Erdoğan Körfez Turuna Çıkıyor; Dış Kaynak İhtiyacına Çözüm Olabilir Mi?

Ekonomist Mustafa Sönmez, iktidarın Körfez sermayesiyle ilgili yarattığı beklentinin potansiyel olarak karşılığı olmadığı görüşünde. Sönmez, “Körfez sermayesiyle ilgili bir top gürültüsü kopsa da kayıtlarda durum öyle değil” diyor.

Doğrudan yabancı sermaye, portföy ve kredi-mevduat yatırımları olarak üç kanaldan bakıldığında, Körfez sermayesinin Türkiye’nin kullandığı dış kaynak içerisinde ciddi bir payının bulunmadığını söyleyen Sönmez, “Dolar/TL’nin son hali dikkate alındığında Türkiye’deki doğrudan yabancı sermaye tutarı yaklaşık 100 milyar dolar. Körfez’in bunun içerisindeki payı ise 7 buçuk milyar dolar civarında kalıyor” diye konuşuyor.

İktisatçı Prof. Dr. Uğur Emek de Körfez sermayesinin Türkiye ekonomisi için kurtarıcı olmayacağı görüşünde. Emek, doğrudan yabancı yatırım için gelecek sermayenin en az 30 yıllık bir perspektife sahip olması gerektiğini, Türkiye’de ise bir öngörülebilirlik olmadığını ifade ediyor.

Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımları son yıllarda belirgin biçimde azaldı. Ekonominin can damarlarından biri sayılan net yabancı doğrudan yatırımlar geçen yıl 6 milyar doların altına gerilerken iktidarın umudu Körfez sermayesinde.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan iktisatçılara göre ise Körfez sermayesi, cari açığın finansmanı, ekonomik büyüme ve gelişme için kritik olan dış kaynak ihtiyacına çare olmayacak. İktisatçılar, Türkiye’de hukukun temel ilkelerinin işlediği, öngörülebilir, şeffaf, eşit ve hesap verebilir bir yönetim olmadıkça yatırım ortamının iyileşmesinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Bunu sağlayacak politikaların ise kısa vadede hayata geçmesi beklenmiyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonominin dümenine geçmesiyle yabancı yatırımcıların Türkiye’ye döneceği beklentileri artmıştı. Bu beklentilerin yakın zamanda gerçekleşeceğine dair güçlü belirtiler bulunmazken iktidar yönünü yine Körfez ülkelerine çevirdi.

Şimşek, seçim sonrasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’la birlikte Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) bir ziyaret gerçekleştirmiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da NATO liderler zirvesi sonrası BAE’ye gideceğini, ziyaret kapsamında yatırım anlaşmalarının imzalanacağını bildirmişti.

Erdoğan, 17-19 Temmuz’da yapacağı ziyaretlerde Suudi Arabistan, Katar ve BAE’nin liderleriyle görüşecek. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre söz konusu ülkelerden Türkiye’nin enerji, altyapı ve savunma sektörlerine yatırım bekleniyor.

Peki Körfez sermayesi, Türkiye’de fiili ve potansiyel olarak nasıl bir tablo çiziyor?

En fazla yatırım Hollanda’dan

Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nin (YASED) verilerine göre bu yılın ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 31’lik bir düşüşle 2,3 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım girişi gerçekleşti. Avrupa Birliği ülkelerinin gelen yatırım sermayesinde yüzde 80 payı bulunurken Körfez sermayesinin de içinde yer aldığı Ortadoğu’nun payı yüzde 2’de kaldı. Gelen yatırımlarda ilk sırayı alan Hollanda’yı Fransa, Almanya ve İrlanda takip etti.

2002-2022 yılları esas alındığında ise Türkiye’deki toplam doğrudan yabancı yatırımlarda AB’nin yüzde 59, Ortadoğu’nun yüzde 8 payı bulunuyor.

Ekonomist Mustafa Sönmez, iktidarın Körfez sermayesiyle ilgili yarattığı beklentinin potansiyel olarak karşılığı olmadığı görüşünde. Sönmez, “Körfez sermayesiyle ilgili bir top gürültüsü kopsa da kayıtlarda durum öyle değil” diyor.

Doğrudan yabancı sermaye, portföy ve kredi-mevduat yatırımları olarak üç kanaldan bakıldığında, Körfez sermayesinin Türkiye’nin kullandığı dış kaynak içerisinde ciddi bir payının bulunmadığını söyleyen Sönmez, “Dolar/TL’nin son hali dikkate alındığında Türkiye’deki doğrudan yabancı sermaye tutarı yaklaşık 100 milyar dolar. Körfez’in bunun içerisindeki payı ise 7 buçuk milyar dolar civarında kalıyor” diye konuşuyor.

Son dönemde portföy yatırımlarının da çok azaldığını, hisse senedi piyasasında 23 milyar dolarlık bir yabancı yatırım stoku bulunduğunu ifade eden Sönmez, Körfez sermayesinin bu alandaki payının da oldukça düşük olduğuna dikkat çekiyor. Swap işlemlerinin de yer aldığı kredi-mevduat alanında ise “hatır gönül ilişkisi” ile Körfez ülkelerinden birtakım yatırımlar yapıldığının bilindiğini, bunların ise kısa vadeli olduğunu vurguluyor.

“Türkiye için kurtarıcı olamaz”

Devlet Planlama Teşkilatı eski uzmanı, iktisatçı Prof. Dr. Uğur Emek de Körfez sermayesinin Türkiye ekonomisi için kurtarıcı olmayacağı görüşünde. Türkiye’deki doğrudan yabancı yatırımların dağılımına bakıldığında yatırımların büyük büyük bölümünün Avrupa’dan geldiğinin görüldüğünü, Körfez sermayesinin ise çok küçük bir oranı temsil ettiğini dile getiren Emek, “Bir de gelenlerini de gördük. Türk Telekom’u gördük, Tank Palet Fabrikasını gördük. Öylesi de gelmesin zaten” diyor.

Uğur Emek, Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin 2005 yılında özelleştirilerek Lübnanlı Hariri ailesine ait olan Saudi Oger’e bağlı Oger Telecom’a satıldığını, devlet bankalarından kullanılan kredi ile kamunun zarara uğratıldığını hatırlatıyor. Emek, sonuç itibariyle ödenmeyen kredi borçları nedeniyle şirket hisselerinin Varlık Fonu’na devredildiğini ifade ediyor. Tank Palet Fabrikası’nın Katarlılara satıldığına ilişkin tartışmalara da değinen Emek, bu konunun halen belirsizliğini koruduğuna işaret ediyor.

Doğrudan yatırım neden önemli?

Doğrudan yabancı sermeye yatırımları, küresel yatırımcıların bir ülkeye fabrika ve üretim tesisleri kurarak, şube açarak veya var olan bir şirketi tamamen veya kısmen satın alarak yaptıkları yatırımları kapsıyor. Uzun vadeli olan bu yatırımlar, Türkiye gibi dış kaynak ihtiyacı olan ülkelerde cari açığın sağlıklı finansmanı ve ödemeler dengesi açısından büyük önem taşıyor.

Doğrudan yabancı yatırımlar, ülkeye yeni teknoloji girmesi, yeni istihdam alanları açılması ve yeni ihracat imkânları ortaya çıkarması nedeniyle ekonomik büyüme açısından önemli bir unsur. Türkiye’de ise son yıllarda ise net doğrudan yatırım girişlerinin giderek azaldığı gözleniyor.

Merkez Bankası verilerine göre geçen yıl net doğrudan yabancı sermaye yatırım girişi, 5 milyar 900 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Net yabancı girişi 2007’de 18 milyar 394 milyon dolar olurken küresel krizin etkisiyle 2008’den itibaren gerilemeye başlamış, izleyen iki yılda 6 milyar dolar dolayında gerçekleşmişti. Yabancı doğrudan yatırım girişleri, 2011 ve 2012 yıllarında yeniden 10 milyar doların üzerine çıkarken pandemi yılı olan 2020’de 4 milyar 401 milyon dolara kadar düştü. Bu rakam 2021’de ise 6 milyar 873 milyon dolar oldu.

Körfez’den gelen sermayenin teknoloji transferi ya da istihdama katkı gibi bir yönü olmadığını, katkılarının sadece finansal anlamda olduğunu dile getiren Sönmez, bu anlamda Körfez sermayesinin doğrudan yatırımcı profili olmadığını vurguluyor.

Türkiye’deki sermaye de kaçıyor

Türkiye’de dışardan gelen doğrudan yatırımlar azalırken, resmi rakamlar aynı dönemde Türkiye’den yurt dışına sermaye göçünün de hızlandığına işaret ediyor.

Merkez Bankası verilerine göre 2007’de yaklaşık 2 milyar dolarlık bir sermaye Türkiye’den yurtdışına giderken, geçen yıl 4,5 milyar doları aştı. Doğrudan yatırım için giden yerli sermayenin bu amaçla gelen yabancı sermayeye oranı yaklaşık yüzde 80’e ulaştı.

Mustafa Sönmez, Türkiye’de küresel firma olma iddiasıyla yurtdışına yatırım yapan firmaların bulunduğunu, ancak bunların yanı sıra oturum izni ya da vatandaşlık almak, B planı olarak alternatif bir yaşam tasarlamak amacıyla yurtdışına giden sermayenin de olduğunu vurguluyor. Sönmez, B planı amacıyla yurtdışına gidenlerin ağırlıkta olduğu görüşünü paylaşıyor.

Türkiye’de ise 40’lı 45’li yıllarda ampul üretimi, ilaç, otomotiv gibi alanlara yatırım yapan yabancı sermayenin halen toplam stok içerisinde büyük payı olduğunu söyleyen Sönmez, en son telekomünikasyon alanında yatırımların olduğunu, bunun dışında Tekel, Petkim, Türk Telekom’un da aralarında olduğu özelleştirmelerle yabancı yatırımcıların Türkiye’ye geldiğini aktarıyor. Türk Telekom’u satın alan Saudi Oger’in bu yatırımının daha sonra çürük çıktığını ifade eden Sönmez, özelleştirmelerin dışında en son Volkswagen’in Türkiye’ye yatırım yapma kararı aldığını ancak şirketin bu karardan daha sonra vazgeçtiğini hatırlatıyor.

Avrupalı yatırımcı neden gelmiyor?

Prof. Dr. Uğur Emek, doğrudan yabancı yatırım için gelecek sermayenin en az 30 yıllık bir perspektife sahip olması gerektiğini, Türkiye’de ise bir öngörülebilirlik olmadığını ifade ediyor. Meclis’te yapılan son oylamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a vergileri artırabilme yetkisi verildiğine dikkat çeken Emek, “Bankalara diyorsunuz kâr payı almayın, BDDK’nın bu yetkisi var. Kira sözleşmesi yapıyorsunuz, yüzde 25 sınır geliyor. Marketlere Karter anlaşması yapıp fiyatları yükseltiyorsun deniyor. Böyle bir ortama yabancı doğrudan yatırım gelir mi” diye konuşuyor.

“Mahkemeye gittiğinizde ne olacağını bilmiyorsunuz” diyen Emek, Can Atalay ve Osman Kavala’nın tutukluluklarını hatırlatıyor.

Emek, hukukun üstünlüğü olmadan, ekonomik özgürlük olmadan, sağlam bir para ve maliye politikanız olmadan yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmeyeceği görüşünde. Yabancı yatırımcılar için Avrupa Birliği’nin temel kurallarından olan öngörülebilirlik, şeffaflık, eşitlik ve hesap verebilirliğin önemli olduğuna işaret eden Emek, Türkiye’de ise yetkilerin tek kişide toplandığı mevcut sistemde kurumların kalitesinin giderek azaldığını, bunun yabancı yatırımcılar tarafından devlet kurumlarının bizzat kendi sitesinde yer alan İngilizce raporlar üzerinden okunabildiğini vurguluyor.

Doğrudan yabancı yatırım açısından Türkiye’nin riskli bulunduğuna işaret eden Mustafa Sönmez de “Mehmet Şimşek’in gelişiyle beraber bir yatırım ortamı ikliminin oluşması kolay değil. Siyaseten Erdoğan’ın tekrar iktidara gelmesi yatırımcı açısından beklenen bir şey değildi. İktisadi olarak da bir rasyonel dönüşüme henüz geçiş yok. Şu anda yapılanlar kozmetik. Yerel seçimler kadar da böyle gidecek gibi gözüküyor. Ekonomik rasyonaliteyi dikkate alan yabancı kaynak girişi o yüzden hale uzak. Onu gördükleri için Körfez’den yatırım getirebilir miyiz diye çabalıyorlar” ifadelerini kullanıyor.

“Ciddi dış kaynak sıkıntısı olacak”

Türkiye’de şu anda doğrudan yatırım olarak görünen yatırımların önemli bir kısmının da gayrimenkul satışından kaynaklandığına işaret eden Sönmez, gayrimenkul satışı çıkarıldığında doğrudan yatırım girişinin durmuş vaziyette olduğuna dikkat çekiyor.

Portföy yatırımlarından da çıkış olduğunu, kredi temininde ise Türkiye’nin risk primi yükseldiği için dışarıdan kaynak kullanmanın kolay olmadığını vurgulayan Sönmez, “İktidar bu nedenle politik ilişkilerle kaynak bulmak derdine düşüyor. Ama politik ilişkilerle de bu çark dönmez. Türkiye önümüzdeki zaman diliminde ciddi bir dış kaynak sıkıntısı yaşayacak. Bu, hem büyümeye etki edecek hem de içeride döviz fiyatlarını yukarı çekerek ciddi bir enflasyon sorunu yaratmaya devam edecek” yorumunu yapıyor.

Paylaşın

CHP Ve İYİ Parti Yeni İttifak İçin Nabız Yokluyor

31 Mart 2024 tarihinde yapılması beklenen yerel seçimler yaklaştıkça Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti arasında yapılabilecek yeni ittifak için taraflar nabız yokluyor.

İYİ Parti kurmayları, Adana, Mersin, Manisa gibi büyükşehirlerin de aralarında bulunduğu bazı illerde kendi adaylarının desteklenmesini istiyor. CHP’de ise “Adana ve Mersin gibi şehirleri verebiliriz” görüşü dile getiriliyor.

İki parti arasında yerel seçimlere yönelik ilk temas, CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın ve İYİ Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burak Akburak arasında oldu. Kılıçdaroğlu da yerel seçimlerden sonra Akşener ile ilk kez geçen günlerde bir araya geldi. Görüşmede ise gündemin “yerel seçimler” olduğu belirtildi.

İktidar, 2024’teki yerel seçimler için 1994’teki seçimlerde yaşanan bölünmeyi anımsatsa da muhalefet, ittifakı “olası” görüyor. CHP ve İYİ Parti’de “İttifak muhtemelen olacak” görüşü, iki partinin de kulislerinde konuşuluyor. İYİ Parti, daha çok sayıda büyükşehirde İYİ Parti’nin adayıyla seçime gidilmesini isterken yaşanan tartışmaların “İYİ Parti’nin elini güçlendireceği” yorumu yapılıyor. CHP’de ise “Adana ve Mersin gibi şehirleri verebiliriz” görüşü dile getiriliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kurban Bayramı’nda yaptığı açıklamayla 2024’te gerçekleştirilecek yerel seçimler için 1994’teki yerel seçimlere işaret etti ve “1994 gibi milat olacağını” söyledi. Erdoğan’ın bu açıklaması üzerinden “muhalefetin çok parçalı yapısından faydalanacağı” yorumları yapıldı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in olağan kurultaydaki açıklamasında CHP’ye yönelik eleştirilerde bulunması ve “İnsafınız kurusun. Neymiş? İstanbul, HDP sayesinde kazanılmış. Haydi o zaman bundan sonra size hayatta başarılar diliyorum” ifadelerini kullanması, “ittifakın bittiği” şeklinde değerlendirildi.

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre; Bu açıklamadan sonra iki parti arasında yerel seçimlere yönelik ilk temas, CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın ve İYİ Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burak Akburak arasında oldu. Kılıçdaroğlu da yerel seçimlerden sonra Akşener ile ilk kez geçen günlerde bir araya geldi. Görüşmede ise gündemin “yerel seçimler” olduğu belirtildi.

‘İyi Parti’ye verebiliriz’

İki partide de yerel seçimler yönelik “olumlu hava” esiyor. Parti kurmayları da bu yönde mesajlar veriyor. İYİ Parti’nin 2019’daki ittifakın aksine bir ittifakın kurulması için daha fazla büyükşehirin İYİ Parti’ye bırakılmasını istediği biliniyor. 2019’da bu yönde tabandan eleştiri aldığını belirten partililer, Akşener’in çıkışıyla bu yönde “elini kuvvetlendirmek istediğini, ittifak teklifinin bu kez CHP’den gelmesi gerektiğini” belirtiyor. Aralarında Adana, Mersin, Manisa gibi büyükşehirlerin de bulunduğu illerde İYİ Parti’nin adayının desteklenmesi isteniyor. İYİ Parti kurmayları ise ittifakı “muhtemel” görüyor.

CHP kulislerinde de benzer düşünce hâkim durumda. Parti kurmayları, “İttifak muhtemelen olacak” değerlendirmesini yapıyor. Bazı büyükşehirlerin bu kez İYİ Parti’ye bırakılabileceği kaydedilirken “Adana ve Mersin gibi büyükşehirleri İYİ Parti’ye verebiliriz” görüşü dile getiriliyor.

Paylaşın

Yeşil Sol Parti’de Yeni İsim Arayışı

Partide “Yeşil Sol Parti” isminin uzunluğu nedeniyle çalışmalarda zorluklara neden olduğunu söyleyenler, “BDP” ya da “HDP”de olduğu gibi harf olarak kolay kısaltılabilecek isim bulunmasını isteyerek, “Üç harflilere dönelim” çağrısı yapıyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) devam eden kapatma davası nedeniyle seçimlere Yeşil Sol Parti ile girdi. Dava sonuçlanana kadar da milletvekillerinin bu parti çatısı altında Meclis çalışmalarını sürdürmesi bekleniyor.

Ancak eylül ayında kongreye hazırlanan Yeşil Sol Parti’de yönetimin yanı sıra tüzükte de değişiklik gündemde. HDP fikriyatını yansıtan tüzük maddelerinin bir kısmının Yeşil Sol Parti tüzüğüne aktarılması bekleniyor. Kongrede isim değişikliği de gündemde olacak gibi görünüyor. HDP ve öncülü siyasi partilerin isimlerinde geçen “halk”, “demokrasi” ya da “barış” kavramlarından birinin yeni parti isminde yer alabileceği konuşuluyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre kongre öncesi il toplantılarında tabandan da isim değişikliği yapılması yönünde talepler gelmeye başladı. “Yeşil Sol Parti” isminin uzunluğu nedeniyle çalışmalarda zorluklara neden olduğunu söyleyenler, “BDP” ya da “HDP”de olduğu gibi harf olarak kolay kısaltılabilecek isim bulunmasını isteyerek, “Üç harflilere dönelim” çağrısı yapıyor.

Sırrı Süreyya Önder aradı Gökhan Günaydın buldu

Öte yandan Yeşil Sol Partili Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in yönettiği Meclis Genel Kurulu’nda, Yeşil Sol Partili Beritan Güneş Altın’ın milletvekillerini Kürtçe ve Arapça selamlaması tartışma konusu olmuştu. Önder, bu duruma müdahale çağrısına karşı çıkmış, “Bu kadar telaşa mahal yok, selam Allah’ın selamı, ya alırsınız ya almazsınız, dili de önemli değil” demişti.

İYİ Partililerin ısrarı sürünce Önder, “Burada bir şey şerh ediliyor. ‘Şerh etmek’ Arapça, ‘Müdahale edin’ deniliyor, ‘Müdahale’, ‘duhul’dan gelir, o da Arapça. Vekil de Arapça bir selam vermiş yani buraya girersek çıkamayız” dedi. Tartışma böyle sonlandı ama Önder’in devam eden Genel Kurul çalışmalarında Türkçe kelime arayışı bitmedi.

Görüşülen teklifle ilgili bir değerlendirme yapmak isterken Önder, “Bu düzenlemeyi yaparken ortak bir mutabakatla ya da asgari bir ‘konsensüsle’ diyelim, has Türkçe kelime bulmaya çalıştım bulamadım. Mutabakat da Türkçe değil, konsensüs da… ‘Uyumla’ diyelim…” dedi. Önder doğru Türkçe kelimeyi ararken imdadına CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın yetişti ve “uzlaşma” dedi. Önder de, “Uzlaşmayla, evet, doğru” diyerek konuşmasına devam etti.

Paylaşın

ÖTV Zammına Sarıgül’den Tepki: Bir Bardak Benzin Olmuş 10 Lira

ÖTV zammına tepkisini bir akaryakıt istasyonundan gösteren CHP’li Sarıgül, “Evet, görüyorsunuz, akmakta bile zorlanıyor. Neden biliyor musunuz? Bir bardak benzin olmuş 10 lira. Bu 10 lirayla teker nasıl dönecek?” dedi. Sarıgül, aldığı benzini arabasının tekerine döktü.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, akaryakıta yapılan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) zammına tepkisini bir akaryakıt istasyonundan bir bardak benzin satın alarak gösterdi.

Sarıgül, akaryakıta yapılan ÖTV zammını protesto etmek için bugün bir akaryakıt istasyonuna gitti. Sarıgül, akaryakıt istasyonunda çektiği videoyu, “Benzin ve motorine yansıyan yeni fiyatlardan sonra iğneden ipliğe her şeye zam gelmeye başlayacak. Halkımız borçla yaşıyor, borcu borçla kapatıyor” mesajıyla sosyal medya hesabında paylaştı.

Akaryakıt istasyonundan bir bardak benzin satın alan Sarıgül, “Evet, görüyorsunuz, akmakta bile zorlanıyor. Neden biliyor musunuz? Bir bardak benzin olmuş 10 lira. Bu 10 lirayla teker nasıl dönecek?” diyerek aldığı benzini arabasının tekerine döktü.

Akaryakıtta ÖTV zammı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, akaryakıtta Özel Tüketim Vergisi’ne (ÖTV) zam yapıldı. ÖTV tutarları, benzinde ve motorinde 5 lira, LPG’de 4 lira artış olarak belirlendi.

Karara göre; benzinin litresinde 2,52 TL olan ÖTV 7,52 TL’ye, motorinde 2,05 TL olan ÖTV ise 7,05 TL’ye yükseltildi. Zam sonrası, benzinin litre fiyatı 28 TL’den 34 TL’ye, motorinin litre fiyatı 26 TL’den 32 TL’ye çıktı. Diğer akaryakıt ürünlerinde de litre başına 5 liraya yakın artış öngörüldü.

Geçen hafta da KDV zammı gelmişti

Erdoğan’ın kararıyla akaryakıt ürünlerinde KDV’nin yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltilmesine ilişkin karar ise 10 Temmuz’da yürürlüğe girmişti.

Doğalgaza da ÖTV zammı geldi 

Resmi Gazete’de yayımlanan kararla ayrıca doğalgaz üzerinden alınan ÖTV’ye de zam geldi. Buna göre, ÖTV tutarı standart metreküp başına doğalgazda 0,0747 TL, motorlu taşıtlarda yakıt olarak kullanılan doğalgazda ise metreküp başına 2,7944 TL oldu.

Doğalgazda bir önceki ÖTV oranı standart metreküp başına 0,0230 TL, motorlu taşıtlarda yakıt olarak kullanılan doğalgazda ise 0,8599 TL olarak belirlenmişti.

Paylaşın

YRP Lideri Erbakan’dan Akaryakıtta ÖTV Zammına Tepki

Yazılı bir açıklama yaparak zamlara tepki gösteren YRP Lideri Erbakan, “Bütçe açığının faturasını vatandaşlara kesen bu uygulamalardan bir an evvel vazgeçilmelidir. Bunun yerine kamuda tasarruf tedbirleri ivedilikle alınmalı ve güçlü bir şekilde uygulanmalıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kamuda israf bitirilmelidir. Denk bütçe mutlaka hayata geçirilerek faiz giderleri azaltılmalıdır. Ayrıca, dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki oranı düşürülerek; gelir vergisi, kurumlar vergisi gibi dolaysız vergilerin payı artırılmalı böylelikle zenginden daha fazla, dar gelirliden daha az vergi alan adil bir vergi sistemine geçilmelidir.”

Yeniden Refah Partisi (YPR) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Fatih Erbakan, Resmi Gazete’de yayımlanarak bugün itibarıyla yürürlüğe giren akaryakıt üzerinden alınan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) tutarlarındaki fahiş artışa ilişkin yazılı açıklamada bulundu. Erbakan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“KDV oranlarına yapılan zamlar ve her türlü vergi ve harçlara getirilen yüksek artışların ardından son olarak dün gece itibari ile akaryakıtta ÖTV oranına getirilen fahiş artış ile birlikte “dolaylı vergilere yapılan yüksek artışlar” artık vatandaşlarımızı ezen ve kabul edilemez noktalara gelmiştir.

Bütçe açığının KDV, ÖTV ve çeşitli harçlar gibi dolaylı vergilere yapılan yüksek artışlarla karşılanmaya çalışılması mal ve hizmetlerde yüksek zamlara sebebiyet vermekte, yüksek enflasyonu tetiklemekte ve vatandaşlarımızın alım gücünü iyice zayıflatmaktadır. Bununla birlikte asgari ücrete ve memur maaşlarına yapılan zamlar, bu yapılan yüksek oranlı vergi artışları ve enflasyon neticesinde eriyip gitmiş, vatandaşlarımızın mağduriyetlerine çözüm olamamış ve ceplerdeki yangını söndürmemiştir.

Bütçe açığının faturasını vatandaşlara kesen bu uygulamalardan bir an evvel vazgeçilmelidir. Bunun yerine kamuda tasarruf tedbirleri ivedilikle alınmalı ve güçlü bir şekilde uygulanmalıdır. Kamuda israf bitirilmelidir. Denk bütçe mutlaka hayata geçirilerek faiz giderleri azaltılmalıdır. Ayrıca, dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki oranı düşürülerek; gelir vergisi, kurumlar vergisi gibi dolaysız vergilerin payı artırılmalı böylelikle zenginden daha fazla, dar gelirliden daha az vergi alan adil bir vergi sistemine geçilmelidir.”

Akaryakıtta ÖTV zammı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, akaryakıtta Özel Tüketim Vergisi’ne (ÖTV) zam yapıldı. ÖTV tutarları, benzinde ve motorinde 5 lira, LPG’de 4 lira artış olarak belirlendi.

Karara göre; benzinin litresinde 2,52 TL olan ÖTV 7,52 TL’ye, motorinde 2,05 TL olan ÖTV ise 7,05 TL’ye yükseltildi. Zam sonrası, benzinin litre fiyatı 28 TL’den 34 TL’ye, motorinin litre fiyatı 26 TL’den 32 TL’ye çıktı. Diğer akaryakıt ürünlerinde de litre başına 5 liraya yakın artış öngörüldü.

Geçen hafta da KDV zammı gelmişti

Erdoğan’ın kararıyla akaryakıt ürünlerinde KDV’nin yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltilmesine ilişkin karar ise 10 Temmuz’da yürürlüğe girmişti.

Doğalgaza da ÖTV zammı geldi 

Resmi Gazete’de yayımlanan kararla ayrıca doğalgaz üzerinden alınan ÖTV’ye de zam geldi. Buna göre, ÖTV tutarı standart metreküp başına doğalgazda 0,0747 TL, motorlu taşıtlarda yakıt olarak kullanılan doğalgazda ise metreküp başına 2,7944 TL oldu.

Doğalgazda bir önceki ÖTV oranı standart metreküp başına 0,0230 TL, motorlu taşıtlarda yakıt olarak kullanılan doğalgazda ise 0,8599 TL olarak belirlenmişti.

Paylaşın

Destici’den Zam Açıklaması: Kabul Edilebilir Ve Hakkaniyetli Değil

Sosyal medya hesabı üzerinden zamlara tepki gösteren BBP Lideri Destici, “Akaryakıt ürünlerinden alınan ÖTV’nin yüzde 200 üzeri yükseltilmesi kabul edilebilir ve hakkaniyetli değildir” dedi.

Haber Merkezi / Destici, “Ekonominin şoför mahallinde oturanlar kolaycılığa kaçarak, çözümü dolaylı vergilerde bulup faturayı dar gelirli ve üretici ile yüksek gelirlinin sırtına aynı oranda yüklememelidir. Bu doğru ve hakça değildir. Ayrıca bugüne dek yapılan tüm iyileştirmeleri de değersiz kılmaktadır” açıklamasında bulundu.

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici, zamlara sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla tepki gösterdi. Destici, şu ifadeleri kullandı:

“Akaryakıt ürünlerinden alınan Özel Tüketim Vergisi’nin (ÖTV) yüzde 200 üzeri yükseltilmesi kabul edilebilir ve hakkaniyetli bir düzenleme olmamıştır.

ÖTV dolaylı bir vergi düzenlemesidir. Yani yoksulla zenginin, geliri düşük olanla yüksek olanın aynı oranda ödediği vergidir. Akaryakıta bu denli zam yapmak yerine mesela, doğalgazda geliri yüksek olanlara uygulanan sübvanse (yüz milyarca TL) ile siyasi partilere verilen milyarlarca TL hazine yardımı kaldırılabilirdi.

Ekonominin şoför mahallinde oturanlar kolaycılığa kaçarak, çözümü dolaylı vergilerde bulup faturayı dar gelirli ve üretici ile yüksek gelirlinin sırtına aynı oranda yüklememelidir. Bu doğru ve hakça değildir. Ayrıca bugüne dek yapılan tüm iyileştirmeleri de değersiz kılmaktadır.

Zamlarla ya da kemer sıkarak ekonomiyi düzeltmek, bütçe açıklarını kapatmak sıradan ekonomi yöneticilerinin de yapabileceği şeylerdir. (Nitekim 70’li ve 90’lı yıllarda Türkiye’de sıkça uygulanmıştır)”

Akaryakıtta ÖTV zammı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, akaryakıtta Özel Tüketim Vergisi’ne (ÖTV) zam yapıldı. ÖTV tutarları, benzinde ve motorinde 5 lira, LPG’de 4 lira artış olarak belirlendi.

Karara göre; benzinin litresinde 2,52 TL olan ÖTV 7,52 TL’ye, motorinde 2,05 TL olan ÖTV ise 7,05 TL’ye yükseltildi. Zam sonrası, benzinin litre fiyatı 28 TL’den 34 TL’ye, motorinin litre fiyatı 26 TL’den 32 TL’ye çıktı. Diğer akaryakıt ürünlerinde de litre başına 5 liraya yakın artış öngörüldü.

Geçen hafta da KDV zammı gelmişti

Erdoğan’ın kararıyla akaryakıt ürünlerinde KDV’nin yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltilmesine ilişkin karar ise 10 Temmuz’da yürürlüğe girmişti.

Doğalgaza da ÖTV zammı geldi 

Resmi Gazete’de yayımlanan kararla ayrıca doğalgaz üzerinden alınan ÖTV’ye de zam geldi. Buna göre, ÖTV tutarı standart metreküp başına doğalgazda 0,0747 TL, motorlu taşıtlarda yakıt olarak kullanılan doğalgazda ise metreküp başına 2,7944 TL oldu.

Doğalgazda bir önceki ÖTV oranı standart metreküp başına 0,0230 TL, motorlu taşıtlarda yakıt olarak kullanılan doğalgazda ise 0,8599 TL olarak belirlenmişti.

Paylaşın

Muhalefetten Akaryakıtta ÖTV Zammına Tepki

Cumhurbaşkanı kararıyla Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren akaryakıt üzerinden alınan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) zamlarına muhalefetten tepkiler gelmeye devam ediyor.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Akşener, dün gece akaryakıta yapılan ÖTV zammına tepki gösterdi. Meral Akşener’in, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Geçtiğimiz hafta yapılan zamlarla, yeni maaşlar daha yatmadan erimişti. Dün gece itibariyle, eski maaşları da yemeye başladılar. Peki iktidarın şatafatlı hayatında bir değişim var mı? Yok! Cefayı bal eylemek millete, sefasını sürmekse saray ve şürekâsına…”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, akaryakıtta ÖTV’ye getirilen zammın tüm sektörlerde maliyetleri artıracağı için yeni zamlarda domino etkisi yaratacağına dikkat çekti.

Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Akın, yapılan son ÖTV zammıyla benzinin litre fiyatının 35 TL’ye, motorinin fiyatının ise 33,5 TL’ye yükseldiğini ifade etti. “Türkiye’deki akaryakıt fiyatlarını belirleyici olan brent petrolün uluslararası piyasalarda son aylarda neredeyse yüzde 40 oranında düşmesine karşın iktidarın imza attığı söz konusu fahiş ÖTV zammı ne uluslararası konjonktürle ne de dünyadaki gelişmelerle açıklanabilir” diyen Akın, ÖTV’ye gelen zamla ilgili “doğrudan AK Parti iktidarının neden olduğu ekonomik krizde acı reçetenin vatandaşa verildiğinin açık bir göstergesidir” ifadesini kullandı.

Akın aynı zamanda ÖTV’deki artışın KDV’yi de artırması nedeniyle vatandaşa litre başına “en az 6 TL” olarak yansıyacağını belirtti. Akın, “Buna göre ortalama 50 litre büyüklüğündeki bir deponun maliyeti ÖTV zammının ardından 300 lira daha yüksek olacak” dedi.

CHP Grup Başkanı Özgür Özel sosyal medya hesabından “Biraz önce yayınlanan Resmi Gazete’deki Cumhurbaşkanı Kararıyla akaryakıt ürünlerinin ÖTV’si litre başına 5 TL arttı. Bu anlayışla orta gelirli ve dar gelirli vergi yükünün altında ezildikçe eziliyor. Yazıklar Olsun!!!” ifadelerini kullandı.

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba sosyal medya hesabından “15 Temmuz gecesi Selalar okunurken, Ekonomist Erdoğan, benzinin litre fiyatını 34 TL’ye, motorinin litre fiyatını 32 TL’ye yükseltti…!! 28 Mayısta; Benzin 20.57 lira, Motorin 19.34 liraydı. Seçimlerden bugüne benzin ve motorine ortalama 12 lira zam geldi. Seçimden önce refah vaat edenler, Seçimden sonra zam olup yağıyorlar.” paylaşımını yaptı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise şu ifadeleri kullandı: “Bu asil milletin kahramanlık destanı yazdığı günün gecesinde salalar okunurken iktidarın milletimize reva gördüğü bu zam kabul edilemez, yazıklar olsun.”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Birol Aydemir, “Bir Cumhurbaşkanlığı Kararı ile tek seferde akaryakıta KDV dahil 6 TL zam! Seçimden sonra yani 28 Mayıs’dan sonra benzine yüzde 65, motorine yüzde 67 zam geldi. Başlarını yastığa nasıl koyuyorlar çok merak ediyorum! Bütçeyi elleriyle boşalttılar. Hem faize hem popülizme kurban ettiler. Şimdi deyim yerindeyse halkın gırtlağını sıkıyor iktidar. Bundan da muhalefet ve dış güçler mi sorumlu.. Hiç mi yaptığınız yanlışlardan hesap vermeyeceksiniz?” diye tepki gösterdi.

Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp gelen zamları şu sözlerle eleştirdi: “28 Mayıs seçimlerinden bu yana Arjantin’i geçtik, son sürat Venezuela olmaya doğru gidiyoruz. Sık sık söyledikleri bir şarkı var ya: “Nereden nereye, nereden nereye… ” Durumumuz tam da öyle! Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete!”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, akaryakıtta Özel Tüketim Vergisi’ne (ÖTV) zam yapıldı. ÖTV tutarları, benzinde ve motorinde 5 lira, LPG’de 4 lira artış olarak belirlendi.

Karara göre; benzinin litresinde 2,52 TL olan ÖTV 7,52 TL’ye, motorinde 2,05 TL olan ÖTV ise 7,05 TL’ye yükseltildi. Zam sonrası, benzinin litre fiyatı 28 TL’den 34 TL’ye, motorinin litre fiyatı 26 TL’den 32 TL’ye çıktı. Diğer akaryakıt ürünlerinde de litre başına 5 liraya yakın artış öngörüldü.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak da akaryakıta gelen ÖTV zammını sosyal medya hesabından değerlendirdi. Öztrak, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Sarayın rasyonel politika dediği, zulüm çıktı. Erdoğan ÖTV’yi artırma yetkisini ilk olarak akaryakıtta kullanırken ne izan ne de insaf dinledi. Bu, iğneden ipliğe her şeye misliyle yansıyacak. Enflasyon daha azacak. Çakma ekonomist millete çay kaşığıyla verdiğini kepçeyle alıyor.”

Geçen hafta da KDV zammı gelmişti

Erdoğan’ın kararıyla akaryakıt ürünlerinde KDV’nin yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltilmesine ilişkin karar ise 10 Temmuz’da yürürlüğe girmişti.

Doğalgaza da ÖTV zammı geldi 

Resmi Gazete’de yayımlanan kararla ayrıca doğalgaz üzerinden alınan ÖTV’ye de zam geldi. Buna göre, ÖTV tutarı standart metreküp başına doğalgazda 0,0747 TL, motorlu taşıtlarda yakıt olarak kullanılan doğalgazda ise metreküp başına 2,7944 TL oldu.

Doğalgazda bir önceki ÖTV oranı standart metreküp başına 0,0230 TL, motorlu taşıtlarda yakıt olarak kullanılan doğalgazda ise 0,8599 TL olarak belirlenmişti.

Paylaşın

Erdoğan Körfez Yolcusu: Ekonomik Yatırımlar Beklentisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17-19 Temmuz tarihleri arasında Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yapacağı ziyaretlerde ekonomik ilişkilerin ve yatırımların ağırlıklı olacağı bekleniyor.

Ziyaretlerin siyasi açıdan da Türkiye’nin son birkaç yılda bölgeye yönelik izlediği normalleşme politikası ile uyumlu olması bekleniyor. Erdoğan’ın ziyaretleri öncesi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bölgeye giderek temasların altyapısını hazırlamıştı.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in hükümet kaynaklarından edindiği bilgiye göre ekonomik açıdan yüksek beklentilerle gidilen ziyaretler kapsamında önemli anlaşmalara imza atılması bekleniyor. Bu anlaşmalara ilişkin teknik hazırlıkların tamamlandığı ve sorun olmadığı ifade ediliyor.

Anlaşmalara ilişkin detaylı bilgi vermeyen yetkililer, masada olan sektörler arasında enerji, ilaç, teknoloji ve tarım gibi alanların olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda doğrudan yatırımlarla ilgili gelişmelerin de beklendiği ziyaret kapsamında, tarımda Türkiye’nin üretim üssü gibi olacağı, istihdam ağırlıklı projelerin gerçekleşmesi hedefleniyor.

Reuters’ın son bir haberinde Körfez ülkelerinden sağlanması beklenilen toplam yatırım miktarı için 30 milyar dolar rakamı ifade edilirken, 10 milyar dolar değerindeki doğrudan yatırımların ise kısa vadede gelmesinin yetkililer tarafından Türkiye ekonomisi için önemli görüldüğü kaydedilmişti.

Bloomberg’de yer alan haberde de iş birliği yapılacak alanlarda doğrudan yatırımın yanı sıra özelleştirmeler ve şirket alımları formüllerinin de masada olacağı; yetkililerin bu anlaşmalardan ilk etapta en az 25 milyar dolarlık yatırım beklediği yazılmıştı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da NATO zirvesi dönüşünde uçakta yaptığı açıklamada Cevdet Yılmaz ve Mehmet Şimşek’in ön ziyaretlerinde belli bilgilendirmelerin yapıldığını söyleyerek, ziyaretlere ilişkin şunları kaydetti:

“Yapacağımız ziyarette Türkiye’ye verecekleri destekleri bizzat görme, yaşama imkânımız olacak. Daha önce yaptığım görüşmelerde kendileri söyledi. ‘Türkiye’ye ciddi yatırımlar yapmaya biz hazırız.’ Bunu bu ziyaretle birlikte de inşallah noktalamış olacağız. Bu yatırımlar belki bizde olacak, belki Suudi Arabistan’da, Katar’da, Birleşik Arap Emirlikleri’nde olacak.”

Erdoğan ayrıca Şimşek’in uyguladığı ekonomi politikasına bağlı olduğuna yönelik işaret vererek, “Uluslararası rezerv birikimini artırmak için rasyonel politikaları hayata geçiriyor, uluslararası yatırımları ülkeye çekmek için çalışıyoruz” dedi. Körfez turu uluslararası yatırımları çekme politikasının bir parçası olarak önemli görülüyor.

Bu arada Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Körfez turu kapsamında Erdoğan’ın katılımıyla üç ülkede de iş forumları düzenleyecek. Suudi Arabistan-Türkiye İş Forumu 17 Temmuz’da Cidde’de, Katar-Türkiye İş Forumu 18 Temmuz’da Doha’da, BAE-Türkiye İş Forumu da 19 Temmuz’da Abu Dabi’de gerçekleştirilecek.

DEİK üyelerine çağrı yaparak, “İnşaat & Müteahhitlik, Enerji, Sağlık, Gıda, Tarım, Turizm, Yapı Malzemeleri, Bilgi Teknolojileri, Dijital Teknolojiler, Akıllı Şehirler, Gayrimenkul, Lojistik, Finans ve Bankacılık, Danışmanlık, Madencilik, Mimarlık, Mobilya, Uluslararası Teknik Müşavirlik, Tekstil, Kimyevi Ürünler, Demir ve Metal Ürünleri, İlaç, Tıbbi Malzeme, Otomotiv ve Yedek Parçaları” sektörleri başta olmak üzere tüm sektörlerde faaliyet gösteren firmaların katılımını istedi.

Öte yandan bu ziyaretlerin ana ekseni ekonomi, ticaret ve yatırım çekme amaçlı olmasının yanı sıra Türkiye’nin bir dönem sorunlar yaşadığı Suudi Arabistan ve BAE de dahil Körfez’e açılımının devamı olarak da yorumlanıyor.

Suudi Arabistan ile yeni ortaklığa doğru

Erdoğan’ın Körfez duraklarından birisi ilişkilerin inişli çıkışlı seyrettiği Suudi Arabistan olacak.

Arap Baharı döneminde zıt kutuplara savrulan Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda öldürülmesiyle gerilimli bir döneme girmişti.

Karşılıklı olarak sert açıklamalar yapılırken, ABD Başkanı Donald Trump’ın görevden ayrılması ve ABD’nin bölgeye dönük politikalarının da değişmesinin etkisiyle gerek Türkiye gerekse Suudi Arabistan ilişkileri yeniden rayına oturtmaya karar vermişti.

Ekonomik açıdan darboğazda olan Türkiye ile uluslararası toplumdaki imajını yeniden toparlamak isteyen Suudi Arabistan arasında temaslar yeniden kurulmuş ve karşılıklı ziyaretlerle ilişkiler restore edilmişti. Türkiye bu amaçla Kaşıkçı cinayeti dosyasını da Suudi Arabistan’a devretmişti.

Kaşıkçı cinayeti ile sorumlu tutulan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 22 Haziran 2022’de Ankara’ya resmi bir ziyaret yaparken, bu ziyaret sırasında yapılan ortak açıklamada “iki ülke arasındaki ikili ilişkilerde yeni bir iş birliği döneminin başlamasına yönelik ortak kararlılık” vurgulanmıştı.

Katar ile stratejik ortaklığa devam

Erdoğan’ın duraklarından bir diğeri de iktidarın en yakın ilişki kurduğu ülkelerin başında gelen Katar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamid Al Sani’nin yakın ilişkileri kapsamında iki ülke ilişkileri “stratejik ortaklık” olarak nitelendiriliyor.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Erdoğan’ı arayarak destek veren ilk ülkelerden birisi de Katar olmuştu.

2014’de kurulan Yüksek Stratejik Komite şimdiye kadar toplam 8 kez bir araya gelirken, farklı alanlarda toplam 95 anlaşma ve çeşitli belgeye imza atıldı. Katarlıların Türkiye’de önemli şirketlerin yanı sıra Boğazlarda aldıkları arsa ve mülkler zaman zaman basına yansıyan konular arasında.

Türkiye-Katar ilişkileri sadece ekonomi ve yatırımlarla sınırlı değil. Savunma sanayi ve askeri eğitim gibi alanlarda da ilerleme sağlanmış durumda. Halen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bir üssü Katar topraklarında bulunuyor.

BAE ile düzelen ilişkiler

Uzun bir dönem gerilimli ilişkiler yaşanan Birleşik Arap Emirlikleri de diğer önemli durak.

Türkiye’nin Arap Baharı sırasında Müslüman Kardeşler kuşağına olan yakınlığı, o dönemde Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın başını çektiği eksenle bir çeşit “soğuk savaş” yaşamasına neden olmuştu. Ancak geçen yıllar içinde bölgedeki dengelerin değişmesiyle Türkiye ve Körfez ülkeleri farklı pozisyonlar almaya başlamıştı.

Bu kapsamda BAE ve Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin en önemli bölgesel müttefiklerinden olan Katar’a 2017’de uygulamaya başladıkları ambargoyu 2021’de bitirmesi de Ankara için önemli bir etken olmuştu.

Geçmiş dönemde Türkiye’den bazı üst düzey yetkililer, BAE’yi Gülen yapılanmasına destekle ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimi nedeniyle suçlamıştı. Suç örgütü lideri Sedat Peker’in BAE’den yayımladığı videolar da bir dönem ilişkileri etkileyen bir unsur olarak gündemde önemli yer tutarken, Peker bir süre sonra BAE yetkilileri tarafından uyarıldığını belirterek yayınlarını durdurmuştu.

Erdoğan bundan önce en son Şubat 2022’de Abu Dabi’ye giderken, BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan ise son olarak 10 Haziran’da Türkiye’ye resmi ziyarette bulundu.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları Yine Gözaltına Alındı

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Galatasaray Meydanı’ndaki eylemin yasaklanmasının hak ihlali olduğu yönündeki kararına rağmen, 955. hafta eylemlerinde yine polis tarafından engellenerek gözaltına alındı.

Haber Merkezi / Galatasaray Meydanı’nda 1995 yılından beri oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları, 955. hafta eylemlerinde yine polis tarafından engellendi.

Galatasaray Meydanı’na çıkmak isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanları, meydana yaklaştırılmadan Meşrutiyet Caddesi’nde ablukaya alındı. Eyleme katılanlar kelepçelenerek gözaltına alındı.

Pirha muhabiri Dilan Şimşek de darp edilerek ve yerde sürüklenerek gözaltına alındı. Şimşek önceki hafta polis tarafından darp edilerek yere düşürülmüştü.

Gözaltına alınan isimler arasında Hanife Yıldız, İrfan Bilgin, Mikail Kırbayır, Besna Tosun, Ali Tosun, Hasan Karakoç, Gülseren Yoleri, İsmail Yücel, Davut Arslan, Cihan Kaplan, Cüneyt Yılmaz, Maside Ocak, Leman Yurtsever, Hatice Onaran, Dilan Şimşek de var.

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

AK Parti’de Kadro Değişimi: 2 İl Başkanlığına Atama

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla Tokat ve Osmaniye il başkanlıklarına yeni atamalar yapıldı. Daha öncede Gaziantep, Kilis, Ardahan, Kayseri, Samsun, Malatya, Adıyaman, Erzincan, Kars, Kırıkkale, Muğla, Niğde ve Uşak atanmıştı.

Haber Merkezi / AK Parti Teşkilat Başkanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı veAK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıylaTokat İl Başkanlığına Ali Özer ve Osmaniye İl Başkanlığına Servet Alibekiroğlu’nun atandığı belirtildi.

6 il başkanı değişmişti

Yakın zamanda, 6 il başkanlığına atama yapıldığı duyurulmuştu. Paylaşımda, Kayseri İl Başkanlığına Fatih Üzüm, Samsun İl Başkanlığına Mehmet Köse, Gaziantep İl Başkanlığına Murat Çetin, Kilis İl Başkanlığına Zihni Serhan Diyarbakırlı, Ardahan İl Başkanlığına Ersin Yılmaz ve Malatya İl Başkanlığına Namık Gören’in atandığı bildirilmişti.

Söz konusu atamalarda vekaleten görev yapan il başkanlarından bazılarının başkanlığa atanması dikkat çekerken, yine vekaleten görev yürüten Mehmet Metin Karakuş, Ertuğrul Teymur, Nuri Ayduğan, Bahadır Kılıç ve Abdulkadir Sarıdağ’ın yerine yeni il başkanları atandı.

7 il başkanı değişmişti

Daha öncede Adıyaman, Erzincan, Kars, Kırıkkale, Muğla, Niğde ve Uşak il başkanlıklarına da atama yapılmıştı.

Adıyaman İl Başkanlığına Emrah Erkan Bulucu, Erzincan İl Başkanlığına Mehmet Cavit Şireci, Kars İl Başkanlığına Muammer Sancar, Kırıkkale İl Başkanlığına Engin Pehlivanlı, Muğla İl Başkanlığına Gültekin Akça, Niğde İl Başkanlığına Mustafa Özdemir, Uşak İl Başkanlığına Himmet Yaşar’ın atandığı bildirilmişti.

14 ve  28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinde başarılı olamayan il ve ilçe başkanlarının değişeceği kulislere yansımıştı.

Paylaşın