ile Bakan düzeyinde kurulmasına karar verilen İkili Güvenlik Mekanizması ile terörle mücadelede iş birliğini arttıracağız. İsveç, tüm terör örgütleriyle mücadele başta olmak üzere Üçlü Muhtıra’da kayıtlı hususların uygulanmasını içeren bir yol haritası sunacak.

Ayrıca İsveç ülkemizin AB üyelik sürecine, ekonomimiz açısında kritik öneme haiz Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesine ve vize serbestisine Birlik üyesi sıfatıyla aktif destek verecek. Türkiye’ye uygulanan özellikle savunma sanayi alanındaki kısıtlamaların kaldırılması noktasında İsveç üzerine düşeni yapmayı sürdürecek. Bu temel üzerinde yapılacak mütalaalara göre biz de İsveç’in katılımıyla ilgili süreci bir sonraki safhasına geçeceğiz.

İsveç’in NATO’ya katılım protokollerini onaylayacak mercii milli iradenin temsilcisi olan TBMM’dir. Bizim gibi milletvekillerimiz de süreci yakından takip edecek. İsveç’ten mutabakata varılan maddelerde somut ilerlemeler göreceğimize inanıyorum.

Zirvenin NATO’nun caydırıcılığını arttırma yanında bizim açımızdan en önemli çıktısı gerek terörizmle mücadele gerek AB üyelik sürecimiz gerekse ülkemize yönelik yaptırımların kaldırılması noktasında yeni başlangıçlara, kritik kararların alınmasına vesile olmasıdır.”

Soru – Cevap

Erdoğan ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Rus askerinin Karabağ bölgesindeki varlığına ilişkin Erdoğan, “Bizim tutumumuzdan çok bildiğiniz gibi buradaki anlaşma 2025’e kadar Rusya’nın belirlenen yerlerde kalmasıdır. 2025 yılında ise Rusya buraları terk edecektir. Anlaşma bu istikamettedir. Rusya’nın bu anlaşmaya sadık kalacağına inanıyorum. İlham Aliyev kardeşim de bunu zaten yakından takip ediyor” dedi.

İsveç’in NATO üyelik başvurusunun onaylanması sürecinde takvimin nasıl işleyeceğine ilişkin soruyu Erdoğan şöyle yanıtladı:

“İsveç bize yol haritasını sunacak. Bu yol haritasını bize sunduktan sonra biz de bunu TBMM Başkanlığı’na sunacağız. Çünkü bir draft (İngilizce: taslak) pazartesi akşamı ortaya çıktı. 7 maddelik draftı bizler Meclis’imize göndermek suretiyle, şu anda Meclis’imiz kapalı böyle bir sürede. Açıldığı zaman biz de bunu süratle Meclis Başkanımız inanıyorum uluslararası sözleşmelerde öne çıkaracağı sözleşme bu olacaktır. Tabii ki onay makamı birinci derecede Meclis’tir. Meclis’ten geçtikten sonra da benim onayıma gelir. Bunları da bizler yakın takipte takip edeceğiz. Bir an önce bu sürecin bitmesini de istiyoruz, isteyeceğiz.”

AB üyelik sürecinin ikili görüşmelerde yansıması ve AB ile vize serbestisi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin yeni adımlar atılıp atılmayacağı sorusuna Erdoğan şu cevabı verdi: “Biz bunu tüm liderlerle görüştük gerek gümrükler ile ilgili güncelleme gerekse vize serbestisi. En son von der Leyen ile de konuyu görüştük. Kendilerinden olumlu bir yaklaşımı bekliyoruz. Bu konuyla ilgili de şu anda Büyükelçi Çağatay Bey bu işin takipçisi, görev onda. Temenni ederim ki yarın Brüksel’de yapılacak görüşmelerde tekrar bu ele alınacak.”

Erdoğan, ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı görüşme ve F-16 satışına ilişkin, “Sayın Başkan’ın özellikle bizlere ifade ettiği konu, onlarda da Kongre bağlayıcı olduğunu söyledi. Kendisi elinden gelen her şeyi yapacağını bizlere söyledi. ‘Takipçisi olacağım, umutluyum’ dedi. Ama aynı işte bizde de nasıl parlamentoda geçmesi gerekiyorsa, orada da Kongre’de geçmesinin gerektiğini ve zaman zaman bazen Demokratlardan bazen Cumhuriyetçilerden engel çıktığını ifade ettiler. Fakat gerek sayın Başkan’ın gerek Dışişleri Bakanı’nın bu konuyla ilgili takipçisi olacağını bizlere söylediler. Temennimiz odur ki bu süreç içerisinde olumlu bir netice alırız. Her zamankinden ben de daha umutluyum.

Erdoğan savaş esirlerinin takasına ilişkin ise, “Ağustos ayı içinde Putin ile yüz yüze görüşmemiz olacağı kanaatindeyim. Orada da bunları tekrar yeniden tabii ele alacağız” dedi.

İsveç’in başvurusunun Meclis’te ne zaman ele alınacağına ilişkin Erdoğan, “İki aylık bir Meclis tatili var. Ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil. Zira birçok uluslararası sözleşmeler var, birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Bunların önem sırasına göre attığımız adım da burada yerini alacak. Ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek bizim hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Kongre’nin F-16 satışı konusunda Türkiye ile ilgili şartları kabul etmeye hazır olup olmadığının yanı sıra demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına yönelik kaygılar dolayısıyla uzun süredir durmuş olan AB üyelik görüşmelerinin canlandırılması için yapılacak reformlara ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı:

“Bu soruda tabii şunlar yatıyor. Görüyorum ki birinci derecede Türkiye’yi tanımıyorsunuz. Türkiye’nin demokrasi, hak ve özgürlükler konusunda bir sıkıntısı yok ki. Dünyada yüzde 90 yakın bir katılımla seçim yapıldığını hangi ülkede gördünüz? Herhalde şöyle parmak sayılarını bulmaz. Ama bakın bizim bu son seçim yüzde 88 katılımla neticelendi ve ben oradan seçildim. Hak ve özgürlükler noktasında eksik olan hiçbir şey söz konusu değil. Terör örgütü istediği gibi, bakıyorsunuz her yerde, kendine göre ne yazık ki istediklerini yapıyorlar, istedikleri gibi at koşturuyorlar. Ama bunlara karşı tabii herhalde devlet, devlet olmanın gereğini yapacaktır.

Yunanistan ve Kuzey Kıbrıs’a yönelik F-16’ların gelmesiyle, biz bugün Miçotakis ile görüşme yaptık. Bizim düşman kazanmak gibi bir derdimiz yok. Erdoğan’ın hedefi düşmanları arttırmak değil, dostları arttırmaktır. Bizim hedefimiz budur. Bugüne kadar biz hep bunu yaptık. Bugünkü görüşmemizde de bu dostluğumuzu nasıl daha fazla perçinleyeceğiz, nasıl bu dostluğumuzu daha da güçlendireceğiz, onun görüşmelerini yaptık. Bugünkü görüşme adeta temellerin yeniden atıldığı bir görüşme oldu. Asla F-16’ların bu istikamette kullanılması diye bir şey söz konusu olamaz, bugüne kadar olmadığı gibi.”

Son olarak Erdoğan, Türkiye’nin Irak’tan petrol alımına ilişkin, “Bizim Irak’tan petrol alımına yönelik bir sıkıntımız söz konusu değil. Bu tamamen Irak içinde merkezi yönetimle Kuzey Irak arasındaki sıkıntıdan kaynaklanan bir şey. Bu konuda da ilgili arkadaşlarım görüşmelerini yapıyorlar. Bizim de bu konuyla ilgili attığımız adım, Kuzey Irak yönetimi ile merkezi yönetimin arasındaki sıkıntıyı aşmalarıdır. Aştıkları anda biz zaten petrol hatlarının, borularının bu konuda açılmasından yanayız” dedi.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Erdoğan’a İsveç Sözü Hatırlatması

Saadet Meclis Grubu’nda konuşan Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, “Bir hafta önce Sayın Erdoğan, İsveç’e şöyle hitap etti; Boşuna uğraşma İsveç, sen benim mukaddes kitabım Kur’an-ı Kerim’in yakılmasına izin verdikçe NATO’ya giremezsin. Aynı günlerde Bahçeli, ‘İsveç’le ilişkilerimizi keselim’ diyordu” dedi vee ekledi:

Haber Merkezi / “Bunlar böyle işte. Bir hafta içinde tutum değiştirdiler. Ne tutum koydunuz İsveç’e? Sebebi çok açık. Biden ile bir görüşme yapabilmek için taviz verdiler. Bundan sonra Sayın Erdoğan’ın ilk hedefi; Washington’a bir saatliğine de olsa gidebilmektir.”

Gelecek Partisi milletvekillerinin Saadet Partisi’ne geçmesiyle kurulan SAADET Meclis Grubu’nun ilk grup toplantısını gerçekleştirdi. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu toplantıda söz aldı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun cümlelerinin satırbaşları şu şekilde:

“1946 da dahil bugüne kadar gelen seçimler dahil devlet imkanlarının en hoyrat kullanıldığı bir seçim yaşadık. Montaj videolar yalan kampanyalarla tam bir psikolojik harp uygulandığı bir seçimdi. Buna rağmen yüzde 48-52 şeklinde bir denge oluştu. Toplumumuz karpuz gibi ortadan ikiye ayrılmış gibi görünüyor.

Biz Gelecek ve Saadet Partisi milleti bütünleştirmenin, milletin vicdanını harekete geçirmenin mücadelesini vereceğiz. Seçim sonrasında iktidar tüm devlet imkanlarını kullanarak kazandığı pirus zaferini geçmiş yolsuzluklarına ibra imiş gibi tutumunu değiştirmeden siyaset yöntemini kullanıyor.

Halkın yüzde 48’i bize neden karşı çıktı diye düşünmediler. Milletimiz size bir uyarı vermiştir. Muhalefet kendi iç muhasebesini yaparken ciddi savrulma da yaşıyor. Altılı masanın kazanımlarınn tehdit eder hale geldi. Seçmen bize bir mesaj vermiştir. Milletin iradesini tartışmayalım, millet bize ne demek istedi onu konuşalım.

Biz şu sonuca vardık, milletin verdiği mesaj, “Bu iktidardan memnun değilim ama önümüze güçlü bir alternatif koyamadınız” dedi millet. Milletimizin önüne güçlü bir alternatif koymak için bir araya geldik, artık önünüzde güçlü bir alternatif var.

İsveç’in üyeliğinin konuşulduğu bu günlerde, Bosna Hersek’in üyelik eylem süreci dondurulmuşken, masaya konulan en önemli dosyalardan birisi Bosna Hersek’in NATO’ya üyelik süreci olmalıdır. Bakanlık ve Başbakanlık süreçlerimde takip ettiğim bu süre. maalesef bizden sonra takip edilmedi. Bu süreç önemlidir. Çünkü NATO’ya üyeliği ile birlikte Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü teminat altına alınacak ve Türkiye Cumhuriyeti, Bosna Hersek’in bu anlamda koruyucusu olacaktır.

15 Temmuz 2016’da hain bir çete devletimize nüfuz etmiş ve bir gece milletimizi bombalarken, milletimiz bu çeteye ‘Dur’ dedi. 15 Temmuz şehitlerinin kanları üzerinde, kendi otoriter yolsuzluk düzenlerini kuran bugünkü iktidar sahiplerine sesleniyorum; 15 Temmuz’un aziz şehitlerinin kanı üzerinde kumar oynamayın. Kendi İçişleri Bakanınızın, 15 Temmuz’un faili ilan ettiği bir ülkeye, bugünkü ekonomik yoksullaşmanın sorumlusu olarak, gidip 3-5 milyar dolar için avuç açmayın.

Sayın Karamollaoğlu da izin verirse ekimde Meclis açılır açılmaz ortak grubumuzun ilk yasa teklifinin “Siyasi Ahlak Yasası” olmasını teklif ediyorum.

“Karamollaoğlu ve biz çok çaba sarf ettik”

Sayın Karamollaoğlu ve biz seçim öncesinde çok çaba sarf ettik. Cumhur İttifakı’ndan kopanların rahatça oy verecekleri bir alternatif için çok çalıştık. Olmadı. Ama şimdi önümüze bakacağız. İki bakan değişmedi sadece; biri Kültür ve Turizm Bakanı biri ise Sağlık Bakanı. Niye? Çünkü tam seçim ortamında Ege’de imar yasağı getirilen yetki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verildi. Yetmedi. Anadolu’nun her bir köşesindeki yerlere rant olarak baktılar. Bizim meselemiz vatanın her bir köşesini korumaktır. İstanbul’u korumayı boynumuzun borcu biliyoruz. Onun için ‘imar yasası’ demiştik, karşı çıktılar.

Eğer bir ülkenin gençleri, başka ülkelere gidebilmek için riski yolculukları göze alıyorsa vatan tehlikededir. Gençlere, ‘Giderseniz gidin’ diyen o hoyrat sese sesleniyorum; Bu vatanın evlatları, bu vatanda yaşamaya devam edecektir. Ama siz iktidardan gideceksiniz.

AK Parti Genel Başkanı’ndan başlayarak Cumhur İttifakı’nın bütün üyelerine bakın. Hepsi seçim boyunca bizlere, ağır hakaretlerle saldırdılar, montaj videolar yayınladılar. Cumhur İttifakı’na oy vermiş seçmen kardeşlere de seslenerek, biz bölmeye değil birleştirmeye geliyoruz. Biz kutuplaştırmaya değil, kucaklaştırmaya geliyoruz.

Herhangi birimizin terör örgütüyle bağımız varsa çıkarın dosyaları, ama yoksa bu kürsüden her toplantıda size “müfteri” diye sesleneceğiz. Başımızı kaldıracağız, yeni dönemin habercisi olacağız.

Bir hafta önce Sayın Erdoğan, İsveç’e şöyle hitap etti; Boşuna uğraşma İsveç, sen benim mukaddes kitabım Kur’an-ı Kerim’in yakılmasına izin verdikçe NATO’ya giremezsin. Aynı günlerde Bahçeli, ‘İsveç’le ilişkilerimizi keselim’ diyordu. Bunlar böyle işte. Bir hafta içinde tutum değiştirdiler. Ne tutum koydunuz İsveç’e? Sebebi çok açık. Biden ile bir görüşme yapabilmek için taviz verdiler. Bundan sonra Sayın Erdoğan’ın ilk hedefi; Washington’a bir saatliğine de olsa gidebilmektir.

Kapılar ardında bile ağzımızdan çıkmayan bir sözcük TBMM’de kadına yönelik söylenmişse kadına saygıdan söz edilebilir mi? Bu nezaketsizliğe son vermeye geleceğiz. Hekimlere “giderlerse gitsinler” diyen nobran sesi unuttuk mu?

Her şeyin telafisi mümkündür. Bir tek umudu kaybederseniz telafi edemezsiniz. Başkalarının ahlakıyla ahlaklanmamayı ilke ediniyoruz. Bize LGBT’ci diyen Erdoğan’a sesleniyorum: Bu topluluktan LGBT’ci çıkmaz ama sizden de aileyi koruyan çıkmaz.

(Tokatçı meselesi) Sayın Erdoğan bu tabirleri nereden buluyor bilemiyorum. Onlara hakaret, bize nezaket yakışır. HÜDA PAR, YRP meclise zembille mi indi? Onlar da AK Parti’yi mi tokatladı? O zaman sen de tokatlanansın. Rıza Zarrab kimi tokatladı? Bu saatten sonra Hazineyi tokatlayan olursa karşısında 20 cesur yürek olacak. İki ay önce bizi Amerika’nın ajansları olarak nitelendirenler şimdi neredeler? Gerçek Türkiye Yüzyıllarını inşa edeceğiz. Siyasi iktidarın sonu gelirken, biz daha yeni başlıyoruz.“

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Erdoğan’a “Tokatçı” Yanıtı

Saadet Meclis Grubu’nda konuşan Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu, Erdoğan’ın Saadet ve Gelecek Partisi’nin CHP listelerinden 20 milletvekili çıkarmasını “siyasi tokatçılık” olarak nitelemesine ilişkin olarak, “Hayatı pahalılaştıran iktidar, emeği ucuzlatmayı, emekliyi ise yardıma muhtaç bırakmayı başarmış görünüyor” dedi ve ekledi:

“Ev sahiplerine yüzde 25 sınır koyan iktidar bu sınırı keşke enflasyon ve vergiler için de koyabilseydi. İktidarın yolda gördüğü herhangi bir partiye dahil “ittifaka katıl” daveti yapmaya mahkum bir kimliğe bürünmesi şaşılacak bir manzaranın ortaya çıkmasına vesile oldu.

Büyük ekonomi, müthiş büyüme, tek haneli enflasyon, sıfıra yakın faiz cümleleri kurarak seçmene yönelik tokatçılık icraatı kabarık birileri ile ortaklıktan kaçınmak elzemdir. Milletin emeğini değersizleştiren, emekçinin umudunu azaltan siyaset tokatçısının kim olduğunu açıkça söylemeye gerek yoktur. 15 Temmuz ihanet darbesinin finansörü ilan ettikleri ülkeyi şimdi Türkiye Yüzyılının finansörü yapmak isteyenlerden bahsediyorum.”

Gelecek Partisi milletvekillerinin Saadet Partisi’ne geçmesiyle kurulan SAADET Meclis Grubu’nun ilk grup toplantısını gerçekleştirdi. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu toplantıda söz aldı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun cümlelerinin satırbaşları şu şekilde:

“Hepimiz heyecanlıyız. Çok uzun bir aradan sonra bir araya geldik. İnşallah hayırlı hizmetlere imza atacak arkadaşlarımız.

Bu ilk grup toplantımıza bizleri kırmayarak iştirak eden bütün kardeşlerimize şükranlarımızı arz ediyorum. Siyaset tarihimize kayıt düşecek bir gündeyiz. Uzunca bir aradan sonra, buradayız. TBMM’nin 28 Dönemi’nde Saadet Partisi Meclis Grubumumuzun ilk grup toplantısını yapıyoruz. Saadet Partisi Meclis Grubumuzun önceliği önce ahlaktır.

Sayın Davutoğlu’na ve arkadaşlarına tevazu ve özveriye dayalı, birlikte siyaset yapma süreci için şükranlarımı iletmeyi görev biliyorum. Siyaseti kişisel kazan imkanı kabul edenler bizi anlayamazlar. Biz siyaseti; millete hizmet üretme fırsatı kabul edenleriz. Bizim için siyasi makamlar kudret sahibi olmaya değil, adaleti kurmaya bir araçtır. İnanıyorum ki bu grup; milletin beklentilerinin mecliste söz, ses ve siyaset olarak vücut bulmasını sağlayacaktır. Matematik hesapların, politik kurnazlıkların öznesi olmayacaktır.

Bu meclis grubu; Milli Görüş siyasetinin meclisteki karargahıdır. Bu meclis grubu Erbakan hocamızın özümsediği ve hedef edildiği adil devlet ideallerinin meclis grubudur. Milli Görüşü gömlek sanıp çıkaranlar, kesinlikle bizi anlayamazlar, kavrayamazlar.

Seçimden bu güne kadar yapılmayanlara baktığımız, yalanla seçim kazanıyorlar demekten kendimiz alamıyoruz. Seçimlerin üzerinden iki ay geçti. İktidar tarafından bu süreçte ortaya konan icraatlar var. Şunu görmek gerekir ki; Sayın Erdoğan, dile getirmediği birçok icraata da girişmiş bulunuyor.

Seçim beyannamelerinde yer almayan birçok husus kısa sürede icraata koyuldu. Seçimden sonra iktidar, milletin kesesine el atmaktan çekinmedi. 2023 yılında ödenecek MTV’nin iki kata çıkarılması vaatlerde yoktu. Ama hemen hayata geçirildi. KDV’nin artması da yoktu. Ama hemen artış yapıldı.

Politika faizini yüzde 75 artırmakta geçirmediler, vergi harçlarında yüzde 58 artış yaptılar. Vergi muafiyeti vaat ettiler. Yurt dışından telefonların kayıt ücreti 6 bin liradan 20 bin liraya çıkartıldı. İktidarın 45 günlük icraatlarıyla enflasyon yükselmeye devam ediyor.

Hayatı pahalılaştıran iktidar, emeği ucuzlatmayı, emekliyi ise yardıma muhtaç bırakmayı başarmış görünüyor. Ev sahiplerine yüzde 25 sınır koyan iktidar bu sınırı keşke enflasyon ve vergiler için de koyabilseydi. İktidarın yolda gördüğü herhangi bir partiye dahil “ittifaka katıl” daveti yapmaya mahkum bir kimliğe bürünmesi şaşılacak bir manzaranın ortaya çıkmasına vesile oldu.

Büyük ekonomi, müthiş büyüme, tek haneli enflasyon, sıfıra yakın faiz cümleleri kurarak seçmene yönelik tokatçılık icraatı kabarık birileri ile ortaklıktan kaçınmak elzemdir. Milletin emeğini değersizleştiren, emekçinin umudunu azaltan siyaset tokatçısının kim olduğunu açıkça söylemeye gerek yoktur. 15 Temmuz ihanet darbesinin finansörü ilan ettikleri ülkeyi şimdi Türkiye Yüzyılının finansörü yapmak isteyenlerden bahsediyorum.

Erdoğan’a İsveç tepkisi

Teröre destek verdiği suçlaması yaptığımız ve bu nedenle NATO üyeliklerine veto tehdidi savurduğumuz ülkelerden, şimdi AB üyeliğimize destek vermesini isteyen diplomasi zavallılarından bahsediyoruz.

Bu diplomatik zevatın yaptığı teklifin özeti şu; “Biz sizin NATO’ya girmenize  vesile olalım, siz de bizim AB’ye girmemize katkı verin.”. AB’ye muhtaç değildik fakat demek ki o da seçimden önce imiş.

Merak ediyoruz. İki ülkenin NATO üyeliğine Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olarak mı yoksa Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı olarak mı evet demek zorunda kaldınız.

Farkında mısınız? Her adımınız ve kararınızla, Büyük Ortadoğu Projesine destek veriyorsunuz. Bundan vazgeçin.

İçinde bulunduğumuz dönemde, ülkemiz için en büyük tehdit BOP’dur.

Kur’an’a yönelik tahkir fiillerine göz yuman bir ülkenin NATO üyeliğine, bu fiillerin hemen ertesinde onay vermek ne anlama geliyor.   ALLAH, akıl ve fikir versin bunlara.

Evet bugün Gelecek Partisi ile birlikte oluşturduğumuz Meclis Gurubumuzun ilk toplantısında değerli Genel Başkan Sayın Ahmet Davutoğlu ile Saadet Partisi ve Gelecek Partisinden seçilen li Milletvekili arkadaşlarımızla;  grup siyaseti düzeyinde yapacağımız çalışmalar için Bismillah diyoruz.

Bugün sadece Milletin Meclisinde değil Türkiye siyasetinde de yeni bir dönem başlıyor.

Bugün “Yaşanabilir Türkiye”  idealinin ve “”Yeniden Büyük Türkiye” hedefinin ve hatta “Yeni Bir Dünya Kuruluşu”nun ilk tohumlarını atıyoruz.

İnanıyoruz ki; Saadet Partisi çatısı altında oluşan Meclis grubuyla; Saadet ve Gelecek Partili, ahlaklı, adil, cesur ve yürekli 20 milletvekili arkadaşımız; Meclisteki bütün çalışmalarda hayra motor şerre fren olacaktır. Biz, buradan ilan ediyor ve söz veriyoruz k; bizler algının değil hakikatin mücadelesini vereceğiz.

Bizler,  milleti kandırmanın değil milleti refaha, huzura, adalete ve gerçekten kalkınmaya ulaştırmanın derdinde olacağız. Bizler ve arkadaşlarımız; 1001 odalı saraylarda saltanat sürenlerin değil, inşaat şantiyelerinde emeği sömürülenlerin mücadelesini verecekler; İtibardan tasarruf olmaz diyerek gösteriş ve şatafatla övünenlerin değil, ekmek büfelerinde kuyruğa girenlerin, 7.500 lira maaş ile açlığa, sefalete mahkum edilenlerin mücadelesini verecekler; Saadet Partisi bu parlamentoda; Çukurambardaki karanlık odalarda ihale paylaşanların değil,  kömür madenlerinde ekmeğini paylaşanların mücadelesini verecekler.

Evet Saadet Partisi Grubu,  20 cesur ve yürekli milletvekiliyle bu parlamentoda: 4- 5 yerden maaş alan torpillilerin değil, atanamayan öğretmenlerin, mülakatlarda elenen üniversite mezunu gençlerin mücadelesini verecek 5’li çetelerin değil Esnafın, köylünün, çiftçinin, işsiz gencin, açlık sınırının altında asgari ücrete mahkûm edilen işçinin mücadelesini verecek. Hak yiyenlerin değil, hakkı yenenlerin mücadelesini verecek. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bizim parlamento çalışmalarında 5 temel ölçümüz olacak. Atılan her adımı, getirilen her kanunu bu teraziye koyacak, şayet milletin lehine ise kimden geldiğine bakmaksızın destek vereceğiz.

“İsraftan vazgeçin”

Buradan iktidara sesleniyorum. Gelin israftan vazgeçin. Yolsuzluk ekonomisini terk edin. Türkiye’nin kalkınmasını istiyorsanız? Kamuda israfı,  ekonomide yolsuzluğu,  atamalarda adam kayırmayı bırakın. Bunları yaptığınız gün; emin olun başarılı olursunuz, biz de size destek oluruz. Milletimize hizmet noktasında onur ve huzur içerisinde olduğumuz bu tarihi günümüze bedenen ve kalben eşlik eden herkese, her kardeşime, milletimin bütün fertlerine minnet ve şükranlarımı sunuyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum.”

Paylaşın

WSJ: Erdoğan’ın Yüzünü Batı’ya Dönmesinin Arkasında 3 Neden

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli The Wall Street Journal (WSJ), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı’ya dönmesinin arkasında 3 neden olduğunu yazdı: “Wagner’in Moskova’ya saldırmasıyla durdurulan Haziran isyanının ardından Erdoğan, Putin’i zayıf olarak gördü.

Erdoğan’ın kötü ekonomi yönetimiyle geçen yılların ardından, Türkiye’nin de umutsuzca dövize ihtiyacı var. Erdoğan çok az bir farkla kazandı ve kampanyasının merkezinde yer alan milliyetçi ve Batı karşıtı duyguları harekete geçirmek için daha az baskıyla karşı karşıya.”

WSJ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Birliği’ne (AB) yönelik açıklamaları ile İsveç’e verilen yeşil ışığı değerlendirdi.

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dış politikasını, Avrupa’daki güç dengesi ve Ukrayna’daki savaş için geniş kapsamlı etkileri olabilecek bir değişimle Batı’ya yöneltiyor” ifadelerinin yer aldığı analizde, “İktidarı altında kötüleşen ekonomiyi düzeltmenin yollarını ararken, ABD ve Batılı müttefikleriyle ilişkileri iyileştirmeye çalışıyor” denildi.

Erdoğan’ın ‘yeni hamlelerinin’, ABD ve Avrupa ile ilişkileri rahatlatacağı ve ABD’nin Türkiye’ye 20 milyar dolarlık F-16 savaş uçağı satışının önündeki engeli kaldıracağı yazıldı. Jared Malsin imzalı analizde, bu süreçte Ankara ile Moskova’nın ortaklığının da ‘test edileceği’ ve Rusya ile Batı arasında denge sağlamanın daha da zorlaşacağı belirtildi.

WSJ, Erdoğan’ın Batı’ya dönmesinin arkasında 3 neden olduğunu yazdı. Uzman görüşlerini aktaran gazetede, bu nedenler şöyle sıralandı:

Wagner ayaklanması: Wagner’in Moskova’ya saldırmasıyla durdurulan Haziran isyanının ardından Erdoğan, Putin’i zayıf olarak gördü.
Ekonomik kriz: Erdoğan’ın kötü ekonomi yönetimiyle geçen yılların ardından, Türkiye’nin de umutsuzca dövize ihtiyacı var.
Seçimler ve Batı karşıtı söylem: Erdoğan çok az bir farkla kazandı ve kampanyasının merkezinde yer alan milliyetçi ve Batı karşıtı duyguları harekete geçirmek için daha az baskıyla karşı karşıya.

Paylaşın

Reuters: Erdoğan, ABD’yi Memnun Etti, Rusya’yı Üzdü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere gittiği Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve İsveç Başbakanı Ulf Kristersson bir araya geldi. Üçlü görüşmede İsveç’in üyeliği için mutabakata varıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve kapsamında ABD Başkanı Joe Biden ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Türkiye ve ABD arasındaki siyasi, ekonomik ve ticari ilişkiler, güvenlik alanındaki iş birliği imkanları ve bölgesel konuların ele alındığı kaydedildi.

Erdoğan, zirvede NATO üyesi bir çok ülke lideriyle de görüşme gerçekleştirdi. Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, tüm gelişmeler sonrası Türkiye’yle ilgili dikkat çeken bir analize yer verdi.

Reuters, analiz haberinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi Batılı müttefiklerinden uzaklaştırdıktan sonra taktik değiştirerek Amerika’yı memnun edecek, Rusya’yı ise üzecek adımlar attığını kaydetti. Ajans, Erdoğan’ın bu yön değişikliğinin amacının kısmen Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik zorlukları hafifletmek ve yabancı yatırımları körüklemek olduğu yorumu yaptı.

Habere göre dış siyasetteki değişim, yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinden altı hafta sonra Erdoğan’ın yaptığı geniş kapsamlı ayarlamaların bir parçası. Erdoğan’ın ekonomide de yön değişimine giderek Türkiye’de enflasyonun kontroldan çıkmasının ve liranın değerinin düşmesinin sorumlusu olarak görülen olağandışı mali politikaları geri çevirdiği gözleniyor.

Erdoğan’ın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile olan bağları, Türkiye’nin geleneksel müttefikleri olan Batılı ülkelerle olan ilişkilerde uzun yıllardır bir yük olarak algılanıyor. Erdoğan’ın giderek daha çok otoriterleşmesi gibi erkenlerin yarattığı kaygılar da Batı’yla olan ilişkileri olumsuz etkiliyor.

Ancak Erdoğan’ın aylar boyunca direndikten sonra İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakması, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında ittifakı güçlendirmenin yollarını arayan Batılı liderler tarafından memnunlukla karşılandı.

Batı’nın Türkiye’ye karşı daha yumuşak bir tavır takınması, Ankara’nın geçen hafta Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin Türkiye’de bulunan beş Azov Taburu askeriyle birlikte ülkesine dönmesine izin verilmesi sonrasında Moskova’dan gelen sert tepkiyle tezat oluşturdu.

Azov Taburu komutanlarının Ukrayna’ya gitmelerine izin verilmesini tutuklu takası anlaşmasının ihlali olarak niteleyen ve kınayan Rusya, Ankara’nın bu komutanları Türkiye’de tutma sözü verdiğini, karar değişikliği konusunda bilgilendirilmediğini kaydetti.

Uzmanlar, Ukrayna’nın NATO’ya girmesine destek açıklaması yapmak dahil Erdoğan’ın attığı adımların tesadüfi olmadığı görüşünde.

Düşünde kuruluşu Chatham House’dan Galip Dalay, “Türk-Rus ilişkisinin fazla ileri gittiği şeklinde son yıllarda bir algı oluşmuştu. Son gelişmeler açık bir yeniden dengelenme olduğunu gösteriyor” dedi.

Dalay, ana motivasyonlardan birinin Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan çıkma ve yabancı yatırımları yeniden canlandırma çabası olduğunu kaydetti ve Batı’yla olan gerilmiş ilişkilerin ekonomiyi ve yatırım akışını olumsuz etkilediğini belirtti.

Türkiye Körfez Arap yatırımlarını kendine çekmeye başlamış olsa da daha fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen Dalay, “Türkiye, Türk-Rus ilişkilerinin ağır hasar almasını istemiyor, ancak bunun (Azov Taburu komutanlarının Ukrayna’ya geri dönmesine izin verilmesi) ilişkiler üzerinde bir etkisi olması kaçınılmaz. Erdoğan, seçimden sonra kendisine daha fazla manevra alanı açıldığını hissediyor” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, konuya ilişkin görüş bildirmesi talebini yanıtsız bıraktı.

F-16’lar ve vizesiz seyahat

Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakmasından bir gün sonra Washington, Kongre’yle yapılacak danışmalar çerçevesinde F-16 savaş uçaklarının satışında gelişme sağlanması için adım atacağını bildirdi. Türkiye, 2021 yılı Ekim ayında F-16 savaş uçağı ve mevcut uçakları için yaklaşık 80 modernizasyon kiti satın almak istediğini bildirmişti.

Ancak hem Türk yetkililer hem de Biden yönetimi, Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesiyle F-16 satışının birbiriyle bağlantılı olduğu iddiasını reddetti.

Reuters’a konuşan üst düzey bir Türk yetkili, Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerini iyileştirirken Rusya’yla olan bağlarına zarar vermeyeceğini belirtti ve Batı’nın Türkiye’yi mali ihtiyaçlarını karşılamada desteklemesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan’ın Rusya Cumhurbaşkanı Putin ile olan bağları, Ukrayna’daki savaşa ilişkin diplomaside rol oynamış ve Erdoğan, Ukrayna’nın Karadeniz’deki limanlarından tahıl ürünlerini güvenli şekilde ihraç etmesi için anlaşmaya varılmasını sağlamıştı.

Ancak tahıl anlaşmasının süresi, 17 Temmuz’da doluyor. Moskova, Batı’nın Rus tahıl ve gübresinin ihracatının önündeki engelleri kaldırma sözünü tutmadığı gerekçesiyle anlaşmadan çıkma tehdidinde bulunuyor.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, şu anda anlaşmanın yenilenmesi için Putin ve Erdoğan arasında bir görüşme yapılmasına ilişkin plan olmadığını, Putin’in ne zaman Türkiye’yi ziyaret edeceğinin de bilinmediğini söyledi.

Ankara, Erdoğan’ın Batılı ülkelerin Ukrayna işgali nedeniyle Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayı reddetmesi nedeniyle Moskova açısından önemli bir konumda. İki ülke arasındaki tarifeli uçak seferlerine devam edildiği bu dönemde Türkiye, Rus doğalgazının da önemli bir alıcısı.

Moskova da ticaret ortağı ve turizm gelirinin büyük bir kaynağı olarak Ankara için önem taşıyor.

Moskova, Mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde 4 milyar dolarlık doğalgaz faturasını erteleyerek değer kaybeden Türk Lirası üzerindeki baskının azaltılmasına yardımcı olmuştu.

“Pembe gözlükler”

Kremlin, “tüm anlaşmazlıklara rağmen” Türkiye ile olan ilişkileri geliştirme niyetinde olduğunu kaydetti. Kremlin Sözcüsü Peskov, “Türkiye Batı’ya yönelebilir, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Batı’ya güçlü yönelmeler olduğunu biliyoruz, bu yönelmelerin hafiflediği dönemler de var” dedi.

Peskov, sözlerine, “Ancak şunu da biliyoruz, Türkiye’yi hiç kimse Avrupa’da görmek istemiyor, Avrupalılar’ı kastediyorum. Türk ortaklarımız pembe gözlük takmamalı” ifadeleriyle devam etti.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma planı, üyelik müzakerelerinin başlatıldığı 2005 yılından sonra uzun yıllar boyunca rafa kaldırılmıştı. 2009 yılında Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’nin AB müzakerelerinin parçası olan 35 başlığın altısını engellemişti.

Uzmanlar, demokrasi ve diğer alanlarda ilerleme kaydedilmesine bağlı olan üyeliğin uzak bir ihtimal olarak kalmasına rağmen Erdoğan’ın Türk vatandaşları için vizesiz seyahat dışında AB ile daha yakın ticaret ilişkileri de istediği görüşünde.

Birçok Avrupa hükümeti, Türkiye’nin AB müzakere sürecinin canlanması konusunda fazla isteklilik göstermiyor.

Özyeğin Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler profesörü Evren Balta, “Türkiye, Avrupa Birliği’nin ekonomik iyileşmede rol oynamasını istiyor. ‘Türkiye-AB ilişkilerini yeniden canlandıralım’ demek, bunu dolaylı biçimde ifade etmektir” şeklinde konuşuyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın