Türkiye’de Gazetecilerin Dörtte Biri Otosansür Uyguluyor

Türkiye’de gazetecilerin yaklaşık dörtte biri (yüzde 25,3) kendi haberlerinde sıklıkla veya sürekli otosansür uyguladığını söylüyor. Hiç otosansür uygulamadığını belirten gazetecilerin oranı ise yüzde 36,9.

Her 4 gazeteciden 1’i mesleğini değiştirmeyi düşünüyor. Medya mensupları haber yapma sürecinde kendilerine dava açılması, haberlerine erişim engeli getirilmesi, fiziksel olarak saldırıya uğrama, dijital materyallerine el konulması gibi birçok zorlukla karşılaştıklarını kaydediyorlar.

Gazetecilerin yüzde 36,2’si, çalışma hayatlarında en az bir kere mobbinge maruz kaldığını ifade ediyor. Gazeteciler, mesleklerini yaparken sosyal hayata zaman ayıramama, iş hayatı ile sosyal hayatı birbirinden ayıramama ve meslekî gelişime zaman ayıramama gibi zorluklarla karşılaşıyor. Tükenmişlik sendromu da gazetecilerin karşılaştıkları önemli sorunlardan.

Türkiye Gazeteciler Sendikası, “Türkiye’de Gazetecilik: Algı ve Profil Araştırması”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Araştırmaya göre Türkiye’de gazetecilerin çoğu düşük maaş alıyor, haftada 45 saat ve üzeri çalışıyor, yıllık izin hakkını tam olarak kullanamıyor. Fazla mesaileri karşılığında ücret alan gazetecilerin oranı sadece yüzde 28,6.

Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun (EFJ) desteğiyle yürütülen ve saha çalışması Adhoc tarafından gerçekleştirilen araştırma, gazeteciler üzerindeki baskının boyutlarını da ortaya koydu.

Araştırmaya göre gazetecilerin neredeyse yarıya yakını (yüzde 47,7) mesleğini icra ederken siyasi baskı hissediyor. Siyasi baskıya ek olarak, gazeteciler toplumsal baskının (yüzde 27,8) ve çalıştıkları kurumdan gelen baskıların da (yüzde 15,8) çalışma hayatlarını etkilediklerini belirtiyor.

Gazetecilerin yarısından çoğu (yüzde 54,8) Türkiye’de gazetecilik mesleğini yapmanın önündeki en büyük engel olarak siyasi baskıları görüyor. Siyasi baskıyı finansal sürdürülebilirlik (yüzde 37,1), çalışma koşulları (yüzde 29) ve işveren baskısı (yüzde 24,7) ifadeleri takip ediyor. Diğer engeller arasında örgütlenme önündeki engeller (yüzde 20,3) ile mesleğin toplumsal itibarı (yüzde 17,6) yer alıyor.

Ankete katılan gazetecilerin yüzde 42,8’i sansüre maruz kaldıklarını belirtiyor. Sansür, genellikle haberlerin yayımlanmaması, çıkarılması veya değiştirilmesi şeklinde gerçekleşiyor. Kadın gazeteciler ve 35 yaş altı gazeteciler arasında sansüre maruz kalma oranı diğer gruplara göre daha yüksek. Sansür, çoğunlukla politik nedenler veya işveren ilişkilerinden kaynaklanıyor.

Gazetecilerin yaklaşık dörtte biri (yüzde 25,3) kendi haberlerinde sıklıkla veya sürekli otosansür uyguladığını söylüyor. Hiç otosansür uygulamadığını belirten gazetecilerin oranı ise yüzde 36,9.

Her 4 gazeteciden 1’i mesleğini değiştirmeyi düşünüyor. Medya mensupları haber yapma sürecinde kendilerine dava açılması, haberlerine erişim engeli getirilmesi, fiziksel olarak saldırıya uğrama, dijital materyallerine el konulması gibi birçok zorlukla karşılaştıklarını kaydediyorlar.

Gazetecilerin yüzde 36,2’si, çalışma hayatlarında en az bir kere mobbinge maruz kaldığını ifade ediyor. Gazeteciler, mesleklerini yaparken sosyal hayata zaman ayıramama, iş hayatı ile sosyal hayatı birbirinden ayıramama ve meslekî gelişime zaman ayıramama gibi zorluklarla karşılaşıyor.

Tükenmişlik sendromu da gazetecilerin karşılaştıkları önemli sorunlardan. Görüşülen gazetecilerin yüzde 59,1’i “Kişisel gelişimim için maddi kaynak ayıramıyorum” diyor. Araştırmaya göre her üç gazeteciden sadece biri (yüzde 34,1) Cumhurbaşkanlığı’nın basın kartına sahip.

“İyi gazetecilik olmadan demokrasi olmuyor”

Araştırma bulgularını değerlendiren Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Başkanvekili Mustafa Kuleli, siyasi baskılar son bulsa bile gazeteciler daha iyi koşullarda çalışmadıkça Türkiye’de iyi gazetecilik yapılamayacağını söyledi.

“Tüm yurttaşları ilgilendiren bir sorunumuz var: İyi gazetecilik olmadan demokrasi olmuyor, demokrasi olmadan da ülkede ekmek büyümüyor” diyen Kuleli, “Gazetecilikte kalitenin artması için önce gazetecilerin yaşam kalitesini artırmalıyız. Bu da Sendika ile birlikte mücadele ederek olur. Bu nedenle yurttaşları habere para ödemeye, gazetecileri bir araya gelmeye, işverenleri sendika karşıtı tutumlarından vazgeçmeye, hükûmeti de medya üzerindeki baskılarına son vermeye çağırıyorum” diye konuştu.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Avrupa Birliği” Açıklaması: Olumlu Adımlar Bekliyoruz

Cuma namazı çıkışı basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda beklentimiz AB kanadından beklentilerin cevabını almak. Görüşme yaptığım tüm AB ülkelerinin liderleriyle etraflıca konuştuk. Kendilerinden bu konuda artık 52 yıldır kapıda bekletilen Türkiye’ye yönelik olumlu adımların atılmasını istiyoruz dedik” dedi.

Haber Merkezi / Erdoğan ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önümüzdeki ay Türkiye’ye geleceğini belirterek, “Karadeniz Tahıl Koridoru’nun uzatılması konusunda hemfikiriz. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Putin’e bir mektup gönderdi.

Temenni ediyorum ki bu mektupla bizim ve Rusya’nın müşterek gayretleri ile tahıl koridoru çalışmasının uzatılmasını temin ederiz. Böylece az gelişmiş, fakir Afrika ülkelerinin problemlerini süratle Putin’le müşterek kaldığımız gibi devam ederiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Hz. Ali Camii’nde cuma namazının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.  Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Sayın Putin’i ağustos ayı içerisinde Türkiye’de misafir etme hazırlığımız var. Karadeniz Tahıl Koridoru’nun uzatılması konusunda hemfikiriz. BM’den de Sayın Guterres, Sayın Putin’e bir mektup gönderdi. Temenni ediyorum ki bu mektupla bizim ve Rusya’nın müşterek gayretleri ile tahıl koridoru çalışmasının uzatılmasını temin ederiz.

Şu anda beklentimiz AB kanadından beklentilerin cevabını almak. Görüşme yaptığımız tüm AB liderleriyle bunu etraflıca konuşma yaptık. Kendilerinden bu konuda 52 yıldır kapıda beklenilen Türkiye’ye yönelik olumlu adımlar bekliyoruz dedik.

Biz iki komşu ülkeyiz. Miçotakis ve biz yeni bir Seçim geçirdik. Seçim kazanan iki lider olarak adımlarımızı olumlu istikamette atalım istiyoruz. Kendilerinden özellikle istediğim en önemli konu başlıkları bir Batı Trakya ile ilgili konular bunları aşalım istedik.

Müftülerle ilgili konu bunları aşalım istedik. Özellikle büyükelçilerimizin bu konuda karşılıklı yapacakları görüşmelerle ön hazırlıkları yapacaklar, Dışişleri bakanları hazırlıkları yapacaklar, daha sonra biz liderler olarak bir araya gelerek atılması gereken adımları atacağız.”

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Türkiye IMF Kredisi Karşılığında Onaylayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde İsveç’in NATO üyeliğine destek vermeyi kabul ettiğini açıklamıştı.

Erdoğan, zirve sonrası yaptığı basın açıklamasında, “Ülkemizin beklentilerini İsveç’in taahhütlerini yerine getirmesi konusunu ele aldık. İsveç’in üyelik konusuyla ilgili önümüzdeki süreçlerin nasıl şekilleneceğini ele aldık. İsveç, bizim AB’ye tam üyeliğimize ve gümrük anlaşmasının yenilenmesine destek verecek. İsveç üzerine düşeni yapmayı sürdürecek” demiş ve eklemişti:

“Bu yol haritasını şu anda İsveç makamları pazartesi akşamı yaptığımız görüşme kapsamında bize sunacaklar. Biz de bunu TBMM’ye sunacağız. Şu anda meclisimiz kapalı, açıldığı zaman TBMM başkanımızın öne çıkaracağı sözleşme bu olacaktır. Birinci derecede onay makamı TBMM’dir. Bir an önce bu sürecin bitmesini istiyoruz.”

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Gazeteci Seymour Hersh, ABD Başkanı Joe Biden’ın Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması halinde, ülkeye 11-13 milyar dolarlık bir Uluslararası Para Fonu (IMF) kredisi sözü verdiğini iddia etti.

‘Erdoğan’ın dönüşü hakkında kendisine farklı ve gizli bir hikaye anlatıldığını’ söyleyen Hersh, “Biden, Türkiye’ye çok ihtiyacı olan 11-13 milyar dolar bandında IMF kredisi sözü vermiş. Konuyla ilgili doğrudan bilgisi olan bir yetkili bana ‘Biden’ın bir zafer kazanması gerekiyordu ve Türkiye ciddi bir ekonomik darboğazda’ dedi” ifadelerini kullandı.

Konuya ilişkin haberinde ABD’de 2024 yılında yapılacak Başkanlık Seçimi’nin yaklaştığını ve Cumhuriyetçilerin adayının eski başkan Donald Trump, Trump’ın başkan yardımcısı adayının ise Robert F. Kennedy Jr. olma olasılığının Demokratlarda paniğe sebep olduğunu kaydeden gazeteci Seymour Hersh, “Demokratların akut anksiyetesinin gerçek işaretlerine gelecek olursak; Joe Biden, bu hafta, NATO zirvesinden önce, bir şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın altını üstüne getirdi ve İsveç’in NATO üyeliğine desteğini açıklayarak Vladimir Putin ile ters düşmesini sağladı” ifadelerini kullandı.

Bunun nasıl mümkün olduğuyla ilgili kamuoyuna anlatılan hikayenin ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçakları ve mevcut uçaklar için modernizasyon kiti satışını kabul etmesi olduğunu, fakat kendisine ‘daha farklı ve gizli bir hikaye anlatıldığını’ yazdı. Seymour Hersh, “Biden, Türkiye’ye çok ihtiyacı olan 11-13 milyar dolar bandında IMF kredisi sözü vermiş. Konuyla ilgili doğrudan bilgisi olan bir yetkili bana ‘Biden’ın bir zafer kazanması gerekiyordu ve Türkiye ciddi bir ekonomik darboğazda’ dedi” iddiasında bulundu.

“Ekonomik krizden kaçınmak için…”

“Erdoğan’ın, NATO ve Batı Avrupa ile daha iyi durumda olduğunu fark etmesinden daha iyi ne olabilir?” diye soran gazeteci Seymour Hersh, The New York Times gazetesinde yayınlanan bir habere atıfla, Biden’ın 9 Temmuz Pazar günü Avrupa’ya uçarken Erdoğan’ı aradığını ve böylelikle Putin’in ‘tam da istemediği bir şeyle, yani genişlemiş ve daha doğrudan bir NATO ittifakı ile karşı karşıya kaldığını söyleyebildiğini’ aktardı.

Hersh, The Council on Foreign Relations’tan Brad W. Setser’ın haziran ayında kaleme aldığı bir analizi de hatırlatarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimi kazandığını, fakat şimdi yaklaşan ekonomik krizden kaçınmak için bir yol bulması gerektiğini ifade etti. Buna göre, döviz rezervleri tamamen bitmek üzere olan Türkiye, ‘altınlarını satma, önlenebilir bir temerrüt ya da ekonomi politikalarını tamamen tersine çevirme ve muhtemelen bir IMF programının acı hapını yutma’ seçenekleri arasında kalmış durumda.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu, Hakkında Hapis Ve Siyasi Yasak Talebi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında ‘Kamu görevlisine alenen hakaret’ suçundan 1 yıldan 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması ve siyasi yasak talep edildi.

Tuzla’da ‘İleri Biyolojik Arıtma Tesisi 3. Etap Açılışı Programı’nda yaptığı konuşmada, Tuzla Belediye Başkanı Sadi Yazıcı’ya hakaret ettiği iddiasıyla İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na “Kamu görevlisine alenen hakaret” suçundan dava açıldı. İddianamede, İmamoğlu’nun 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Sadi Yazıcı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 25 Ekim 2022 tarihinde gerçekleştirilen, ‘Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisi 3. Etap Açılışı Programı’nda yaptığı konuşmadan sonra aracına doğru hareket ettiği sırada, alanda bulunan bazı kişilerin, Tuzla Belediye Başkanı’nı yuhaladıklarını, yasal protesto ve eleştiri sınırını aşmak suretiyle onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil ve eylemlerde bulunduklarını,

bu sırada kürsüde konuşma yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, yaşanan bu duruma, kendisinden beklenilen devlet adamına yakışır şekilde suhuletin sağlanmasına yardımcı olmasının, aksine olayları tırmandırıcı ifadeler kullandığını, halkın saldırgan tavırlarını körüklediğini ve “O arkadaş burayı germeye gelmiş. Nezaketsiz provokasyona devam ediyor, kötü söz sahibine aittir” dediği anlatıldı.

DHA’nın aktardığına göre İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu konuşmasının devamında da, “Zaten arkadaş gergindi, saniyede bir öksürüyordu. Belli ki kendini kurmuş, gergin insan vücudu onu yapar, öksürür, daralır bunalır. Twitter belediyeciliği yapıyor. Bugün buraya kötü bir ruh haliyle gelmiştir. Tuzağa düşmeyeceksiniz. Belli ki bir şey olmak istiyor, bir sıkıntısı var çözüm arıyor.

Dönüyorlar, 1994’ten 2019’a kadar yaptıklarını anlatıyorlar, lan 3,5 sene. 3 ayını siz çaldınız lan. 1,5 senesi pandemi, bir seneye yaklaşıyor. Cebimizdeki paraları da çaldınız, Tuzla Belediye Başkanı’dır, yanlış yapmıştır. Sadece amacına uygun kurnazca bir uygulama yapmıştır. Karşımızda kurnaz bir güç var. Kurnazlıklara asla müsaade etmeyin” dediği ve ‘Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama’, ‘Suç İşlemeye Tahrik’, ‘İftira’ ve ,’Hakaret’ suçlarını işlediği gerekçesiyle şikayetçi olundu.

“Siyasi saiklerle yapıldı”

Şikayet üzerine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Hazırlanan iddianamede, şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun beyanına da yer verildi.

Ekrem İmamoğlu beyanında, Sadi Yazıcı’nın yuhalandığı esnada 3 kez ayağa kalkıp izleyicilere dönerek onları sakinleştirmek ve susturmak için el işaretinde bulunduğunu, söz konusu şikayetin ciddiyetten uzak ve siyasi saiklerle yapıldığını, ortada detaylı savunma yapılacak bir durum olmadığını, lekelenmeme hakkının bir gereği olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesini belirterek üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etti.

İddianamede, şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun, ‘Kamu görevlisine alenen hakaret’ suçundan 1 yıldan 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması ve siyasi yasak istendi. İddianamede, “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama”, “Suç İşlemeye Tahrik” ve “İftira” suçlarından ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Paylaşın

Babacan Liderliğindeki DEVA Partisi Yol Haritasını Netleştiriyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 15 milletvekili ile temsil edilen Ali Babacan Liderliğindeki Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nde her bir milletvekili “gölge bakan” gibi çalışacak.

Bu yeni görevlendirmeye göre Adalet Bakanlığı’ndan Mustafa Yeneroğlu; İçişleri Bakanlığı’ndan İdris Şahin; Milli Savunma Bakanlığı’ndan Sadullah Ergin; Sağlık Bakanlığı’ndan İrfan Karadutlu; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan Evrim Rızvanoğlu;

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Seda Kaya Ösen; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan Elif Esen ve Selma Aliye Kavaf sorumlu olacak. Ekonomi Politikaları ve Siyasi İşler Başkanı İbrahim Çanakçı da Meclis ve Genel Merkez arasındaki çalışmaların koordinasyonunun sağlanmasından sorumlu olacak.

Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ile grup kurmayı reddeden ve Meclis’te 15 milletvekili ile temsil edilen DEVA Partisi’nin yol haritası netleşmeye başladı. Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre DEVA Partisi’nin 15 milletvekili için yeni görevlendirmeler yapıldı. Buna göre DEVA Partisi’nin her bir milletvekili bir bakanlıktan sorumlu olacak.

Milletvekilleri sorumlu oldukları bakanlıkları takip edecek

“Gölge bakanlar” gibi çalışacak olan milletvekilleri, sorumlusu oldukları bakanlıkların tüm icraatlarını takip edecek, muhalefet edilmesi gereken durumlarda partiyi bilgilendirecek, vatandaşlardan, sivil toplumdan gelen bakanlıklarla ilgili talep ve şikayetlerin takipçisi olacak. İlgili bakanlıklarla temas gereken durumlarda bakanlarla iletişime geçerek talep ve şikayetleri de aktaracak.

Yeni görevlendirmeler belli oldu

Bu yeni görevlendirmeye göre Adalet Bakanlığı’ndan Mustafa Yeneroğlu; İçişleri Bakanlığı’ndan İdris Şahin; Milli Savunma Bakanlığı’ndan Sadullah Ergin; Sağlık Bakanlığı’ndan İrfan Karadutlu; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan Evrim Rızvanoğlu; Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Seda Kaya Ösen; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan Elif Esen ve Selma Aliye Kavaf sorumlu olacak. Ekonomi Politikaları ve Siyasi İşler Başkanı İbrahim Çanakçı da Meclis ve Genel Merkez arasındaki çalışmaların koordinasyonunun sağlanmasından sorumlu olacak.

Milletvekili bulunmayan iller 15 milletvekili arasında paylaşıldı

DEVA Partisi’ndeki bir diğer görevlendirme de milletvekili bulunmayan iller için oldu. Milletvekili çıkarılamayan iller, 15 milletvekili arasında bölüştürüldü. Bu milletvekilleri sorumlusu oldukları şehirlerin sorunlarını, ihtiyaçlarını yakından takip ederek o ilin milletvekili gibi görev yapacaklar. Milletvekilleri, Meclis kapanır kapanmaz sorumlu oldukları illere gidecek ve ilk etapta yaz sonuna kadar kapsamlı çalışmalar yürütecekler.

Meclis ve Genel Merkez’de sınırlı kalmayan bir siyaset hedefi

Milletvekilleri ve parti yöneticileri, Meclis’teki faaliyetlerinin dışında daha çok sahada olacakları bir çalışma yöntemi de işletecek. Yaşanan sorunların muhatabı kurumların önünde eylem ya da açıklama yapmak gibi pratiğe dönüşecek çok sayıda programla sadece Meclis ve Genel Merkez’de sınırlı kalmayan bir siyaset yapma biçimini tercih edecekler.

Paylaşın

“Erdoğan, Faiz Düzenlemesinden Hoşlanmadı” İddiası

Gazeteci Nuray Babacan, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında ekonomi çevrelerinin yetersiz bulduğu faiz düzenlemesinden hoşlanmadığını dile getirdiği” iddia etti.

Babacan, iddiasının devamında,  “Erdoğan’ın ‘Benim lafımı yere düşürüyorsunuz’ tepkisi gösterdiği. Ancak ekonomi yönetiminin pek geri kalmadığı, faiz artışının beklentilerin altında kaldığını, dengeli şekilde bu artışların devam edeceğini anlattığı” ifadelerine yer verdi.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, “O brifingde ne dediler?” yazısında ekonomi yönetiminin Erdoğan’ı yeni ekonomi politikaları için ikna etmeye çalıştığı toplantılara ilişkin kulis bilgilerini aktardı. Babacan’ın yazısının konuya ilişkin bölüm şöyle:

“Cumhurbaşkanın genellikle sessizce dinlemeyi tercih ettiği bu toplantılarda, son PPK toplantısında ekonomi çevrelerinin yetersiz bulduğu faiz düzenlemesinden hoşlanmadığını dile getirdiğini de öğrendik. Hatta, ‘Benim lafımı yere düşürüyorsunuz’ tepkisi gösterdiği anlatılıyor. Ancak ekonomi yönetiminin pek geri kalmadığı, faiz artışının beklentilerin altında kaldığını, dengeli şekilde bu artışların devam edeceğini anlattığı belirtiliyor.

“Cumhurbaşkanını ikna etme süreci devam ediyor”

Yani anlayacağınız, Cumhurbaşkanını ikna etme süreci devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı yeni öneriler için “Bunu bir de danışmanlarımla konuşayım” demesinin yeni ekonomi yönetiminin hoşuna gitmediğini de ekleyelim. Zira biliniyor ki bir süreden beri devre dışı kalan ekonomi danışmanları hem Şimşek’e hem de yeni yönetime karşı.

Bu nedenle daha dengeli, kademeli bir faiz politikası ve esnek adımlar atılacak. Bakan Şimşek, ekonomi alanında daha net önlemler alınmasından yana, her şeyin kitabına göre yapılmasını istiyor. Siyaset ve hayatın gerçekleri öyle değil. Önce emekliye refah payı, ardından Cumhur İttifakı’nın küçük ortaklarının ısrar ettiği yeni emekli düzenlemesiyle ilgili verilmesi gereken karar, tam da böyle bir konu. Sadece Erdoğan değil, Şimşek de sıkışıyor. Seçim nedeniyle çok fazla radikal adımlar atılamayacak anlaşılan.

Bu nedenle, bu ay yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında yeniden faiz artırımı olacak ama kimse 20 puanı geçmesini beklemiyor. Bu rakam önemli; çünkü beklenen Batılı sermaye Türkiye’ye giriş yapmadı. Hâlâ uzaktan izliyorlar.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İsveç’ten Yeni Kriz Yaratabilecek Karar: Türkiye’nin İade Talebine Ret

Türkiye, İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine aylardır yükselttiği itirazı Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kaldırırken, İsveç’ten yeniden kriz yaratabilecek bir karar geldi.

İsveç Anayasa Mahkemesi, İsveç’te göçmen statüsünde bulunan iki kişinin Türkiye’ye iadesiyle ilgili talebi değerlendirdi. Mahkeme konuya ilişkin olarak verdiği karara dair açıklamada, “Çifte suç şartı oluşmamıştır” ifadesine yer vererek bahsi geçen eylemlerin İsveç yasalarına göre suç teşkil etmediğine hükmetti. Bu sebeple de Türkiye’nin iade talebini reddetti.

Türkiye, söz konusu iki kişiyi FETÖ terör örgütü üyesi oldukları ve Bylock isimli örgüt içi haberleşme yazılımını yükleyip kullandıkları gerekçesiyle suçluyor ve iadelerini talep ediyordu. Mahkeme kararında, “Bir mobil uygulamayı telefonuna indirmek ve kullanmak Terör Suçları Yasası kapsamında tek başına bir suç olarak değerlendirilemez” ifadesine yer verdi.

İsveç, NATO üyeliğine Türkiye’nin onay vermesi amacıyla Mayıs ayında yaptığı düzenlemelerle terörle ilgili yasalarında sıkılaştırma ve yeni düzenlemeler yaptı. Yeni düzenlemelerle ülke genelinde terör örgütlerine destek verme yada propagandasını yapma eylemi 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. Bu cezanın suçun niteliğine göre 8 yıla kadar arttırılabilmesi de mümkün.

Ancak mahkeme son olayda, Türkiye’nin iadesini talep ettiği kişilerle ilgili bir suç olmadığına hükmederken, söz konusu kişilerin Türkiye’ye verilmeleri durumunda kötü muamele görme riskiyle karşı karşıya olduklarına değindi ve bu kişilerin İsveç’te göçmen statüsünde bulunduklarını hatırlattı.

İsveç’te iade kararlarında karar verme yetkisi hükümete ait. Yüksek Mahkeme iki Türk vatandaşının durumunda iadenin yasal olmadığına hükmetmiş oldu.

Türkiye İsveç’in NATO üyeliğine aylardır yükselttiği itirazı Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kaldırmıştı. İsveç’in NATO üyeliğine onayın 15 Temmuz’da tatile girecek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine Ekim ayında gelmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuyla ilgili dün Litvanya’da yaptığı açıklamada “2 aylık bir Meclis tatili var. Tabii ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil. Zira birçok uluslararası sözleşmeler var, birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Bunların önem sırasına göre bu attığımız adım da burada yerini alacak ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek bizim hedefimiz” demişti.

Paylaşın

Lozan Antlaşması Yargıya Taşınıyor; Yasal Süreç Nasıl İşleyecek?

Lozan Antlaşması, imzalanmasının 100’üncü yılında ilk kez yargıya konu oldu. DİAKURD, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının uygulanmadığı gerekçesiyle Lozan’ı Danıştay’a taşıyor.

Danıştay’ya dava açma başvurusuyla ilgili olarak Diyarbakır’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Avukat Hişyar Özalp, açılan davanın bir ilk olduğunu belirterek “Kuzey Kürtleri ilk kez hem Lozan’ı kabul etmiyor, hem self-determinasyon hakkının uygulanmasını resmi olarak istiyor” dedi.

Lozan Antlaşması imzalanırken Kürt halkının iradesine başvurulmadığını ifade eden Özalp, Lozan’da Kürt toplumunun temsil edilmediğini vurguladı. Özalp, davanın Kürt milletinin talebi olduğunu söyledi.

Avukat Rıdvan Dalmış ise Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik Kültürel ve Sosyal Haklar Sözleşmesinin 1’inci maddesine dayanarak Kürt toplumunun kendi kaderini tayin etme hakkının hayata geçirilmesi için dava başvurusunda bulunduklarını söyledi.

Sözleşmelerin altında Türkiye’nin de imzası olduğunu ve Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereği uygulama yükümlülüğü bulunduğunu belirten Dalmış, “Türkiye’de Kürtlere yönelik etnik ayrımcılığın devam ettiğini” ve “bu nedenle self-determinasyon hakkı ile ilgili şartların hepsinin mevcut olduğunu” kaydetti.

DW Türkçe’den Felat Bozarlan’ın haberine göre; Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı ve dünya devletleri arasında tanınırlığının sağlandığı Lozan Antlaşması, imzalanmasının 100’üncü yılında ilk kez yargıya konu oldu. Lozan’ın yargıya taşınmasına neden olan süreç, Kürt Diaspora Konfederasyonu (DİAKURD) adına Mayıs ayında Cumhurbaşkanlığına gönderilen bir dilekçe ile başladı.

DİAKURD’un dilekçesinde Lozan Antlaşması’nın iptali ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesi talep edildi. Ancak Cumhurbaşkanlığı dilekçeye yasal süre olan bir ay içinde cevap vermeyerek hukuki anlamda talebi zımnen reddetmiş oldu. Talebin zimnen reddedilmesi üzerine DİAKURD avukatları, dava açılması talebiyle Danıştay’a başvurdu.

DİAKURD avukatları Hişyar Özalp ve Rıdvan Dalmış’ın Danıştay’a gönderilmek üzere Diyarbakır Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne sunduğu dilekçede, “Lozan’da kabul edilen anlaşmanın Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklı tüm haklarının gasp edilmesiyle sonuçlandığı” savunuldu. “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Kürt halkının varlığının bile inkâr edildiği” belirtilen dilekçede, “1924 anayasasında Türkiye’de yaşayan herkesin Türk olduğunun kabul edildiği” vurgulandı.

“Kürtleri yok sayan sistematik asimilasyon politikasının halen bütünüyle yürürlükte olduğu” iddiasının yer aldığı dilekçede, “Kürtlerin her halk gibi siyasal statüsünü özgürce belirleme, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasını elinde tutma hakkına sahip olduğu” vurgulandı.

Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukukun “self-determinasyon” (kendi kaderini tayin) hakkını tanıdığı belirtilen dilekçede, bunun sömürge olmayan halkların da hakkı olduğu ifade edildi. Bangladeş, Eritre, Darfur ve Kosova gibi örneklere yer verilen dilekçede, “iç self determinasyon” hakkının uygulanmaması durumunda “dış self – determinasyon” hakkının uygulanması hakkının doğacağı görüşü dile getirildi. Dilekçede “etnik, dilsel, tarihi ve kültürel olarak Türk halkından tamamen farklı olan Kürtlerin self-determinasyon hakkına haiz bir halk olduğu” savunuldu.

“Türkiye’de nüfusu 20 milyondan fazla olan Kürtlerin her türlü idari, siyasi ve kültürel özerklikten uzakta ve başka bir etnik kimlik altında yaşamaya zorlandığının” belirtildiği dilekçede, “Lozan Anlaşması’nın Kürtlerin self-determinasyon hakkını ortadan kaldırdığı, böylelikle bağımsız Kürdistan devletinin kurulmasını engellediği ve bu durumun ahlaki ve insani olarak kabul edilemez olduğu bir başka gerçektir” denildi.

“Kürt halkının iradesine başvurulmadı”

Danıştay’ya dava açma başvurusuyla ilgili olarak Diyarbakır’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Avukat Hişyar Özalp, açılan davanın bir ilk olduğunu belirterek “Kuzey Kürtleri ilk kez hem Lozan’ı kabul etmiyor, hem self-determinasyon hakkının uygulanmasını resmi olarak istiyor” dedi.

Lozan Antlaşması imzalanırken Kürt halkının iradesine başvurulmadığını ifade eden Özalp, Lozan’da Kürt toplumunun temsil edilmediğini vurguladı. Özalp, davanın Kürt milletinin talebi olduğunu söyledi.

Avukat Rıdvan Dalmış ise Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik Kültürel ve Sosyal Haklar Sözleşmesinin 1’inci maddesine dayanarak Kürt toplumunun kendi kaderini tayin etme hakkının hayata geçirilmesi için dava başvurusunda bulunduklarını söyledi.

Sözleşmelerin altında Türkiye’nin de imzası olduğunu ve Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereği uygulama yükümlülüğü bulunduğunu belirten Dalmış, “Türkiye’de Kürtlere yönelik etnik ayrımcılığın devam ettiğini” ve “bu nedenle self-determinasyon hakkı ile ilgili şartların hepsinin mevcut olduğunu” kaydetti.

24 Temmuz’da Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yılını dolduracağına dikkat çeken Rıdvan Dalmış, “Bu anlaşma isminde barış olmasına rağmen biz Kürtlere sadece ölüm ve acı getirmiştir. Lozan Kürtlerin self-determinasyon hakkını sonsuza kadar ellerinden almayı amaçlamış, Kürt halkını asimile ederek yok etmek istemiştir. Açtığımız davada bu haksızlığın aslında uluslararası hukuka aykırı olduğunu sözleşmeler, teamüller, içtihat, doktrin ve hukukun genel ilkeleriyle açıkladık” şeklinde konuştu.

Yasal süreç nasıl işleyecek?

Cumhurbaşkanlığı’nın yapılan başvuruya yasal süre olan 30 gün içinde cevap vermemesi üzerine Danıştay’da dava açıldı. Danıştay’ın ise yargılamayı yapmak veya davayı reddetmek şeklinde iki seçeneği bulunuyor.

DİAKURD yetkilileri Danıştay’dan olumlu bir karar beklemiyor. Ancak dava reddedilirse bu kez Anayasa Mahkemesi’ne başvurularak iç hukuk yolları tüketilmiş olacak. Anayasa Mahkemesi’nden de bir sonuç alınamazsa bu kez Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne başvuru yapılacak.

Paylaşın

AK Parti Adana İl Başkanı İstifa Ettiğini Duyurdu

Adalet Ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Adana İl Başkanı Mehmet Ay, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla görevinden istifa ettiğini duyurdu. 1982 doğumlu Ay, 2019’dan beri bu görevi yürütüyordu.

Haber Merkezi / Mehmet Ay, istifa gerekçesini açıklamazken, “görevden af talebim genel merkezimizle yaptığımız istişareler sonucunda uygun görülmüştür” dedi. Erdoğan’a teşekkür eden Mehmet Ay, bundan sonra da AK Parti çatısı altında “Adana için çalışmaya” devam edeceğini kaydetti.

AK P Adana İl Başkanı Mehmet Ay, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda istifasını duyurdu. Ay, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“Bu onurlu ve şerefli görevi bana yapma imkanı sağlayan Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, kıymetli bakanlarımıza ve genel merkez teşkilatımıza şükranlarımı sunuyorum. Yaklaşık 4 yıldır, bakanlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız,

meclis üyelerimiz, il ve ilçe teşkilatlarımızla birlikte nasıl omuz omuza vererek, bu davanın neferi olarak hizmet ettiysek, göreve geldiğimizde söz verdiğimiz gibi bir başarı hikayesi yazdıysak, bundan sonra da aynı heyecanla partimizin çatısı altında ülkemiz ve güzel Adana’mız için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğim.”

Görevi süresince kendisine destekte bulunanlara teşekkür eden Ay, “AK Parti Adana İl Başkanlığı görevinden istifa ettiğimi ve bugünden sonra da AK Parti üyesi olarak partimizin ve liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın emrinde olacağımı tüm kamuoyuna bildiririm” ifadelerini kullandı.

Mehmet Ay Kimdir?

1982 yılında Adana’da dünyaya gelen Mehmet Ay, ilk, orta ve lise öğrenimini Adana’da tamamladı. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiren Ay, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Maliye bölümünde yüksek lisansını tamamladı. 2007 yılından itibaren avukatlık görevini sürdüren Mehmet Ay, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Paylaşın

Erdoğan: 6 Şubat Depremlerinin Maliyeti 104 Milyar Dolar

6 Şubat’taki depremlere ilişkin açıklamada bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enkazın tamamını kaldırdık. Deprem riski olmayan alanlarda kalıcı konutların inşasına süratle başladık. Ekim, kasım aylarından itibaren yapımı tamamlanan konutların teslimatını peyderpey gerçekleştireceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İlk bir yılda 319 bin konutun inşasını bitirip hak sahiplerine teslim edeceğiz. Toplamda 650 bin konut inşa etmeyi hedefliyoruz. Şehirlerimizi eskisinden daha güvenli, dayanıklı hale getirmekte kararlıyız. Depremin ülkemiz ekonomisine maliyeti toplam 104 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu ağır yükün altından, siz dostlarımızın da desteğiyle inşallah hep birlikte kalkacağız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Alman Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (DIHK) organizasyonunda, düzenlenen “Türk-Alman Konferansı: Depremden Etkilenen Bölgelerde İş Dünyasının Yeniden Güçlendirilmesinde Avrupa Özel Sektörünün Rolü” başlıklı konferansa video mesaj gönderdi.

6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremde 50 binden fazla vatandaşın hayatını kaybettiğini hatırlatan Erdoğan, depremin vurduğu 11 ilde, 872 bin bağımsız bölümün olduğu 311 bin binanın kullanılamaz hale geldiğini söyledi.

İş yerleri, tarım alanları, ticarethaneler ve fabrikaların zarar gördüğünü, 14 milyon insanın depremin olumsuz etkilerini bizzat yaşadığını belirten Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin yardım ve inşa sürecinin en önemli aktörleri arasında yer aldığını kaydetti.

Erdoğan deprem döneminde Türkiye’nin yanında olan herkesi şükranla hatırlayacaklarını belirterek şöyle konuştu:

“Enkazın tamamını kaldırdık. Deprem riski olmayan alanlarda kalıcı konutların inşasına süratle başladık. Ekim, kasım aylarından itibaren yapımı tamamlanan konutların teslimatını peyderpey gerçekleştireceğiz. İlk bir yılda 319 bin konutun inşasını bitirip hak sahiplerine teslim edeceğiz. Toplamda 650 bin konut inşa etmeyi hedefliyoruz. Şehirlerimizi eskisinden daha güvenli, dayanıklı hale getirmekte kararlıyız. Depremin ülkemiz ekonomisine maliyeti toplam 104 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu ağır yükün altından, siz dostlarımızın da desteğiyle inşallah hep birlikte kalkacağız.”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Alman Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen konferansı memnuniyetle karşıladığını söyleyen Erdoğan, “Konferansa video mesajı göndererek destek sağlayan kıymetli dostum Sayın Şansölye Olaf Scholz’a teşekkür ediyorum. Türkiye ve Almanya’ya ilaveten Avrupa’nın birçok ülkesinden konferansa iştirak eden firmaların varlığı bizleri ayrıca sevindirmiştir. Katılan ve katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Erdoğan’dan Avrupa Birliği açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde yeni bir sürecin başlama ihtimaline ilişkin, “Avrupa Birliğinden göreceğimiz olumlu çalışmalar neticesinde biz de verdiğimiz sözleri hayata geçirmek için çalışmalara başlarız” dedi.

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen NATO Zirvesi dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, AB ile yeni dönem üzerine görüşmeler yapmak üzere danışmanını Brüksel’e gönderdiğini söyledi.

Erdoğan, “Gerek Gümrük Birliği konusu gerekse vize serbestisi konularını görüşecek. Bunların Türkiye lehine olacağına inanıyorum. Bugün Ursula von der Leyen de bununla ilgili bize olumlu bazı şeyler de söyledi. Danışmanım Çağatay Bey de oradan olumlu gelişmelerle dönecektir diye düşünüyorum” diye konuştu.

Geçen yıl üzerinde mutabık kalınan konuların hayata geçmediği için sürecin bugüne geldiğini vurgulayan Erdoğan, “Bundan sonra da verilen sözlerin hayata geçirilmesine göre biz de harekete geçeriz. Netliğimizi, bu konuda tavizsiz olduğumuzu muhataplarımıza anlattık” dedi.

Paylaşın