NATO Üyeliği: İsveç’ten “Türkiye’nin Onay Sürecini Başlatmasını Bekliyoruz” Mesajı

Ülkesinin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyesi olmaya “tam olarak hazır” olduğunu açıklayan İsveç Dışişleri Bakanı Billstrom, Türkiye’nin onay sürecini başlatmasını beklediklerini söyledi.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Letonya’nın başkenti Riga’ya düzenlediği ziyaret sırasında ülkesinin NATO üyelik sürecine dair açıklamalarda bulundu.

İsveç’in NATO’ya katılmaya  “tam olarak hazır” olduğunu ifade eden Billstrom, Türkiye’nin onay sürecini başlatmasını beklediklerini ifade etti.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

Türkiye ve Macaristan’daki onay süreçlerinin tamamlanması sonrasında Finlandiya Nisan ayında 31’inci üye olarak İttifak’a katılmış, ancak Türkiye ve Macaristan’ın İsveç konusundaki çekinceleri sürmüştü. Bir ülkenin NATO’ya üye olabilmesi için tüm İttifak üyelerinde hükümetlerin onayının ardından meclis onayının da bulunması gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 11 ve 12 Temmuz tarihlerinde Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine yönelik itirazını kaldıracağını duyurmuştu.

İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü onaylayacak yerin TBMM olduğunu vurgulayan Erdoğan, onayın Ekim ayına yetişip yetişmeyeceğiyle ilgili bir soruya, “Şimdi bizim iki aylık bir meclis tatili var. Tabii Ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil.

Zira birçok uluslararası sözleşmeler var birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Tabii bunların önem sırasına göre bu attığımız adım da burada yerini alacak. Ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek hedefimiz” demişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, üç aylık aranın ardından mesaisine 1 Ekim Cumartesi günü yeniden başlayacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

CHP’li Öztrak’tan Meral Akşener’e Sert Yanıt: Yolları Açık Olsun

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘yerel seçim’ açıklamaları sorulan CHP’li Öztrak, “Biz her türlü fedakarlığı yaptık, yapılan eleştirileri sineye çektik. Kan kustuk kızılcık şerbeti içtik. Ama gitmek isteyene kal demeyiz, Yolları açık olsun, kendileri bilir” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak bu sabah Fox TV’de yayınlanan Çalar Saat programına konu oldu.

Gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Öztrak’a İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘yerel seçim’ açıklamaları da soruldu. CHP’li Öztrak’a programda İYİ Parti’nin ittifak olmadan seçimlere gitme kararına ilişkin soruya, ‘Yolları açık olsun’ cevabını verdi.

Programın sunucusu Ezgi Gözeger’in Faik Öztrak’a yönelttiği, ‘Yerel seçimlerde yeniden ittifak olur mu?’ sorusuna ise “Biz her türlü fedakarlığı yaptık, yapılan eleştirileri sineye çektik. Kan kustuk kızılcık şerbeti içtik. Ama gitmek isteyene kal demeyiz, Yolları açık olsun, kendileri bilir” diye yanıt verdi.

“Balıkesir ve Denizli’yi İYİ Parti yüzünden kaybettik”

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal da katıldığı yayında 2019 yılında CHP’li adaylarla kazanılabilecekken Balıkesir ve Denizli büyükşehir belediyelerinin İYİ Parti’ye bırakıldığını ve bu yüzden kaybedildiğini söyledi.

Sarıbal şu ifadeleri kullandı: “2019 yılında Balıkesir’i İYİ Parti’ye vermişiz Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanımız olsa kazanacağımız. Denizli’yi yine İYİ Parti’ye vermişiz Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanımız olsa kazanacağımız. Somut iki ili de içine alarak konuşuyorum.

Bugün İYİ Parti’nin hele de tabanının Cumhuriyet Halk Parti tabanının bir kısım Anavatan, Doğru Yol Partisi’nden gelen kesim olarak değerlendirdiğimizde İYİ Parti’nin Genel Başkanı’nın iradesi elbette olur ama yerelde tabanda bir işbirliğine itiraz etmesi hem kendisine dair, hem siyasi geleceğine dair hem partinin kurumsallığına dair hem de toplumdaki tepkisel tutumlar açısından olumsuz olacağını ben buradan biliyorum. Meral Akşener’in de bunu bildiğini düşünüyorum.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fatih Altaylı’nın programına konuk olarak, 81 ilde ayrı aday çıkaracaklarını ve büyükşehirlerde de seçime kendi adayları ile gireceklerini söylemişti.

Paylaşın

Soyer’den Akşener’e İttifak Yanıtı: İYİ Parti Olmasa Da İzmir’de Bir Kayıp Olmaz

İYİ Parti ile ittifak yapılmaması halinde CHP için bir kayıp olup olmayacağına ilişkin soruyu yanıtlayan İBB Başkanı Tunç Soyer, “İzmirlilerin çok net bir duruşu ve tercihi var. Bu duruş kolay sarsılacak bir şey değil” dedi ve ekledi:

“İzmirliler en net, demokrasiye sahip çıkar. İzmir’de demokratik bir seçim süreci yaşanacak, sonuna kadar da demokrasi işleyecek. Bu son derece sağlıklı bir süreç olacak. Ben kayıp olacağını düşünmüyorum. Hiçbir kayıp olmaz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, her yerde seçime ayrı gireceklerini açıklarken, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer karara ilişkin ilk değerlendirmesini yaptı.

İzgazete’den Gizem Taban’a konuşan Soyer “Anlaşılan o ki genel seçimlerde olduğu gibi bir çatı ittifakı kurulmayacak gibi… Ama ben zaten ilk günden beri söylüyorum, Sayın Genel Başkanımıza da arz ettim. Genel seçim ile yerel seçimin dinamikleri çok farklı… Yerel seçimlerde ittifak zaten her ilin, her ilçenin kendine özgü koşulları içinde kurulur. Bunu serbest bırakmak birkaç fayda yaratır.

Her partinin, kendi sözü neyse, eğilip bükülmeden söyleme imkanı olur. Seçmen daha kolay tercih yapacak bir seçenekle karşılaşır. Bu aynı zamanda başkan adaylarına da hareket alanı bırakır. Her partinin kendi söylemleriyle, politikalarıyla, yerel yönetim deneyimleriyle seçmenin karşısına çıkmasını sağlıklı buluyorum. O nedenle bu konuda herhangi bir olumsuz fikir taşımıyorum” diye konuştu.

“Rekabet her zaman faydalıdır”

Soyer, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İzmir için Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı konusunda Ümit Özlale’yi işaret etmesi hakkında ise “Rekabet her zaman faydalıdır. Bunda herhangi bir beis yok” dedi.

Soyer, İzmir’de İYİ Parti ile İttifak yapılmaması halinde CHP için bir kayıp olup olmayacağına ilişkin soruya ise şöyle yanıt verdi: “İzmirlilerin çok net bir duruşu ve tercihi var. Bu duruş kolay sarsılacak bir şey değil. İzmirliler en net, demokrasiye sahip çıkar. İzmir’de demokratik bir seçim süreci yaşanacak, sonuna kadar da demokrasi işleyecek. Bu son derece sağlıklı bir süreç olacak. Ben kayıp olacağını düşünmüyorum. Hiçbir kayıp olmaz.”

Paylaşın

BBP Lideri Destici’den Meral Akşener’e İttifak Çağrısı

İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde aday çıkaracaklarını dile getiren İYİ Parti Lideri Meral Akşener’e çağrıda bulunan BBP Lideri Mustafa Destici, “İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı içerisinde yer almasını arzu ederiz” dedi ve ekledi:

“Bu sadece yerel seçimlere mahsus bir şey değil. Biz, Türk devletinin varlığını daha güçlü bir şekilde devam ettirmesi, ülkenin bütünlüğünün muhafazası ve Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, milletin kardeşliği açısından milli, manevi hassasiyetleri yüksek olan, devletin varlığını, ülkenin bütünlüğünü, milleti önceleyen herkesin bir araya gelmesini arzu ediyoruz.”

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Eskişehir’de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gazete Duvar‘ın aktardığına göre; Destici, “İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı’na katılacağı yönünde söylentiler var. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Geçtiğimiz genel seçimlerde de ben aslında İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı içerisinde yer alması gerektiğini ifade etmiştim. Eğer İYİ Parti, Cumhur İttifakı çatısı altında seçimlere girmiş olsaydı bugün yaşananlar kendileri, kendi partileri ve kendi bulundukları ittifak açısından yaşanmamış olurdu. Biz kendilerini defaten uyardık. Yani o ittifakta, karşı ittifakta, Milli İttifakı’nda PKK olduğunu, PKK’nın uzantıları HDP’nin, Yeşil Sol’un, DHKPC’nin uzantıları olduğunu, TİP’in, TİKKO’nun uzantıları olduğunu ifade etmiştik, söylemiştik.

Ama o zaman kulaklarını kapattılar, bildikleri yolda devam ettiler. Ama seçim bittikten sonra şu anda herkes orada eteğindeki taşı döküyor. Şu anda en çok eteğinde kimin taş birikmiş diye bakıyoruz. İYİ Partililerin eteğinde çok taş birikmiş. Şu anda onlar inanılmaz bir şekilde Millet İttifakı’na, Cumhuriyet Halk Partisine, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanına, adaylarına yönelik her şeyi söylüyorlar ve seçimin kaybedilmesinin sorumlusu olarak da Kemal Bey’i, Cumhuriyet Halk Partisini ve onların kadrolarını görüyorlar.

Bu saatten sonra da Cumhuriyet Halk Partisiyle tekrar yerel seçimlerde bir ittifak yapabilirler mi? Bütün bu yaşananlara ve İYİ Parti’nin ortaya koyduğu bu zikzak siyasetine baktığımda her şey olabilir diye görüyorum. Bir kere daha genel seçimlerde yaptığımız çağrıyı yapıyoruz. Biz elbette ki İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı içerisinde yer almasını arzu ederiz. Bu sadece yerel seçimlere mahsus bir şey değil. Biz, Türk devletinin varlığını daha güçlü bir şekilde devam ettirmesi, ülkenin bütünlüğünün muhafazası ve Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, milletin kardeşliği açısından milli, manevi hassasiyetleri yüksek olan, devletin varlığını, ülkenin bütünlüğünü, milleti önceleyen herkesin bir araya gelmesini arzu ediyoruz.”

“İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde ayrı seçime gireceğiz”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fatih Altaylı ile yaptığı söyleşide yerel seçimlere ilişkin ittifak düşünmediklerini belirterek İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde ayrı seçime gireceklerini söylemişti.

Akşener, yerel seçimlere ilişkin yaptığı açıklamada, “İttifak sistemi içinde yer almamaya kararlıyız” ifadelerini kullanmıştı. Yerel seçimlerdeki olası bir başarısızlık için de Akşener, “Bedelini ödeyeceğim, tüm sorumluluk bana ait. Bana ‘Tayyip Erdoğan’a yanladı’ diyenler dahil herkes istediğini söyleyebilir. Umurumda değil. İki; biz bu partiyi CHP’nin adaylarını seçtirmek için kurmadık. Bitti” dedi.

Paylaşın

AK Parti ‘Yeni Orta Vadeli Program’ İle İddialı Hedeflere Veda Etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ında katıldığı ve bir konuşma yaptığı törende, ekonominin 2024-2026 dönemine ilişkin enflasyon, istihdam, büyüme gibi temel makro hedeflerinin yer aldığı Orta Vadeli Program (OVP) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklandı.

Ardından Orta Vadeli Program’ın (OVP) onaylanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. Gerek yurt içi gerekse yurt dışı yatırımcılar ve piyasa oyuncuları tarafından merakla beklenen OVP’de, enflasyon beklentilerindeki artış ile büyüme beklentilerindeki düşüş dikkat çekti.

Hükümet uzun yıllardır sürdürdüğü yüzde 5 ve üzeri büyüme hedefini 2023 için yüzde 4,4’e, 2024’te yüzde 4’e ve 2025’te yüzde 4,5’e çekti. AKP’nin daha önceki yıllarda Cumhuriyet’in 100. yılı olan 2023 için koyduğu 500 milyar dolarlık ihracat hedefinin ise 2023 sonunda 255 milyar dolar seviyesinde gerçekleşeceği tahmini kayıtlara geçirildi. İhracatın 2024’te 267 milyar dolar, 2025’te 283,6 milyar dolar, program sonunda 302,2 milyar dolar olması hedeflendi. Enflasyonda ise TCMB’nin yüzde 58’lik yıl sonu tahmini yüzde 65’e yükseltildi. Enflasyon hedefi gelecek yıl için yüzde 33, 2025 için yüzde 15,2, 2026 için yüzde 8,5 olarak belirlendi.

Yeni OVP, iş dünyası temsilcilerinin katılımı ile düzenlenen toplantıyla dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde açıklandı. OVP tahmin ve hedeflerini Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz duyururken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da programın genel görünümüne ilişkin bir konuşma yaptı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise sosyal medya hesabından Orta Vadeli Program: Makro-finansal istikrar, dezenflasyon ve yapısal dönüşüm…” açıklaması yaptı.

Peki yeni OVP’deki hedef ve öngörüler ne kadar gerçekçi ve bu hedeflere ulaşmak mümkün mü?

OVP’yi DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’a değerlendiren Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu’na göre hükümet, ekonomide geçmiş yılların iddialı hedeflerinden geri adım attı. Buna karşın ülke ekonomisinin sıkıştığı bu dönemde, yeni OVP’deki mütevazı hedeflere bile ulaşmanın çok zor olduğunu kaydeden Prof. Kozanoğlu, “Şöyle ki, 2024-2026 arasındaki üç yılda toplam 96,4 milyar dolar cari açık bekleniyor. Bu dönemde Merkez Bankası rezervlerini de takviye etmek gerektiği için en az 150 milyar dolar dış kaynak girişine gereksinim var. Bu da ancak sıkı para politikaları, yüksek faiz, sıcak para girişine elverişli bir ortam sunmakla olanaklı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Yeni OVP’de işsizliğin 2024’te yüzde 10,3’e çıkacağının tahmin edildiğini hatırlatan Kozanoğlu, “Bu işsizlikte sınırlı bir artışa işaret etse de, bir ekonomi yönetiminin daha fazla yurttaşını yedek iş gücü ordusuna katacak bir projeksiyon yapması da manidar. Kaldı ki işsizliğin bu oranda durması da kolay değil” yorumunda bulunuyor.

OVP’de çokça üzerinde durulan başlıklardan biri de Türkiye’de her geçen gün hayat pahalılığına yol açan ve özellikle milyonlarca sabit gelirlinin alım gücünü eriten enflasyon oldu.

Yeni OVP’de 2023 yıl sonu enflasyon beklentisinin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) enflasyon tahmininin 7 puan üzerine çıkılarak yüzde 65 olarak belirlendiğine işaret eden Kozanoğlu, “Bu tahmin artışı, enflasyonda trendlerin bu düzeyde kalmasının da zor olduğu izlenimi veriyor. Gelgelelim 2024 yılı yüzde 33 enflasyon hedefi ise revize edilmemiş” diyor.

Yeni OVP’de 2023 yılı için ortalama dolar kuru 23,9 TL olarak belirlenirken, 2024’te ise ortalama dolar kuru yüzde 54 artışla 36,8 TL’ye çıkarıldı. Ancak aynı dönemdeki enflasyon beklentisi yüzde 33’te kaldı.

Prof. Kozanoğlu, bu durumun TL’de ciddi bir reel değer kaybı yaşanacağına işaret ettiğini belirterek, “Buna karşın dolar kurunun 2025’te yüzde 20 artışla 43,9 TL ve 2026’da yüzde 8,8 artışla 47,8 TL olması bekleniyor. Bu 2024’te doların sıcak paraya cazip gelecek şekilde yükseldiği, sonra da istedikleri zaman çıkışlarına izin verecek şekilde istikrar kazandığı bir senaryoya denk geliyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kozanoğlu’na göre, ortalama yurttaş açısından OVP’nin hedefleri tutsa bile; işsizliğin arttığı ve enflasyonun sürdüğü “pek de iç açıcı olmayan bir yol haritası” sunuluyor.

İş dünyasından ‘Orta Vadeli Program’a destek geldi

OVP’nin açıklanması sonrasında iş dünyası temsilcilerinden destek mesajları geldi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, iş dünyasının geleceğe dair yol haritası beklediğini hatırlatarak, “Orta Vadeli Program’ı belirsizliği azaltma noktasında son derece önemli görüyoruz. Ekonomik aktiviteye ivme sağlamasını, öngörülebilirliği artırmasını bekliyoruz” dedi. TOBB Başkanı, programın temel amaçlarına ulaşmak için ortaya konan reformların belirlenen takvimlendirme çerçevesinde hayata geçirilmesini beklediklerini vurguladı.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de yazılı açıklamasında, yeni OVP’nin ortak akıl ve istişarenin bir ürünü olduğunun altını çizerek, “Geçtiğimiz dönemde yüksek enflasyon sebebiyle üretim ve satış aşamalarında fiyat tutturmakta zorlandığımız günleri yaşadık. İnşallah önümüzdeki dönemde daha istikrarlı bir çizgide ilerleyecek ve bu sorunları aşacağız” diye konuştu.

Kırklareli Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın’a göre, iş dünyasından hükümete verilen destek mesajlarına karşın, yeni OVP ekonomide bir “istikrar programı” ortaya koymaktan çok uzak.

OVP’nin ilk açıklanmaya başladığı 2006 yılından beri ekonomi yönetiminin üç yıllık dönemde uluslararası finans kapital çevrelerine verdiği taahhüdü içerdiğini anımsatan Prof. Alçın, “Uluslararası yatırımcı OVP’deki hedeflerin kendi arasında tutarlı olup olmadığına bakar. Örneğin büyüme hedefi ile bütçe açığı ve enflasyon ilişkisine dikkat eder. Buradan bakınca yeni OVP için dağ fare doğurdu diyebiliriz. OVP yapısal bir reform içermiyor, bu açıdan uluslararası kurumların referans alacağı nitelikte bir metin olduğunu söyleyemeyiz” diyor.

2023 sonu için enflasyon beklentisinin yüzde 58’den yüzde 65’e yükseltilmesinin mevcut sıkı para politikasının çok da işe yaramadığının bir itirafı olduğunu dile getiren Prof. Alçın’a göre, büyüme hedeflerinin yüzde 5’in altına çekilmiş olması da genel seçim öncesinde daha “dengeli” bir seyir izleneceğini gösteriyor.

OVP’deki beklenti ve hedeflerin 31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimlerin yaratacağı atmosfere uygun şekilde dizayn edildiğini öne süren Alçın, şu görüşleri dile getiriyor:

“Yerel seçim süreci boyunca kapsamlı bir enflasyonla mücadele programı uygulanmayacağını söyleyebiliriz. Hatta seçimlere kısa süre kala, bütçe harcamalarını artıracak bazı uygulamalar görebiliriz. Yakın vadede Türkiye ekonomisi açısından çok da umut vaat edecek bir durum ortaya çıkmıyor. OVP bu kapsamda iç kamuoyuna dönük yerel seçim öncesi bir propaganda aracı olarak kullanılıyor. Yani bir süredir halkla ilişkiler kampanyası gibi yürütülen ekonomi politikasının seçime yaklaşılan süreçte de devam edeceğinin bir göstergesi.

Paylaşın

İYİ Parti: İttifak Sistemi Sadece Muhalefete Değil, Türkiye’ye Kaybettirdi

İYİ Parti’de tüm yönetim kadroları ve parti teşkilatlarında yerel seçimlerde 81 ilde aday çıkarmak ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile işbirliği yapmadan yola devam etmek konusunda fikir birliği sağlanmış gözüküyor.

Parti yöneticilerine göre bu eğilimin ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden biri “seçim yenilgisinden gerekli dersin çıkarılmaması”. İttifak sisteminin sadece muhalefete değil tüm Türkiye’ye kaybettirdiğini uzun süredir dillendiren İYİ Parti, bu sistemin açığa çıkardığı otoriterleşmenin sadece iktidarda değil ana muhalefette de görünür olduğu fikrinde.

İYİ Partili bir yetkiliye göre; “CHP herkesin kendine göre konumlanmasını istiyor ve bunu giderek otoriterleşen, siyasi etikten uzak bir üslupla yapıyor. İYİ Parti’nin kendine mecbur olduğunu düşünüyor.”

Geride bıraktığımız seçimin kaybedeni muhalefet partilerinin yerel seçimlerde nasıl bir strateji izleyeceği, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere yeni işbirliklerinin gündeme gelip gelmeyeceği son günlerin önemli gündemi. Bu tartışma devam ederken İYİ Parti’den son derece net bir açıklama geldi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fatih Altaylı’nın YouTube kanalında İstanbul ve Ankara dahil tüm şehirlerde kendi adaylarını çıkaracaklarını söyledi; seçimlerdeki olası bir başarısızlık için de “Bedelini ödeyeceğim, tüm sorumluluk bana ait” dedi.

“Akşener de sahada olacak, teşkilatları dinleyecek”

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın İYİ Parti kurmaylarından edindiği bilgiye göre Akşener’in açıkladığı bu tutum, İYİ Parti teşkilatlarıyla yapılan istişareler ve yönetim kadrolarının kapsamlı değerlendirmeleri sonucunda netleşti. Bu tutum önümüzdeki hafta çarşamba günü yapılacak İYİ Parti Genel İdare Kurulu (GİK) toplantısında karara bağlanacak.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de kendi oyunun bu yönde olduğunu ifade edecek. GİK’ten kararın çıkmasıyla birlikte İYİ Parti 81 ildeki adaylarını belirlemek üzere çalışmalarına başlayacak. Eş zamanlı olarak Akşener de sahada olacak, teşkilatları dinleyecek.

Parti yöneticilerine göre GİK’te alınan bir karardan geri adım atılması çok zor. Peki, 26 Ağustos Afyon konuşmasında tüm liderlere yerel seçimlere ayrı ayrı girme çağrısı yapsa da ‘Hür ve müstakil İYİ Parti’ vurgusunu sık sık dillendirse de CHP ile il bazlı işbirliklerine kapılarını tam olarak kapatmayan İYİ Parti’yi bu net cümleleri kurmaya iten ne oldu?

Parti kurmaylarına göre bu netlikte bir açıklamanın gelmesinin birkaç sebebi var. Bunlardan ilki ve en önemlisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın hiçbir müzakere sürecini işletmeden adaylıklarını ilan etmiş olması. İki belediye başkanının Akşener’in Afyon konuşmasından sonra adaylık ilan etmesinin, işbirliği kapılarını kapatmayan “siyasi nezaketsizlik” olduğunu düşünen parti kurmayları, bu tutumun İYİ Parti’yi ve seçmenini “garanti” gören bir anlayışın tezahürü olduğunu da ifade etti.

İYİ Parti kurmayları, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ankara ve İstanbul’da dominant parti CHP’dir” açıklamasının da parti içinde rahatsızlık yarattığını belirtti. Hiçbir zaman “rest çekmediklerini”, “el yükseltmediklerini” belirten yetkililer, tam aksine iktidara kaybettirecek işbirliklerine açık olduklarını çok kez ifade ettiklerini söyledi. İYİ Parti’nin bu tutumuna karşın iki belediye başkanının adaylık ilanının ve Kılıçdaroğlu’nun ‘dominant parti’ açıklamasının peş peşe geldiğini hatırlatan kurmaylar, bu gelişmeler için “bize hareket alanı bırakmayan hamlelerdi’ değerlendirmesini yaptı.

Parti kurmaylarına göre Akşener’in yerel seçimlere ilişkin stratejiyi netleştiren açıklamasını erkene çeken etmenlerden biri de İYİ Parti etrafında yoğunlaşan “dedikodular” oldu. Parti yöneticileri, İYİ Parti ve CHP arasında kapalı kapılar ardında yerel seçim pazarlığı yapıldığı iddialarının son bulması için de bu netlikte bir açıklamaya ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Akşener’in söz konusu açıklamasıyla ‘İYİ Parti’yi yıpratma amaçlı ‘dedikoduların’ önünün kesildiğini ifade eden parti kurmayları, parti içinde de bir netleşmenin sağlandığını belirtti. Partinin teşkilatlarından milletvekillerine kadar tüm kadrolarının bu netleşmeyi beklediğine, bugüne kadar bu netleşme sağlanamadığı için zaman zaman yanlış anlaşılmaya müsait açıklamalar yapıldığına dikkat çeken kurmaylar, Akşener’in açıklamalarının parti için de bir yol haritası olacağı ve dil birliği sağlayacağı görüşünde.

Akşener’in açıklamasını hızlandıran bir diğer sebep de yerel seçimlere hazırlanmak için yeterli süreyi sağlamaktı. 81 ilde kendi adaylarını çıkaracak olan İYİ Parti, pek çok ilde yepyeni isimlerle yarışacağı için bu isimlerin tanıtılması, kendilerini seçmene anlatabilmesi için birkaç ayın yeterli olmayacağı görüşünde. Akşener’in açıklamasıyla birlikte bu sürenin sağlandığını belirten kurmaylar GİK’ten karar çıkmasının ardından İYİ Parti’nin hızla sahaya inerek adaylarını tespit edeceğini ifade etti ve “Adaylarımızı bir an önce duyurmak ve bir an önce seçim çalışmalarına başlamalarını sağlamak istiyoruz” dedi.

İYİ Parti’nin Akşener’in son açıklamasıyla birlikte netleşen tutumunun uzun süren muhakemeler sonucu ortaya çıktığı vurgulanıyor. Partinin tüm yönetim kadroları ve teşkilatlarında 81 ilde aday çıkarmak ve CHP ile işbirliği yapmadan yola devam etmek konusunda fikir birliği sağlanmış gözüküyor.

Parti yöneticilerine göre bu eğilimin ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden biri “seçim yenilgisinden gerekli dersin çıkarılmaması”. İttifak sisteminin sadece muhalefete değil tüm Türkiye’ye kaybettirdiğini uzun süredir dillendiren İYİ Parti, bu sistemin açığa çıkardığı otoriterleşmenin sadece iktidarda değil ana muhalefette de görünür olduğu fikrinde. İYİ Partili bir yetkiliye göre; “CHP herkesin kendine göre konumlanmasını istiyor ve bunu giderek otoriterleşen, siyasi etikten uzak bir üslupla yapıyor. İYİ Parti’nin kendine mecbur olduğunu düşünüyor.”

Gene parti yöneticilerine göre geride bırakılan seçim süreci iki parti arasındaki güven ilişkisini zedeledi. Bir kısmı kamuoyuna yansıyan, “kabul edilemez” çok fazla hamle olduğunu anlatan parti yöneticileri, bu denli zedelenmiş bir ilişkiyi devam ettirmenin çok zor olduğunu ifade etti.

“Türkiye’yi yönetmeye adayız”

2018’den bu yana yapılan seçimlerde muhalefetin tüm gücünü birleştirmesine rağmen yüzde 48’i aşamadığını vurgulayan parti yetkilileri, bu sıkışmışlığı aşmak için bir alternatif inşa edilmesi gerektiğine dikkati çekti. Bir parti yöneticisi “Birleşe birleşe kazanacağız’ güzel slogandı. Birleşe birleşe kazanamadık ama ayrışa ayrışa kazanma ihtimalimiz var. İktidara alternatif oluşturmak için ayrışmak gerekiyor” dedi.

Kuruldukları günden bu yana iktidara kaybettirme misyonuyla hareket etmek zorunda kaldıklarını, bir alana sıkıştırıldıklarını ve parti kimliğini ortaya koyamadıklarını ifade eden İYİ Partililer, “Şimdi İYİ Parti’yi anlatma zamanı” diyor.

Türkiye’yi AK Parti korkusuyla ya da CHP korkusuyla bölmenin, sıkıştırmanın demokrasiyi yok ettiğini belirten partililer, “Biz bir yol açacağız. Bu yolun ilk durağı yerel seçimler, ikinci durağı da genel seçimler. Biz Türkiye’yi yönetmeye adayız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

YSP Eş Sözcüsü Akın: İktidar Ekonomide Günü Kurtarma Peşinde

İktidarın uyguladığı ekonomi politikalarını eleştiren Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “Ekonomi yönetiminin bazı soyut söylemler dışında net bir enflasyonu düşürme planı yok. Umut bağladıkları tek çözüm, bireylerin borçlanmalarını zorlaştırmak, kredi kartı harcamalarını kısıtlamak. Bu, orta ve alt sınıflar için hayat standardının daha da düşmesi demektir. Bunun başka bir sonucu da kapımızın eşiğinde bekleyen büyük bir ekonomik durgunluk dalgasının, azalan mal ve hizmet talebi nedeniyle neden olacağı daha derin bir kriz olacak” dedi ve ekledi:

“IMF müdahalelerine kapıyı sonuna kadar açan iktidar, ekonomide sadece günü kurtarma derdinde. Erdoğan yıllardır dilinden düşürmediği “faiz sebep, enflasyon sonuç” sözünün tam tersi bir pratiğe şimdi sessiz kalıyor. Çünkü yerel seçimler atlatılana kadar ekonomide bir istikrar varmış algısı yaratılmak isteniyor. Ekonomik çöküntü asıl yerel seçimlerden sonra ağır bir şekilde hissedilecek.”

Akın, açıklamasının devamında, “Türkiye’de başta demokratikleşme olmak üzere temel sorun alanlarında acil önlemlerin alınması ve hem siyasal hem de ekonomik alanda yapısal reformların yapılması gerekiyor. Ekonomik ve sosyal hayata dair güveni tesis etmenin yolu ise hiç kuşkusuz demokratik ve katılımcı bir devlet yönetim sistemini kurmaktan geçer. Bu anlamda toplumsal ve siyasal alanda olduğu gibi ekonomik alanda da öncelikli ihtiyacımız demokratik bir sistemin inşa edilmesidir” ifadelerini kullandı.

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü ve İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Gazete Duvar’dan Nuray Pehlivan‘a konuştu. Akın’ın açıklamalarından öne çıkan kısımlar şöyle:

İktidarın değişme umudunun güçlü olduğu, sonuçları itibari ile de neredeyse toplumun yarısının siyasetten düştüğü seçim sonuçlarından sonra muhalefetin tutumuna dair neler söylersiniz?

Siyasal muhalefet mayıs seçimlerinde iktidarı değiştirme amacında başarılı olamadı. Bu durumun gerçekleşmesinde hem muhalefetin parçalı ve dağınık hali hem de iktidarın bütün devlet olanaklarını kullanarak eşit olmayan koşullarda gerçekleştirdiği ‘sopalı seçim’ etkili oldu. Bugün ihtiyacımız olan şey güçlü bir çıkış ve bu çıkış için halkı ikna edebilecek güçlü bir siyasi söylemdir. Yerel seçimlere doğru yaklaştığımız bu dönemde halkın siyasete ilgisini yeniden yükseltmemiz ve siyasal muhalefete karşı sarsılan güveni güçlendirmemiz gerekiyor. Yani siyasal muhalefet, toplumsal muhalefetle arasında oluşmuş açı farkını kapatmak, toplumun bütün kesimleriyle gevşemiş olan bağını yeniden kurmak zorunda.

Böylesi bir dönemde, yani halkın alternatifsizliğe itildiği, siyasi alanda pasifize edildiği bir dönemde biz Yeşil Sol Parti olarak, ciddi, kapsamlı eleştiri ve öz eleştiri süreçlerinden geçerek, 3’üncü yol çizgimizle, bu iklimde gerçek anlamda muhalefet ve mücadele dinamiği olduğumuzu ifade ediyoruz. Bugünkü siyasal haritaya baktığımızda mevcut saray rejimine karşı gerçek anlamda eleştiri getirip AKP-MHP iktidarının yarattığı yıkıma karşı en kapsamlı çözüm önerilerini sunan başlıca siyasal odak Yeşil Sol Parti etrafında toparlanmış olan Emek ve Özgürlük İttifakı’dır. Yeşil Sol Parti’nin, önümüzdeki süreçte en önemli sorumluluklarından birinin de muhalefet cephesindeki bu dağınık hali ortadan kaldıracak hamleleri yapmak olduğunu düşünüyoruz.

HDP seçim sonrası bir nevi başarısız olduğunu ilan edip öz eleştiri sürecini başlatacağını söyledi. Ardından da eş başkanlar değişti. Öncelikle bu kadar baskının ve muhalif alan içinde politika yapmanızın sınırlı olduğu bir süreçte bir yenilgi değerlendirmesi partinin kendisine yaptığı abartılı bir öz eleştiri değil mi? Ne dersiniz?

Biz kendimizle yüzleşmeye eleştiri ve özeleştiri süreçlerini işletmeye devam ediyoruz. İçinde bulunduğumuz ağır saldırı koşullarına ve bizi yok etmek için bütün devlet gücüyle yürütülen eşitsiz, adaletsiz, hukuksuz bir seçim yaşamamıza rağmen sorunlarımızı örtmüyor ve kendimizi yenilemeye çalışıyoruz.

Bu dönemin yarattığı ortamı kötüye kullanmak üzere harekete geçirilmiş bazı kişi ve çevrelerin ağır, haksız, adaletsiz linç kampanyası yaptıklarına da tanıklık ettik. On yıldır Yeşil Sol Parti olarak yaşadığımız birikim, HDP paradigması çerçevesinde tarihsel bir buluşmaya dönüştü. Bu bizim için geleceğimizin yol haritası olmaya devam edecek. HDP pratiği ve deneyimi sadece ülke halklarına değil bütün ezilenlere rehber oldu, umut oldu. O nedenle sorumluluğumuzun farkındayız. Haklı eleştirilerle daha büyük daha geniş kapsamlı mücadele hattını yeniden inşa edeceğiz. Ama haksız, adaletsiz ve iyi niyetli olmayan saldırıların bizi demoralize etmesine izin vermeyerek kararlı bir şekilde mücadeleye devam edeceğiz

Türkiye’de Akbelen’le tekrar gündeme gelen ve aslında hiç eksilmeden birçok bölgede devam eden ekoloji mücadelesi ile emek, eşitlik ve özgürlük mücadelelerinin birlikteliği, birbirlerini besleyen bir perspektifle başka bir seçenek yaratılabilir mi? Bu konuda Yeşil Sol Parti olarak nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Kapitalizmin bugün geldiği aşamada bu konuları birbirinden ayrıştırmak mümkün değil. Farklı alanlarda süren mücadelelerin hepsi kapitalizmin rant ve kâr hırsından kaynaklanıyor. Alanları birbirinden koparmak emekçileri karşı karşıya getiriyor. Akbelen’de direnenlerin önüne madende çalışanlar dikilmek isteniyor. Eşitlik ve özgürlük isteyen Kürt halkının karşısına yoksullaşan Türk halkı konuluyor. Dolayısıyla bize bunları bütünlük içinde ele alacak bir anlayış, dört adalet anlayışı lazım.

Akbelen’deki ekoloji direnişi bize bir şeyler söylemeye çalıştı. Toplumsal bir hareket olarak ekolojik bir direniş, bütün siyasetin gündemini oluşturdu. Toplumsal muhalefetin tek bir çizgiden yürütülmeyeceğinin, bu zamana kadar gündeme getirilmeyen ya da geldiyse bile ağaç sevgisine indirgenmekten öteye gitmeyen ekoloji meselesinin aynı zamanda politik bir mesele olduğunu, çeşitli toplumsal, ekonomik ve siyasi boyutlarının bulunduğunu bizlere gösterdi.

Bu talan süreci hızlansın diye devletin kaynakları seferber ediliyor, kolluk güçleri doğasını korumak isteyen halkın karşısına dikiliyor. Böyle bir durumda ekoloji mücadelesini, yaşam mücadelesinden, adalet mücadelesinden, emek mücadelesinden ayırmak elbette mümkün olamaz. Biz ekolojik mücadele derken, doğanın ve canlının yaşamını amasız fakatsız savunmak derken, beraberinde açığa çıkan mücadele alanlarını da görmek, o alanlara dokunmak ve politika üretmek durumundayız. Bu zamana kadar ekoloji mücadelesini, basitçe ağaç ve hayvan sevgisine indirgeyen bir anlayışın, teorik ve pratik olarak çok çok ötesindeyiz. Doğanın, sermayeye peşkeş çekilmediği, doğal yaşamın salt bir kaynak olarak görülmediği ve metalaştırılmadığı bir dünya kurmak amacıyla, doğa için, doğa ile birlikte, doğanın bir parçası olarak pozisyonumuzu belirliyoruz.

“Türkiye’de ormanlar devlet eliyle yok ediliyor, sermayeye ve rantçılara peşkeş çekiliyor”

Peki, son dönemde yaşanan orman yangınları ve sel felaketleri ile birlikte bahsettiğiniz ekolojik yıkımın derinleştiğini düşünüyor musunuz?

Evet, bugün etkilerini derin bir şekilde hissettiğimiz iklim krizini münferit bir doğa olayı olarak görmemiz mümkün değil. Bu zamana kadar bütün dünyanın ve Türkiye’nin artan sıcaklıkta, yaşanan ekstrem doğa olaylarında doğrudan sorumluluğu var. Bir yandan sürdürülebilir enerji alternatiflerinin gündeme geldiği ama bir yandan da karbona dayalı üretimde ısrarın sürdüğü, çeşitli çelişkilerin bir arada barındırıldığı bir sorumluluk bu. Bütün dünyada sıcaklığa bağlı orman yangınları artıyor ama Türkiye’de ormanlar ayrıca bir de devlet eliyle yok ediliyor, sermayeye ve rantçılara peşkeş çekiliyor. Devlet güçleri ormanın koruyuculuğunu üstlenen sivil halka saldırıyor. Hatta Kürt coğrafyasında bazı devlet görevlilerinin kötü niyetiyle başlayan ve ardından yurttaşların söndürme çalışmalarına izin verilmeyen orman yangınları olduğunu da görüyoruz. Yani burada çifte bir kriz çıkıyor karşımıza. Birincisi, doğa talanı ile ortaya çıkan ve belli açılardan geri döndürülmesi her gün daha da zorlaşan iklim krizi, ikincisi doğal hayatı salt bir hammadde olarak görüp sermayeye ve rantçı çevrelere sunan talancı bir yönetim pratiği. Bize göre bu çifte kriz bütün doğa talanının ve elbette orman yangınlarının da en önemli nedeni.

Yerel seçimler yaklaştıkça olası adaylar konuşulmaya başlanırken gözler yeniden Yeşil Sol Parti’nin alacağı tutuma çevrildi. Bu bağlamda siz ne düşünüyorsunuz? İttifak tartışmalarındaki yeriniz nedir?

Seçimlerde bizi siyasi denklemin dışında tutacak hiçbir formül gündemimizde yok. Daha önce de belirttiğim gibi bizler, çözümsüz bırakılmaya çalışılan siyaset alanında alternatif dinamiğe sahip tek partiyiz; dolayısıyla siyaset alanının önemli ve kilit bir öznesiyiz. Elbette ilkeli mutabakatlara, demokrasi temelli görüşmelere kapalı değiliz. Fakat hiç kimsenin bizi siyasi denklemin dışında tutmasına da izin vermeyeceğiz.

Şeffaf demokratik siyaset ilkemizle, halkımızın iradesinin yansıtıldığı bir seçim çalışması yürüteceğiz. Eşit, adil, kadın ve LGBTİ+ perspektifiyle hareket eden, ekolojik bir yerellik anlayışını savunan ve halkımızın sorunlarına çözüm önerileri sunan bir seçim yaklaşımı içinde olacağız. AKP-MHP iktidarının kayyımlar eliyle iki dönemdir gasp ettiği, keyfiyet rejimi ile yolsuzluklara ve ranta doğrudan kapı araladığı hukuksuzluğun karşısında, halkımızın kırılmak istenen iradesinin daha güçlü bir şekilde ortaya çıktığı, yerel, yerinden ve demokratik ilkeler ışığında mücadele yürüteceğiz ve gasp edilen belediyelerimizi geri alacağız. Hiçbir yerelde Yeşil Sol Parti seçmeninin pes ettiğini, iradesinin kırıldığını kimse göremeyecek.

Özellikle Kürt coğrafyasında kayyım rejimine karşı güçlü bir cevap olacak şekilde hazırlıklarımız devam ediyor. Bütün ülke sathında iktidarın hedefini boşa çıkaracak en geniş demokrasi güçleriyle açık demokratik birlikteliği sağlayacak çalışmaları hayata geçirmeye gayret edeceğiz. Öte yandan Millet İttifakı’nın savrulmuş halinin iktidar güçlerinin işine yaradığının ve bu durumun, değişim talep eden çoğunlukta umutsuzluğa neden olduğunun da farkındayız. Bu siyasi manzara bizim sorumluluğumuzu artırmaktadır. Bunun için mücadeleyi en geniş demokratik güçlerle sürdürmeye kararlıyız. Biz mevcut siyasal iklimde Yeşil Sol Parti’yi ve onun taşıyıcısı olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nı bu ülkede ana muhalefet odağı olarak görüyoruz. Dolayısıyla hem söylemimizi hem de pratiğimizi bu anlayışla şekillendiriyoruz.

“Soyut söylemler dışında net bir enflasyonu düşürme planı yok”

Uzun bir aradan sonra Merkez Bankası art arda politika faizlerini yükseltme kararı aldı. Buradan hareketle iktidarın uyguladığı güncel ekonomi politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekonomik hayatın birkaç büyük kentte yoğunlaşması ve yerellerin ucuz işgücü kaynağı olarak kente göçe zorlanması bugün yaşadığımız en büyük çarpıklık. Bunu ortadan kaldırmak yerelleri kendi özgünlüğü içinde ekonomik aktivitenin asli unsuru hâline getirmek gerekiyor. Bu ekolojik ekonominin en temel kuralı.

AKP-MHP iktidarı uzun yıllar boyunca milyonlarca insanı yoksullaştırma pahasına, sermayenin yararına bir mali istikrar sistemi oluşturmayı hedefledi. Bugün bu ekonomi politikasında tam anlamıyla büyük bir çöküş yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde Merkez Bankası faizleri 250 baz puan artırdı. Mayıs seçimlerinden sonra iş başına getirilen ekonomi yönetiminin aldığı bu kararlar, Erdoğan’ın zaman zaman NAS arkasına sığınarak savunmaya çalıştığı politikaların iflasının itirafı niteliğinde. İktidar yıllardır uyguladığı para politikasıyla milyonlarca insanı sistemli bir şekilde yoksullaştırdı. Hızlı şekilde bir servet transferi gerçekleşti. Faiz politikalarıyla halk yoksullaştırılıyor ve halkın cebinden eksilen paralar banka kasalarına akıtılıyor. Politika faizi, Merkez Bankası’nın bankalara borç verirken uyguladığı faiz oranıdır. Bankalar, Merkez Bankası’ndan yüzde 25 faizle aldıkları kaynağı müşterilerine yüzde 45-50 ile satarak (kredi vererek) ciddi anlamda kâr elde ediyorlar.

Ekonomi yönetiminin bazı soyut söylemler dışında net bir enflasyonu düşürme planı yok. Umut bağladıkları tek çözüm, bireylerin borçlanmalarını zorlaştırmak, kredi kartı harcamalarını kısıtlamak. Bu, orta ve alt sınıflar için hayat standardının daha da düşmesi demektir. Bunun başka bir sonucu da kapımızın eşiğinde bekleyen büyük bir ekonomik durgunluk dalgasının, azalan mal ve hizmet talebi nedeniyle neden olacağı daha derin bir kriz olacak.

IMF müdahalelerine kapıyı sonuna kadar açan iktidar, ekonomide sadece günü kurtarma derdinde. Erdoğan yıllardır dilinden düşürmediği “faiz sebep, enflasyon sonuç” sözünün tam tersi bir pratiğe şimdi sessiz kalıyor. Çünkü yerel seçimler atlatılana kadar ekonomide bir istikrar varmış algısı yaratılmak isteniyor. Ekonomik çöküntü asıl yerel seçimlerden sonra ağır bir şekilde hissedilecek.

Türkiye’de başta demokratikleşme olmak üzere temel sorun alanlarında acil önlemlerin alınması ve hem siyasal hem de ekonomik alanda yapısal reformların yapılması gerekiyor. Ekonomik ve sosyal hayata dair güveni tesis etmenin yolu ise hiç kuşkusuz demokratik ve katılımcı bir devlet yönetim sistemini kurmaktan geçer. Bu anlamda toplumsal ve siyasal alanda olduğu gibi ekonomik alanda da öncelikli ihtiyacımız demokratik bir sistemin inşa edilmesidir.

İbrahim Akın’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İYİ Parti Neden Tek Başına Seçime Girmek İstiyor?

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere yedi aydan daha kısa bir süre kala, partilerin seçimlere yönelik açıklamaları gündem olmaya devam ediyor. Son olarak, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, seçimlere tek başlarına gireceklerini ve 81 ilde aday çıkaracaklarını söyledi.

İYİ Parti kurmaylarına göre Meral Akşener’in “ittifaksız seçim” kararının en önemli nedenlerinden birisi, seçim ittifaklarının “kutuplaşmayı” daha da keskinleştirmesi ve kutuplaşmanın kazananının da iktidar partisi olması.

Ayrıca ittifakların muhalefetin oylarını büyütememesi, ittifaklar nedeniyle İYİ Parti kimliğinin ortaya konulamaması ve büyüyememesi, aday belirleme ve ittifak süreçlerinde CHP ile güven ilişkisinin zedelenmesinin de tek başına seçime girme kararında etkili belirtiliyor.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde AKP’nin yüzde 7,5 oy kaybetmesine karşın, Cumhur İttifakı’nın oylarını havuzunda tutabildiğine dikkat çeken bir parti yöneticisi, “Ama bizde böyle bir durum olmadı. Diyelim ki CHP’den İYİ Parti’ye geçiş oldu, CHP’de hemen ‘İYİ Parti’ye karşı kaybediyoruz’ telaşı başlıyor. Halbuki aday CHP’den olacak ve bize gelen oy nihayetinde CHP’nin olacak ama CHP’nin bu stratejik bakışı yok” görüşünü dile getiriyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in gazeteci Fatih Altaylı’ya verdiği röportajda, “seçim işbirliklerine” kapıları tamamen kapatması, muhalefet cephesinde özellikle de CHP’de, yerel seçim hesaplarının değişmesine yol açacak.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; İYİ Partililer ise Akşener’in yerel seçimlerle ilgili tutumunu netleştirmesinden son derece memnun. İYİ Parti’de yeni dönemin stratejisi, ittifakla girilen seçimlerde kullanılan “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganına atıfla, “Birleşe birleşe kazanamadık, ama iktidar alternatifi olmak için ayrışa ayrışa kazanma ihtimalimiz var” sözleriyle özetleniyor.

Akşener seçimlere tek başına girme kararını 13 Eylül Çarşamba günü toplanacak Genel İdare Kurulu’na (GİK) götürerek, parti kararı haline getirecek.

Seçim yenilgisinin nedenlerine ilişkin “iç değerlendirme” süreci başlatan ve kendi deyişiyle “tefekkür sessizliğine” bürünen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bu sessizliğini partisinin Olağan Kurultayı’ndan tam 2 ay sonra, 26 Ağustos’ta Afyonkarahisar’da, Büyük Taarruz’un yıldönümünde bozmuştu.

İktidar ve muhalefet partilerine yaptığı “Bu ittifak sistemi Türkiye’yi uçuruma sürüklüyor. Gelin yerel seçimlere her birimiz ayrı girelim” çağrısı karşılık bulmayan Akşener, “her yerde seçime kendi adayları ile girecekmiş gibi hazırlandıklarını” ancak yerel işbirliklerine açık olacaklarını da söylemişti.

Akşener’in çıkışları siyasi kulislerde “ittifaka kapıları tamamen kapatmadığı, el yükseltme hamlesi” olarak yorumlanmıştı. Ancak Akşener, gazeteci Fatih Altaylı’ya verdiği röportajda, ittifaklara tamamen kapıları kapattı.

Oysa CHP’de, “Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a karşı aday çıkarmaz” beklentisi hakimdi.

Afyonkarahisar’daki açıklamasının tersine, Akşener’in son açıklamasıyla seçim işbirliklerine tamamen kapıları kapatması da soru işaretlerine neden oldu.

İYİ Parti’de bu konuda birden fazla neden gösteriliyor ancak en önemli etkenin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “İstanbul ittifakını kurma”, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “rozetsiz aday olarak yola çıktığı” yönündeki açıklamalarından duyulan rahatsızlık olduğu ifade ediliyor.

İki belediye başkanının ve CHP’nin, Afyon’da verilen mesajları doğru okuyamadığı düşünülüyor:

“Akşener’in Afyonkarahisar’daki konuşması bir rest çekme, el yükseltme değildi. Oradaki mesajları doğru okuyamadılar. Genel Başkan, bazı yerlerde işbirliği olabilir derken, kastettiği aslında Ankara ve İstanbul’du.

“Ama sanki buna karşı bir hamle gibi iki belediye başkanı da adaylıklarını açıkladı. Bizimle istişare edilmedi, bir şey sorulmadı. Bir anlamda bize hareket alanı bırakmadılar ve ‘İYİ Parti zaten cepte’ diye düşündüler. Bu da Genel Başkan’ın hoşuna gitmedi.”

Akşener’in ittifaka tamamen kapıları kapatma kararını hızlandırmasına neden olarak; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ankara’da Mansur Yavaş’ın İYİ Parti’den aday olmasına dönük formüllere “CHP’li belediye başkanlarının olduğu yerde CHP’li belediye başkanları vardır, devam eder. Bunun ortası olmaz. Her halükarda Ankara’da da İstanbul’da da dominant olan parti CHP’dir” açıklaması gösteriliyor.

İYİ Parti kurmaylarına göre Akşener’in “ittifaksız seçim” kararının en önemli nedenlerinden birisi, seçim ittifaklarının “kutuplaşmayı” daha da keskinleştirmesi ve kutuplaşmanın kazananının da iktidar partisi olması.

Ayrıca ittifakların muhalefetin oylarını büyütememesi, ittifaklar nedeniyle İYİ Parti kimliğinin ortaya konulamaması ve büyüyememesi, aday belirleme ve ittifak süreçlerinde CHP ile güven ilişkisinin zedelenmesinin de tek başına seçime girme kararında etkili belirtiliyor.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde AKP’nin yüzde 7,5 oy kaybetmesine karşın, Cumhur İttifakı’nın oylarını havuzunda tutabildiğine dikkat çeken bir parti yöneticisi, “Ama bizde böyle bir durum olmadı. Diyelim ki CHP’den İYİ Parti’ye geçiş oldu, CHP’de hemen ‘İYİ Parti’ye karşı kaybediyoruz’ telaşı başlıyor. Halbuki aday CHP’den olacak ve bize gelen oy nihayetinde CHP’nin olacak ama CHP’nin bu stratejik bakışı yok” görüşünü dile getiriyor.

İYİ Parti’de Akşener’in son çıkışıyla, “belediye başkanlığı pazarlığında el yükselttiği dedikodularının da önünün kesildiği” düşünülüyor.

“Akşener’in kararının parti kararı haline gelmesi bekleniyor”

Meral Akşener, seçimlere tek başına girme kararını 13 Eylül’de toplanacak Genel İdare Kurulu’nun onayına sunacak. GİK’ten sürpriz karar çıkmayacağı belirtilirken, Akşener’in kararının parti kararı haline gelmesi bekleniyor.

Tek başına seçime girme kararıyla ilk aşamada yerel seçimlerde başarı sağlayarak “Refah Partisi’nin geçmişte ortaya koyduğu hizmet belediyeciliği” anlayışını yeniden canlandırma hedefi dile getirilirken, asıl hedefin 2028 seçimlerinde iktidar alternatifi haline gelmek olduğu belirtiliyor.

2018’den bu yana tüm seçimlere ittifakla girilmesine karşın muhalefetin toplam oyunun artmadığına dikkat çeken parti kurmayları, İYİ Parti’nin iktidar kanadından oy alabilmesi için de seçimlere tek başına girmesinin doğru bir tercih olduğuna işaret ediyorlar.

Partide bundan sonra izlenecek strateji ise şöyle özetleniyor:

“Birleşe birleşe kazanacağız iyi bir slogandı ama değişen sistem nedeniyle başarı sağlanamadı. Birleşe birleşe kazanamadık ama iktidara alternatif olabilmek için ayrışa ayrışa kazanma ihtimalimiz var.”

İYİ Parti’de GİK kararından sonra, yeniden ittifak masasına dönülmesi zor görülüyor. Ancak bunun tek istisnasının ittifak isteyen karşı tarafın, örneğin CHP’nin “fedakarlık yapması” olacağı ifade ediliyor:

“Diyelim ki CHP bizimle işbirliği yapmak istiyor. Neden hep bizim onların adayını desteklememiz gerekiyor? Belki bizim adayımız kazanacak. Madem seçim işbirliği istiyorlar, örneğin Ankara’da bizim adayımız lehine adaylarını çekebilirler.”

İYİ Parti GİK toplantısı sonrası sahaya inecek

GİK toplantısından sonra İYİ Parti aday belirleme sürecini başlatacak. Akşener de GİK toplantısından sonra aday belirleme ve seçim çalışmaları için sahaya inecek.

Akşener’in tek başına seçime girme kararını, seçim takvimini de dikkate alarak erkenden kamuoyuna açıkladığı ifade ediliyor: “Yerel seçimlere hazırlanmak için yeterli bir süreye ihtiyacımız vardı. Bu süreyi kazandık. Çünkü belirleyeceğimiz adayların kamuoyunda tanınmaya ihtiyacı vardı. Kararı şimdiden açıklayarak, bunun için de zaman kazanılmış oldu.”

Paylaşın

Davutoğlu Ve Babacan’dan ‘Orta Vadeli Program’a Sert Tepki

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları açıklama ile bugün açıklanan yeni Orta Vadeli Program’a tepki gösterdiler.

Haber Merkezi / Ali Babacan, “Bu yıl sonunda tek hane enflasyon vadeden Erdoğan, tek haneyi kâğıt üstünde bile ancak 2026 sonunda öngörüyor” derken, Ahmet Davutoğlu, “OVP ‘Kaybedilen 10 yılın belgesi’ olmuş” yorumunu yaptı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Orta Vadeli Program’a sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

“Şimdi bize kaybolan yıllarımızı kim verecek? Orta Vadeli Programda 2014’te sahip olduğumuz kişi başına düşen milli gelire ancak 2024’te, tek haneli enflasyona da ancak 2026’da ulaşabileceğimiz öngörülmüş. En son tek haneli enflasyon 2016 yılında gerçekleşmişti. OVP ‘Kaybedilen 10 yılın belgesi’ olmuş.

2021 yılında açıklanan OVP’de 2023 enflasyonu yüzde 8 olarak vaat etmiştiniz. Bu hatalarla yüzleşmeden milletin size nasıl inanmasını bekliyorsunuz? Sayın Erdoğan; Madem ‘Kur Korumalı Mevduat görevini yerine getirdi’, bugüne dek ne kadar kamu kaynağı aktarıldığını da açıklayın da milletimizin cebinden yaptığınız israfın bilançosu ortaya çıksın.

OVP’de milletten toplayacağınız vergilerin enflasyonun çok üstünde olacağı görülüyor. Siz kamuda herhangi bir tasarruf yapmayı düşünüyor musunuz?”

“Erdoğan, kendisi dışında herkesi sorumlu görmeye devam ediyor”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise, Orta Vadeli Program’a sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

“Bugünkü Orta Vadeli Program (OVP) konuşması gösterdi ki sayın Erdoğan yüksek enflasyon konusunda hâlâ kendisi dışında herkesi sorumlu görmeye devam ediyor.

Devleti batırma projesi olan Kur Korumalı Mevduat (KKM) konusunda samimi bir itiraf yapmak yerine kelime oyunlarıyla KKM’yi savunuyor. Bu yıl sonunda tek hane enflasyon vadeden Erdoğan, tek haneyi kâğıt üstünde bile ancak 2026 sonunda öngörüyor.

OVP’de Merkez Bankası bağımsızlığını güçlendirecek, şeffaflığı artıracak hiçbir somut adım yer almıyor. Programda rant gelirlerinin vergilendirilmesiyle ilgili hiçbir adım yok. Yük yine dar ve sabit gelirliler üzerine yıkılıyor.

OVP yapısal adımlar konusunda bugüne kadar tekrarlanan soyut ve genel ifadeleri tekrarlamaktan öteye gitmiyor. Özetle, yapılan yanlışlardan bahsetmeyen, içsel tutarlılığı zayıf, somut adımlar yerine soyut ve genel ifadeler içeren bir programla güven tesis edilemez, öngörülebilirlik sağlanamaz.”

Paylaşın

Bakan Fidan’dan AB’ye Üyelik Açıklaması: Perspektifimizde Bir Değişiklik Yok

AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oliver Varhelyi ile görüşen Bakan Fidan, “Avrupa ve tüm dünyanın çeşitli sınamalarla karşı karşıya olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Böyle bir dönemde Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde ilerletilmesi her zamankinden daha da önemli hale gelmiştir” dedi ve ekledi:

“Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin bazı üye ülkelerin dar siyasi çıkarlarına rehin edilmemesi gerektiği açıktır. Avrupa Birliği, Türkiyesiz gerçek manada bir küresel aktör olamaz. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin önünün açılması, ilişkilerimizin üyelik perspektifi temelinde yeniden canlandırılması elzemdir.”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Oliver Varhelyi ile Ankara’da görüştü. Görüşmeden sonra ortak basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Avrupa ve tüm dünyanın çeşitli sınamalarla karşı karşıya olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Böyle bir dönemde Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde ilerletilmesi her zamankinden daha da önemli hale gelmiştir. Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerinin bazı üye ülkelerin dar siyasi çıkarlarına rehin edilmemesi gerektiği açıktır. Avrupa Birliği, Türkiyesiz gerçek manada bir küresel aktör olamaz. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin önünün açılması, ilişkilerimizin üyelik perspektifi temelinde yeniden canlandırılması elzemdir.” dedi.

Bakan Fidan, vize serbestisi konusunda da “Vize serbestisi sürecinde ilerleme kaydedilmesi de Avrupa Birliği’nden beklentilerimiz arasındadır. Vize serbestisi insandan insana diyaloğu artıracak, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği önündeki sorunların ve ön yargıların kaldırılmasına şüphesiz katkı sağlayacaktır. Sayın Varhelyi’ye son dönemde vatandaşlarımızı vize başvurularında yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi beklentimizi de vurguladım” diye konuştu.

Bakan Fidan’ın ardından konuşan Varhelyi ise şunları kaydetti: “Eminim ki seçimlerden sonra güzel bir fırsat ortaya çıktı. Ben de dostluğumuzun, ittifakınızın ve Türkiye’yle sahip olduğumuz ortaklığın yeniden canlandırılması için buradayım. Ankara’da yeni hükümetin kurulmuş olmasıyla da birlikte AB-Türkiye ilişkilerini ilerletebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü çok güçlü siyasi ve ekonomik taahhütlerimiz var. İnsanlar arasında olsun, ekonomik seviyede olsun, siyaset düzeyinde olsun, Türkiye ile olan ilişkilerimiz her zaman için bizim için de kilit öneme sahip olmuştur.”

Avrupa Konseyi liderlerinin talepleri doğrultusunda AB-Türkiye ilişkilerinde nasıl ilerlenebileceği ve olumlu bir gündemin nasıl oluşturulabileceğine dair bir rapor hazırlayacaklarını ifade eden AB temsilcisi, “Biz de şu anda burada bunun üzerine nasıl çalışabiliriz, bunun yollarını arıyoruz. O nedenle benim bugünkü ziyaretimde de altını çizeceğim şey; bu iş birliğinin tasarımını yapmak ve bu ortaklığın inandığım kadarıyla çok önemli bir potansiyele sahip olduğunu hepimiz görüyoruz. Ancak bazı hali hazırda gerçekleştirdiğimiz başarılar da var. Yeni ortaklık anlaşması dijital Avrupa programında, ortak pazar programında tamamlandı, imzalandı. Bu olumlu bir gelişmedir” dedi.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği süreci

Varhelyi AB’nin genişleme planı ve Türkiye’nin üyelik süreci ile ilgili bir soruya şu yanıtı verdi: “2030 yılı itibarıyla yeni üyeler olacaktır, olması için her iki tarafın da çalıştığını söyleyebilirim. Türkiye’nin aday ülke olarak konumuna bakacak olursak şu anda bulunduğunuz konum son derece nettir ve Avrupa Konseyi tarafından 2018 yılında bu karara varılmıştır ve müzakereler şu anda donmuş durumdadır. Burada yeniden başlaması için Avrupa Konseyi tarafından bazı kriterler öne sürülmüştür ve bu kriterler demokrasi ve hukukun üstünlüğüyle ilgilidir. Bu alanlarda ileriye yönelik inandırıcı bir yol haritasının hazırlanması tabii ki yeni tartışmaları tetikleyebilir.”

Fidan ise bu soruya, “Bizim de politikamız özellikle bildiğiniz gibi Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik perspektifinde herhangi bir değişiklik yok. Bu çok güçlü bir politik irade. Özellikle tekrar seçmeninden güçlü bir destek alan cumhurbaşkanımızın bunu milletimiz adına yeniden en üst politik iradeyle vurgulaması önemliydi. Devlet organları da buna yönelik çalışmalarını hızlandırdı.

Bir süredir çeşitli nedenlerden dolayı Avrupa Birliği’yle Türkiye arasındaki bazı konulardaki temaslarda bir gerileme olmuştu. Yeni dönemde bunu telafi edecek çalışmaların neler olabileceği konusunda adımlarımızı attık. Bugün sayın komiserin Ankara’yı ziyareti de aslında buna güzel bir örnek teşkil etmekte. Özellikle vizeyle ilgili vatandaşlarımızın çeşitli sıkıntıları var. Özellikle iş adamlarımız ve öğrencilerimiz için vize kolaylığı konusunda mütabakat içindeyiz. Arkadaşarımız o konuda çalışmaya başlayacaklar” sözleriyle yanıt verdi.

Deprem yardımlarına ilişkin açıklamalarda da bulunan Varhelyi, Avrupa Birliği tarafından 1 milyar euroluk bir taahhütte bulunulduğunu anımsatarak, “Önümüz kış ve hızlı bir şekilde hareket etmek istiyoruz. O nedenle hali hazırda 150 milyon Euro’luk bir insani yardımda bulunduk. Ayrıca 470 milyon Euro’luk bir başka paket hazırlandı. Bu da yine deprem yardımı ve yeniden yapılandırma için kullanılacak. Ayrıca rehabilitasyon ve yeniden yapım çalışmalarına Avrupa Dayanışma Fonu aracılığıyla da katkıda bulunmak istiyoruz. Bu da yine Türkiye tarafından talepte bulunulmuştu” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın