Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na Sert Sözler: Senden Bir Şey Olmaz

Kılıçdaroğlu’nun “Kitleler Sayın Erdoğan’a oy veriyorsa o kitlenin sorgulanması gerek. Toplumsal sorunumuz vardır” sözleri ile ilgili bir soruya yanıt veren Erdoğan, “Sen kalkıyorsun 11, 12 yenilgi alıyorsun ve yenilgiden sonra hala faturayı millete kesiyorsun. Parlamentoda ne yazıyor? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyor. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olduğuna göre millet seni istemiyor, , sana ‘git’ diyor” dedi ve ekledi:

“‘Sen bu işten anlamazsın’ diyor. Ama sen hala kalkıyorsun. ‘Altılı masa’ diyorsun, ‘Gerekirse on altılı masa’ diyorsun. Sen kaç tane masa kurarsan kur, senden bir şey olmaz. Sen işi bitirmişsin. Şu anda sandalyeyi nasıl korurum ona bakıyorsun. Senin belediye başkanın geliyor, otobüsün üzerinden sana bir tane koltuk hediye ediyor, atıyor onu aşağıya. Sen hala o koltuğa tutunmaya çalışıyorsun. Bir defa demokrasi mücadelesini ve demokrasiyi de anlamış değil.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ziyareti dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Soçi’de Rsuya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmeyi değerlendiren Erdoğan, tahıl anlaşması konusunda kısa sürede neticeye varacaklarına inandığını söyledi.

Arap aşiretleri ve YPG arasındaki çatışmalar

Suriye Deyrizor’da Arap aşiretleri ve YPG arasında yaşanan çatışmaşlara ilişkin bir soruya yanıt veren Erdoğan, “Suriye’deki bu gelişmelerde PKK’ya YPG’ye karşı artık Arap aşiretlerin bir bütün haline geldiğini, hatta şu anda katılımın artmasıyla Arap aşiretlerin güçlendiğini görüyoruz. Sayın Putin de bölgenin sahipleri olarak Arap aşiretlerinin bir araya gelerek, terör örgütüne karşı mücadele vermesinin önemli olduğunu söyledi” dedi.

Erdoğan şöyle devam etti: Şu anda yaşanan, Arap aşiretlerinin birlik, beraberlik içerisinde kendi topraklarına sahip çıkma hamlesidir, adımıdır. Arap aşiretler oraların gerçek sahipleridir. Oraların gerçek sahipleri bu terör örgütleri değildir. Ne PKK ne YPG buraların sahibi değil, bunlar sadece terörist. Aşiretlerin bir araya gelmek suretiyle PKK’ya, YPG’ye karşı koydukları tavır, haysiyetli bir onur mücadelesidir. Terör örgütünün bölge halkı için ne kadar büyük bir tehlike olduğu bir kez daha görülmüştür.

Suriye ile ilişkiler

Suriye ile ilişkileri normalleştirme konusu ile ilgili soruya yanıt veren Erdoğan, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın yaklaşımını eleştirdi. Erdoğan, “Esed bizim normalleşme ile ilgili Türkiye-Rusya-İran-Suriye formatında atılan adımları maalesef uzaktan, tribünden seyrediyor” dedi.

“Yani işin içerisinde bir türlü yer almıyor” diyen Erdoğan, “Biz ise Suriye’nin bu işin içerinde yer alacağını ümit ederek bu çalışmalara kapımızı açtık, “Biz buna varız” dedik. Ancak hala Suriye tarafında olumlu bir tavır yok. Temenni ederiz ki sürecin devamında onlar da masada yerini alır” diye konuştu.

Erdoğan şöyle devam etti: Terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların güvenli, gönüllü ve onurlu dönüşleri kapsamlı şekilde dörtlü dışişleri bakanları toplantısında ele alınıyor. Bu başlıklarda ilerleme kaydedilirse Suriye rejimiyle de ilişkilerin normalleşmesi mümkündür.

BM’nin Rusya’ya önerisi

Tahıl koridoru konusunda Birleşmiş Milletler’in Rusya için hazırladığı teklifin içeriği ile ilgili soruya Erdoğan şu yanıtı verdi: Rusya’nın iki tane özel isteği var. Birisi Rusların tarım bankasının, Ziraat Bankasının SWIFT sistemine bağlanması. Şu anda yaptırımlardan dolayı Rus bankaları SWIFT sisteminden çıkmış durumda. Biliyorsunuz bu ülke, senede 120-130 milyon ton tahıl ihracatı yapıyor. Sayın Putin’de basın toplantısında söyledi, 62 yıldır satıyorlar. Satışın devamı için iki şeyin hayata geçmesi lazım. Birincisi satış sonucu parayı alması gerekiyor, ikincisi de taşımada kullanılan gemilerin sigortalanması gerekiyor.

Gemilerin Avrupa veya başka limanlara mal taşıyabilmesi için sigorta edilmesi şart. Yaptırımlardan dolayı İngiliz merkezli sigorta şirketi, gemilerin sigortasını yapmıyor. Rus bankalarının SWIFT sisteminden çıkartılması nedeniyle de para transferi olmuyor, bunun ikisinin mümkün olmasını Ruslar şart koşuyorlar. Şimdi Birleşmiş Milletler biraz geriden başlayan bir pozisyonla Türkiye’nin de sürekli katkısıyla süreci bir noktaya getirdi. En son 28 Ağustos’ta BM Genel Sekreteri Gutteres, gönderdiği mektupta, Rusların istediği gibi direkt SWIFT değil ama SWIFT işleminden kaynaklanacak bir aracılık mekanizması teklif etti. Sigorta meselesi için de çalışmaları olduğunu söylediler.

Sayın Putin’in Soçi’ye hareketinden önce Amerika Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı. “ABD ve Birleşmiş Milletler, hayat kurtaran tahıl girişimine aracılık çalışmaları nedeniyle Türkiye’ye minnettardır” diye bir açıklaması var. Ancak gerek SWIFT olayı gerekse sigorta konusunda, Batı, Rusya’ya çok değişik bir bakış sergiliyor.

Değişik bakış sergileyişi sebebiyle de şu anda Sayın Putin “bana karşı bunlar edimlerini yerine getirmiyor, getirmediği için de ben bu konuda bunlarla müşterek bir çalışmanın içine girmem” diyor. Bir de tahılın yüzde 44’ü Avrupa’ya gidiyor. Afrika’ya ise yüzde 14’ü gidiyor. Sayın Putin, “Avrupa zaten bana düşman. Avrupa verdiği sözleri yerine getirmeden bende bu konu da adım atmayacağım” diyor. Ama şimdilik 1 milyon ton tahılı 6 ülkeye göndermeyi düşündüğünü söyledi. “Katar ile beraber bunu bir görüşelim” dedi.

“Kerkük’ün yapısını bozacak faaliyetlerden uzak durulmalı”

Irak Kerkük’te yaşanan olaylarla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, konuyu yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “Bölgenin barış ve huzuru için Kerkük’ün yapısını bozacak faaliyetlerden uzak durulmalı. Kerkük’ün yapısını bozacak her eylem, Irak’ın bütünlüğünün bozulması demektir. Türkmen yurdu Kerkük, yüzlerce yıldır farklı kültürlerin bir arada barış içinde yaşadığı coğrafya olmuştur. Bu coğrafyanın huzurunun, bütünlüğünün bozulmasına izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

“Rus gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarılmasıyla ilgili çalışmalar ne aşamada?” sorusuna yanıt veren Erdoğan şunları söyledi: Bu konuyla ilgili Türkiye olarak değişik bir plan sunuyoruz. İstanbul’daki Finans Merkezimiz gibi, Londra’da, Hamburg’da belli işler için kurulmuş merkezler örneğinde olduğu gibi doğalgazla ilgili de bir merkez kurma planımız var. Rusya ile bu planımızı görüşeceğiz. Trakya’daki hatların ötesinde ülkemizi böyle bir merkez haline getirelim istiyoruz. Bu merkezi de sadece doğalgaza hitap eden değil, enerjiye, madenciliğe hitap eden bir merkez olarak planlıyoruz. Geniş çaplı hedefleri olan bir merkez oluşturalım istiyoruz. Enerji, doğalgaz, madencilik gibi.

“Sen kaç tane masa kurarsan kur, senden bir şey olmaz”

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kitleler Sayın Erdoğan’a oy veriyorsa o kitlenin sorgulanması gerek. Toplumsal sorunumuz vardır” sözleri ile ilgili bir soruya yanıt veren Erdoğan, “Bu sorunun muhatabı aslında Kılıçdaroğlu’nun kendisidir. Bu açıklamaları anlamak mümkün değil. Burada gerçekten akli bir sıkıntı var” dedi.

Erdoğan Kılıçdaroğlu’na yönelik şu sözleri söyledi: Sen kalkıyorsun 11, 12 yenilgi alıyorsun ve yenilgiden sonra hala faturayı millete kesiyorsun. Parlamentoda ne yazıyor? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyor. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olduğuna göre millet seni istemiyor, , sana “git” diyor. “Sen bu işten anlamazsın” diyor. Ama sen hala kalkıyorsun. “Altılı masa” diyorsun, “Gerekirse on altılı masa” diyorsun. Sen kaç tane masa kurarsan kur, senden bir şey olmaz. Sen işi bitirmişsin. Şu anda sandalyeyi nasıl korurum ona bakıyorsun. Senin belediye başkanın geliyor, otobüsün üzerinden sana bir tane koltuk hediye ediyor, atıyor onu aşağıya. Sen hala o koltuğa tutunmaya çalışıyorsun. Bir defa demokrasi mücadelesini ve demokrasiyi de anlamış değil.

CHP Genel Başkanının demokrasi anlayışına bir kez daha üzülerek şahit oluyoruz. Milli iradeye saygısız bir kişilik olarak yaptığı açıklamalar nedeniyle CHP’ye gönül veren vatandaşlarımı incitiyor. Daha partisinde demokrasiyi işletmeyen bir şahsın, millet iradesine saygı duymasını beklememek lazım. Terör örgütlerine tek bir söz söylemeyen, kendisine oy isteyen teröristlerden rahatsızlık duymayan Kılıçdaroğlu, herkesten de kendisi gibi terörist sevici olmasını bekliyor. Kılıçdaroğlu’ndan seçim başarısı bekleyen vatandaşlarım da bunun artık bir hayal olduğunu anlamışlardır.

Çünkü başarısızlık karşısında tavrı sorgulanması gerekenin siyasiler değil, vatandaş olduğuna inanan bir genel başkanları var. Genel başkan sıfatıyla girdiği her seçim hezimetine farklı bahaneler bulan, kendinden başka herkesi suçlu ilan eden Kılıçdaroğlu, bu açıklamalarıyla siyaseti bilmediğini bir kez daha kanıtladı. Ancak millet iradesine saygı duymayan, demokrasiyi içselleştirmemiş, varlığını vesayet odaklarına endekslemiş bir muhalefeti de ne ülkemiz ne de vatandaşlarımız hak etmiyor. Değişimden söz edenler öncelikle millete tepeden bakan tavırlarını terk etmeli ve milletin beklediği asıl değişimi gerçekleştirmelidir.

Akşener’in “ittifaksız seçime girme” çağrısı

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in tüm partilere yaptığı yerel seçimlere ittifaksız girme çağrısı ile ilgili de yorumlarda bulunan Erdoğan şunları kaydetti: Bizim Cumhur İttifakı olarak oturmuş bir yapımız var. Bu oturmuş yapıyla biz yolumuza devam ediyoruz. Hedefimiz Türkiye genelinde 81 vilayetin 81’inde de en ideal adaylarımızı inşallah bulup, bunlarla beraber yola devam etmek. Her şeyden önce İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerimizi, deprem darbesi yemiş olan 11 vilayetimizi, hepsini masaya yatırıp buralarda güzel bir çıkış sağlamak ve bu çıkışla beraber de 31 Mart seçimlerinde hedeflerimize ulaşmayı Cumhur İttifakı olarak belirledik. Yolumuza da bu şekilde devam edeceğiz.

Yerel seçimlere dair Cumhur İttifakı olarak istişarelerle yol alıyoruz. Anladığım kadarıyla onların bir istişare zemini bile yok. Biri işbirliğinden diğeri ayrılıktan söz ediyor. Hanımefendinin bu yaklaşımı pazarlıkta el yükseltme gayretinden başka bir şey değil. Geride bıraktığımız seçimde masaya bir oturan bir kalkan siyaset anlayışından ne kadar tutarsız siyaset yaptıklarını gördük. Seçim yaklaştıkça aynı manzaraları göreceğimizden milletimizin şüphesi olmamalı. Kimlere ne sözler verildi, kiminle hangi pazarlıklar yapıldı bunların bir kısmı ortaya saçıldı, bir kısmı da ilerleyen günlerde ortaya dökülecektir. Yerel seçimde de kimlere neler verileceğini, hangi kavgaların çıkacağını yenilgilerinin sonunda öğreniriz.

“81 ilde MHP ile işbirliğinden söz edebilir miyiz? Yerel seçimlere Cumhur İttifakı olarak mı gireceksiniz?” sorusuna ise Erdoğan, “81 vilayeti masaya yatırıp nerede, nasıl, kimle kazanırız, bunların hepsini konuşacağız. Görevlendirdiğimiz arkadaşlarımız bunları beraberce görüşecekler, nihai kararları da biz vereceğiz ve o şekilde yola devam edeceğiz. Cumhur İttifakı’nda bizim bir sıkıntımız yok. Kimsenin şüphesi olmasın Cumhur İttifakı olarak bizler milletin çizdiği istikamette ilerlemeye devam ediyoruz ve devam edeceğiz.

Devlet Bey ile son görüşmemizde de bu işleri en güzel şekilde ele aldık. Devlet Bey’in de hitabıyla ‘koçbaşlarını belirleyip’ yola öyle devam edelim. Cumhur İttifakını en iyi temsil edecek, ilkelerimizi yerelde yaşatacak adaylarla milletimizin karşısına çıkacağız. Şehirlerimizi CHP’nin çöp, çamur, çukur siyasetinden kurtaracak en doğru adayları belirleyeceğiz. İnanıyorum ki Türkiye’nin yönetimini CHP ve şürekâsına teslim etmeyen vatandaşım, şehirlerinin idaresini de işin ehline yani Cumhur İttifakına teslim edecektir” yanıtını verdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne Başvurular Artıyor, Kabul Oranı Düşüyor

2023’ün ilk altı ayında Türkiye’den başvurular, 34 bin 25 kişiyle AB’ye yapılan toplam başvuruların yüzde 7’sini oluşturdu. Türkiye’den başvurularda kabul oranı Mayıs 2022’de yüzde 41 iken bu oran 2023 Mayıs’ında yüzde 27’ye geriledi.

Mayıs ayında Türkiye’den başvurular 5 bin 400 kişiyle geçen yılın Mayıs ayına göre üçte iki oranında arttı.

Avrupa Birliği İltica Dairesi (EUAA), bu yılın ilk yarısına dair iltica rakamlarını açıkladı. 2023 Ocak ayından Haziran ayı sonuna kadar 27 AB ülkesi ile İsviçre ve Norveç’e yapılan iltica başvurularının sayısı 519 bin olurken başvurularda bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 28’lik artış kaydedildi.

2023’ün sonuna kadar toplam iltica başvuru sayısının 1 milyonu geçeceği tahmin ediliyor. Böylelikle Suriye’den sığınmacı akınının yaşandığı 2015-2016 döneminden sonraki en yüksek rakama ulaşılması bekleniyor. AB’ye iltica başvurularının sayısı 2015’te 1,35 milyon, 2016’da 1,25 milyon olarak kaydedilmişti.

Türkiye ile imzalanan mülteci mutabakatı sonrasında 2017’de rakamlar gerilemiş, 2020 ve 2021’de korona pandemisiyle gelen seyahat kısıtlamaları nedeniyle de gerileme eğilimi devam etmişti. Pandemi sonrasında yeniden tırmanışa geçen iltica başvurularında 2022’de yüzde 53’lük artış olmuştu.

Suriyeliler ve Afganlar başı çekiyor

Bu yılın ilk altı ayında yapılan iltica başvurularında Suriyeliler ve Afganlar yine başı çekti. Suriyeliler 66 bin 615 başvuruyla AB’ye toplam iltica başvurularının yüzde 13’ünü, Afganlar da 55 bin 21 başvuruyla yüzde 11’ini oluşturdu. Suriye ve Afganistan vatandaşlarını Venezuela, Türkiye, Kolombiya, Bangladeş ve Pakistan vatandaşları izledi.

Toplamda başvurucuların yüzde 41’ine ya mülteci statüsü tanındı ya da ülkede kalmalarına olanak sağlayacak koruma statüsü verildi. Ancak başvuruların kabulünde ülkeler arasında önemli farklar gözleniyor.

Ülkelerinde çatışma ve baskı tehdidi altındaki Suriyeliler ve Afganların kabul oranları yükselirken Türkiye’den başvuru sayısı artmasına rağmen kabul oranı düşüyor. 2023’ün ilk altı ayında Türkiye’den başvurular, 34 bin 25 kişiyle AB’ye yapılan toplam başvuruların yüzde 7’sini oluşturdu.

Türkiye’den başvurularda kabul oranı Mayıs 2022’de yüzde 41 iken bu oran 2023 Mayıs’ında yüzde 27’ye geriledi. Mayıs ayında Türkiye’den başvurular 5 bin 400 kişiyle geçen yılın Mayıs ayına göre üçte iki oranında arttı. Başvuruların yarısından çoğu Almanya’ya yapıldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, ABD’ye Rusya’dan İstediğini Alamadan Mı Gidecek?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül ayındaki diplomasi trafiği kapsamında 9-10 Eylül’de G-20 Liderler Zirvesi için Hindistan’a, ardından da 17-21 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) için ABD’ye gidecek.

Tahıl anlaşmasının mimarlarından olan Türkiye, Rusya’nın ikna edilmesi için son dönemde Batı başkentlerinin baskısı altındaydı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçtiğimiz hafta önce Kiev ardından Moskova’ya gitmişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘e konuşan Dış Politika Analisti, eski diplomat Gülru Gezer, “İstediğimizi aldık mı? Belki tahıl anlaşması konusunda alamadık ama burada BM doğru düzgün bir rol oynayamazken Türkiye ne yapabilir?” derken Moskova’nın şartları ile ilgili Batı adım atmadığı sürece Ankara’nın ikna kabiliyetinin de sınırlı olacağını ve mucize yaratamayacağını söylüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Soçi görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Rusya’ya müzakereleri yeniden başlatma çağrısı yapılarak, “ABD ve Birleşmiş Milletler, Türkiye’ye minnettardır” denildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 14 Mayıs seçimleri ve tahıl anlaşmasının askıya alınmasının ardından yaptıkları ilk yüz yüze görüşmede tahıl anlaşmasının yenilenmesi ile ilgili somut bir karar çıkmazken, uzmanlar ziyareti son dönemde mesafeli giden ikili ilişkiler açısından daha önemli görüyor.

Erdoğan ile Putin en son 2 Ağustos’ta telefonla görüşürken, bundan önceki son buluşma 13 Ekim 2022’de Astana’daki, Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı zirvesi sırasında olmuştu. Erdoğan ile Putin’in ikili temeldeki son görüşmesi ise Soçi’de 5 Ağustos 2022’de gerçekleşmişti.

Erdoğan bugünkü heyetler arası görüşmelerin öncesinde yaptığı açıklamada dünyanın ziyaretten tahıl koridoru meselesiyle ilgili ne çıkacağına baktığını belirterek, “İnanıyorum ki yapacağımız görüşmeden sonra verilecek mesaj dünyaya, özellikle az gelişmiş Afrika ülkelerine yönelik bir adım çok çok önemli olacak” dedi.

Görüşmenin ardından yapılan ortak basın toplantısında Putin tahıl anlaşması ile “Batı tarafından kandırıldıklarını” ve anlaşmaya ancak verilen taahhütler yerine getirilirse döneceklerini söylerken, Erdoğan Rusya’nın Afrika ülkelerine tahıl gönderme planına yeşil ışık yaktı.

Erdoğan ile Putin’in Soçi görüşmesinin ardından tahıl anlaşmasının yenilenmesine ilişkin somut bir sonuç çıkmamasının ardından uzmanlar uzlaşının geleceğini şu an için belirsiz görüyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından savaşın küresel gıda fiyatları üzerindeki etkisini azaltmak için Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye’nin katkılarıyla 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da imzalanan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması bir yıl yürürlükte kaldıktan sonra, 17 Temmuz’da Rusya tarafından askıya alınmıştı.

Dış Politika Analisti, eski diplomat Gülru Gezer, Moskova’nın 17 Temmuz’dan beri verdiği mesajın bugün Putin tarafından net bir şekilde tekrarlandığını söyleyerek, Erdoğan-Putin görüşmesinden kendinin yüksek bir beklentisi bulunmadığını, çünkü Batı’dan bir esneme görünmediğini belirtiyor.

Ukrayna Savaşı kapsamında gerek Belarus gibi bölge ülkelerindeki gelişmeler, gerek Afrika’da ardı ardına yaşanan darbeler gibi farklı alanlarda cepheler açıldığını söyleyen Gezer, “Ben tahıl anlaşmasından Rusya’nın çekilmesini de ayrı bir cephe hattı olarak, yani Rusya’nın Batı’ya yönelik uyguladığı bir kart olarak görüyorum” diyor.

Gezer, BM’nin tahıl anlaşması ile ilgili son planını geçen hafta sunduğunu ve Moskova’nın yanıtının beklendiğini hatırlatarak, “Benim bugünkü basın toplantısından anladığım BM’nin sunduğu o paket Rusya’nın hali hazırdaki hassasiyetlerini ya da ihtiyaçlarını karşılamıyor” yorumunu yapıyor.

Moskova anlaşmaya geri dönmek için kendine verildiğini belirttiği taahhütlerin yerine getirilmesini şart koşuyor.

Rusya uzmanı Aydın Sezer orijinal tahıl anlaşmasına dönmek için Rusya’nın toplam 6-7 şartı olduğunu ama aslında ilk ikisi yerine getirilse bile dönebileceğini belirterek, bu iki şartı Rosselkhozbank’ın SWIFT sistemine girmesi ve Rus tarım işletmelerinin varlıklarının serbest bırakılması olarak sıralıyor.

Sezer sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ancak ikisinde de Batı hiç esnemedi. Putin’in muhatabı Batı aslında, Erdoğan değil. Bu arada bu şartların hiçbiri yeni şartlar değil, tahıl anlaşması ilk imzalanınca getirilen şartlar. Rusya bunların yerine gelmesi için sonsuza kadar da beklemeyeceğini söyledi. 90 günlük bir süresi var ve ilk 35 günü de geçti bu sürenin.”

Ukrayna’da savaşın başındaki kadar çok miktarda tahılın, kaybedilen topraklar ve çatışmaların devam etmesi gibi nedenlerle artık bulunmadığını söyleyen Sezer, Kiev’in bu anlaşmanın yenilenmesine olan ihtiyacının Moskova’dan az olduğunu ifade ediyor.

Alternatif tahıl girişimi

Soçi zirvesinden çıkan en somut sonuçlardan biri son haftalarda sıkça konuşulan ve bazı uzmanlarca tahıl koridoru anlaşmasına alternatif olarak görülen Rusya’nın Afrika’ya tahıl gönderme projesine Ankara’nın “evet” demesi oldu.

Erdoğan ortak basın toplantısında, “Sayın Putin, ‘Biz fakir ülkelere bu 1 milyon ton tahılı göndermeye varız’ dediler. Biz de kendilerine ‘burada üzerimize ne görev düşüyorsa Türkiye olarak biz de buna varız ve sizden gelecek olan bu tahılları biz fabrikasyon olarak değirmenlerimizde öğüterek un şeklinde fakir Afrika ülkelerine gönderebiliriz’ dedik ve bu konularda da mutabık kaldık” diye konuştu.

Sezer, bu projenin Türkiye tarafından iyi çalıştırılması durumunda süreklilik de arz edebileceğini ancak ana tahıl anlaşması gibi bütün dünya için sonuç doğurmasının beklenemeyeceğini söyleyerek, şunları ifade ediyor:

“Türkiye için önemli bir husus; sadece Rusya’dan değil Ukrayna’dan gelecek tahıla da ihtiyacımız var. Çünkü bizim yerli üretim ne kadar fazla olursa olsun Rus ve Ukrayna tahılının randımanı yüksek; daha beyaz, daha besleyici ve sanayiye daha uygun buğday.”

Tahıl anlaşması kapsamında Ukrayna’dan, sadece Karadeniz üzerinden en az 32-33 milyon ton tahılın dış piyasalara gönderildiği hesaplanıyor. Ancak Rusya bunun çok küçük bir bölümünün gerçekten ihtiyaç duyan Afrika ülkelerine gittiğini savunuyor.

Gezer’e göre Katar’ın da finansman ile dahil olduğu bu proje palyatif, yani geçici bir çözüm olabilir. Erdoğan’ın da asıl tahıl anlaşmasına verdikleri öneme işaret ettiğini söyleyen Gezer, geçen yıl imzalanan tahıl anlaşmasının Türkiye için önemini şöyle aktarıyor:

“Karadeniz’de sıcak çatışmanın yayılması halinde en fazla kim etkilenecek? Türkiye. Tahıl koridoru anlaşmasının en temel unsuru her iki tarafın da birbirine saldırmama sözü vermesiydi. Yoksa tahıl için alternatif yollar bulunur bir şekilde.”

Erdoğan Eylül ayındaki diplomasi trafiği kapsamında 9-10 Eylül’de G-20 Liderler Zirvesi için Hindistan’a, ardından da 17-21 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) için ABD’ye gidecek.

Tahıl anlaşmasının mimarlarından olan Türkiye, Rusya’nın ikna edilmesi için son dönemde Batı başkentlerinin baskısı altındaydı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçtiğimiz hafta önce Kiev ardından Moskova’ya gitmişti.

Gezer, “İstediğimizi aldık mı? Belki tahıl anlaşması konusunda alamadık ama burada BM doğru düzgün bir rol oynayamazken Türkiye ne yapabilir?” derken Moskova’nın şartları ile ilgili Batı adım atmadığı sürece Ankara’nın ikna kabiliyetinin de sınırlı olacağını ve mucize yaratamayacağını söylüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Soçi görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Rusya’ya müzakereleri yeniden başlatma çağrısı yapılarak, “ABD ve Birleşmiş Milletler, Türkiye’ye minnettardır” denildi.

Erdoğan – Putin görüşmesinin ikili ilişkiler açısından önemi

Erdoğan”ın Soçi ziyareti her ne kadar tahıl anlaşması ile ilgili olarak öne çıksa da Rusya ile eskisine göre daha mesafeli olduğu gözlenen ilişkiler açısından olumlu bir adım olarak değerlendiriliyor.

Gezer ziyaretin, ilişkilerin yeniden rayına oturtulması için önemli olduğunu belirterek, “Çünkü sanki ‘Erdoğan seçim öncesi Rusya’yı kullandı, seçimden sonra da mesafe koydu’ gibi bir algı vardı. O algı da bence belirli ölçüde giderilmiş oldu. Arada bir iniş çıkışlar olmasına rağmen ilişkilerin güçlü bir seyirde kararlılıkla ilerliyor olduğu mesajı çıktı” diyor.

İki ülke ilişkileri Ankara’nın, İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesi, Ukrayna’nın da NATO üyesi olmasını destekler yöndeki tutumu ve Azov komutanlarının teslim edilmesi gibi gelişmeler nedeniyle son dönemde daha mesafeli olarak değerlendirilmeye başlanmıştı. Azov Taburu komutanlarının serbest bırakılması çoğunluğu hükümet kontrolünde olan Rus medyasında sert dille eleştirilmişti.

Sezer de tahıl anlaşması dışında bu ziyaretin ve görüşmelerin yapılmasının önemli olduğunu düşünüyor ve şöyle konuşuyor: “İki ülke arasında limoni bir hava vardı, bu havanın dağılması için bir adım oldu bence. Bundan sonra yapılacak görüşmelerden çıkacak sonuçlar da beklenmeli.”

Putin ile Erdoğan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, Sinop’ta nükleer santral kurulması, Türkiye’nin enerji merkezi olması ve yerli para birimine geçiş gibi projeleri de ele aldıklarını duyurmuştu.

Paylaşın

Erdoğan – Putin Görüşmesi Sona Erdi: Dikkat Çeken Mesajlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’de gerçekleştirdiği görüşme sona erdi. Yaklaşık 3 saat süren görüşme sonrası iki lider ortak basın açıklamasında dikkat çeken mesajlar verdi.

Haber Merkezi / “Bölgemizde kalıcı barış, istikrar ve refahın tesisine yönelik çalışmalarımızı sürdürme kararlılığındayız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle;

“Kıymetli dostum Putin’e nazik daveti için tekrar teşekkür ediyorum. Bu vesile ile deprem ve yangınlar sırasında gösterdikleri dayanışma için teşekkür ediyorum.

Kendisi ile son olarak Astana’da bir araya gelmiştik. Bugüne kadar Sayın Putin ile daime telefon diplomasisini sürdürdük. Bugün ise ikili ve heyetler arası görüşmelerde bir araya geldik.

İkili ticaret hacmimiz 69 milyar dolara ulaştı. 100 milyar dolar hedefine emin adımla ilerliyoruz. 5 milyon 230 bin Rus vatandaşını ülkemizde ağırlamıştık. Bu sayının kalan dönemde daha da artacağına inanıyoruz.

Üzerinde durduğumuz konulardan biri de tahıl girişiminin canlandırılması. Eksikler giderilerek girişim devam etmeli. Rusya’nın girişimin yeniden başlama konusundaki beklentileri tüm tarafların malumudur. Biz de bu talepleri ifade ettik, ediyoruz. Bu konudaki görüşlerimizi sevgili dostum ile de paylaştım. Yeni öneri paketinden sonuç alacağımıza inanıyoruz.

Devam eden çatışmaların bir an önce kalıcı ve adil bir barışla sona erdirilmesini arzu ediyoruz. Savaşın kazananı barışın kaybedeni olmaz. Taraflar arasında doğrudan müzakerelere ev sahipliği yaptık. Bu konuda üzerimize düşeni yine yapmaya hazırız.

Suriye Güney Kafkasya Libya ve Afrika’daki son gelişmeleri de değerlendirdik. Bu temel üzerine inşa edilen tüm Rus münasabetlerinin faydalarını çok geniş alanda gördük, görüyoruz. Sayın Putin’e şahsıma ve heyetime göstermiş olduğu hüsnükabul için teşekkür ediyorum.”

“Batı bizi aldatıyordu”

“Biz tahıl anlaşmasını canlandırmaya hazırız tabii eğer Rus tahıl ürünlerinin ihracatı ile ilgili yaptırımlar kaldırılırsa” diyen Putin’in konuşmasından öne çıkanlar ise şöyle;

Rusya’nın doğalgaz konusunda Türkiye’nin en büyük partneri olacağının altını çizmek istiyorum. Rusya her zaman olduğu gibi sevkiyatlar konusunda güvenli ve sorumlu bir ortak olacaktır. Türkiye’de doğalgaz merkezi projesinde Gazprom, BOTAŞ’a yol haritasını sundu, sırada ortak çalışma grubunun kurulması var.

Geçen sene ticareti hacmimiz bu sene ilk 6 ayda yüzde 19 arttı. Turizm alanındaki işbirliğimiz bu sene yılın ilk yarısında 2.2 milyon turistti. Umarız ilerleyen süreçte bu daha da artacak. Rus turistlerimizin güvenli ve huzurlu tatil yapması için elimizden geleni yapıyoruz aynı şekilde Türk tarafları da ellerinden geleni yapıyorlar.

Şubat ayındaki depremde Rusya ilk yardım eli uzatan ülkelerdendi. Yangınlar için de yangın söndürme uçakları gönderdik.

Karadeniz Tahıl Girişimi’nin sona ermesinden de bahsettik. Biz dedik ki, bizi bu karara zorladılar. Özellikle şunun altını çizmek istiyorum tahıl anlaşmasının sona ermesi küresel gıda pazarını çok fazla etkilemedi. Dağıtım kısmında sorun var. Bunun da Karadeniz Tahıl Girişimi ile bir alakası yoktu.

Batı bizi aldatıyordu. Yüzde 70’i gelişmiş ülkelere ulaştı ve fakir ülkelere çok azı ulaştı. Ben ilkesel tutumumu tekrar dile getirmek istiyorum. Biz tahıl anlaşmasını canlandırmaya hazırız tabii eğer Rus tahıl ürünlerinin ihracvatı ile ilgili yaptırımlar kaldırılırsa. Ben Sayın Erdoğan’a da bunu ilettim.

Suriye’de işbirliğimizi çok önem veriyoruz. Astana formatı da çok önemli. Suriye konusunda etkin bir mekanizma söz konusu. Libya’da kapsamlı bir işbirliği ve çözümden yanayız.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Tahıl Koridoru Açıklaması: Afrika’ya Yönelik Önemli Bir Adım Olacak

Putin’le Soçi’deki görüşme öncesi açıklamada bulunan Erdoğan, “Buradan Tahıl Koridoru ile ilgili bugün ne çıkacak diye bunu bekliyorlar. İnanıyorum ki yapacağımız görüşmeden sonra da basın toplantısı ile verilecek mesaj dünyaya, özellikle az gelişmiş Afrika ülkelerine yönelik bir adım çok çok önemli olacak” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye ile Rusya arasındaki dış ticaret hacminin 62 milyar dolara ulaştığını ve 100 milyar dolar hedefine doğru yürüdüklerini belirten Erdoğan da, “Bugün burada Merkez Bankası başkanlarımızın bir araya gelmesi, birbirleri ile ayrıca görüşecek olmaları, aramızdaki ikili ilişkilerde yerli para birimine adım atma noktasında da önemli olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nde çalışmaların iyi bir şekilde devam ettiğini ve santral kapsamında 25 bine yakın istihdam gerçekleştiğini belirten Erdoğan, “Kaldı ki daha önce görüştüğümüz gibi Sinop Nükleer Enerji Santrali ile de bir adım atmamız söz konusu olacak diye düşünüyorum. Trakya’da bir HUB’ın olacak olması o da ayrı bir zenginlik ve bir canlılık unsuru” diye konuştu.

Rusya ile doğal gazda çok önemli bir ilişki içinde olduklarını ve bu ilişkinin daha da geliştirilerek devam edeceğine inandığını belirten Erdoğan, turizm konusunda da Rusya’nın önemli bir rol oynadığını ve Türkiye’de bir numara konumunda olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in Soçi’deki kritik görüşmesi başladı. İki lider görüşme öncesi açıklamalarda bulundu. Erdoğan özetle şunları söyledi:

“Akkuyu Nükleer enerji santralindeki gelişmeler gayet iyi bir şekilde şu anda devam ediyor. 25 bine yakın orada istihdamın olması önemli bir olay.

Sinop nükleer enerji santraliyle ilgili de bir adım atmamız söz konusu olacak diye düşünüyorum, tabii Trakya’da bir hubın olacak olması o da ayrı bir zenginlik ve bir canlılık unsuru.

Türkiye-Rusya arasındaki en önemli adımlardan bir tanesi turizm noktasındaki gelişmeler. Turizmde de şu anda Rusya bizde bir numara.

Herkes bugün Türkiye-Rusya ilişkilerinde, bu ziyaretimizde tahıl koridoru meselesine bakıyor. Buradan tahıl koridoru ile ilgili bugün ne çıkacak diye bunu bekliyorlar. İnanıyorum ki yapacağımız görüşmeden sonra da basın toplantısıyla verilecek mesaj dünyaya özellikle az gelişmiş Afrika ülkelerine yönelik bir adım çok çok önemli olacak.

Aramızdaki bir diğer en önemli konu savunma sanayine yönelik attığımız ve atacağımız adımlar

Şu anda Türkiye ile Rusya arasındaki dış ticaret hacmimiz 62 milyar dolar. 100 milyar hedefine yürüyor olmamız bizi çok mutlu ediyor. Yaz mevsimiyle ilgili orman yangınları, bu konuda bize gönderdiğimiz uçakla çok ciddi derdimize derman olduğnuuz. Bunu bir kat daha artırabilirsek daha isabetli olacak. Yaz mevsimi devamlı tehdit altındayız.”

Putin: Tahıl anlaşmasıyla ilgili konuları…

Putin’de “Ukrayna krizi bağlantılı konuların” görüşme gündeminde olacağını belirterek “Tahıl anlaşmasıyla ilgili konuları gündeme getirmek istediğinizi biliyorum. Bu konuda görüşmelere açığız” dedi. Türkiye ile çeşitli iş birliği alanları arasında Türkiye’de bir doğal gaz merkezi oluşturulmasına da vurgu yapan Putin, Erdoğan’a bu konuda görüşmeleri sonuçlandırmayı umduklarını söyledi.

Paylaşın

TÜİK Enflasyon Verilerini Açıkladı; Ekonomistler Ne Dedi?

TÜİK ağustos ayı enflasyon verilerini değerlendiren ekonomist Orhan Karaca, “Ağustos ayında aylık enflasyon yüzde 9,09, yıllık enflasyon %58,94 olmuş. TCMB’nin yüzde 58’lik yıl sonu tahminine şimdiden geldik bile… Hayırlı uğurlu olsun” dedi.

Haber Merkezi / Oğuz Demir enflasyon verilerine ilişkin, “Ağustos ayında yüzde 8,5 gıda enflasyonunu da gördü ya bu gözler. Yıllarca yapılan yanlışları söyledik, yapmayın dedik. Şimdi kısmen doğrular yapılıyor. Ama o kadar yanlışın üzerine doğruyu yapmaya çalışmanın da bedeli yüksek oluyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Ağustosta tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yüzde 9,09 artış kaydetti. Geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE yüzde 58,94’e yükseldi.

Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verilerine göre ise geçen ay tüketici fiyat endeksi, Temmuz ayına göre yüzde 8,59 oranında arttı. Böylece ENAG’a göre Ağustos ayında yıllık enflasyon, yüzde 128,05’e yükseldi.

Ekonomistler sosyal medya hesabından, TÜİK’in ağustos ayına ilişkin enflasyon verilerini değerlendirdi.

Hayri Kozanoğlu, “‘Rasyonel’ politikalarla aylık enflasyon yüzde 9’un üzerinde açıklanmaya başladı! Yıl sonu yüzde 58 tahmininin de tutması artık çok zor. 2023 enflasyonu yüzde 70’in üzerinde gerçekleşecek!” ifadelerini kullanırken, Mustafa Sönmez, “Yıllık tüfe artışında lokanta fiyatları yüzde 89 ile ilk sırada ama yüzde 72 gıda enflasyonu en vahimi. Alt orta sınıflar için budur önemli olan” dedi.

Hakan Kara, “Tam ispatlayamam ama son aylarda TÜİK’in enflasyon ölçümünde bir yapısal değişim seziyorum. 2022 Mart ayından bu yana ciddi farklılaşan İTO-TÜİK aylık enflasyon farkı seçimden sonraki üç ayda tekrar sıfıra yaklaştı” değerlendirmesinde bulundu.

Alaattin Aktaş, “Eeee’ n’oldu şimdi! Ağustos enflasyonunu en yüksek açıklayan kurum TÜİK. Ne yani enflasyon hesaplayan diğer kurumlar gerçek artışı sakladı mı?” ifadelerini kullanırken, Oğuz Demir, “Ağustos ayında yüzde 8,5 gıda enflasyonunu da gördü ya bu gözler. Yıllarca yapılan yanlışları söyledik, yapmayın dedik. Şimdi kısmen doğrular yapılıyor. Ama o kadar yanlışın üzerine doğruyu yapmaya çalışmanın da bedeli yüksek oluyor” dedi.

Orhan Karaca ise, Ağustos ayında aylık enflasyon yüzde 9,09, yıllık enflasyon %58,94 olmuş. TCMB’nin yüzde 58’lik yıl sonu tahminine şimdiden geldik bile… Hayırlı uğurlu olsun” ifadelerini kullandı.

Şimşek’ten “kararlıyız” mesajı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından sosyal medyadan yaptığı paylaşımda “Enflasyonla mücadelenin biraz zaman alacağını biliyoruz. Geçiş dönemindeyiz. Enflasyonu kontrol altına almak ve daha sonra düşürmek için ne gerekiyorsa (parasal sıkılaşma, kredi politikası ve gelirler politikaları) yapacağız. Sonuçta sabretmemize değecek. Enflasyonla mücadelede kesinlikle kararlıyız” dedi.

Dünya gazetesi yazarı Özcan Kadıoğlu, Şimşek’e cevaben “Siz göreve başladıktan sonra TÜFE yaklaşık 3 ayda %24.12 artış kaydetti. Bu artışa en büyük katkıyı maalesef kamu fiyat artışları sebep oldu. Enflasyon yayılımı ölçmek adına TUİK geçmişte olduğu gibi madde sepetindeki tüm ürünlerin fiyatlarını her ay tek tek açıklamalı” çağrısında bulundu.

Ekonomist Oğuz Demir de Şimşek’e cevaben “Bizim zaten sabretmekten başka bir seçeneğimiz yok. O yüzden zaten sadece bekliyoruz. Asıl sabretmesi gerekenler, sizin attığınız adımlara sabredecek mi?” diye sordu.

Demir, ayrıca “2005’ten bu yana ortalamalara bakarsanız bu yaz nasıl bir enflasyon travmasından geçtiğimizi görürsünüz” diyerek, 2023 verilerinin 2005-2022 yılları ortalamalarından ne kadar yüksek olduğunu gösteren bir tablo paylaştı.

Profesör Dr. Burak Arzova “Normalleşme adımlarından TUİK de nasibini almış gibi gözüküyor. Enflasyonla mücadele önce gerçeği kabul etmekle başlar” ifadesini kullandı.

Ekonomist Banu Kıvcı Tokalı, sosyal medyadan yaptığı açıklamada “Yıl sonuna kadar yükselişin %60’ın üzerine çıkarak devam ettiğini görebileceğiz” değerlendirmesinde bulundu ve 2024’ün ilk çeyreğinde baz etkisiyle düşüş olabileceği, ikinci çeyrekte ise “yıllık enflasyonda yeni tepe” olabileceği öngörüsünde bulundu.

Paylaşın

Mehmet Şimşek’ten “Enflasyon” Yorumu: Biraz Zaman Alacak

Ağustos ayında aylık yüzde 9,09, yıllık ise yüzde 58,94 olarak gerçekleşen enflasyon verilerini değerlendiren Bakan Şimşek, “Enflasyonla mücadelenin biraz zaman alacağını biliyoruz. Geçiş dönemindeyiz” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), verilerine göre ağustosta tüketici enflasyonu, piyasa beklentilerini aşmıştı. Yüzde 7,3 seviyesindeki tahminlere karşın aylık enflasyon, temmuzun ardından ağustos ayında da yüzde 9’u aşmıştı.

Yıllık enflasyon ise yüzde 59’a dayanarak Merkez Bankası’nın “gerçekçi” olarak değerlendirilen yüzde 58’lik enflasyon hedefini henüz ağustos ayından geçmişti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından, TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerine ilişkin açıklama yaptı. “Enflasyonla mücadelenin biraz zaman alacağını biliyoruz” diyen Şimşek, şöyle dedi:

“Geçiş dönemindeyiz. Enflasyonu kontrol altına almak ve daha sonra düşürmek için ne gerekiyorsa (parasal sıkılaşma, kredi politikası ve gelirler politikaları) yapacağız. Sonuçta sabretmemize değecek. Enflasyonla mücadelede kesinlikle kararlıyız.”

Şimşek’ten KOBİ’ler için kredi açıklaması

Bakan Şimşek, sosyal medya hesabından KOBİ kredilerine ilişkin de açıklamalarda bulundu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“KOBİ’lerin kredi garanti sisteminden kullanabileceği kredi garanti limitini 100 milyon TL’den 150 milyon TL’ye artırdık. Bu rakamı KOBİ dışı büyük işletmeler için de 350 milyon TL’den 500 milyon TL’ye yükselttik. Bu düzenlemeler dün resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bankacılık sistemindeki sınırlı kaynaklarımızı yatırıma, üretime ve ihracata kanalize etmeye devam edeceğiz.” dedi.

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile KOBİ’lerin kredi garanti limitleri artırıldı. Kararla KOBİ’lerin sistemden kullanabileceği kredi garantisi 100 milyon liradan 150 milyon liraya çıkarıldı.

Büyük firmalar için ise bu tutar 350 milyon liradan 500 milyon liraya yükseltildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan karar Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Paylaşın

Akşener’den Yerel Seçim Açıklaması: Onun Bunun Ağız Kokusunu Çekmeden…

Yerel Seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Biz bu seçimlere her bir yerde tek başımıza girecek gibi hazırlanacağız. Bu netlikle söylüyorum. Biz hür ve müstakil bir siyasi parti olarak bu seçimde kendimizin kaç kilo ettiğini tarttıracağız, göreceğiz, paylaşacağız” dedi ve ekledi:

“Seçmene, milletimize anlatacağız kendimizi. Sosyal medya önemli ama sosyal medyanın yankı odalarından çıkıp kapı zili çalacağım ben, hepiniz çalacaksınız. Köylere gideceğim, hepiniz gideceksiniz. O insanlara dokunacağız. HDP’lilik üzerinden elini uzatanın eline vuruldu. Bunların hepsine ‘hayır’ diyerek yola çıkacağız kendi başımıza. Bunların neticesinde bütün sorumluluk bana aittir.”

Akşener, değerlendirmesinin devamında, “Her kararı ortak veriyoruz ama elbette sorumluluk benimdir. Diyorsa ki kardeşim senden bir şey olmaz. O da can baş üstüne. Milletimiz de bilecek ki bu bir neredeyse referandumdur. Anladınız mı? Şimdi onun için çok fazla çalışacağız. Çok insana ulaşacağız ve biz kendimizi tarttıracağız.

Biz kaç kilo ediyoruz, göreceğiz. Buradaki hedefimiz elbette belediye başkanlıklarını almak ama en önemlisi onun bunun ağız kokusunu çekmeden, onun bunun üzerinden hakaret yemeden hak etmediğimiz isnatların karşısında başımız öne eğilmeden sonuç bizimdir. O sonucun neyse, artıysa hepimizindir, eksiyse sorumlu benim gereğini yapacağım.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Partisinin Bursa İl Başkanlığı’nı ziyaret etti. Sol Haber’in aktardığına göre, Akşener, “sosyal medyanın yarattığı yankı odalarının dışına çıkıp gerçekten vatandaşa dokunulduğu” bir çalışma biçimini 15 Eylül’den itibaren başlatacağını söyledi.

Genel seçim sonuçlarına da değinen Akşener şunları söyledi: “O seçimin sonuçlarıyla ilgili olarak suçlandık da suçlandık. Kabulümdür. Keşke her şeyin sorumlusu, hataların, eksiklerin sorumlusu bu gariban olsun. O olmadığı zaman demek ki her şey iyi olur anlaşılır ama öyle bir durum yok. Bunun sorumlusu hep beraber hepimiziz. O masada oturan 6 kişi ve 6 kişinin temsil ettiği her bir kişidir. Dolayısıyla ben sorumluluğumu partim adına kabul ediyorum.

Amma velakin asla kabul etmediğim bir şey var. ‘İYİ Partililer çalışmadı’ koskocaman kuyruklu bir yalandır. İYİ Parti’ye oy vermeyi düşünenlerin önemli bir kısmı kızdı, gitti. Onlara da saygım sonsuz ama İYİ Parti’yi cezalandıranlar Sayın Kılıçdaroğlu’na da oy vermediler, bize de oy vermediler. Biz de ceza gördük. Can baş üstüne. Bu hatadan, bu eksikten, bu yanlıştan neyse bunun adı bir ders çıkarıp, bir daha hataysa hataları tekrarlamayacağız. Çünkü seçmen velinimettir. Seçmenin dediği başımızın üstündedir.”

Akşener, genel seçimde yüzde 9,67 oranında oy aldıklarını hatırlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Yüzde 15-17’lerin konuşulduğu bir süreçte yuvarlarsak yüzde 10’luk bir oy almışsak üstü zaten bizi cezalandırmış dolayısıyla da herkesi cezalandırmış. Bize verilen oyla Sayın Kılıçdaroğlu’nun aldığı oyu ve diğer siyasi partilerin aldığı oyu toplayın işte bizim partimize oy verenlerin partililerimizin, seçmenimizin Sayın Kılıçdaroğlu’na gerçekten samimiyetle çalıştığını gösterir.

Dolayısıyla bana canlarının istediğini söylüyorlar. Ben siyasetçiyim, talep edenim. Ona saygı duymaya gayret ediyorum ama partililerime, arkadaşlarıma saygısızlık edeni çarparım. Hem de nasıl çarparım biliyor musunuz? Yüzlerini yere yapıştırırım yere. Şimdi saygısızlığın, şımarıklığın son bulduğu bir döneme giriyoruz. Dolayısıyla biz çalışacağız.”

“Onun bunun ağız kokusunu çekmeden…”

Genel İdare Kurulu (GİK), divan, milletvekilleri, il başkanlarıyla toplantılar yaptığını hatırlatan Akşener, genel seçimlerdeki oy kayıplarının nedenlerini bu toplantılardan öğrendiğini aktardı. O bilgilere göre bir yol haritası oluşturarak ona göre hareket edeceklerini vurgulayan Akşener, şunları kaydetti:

“Bugün burada ‘Vira Bismillah’ diyoruz. Yerel seçimlere hazırlanacağız. Her bir ilçe için mutlaka adayınız olacak. Onları konuşacağız. Bundan sonra Bursa’dan başlayarak gittiğim her yerde söyleyeceğim her ilçeye varsa her beldeye mutlaka arkadaşlarımızı hazır edeceksiniz. Biz bu seçimlere her bir yerde tek başımıza girecek gibi hazırlanacağız. Bu netlikle söylüyorum. Biz hür ve müstakil bir siyasi parti olarak bu seçimde kendimizin kaç kilo ettiğini tarttıracağız, göreceğiz, paylaşacağız.

Seçmene, milletimize anlatacağız kendimizi. Sosyal medya önemli ama sosyal medyanın yankı odalarından çıkıp kapı zili çalacağım ben, hepiniz çalacaksınız. Köylere gideceğim, hepiniz gideceksiniz. O insanlara dokunacağız. HDP’lilik üzerinden elini uzatanın eline vuruldu. Bunların hepsine ‘hayır’ diyerek yola çıkacağız kendi başımıza. Bunların neticesinde bütün sorumluluk bana aittir. Her kararı ortak veriyoruz ama elbette sorumluluk benimdir. Diyorsa ki kardeşim senden bir şey olmaz. O da can baş üstüne. Milletimiz de bilecek ki bu bir neredeyse referandumdur.

Anladınız mı? Şimdi onun için çok fazla çalışacağız. Çok insana ulaşacağız ve biz kendimizi tarttıracağız. Biz kaç kilo ediyoruz, göreceğiz. Buradaki hedefimiz elbette belediye başkanlıklarını almak ama en önemlisi onun bunun ağız kokusunu çekmeden, onun bunun üzerinden hakaret yemeden hak etmediğimiz isnatların karşısında başımız öne eğilmeden sonuç bizimdir. O sonucun neyse, artıysa hepimizindir, eksiyse sorumlu benim gereğini yapacağım.”

Akşener, konuşmasında, partisinin ilk belediye başkan adayını ilan ederek, Orhaneli İlçe Başkanı Mümtaz Arslan’ın Orhaneli Belediye Başkan Adayı olduğunu paylaştı.

Paylaşın

YSP’li Önder’den Muhalefete “Barış” Eleştirisi

Yeşil Sol Parti Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, sonuçsuz kalan “çözüm sürecini ve barışı” sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Barış isteyenlerin de muhatap seçme keyfiyeti söz konusu değildir. İktidar kadar muhalefetin de çözüm istemesi gerekli. Seçimlerde gördük, taraflar birbirlerini Kürt sorunu üzerinden terbiye ediyorlardı. Türkiye’nin yüzde 51’ini AKP, diğerini ise muhalefet temsil ediyor. Biraz da muhalefet çözüm süreci demeli, barış demeli…” ifadelerini kullandı.

Olası bir barış için “zihniyet inşasının” önemine de değinen Önder, “İster barış diyelim ister çözüm, sonuç değişmez, ikisi de zihinsel bir inşa ister ve zihinler inşa edilmediği sürece de bir şey üretemeyiz. Zihinleri inşa etmenin yolu da hakikatten geçer. İnsan hakikat uğruna fedakârlık yapabilir, bir şeyleri feda edebilir” dedi.

İmralı Heyeti’nde yer alan Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, sonuçsuz kalan “çözüm sürecini ve barışı” sürecine ilişkin Bianet‘e konuştu.

Kobani davası duruşmalarından birinde çözüm süreci için “niye gerçekleşmediğinin cevabını düşünmekle meşgulüm” sözünü hatırlattığımız Önder, şunları dile getirdi:

“Bunun için öncelikle ‘barış’ kavramına derinden bir bakmak gerekir diye düşünüyorum. Duruşmada bu sözü söyledikten sonra şöyle devam etmiştim: Barış üzerine söylenen en şahane sözlerin başında kuşku yok ki Spinoza’nın sözleri gelir. Ona bakılırsa ‘barış, savaşın olmaması demek değildir; o bir erdem, bir ruh hali, iyilikseverlik eğilimi, güven ve asalettir’. Barış elbette ki tek başına savaşın askıya alınması değildir. Evet, barış bir erdemdir, güven ve asalettir ve fakat iyilikseverlik eğilimi değildir. Ben kendimi iyiliksever olarak da tanımlamıyorum.”

Barış mücadelesinin “iyilik olsun diye” yapılamayacağını vurgulayan Önder, “Bir hayat felsefesi olarak, bir erdem olarak barışı savunuyoruz. Savaş çıkarmak kadar basit bir şey yoktur. Birinci dünya savaşında gördük, bir tetiğe basarsın, dünya tutuşur. Ya da Hitler gibi bir psikopat düğmeye basar, dünya alev alev yanar. Dünyanın bir tetiklik canı vardır. Peki ya barışın? Barış için neden bir butona basmak yetmiyor ve daha kötüsü elini tetikten çekince neden barış gelmiyor” dedi.

“Barış ferman edilmez, buyrulmaz”

“İşte burada tarihsel arka plana bakmak gerekir. Bilenler bilir, Roma İmparatorluğu’nun uzun yüzyıllarından bu yana barış, galibin koyduğu yasa olarak öğretildi bize. Galip olan, yakıp yıkan, ezen geçen, bir yasa buyuracaktı ve bunun adı barış olacaktı. Oldu da, böyle adlandırdılar çünkü: Pax Romana, Pax Ottomana dedikleri şey buydu. Ama bu gerçek bir barış değildi, olmadı da. Barışın muzaffer olanın fermanı olmadığına ezilen halkların ve sınıfların canlı tarihi şahit. Çünkü barış ferman edilmez, buyrulmaz.”

“Barış, ezilenin kafasını kırdıktan sonra onun kafasına sürülen pansuman değildir” diyen Önder, “Barış savaşın yedek lastiği değildir. En önemlisi de barış, savaş molası değildir. Savaşa virgül atmak hiç değildir. Eskiler boşuna dememişler, kılıç çeken el tutulmaz. Kılıçları kırmakla başlar barış. Barış erdemdir, feragattir, özgür iradelerin uyuşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Sürecin neden bozulduğunun cevabını da yukarıdaki belirlemelerde aramak gerektiğini söyleyen Önder, “Bizden kaynaklanan yetmezliklere dair değişik mecralarda yeterince vurgu yaptığımı düşünüyorum. Başında barış talebini yeterince toplumsallaştıramamak, geniş kitlelere bunun hayatiyetini yeterince etkili anlatamamak geliyor. Devletten kaynaklanan kısmına sayfalar yetmez. Yine de en önemli gördüğüm başlığı söyleyeyim; savaş politikası ve tekçilik, bu ülkede temel hükmetme biçimidir. Savaşsız bir yönetme kabiliyeti, Cumhuriyet tarihi boyunca gösterilememiştir” dedi.

“Heba edilmiş zeminlerden birisi…”

Süreç boyunca yapılan görüşmelerde Öcalan’ın özellikle Meclis nezdinde bir “meşruiyet ve resmiyet kazandırma uyarılarına” dair konuşan Önder, “Bir komisyon kuruldu Meclis’te, fakat muhalefetin katılım göstermemesi nedeniyle kadük kaldı. Bundan iktidarın çok rahatladığını tahmin etmek güç değil. İş görme biçimleri olarak toplumsal temsiliyetleri sürece dâhil etmek, birçok açıdan iktidarı zorluyordu. Sürecin sigortası olabilirdi bu komisyon. Heba edilmiş zeminlerden birisi olarak değerlendirebiliriz” diye konuştu.

Sürecin aktörlerinden biri olan Öcalan ile uzun bir süredir görüşme gerçekleştirilemiyor. Bu duruma dikkat çeken Önder, “Dünyanın hiçbir yerinde sonsuza kadar sürmüş bir savaş yoktur. Eninde sonunda, başta görüşmeler olmak üzere, başka mekanizmalar devreye girer. Bu sürenin uzaması ve tek boyutlu bir güvenlik meselesi gibi ele alınması, toplumsal kaybımızı arttırmaktan başka bir sonuç üretmiyor maalesef. İmralı üzerinde uygulanan tecrit, bu paradigmanın kısa vadede değişmeyeceğinin bir göstergesidir. Barışa gönül indiren herkesin itiraza buradan başlaması gerekir” dedi.

Sürecin bozulmasından bu yana artan toplumsal kutuplaşma ve göçmen karşıtlığına dikkat çeken Önder, “Türkiye’de “göçmen” derken akla ilkin Araplar (Suriyeli) geliyor. Araplara karşı bir nefret söylemi var. Bu en çok milliyetçilerin işine yarıyor. Fransa’nın milliyetçi partisinin başkanı Marine Le Pen şunu söylüyordu, ‘Fransızlar için Fransa’. Şimdi, bunu herkes kendisi için söylüyor. Kapıya gelmiş mağdur bir anda, milliyetçiliği şahlandırıyor!” diye konuştu.

“Derrida’nın Konukseverlik Üzerine makalesine gönderme yapan Sırrı Süreyya Önder o makalede Derrida’nın şu soruyu sorduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Peki siz kimsiniz?” Kimileri de insan sever gibi görünüyor, hakkı ve adaleti dışlıyor. Konukseverlik kapıya gelene düşman gözüyle bakmamaktır. Zaten, kapın varsa, bir sınır vardır, sen sadece o kapıyı açmışsındır. Bir de insanlar, istediği için kapını çalmamıştır. Kapıyı çalmak zorunda kalmıştır. Sorunun temelinde ise Suriye Savaşı var ve kimse bu savaşla ilgili bir şey söyleme cesareti göstermiyor. Oradaki savaşı meşru gör, sonra da Arapların istilasından söz et. Olur mu?”

“Eşitlik, zihinlerin kalıcı bir çözüm isteğiyle mümkündür”

Önder, “barış umudu elbette ki vardır” diyerek şunları kaydetti: “Barış isteyenlerin de muhatap seçme keyfiyeti söz konusu değildir. İktidar kadar muhalefetin de çözüm istemesi gerekli. Seçimlerde gördük, taraflar birbirlerini Kürt sorunu üzerinden terbiye ediyorlardı. Türkiye’nin yüzde 51’ini AKP, diğerini ise muhalefet temsil ediyor. Biraz da muhalefet çözüm süreci demeli, barış demeli…”

Olası bir barış için “zihniyet inşasının” önemine değinen Önder, “İster barış diyelim ister çözüm, sonuç değişmez, ikisi de zihinsel bir inşa ister ve zihinler inşa edilmediği sürece de bir şey üretemeyiz. Zihinleri inşa etmenin yolu da hakikatten geçer. İnsan hakikat uğruna fedakârlık yapabilir, bir şeyleri feda edebilir” dedi.

“Ben ve arkadaşlarım fedakârlık konusunda her zaman parmak kaldırdık. Bu anlamda Zerdüşt’e taş çıkarttık. Zerdüşt sürekli yeni yollardan geçer, geçtiği her yoldan, yeni bir lisan öğrenir. Biz de bir lisan öğrendik. Bu lisan iki kelimeydi eşitlik ve gelecek. Hakikat ve gelecek diyalektiğini bir arada ele alabilme iradesi gerçekleştiği zaman çözülmeyecek sorun yoktur. Eşitlik, zihinlerin kalıcı bir çözüm isteğiyle mümkündür. Ne düello ne rulet!”

Önder barış yoluna yeniden girmek için gereken şeyin ise “Vicdani cesaret!” olduğunu düşünüyor.

Paylaşın

Mansur Yavaş İddiaları Yalanladı: Adaysak CHP’den Adayız

“CHP’den aday gösterilmek istenmediğine” yönelik iddiaları yalanlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “Öyle bir daha parti değiştirmek falan yok. Bundan böyle adaysak CHP’den adayız” dediği öne sürüldü.

Mansur Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na bir kez daha aday olduğunu açıklamıştı. Yavaş, “Nasip olursa herkesin belediye başkanı olmaya devam edeceğim. Bu dönemde olduğu gibi yeni dönemde de, bir devlet adamına yakışır şekilde rozetsiz başkanlık yapmaya devam edeceğim” demişti.

Gazeteci Fatih Altaylı, “(Mansur Yavaş) Adaylığını açıkladı ama CHP içinde istemeyenler olduğunu biliyoruz. Çankaya Belediye Başkanı’nın da adı geçiyor. CHP istemezse İYİ Parti ister, hatta AK Parti bile onu ister” şeklindeki açıklamasına Mansur Yavaş’tan cevap geldiğini belirtti.

Yavaş’ın yanıtını köşe yazısında aktaran Altaylı, Yavaş’ın “Öyle bir daha parti değiştirmek falan yok. Bundan böyle adaysak CHP’den adayız” dediğini belirtti.

Öte yandan Altaylı, Mansur Yavaş cephesinden kendisine gelen değerlendirmeleri de paylaştı:

“Mansur Yavaş, yerel seçim öncesi 6’lı masanın bu denli moralsiz olmasına bir anlam veremiyor. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri kaybedildi ama 19 büyükşehri yerelde kazanacak oya ulaşıldı. Keza kazanılacak ilçe sayısında da artış var. Bu dağınık tablonun, bu birbirine düşmüş masanın kimseye faydası yok.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, Eylül ayı içinde 6’lı masanın liderlerini bir davet ile bir araya getirip, yerel seçimler öncesi yeniden bir fikri beraberlik ve ortaklaşa gidilecek bir yerel seçim için aynı masada buluşturmayı hedefliyormuş. 6 lidere bir anlamda “Kendimize gelelim” demeyi planlıyormuş ancak peş peşe gelen açıklamalar sonrası bundan vazgeçmiş gibi görünüyormuş.

Mansur Yavaş CHP’nin kendisini aday göstereceğinden kuşku duymuyormuş. Genel Başkan’ın İstanbul ve Ankara’da mevcut başkanlarla seçime gitme konusunda verdiği söze sadık kalacağını düşünüyormuş.

Yavaş’ın aday gösterilmesi halinde Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni kazanacağından kuşkusu yokmuş.

CHP dışında bir partiden aday olmaya niyeti olmadığı gibi, olması halinde kazanabileceğini düşünmüyormuş. CHP’nin Ankara’daki gücünü arkasına almayan bir adayın kazanma ihtimali olabileceğini düşünmüyormuş.

Aday olmak istediğini açıklamasının ise CHP yönetimine bir mesaj vermekle alakası yokmuş. Aday olduğunu, psikolojik üstünlüğü ele geçirmek için açıklamış. Aday olmayabilir dedikodularını kesmek ve İYİ Parti’ye de mesaj vermek amacıyla yapılmış bir açıklama olarak görmek gerekiyormuş.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, 6’lı masanın yeniden bir araya geleceğine ve yerel seçim öncesi stratejik bir işbirliği yapacağına hâlâ inanıyormuş ve şu anda yapılan açıklamaları biraz da iç hesaplaşma olarak görüyormuş.”

 

Paylaşın