Ekrem İmamoğlu Ve Ekibinin “Değişim” Toplantısı İnternete Sızdı

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bazı üst düzey Cumhuriyet Halk Partili (CHP) yöneticilerle yaptığı online toplantının internete sızdı. Engin Altay, Gökhan Günaydın, Tekin Bingöl, Onursal Adıgüzel ve Bülent Teczan gibi üst düzey isimlerin katıldığı kapalı devre toplantıda Parti Meclisi’ni toplantıya çağırmak için imza toplama ve olağanüstü kurultayın yapılmasıyla ilgili konular konuşuluyor.

Toplantının başında görüşmenin ana çerçevesini anlatan İmamoğlu, “Parti Meclisi süreciyle ilgili bir zemin oluşturmaya dönük bir kararlılık göstermiştik…İkincisi yine bu özellik ile alternatif bir olağanüstü kurultay süreci olabilir mi olgunlaşabilir mi buna dair bir zemin var mı? Elimizdeki veriler üzerinden bir heyet konuşulmuştu. O konuda da katkısı olacak olan burada olan ve olmayan arkadaşların da katkılarıyla birlikte bir çalışma, bir öngörü zemini oluşacaktı. Bu konuda da bir çalışma sürdürüldü diye biliyorum” diye konuşuyor.

Online toplantıya katılan CHP’liler Parti Meclisi’nin toplanması için kaç imza gerektiği ve kimlerin imza verdiğini veya vereceğini tartışıyor. Konuşmalardan Parti Meclisi’nde görevden alınan il ve ilçe başlanlarının itirazlarının görüşülmesinin hedeflendiği anlaşılıyor. Genel Başkan katılmadığı takdirde söz konusu Parti Meclisi toplantısının yapılamama ihtimalini de değerlendiren CHP’liler, buna karşı alınabilecek tedbirleri de tartışıyor.

Gerekli imzalar toplandıktan sonra Parti Meclisi’nin toplanması için dilekçeyi genel merkeze kimin sunacağının da tartışıldığı görüşmede söz alan Bülent Tezcan, “Bu dilekçenin verilmesini çok özel bir törene dönüştürmemek lazım. İlerde olur da başka bir dilekçe verilecek olursa olağanüstü kurultay istemeyle ilgili falan, onun özel bir durumu vardır ama bunun basına geçilmesi yeterlidir” ifadelerini kullanıyor.

14 dakikalık videonun sonunda gerekli imzalara pazartesi gününe kadar ulaşılacağı, bunun ardından dilekçenin gecikmeden genel merkeze sunulması gerektiği konuşuluyor.

Söz konusu videoda konuşulanlar ise şöyle:

Ekrem İmamoğlu: Birkaç hususta ilk planlamamızı yapmıştık aslında. Hem bu parti meclisi süreci ile ilgili bir zemin oluşturmaya dönük bir kararlılık göstermiştik. Bunun da özellikle örgütün görevden alma sürecine dair bir hazırlık olacaktı. Bu konuda en son Gökhan Bey bir süreç başlattı. İkincisi, yine bu özellikle alternatif bir olağanüstü bir kurultay süreci olabilir mi, olgunlaşabilir mi, buna dair bir zemin var mı, elimizdeki veriler üzerinden bir heyet konuşulmuştu. O konuda da katkısı olacak olan, burada olan ve olmayan arkadaşların da katkılarıyla birlikte bir çalışma bir öngörü zemini oluşacaktı. O konuda da bir çalışma sürdürüldü diye biliyorum. Bir de malum aslında Selin Hanım zaten Amerika’dan gelir gelmez içine eklenecek olan bir çalışma yapılacaktı. Biz de onu yürütüyoruz aslında ve bugün de öyle bir toplantının içinde şu anda Selin Hanım. Böyle bir aşamaları var…

İsterseniz bu PM’den başlayalım, sonra olağanüstü kurultay zemini ya da ihtimali, alternatifi nasıl bir bakış diye devam edelim. Selin Hanım katıldığında biraz içerik detayına girebiliriz. Ardından da önümüzdeki günlere dair, hem mahalle seçimleri nasıl bir akışla gidiyor… Sonrasındaki genel kurullara, kongrelere dair var mı ön tespiti olan… Biraz da ona bakmak lazım. Nasıl bir zemin yürüyor diye tartışalım. Bu şekilde sonlandıralım. yani uygun görürseniz de böyle yaklaşık bir saat gibi bir süre koyarsak toplantımıza, makul bir zeminde toparlarız diye düşünüyorum. Önce Gökhan bey, PM işi galiba sizin tarafta yürüyordu? Değil mi yanlış mı biliyorum?

Gökhan Günaydın: Şöyle söyleyeyim, bir bilgi sunayım ben o konuda. Bülent Bey de burada… Kendisi sağolsun bir metin hazırladı ve metin hazırladıktan sonra da çeşitli imzaları… onun da aldığı imzalar var benim de aldığım imzalar var. Şu andan itibaren durum şudur, 7 kişi imzaladı.

Sayıyorum izninizle, Bülent Tezcan , Gökhan Zeybek, Tekin Bingöl, Hasan Baltacı, Umut Akdoğan, Hakan Uyanık ve Erbil Aydınlık. Biraz evvel ben metni bir zarf içerisinde Selin Hanım’a gönderdim. Selin Hanım da imzalamış olacak…

Böylece 8 imza olacak. Bu akşam 20’de bizim İstanbul içine yönelik bir toplantımız var. Orada Onursal Adıgüzel, Sevgi Kılıç, Pınar Uzun ve Turan Aydoğan da imzalamış olacaklar. Geriye Muharrem Bey, Hakkı Süha Okay Bey ve Yaşar Selman Hanım kalacak. Ben yarın sabah bir arabayla erkenden uygun görürse Çanakkale’ye Muharrem Bey’e göndereceğim imzayı… Oradan galiba Burhaniye’deymiş şey.. Bizim Yaşar Hanım. Yaşar Hanım imzalayacak. Oradan da Bodrum’a geçecek ve Hakkı Abi imzalayacak. Böylece imza sayısı pazartesi akşam itibarıyla on beşe ulaşacak.

Engin Altay: Bir şey söyleyeyim mi… Bence tüzüğün öngördüğünden bir fazla bile olmasın. 15 şey yapar… İşte ‘hepsi 15’ algısı oluşur.

G. Günaydın: Ya şöyle bunu tartıştık. Bunu tartıştık şöyle, bizim Hakkı Abi’nin önerisidir bu. Ben imza atanların hiçbirisinin geri çekeceğini düşünmüyorum ancak, dedi ki ‘insanlık halidir lastik patlar, şoför atlar’…

E. İmamoğlu: Şu katılımcı kim acaba?

G. Günaydın: 2-3 fazla yazmak iyi olur dedi. Zaten bir hafta içerisinde toplayacakları için sayımızın ne olduğunu görecekler yani… Ben 15-16’nın bu düşünce temelinde Engin (Altay) Başkanım..

E. Altay: Hayır Bodrum’a kadar araba göndermeye gerek yok onu diyorum aynı zamanda. Dinliyorum.

G. Günaydın: Ya ben hatta ilave bir şey daha söyleyeceğim. Özgür (Özel) Başkanım da burada… Eğer uygun görürseniz Veli Ağbaba ya da Murat Emir’den birinin de imzasını alalım buraya.

Muharrem Erkek: Evet. İyi olur.

G. Günaydın: Böylece 16 sayısı ile veririz. şöyle bir düşünce var. Bülent bey kendisi de ifade eder: eğer genel başkan toplantıya katılmaz ve başkanlık etmez ise. PM bu çerçevede toplanamayabilir iddiası var. Geçmişte de böyle şeyler olmuştu. Biz bu takdirde bu 16 sayısını ise 32-33 yapıp PM listesini tekrarlayabiliriz diye düşünüyorum. Bu alanda benim söyleyeceklerim bundan ibaret.

Tekin Bingöl: Söz alabilir miyim? (el kaldırarak)

E. İmamoğlu: Tabii Tekin Bey. Buyrun başlayın.

Tekin Bingöl: Ben de bir iki ekleme yapayım. Bu ikazlarla ilgili şu ana kadar benim tespit edebildiğim, ettiğim sayı şu: Muş, Ağrı, Hakkari ve Mardin posta yoluyla, iadeli taahhütlü posta yoluyla cuma günü Genel Merkez’e gönderdiler ama henüz Genel Merkez’e ulaşmış bir şey yok diye biliyorum. Çünkü postada öyle bir iki gün hafta sonu da araya girdi. Van İl Başkanı Seracettin (Burhanoğlu), Muş İl Başkanı’na ‘imza atmayı düşünmüyorum’ demiş ama dün tekrar görüşüldü. Pazartesi o da itiraz dilekçesini gönderecek…

Hatta şunu söyledim: ‘Eğer göndermedi.. şey yapacaksa kargo yoluyla göndersin. Kargo daha erken sürede Genel Merkez’e ulaşır Yurtiçi Kargo falan..’ diye ilçelerin durumunu… Görevden alınan ilçelerin durumunu… İstifalarının olup olmadığını bilmiyorum.

G. Günaydın: Onları da ben söyleyeyim izninizle… Beykoz gönderdi. Şeyin… Hatay’ın Samandağ dahil görevden almışlardı fakat Refik’in şiddetli itirazları karşısında Samandağ’ı görevden almadılar. Geriye kalan tüm Hatay ilçeleri itirazlarını Genel Merkez’e iletti. bende de var zaten bunlar.

T. Bingöl: Evet şimdi tabii o zaman yani muhtemeldir ki Van’ın da itirazıyla birlikte, bu çarşamba günü tamamlanacaktır. Genel Merkez’de (İmamoğlu’nun bu bilgiyi not aldığı görülüyor.) Biz bu bilgiyi alır almaz o direkt şeyi süratle Genel Merkez’e sunarız. Burada tabii bir de az Gökhan Bey’in söylediği bir konu var: “Genel Başkan katılmaz ise…” Bu yaşandı. Hatırlarsanız 2010’da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın… Gökhan Bey ile biz o zaman MYK’daydık. Bir iddia… Kesinlikle ‘katılmazsa bile, vekaleten o toplantı yapılır’ deniyordu ama Genel Başkan gelmeyince o toplantı gerçekleştirilemedi ve toplantı yapılmadan dağıldı.

Şimdi bu da bir önümüzde durmalı. Eğer bu girişimi yapacaksak. dediğiniz gibi ona yönelik bir tedbir de alınmalı. Yoksa yani boşa bir atış bizi zor durumda sokar diye düşünüyorum.

G. Günaydın: İzin verir misiniz burada çok küçücük bir şey söyleyeyim. Evet, Genel Başkan bunu 2010’da yaptığı için, 2023’te bunu hatırlayacaktır ya da 2010’da ona bunu söyleyenler 2023’te de bunu söyleyeceklerdir. Ancak, PM’nin 16 üyesinin çağrısına gelmeyen genel başkan’ın hemen ertesi gün ya da birkaç gün içerisinde 33 üyenin de çağrısıyla yapılan bir PM toplantısına gelmemesi onu siyaseten hani belli bir noktaya koyar. Önce bunu ifade etmek isterim. İkincisi de bir önceki konuşmada eklemeyi ihmal ettiğim önemli bir konu var.  Engin Bey (Özkoç) ile ben görüştüm. Cuma günüydü, galiba öyleydi… Bu bilgiyi, aldığım bilgiyi kullanacağımı kendisine de söylediğim için burada aktarıyorum.

E. Altay: Engin Özkoç…

E. İmamoğlu: Özkoç, Özkoç…

G. Günaydın: Efendim? Evet Özkoç… Pazartesi günü saat 14’te MYK toplantısı var oraya muhtemelen Diyarbakır, Urfa ve Rize Ardeşen’i de getireceklermiş… Dolayısıyla biz çarşamba günü bu dilekçeyi verebiliriz. Bülent Bey’in bir orada tecrübesiyle yazdığı (gülerek) torba madde var. İsterseniz siz kendiniz açıklayın. Ben bir şey söylemiş olmayayım Bülent Bey.

B. Tezcan: (Gülerek) Estağfurullah estağfurullah… Devam edin bir mahsuru yok.

G. Günaydın: Orada Bülent Bey hem itiraz edilenleri yazdı ismen hem de arkaya koyduğu bir maddeyle ‘daha sonra itiraz edileceklerin de durumunun görüşülmesi’ diye bir torba madde koydu. Dolayısıyla toplantı günü itibarıyla kimin itirazı ulaşmış olursa hepsi görüşülecek. Bir de şu ifade ediliyor. Bunu Hakkı abi söyledi. Onu da söyleyebilirm. ‘Bazısı 32-33’te kalabilir ama bazısı 40’ı bulabilir’ diyor. Şeyin… Hani… Görevden alınan il-ilçenin durumuna göre bu da kritik bir bilgi bana göre. Sizlerle paylaşmış olayım.

E. İmamoğlu: O zaman PM süreci aslında şu anda ayarında dengede gidiyor. Muhtemelen Tekin Başkan’ın ifade ettiği ‘mektup’ sürecine dayalı olarak çarşamba günü bir aksiyona dönüşecek ya da maksimum perşembe diyelim buna.

G. Günaydın: Bir de bunu izin verirseniz… Çarşamba-Perşembe kimin teslim edeceğini de konuşmuş olalım eğer uygun görürseniz. Bu kritik bir durum doğal olarak.

E. İmamoğlu: İmza sahiplerinden biri olacaktır herhalde…

G. Günaydın: Kuşkusuz öyle olmalı…

E. İmamoğlu: Ankara’da olan kim var arkadaşlarımızdan ya da nasıl yapabiliriz.

T. Bingöl: Başkanım bunu şöyle yapalım mı… Biz bu dilekçeye imza atan arkadaşlar kendi aramızda değerlendiririz.

E. İmamoğlu: Tamam.

T. Bingöl: Çarşamba günü müsait olan bir ya da iki arkadaş götürür verir.

E. İmamoğlu: Ne güzel olur.

B. Tezcan: Evet evet.

E. İmamoğlu: Yani bence tereddüt içermeyen bir durum zaten…

B. Tezcan: Bir de bir de… Evet evet… Tekin Başkan’ın önerisi uygun. Bir de benim düşüncem şu: Yani bu dilekçenin verilmesini çok özel bir törene dönüştürmemek lazım. Önemli olan kayda girip kayıt numarasını almak. Bundan sonra ilerde olur da başka bir dilekçe verecek olursa olağanüstü kurultay istemeyle ilgili…. Onların özel önemi vardır ama bunun basına geçilmesi yeterlidir. Basına verildikten sonra… Yani bence biraz o çerçevede bakalım diye düşünüyorum.

G. Günaydın: Yani “Verildikten sonra basına geçilmelidir” diyorsun ve “Bizim tarafımızdan geçilmelidir” diyorsun.

B. Tezcan: E tabii geçilmeli yani ben öyle düşünüyorum. Bilmiyorum arkadaşlar ne der ama…

G. Günaydın: Ben de aynı fikirdeyim hatta…

B. Tezcan: İletişimini yapmadığımız hiçbir işin kıymeti yok.

T. Bingöl: Ya zaten o dilekçe Genel Merkez’e verildiği andan itibaren o deşifre olur. Yani onun gizlisi saklısı kalmayacaktır. Onu zaten basın dilekçeye imza atanlar üzerinden değerlendirme alacaklardır. Yani önemli bir an önce o dilekçelerin Genel Merkez’e gelmesi… Genel Merkez’e geldikten sonra da biz zaten elimizde bugün Gökhan Bey’in verdiği bilgiye göre en geç pazartesi günü bu sayı tamamlanmış olacak. Elimizde hazır olacak. Zamanlamayı ayarlayıp verilir.

E. Altay: Tekin Bey senin zaten basına vermiş olduğun… ‘Bir an önce  görüşülmeli’ diye… Değil mi öyle hatırlıyorum.

T. Bingöl: Evet evet. Ben bunun yanlış olduğunu özellikle şeyden önce bu tür…

Paylaşın

“Mehmet Şimşek Ve Berat Albayrak Arasında Gerginlik” İddiası

Eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile 28 Mayıs seçimlerinin ardından Hazine ve Maliye bakanlığına getirilen Mehmet Şimşek arasında bir süredir “gerilim” olduğu söyleniyor.

İddiaya göre bunun temelinde Mehmet Şimşek’in Berat Albayrak’ı suçlayan sözleri ve dün yayımlanan kamuda tasarruf genelgesi olduğu belirtiliyor.

Bu sürtüşmeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın haberdar olduğunu ve ‘yakından izlediğini’ belirtilirken, yerel seçimler yaklaştığında bu konuda kararlar alınabileceği düşünülüyor.

Diken‘den Altan Sancar‘ın haberine göre, AK Parti kulislerinde, özellikle Albayrak’a yakınlığıyla bilinen gazete ve isimlerin Şimşek’e tepki göstermesi doğal karşılanıyor.

Partililere göre, Şimşek’in ilk kabine toplantısında yaptığı sunumda geçmiş dönemdeki hataları vurgulaması ve art arda getireceği zamları da “Durum çok kötü, geçmişte yapılan hatalar büyük hasar bırakmış” diyerek anlatması ikili arasında çekişmeyi başlattı.

Gerilime medya da dahil oldu

Albayrak ve hala bürokrasi içinde etkin ekibi, Şimşek’in yaklaşımını ‘suçlayıcı’ olarak nitelendirmeye başladı. Bu gerilime medya da dahil oldu ve zamlar geldikçe Şimşek’e tepki gösteren tweet’ler ve haberler dolaşıma girmeye başlandı.

Gerilim öyle bir noktaya ulaştı ki Albayrak ve kayınpederi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanı Yiğit Bulut’a yakın bürokratlar, Şimşek ve ekibinin kararlarına karşı zaman zaman direnç gösterme noktasına kadar geldi.

Gerilimin geldiği son noktada Şimşek’le birlikte Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın da ‘birlikte çalışmak istemediği’ öne sürülen bir ismin istifa ettiği dahi gündeme geldi.

Merkez Bankası Başkan Yardımcısı ve Para Politikası Kurulu Üyesi Emrah Şener’in istifa ettiği iddiası gündeme gelirken, bu, İletişim Başkanlığı tarafından yalanlandı. Bu istifa iddiasının gündeme gelmesin arka planında da Şimşek ve Erkan’ın, Şener’le birlikte çalışmak istememesinin etkili olduğu belirtiliyor.

Gerilimin son nedeninin ‘kamuda tasarruf genelgesi’ olduğu da kulislerde konuşulanlar arasında. Özellikle kamudaki tanıtım giderlerinin kısılmasının medyanın bir bölümünde rahatsızlık yarattığı belirtiliyor.

Zira kamu kurumlarından iktidara yakın medya gruplarına tanıtım gibi başlıklar adı altında desteklerin aktarıldığı biliniyor ve bu durum medyadaki Şimşek karşıtlığını tetikliyor.

Habere göre AK Partililer bu sürtüşmeden Erdoğan’ın haberdar olduğunu ve ‘yakından izlediğini’ belirtirken, yerel seçimler yaklaştığında bu konuda kararlar alınabileceğini düşünüyor.

Bu ilk değil

Albayrak, 8 Kasım 2020’da Instagram hesabından yayınladığı mektupla görevinden istifa etmişti. Albayrak’ın yerine 10 Kasım 2020’de Lütfi Elvan getirilmişti. Albayrak’ın Merkez Bankası’nın başına getirdiği Murat Uysal’ın yerine de Naci Ağbal getirilmişti.

Mart 2021’de Para Politikası Kurulu (PPK), yüzde 17 olan politika faizini 200 baz puan artırarak yüzde 19’a çıkarmıştı. Yeni Şafak bu kararı, “Bu operasyonu kim adına çektiniz” başlığıyla manşetine taşımıştı.

20 Mart’ta Ağbal görevden alınmış, yerine eski AK Parti milletvekili Şahap Kavcıoğlu atanmıştı. 2 Aralık 2021’de de Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın ‘görevden af’ talebi kabul edilmiş ve yerine yardımcısı Nureddin Nebati getirilmişti.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Akşener’den “CHP İle Olası İttifak” mesajı

İYİ Parti, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde, 2019’dan farklı olarak “büyükşehir belediyelerini” hedefliyor. Bu nedenle İYİ Parti’nin CHP ile yerel seçimler öncesi yapacağı ittifakın ‘tümüyle CHP’nin tutumuna bağlı olduğunun’” altı çiziliyor.

İYİ Parti, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ittifak yapılması halinde başta Ankara, Adana, Mersin, Manisa, Konya, Balıkesir, Antalya gibi iller olmak üzere bu kez “CHP’nin fedakârlık yapması gerektiği” belirtiliyor.

İYİ Parti Lideri Akşener’in, 2024 yerel seçimlerinde önceliğinin “kendi partisinin adaylarıyla yerel seçime girmek” olduğunu ifade ettiği ileri sürüldü.

İYİ Parti Başkanlık Divanı önceki gün genel başkan Meral Akşener başkanlığında toplandı. Toplantının ana gündem maddesini Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler oluşturdu. İYİ Parti’nin, Mart 2024’te öngörülen yerel seçimlerde CHP ile ittifak yapabileceği gündeme gelmişti.

Ancak toplantıda Akşener’in partililere, “partisince bu kez tekil siyaset yapmak istediğini ilettiği” ifade edildi. Akşener’in, 2024 yerel seçimlerinde önceliğinin “kendi partisinin adaylarıyla yerel seçime girmek” olduğunu ifade ettiği ileri sürüldü.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, partililerin de Akşener’in “müstakil siyaset anlayışına destek verdiği” ifade edildi.

Kurmayların Akşener’e, “Seçim sonrasında parti tabanında bir küskünlük oluştu. CHP ile 2024’te yapılacak yerel seçimlerdeki bir ittifak için önce parti tabanının ikna edilmesi lazım ki bunun için de önceliğin İYİ Parti olması gerekir. Çünkü Türkiye’de seçmen artık AKP ile CHP arasına sıkışmaktan bıktı.

Millet tahterevalli siyasetinden de bıktı. Tahterevallinin bir yanında AKP, diğer yanında ise CHP var. İYİ Parti ise her iki parti arasına sıkışan seçmenin tercihi olabilecek bir parti. Çünkü İYİ Parti’nin kapısı kendisini Atatürkçü, laik ya da ulusalcı seçmene de açık, milliyetçi, muhafazakâr seçmene de açık” dediği iddia edildi.

İYİ Parti’de hedef büyükşehirler

Öte yandan İYİ Parti, 2024 seçimlerinde, 2019’dan farklı olarak “büyükşehir belediyelerini” hedefliyor. Bu nedenle İYİ Parti’nin CHP ile yerel seçimler öncesi yapacağı ittifakın ‘tümüyle CHP’nin tutumuna bağlı olduğunun’” altı çiziliyor.

İYİ Parti, CHP ile ittifak yapılması halinde başta Ankara, Adana, Mersin, Manisa, Konya, Balıkesir, Antalya gibi iller olmak üzere bu kez “CHP’nin fedakârlık yapması gerektiği” belirtiliyor.

Ancak partide, “CHP’nin İYİ Parti’yi, kendisinin ardında saklanan bir parti gibi görmesi ve göstermesi durumunda” 2024’te Akşener’in, “CHP ile ittifaka yanaşmayacağı” kaydediliyor. Akşener’in, bu kez yerel seçimlerde “CHP’ye karşı elini güçlü tutmayı amaçladığı” da kaydediliyor.

Paylaşın

AK Parti’de “Yerel Seçimler” Takvimi Belirlendi

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça partilerde hazırlıklarını hızlandırıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi )AK Parti), bu kapsamda yerel seçim takvimini netleştirmeye başladı.

AK Parti’de yerel seçimler için oluşturulan strateji ekibi kampanya sürecinin belirlenmesi için çalışmalarına hız verdi. Büyükşehirlerde yaptırılan anketlerde Suriyeliler ve ekonomik durumun seçmenin en çok rahatsız olduğu konuların başında geldiği belirtiliyor.

Parti kurmayları, “Sadece bunların varlığı seçimi kaybettirmiyor, başka etkenler de var. Adayların etkisi önemli. Bu bir bütün. Muhalefetin adayı, sizin adayınız vs. Seçilme şekliniz, kampanyanız bunların hepsi bütünlük oluşturuyor. İstanbul’u almak için elimiz çok güçlü” değerlendirmesini yaptı.

Hürriyet’ten Ebru Karatosun’un haberine göre yerel seçimler için aday belirleme çalışmaları ağustos ayından itibaren başlayacak. 3 dönem veya daha fazla belediye başkanlığı yapan isimlerin yeniden aday gösterilip gösterilmeyeceği ile ilgili süreç ise ağustos ayında yapılacak MYK toplantısında belirlenecek.

MYK toplantısında, söz konusu belediye başkan adaylarının yeniden aday gösterilip gösterilmeyeceği ve nasıl bir yol izleneceği ile ilgili konuya Cumhurbaşkanı Erdoğan karar verecek.

Parti kurmayları, milletvekili ve kabinede büyük değişimler yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aynı şekilde belediye başkanlarında da vatandaşın değişim beklentisine karşılık vereceğini ifade ediyor.

AK Parti’de yerel seçimler için oluşturulan strateji ekibi kampanya sürecinin belirlenmesi için çalışmalarına başladı. Büyükşehirlerde yaptırılan anketlerde Suriyeliler ve ekonomik durumun seçmenin en çok rahatsız olduğu konuların başında geldiği belirtiliyor.

Parti kurmayları, “Sadece bunların varlığı seçimi kaybettirmiyor, başka etkenler de var. Adayların etkisi önemli. Bu bir bütün. Muhalefetin adayı, sizin adayınız vs. Seçilme şekliniz, kampanyanız bunların hepsi bütünlük oluşturuyor. İstanbul’u almak için elimiz çok güçlü” değerlendirmesini yaptı.

Paylaşın

Türkiye – Rusya İlişkileri; Denge Politikasında İbre Kayıyor Mu?

Türkiye’nin geçen hafta İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine ilişkin gösterdiği tutum değişikliği ve ardından Rusya’nın Türkiye’nin arabuluculuğunda sağlanan Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesi Ankara – Moskova ilişkilerini tartışmaya açtı.

Rusya uzmanı Aydın Sezer, Türkiye’nin İsveç için aldığı kararın tam bir onay anlamına gelmediğini ve şu an için “sarı ışık” olarak görülebileceğini belirterek şöyle devam ediyor:

“Bu gelişme ‘Rusya’dan uzaklaşılıyor mu?’ anlamına bence gelmez. Çünkü kıyaslanacak boyutta konular değiller. Rusya’yla iktisadi anlamdaki karşılıklı işbirliği Türkiye’nin hiçbir zaman bozmayı ya da tehlikeye atmayı düşünebileceği bir konu değil. Yazın tam ortasında turizm sezonundasınız. İkincisi de kış geliyor ve siz Rusya’ya en az 12 milyar dolar doğal gaz borcuyla giriyorsunuz.”

Sezer, İsveç’e onay verilmesinin ardındaki görünür nedenin F-16’lar olduğunu, ancak ABD ve Batı’dan beklenen sıcak paranın da önem taşıdığını düşünüyor.

Türkiye’nin eski Moskova Büyükelçisi ve aynı zamanda 2010-2013 arasında NATO Genel Sekreter Yardımcılığı da yapmış olan Hüseyin Diriöz de Türkiye’nin gerek süreçsel olarak Batı ile Rusya gerekse son savaşta Ukrayna ile Rusya arasında izlediği politikalarına atıfla Türkiye’nin aslında tarafsız olmadığı tespitini yapıyor:

“Türkiye, evet, dengeli bir politika izliyor ama bu tarafsız olduğu anlamına gelmez. Çünkü bir NATO ülkesi olan Türkiye taraftır. Dengeli olmak demek tarafsız olmak demek değildir.”

NATO’nun Vilnius zirvesi öncesinde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Türkiye ziyareti ile başlayan bir dizi adım, geçen haftadan bu yana Türkiye – Rusya ilişkilerinin nereye evrildiği ve ekonomik zorluklar yaşayan Türkiye’nin “Rusya’dan uzaklaşarak daha çok Batı’ya mı yaklaşmak istediği” sorularına yol açtı.

Bazı dış politika uzmanları, Türkiye’nin ekonomik zorlukların da etkisiyle kendisini yavaş yavaş Batı’ya yaklaştırmakta olduğu görüşünde, kimileri de Ankara’nın Batı ile Rusya arasında takip ettiği denge politikasında temel bir değişim beklemiyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’ya Batı tarafından uygulanan ambargolar ve yaptırımlar Türkiye’yi Rusya’nın gözünde önemli bir pozisyona getirmiş, Batı ülkeleri ve Batılı örgütlerden istediğini alamadığını düşünen Ankara da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yaklaşmıştı. Savaşın ardından denge politikası gözeteceği mesajını veren Ankara, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadıkça yaptırımlara uymayacağını açıklamış, Tahıl Koridoru Anlaşması’nda da etkin rol üstlenerek iki tarafla da konuşabilen ülke konumunu sürdürmeye çalışmıştı. Hatta Türkiye’deki seçim sürecinde Rusya’nın yaptığı bazı jestler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a destek olarak da yorumlandı.

İsveç’in üyeliğine onayın etkisi ne olabilir?

Ancak Türkiye’nin geçen hafta İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin gösterdiği tutum değişikliği ve ardındanRusya’nın Türkiye’nin arabuluculuğunda sağlanan Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesi Ankara – Moskova ilişkilerini tartışmaya açtı.

NATO’nun geçen hafta yapılan Vilnius zirvesinde Türkiye, son 15 aydır üye olmaya çalışan İsveç’e yeşil ya da Sezer’e göre “sarı ışık” yakarken TBMM’den onayın geçmesi için İsveç’in şartları yerine getirmesini ve Avrupa Birliği (AB) kurumlarının da bazı adımlar atmasını talep etti. İttifak başkentlerinde zirvenin ilk birkaç gününde heyecanla karşılanan bu onay, TBMM sürecinin en iyi ihtimalle Ekim ayına bırakılmasıyla yerini tanıdık bir belirsizliğe bıraktı.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov ise zirvenin ardından “Türkiye’nin NATO’ya karşı yükümlülükleri var, bu konuda hayal görmüyoruz. Türkiye ile farklılıklarımız var aynı zamanda ortak çıkarlarımız da var. Moskova, Ankara ile ilişkilerini geliştirmeye daha da istekli” şeklinde bir açıklama yaptı.

Rusya’nın Türkiye’nin bu adımını olumsuz açıdan değerlendirmeyeceğini düşünen Rusya uzmanı Aydın Sezer, Rusya’nın gelişmelerden faydalanacağını söylüyor:

“Bilakis Türkiye’nin NATO’yla ilişkileri ne kadar güçlü olursa Rusya bundan o kadar fayda elde eder. Çünkü Türkiye her zaman NATO içerisinde sorun çıkartma potansiyeli olan bir ülke. S-400’den tutun, İsveç’in üyeliğinin geciktirilmesine kadar.”

Sezer, Türkiye’nin İsveç için aldığı kararın tam bir onay anlamına gelmediğini ve şu an için “sarı ışık” olarak görülebileceğini belirterek şöyle devam ediyor:

“Bu gelişme ‘Rusya’dan uzaklaşılıyor mu?’ anlamına bence gelmez. Çünkü kıyaslanacak boyutta konular değiller. Rusya’yla iktisadi anlamdaki karşılıklı işbirliği Türkiye’nin hiçbir zaman bozmayı ya da tehlikeye atmayı düşünebileceği bir konu değil. Yazın tam ortasında turizm sezonundasınız. İkincisi de kış geliyor ve siz Rusya’ya en az 12 milyar dolar doğal gaz borcuyla giriyorsunuz.”

Sezer, İsveç’e onay verilmesinin ardındaki görünür nedenin F-16’lar olduğunu, ancak ABD ve Batı’dan beklenen sıcak paranın da önem taşıdığını düşünüyor.

Türkiye’nin eski Moskova Büyükelçisi ve aynı zamanda 2010-2013 arasında NATO Genel Sekreter Yardımcılığı da yapmış olan Hüseyin Diriöz de Türkiye’nin gerek süreçsel olarak Batı ile Rusya gerekse son savaşta Ukrayna ile Rusya arasında izlediği politikalarına atıfla Türkiye’nin aslında tarafsız olmadığı tespitini yapıyor:

“Türkiye, evet, dengeli bir politika izliyor ama bu tarafsız olduğu anlamına gelmez. Çünkü bir NATO ülkesi olan Türkiye taraftır. Dengeli olmak demek tarafsız olmak demek değildir.”

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan Diriöz, Türkiye’nin NATO ile ilişkilerine ve eskiden Sovyetler Birliği ardından Rusya ile kurduğu denge tarihsel perspektiften bakıldığı zaman 1960’lardan sonra dış politikanın çeşitlendirildiğini ancak temel ayağın her zaman için sağlam şekilde Batı ve kurumları üstünde olduğuna işaret ediyor.

Diriöz, 1970’lerden ve özellikle de Kıbrıs harekâtından sonra konulan ambargoyla Sovyetlerle ilişkilerin geliştiğini ve Türkiye’nin de Almanya, Fransa, İtalya gibi o dönemde Batı içinde olan ama Sovyetlerle ilişkilerde daha rahat olan ülkeler arasında yer aldığını anımsatıyor.

Diriöz, NATO’nun Vilnius zirvesinde İsveç’in katılımı ile ilgili verilen onayın da Türkiye’nin temelde ayağının nereye bastığının görülmesi açısından önemli olduğunu ifade ediyor:

“Bazı uluslararası analistler, Batı’nın Suudi Arabistan ile ilişkisini ‘contractual’ yani ‘parça başı’ olarak tanımlar. Bizim Batı’yla ilişkilerimizin ise Batı’nın Suudi Arabistan’la olan ilişkilerinden farklı olarak aynı zamanda, biraz ortak değerlere dayalı ve ortak geleceğe yönelik olarak görülmesi önem taşır.”

Tahıl Koridoru Anlaşması’nın geleceği

Rusya’nın askıya aldığı ve süresi dolan Tahıl Koridoru Anlaşması’nın uzatılması için uluslararası toplumdan çağrılar birbiri ardına gelirken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ziyareti öncesinde havaalanında yaptığı açıklamada iyimser konuştu ve Putin ile konuyu telefonla görüşeceğini belirtti.

Ancak Rusya uzmanı Aydın Sezer’e göre Erdoğan’ın bu konuda asıl konuşması gereken kişi Putin değil ABD Başkanı Joe Biden ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri olmalı. Sezer, Ukrayna ve Rusya ile ayrı ayrı imzalanan ve Ukrayna tahılının dış pazarlara ulaşması protokollerinin uygulaması ile ilgili bir sıkıntı bulunmadığına, asıl sıkıntının Rusya’nın tahıl ve gübre ile ilgili BM’yle imzaladığı anlaşmada çıktığına dikkat çekiyor.

“Bu anlaşmayla Batı ve Birleşmiş Milletler verdiği sözleri yerine getirmedi” diyen Sezer, bu nedenle Erdoğan’ın Rusya ile değil asıl Batı ülkeleri ve BM ile görüşmesi gerektiğini çünkü Putin’in ikna edilecek bir durumu olmadığını belirtiyor.

Öte yandan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bugün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği açıklandı. Türk Dışişleri’nin açıklamasında Tahıl Anlaşması çerçevesindeki gelişmelerin ele alındığı görüşmede orman yangınlarında kullanılmak üzere Rusya’dan büyük gövdeli bir yangın uçağı temin edilmesinin de gündeme geldiği belirtildi.

Fidan dün gece de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı telefon görüşmesinde tahıl anlaşmasına ilişkin son gelişmeleri ele aldı. Ancak görüşmeye ilişkin detay verilmedi. Ukrayna lideri Zelenskiy ise yaptığı son açıklamada, Tahıl Anlaşması’nın Rusya olmadan da devam edebileceğini belirterek “Ukrayna, BM ve Türkiye gıda koridorunun güvenliğini ve gemi denetimlerini sağlayabilirler” ifadelerini kullandı. Zelenskiy’nin bu önerisine ilişkin Ankara’dan henüz bir değerlendirme gelmedi.

Azov komutanlarının serbest bırakılması

Zelenski’nin ziyareti sırasındaAzov komutanlarının serbest bırakılması da son dönemin önemli gelişmelerinden.

Türkiye, varılan uzlaşma ile kendi topraklarında tutulan, Rusya’nın “savaş suçluları” olarak gördüğü, Ukrayna’nın ise Mariupol kentini savunması nedeniyle çok önem verdiği Azov Taburu’ndan beş komutanı ziyaret sırasında Zelenksiy’e iade etmişti.

Sezer, Rusya için “terörist” olarak tanımlanan bu komutanların teslim edilmesinin ardından Moskova’dan ilk başta bazı serzenişler geldiğini, ancak ertesi günlerde Dışişleri Bakanı Fidan’ın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından bu tepkinin çok sertleşmediğine dikkat çekiyor.

“Resmi düzeyde Rusya bu konuda daha ileri gitmedi. Fakat medyada ve kamuoyunda hâlâ devam eden bir Türkiye karşıtlığı söz konusu” diyen Sezer, Zelenski’nin ziyaretiyle ortaya bir sorun yumağı çıktığını düşünüyor ama bunun çok ciddi hasar bırakmayacağı görüşünde.

Putin Ağustos’ta Türkiye’ye gelir mi?

Erdoğan’ın Ağustos ayı için duyurduğu Putin’in Türkiye ziyaretinin olup olmayacağı da şu an için tam net değil.

Rusya’nın henüz planlanmış bir ziyaret olmadığını söylediğini belirten Sezer, ona gelen duyumlara göre şu an için tüm seçeneklerin masada olduğunu, iki liderin belki üçüncü bir ülkede bir araya gelmesinin de söz konusu olabileceğini belirtiyor.

Paylaşın

ÖTV Zamları: DEVA Partisi Yargıya Taşıyor

Partisinin akaryakıttan alınan ÖTV’deki artışı Danıştay’a taşıyacağını duyuran DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, “Akaryakıt ÖTV’sindeki artışla ilgili Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali için Danıştay’a dilekçemizi vereceğiz. Çünkü Cumhurbaşkanı açıkça Anayasa’ya aykırı bir yetki kullanıyor” dedi ve ekledi:

“Anayasa’nın 73. maddesinin 3. fıkrası ‘Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır’ dedikten sonra 73. maddesinin 4. fıkrası ‘Kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir’ demiştir.”

Şahin, açıklamasının devamında, “Anayasanın açık amir hükmünden anlaşılacağı üzere Cumhurbaşkanı, maktu olarak belirlenen vergi türlerinde artırım yapamayacak; şayet vergiyi ihdas eden kanun, oransal olarak yukarı aşağı sınırlar belirlemiş ve bu sınırlar içerisinde yürütmeye değişiklik yapma yetkisi vermişse bu durumda Cumhurbaşkanı kararıyla kanuna uygun olarak değişiklik yapılabilecektir. Oransal olarak artışın fahiş bir biçimde yüksek olması yönüyle de ‘vergi yükünün adaletli ve dengeli’ yapılması zorunluluğu itibarıyla da ölçülülük ilkesi açısından açıkça Anayasaya aykırıdır.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Sözcüsü ve Ankara Milletvekili İdris Şahin, partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulundu.

Şahin, “İktidarın ülkemizin karşı karşıya olduğu ekonomik sıkıntılarla ilgili hiçbir hazırlığının olmadığını görüyoruz. Sadece rastgele adımlar var. Para bitti; Merkez Bankasına dön ‘Para bas’. Bütçe tutmuyor; ‘Vergi sal’… İktidarın ekonomi politikası tümüyle vergi ve zamlara dayanmış durumda. Maliye politikası tarafında tasarrufa yönelik hiçbir adım yok” dedi.

Şahin, akaryakıttan alınan ÖTV’nin Cumhurbaşkanı Kararı’yla toplamda 6 lira artırılmasını “Bu, mevcut ÖTV’nin 3 katına çıkması demektir. Bu ölçüsüz artış iğneden ipliğe tüm fiyatları etkileyecek, dar ve sabit gelirlilerin üzerine yıkılacaktır” diye eleştirdi.

DEVA Partisi’nin akaryakıttan alınan ÖTV’deki artışı Danıştay’a taşıyacağını duyuran Şahin, “Akaryakıt ÖTV’sindeki artışla ilgili Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali için Danıştay’a dilekçemizi vereceğiz. Çünkü Cumhurbaşkanı açıkça Anayasa’ya aykırı bir yetki kullanıyor. Anayasa’nın 73. maddesinin 3. fıkrası ‘Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır’ dedikten sonra 73. maddesinin 4. fıkrası ‘Kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir’ demiştir.

Anayasanın açık amir hükmünden anlaşılacağı üzere Cumhurbaşkanı, maktu olarak belirlenen vergi türlerinde artırım yapamayacak; şayet vergiyi ihdas eden kanun, oransal olarak yukarı aşağı sınırlar belirlemiş ve bu sınırlar içerisinde yürütmeye değişiklik yapma yetkisi vermişse bu durumda Cumhurbaşkanı kararıyla kanuna uygun olarak değişiklik yapılabilecektir. Oransal olarak artışın fahiş bir biçimde yüksek olması yönüyle de ‘vergi yükünün adaletli ve dengeli’ yapılması zorunluluğu itibarıyla da ölçülülük ilkesi açısından açıkça Anayasaya aykırıdır” ifadelerini kullandı.

Zamları görmeyen medyaya tepki

Öte yandan Şahin’in gündeminde akaryakıt ve doğalgaza ÖTV zammını görmeyen ve sayfanın alt köşelerde haberleştiren iktidara yakın basın kuruluşları da vardı.

Sabah, Yeni Şafak, Posta, Hürriyet ve Milliyet gazetelerini gösteren Şahin şöyle devam etti: “Ülkede olgularla uğraşan ne medya ne de iktidar var. Tamamen algıyla ülke yönetmek gibi bir durum içindeler. Sabah, ana sayfasında her şeye yer vermiş ama 85 milyonu ilgilendiren zamlarla alakalı en küçük bir habere dahi dokunmamış. Yeni Şafak’ın ilk sayfasında da bu zamlarla alakalı en küçük haber söz konusu değil.

“Bizlerin ödediği vergiyle alınan Posta, Hürriyet, Milliyet… Posta’da en ufak bir zam haberi söz konusu değil. Bir dönemlerin saygın gazetesi olarak adlandırılan Milliyet’te şuracıkta bir haber… Bu medya gruplarının kendine göre lokomotifi sayılan, ödediğimiz vergilerle Ziraat Bankası’ndan kredilerle alınan Hürriyet’te, ‘Doğal gazda ÖTV arttı’ haberi, değerli Burcu Esmersoy’un düğün haberinin üçte biri oranında ana sayfada yer bulmuş. ‘85 milyonun evlatları’ manşetiyle çıkıyor ama 85 milyonu yakan zam haberlerini görmezlikten geliyor.”

Paylaşın

Zamlar Altılı Masa’yı Harekete Geçirdi: Meclis’i Olağanüstü Toplantıya Çağıracak

Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) artışından kaynaklı zamların dayanıklı tüketim malları dahil pek çok ürüne de yansıtılması beklenirken akaryakıt zammının da ulaşımdan gıdaya pek çok ürüne ve hizmete yansıyacağı süreceği yorumu yapılıyor.

Bu tablonun yarattığı olumsuz etkiyi dikkate alan Altılı Masa’nın siyasi partileri Meclis’in olağanüstü toplanması için çalışma başlattı. Meclis’in olağanüstü olarak toplanabilmesi için 5’te bir çoğunluğa denk gelen 120 milletvekilinin, imzalar tamamlandıktan sonra Meclis Başkanı’nın olağanüstü toplantı çağrısına olumlu cevap vermesi gerekiyor.

Meclis, en son CHP’li milletvekillerinin imzalarıyla, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarıyla ilgili genel görüşme açılması amacıyla, 1 Ağustos 2022’de Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmış, toplantı yeter sayısının sağlanamaması sebebiyle toplantı çağrısı düşmüş ve Meclis yeniden kapanmıştı.

Geçtiğimiz hafta, cumhurbaşkanına “özel tüketim vergisini (ÖTV) 5 kat daha fazla artırma” yetkisi veren düzenlemeyi de içeren torba kanun teklifinin geçmesinin hemen ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarına yaz arası verdi.

Meclis’in kapandığı gece cumhurbaşkanı bu yetkisini kullandı ve akaryakıt fiyatlarına litrede 6 liraya varan zamlar yansıdı. ÖTV artışından kaynaklı zamların dayanıklı tüketim malları dahil pek çok ürüne de yansıtılması beklenirken akaryakıt zammının da ulaşımdan gıdaya pek çok ürüne ve hizmete yansıyacağı süreceği yorumu yapılıyor. Bu tablonun yarattığı olumsuz etkiyi dikkate alan Altılı Masa’nın siyasi partileri Meclis’in olağanüstü toplanması için çalışma başlattı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollağlu ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Altılı Masa’nın diğer liderleriyle temasa geçerek Meclis’te zamların gündeme alınacağı bir olağanüstü toplantının yapılması gerekliliği konusunda fikir birliği sağladı. Liderler partilerinin grup başkanları ve başkanvekillerini bu konuda çalışma yapması için görevlendirdi.

Grup başkan ve başkanvekillerinin temasları büyük oranda tamamlanırken olağanüstü toplantı için hazırlanacak metnin bu hafta içi imzaya açılması ve Meclis’in önümüzdeki hafta toplanması hedefleniyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuyu bugün gerçekleşecek MYK’de de gündeme getireceği ifade ediliyor.

Meclis’in olağanüstü olarak toplanabilmesi için 5’te bir çoğunluğa denk gelen 120 milletvekilinin, imzalar tamamlandıktan sonra Meclis Başkanı’nın olağanüstü toplantı çağrısına olumlu cevap vermesi gerekiyor. Meclis Başkanı’nın olumlu cevap vermesi halinde olağanüstü toplantının yapılabilmesi için gerekli olan toplantı yeter sayısına yani 200 milletvekiline ulaşmak gerekiyor.

Altılı Masa’nın siyasi partilerinin toplam milletvekili sayısı, olağanüstü toplantı çağrısı yapmak ve toplantı yeter sayısını sağlamak için yeterli. Toplantı günü yeterli çoğunluk sağlanamazsa çağrı düşmüş oluyor.

Herhangi bir oylama yapılamıyor ve karar alınamıyor

Meclis’in “Genel Görüşme” talebiyle olağanüstü toplanması halinde liderler ya da grup başkanları kürsüden mevcut duruma dair değerlendirme yapıyor. Genel görüşme sonucunda herhangi bir oylama yapılamıyor ve karar alınamıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, en son CHP’li milletvekillerinin imzalarıyla, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarıyla ilgili genel görüşme açılması amacıyla, 1 Ağustos 2022’de Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmış, toplantı yeter sayısının sağlanamaması sebebiyle toplantı çağrısı düşmüş ve Meclis yeniden kapanmıştı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Erdoğan: Biz Neyin Satılacağını, Neyin Satılmayacağını İyi Biliriz

Cumhurbaşkanı Erdoğan, turu öncesi havalimanında yaptığı açıklamada, “Bu ziyaretin iki ana başlığı var. Bir yatırımlar boyutu var bir diğeri de finans. Her ikisinden de tabii umudumuz çok çok var. Oralarda yatırım söz konusu. Aynı zamanda ülkemizde yatırımlar söz konusu. Bu konuda gerek Cevdet Bey’in, gerek Mehmet Bey’in birlikte yapmış olduğu ziyaretlerde bunun sinyallerini aldık. Ve inşallah bu yaptığımız ziyaret bu sinyallerin devamı olacaktır” dedi be ekledi:

Haber Merkezi / “Bildiğiniz gibi şu anda Mehmet Bey Hindistan’da Hazine Bakanları toplantısına, Merkez Bankası başkanıyla beraber katıldılar. Oradan Suud’taki katılıma veyahut da Katar’a kendisi de yetişecek. Orada beraber devam edeceğiz. Bu konularla ilgili olarak tabii şu anda savunma sanayinde, bunun yanında altyapı, üst yapı yatırımlarında bu üç ülkeye Türkiye’nin ciddi bir inşallah yatırım imkanı olacak.”

Erdoğan, açıklamasının devamında, “Bu ziyaretlerimizde bunu görüyorum ama bunun yanında da, bu ülkelerin Türkiye’den belli assetleri satın alma durumları da olacak. Ama bazı cambazların söylediği gibi yok BOTAŞ’ı satıyorlar, şu oluyor bu oluyor.  Öyle bir şey yok. Biz neyin satılacağını, neyin satılmayacağını çok iyi biliriz. Ve 21 yıldır bu tecrübeyle hamdolsun bugünlere geldik. Bundan sonra da yine aynı tecrübeyle yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan ardından Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyaret edecek olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’dan hareketi öncesi Atatürk Havalimanı’nda açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

Köklü tarihi ve kardeşlik bağlarına sahip olduğumuz Körfez ülkeleriyle ilişkilerimizde son dönemde önemli mesafeler kaydettik. 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketi sonrasında, bu kardeşlerimizin maddi manevi her türlü desteğini yanımızda gördük. Bu vesileyle bu dost ve kardeş ülkelerden konteyner temininden, insani yardıma kadar pek çok alanda Türkiye’yle tam bir dayanışma sergilediler. Ülkem ve milletim adına bir kez daha kardeşlerimize teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin çevresinde bir barış, istikrar ve refah kuşağı oluşturma hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunun en kritik adımını bölge ülkeleriyle ilişkilerimizi güçlendirmek teşkil  ediyor. 2023 yılını bu bakımdan bir fırsat yılı olarak görüyoruz. Bu sene hem Katar hem de Birleşik Arap Emirlikleri ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 50’nci dönümünü kutluyoruz. Suudi Arabistan’la diplomatik ilişkilerimiz de malum 1929 yılında tesis edilmişti. İlişkilerimizin dayandığı sağlam temelleri geniş bir iş birliği alanına yaymayı arzu ediyoruz. Ziyaretlerimiz esnasında öncelikli gündemimiz bu ülkelerle önümüzdeki dönemde yürüteceğimiz ortak yatırım ve ticari faaliyetler olacak.

Kazan kazan anlayışıyla neler yapabileceğimizi değerlendireceğiz. Körfez ülkeleriyle ikili ticaret hacmimiz son 20 yılda 1,6 milyar dolardan yaklaşık 22 milyar dolara yükseldi. Düzenlenecek iş forumlarıyla bu rakamın çok daha ileriye taşımanın yollarını arayacağız. Özellikle İslam dünyasında yaşanan krizler, Türkiye ve Körfez ülkeleri arasında yakın istişare ve iş birliğini gerekli kılıyor. Ziyaretlerimiz esnasında kardeş ülkelere nasıl yardımcı olacağımızı da enine boyuna konuşma fırsatı bulacağız.

Bölgemizin en önemli ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan ticaret, yatırımlar, müteahhitlik hizmetleri gibi alanlarda özel bir konuma sahip. Müteahhitlerimizin 20 yılda Suudi Arabistan’da üstlendiği projelerin toplam rakamı yaklaşık 25  milyar dolardır. Suudi Arabistan’ın büyük çaplı projelerinde Türk firmalarının daha fazla rol oynamasını arzu ediyoruz. Bu sene hamdolsun Covid-19 salgınından sonra Hac ibadeti yeniden hiçbir kısıtlama olmadan yapılabildi. Son olarak Diyanet İşleri Başkanı’ndan da aldığım rakamla 88 bin hacımız bu yıl Hacca gidebildi.

Suudi Arabistan makamları depremzede vatandaşlarımızın Hac farizasını yerine getirebilmeleri için ülkemize ilave kota sağladığı gibi, organizasyondaki başarısı sebebiyle de Diyanet İşleri Başkanlığımız orada ödül almaya hak kazandı. Kendilerine verdikleri ilave kota için müteşekkir olduğumuzu tekrar ifade etmek istiyorum. Rabbim tüm hacılarımızın ibadetlerini katında kabul eylesin diyorum. Cidde’nin ardından stratejik ortağımız ve yakın iş birliği içinde olduğumuz dost ve kardeş Katar’ı ziyaret edeceğiz. Katar’la ilişkilerimiz her düzeyde mükemmel şekilde seyrediyor.

Ziyaretimiz vesilesiyle ikili münasebetlerimizin yanı sıra mevcut bölgesel meseleler hakkında fikir teatisinde bulunacağız. Körfez turumuzun son durağı ilişkilerimizin her alanda gelişme gösterdiği Birleşik Arap Emirlikleri olacak. Birleşik Arap Emirlikleri, Körfez Bölgesi’nde ticaretimizin son dönemde en yüksek seyrettiği ülkedir. Bu rakamı iki ülkenin gerçek potansiyeline yaraşır bir seviyeye çıkarmak istiyoruz. Bu üç ülkeyi ziyaretimizde ayrıca Türkiye’nin gurur kaynağı olan elektrikli otomobilimiz Togg’un muhataplarımıza hediye olarak verilmesi teşkil edecek.

Abu Dabi’deki temaslarımızın ardından Kıbrıs Barış Harekatı’nın 49’uncu yıl dönümü münasebetiyle düzenlenecek 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerine katılmak üzere Lefkoşa’ya geçeceğiz. Ziyaretim vesilesiyle Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’la bir araya gelerek Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilişkilerinin daha da güçlendirilmesi amacıyla atılacak adımları ele alacağız. Ercan Havalimanı’nın yeni terminal ve pistinin açılışını gerçekleştireceğiz.

Dünya gündemini meşgul eden bir hususa değinmek istiyorum. Biliyorsunuz Rusya, Ukrayna arasındaki çatışmaların daha fazla yıkıma, gözyaşı ve drama yol açmaması için yoğun çaba harcıyoruz. İlk günden itibaren savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz diyoruz. Birinci yılına girmek üzere olduğumuz Karadeniz Girişimi insani mülahazaların çatışma dinamiklerine galebe çaldığının ispatlayan bir projedir. Bu girişim önemli bir diplomatik başarı olarak şimdiden tarihe geçmiştir.

Girişim sayesinde dünya piyasalarına 33 milyon tondan fazla tahıl ürünü sevk edildi. Böylece gelir seviyesi düşük birçok ülkenin gıda krizine sürüklenmesinin önüne geçildi. Karadeniz Girişiminin devam etmesine atfettiğimiz önemi farklı vesilelerle dile getirdik. Bu amaçla diplomatik gayretlerimizi son günlerde yoğunlaştırdık. Girişimin bu noktaya gelmesine katkıda bulunan ilgili tüm taraflara tekrar teşekkür ediyorum.

Bugün yapılan açıklamaya rağmen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı dostum Putin’in bu insani köprünün devamını istediğine inanıyorum. Bu arada Dışişleri Bakanım muhatabıyla görüşmelerini yapacak. Biz de seyahatten döner dönmez Sayın Putin’le ben de görüşmelerimi yapacağım. Kendisiyle Ağustos ayında ülkemizde bir araya geldiğimizde tüm bu hususları görüşme fırsatını da bulacağız. Ayrıca Rus tahıl ve gübresinin sevkinin önünün açılması noktasında nasıl hareket edebileceğimizi de istişare edeceğiz.

Yangınlar  ülkemizi şu anda yine sarmış durumda. Dün itibariyle ağırlıklı olarak gerek Muğla gerek Mersin gerek Çanakkale bütün buralarda beş ayrı noktada yangınlar oldu. Bunlar büyük oranda kontrol altına alındı. Ben İçişleri Bakanımla, Orman Bakanımla görüşmelerimi yaptım. Onlar da yoğun bir şekilde çalışıyorlar. Şu anda bütün gece görüşlü helikopterlerimiz, uçaklarımız hepsi yoğun çalışma içerisinde kontrol altına alma, soğutma, bu çalışmalarını devam ettiriyorlar.

Bütün bunların yanında ayrıca yine Rusya’yla görüşme yapıp onlardan özellikle Antonov  bu yangın söndürmeyle ilgili büyük gövdeli uçaklardan temin etme yoluna gideceğiz. Onlarla da bunu hallettiğimizde inanıyorum ki bu yaz sezonu içerisinde bu işleri çok daha seri, çok daha yoğun şekilde halletme imkanına kavuşacağız. Bu düşüncelerle kritik bir dönemde yaptığımız ziyaretlerimizin gerek ikili ilişkilerimiz, gerek bölgesel istikrar bakımından hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bu ziyaretlerimizde özellikle gerek konteyner noktasında başta Katar olmak üzere çok ciddi bize konteyner desteği verdiler. Bu konteynerleri da bizler deprem bölgelerine taksim ettik, buralara yerleştirdik. Şimdi de son olarak bir hafta öncesine göre bizde 80 bin çadır vardı. Şimdi de bu 80 bin çadırı tamamen kaldırıp onların yerlerine de konteyner yerleştirme çalışmalarını inşallah başlatıyoruz. Bu konuyla ilgili gerek yerli gerek ithal, burada Kızılay’ımızı da devreye sokmak suretiyle inşallah tamamıyla çadırların yerlerine konteyner yerleştirelim diyoruz. Tabii kalıcı konutların inşası bir taraftan devam ediyor. Köy konutlarının inşası bir taraftan devam ediyor. Ama biz öyle de olsa, böyle de olsa hiç olmazsa diyoruz konteynerle çadırları değiştirelim. Artık çadır bu bölgelerde kalmasın.

Bu ziyaretin iki ana başlığı var. Bir yatırımlar boyutu var bir diğeri de finans. Her ikisinden de tabii umudumuz çok çok var. Oralarda yatırım söz konusu. Aynı zamanda ülkemizde yatırımlar söz konusu. Bu konuda gerek Cevdet Bey’in, gerek Mehmet Bey’in birlikte yapmış olduğu ziyaretlerde bunun sinyallerini aldık. Ve inşallah bu yaptığımız ziyaret bu sinyallerin devamı olacaktır.

Bildiğiniz gibi şu anda Mehmet Bey Hindistan’da Hazine Bakanları toplantısına, Merkez Bankası başkanıyla beraber katıldılar. Oradan Suud’taki katılıma veyahut da Katar’a kendisi de yetişecek. Orada beraber devam edeceğiz. Bu konularla ilgili olarak tabii şu anda savunma sanayinde, bunun yanında altyapı, üst yapı yatırımlarında bu üç ülkeye Türkiye’nin ciddi bir inşallah yatırım imkanı olacak.

Bu ziyaretlerimizde bunu görüyorum ama bunun yanında da, bu ülkelerin Türkiye’den belli assetleri satın alma durumları da olacak. Ama bazı cambazların söylediği gibi yok BOTAŞ’ı satıyorlar, şu oluyor bu oluyor.  Öyle bir şey yok. Biz neyin satılacağını, neyin satılmayacağını çok iyi biliriz. Ve 21 yıldır bu tecrübeyle hamdolsun bugünlere geldik. Bundan sonra da yine aynı tecrübeyle yolumuza devam edeceğiz.

Tahıl Anlaşması

İstanbul’da Tahıl  Koridoruyla ilgili çalışmaları yürüten bir heyet var. Bunlar şu an itibariyle Milli Savunma Üniversitemizde bu çalışmayı birlikte yürütüyorlar. Biz bugün gerek Dışişleri Bakanım muhatabıyla bir görüşme yapacak ve bu görüşmeyle birlikte temenni ediyorum ki süratle bir mesafe alırız ve aralık vermeden yolumuza devam ederiz. Belki bu arada bizler Ağustos’u beklemeden Sayın Putin’le de bir telefon  görüşmesiyle adımlarımızı atarız.

Suriye

Biliyorsunuz bizim Suriye’yle kapıyı kapama gibi bir durumumuz söz konusu değil. Kapı açık. Bu dörtlü zirvelerle ilgili de biz yine hem bu dörtlü zirveler yapılsın ama biz Beşşar Esad’la da görüşme noktasında kapalı değiliz. Görüşürüz. Tüm mesele onların bize yaklaşım tarzı önemli. Şu anda tabii Suriye’de Esad maalesef Türkiye’nin Kuzey Suriye’den çıkmasını istiyor.

Böyle bir şey olamaz. Çünkü biz orada terörle mücadele ediyoruz, sınırlarımızdaki teröristlerle mücadele ediyoruz. Yani sınırlarımızda bu teröristler varken nasıl çıkarız? Devamlı oradan tehdit altında olan bir Türkiye var. Aynı ifadeyi farklı ülkelere kullanabiliyor mu? Kullanamıyor. Onun için de adil yaklaşım arıyoruz. O adil yaklaşım olduktan sonra mesele yok. Bunların hepsini aşarız.

Paylaşın

Tepkilere Neden Olan “ÖTV Düzenlemesi” Yargıya Taşındı

Diyarbakır Barosu, birçok ürünün fiyatlarının artmasına neden olan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) düzenlemesi Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla Danıştay’a ‘yürütmeyi durdurma’ ve kararnameyi ‘iptal’ başvurusu yaptı.

Baro dilekçesinde, artış yetkisinin Meclis’te olduğuna dikkat çekerek, “Vergi koyma, değiştirme ve kaldırma yetkisi, Anayasa’nın 73’üncü maddesine göre, Yasama Organı’nın mutlak yetkisi içerisindedir. Dolayısıyla; 167’nci madde uyarınca Cumhurbaşkanı’na verilecek yetkinin, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konulması ve kaldırılmasıyla ilgili olmaması gerekmektedir.

Aksi halde; verilecek yetki, Anayasa’nın anılan maddelerine aykırı olacağı gibi; yine, yukarıda söylemiş olduğumuz üzere, bu yetki kullanılarak vergi koyma ve kaldırma konusunda yapılan idari düzenleme, fonksiyon gaspı ile yetki yönünden hukuka aykırılık teşkil etmektedir” dedi.

Pazar günü sabaha karşı Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararı’yla hem akaryakıtta hem de doğalgazda ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) artırıldı. Bu artış birçok ürünün fiyatının da yükselmesine yol açtı. Artıştan önce 27,5 lira olan bir litre kurşunsuz benzin 35 lira, 26 lira olan motorinin fiyatı da 33 liraya çıktı. Doğalgazdan alınan ÖTV ise yüzde 224 oranında arttı.

Birçok kesimin tepkisine neden olan artışlar üzerine Danıştay’a başvuran Baro, öncelikle ÖTV artışını düzenleyen kararnamenin yürütmesinin durdurulmasını ve iptalini talep etti.

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’nın aktardığına göre başvuruda, artışların Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle değil kanunla olması gerektiğine vurgu yapılarak, şu görüşlere yer verildi: “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin, konuluşları da, konulmuş vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüğün değiştirilmesi de, konulmuş olan verginin kaldırılması da kanunla olmak zorundadır.

Bu anayasal düzenlemede sözü edilen ‘kanun’dan kasıt, Anayasa’nın 88 ve devamı maddelerinde öngörülen yöntem uyarınca kabul edilip yürürlüğe konulan ve şekli ve maddi anlamda kanun olarak adlandırılan metinlerle, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş olup, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrasına göre kanun hükmünde kabul edilen uluslararası antlaşmalardır.”

Baro dilekçesinde, artış yetkisinin Meclis’te olduğuna dikkat çekerek, “Vergi koyma, değiştirme ve kaldırma yetkisi, Anayasa’nın 73’üncü maddesine göre, Yasama Organı’nın mutlak yetkisi içerisindedir. Dolayısıyla; 167’nci madde uyarınca Cumhurbaşkanı’na verilecek yetkinin, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konulması ve kaldırılmasıyla ilgili olmaması gerekmektedir.

Aksi halde; verilecek yetki, Anayasa’nın anılan maddelerine aykırı olacağı gibi; yine, yukarıda söylemiş olduğumuz üzere, bu yetki kullanılarak vergi koyma ve kaldırma konusunda yapılan idari düzenleme, fonksiyon gaspı ile yetki yönünden hukuka aykırılık teşkil etmektedir” dedi.

Baro, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de aykırı olduğunu savunduğu artışlarla ilgili Danıştay’a yürütmeyi durdurma ve iptal için başvurdu.

Talep dilekçesinde şu şekilde yer aldı: “Yukarıda açıklandığı ve resen gözetilecek hususlarla birlikte; 1-T.C. Cumhurbaşkanlığı’nın 16.07.2023 tarihli resmi gazetede yayımlanan 7390 sayılı Cumhurbaşkanlığı’nın kararının öncelikle Yürütmesinin Durdurulmasına ve iptaline karar verilmesi, 7456 sayılı Kanun m.12’sinin Anayasanın 5, 10, 35, 36, 73 ve 167. maddesine aykırı olması nedeniyle iptali için Anayasanın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasını arz ve talep ederiz”

Başvuruda vurgu yapılan 7390 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ÖTV ile ilgili yeni düzenlemeleri içerirken, 7456 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ise, Cumhurbaşkanına artış yetkisi veriyor. Baro, kanun iptali için doğrudan AYM’ye başvuramıyor. Eğer Danıştay, Baro’nun talebini haklı bulursa Cumhurbaşkanına artış yetkisi veren kanunun iptali için AYM’ye başvurabiliyor.

Paylaşın

Erdoğan Körfez Turuna Çıkıyor; Dış Kaynak İhtiyacına Çözüm Olabilir Mi?

Ekonomist Mustafa Sönmez, iktidarın Körfez sermayesiyle ilgili yarattığı beklentinin potansiyel olarak karşılığı olmadığı görüşünde. Sönmez, “Körfez sermayesiyle ilgili bir top gürültüsü kopsa da kayıtlarda durum öyle değil” diyor.

Doğrudan yabancı sermaye, portföy ve kredi-mevduat yatırımları olarak üç kanaldan bakıldığında, Körfez sermayesinin Türkiye’nin kullandığı dış kaynak içerisinde ciddi bir payının bulunmadığını söyleyen Sönmez, “Dolar/TL’nin son hali dikkate alındığında Türkiye’deki doğrudan yabancı sermaye tutarı yaklaşık 100 milyar dolar. Körfez’in bunun içerisindeki payı ise 7 buçuk milyar dolar civarında kalıyor” diye konuşuyor.

İktisatçı Prof. Dr. Uğur Emek de Körfez sermayesinin Türkiye ekonomisi için kurtarıcı olmayacağı görüşünde. Emek, doğrudan yabancı yatırım için gelecek sermayenin en az 30 yıllık bir perspektife sahip olması gerektiğini, Türkiye’de ise bir öngörülebilirlik olmadığını ifade ediyor.

Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımları son yıllarda belirgin biçimde azaldı. Ekonominin can damarlarından biri sayılan net yabancı doğrudan yatırımlar geçen yıl 6 milyar doların altına gerilerken iktidarın umudu Körfez sermayesinde.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan iktisatçılara göre ise Körfez sermayesi, cari açığın finansmanı, ekonomik büyüme ve gelişme için kritik olan dış kaynak ihtiyacına çare olmayacak. İktisatçılar, Türkiye’de hukukun temel ilkelerinin işlediği, öngörülebilir, şeffaf, eşit ve hesap verebilir bir yönetim olmadıkça yatırım ortamının iyileşmesinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Bunu sağlayacak politikaların ise kısa vadede hayata geçmesi beklenmiyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonominin dümenine geçmesiyle yabancı yatırımcıların Türkiye’ye döneceği beklentileri artmıştı. Bu beklentilerin yakın zamanda gerçekleşeceğine dair güçlü belirtiler bulunmazken iktidar yönünü yine Körfez ülkelerine çevirdi.

Şimşek, seçim sonrasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’la birlikte Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) bir ziyaret gerçekleştirmiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da NATO liderler zirvesi sonrası BAE’ye gideceğini, ziyaret kapsamında yatırım anlaşmalarının imzalanacağını bildirmişti.

Erdoğan, 17-19 Temmuz’da yapacağı ziyaretlerde Suudi Arabistan, Katar ve BAE’nin liderleriyle görüşecek. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre söz konusu ülkelerden Türkiye’nin enerji, altyapı ve savunma sektörlerine yatırım bekleniyor.

Peki Körfez sermayesi, Türkiye’de fiili ve potansiyel olarak nasıl bir tablo çiziyor?

En fazla yatırım Hollanda’dan

Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nin (YASED) verilerine göre bu yılın ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 31’lik bir düşüşle 2,3 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım girişi gerçekleşti. Avrupa Birliği ülkelerinin gelen yatırım sermayesinde yüzde 80 payı bulunurken Körfez sermayesinin de içinde yer aldığı Ortadoğu’nun payı yüzde 2’de kaldı. Gelen yatırımlarda ilk sırayı alan Hollanda’yı Fransa, Almanya ve İrlanda takip etti.

2002-2022 yılları esas alındığında ise Türkiye’deki toplam doğrudan yabancı yatırımlarda AB’nin yüzde 59, Ortadoğu’nun yüzde 8 payı bulunuyor.

Ekonomist Mustafa Sönmez, iktidarın Körfez sermayesiyle ilgili yarattığı beklentinin potansiyel olarak karşılığı olmadığı görüşünde. Sönmez, “Körfez sermayesiyle ilgili bir top gürültüsü kopsa da kayıtlarda durum öyle değil” diyor.

Doğrudan yabancı sermaye, portföy ve kredi-mevduat yatırımları olarak üç kanaldan bakıldığında, Körfez sermayesinin Türkiye’nin kullandığı dış kaynak içerisinde ciddi bir payının bulunmadığını söyleyen Sönmez, “Dolar/TL’nin son hali dikkate alındığında Türkiye’deki doğrudan yabancı sermaye tutarı yaklaşık 100 milyar dolar. Körfez’in bunun içerisindeki payı ise 7 buçuk milyar dolar civarında kalıyor” diye konuşuyor.

Son dönemde portföy yatırımlarının da çok azaldığını, hisse senedi piyasasında 23 milyar dolarlık bir yabancı yatırım stoku bulunduğunu ifade eden Sönmez, Körfez sermayesinin bu alandaki payının da oldukça düşük olduğuna dikkat çekiyor. Swap işlemlerinin de yer aldığı kredi-mevduat alanında ise “hatır gönül ilişkisi” ile Körfez ülkelerinden birtakım yatırımlar yapıldığının bilindiğini, bunların ise kısa vadeli olduğunu vurguluyor.

“Türkiye için kurtarıcı olamaz”

Devlet Planlama Teşkilatı eski uzmanı, iktisatçı Prof. Dr. Uğur Emek de Körfez sermayesinin Türkiye ekonomisi için kurtarıcı olmayacağı görüşünde. Türkiye’deki doğrudan yabancı yatırımların dağılımına bakıldığında yatırımların büyük büyük bölümünün Avrupa’dan geldiğinin görüldüğünü, Körfez sermayesinin ise çok küçük bir oranı temsil ettiğini dile getiren Emek, “Bir de gelenlerini de gördük. Türk Telekom’u gördük, Tank Palet Fabrikasını gördük. Öylesi de gelmesin zaten” diyor.

Uğur Emek, Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin 2005 yılında özelleştirilerek Lübnanlı Hariri ailesine ait olan Saudi Oger’e bağlı Oger Telecom’a satıldığını, devlet bankalarından kullanılan kredi ile kamunun zarara uğratıldığını hatırlatıyor. Emek, sonuç itibariyle ödenmeyen kredi borçları nedeniyle şirket hisselerinin Varlık Fonu’na devredildiğini ifade ediyor. Tank Palet Fabrikası’nın Katarlılara satıldığına ilişkin tartışmalara da değinen Emek, bu konunun halen belirsizliğini koruduğuna işaret ediyor.

Doğrudan yatırım neden önemli?

Doğrudan yabancı sermeye yatırımları, küresel yatırımcıların bir ülkeye fabrika ve üretim tesisleri kurarak, şube açarak veya var olan bir şirketi tamamen veya kısmen satın alarak yaptıkları yatırımları kapsıyor. Uzun vadeli olan bu yatırımlar, Türkiye gibi dış kaynak ihtiyacı olan ülkelerde cari açığın sağlıklı finansmanı ve ödemeler dengesi açısından büyük önem taşıyor.

Doğrudan yabancı yatırımlar, ülkeye yeni teknoloji girmesi, yeni istihdam alanları açılması ve yeni ihracat imkânları ortaya çıkarması nedeniyle ekonomik büyüme açısından önemli bir unsur. Türkiye’de ise son yıllarda ise net doğrudan yatırım girişlerinin giderek azaldığı gözleniyor.

Merkez Bankası verilerine göre geçen yıl net doğrudan yabancı sermaye yatırım girişi, 5 milyar 900 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Net yabancı girişi 2007’de 18 milyar 394 milyon dolar olurken küresel krizin etkisiyle 2008’den itibaren gerilemeye başlamış, izleyen iki yılda 6 milyar dolar dolayında gerçekleşmişti. Yabancı doğrudan yatırım girişleri, 2011 ve 2012 yıllarında yeniden 10 milyar doların üzerine çıkarken pandemi yılı olan 2020’de 4 milyar 401 milyon dolara kadar düştü. Bu rakam 2021’de ise 6 milyar 873 milyon dolar oldu.

Körfez’den gelen sermayenin teknoloji transferi ya da istihdama katkı gibi bir yönü olmadığını, katkılarının sadece finansal anlamda olduğunu dile getiren Sönmez, bu anlamda Körfez sermayesinin doğrudan yatırımcı profili olmadığını vurguluyor.

Türkiye’deki sermaye de kaçıyor

Türkiye’de dışardan gelen doğrudan yatırımlar azalırken, resmi rakamlar aynı dönemde Türkiye’den yurt dışına sermaye göçünün de hızlandığına işaret ediyor.

Merkez Bankası verilerine göre 2007’de yaklaşık 2 milyar dolarlık bir sermaye Türkiye’den yurtdışına giderken, geçen yıl 4,5 milyar doları aştı. Doğrudan yatırım için giden yerli sermayenin bu amaçla gelen yabancı sermayeye oranı yaklaşık yüzde 80’e ulaştı.

Mustafa Sönmez, Türkiye’de küresel firma olma iddiasıyla yurtdışına yatırım yapan firmaların bulunduğunu, ancak bunların yanı sıra oturum izni ya da vatandaşlık almak, B planı olarak alternatif bir yaşam tasarlamak amacıyla yurtdışına giden sermayenin de olduğunu vurguluyor. Sönmez, B planı amacıyla yurtdışına gidenlerin ağırlıkta olduğu görüşünü paylaşıyor.

Türkiye’de ise 40’lı 45’li yıllarda ampul üretimi, ilaç, otomotiv gibi alanlara yatırım yapan yabancı sermayenin halen toplam stok içerisinde büyük payı olduğunu söyleyen Sönmez, en son telekomünikasyon alanında yatırımların olduğunu, bunun dışında Tekel, Petkim, Türk Telekom’un da aralarında olduğu özelleştirmelerle yabancı yatırımcıların Türkiye’ye geldiğini aktarıyor. Türk Telekom’u satın alan Saudi Oger’in bu yatırımının daha sonra çürük çıktığını ifade eden Sönmez, özelleştirmelerin dışında en son Volkswagen’in Türkiye’ye yatırım yapma kararı aldığını ancak şirketin bu karardan daha sonra vazgeçtiğini hatırlatıyor.

Avrupalı yatırımcı neden gelmiyor?

Prof. Dr. Uğur Emek, doğrudan yabancı yatırım için gelecek sermayenin en az 30 yıllık bir perspektife sahip olması gerektiğini, Türkiye’de ise bir öngörülebilirlik olmadığını ifade ediyor. Meclis’te yapılan son oylamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a vergileri artırabilme yetkisi verildiğine dikkat çeken Emek, “Bankalara diyorsunuz kâr payı almayın, BDDK’nın bu yetkisi var. Kira sözleşmesi yapıyorsunuz, yüzde 25 sınır geliyor. Marketlere Karter anlaşması yapıp fiyatları yükseltiyorsun deniyor. Böyle bir ortama yabancı doğrudan yatırım gelir mi” diye konuşuyor.

“Mahkemeye gittiğinizde ne olacağını bilmiyorsunuz” diyen Emek, Can Atalay ve Osman Kavala’nın tutukluluklarını hatırlatıyor.

Emek, hukukun üstünlüğü olmadan, ekonomik özgürlük olmadan, sağlam bir para ve maliye politikanız olmadan yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmeyeceği görüşünde. Yabancı yatırımcılar için Avrupa Birliği’nin temel kurallarından olan öngörülebilirlik, şeffaflık, eşitlik ve hesap verebilirliğin önemli olduğuna işaret eden Emek, Türkiye’de ise yetkilerin tek kişide toplandığı mevcut sistemde kurumların kalitesinin giderek azaldığını, bunun yabancı yatırımcılar tarafından devlet kurumlarının bizzat kendi sitesinde yer alan İngilizce raporlar üzerinden okunabildiğini vurguluyor.

Doğrudan yabancı yatırım açısından Türkiye’nin riskli bulunduğuna işaret eden Mustafa Sönmez de “Mehmet Şimşek’in gelişiyle beraber bir yatırım ortamı ikliminin oluşması kolay değil. Siyaseten Erdoğan’ın tekrar iktidara gelmesi yatırımcı açısından beklenen bir şey değildi. İktisadi olarak da bir rasyonel dönüşüme henüz geçiş yok. Şu anda yapılanlar kozmetik. Yerel seçimler kadar da böyle gidecek gibi gözüküyor. Ekonomik rasyonaliteyi dikkate alan yabancı kaynak girişi o yüzden hale uzak. Onu gördükleri için Körfez’den yatırım getirebilir miyiz diye çabalıyorlar” ifadelerini kullanıyor.

“Ciddi dış kaynak sıkıntısı olacak”

Türkiye’de şu anda doğrudan yatırım olarak görünen yatırımların önemli bir kısmının da gayrimenkul satışından kaynaklandığına işaret eden Sönmez, gayrimenkul satışı çıkarıldığında doğrudan yatırım girişinin durmuş vaziyette olduğuna dikkat çekiyor.

Portföy yatırımlarından da çıkış olduğunu, kredi temininde ise Türkiye’nin risk primi yükseldiği için dışarıdan kaynak kullanmanın kolay olmadığını vurgulayan Sönmez, “İktidar bu nedenle politik ilişkilerle kaynak bulmak derdine düşüyor. Ama politik ilişkilerle de bu çark dönmez. Türkiye önümüzdeki zaman diliminde ciddi bir dış kaynak sıkıntısı yaşayacak. Bu, hem büyümeye etki edecek hem de içeride döviz fiyatlarını yukarı çekerek ciddi bir enflasyon sorunu yaratmaya devam edecek” yorumunu yapıyor.

Paylaşın