Kılıçdaroğlu’na “Özel Protokol” Tepkisi: Ortaklarının Arkasından İş Çevirmek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdraoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’la ‘özel protokol’ yaptığını doğrulamasının ardından, Millet İttifakı bileşeni partilerin çeşitli isimlerinden tepki geldi.

İyi Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz, “Bu ülke insanının umutlarını ve kurumlarını, kendi şahsi mülküymüş gibi kapalı kapılar ardında pazarlamak ve yola birlikte çıktığı ortaklarının arkasından iş çevirmek ne demokratik teamüllere ne de siyasi etiğe sığar” dedi.

Deva Partisi Ankara Milletvekili ve Parti Sözcüsü Av. İdris Şahin, “Allah’tan; ‘İki kişinin namusuna teslim edilmiş bir protokol..’!!!” dedi.

İyi Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, “Biz sahada kendisi için oy isterken, meğer o, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde pazarlıklar yapıyor, protokoller imzalıyormuş. Arkadaşlarının haberi yok, ittifak ortaklarının bilgisi yok. Hoyratça heba edilmiş bir güven, yeniden kazanılabilir mi Sayın @kilicdarogluk?” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdraoğlu, Habertürk canlı yayınında, 28 Mayıs’taki ikinci tur Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’la ‘özel protokol’ yaptığını doğruladı.

Kılıçdaroğlu, “[Özel protokol] Var. O protokolle ilgili konuşmam doğru değil. İki kişi arasında yapılan ve iki kişinin namusuna teslim edilen bir protokoldür. Benim bu konuda konuşmam, en azından ahlaki olarak doğru değil” dedi.

Protokolün detaylarına ilişkin açıklama yapmayan Kılıçdaroğlu, “CHP Sözcüsü Faik Öztrak neden ‘yok’ gibi bir açıklama yaptı?” sorusuna ise “E Öztrak protokolü bilmiyor ki. Danışmanım dâhil hiç imse bilmiyor” diye yanıtladı.

T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşan Ümit Özdağ, Kılıçdaroğlu ile yazılı mutabakat yaptıklarını belirterek, “İçişleri Bakanlığı dâhil üç bakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilâtı konusunda Kemal Bey’le mutabık kaldık. MİT Başkanlığı sözlü anlaşmaydı. Bakanlıklar yazılı mutabakatta vardı” demişti.

Kılıçdaroğlu’nun ‘özel protokol’ açıklamasına, Millet İttifakı bileşeni partilerden çeşitli isimler tepki gösterdi.

“Bunları konuşmak bir fayda sağlamaz”

bianet’ten Vecih Cuzdan’a konuşan Saadet Partisi Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Birol Aydın, altı siyasi liderin yola nasıl çıktıklarını ve Ortak Mutabakat Metni’nde Türkiye’nin temel meselelerine ilişkin nasıl karar alacaklarını kamuoyuna deklare ettiklerini belirterek şunları söyledi:

“Altı lider, kritik atamalarda ve önemli hususlarda bir mutabakatla karara varacaklarını beyan ettiler kamuoyuna. Liderlerin birbirlerine karşı sorumlulukları bu şekilde teşekkül etti. Dolayısıyla hem Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem de Sayın Ümit Özdağ’ın bir araya gelerek anlaşma yapmış olmaları, bir niyetten ibarettir. Seçim kaybedildiğine göre bu vukuu bulmadı. Eğer ortak anlaşmaları uygulama safhasına gelseydi, altı liderin mutabakatıyla olacak olan bir durum söz konusu olacaktı. Ama seçim de kaybedildiğine göre bugün bunları konuşmanın önümüzdeki yol yürüyüşüne bir fayda sağlayacağı kanaatinde değilim.”

“İyi ki olmamış”

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “Başka hiçbir söz ya da açıklama seçim mağlubiyeti nedeniyle duyduğum büyük üzüntüyü ortadan kaldıramazdı. Teşekkür ederim Sn. Kılıçdaroğlu! Ben ve benim gibi sırf bu ülkeye demokrasi, hukuk ve eşitlik gelsin diye gecesini gündüzüne katan binlerce insana büyük bir teselli bahşettiniz! İyi ki olmamış!” ifadelerini kullandı.

Telefonla ulaşılan Özcan, konunun ‘son derece hassas’ olduğunu ve parti adına konuşmayacağını belirterek, “Twitter’da yazdığım mesajı inanarak yazdım, gerçekten ‘iyi ki olmamış’ sözünü, kalpten bir biçimden söyledim” dedi.

“Hoyratça heba edilmiş bir güven”

İyi Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “Biz sahada kendisi için oy isterken, meğer o, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde pazarlıklar yapıyor, protokoller imzalıyormuş. Arkadaşlarının haberi yok, ittifak ortaklarının bilgisi yok. Hoyratça heba edilmiş bir güven, yeniden kazanılabilir mi Sayın @kilicdarogluk?” dedi.

“Ortaklarının arkasından iş çevirmek”

İyi Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz, Twitter’dan paylaştığı uzun mesajın bir bölümünde, “Kendi adıma, geride bıraktığımız seçimlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına engel olamadığım için milletimizden samimi olarak özür diliyorum. Ve bu özrü, sadece seçimleri kaybettiğimiz için değil aynı zamanda Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı elde etmek ve seçimleri kazanmak için kullandığı yöntemlerle yeteri kadar mücadele edemediğim için diliyorum” ifadelerini kullandı.

Yılmaz ayrıca, “Bu ülke insanının umutlarını ve kurumlarını, kendi şahsi mülküymüş gibi kapalı kapılar ardında pazarlamak ve yola birlikte çıktığı ortaklarının arkasından iş çevirmek ne demokratik teamüllere ne de siyasi etiğe sığar” dedi.

“Allah’tan iki kişinin namusuna teslim edilmiş”

Deva Partisi Ankara Milletvekili ve Parti Sözcüsü Av. İdris Şahin, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “Allah’tan; ‘İki kişinin namusuna teslim edilmiş bir protokol..’!!!” dedi.

Öte yandan telefonla ulaştığımız Demokrat Partili yetkililer ise konuya ilişkin yorum yapmayacaklarını kaydetti.

Paylaşın

AK Parti, Anayasa İçin Saadet, Gelecek Ve DEVA Partisi’nin Kapısını Çalacak

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Anayasa’nın 24. ve 41. maddelerinde değişiklik için Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nin desteği için kapısını çalacak.

Cumhur İttifakı’nda AKP’nin 263, MHP’nin 50, Yeniden Refah Partisi’nin beş, HÜDA PAR’ın dört ve DSP’nin bir milletvekili bulunuyor. Toplam 323 sandalyeye ulaşan Cumhur İttifakı, öncelikle teklifi referanduma götürmek için destek turuna çıkacak.

İktidarın Anayasa değişikliği teklifi için bir sonraki hamlesinin muhalefete çift sandık önerecek. Buna göre, iki oya daha ulaşılması durumunda 360 oyla referandumun kapısını aralayacak iktidar, CHP, YSP ve İyi Parti ile kuracakları temaslarda, “Destek verilmezse yerel seçimlerde referandum sandığının kurulacağını” ima edecek. Bu aşamadan sonra muhalefetin destek vermesi beklenecek.

Seçimlerden önce burka ve peçe gibi tartışmalı kıyafetlere anayasal özgürlük getirecek düzenlemeyle gündemi meşgul eden iktidar, yerel seçim öncesinde de aynı taktiği izleyecek. Cumhur İttifakı, yerel seçimlerden önce iki maddelik değişikliği dayatacak, muhalefetin gözünü, “Yerel seçimlerde çift sandıkla” korkutacak. Yerel seçimlerden sonra ise yeni ve gerici bir Anayasa için partilerin kapısını çalacak.

AKP’nin “Başörtüsüne Anayasal güvence” sözleriyle duyurduğu, iki maddeden oluşan teklif, 1 Ekim’de başlayacak 28’inci dönem 2’nci yasama yılında Meclis’in önemli gündem maddesi olacak. Anayasa’nın 24’üncü ve 41’inci maddesinde değişiklik öngören teklifin ilk maddesi ile tartışmalı çok sayıda kıyafete anayasal güvence getiriliyor.

İlk madde özetle şu şekilde: “Hiçbir kadın, dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve tercih ettiği kıyafetinden dolayı eğitim ve öğrenim, çalışma, seçme, seçilme, siyasi faaliyette bulunma, kamu hizmetlerine girme ile diğer herhangi bir temel hak ve hürriyeti kullanmaktan ya da kamu veya özel kesim tarafından sunulan mal ve hizmetlerden yararlanmaktan hiçbir surette yoksun bırakılamayacak.”

Teklifin 2’nci maddesiyle de LGBTİ bireyler, “Ailenin birliği” adı altında hedef alınıyor. Anayasa’ya, “Evlilik birliği, ancak kadın ile erkeğin evlenmesiyle kurulabilir” hükmü ekleniyor.

BirGün gazetesinden Hüseyin Şimşek’in haberine göre, Genel seçimlerden önce teklifi gündeme getirmek isteyen ancak depremin ardından vazgeçen Cumhur İttifakı, TBMM’nin yeniden yasama faaliyetlerine başlamasının ardından yeniden bu hedefe odaklandı.

Edinilen bilgiye göre, ittifak ortaklarıyla teklifi yeniden Meclis’e sunacak iktidar, daha sonra yeni muhalefet partileri ile destek görüşmelerine başlayacak. Teklifin TBMM’de doğrudan kabul edilmesi için 400, referanduma götürülmesi için 360 oya ihtiyaç bulunuyor. Cumhur İttifakı’nda AKP’nin 263, MHP’nin 50, Yeniden Refah Partisi’nin 5, HÜDAPAR’ın 4 ve DSP’nin bir milletvekili bulunuyor. Toplam 323 sandalyeye ulaşan Cumhur İttifakı, öncelikle teklifi referanduma götürmek için destek turuna çıkacak.

Bu kapsamda Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’ne güvenen iktidar kurmayları, Meclis kulisinde gazetecilere de aynı yönde açıklamalarda bulundu. “Üç partiye güveniyoruz” diyen iktidarın önceliği, bu partilerle temas olacak. DEVA Partisi’nin 15, Saadet Partisi çatısı altında toplanan iki partinin ise 20 milletvekili bulunuyor. İktidarın bu partilerden destek almasıyla sayı, referandum sınırı olan 358’e ulaşacak.

Sona bırakılacak

İktidarın Anayasa değişikliği teklifi için bir sonraki hamlesinin muhalefeti çift sandıkla tehdit etmek olacağı öğrenildi. Buna göre, iki oya daha ulaşılması durumunda 360 oyla referandumun kapısını aralayacak iktidar, CHP, YSP ve İYİ Parti ile kuracakları temaslarda, “Destek verilmezse yerel seçimlerde referandum sandığının kurulacağını” ima edecek. Bu aşamadan sonra muhalefetin destek vermesi beklenecek.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Faiz Kararı: Sınırlı Artış Olumlu İzlenim Vermedi

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararını değerlendiren Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, 250 baz puanlık artışın, faizde piyasaların talep ettiği noktaya ulaşmasını sağlayamayacağını söyledi ve ekledi:

“22 Haziran’da 650 baz puanlık bir artış yapılmıştı. Bu ivmeyi 250 baz puana indirirseniz önümüzdeki aylarda artışın böyle yavaş yavaş, bebek adımlarıyla yapılacağı anlamı doğar. Bu da faizin piyasaların talep ettiği noktaya ulaşmasını sağlayamaz.”

Kozanoğlu, değerlendirmesinin devamında, “Eğer ki önümüzdeki aylarda daha yüksek faiz artışları yapılırsa, bu sefer de ekonominin zor durumda olduğu, mecburen bu artışın yapıldığı izlenimi verilir. Bu da piyasaya kötü bir sinyal olarak yayılır. Bu nedenle Merkez Bankası’nın yeni başkanı açısından bu faiz artışı olumlu bir izlenim vermedi.

Ben kendilerinin de bunun yeterli olmayacağını bildiklerini tahmin ediyorum ama Saray’dan ya bu kadarlık izin çıktı ya da işte verilen limitler bunu aşmaya izin vermedi.” ifadelerini kullandı.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinin ardından, 27 ay sonra ilk kez 22 Haziran’da faiz arttıran Merkez Bankası ikinci artışı da yaptı. Ancak Mehmet Şimşek ve Gaye Erkan’lı yeni ekonomi yönetiminin 250 baz puanlık artış kararı beklentinin altında kaldı.

İktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu’na göre, yüzde 15’ten yüzde 17,50 seviyesine çıkartılan faiz için beklenti yüzde 20, yani 500 baz puanlık seviyeydi. 500 baz puanlık artışın bile yeterlilik konusunda tartışmalı olduğunu ifade eden Kozanoğlu, “Türkiye’nin mevcut koşullarında, özellikle enflasyonun önümüzdeki günlerde daha da sıçrayacağını düşünürsek bu oran da yeterli değildi” dedi.

Bianet’in aktardığına göre; Kozanoğlu ancak yüzde 20 seviyesinin artış ritminin devam edeceği yönünde önemli bir mesaj olacağını belirterek, “Önümüzdeki dönemde yüzde 25, 30, 35 diye faizlerin gidebileceği izlenimini yaratırdı. Bunun sonucunda da döviz kurlarının istikrar kazanmasını beklerdik” diye konuştu.

250 baz puanlık artışın, faizde piyasaların talep ettiği noktaya ulaşmasını sağlayamayacağı değerlendirmesini yapan Kozanoğlu, şunları söyledi:

“22 Haziran’da 650 baz puanlık bir artış yapılmıştı. Bu ivmeyi 250 baz puana indirirseniz önümüzdeki aylarda artışın böyle yavaş yavaş, bebek adımlarıyla yapılacağı anlamı doğar. Bu da faizin piyasaların talep ettiği noktaya ulaşmasını sağlayamaz.

Eğer ki önümüzdeki aylarda daha yüksek faiz artışları yapılırsa, bu sefer de ekonominin zor durumda olduğu, mecburen bu artışın yapıldığı izlenimi verilir. Bu da piyasaya kötü bir sinyal olarak yayılır. Bu nedenle Merkez Bankası’nın yeni başkanı açısından bu faiz artışı olumlu bir izlenim vermedi.

Ben kendilerinin de bunun yeterli olmayacağını bildiklerini tahmin ediyorum ama Saray’dan ya bu kadarlık izin çıktı ya da işte verilen limitler bunu aşmaya izin vermedi.

Zaten ilk faiz artışı Türkiye’nin tekrar sıcak parayı çağırması gibi bir amaca yönelik olduğu şeklinde okundu. Ama bugünkü çok sınırlı faiz artışıyla Mehmet Şimşek ve Gaye Erkan’ın anlayışına Erdoğan’ın ‘dur’ dediği veya ‘fazla ileri gitmeyin’ şeklinde bir iradenin Saray’dan geliştiği izlenimi ediniyoruz.”

“İrrasyonel politikalar Erdoğan’a seçimi kazandırdı”

Mehmet Şimşek’in ‘rasyonelleşme’ açıklamalarına da değinen Hayri Kozanoğlu, şunları kaydetti:

“Şimşek’in rasyonelleşme açıklamalarından Nureddin Nebati’nin ve Şahap Kavcıoğlu’nun, yani önceki dönem ekonomi yönetiminin irrasyonel olduğu gibi bir sonuç çıkıyor. Ben bu okumaya çok katılmıyorum. Nedeni de şu: Erdoğan bu sayede 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde istediği sonucu aldı. Seçimlerin adaletsizliğini, usulsüzlükleri vs. bir yana bırakıyorum ama tahmin edilenden daha iyi bir performans gösterdi.

İrrasyonel politikalar evet, ekonominin bünyesini bozdu. Bugün bizlere ödememiz gereken çok yüksek bir fatura çıkarttı ama o gün doları 20’nin altında tutmayı başardı. Doların 20 altında tutulması, dövizin genel olarak yatay seyretmesinin iki faydası var onlara.

İlk olarak döviz, genel olarak ekonomik istikrarın bir sembolü, ekonominin barometresi gibi görülüyor. İkincisi de Türkiye dışa çok açık bir ekonomi olduğu için döviz kurları yoluyla enflasyon sıçrayabiliyor. Enflasyonu da en azından belli bir düzeyde tutmayı irrasyonel politikalar sayesinde başarmış oldular.

Şimdiki ‘rasyonel’ diye ifade edilen politikalar başka bir rotaya girildiğini gösteriyor. Ancak bu söylediğim politikaları gerçekleştirebilmek için seçim öncesi Merkez Bankası’nın tüm rezervleri tüketildi.

Ben bugün temel politikanın Türkiye’nin ödemeler dengesi krizine sürüklenmesini önlemek ve rezervleri güçlendirmek olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda da sade vatandaşları, yani bizleri ilgilendiren enflasyonla mücadele yolunda bir adım atılmıyor. Enflasyon kendi haline bırakılmış gibi. Ama bugün açıklanan Merkez Bankası istatistiklerinden de görüyoruz ki rezervlerde bir artış var.

Yani Merkez Bankası rezervleri güçlendirmek için döviz alımları yapıyor. Döviz alımı yaparken piyasaya TL veriyor. Bu TL’ler de hem enflasyonu biraz daha sıçratıcı hem de dövize rağbeti artırıcı bir etki yaratıyor. Önümüzdeki günlerde enflasyon çok daha ciddi bir şekilde artacak ama bunu çok önemsediklerini düşünmüyorum.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Sızıntı” Yorumu: Etik Olarak Rahatsız Edici

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Cumhuriyet Halk Partili (CHP) üst düzey kurmayların “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının sızmasına ilişkin konuşan Kılıçdaroğlu, “Etik olarak rahatsız edici” dedi.

Parti içi tartışmaları toplumun önüne getirmenin yanlış bir şey olduğunu söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu, “Kurallar içinde mücadele edersiniz. Tekrarlandığında, kuralın dışına çıkıldığında gereğini yaparım. Her toplantının etik kurallar içinde yapılması lazım. Söylediğim odur” ifadelerini kullandı.

28 Mayıs seçiminde aldığı mağlubiyetin ardından parti genel başkanlığı görevinden istifa etmeyeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

“Beni değiştirecek olan kurultay. Ben nasıl kendi kendimi değiştireyim? Bir partinin genel başkanını kurultay belirler. 100 yıldır bu böyle. Kendi kendimin genel başkanlığını bitirmem doğru değil. Bir partiyi yönetiyorsunuz. Kurallarına göre ilkelerine göre yöneteceksiniz. Partinin tüzüğü. hukuku, gelenekleri vardır.”

CHP’nin ve kendisinin 14 Mayıs seçimlerinde başarısız olduğuna yönelik iddiaları kendi içlerinde tartıştıklarını dile getiren Kılıçdaroğlu, “Eleştiriye hep saygım vardır. Seçimi kazanırsınız, kazanmazsınız ayrı bir şey. Biz bakarız, kendi içimizde hesaplaşırız” dedi.

Ancak kendisinin hala “geminin kaptanı” olarak tanımlayan CHP lideri, “Kaptan gemiyi dalgalı ortamda denize bırakmaz. Sağlam limana yanaştırır. O liman kurultaydır” dedi. Kurultay tarihi için Parti Meclisi’nin karar alacağını, kendi yaklaşımının ise yerel seçimlerden önce yapılması yönünde olduğunu ifade etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk canlı yayınına katılarak soruları cevapladı. Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmelerinden satır başları şöyle:

Değişmeyen hiçbir şey yok. Her şey değişir zaman içerisinde. Mevsimler, insanlar, moda, ders kitapları, bilim değişir. Ama kurumsal bir yapınız vasa bu kurumsal yapının felsefesi varsa; bu felsefe çağdaş uygarlığını, refah devletini hedeflemişse burada neyi değiştireceksiniz? Felsefemiz çağdaş uygarlığı yakalamaksa bu felsefe devam edecek. Ancak programımız, kurumsal yapımızda eksiklikler olabilir.

Örneğin parti tüzüğümüzde değişiklik olabilir. Zaten hepimiz değişiyoruz. Hiçbirimiz hiçbir yerde sabit kalma şansımız yok. Hukukun öngördüğü, parti içinde kural, gelenek, tüzüğün öngördüğü kurallar için elbette değişir. Biz lider partisi değiliz. Biz kurumsal kimliği olan, gelenek, örf, adet, saygı ve kültürü olan 100 yıllık partiyiz.

Zaman içinde partinin yenilenmeye ihtiyacı var. Tüzüğü alacağız. Yeni kurallar getirmenin, partide var olan aksaklıkları gidermenin, üyelerin, milletvekillerinin şikayetlerini dikkate alarak partinin yenilenmesi lazım. Bizim yenilenmeye ihtiyacımız var. Elbette yenileneceğiz. Şu anda mahalle delege seçimleri yapılıyor. 1 milyonu aşkın üye mahalleden başlayarak delegeleri seçiyor. Çok güçlü bir altkültürümüz var.

Kurultay yapıyorsunuz. Biz hukukun üstünlüğüne inanan partiyiz. Dün kurulan bir parti değiliz. Geçmişte nasıl genel başkanlar değişti ise yine genel başkanlar değişir. Örneğin ben hiçbir delegeye ‘bana oy verin’ diye telefon açmam. Bunu dediğiniz an genel başkanlık yapamazsınız. Biz gelenekleri, kurumları olan bir partiyiz. Sıradan bir parti değiliz. Genel başkan elbette ki değişir. Benim genel başkan olduğum dönemde de genel başkan adayları çıktı, demokratik yarıştık. Bunların olması demokrasinin gereğidir.

Geçen yerel seçimlerde başarı kaydetmedik mi? Belli ki başarı elde ediyoruz. Niye her seçimde yenilgi? Yerel seçimlerde başarı elde ettik. 11 büyükşehir belediyesi CHP tarafından yönetiliyor. Bunu yenilgi olarak anlatıyorlar. Eleştiriye hep saygım vardır. Seçimi kazanırsınız, kazanmazsınız ayrı bir şey. Biz bakarız, kendi içimizde hesaplaşırız, oturur tartışırız. ‘Neden kazanamadık’ masaya yatırırız.

Hangi koşullarda kazandık, bunu masaya yatırırız. Ben şunu söyledim; bu geminin kaptanı ben miyim? Kaptan gemiyi dalgalı ortamda denize bırakmaz. Sağlam limana yanaştırır. O liman kurultaydır. PM karar verecek ‘şu tarihte kurultay olsun’ diyecek. Benim yaklaşımım yerel seçimlerden önce kurultayın yapılması.

Ben hiçbir delegeyi seçmem. Ben hiçbir il başkanına ‘şunları delege yap, şunları delegelikten çıkar’ diyemem. Bunları derseniz il başkanına hiçbir şey diyemezsiniz. Böyle derseniz örgüt, delege sizi esir alır. CHP’nin geleneklerinde genel başkan çok yukarıdadır. ‘Şu seçim şurada olsun, delege şuraya gelsin, delege bana oy versin’ gibi bizim geleneğimiz yoktur.

Mahallede üyelerimiz var. Sandığımız konuluyor, gidip oy kullanıyorlar. Onlar delegeleri seçiyorlar. Sonra ili seçiyorlar. Orada yarışma oluyor. Şu anda Türkiye’nin bütün mahallelerinde heyecan var. Şikayetler geliyor, kimi kazandım diye seviniyor, kimi kaybettim diye üzülüyor.

Arkadaşlar ‘ben genel başkan olacağım’ derse alana çıkarlar. İl il gezerler. Daha bu süreç başlamadı. Hiçbir kısıtlama olmaz. Özgürce insanlar çıkarlar. Bunlar demokrasinin gereği zaten. Bu konuda hiç kimse sürecin üstüne bir gölge düşüremez. İl başkanlarının görevden alınmasının her birisinin gerekçesi var. Hangi gerekçe ile aldığımız PM’ye aktaracağız.

PM bu kararı denetleyecektir. Göreve iade de olabilir, kabul de edebilir. Biz ayrıca bütün illere ikişer milletvekili gönderdik. CHP’de genel başkan yanlış bir şey söylediği zaman ertesi gün kıyamet kopar. Bizde tek adam rejimi yok; demokratik kurallar vardır. Ben PM’de MYK’yı veya beni eleştirecek arkadaşların sözünü kesmem. Onlara bu esnekliği sağlarım. Onu da örgütümüz gayet iyi bilir.

Seçim sonuçlarını yenilgi olarak değerlendirmiyorum. Seçimi kazanamadık. Kazanamamamızın birden çok nedeni var. Küçük köylerde veya kasabalarda oyumuz düşük. Biz buralara gitmemişiz yeteri kadar. Bu kusur bize ait.

Buradaki yurttaşlar enflasyonu kentte yaşayan vatandaşa göre yeteri kadar hissetmemiş. Büyük kentlerin hemen hemen büyük kısmında zaten birinci partiyiz. Biz sıradan bir seçim yapmadık. Makul, demokratik ölçüler içinde bir seçim olmadı. Bütün bakanlar devletin araçlarını kullanıyor muydu? Bakanlar devletin imkanlarını kullanarak vatandaşa gidiyorlar mıydı? Bu ahlaki midir, değil midir?

Bir seçimin ahlaki, yasal, hukuk temelleri üzerine inşa edilmesi lazım. Bir seçimde sahtekârlık yapılıyorsa ve seçim meydanında gösteriliyorsa. Başta Yeni Şafak gazetesinin yaptığı gazetecilik midir, ahlak mıdır? Daha sonra Erdoğan sahte videolar yaptı. Bütün seçim meydanında gösterdi. TRT günlerce gösterdi. Sahtekârlık yapan bir insandan Cumhurbaşkanı olur mu?

“25 milyon insanın oyunu aldık”

Biz devletin kullandığı bütün imkanlara, yapılan sahtekârlıklara rağmen 25 milyon insanın oyunu aldık. 25 milyon insanın kullandığı oyu yenilgi olarak tanımlayamazsınız. 25 milyon insan; insan haklarından, demokrasiden yana oyunu kullanıyorsa demek ki orada bir umut vardır. Başarı iktidar olmaktır. Demokratik olmayan ortam içinde seçim yapıldı, insan haklarına aykırı uygulamalar yapıldı.

Devletin imkanları, parası ve bürokrasisi kullanıldı. Devletin 25 milyon insanı demokrasiden yana oy kullandı. Yüzde 48 demokrasiden yana oy kullanırsa yenilgi olarak kabul edebilir misiniz? Vicdan bunu kabul eder mi? Siz kalkıp da CHP gibi partiyi, kurtuluş savaşı veren partiyi nasıl terörle bir araya getirirsiniz. Bunun ahlakla bir ilgisi var mı?

(Terörle işbirliği suçlaması) Kandil’den yapılan açıklamada ‘Kılıçdaroğlu’nu destekliyorum’ dendiğinde Erdoğan’ın işine yarar değil mi? Erdoğan’ın Kandil’le bir ilgisi yok muydu? Cumhuriyeti kuran parti terör örgütü ile yan yana getirilir mi? Terör örgütünün saldırısına uğrayan genel başkan nasıl terör örgütü ile yan yana getirilir.

Çadır mahkemelerini kuran ben değilim. Erdoğan ‘montaj. montaj’ diye itiraf etti. Bir parti terör örgütüne ‘sizin desteğinizi istemiyoruz’ diye bir şey söyler mi? Muhatap alır mı? Terör örgütü izmi daha fazla zikredilsin diye yapar.

Bütün terör örgütlerine karşıyız biz. Terör bir insanlık suçudur. Terör örgütü ile yanyana gelemezsiniz. Yanyana olan suçlanan biziz. Saldırıya uğrayan biz yine suçlanan biziz. Devletin bütün imkanları, parası kullanıldı, gayet iyi biliyoruz. Yüzde 48 oy almamız çok güzel bir şey otoriter yönetimde ve bütün olumsuz koşullara rağmen.

Avrupa Parlamentosu’nda ‘dünyanın bütün demokratları birleşin’ diye çağrı yaptım. Önce demokrasinin, insan haklarının gelmesi lazım. Hapishaneler tıka basa dolu. Açlık var. Adalet arayan insanlara her türlü adaletsizlik yapılıyor. Önceliğimiz demokrasiyi getirmek. 6 liderin bir araya gelmesinin temel hedefi bu zaten.

Şeffaf ve adaletli toplumu yeniden inşa etmek. Biz elbette sosyal demokrat bir partiyiz. Emekten, alınterinden yanayız. Gelir dağılımın eşit olmasından, vergilerin adaletli olmasından yanayız. Seçim ittifakıydı. Seçim bitti, liderler olarak zaman zaman konuşuyoruz tabii.

(Ekrem İmamoğlu ve CHP’nin üs düzey isimlerinin katıldığı Zoom toplantısı) Sabahleyin cep telefonuma gelen mesajla gördüm. Doğrusunu isterseniz tamamını seyretmedim. Gerek duymadım. Sadece beni değil partiyi ilgilendiren konu.

Sonuçta partiye uzun yıllar emek veren arkadaşların yaptıkları bir toplantı olarak düşünebiliriz. Etik olarak rahatsız edici bazı uygulamalar var. Parti içi konuları televizyonlarda konuşmayı doğru bulmam. Parti içinde bir kişi genel başkanlığa aday ise gelir başımın üstünde yeri vardır. Kendisini destekleyen arkadaşlarıyla hareket edebilir. Bu bizim geleneğimizde var. Herkes AK Parti’yi gördüğü için orası gibi zannediyorlar biz öyle değiliz.

Bu AK Parti’de olsa suç. Adamı linç bile edebilirler. İhraç bile edebilirler. Çünkü orada demokrasi yok. Biz demokrasiyi içselleştirebilen bir partiyiz. Parti meclisi üyeleri genel başkanı eleştirebilirler. Bizim partide hiç kimse eleştirilmez diye bir kural yok. Sağlıklı bir eleştiri siyasetçinin en çok ihtiyaç duyduğu şey. O çerçevede eleştirilere bakarım. Eleştirilerin haklı yönü de olabilir, haksız yönü de olabilir. Konuyu disiplin kuruluna sevketmeyi düşünmüyorum.

Ekrem İmamoğlu Bey’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığına yeniden aday olmasını isterim. Zaman zaman bu tür olaylar olur; kriz olarak görmeyiz. Su mecrasını bulur. Buradaki temel sorun şu; Ülkenin bu kadar ciddi sorunu varken, insanlar perişan halde iken, ekonomi bu halde iken, zamlar almış başını gidiyorken CHP’nin iç sorunlarının tartışma konusu olması beni rahatsız ediyor.

Bu konuda bütün arkadaşlarımı uyardım. Elbette eleştirilerini dile getirebilirler. Ama hepsinin ortak hedefi; bu ülkede çok dar bir grup hariç zamlardan perişan oldu. Parti içi tartışmaları toplumun önüne getirme kadar yanlış bir şey yok. Kurallar içinde mücadele edersiniz. Tekrarlandığında, kuralın dışına çıkıldığında gereğini yaparım. Her toplantının etik kurallar içinde yapılması lazım. Söylediğim odur.

Tanju Özcan: Beni değiştirecek olan kurultay. Ben nasıl kendi kendimi değiştireyim? Bir partinin genel başkanını kurultay belirler. 100 yıldır bu böyle. Kendi kendimi genel başkanlığını bitirmem doğru değil. Bir partiyi yönetiyorsunuz. Kurallarına göre ilkelerine göre yöneteceksiniz. Partinin tüzüğü. hukuku, gelenekleri vardır. Tanju Özcan’ı parti yönetim kurulu yüksek disiplin kuruluna sevk etti. Yüksek Disiplin Kurulu 1 yıl süreyle ihraç ediyorum dedi. Tanju Özcan’a kişisel olarak kırgınlığım yok ama parti olarak yapılan yanlış.

Özdağ ile imzalanan protokol: O protokolle ilgili konuşmam doğru değil. İki kişinin namusuna teslim edilen protokoldür. Açıklamayı ahlaki olarak doğru bulmam. Benim konuşmam doğru değil. Protokol ikimizin arasında imzalandı. Kamuoyuna açık değildi. İkimizin namusuna teslim edildi nokta. Bu konuda yorum yapmam doğru değil. Sayın Özdağ ile sayın Oğan ile yaptığım görüşmelerle ilgili 6 liderin haberi vardı.

“Biz tek adam partisi değiliz”

Biz tek adam partisi değiliz. Toplum öyle bir hale geldi ki, demokratik bir ortamı bile kaos olarak görmeye başladı. İnsanlar genel başkanlarını eleştirebilir, ne var bunda? Karşı tarafa bakıyorlar orada tek adam rejimi var. Neden siz öyle yapmıyorsunuz diyorlar. Biz düşünce özgürlüğünü savunuyoruz. Cumhuriyeti kuran partiyiz.

Bizi hiçbir vatandaşımız diğer partiler gibi değerlendirmesin. Hiçbir zaman ‘ben adayım demedim’. O günün koşullarda aday olmam istendi. İmzalar yapıldı aday oldum. Ben kimseye gidip ‘Beni aday gösterin’ demem, diyemem. Ahlâkıma, partinin geleneklerine uygun değilim. Başka bir genel başkan adayı çıkarsa, partinin iyi yönetileceğinden, gelenekleri derinleştireceğinden, demokrasi kültürü geliştireceğinden, eleştirilere saygıyla bakacağından emin olunursa öyle bir aday çıkarsa elbette saygı duyarım.

“Yerel seçimleri kazanacağız”

Seçimde kuralları bozan birisi vardı. Yerel seçimler farklı. Onun kendi iç dinamikleri var. O dinamikler içinde yürüyeceğiz. Sayın Akşener’i telefonda kutlamıştım, kongrelerini yapmışlardı. Sonra kendisine nezaket ziyareti yaptım. Karşılıklı kahvelerimizi, çaylarımızı içtik. Nezaket ziyaretiydi. Hiç siyaset konuşulmadı desek doğru değil. Siyaset, ekonomi konuşuldu. Düşüncelerimizi karşılıklı aktardık.

Yerel seçim süreci başlayınca birlikte mi olur, ayrı ayrı mı olur, bakılır. Sayın İmamoğlu ve sayın Yavaş başarılı. Onların yeniden aday olmalarını isterim. Yerel seçimlerde halk kendi ittifak yapar. Hangi belediye başkanı başarılıysa gider oyunu verir. Uşaklı bilmiyor mu hangi belediye başkanı daha iyidir diye örneğin. İzmir, Rize’de yapacağınız yerel seçimde belediye başkanını aşağı yukarı herkes tanır. Karamanlı kim daha niteliklidir iyi bilir.

Yerel seçimleri kazanacağız. Hiç endişe etmeyin. Genel seçimlerde yalanlar, sahtekarlıklar, ahlaksızlıklar vardı. Bunlar olmasaydı biz kazanıyorduk zaten. Devletin bakanları devletin imkanlarıyla meydan meydan gezip aleyhimize konuşuyorsa, sahte videolar yapılıyorsa, devletin televizyonu bunu günlerce yayınlıyorsa Allah aşkına söyler misiniz bu ahlâklı bir şey mi? Bu seçimde oyu 35’e düştü. Birinci turda kazandı mı? Niye bunu tartışmıyoruz? Yüzde 49’lardan niye yüzde 35’e düştü? Erdoğan için bu başarı mı?

Levent Gültekin’in iddiaları: Levent Gültekin’le görüştüm tabii ki. Ben demişim ki, ‘Türkiye battı çıkışı yok’ falan. Hayır efendim yok öyle bir şey. Orada ben Türkiye’nin içinde bulunduğu zor durumdan çıkmak için teknoloji, bilim konusunda neleri yapması gerekir… Akdeniz’deki doğalgazın nasıl çıkarılması gerekir… Ben bunları düşünüyorum… ”

Paylaşın

Erdoğan’ın “Körfez Turu” Bekleneni Verdi Mi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17-19 Temmuz tarihlerini kapsayan Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) kapsayan üç günlük turunda yakın geleceğe yönelik olarak savunmadan enerjiye pek çok anlaşmanın duyurusu yapıldı.

Türkiye’ye yeni sıcak para girişlerinin olacağının sinyalleri verilirken, üç Körfez ülkesinin hangi alanlarda ve ne kadar yatırım yapılacağı belirsiz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mayıs ayında yaptığı bir açıklamada, seçimlerden önce rezerv sıkıntısı çeken Merkez Bankası hesaplarına kaynak aktarımı yapan Körfez ülkelerine “teşekkür” ziyareti gerçekleştireceğini ve bu ülkelerle Türkiye arasında özellikle ekonomi alanında yeni bir işbirliği dönem başlatmayı amaçladığını kaydetmişti.

Kalabalık bir iş insanı grubu ve bakanların eşlik ettiği Erdoğan’ın ziyaretinin ilk ayağı Körfez bölgesi ve Arap dünyasının lideri Suudi Arabistan oldu.

Erdoğan ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasında yapılan görüşmelerin ardından doğrudan yatırım, savunma sanayii, enerji, savunma ve iletişim alanlarında beş anlaşma imzalandı.

Bu anlaşmalar arasında özellikle Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ile Baykar arasında imzalanan anlaşma dikkat çekti.

Baykar’dan yapılan açıklamada Suudi Arabistan’a Bayraktar Akıncı TİHA (Taarruzi İnsansız Hava Aracı) ihraç edileceği bildirildi. Baykar’ın Suudi Arabistan’a eğitim, teknik destek ve lojistik hizmetleri de sağlayacağı kaydedildi.

Erdoğan ve Muhammed bin Selman temaslarının ardından kapsamlı bir ortak açıklama da yayımladılar ve iki ülke arasındaki işbirliğinin bundan sonraki süreçte artarak devam edeceğini kayda geçirdiler.

Suudi Arabistan ile ekonomik entegrasyon vurgusu

Bu kapsamda Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi’nin faaliyete geçmesinin önemine dikkat çeken iki lider, ticaret ve yatırım alanlarında işbirliği ivmesinin artırılması ve özellikle altyapı, inşaat, mühendislik, savunma ve metalürjik sanayi, çevre ve miras turizmi, yenilenebilir enerji gibi sektörlerde ve diğer ortak çıkar alanlarında “ekonomik entegrasyon” için fırsatları destekleme vurgusu yaptılar.

Suudi Arabistan’dan Türkiye ve Avrupa’ya elektrik ihracatı ile yenilenebilir enerji, hidrokarbon kaynakları için temiz teknolojiler, hidrojen gibi düşük karbonlu yakıtlar dâhil olmak üzere enerji alanlarında iş birliğini geliştirme amacı ortak bildiriye yansıdı.

Savunma ve terörizmle mücadelede işbirliği niyeti de ortak bildiride yer aldı:

“Taraflar, savunma ve askeri sanayi alanlarında iş birliği ve eş güdümü geliştirmek ve bu alanlarda imzalanan anlaşmaların, iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet edecek, bölgede ve dünyada güvenlik ve barışın sağlanmasına katkıda bulunacak şekilde harekete geçirilmesi konusundaki kararlılıklarını ifade etmişlerdir.”

Ziyarette yapılan anlaşmalar ve ortak bildiride yer alan unsurlar, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında son yıllarda sürdürülen normalleşme çabalarının sonuç verdiğini göstermesi açısından önemli değerlendiriliyor.

Türkiye, 2020 sonu ve 2021 başından itibaren ilişkilerinde sorun yaşadığı ülkelerle normalleşme arayışına girmişti.

Bu ülkelerin başında 2018’de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesi nedeniyle Suudi Arabistan geliyordu.

Türkiye, 2013’te Mısır’da askeri darbe yapan Abdülfettah es-Sisi yönetimi ve bu yönetime en çok destek veren BAE ile de bozulan ilişkilerini son yıllarda tamir etmeye çalışıyordu.

Katar’la 50. yıl bildirisi

Ziyaretin ikinci durağı, Türkiye’nin bölgede uzun süredir stratejik ortağı konumunda olan Katar oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani başkanlığında yapılan toplantılar kapsamında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla ortak bildiri yayımlandı.

Türkiye-Katar ilişkilerinin 1973’ten bugünkü “stratejik ortaklık” aşamasına gelene kadar niteliksel bir dönüşüm geçirdiği belirtilen bildiride, 2015’ten bu yana her yıl yapılan Yüksek Stratejik Komite toplantıları kapsamında ikili iş birliği düzeyini geliştirmeyi amaçlayan yaklaşık 100 belgenin imzalandığı anımsatıldı.

Somut bir anlaşmanın imzalanmadığı ve yeni yatırım sözünün verilmediği Katar ziyaretinde stratejik ilişkilerin ve ikili işbirliğinin süreceği vurgusu yapıldı.

BAE ile 50,7 milyar dolarlık yatırım paketi iddiası

Körfez turunun en dikkat çekici temasları ise BAE’de yapıldı. İki ülke arasındaki ilişkiler 2013’te Mısır’da yapılan darbenin ardından gerilmişti ve taraflar büyükelçilerini çekmişlerdi.

Türkiye, BAE’yi 2016’da yapılan darbe girişiminin arkasında olmakla suçlamıştı. İki ülke arasındaki gerilim başta Libya olmak üzere bazı bölgesel çatışma alanlarına da yansımıştı.

Suudi Arabistan ile olduğu gibi BAE ile yürütülen normalleşme sürecinin somut sonucu Erdoğan’ın bu ziyareti sırasında görüldü.

Ziyaret sırasında Erdoğan’a BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan tarafından “Zayed Devlet Nişanı” takdim edilmesi dikkat çekti.

Türkiye-BAE görüşmelerinin iki sonucu oldu. Taraflar Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey kurma kararını ve böylece ikili ilişkilerde “stratejik” düzeye geçildiğini duyurdular.

Erdoğan, heyetler arası görüşmeler sırasında yaptığı açıklamada, “Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey mekanizmasıyla ilişkilerimizin en üst düzeyde düzenli şekilde ele alınmasını sağlayacağız,” ifadelerini kullandı.

Suçluların iadesi anlaşması da var

İkinci önemli açıklama ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapıldı. Açıklamaya göre iki ülke arasında toplam tutarı 50,7 milyar dolar olan 13 belgenin imzalandı.

İletişim Başkanlığı anlaşma imzalanan alanları “enerji, ulaştırma, altyapı, lojistik, e-ticaret, finans, sağlık, gıda, turizm, emlak, inşaat, savunma sanayisi, yapay zekâ ve ileri teknolojiler” olarak sıraladı.

Yapılan anlaşmalar arasında suçluların iadesi ve adli yardımlaşma da yer alıyor.

Bu anlaşmaların bir süredir sosyal medya kullanmama ve mesaj atmama koşuluyla BAE’de barınmasına izin verilen organize suç örgütü lideri Sedat Peker’i nasıl etkileyeceği bilinmiyor.

Hakkında yakalama kararı bulunan Peker için İnterpol aracılığıyla kırmızı bülten de çıkarılmıştı.

BAE basınına göre imzalanan anlaşmalar şunlar:

Karşılıklı yatırımların teşvik edilmesi ve korunması.
Suçluların iadesi anlaşması.
Hukuki ve ticari konularda adli işbirliğine ilişkin anlaşma.
Cezai konularda karşılıklı adli yardım anlaşması.

Ortak Ekonomik ve Ticaret Komisyonu’nun (JETCO) kurulmasına ilişkin ortak deklarasyon.
Dijital dönüşüm konusunda işbirliğini içeren mutabakat muhtırası.
Enerji ve doğal kaynaklar projelerinin geliştirilmesi için stratejik ortaklık çerçeve anlaşması.

İki ülke uzay ajansları arasında ticari amaçlı ortak fırlatma aracı kapasitesi geliştirilmesi mutabakat muhtırası.
BAE Uluslararası Yatırım Konseyi ile Türkiye Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi arasında mutabakat muhtırası.
İki ülke savunma sanayi kurumları arasında stratejik işbirliği için mutabakat muhtırası.

Türk Eximbank ile BAE ADQ yatırım şirketi arasında ihracat kredisinin finansmanı için mutabakat muhtırası.
BAE’li ADQ ile Türkiye Hazine ve Maliye Bakanlığı arasında depremlerden etkilenen bölgelerin yeniden inşası için sukuk (faiz içermeyen borçlanma kağıdı) yatırımına ilişkin mutabakat muhtırası.
Türk Petrolleri ile Abdu Dabi Ulusal Petrol Şirketi arasında stratejik işbirliği anlaşması.
Abu Dabi Yatırım Ofisi ile Türkiye Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi arasında mutabakat muhtırası.

Bu anlaşmaların nasıl somutlaşacağı ve açıklamada belirtildiği gibi 50,7 milyar dolarlık bir yatırıma dönüşeceğini zaman gösterecek.

(BBC Türkçe)

Paylaşın

İmamoğlu Ve CHP’li Kurmayların Toplantısı İnternete Nasıl Sızdı?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Cumhuriyet Halk Partili (CHP) üst düzey kurmayların “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının nasıl sızdığı araştırılıyor.

Parti içinde yapılan incelemede YouTube’ta paylaşılan videonun yurtdışı kaynaklı bir IP adresi üzerinden yüklendiği tespit edildi. Ayrıca Zoom toplantısının linkini kalabalık bir gruba ileten isim de belirlendi.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in toplantıya katılan isimlerden edindiği bilgiye göre 16 Temmuz Pazar günü yapılan toplantı öncesinde katılımcılara Whatsapp uygulaması üzerinden toplantının linki gönderildi. Katılımcılardan birinin sekreteri de bu linki milletvekili ve parti danışmanlarının bulunduğu bir grupta paylaştı.

Linkin bu grup üzerinden başka yerlere ulaştığı tahmin ediliyor. Ancak sekreterin linki “art niyetle” paylaşmadığı, toplantı içeriğini bilmediği için sadece bilgilendirme amaçlı ilettiği kaydedildi. Toplantı linkinin daha sonra kaç kişiye daha ulaştığı bilinmiyor.

Toplantının katılımcılardan CHP Genel Başkanvekili Gökhan Günaydın, “10Haber” internet sitesine yaptığı açıklamada “Bizimkiler bir hata yapmışlar, milletvekillerinin danışmanlarına link göndermişler. Danışmanlar bizden daha siyasi adamlar” demişti. CHP İstanbul Milletvekili Engin Altay da “Sızdıranı biliyorum ama isim vermeyeceğim” ifadelerini kullanmıştı.

Kimliği bilinmeyen katılımcı mı kayıt yaptı?

İmamoğlu, söz konusu videoda toplantının başlangıcında görüntüsü olmayan bir “katılımcıya” dikkat çekiyor. Ancak bu katılımcının kim olduğu anlaşılmıyor. Toplantıda 14 dakika boyunca bulunduğu görülen bu kişinin kayıt yaptığı tahmin ediliyor. Kimliği bilinmeyen katılımcının daha sonra yeniden toplantıya katılıp katılmadığı ve başka kayıtlar alıp almadığı bilinmiyor.

Söz konusu videonun YouTube platformuna yurtdışı kaynaklı bir IP adresinden yüklendiği anlaşıldı, ancak videonun bilgisayar programlarıyla Türkiye dışından yüklenmiş gibi yapılması mümkün. Bu nedenle incelemenin daha ayrıntılı savcılık veya emniyet tarafından yapılması gerekiyor.

Şu an için bir suç duyurusu hazırlığı bulunmuyor. Bu noktada iki farklı görüş var. Bir taraf, suç duyurusunda bulunup sızdıranın tespit edilmesini isterken kimileri de “gizli bir şey yapılmadığı” gerekçesiyle suç duyurusuna sıcak bakmıyor.

Söz konusu toplantıda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İstanbul milletvekili Engin Altay, Aydın milletvekili Bülent Tezcan, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, eski Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, eski Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel, eski Genel Sekreter Selin Sayek Böke yer alıyor.

Toplantıda görevden alınan il yöneticileri ile ilgili olağanüstü Parti Meclisi toplanması için bir metin hazırlığı yapılması ve olağanüstü kurultay süreçleri değerlendiriliyor.

Paylaşın

İmamoğlu Ve CHP’li Kurmayların Toplantısı Gizli Miydi, Amaç Neydi?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP’li üst düzey kurmayların zaman zaman toplandıkları aslında gizli değildi. Geçen Pazar günü yapılan ve yaklaşık bir saat sürdüğü belirtilen toplantı ile ilgili haberler basında birkaç farklı kurumda yer aldı.

Ancak farklı olan, “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının bir bölümünün sızdırılması ve katılımcıları oldu.

Seçimden önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun adaylığında birleşen CHP’li bazı üst düzey isimlerin bu kez değişim tarafında yer alması Kılıçdaroğlu ve ekibinde “ihanet” olarak görüldü. Toplantının katılımcıları ise “Bu oluşum genişleyerek devam edecek ve partinin yenilenmesi için bir fırsat olarak görülmeli” diyor.

Toplantının asıl nedeninin Kılıçdaroğlu yönetiminin kurultaya gidilen süreçte bazı il ve ilçe örgütlerini görevden alması olduğuna da dikkat çekiliyor. Bu nedenle toplantının sızdırılan bölümünde katılımcılar bu sorunu konuşabilmek için Parti Meclisi’ni nasıl toplayabileceklerine ilişkin istişare yapıyor ve yöntem arıyor.

CHP’de seçimler sonrasında “değişim” talepleri gündeme gelirken İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile CHP’li önemli kurmayların yaptığı ve bir bölümü kamuoyuna sızan “zoom” toplantısının partide bir dönüşüm için başlangıç olup olmayacağı tartışılıyor.

Aralarında seçimden önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakın ekibinden bulunan bazı isimlerin de yer aldığı toplantının yaklaşık 15 dakikalık başlangıç bölümü önceki gece internete “Kılıçdaroğlu’na tarihi ihanet” başlığıyla sızdırılmıştı.

Söz konusu toplantıda İmamoğlu’nun yanı sıra CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Bülent Tezcan, Muharrem Erkek, Engin Altay, Tekin Bingöl, Onursal Adıgüzel gibi CHP’li isimler yer alıyor.

Kılıçdaroğlu, CHP’li pek çok seçmenin ve yöneticinin seçim eleştirilerine karşılık “değişime hazırım” demiş ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK), yani yakın çalışma ekibini yenileyerek, “kaptan” olarak gemiyi güvenli limana ulaştıracağını söylemişti.

“Geri adım değil, ileriye adım atacağız”

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan toplantının katılımcılarından Bülent Tezcan, “ihanet” eleştirilerinin doğru olmadığını ve yanlış bir şey yapmadıklarını belirterek bundan sonraki süreçte “geri adım” değil daha “ileri adımların” atılacağını belirtti.

Toplantının bir bölümünün “sanki ihanet veya darbeymiş gibi” gece yarısı internetten özel olarak servis edilmesinin parti kültürüne uymadığını söyleyen Tezcan, “Parti ile ilgili pek çok toplantı yaptık. Bundan sonra da yapacağız. Sözümüzün arkasındayız. Partiyi ve Türkiye’yi sağlıklı bir yere taşımayı konuşmaya devam edeceğiz” dedi. Kılıçdaroğlu yönetiminin toplantıda İmamoğlu’nun bulunmasını eleştirdiğinin hatırlatılmasına karşılık ise Tezcan şunları söyledi:

“İmamoğlu başka partiden birisi mi? İmamoğlu bu partinin önemli bir önemsiz bir figürü mü? Seçimde Cumhurbaşkanı Yardımcısı diyeceksiniz, krizi çözmek için iki büyükşehir belediye başkanını cumhurbaşkanı yardımcısı diye sisteme dahil edeceksiniz. Sonra da partinin geleceğiyle ilgili tartışmalarda, toplantılarda İmamoğlu niye var diyeceksiniz. Bu nasıl bir şey?”

Tezcan, CHP’de istenen değişimin genellikle isimler üstünden konuşulduğu ve fikirsel altyapısının henüz oluşturulmadığı eleştirilerinin hatırlatılmasına karşılık da “İsimleri konuşmuyoruz aslında. CHP’nin seçimdeki başarısızlığının sebebi neydi, önümüzdeki sürecin planlanmasında ne yapmak lazım, bunları konuşuyoruz. Bu sadece kişileri değil, süreçleri tarif etmekle ilgili bir şey. Kişiler aynı zamanda bundan sonraki süreci yönetmenin motoru mu olacaklar, yoksa bundan sonraki süreci tıkayacak yapılar mı olacak? Kişilerin önemi bu” dedi.

“Söylem kadar söyleyen de önemli” diyen Tezcan, partide yeni bir kadro ve yeni bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu ifade etti. “Bu tek başına bizimle de olmaz” diyen Tezcan, “Bunu hep söylüyorum. Yeni arkadaşları taşıyacağız. Ama işte içeriyi konuşalım, programı konuşalım derken (yönetimdeki) kişiler pozisyonlarını tahkim edip herkese yapıyı kapatırlar ve değişimin önünü tıkarlarsa hiçbir şey değişmez. Sadece parti içi iktidarı elinde bulunduranların mevcut statükoları güvence altına alınmış olur” ifadelerini kullandı.

Değişimin fikri altyapısı için “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek olmadığını” söyleyen Tezcan, CHP’nin altı okunun 21. yüzyılın koşullarına göre yorumlayarak “sağcılaşmadan sağın, muhafazakârlaşmadan muhafazakârların oyunu alabilir” hale getirmek istediklerini dile getirdi.

Toplantı gizli miydi, amacı neydi?

İmamoğlu ve CHP’li kurmayların zaman zaman toplandıkları aslında gizli değildi. Geçen Pazar günü yapılan ve yaklaşık bir saat sürdüğü belirtilen toplantı ile ilgili haberler basında birkaç farklı kurumda yer aldı.Ancak farklı olan, “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının bir bölümünün sızdırılması ve katılımcıları oldu.

Seçimden önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun adaylığında birleşen CHP’li bazı üst düzey isimlerin bu kez değişim tarafında yer alması Kılıçdaroğlu ve ekibinde “ihanet” olarak görüldü. Toplantının katılımcıları ise “Bu oluşum genişleyerek devam edecek ve partinin yenilenmesi için bir fırsat olarak görülmeli” diyor.

Toplantının asıl nedeninin Kılıçdaroğlu yönetiminin kurultaya gidilen süreçte bazı il ve ilçe örgütlerini görevden alması olduğuna da dikkat çekiliyor. Bu nedenle toplantının sızdırılan bölümünde katılımcılar bu sorunu konuşabilmek için Parti Meclisi’ni nasıl toplayabileceklerine ilişkin istişare yapıyor ve yöntem arıyor.

CHP Parti Meclisi, Genel Başkan’ın doğrudan ya da Parti Meclisi üye tam sayısının beşte birinin gerekçe ve gündem belirterek yazılı istemde bulunması durumunda olağanüstü toplantıya çağrılabiliyor.

Öte yandan bu toplantının sızmasının ardından Kılıçdaroğlu bu Pazar günü Parti Meclisi’ni toplantıya çağırdı.

Toplantıyı kim sızdırdı?

Toplantının kimin tarafından sızdırıldığı bilinmezken İmamoğlu’nun açılış konuşmasını yaparken görüntüsü ya da fotoğrafı olmayan bir “katılımcıya” dikkat çektiği görülüyor.

Bu katılımcının kim olduğu ve onun mu kayıt alıp sızdırdığına ilişkin net bilgi yok. Toplantının ilk başında bu katılımcının Selin Sayek Böke olduğuna ilişkin yorumların yapılması üzerine konunun üstünde çok durulmazken, Böke’nin sonradan başka bir hesaptan katılımı ile bu kişinin o olmadığının anlaşıldığı belirtiliyor.

DW Türkçe’nin edindiği bilgiye göre toplantı katılımcıları zaten gizli bir şey yapmadıklarını düşündükleri için ekstra bir güvenlik tedbiri alma gereği de duymamış.

Bu arada katılımcılardan Engin Altay dün TV100’de “Sızdıranların kim olduğunu biliyorum ama şimdi isim vermem. Günah almak istemem” diye konuştu.

İmamoğlu ise “Sızdıranı araştıracağız, bakacağız. Ne olmuş, nasıl olmuş, bunu seven kimler var, partinin içinde mi var, dışında mı var? Buna da bakacağız. Ama biz partimizle ilgili mevzuları, partimizin yetkilileriyle çekinmeden, açık ve seçik, kalbimizde ne varsa bir arada bir aile meselesi gibi konuşuyoruz, konuşmaya devam edeceğiz” dedi.

Tepkiler ne oldu?

Toplantının sızması ve çok konuşulmaya başlanmasının ardından taraflardan da çeşitli açıklamalar ardı ardına geldi.

İmamoğlu, toplantı için “Gizli bir tarafı yok. Yarın da toplantımız var” yorumunu yaptı, CHP Sözcüsü Faik Öztrak ise “Millet zulüm altıdayken Zoom konuşmayı doğru bulmayız. Partinin hiyerarşisini dikkate almayan, etik olmayan toplantıyı doğru bulmuyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun ise akşam Habertürk’te katılacağı programda konuya ilişkin soruları yanıtlaması bekleniyor.

Bu arada dün yapılan MYK toplantısında halen CHP Grubu’nun TBMM’deki başkanı olan Özgür Özel ile Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın için bazı üyelerin görevlerinden ayrılmaları talebinde bulunduğuna ilişkin haberler çıktı. Dünkü MYK toplantısına Özel ve Günaydın o saatte başka illerde oldukları için katılamadıklarını belirttiler.

Günaydın, toplantının amacının Parti Meclisi’ni olağanüstü toplantıya çağırmak için imza arayışı olduğunu söyleyerek “Tüzük bunun için 13 kişinin imzasının yeterli olduğunu söylüyor. Toplantıda bu metni imzalama sürecinden bahsediyoruz. Rutin bir toplantı bir ahlaksızlık gibi tanıtılıyor. Bir tek nezaket dışı söz kullanılmış mı?” ifadelerini kullandı.

Ancak Kılıçdaroğlu yönetimi toplantıyı sadece bir Parti Meclisi için imza toplama çabası olarak görmeyerek İmamoğlu’nun bulunmasını ve toplantıyı yönetici gibi idare etmesini bu imza toplama amacını aşan bir oluşum olarak değerlendiriyor.

Bundan sonra ne olabilir?

Sızdırılan toplantının ardından CHP kulisleri hareketlenirken, bu gelişmenin Kılıçdaroğlu ve yönetimini değiştirmek için bir fırsat olarak görülmesi gerektiğini düşünenler de bulunuyor.

Seçimin hemen ertesi günü değişim talebinde bulunan ancak çok fazla öne çıkmamaya dikkat eden İmamoğlu’nun bu olayla birlikte daha açıktan bir muhalefet yürütebileceği belirtiliyor. Ancak İmamoğlu’nun halen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını sürdürmesi hem kendisinin hem de onunla birlikte değişim isteyenler için önemli bir handikap.

Parti kulislerine göre bu gelişmenin ardından sonbaharda olması beklenen kurultaya kadar giden süreçte yönetime karşı olan cephenin artık netleşmesi ve daha aleni şekilde kendilerini ortaya koymaları bekleniyor.

İmamoğlu’nun sadece CHP’li kurmaylarla değil etkili bir muhalefet isteyen ve bunun için ana muhalefet partisi CHP’nin toparlanması gerektiğini düşünen akademisyen, siyasetçi ve aydınlarla bir süredir farklı toplantılar yaptığı biliniyor. Bu toplantıların kurultaya kadar genişleyerek devam etmesi öngörülüyor.

Toplantının sızmasının ardından yapılan “Eski isimlerle yenilik nasıl olacak?” eleştirilerine karşılık olarak ise İmamoğlu ve çevresindekilerin sadece bu isimlerden oluşmadığı belirtiliyor.

Paylaşın

Erdoğan’ın BAE Ziyareti: 50,7 Milyar Dolarlık Anlaşma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan, El Vatan Sarayı’nda heyetlerarası görüşmeye başkanlık etti.

Haber Merkezi / İletişim Başkanlığı, görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada toplam 50.7 milyar dolar değerinde anlaşma yapıldığıifsde etti. Açıklamada, farklı alanlarda 13 imza atıldığı kaydedildi.

Açıklamada “Birleşik Arap Emirlikleri’yle ilişkilerimiz stratejik ortaklık seviyesine çıkartılmıştır.” ifadesi de yer aldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Körfez ülkelerini kapsayan gezisinin üçüncü gününde bugün Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile El Vatan Sarayı’nda biraraya geldi. İki lider baş başa ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Türkiye ile BAE arasında muhtelif alanlarda 13 anlaşmanın imzalandığını açıkladı.

Açıklamada, Türkiye Cumhurbaşkanı ve Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı’nın başkanlık edeceği bir “Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey” kurulması konusunda mutabakata varıldığı ve söz konusu Ortak Mutabakat’la BAE ile ilişkilerin stratejik ortaklık seviyesine çıkartıldığı belirtildi.

50,7 milyar dolarlık anlaşma

BAE ile enerji, ulaştırma, altyapı, lojistik, e-ticaret, finans, sağlık, gıda, turizm, emlak, inşaat, savunma sanayisi, yapay zeka ve ileri teknolojiler gibi alanlarda mevcut işbirliğinin derinleştirilmesinin kararlaştırıldığı bildirilen açıklamada, “Söz konusu alanlarda imzalanan anlaşmaların toplam tutarı 50,7 milyar dolardır” denildi.

Bugün imzalanan anlaşmanın maddeleri arasında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşik Arap Emirlikleri Devleti Hükümeti Arasında Suçluların İadesine Dair Antlaşma” da var.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesinin ardından Türkiye’nin BAE’de yaşayan ve hakkında açılan birçok dava bulunan Sedat Peker’in iadesini isteyebileceği belirtiliyor.

Öte yandan, görüşmenin ardından Erdoğan, Al Nahyan’a, bir Togg hediye etti.

Türkiye – BAE ilişkileri

Türkiye ile BAE arasındaki ilişkiler, Arap Baharı’ndan sonra bozulmuştu. Mısır darbesinden Yemen savaşına, Suriye iç savaşından Libya’daki çatışmalara kadar birçok alanda iki ülkenin karşı karşıya geldi.

Türk medyasında, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 15 Temmuz 2016’da darbe girişiminde bulunanlara mali destek sunduğu ve Fethullah Gülen Hareketi’yle yakın ilişki geliştirdiği iddiaları da yer alıyordu.

Bir ara ‘düşmanlık’ noktasında değerlendirilen iki ülke ilişkileri 2021’de Türk dış politikasındaki yumuşama ve restorasyon süreci ile doğru orantılı olarak düzeldi.

Paylaşın

İmamoğlu Ve Ekibinin Sızan Toplantısı: Kılıçdaroğlu, “Kabul Edilemez” Dedi

İBB Başkanı İmamoğlu’nun CHP’li bazı kurmaylarla yaptığı toplantı kaydının sızdırılması sonrası gözler CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na çevrilmişken, Kılıçdaroğlu’nun söz konusu videoyu “kabul edilemez” olarak nitelediği öğrenildi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun, kurmaylarından parti içi tartışmaların kamuoyu önünde yapılmamasını istediği de belirtildi.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre CHP’nin kritik MYK toplantısında gündeme online toplantıya katılan isimler geldi. Bazı MYK üyeleri CHP Grup Başkanı Özgür Özel ve CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın görevden alınması gerektiğini belirterek Kılıçdaroğlu’ndan bunu talep etti.

Bu iki ismin Meclis’te Kılıçdaroğlu’nu temsil ettiğini belirten kurmaylar kendilerinin istifasının birinci talep olarak dile getirilmesini istedi. CHP’li kurmaylar Özgür Özel’i kastederek “Sizi Meclis’te temsil eden ismin böyle bir işe girişmesi kabul edilemez, burada konuşulanları aktarmadığı ne malum, istifa etmeli” ifadelerini kullandı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun söz konusu videoyu “kabul edilemez” olarak nitelediği öğrenilirken kurmaylarından parti içi tartışmaların kamuoyu önünde yapılmamasını istediği belirtildi.

“CHP kurmayları videonun “bilinçli” yayınlandığını söylüyor”

CHP’li kurmayların aktarımına göre İmamoğlu’nun ve CHP’li isimlerin yer aldığı videodan genel merkez de yayınlanınca haberdar oldu.

Videonun kırpılarak yayınlandığına dikkat çeken CHP’li kurmaylar İmamoğlu kanadından söz konusu videonun “bilinçli” yayınlandığını düşündüklerini ifade etti. Bir kurmay, “İmamoğlu kanadı neden sızdırmış olmasın? Bu bizim hoşumuza giden bir durum değil ki. Sabahtan bu yana gündemi belirleyenler onlar” ifadelerini kullandı.

“Değişim sürecinde olan arkadaşların metodolojik sorunu var”

Değişim sürecinin bu tarz videolarla yapılamayacağını ifade eden bir CHP’li üst düzey yönetici, “Parti Meclisi üyesi belediye başkanından talimat alamaz” dedi.

İmamoğlu’nun toplantısına katılan isimleri “ekip bomba” olarak niteleyen CHP’li isim, “Bülent Tezcan, Tekin Bingöl gibi isimler CHP tabanının nefret objesi” diye konuştu.

Söz konusu açıklama ve toplantının parti tüzüğüne aykırı olduğunu belirten kurmay, “Değişim sürecinde olan arkadaşların metodolojik sorunu var. Kılıçdaroğlu karşıtlığını ideolojik olarak besleyemediler ve kutuplaştırdılar. Buradan nasıl bir değişim çıkacak? CHP’nin tepki çeken son milletvekili listelerini hazırlayan bütün arkadaşlar orada” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu’nun değişim talebini yadırgadığını ifade eden CHP’li isim, “Bu kadar temiz bir yola çıkış bu insanlarla yol yürümek. Bu arkadaşlarla yol yürünmez. Tertemiz birileriyle yola çıkması lazımdı” diye konuştu ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Toplantı yapılıyorsa yapılır normaldir fakat Muharrem İnce de aday olduğunda görevinden istifa etmişti. Bu isimlerin görevdeyken bunları yapmaları kabul edilemez.”

Paylaşın

Erdoğan’ın Körfez Beklentisi: Başlangıç Olarak 10 Milyar Dolar…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyaret etti. Erdoğan’ın bölgeyi ziyareti sonrası Basra Körfezi ülkelerinin başlangıç olarak yerli varlıklara yaklaşık 10 milyar dolar büyüklüğünde yatırım yapmalarını beklediği belirtildi.

Geçen ay Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek mevkidaşları ile “ekonomik işbirliği fırsatlarını” görüşmek üzere BAE’yi ziyaret etmiş ve BAE Devlet Başkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile görüşmüşlerdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zayıflayan lira, ağır borçlar ve yüksek seyrini sürdüren enflasyon ile zor durumda olan ülke ekonomisini canlandırmak hedefiyle Basra Körfezi ülkelerine düzenlediği gezi kapsamında Birleşik Arap Emirliklerini (BAE) ziyaret etti.

Erdoğan, Suudi Arabistan’ın Cidde ve Doha kentlerini de içeren turun son durağı olarak Abu Dabi’yi ziyaret etti. Diplomatik çabaların karşılık vermesiyle Suudi Arabistan Türkiye’den insansız hava aracı (İHA) satın almayı kabul etti ve böylece Türkiye tarihindeki en büyük savunma anlaşması imzalanmış oldu.

Cumhurbaşkanı, son iki yıldır Riyad ve Abu Dabi ile Ankara’nın siyasi İslam ve demokrasi yanlısı hareketleri desteklemesi nedeniyle kötüleşen ilişkileri düzeltmek için çabalıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE 2017 yılında Katar’a abluka uyguladığında Doha’ya asker göndermişti.

İlişkiler düzeldikçe ticaret yeniden başladı. Abu Dabi, geçen yıl değer kaybeden TL’ye destek sağlamak üzere Ankara ile yerel para birimleri cinsinden 5 milyar dolar büyüklüğünde bir swap anlaşması imzalamış, BAE merkezli şirketler de Türkiye’de yaptıkları yatırımları duyurmuşlardı.

Şimşek Ve Yılmaz’ın ziyaretleri

Geçen ay Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek mevkidaşları ile “ekonomik işbirliği fırsatlarını” görüşmek üzere BAE’yi ziyaret etmiş ve BAE Devlet Başkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile görüşmüşlerdi.

Ekonomilerinde petrol dışında da çeşitlilik sağlamak üzere planlarını açıklayan Basra Körfezi ülkeleri Türkiye’nin yerel endüstrileri ve teknoloji transferlerini geliştirmede kendilerine destek olmasını umuyor. Suudi Arabistan ile imzalanan İHA anlaşması kapsamında ortak üretim de yer alıyor.

Cumhuriyet’in Reuters’tan aktardığı habere göre, İki üst düzey yetkili, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgeyi ziyareti sonrası Basr Körfezi ülkelerinin başlangıç olarak yerli varlıklara yaklaşık 10 milyar dolar büyüklüğünde yatırım yapmalarını beklediğini belirttiler.

Paylaşın