AYM Kararına Rağmen, Cumartesi Anneleri/İnsanları’na Yine Abluka, Yine Gözaltı

Eylemlerinin 963. haftasında Galatasaray Meydanı’na yürümek isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanları yine gözaltına aldı. Cumartesi Anneleri/İnsanları, “Yine bir cumartesi klasiği! İstiklal Caddesi’nde yolda yürümek yasak!” dedi.

Haber Merkezi / Cumartesi Anneleri/İnsanlarının, gözaltında kaybedilen yakınları için Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri eylem 22. kez engellendi.

Polis, “Yapmak istediğiniz basın açıklaması Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanmıştır. Derhal dahılın. Dağılmadığınız takdirde, güvenlik güçleri tarafından müdahale edilecektir” dedi.

Polis ardından, Cumartesi Anneleri/İnsanları ve insan hakları savunucularını abluka altına alarak gözaltı işlemine başladı. Polis, çok sayıda kayıp yakını ve insan hakları savunucusu gözaltına aldı.

Ablukaya alınan Meryem Bars astım krizi geçirdi. Polis, Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak’ı darp ederek ve ters kelepçe takarak gözaltına aldı. En az 20 kayıp yakını ve insan hakları savunucusu gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan isimleri öğrenilenler şöyle:

“Newroz Ali Tosun, Mikail Kırbayır, Maside Ocak, Ali Ocak, Hanife Yıldız, Nazım Dikbaş, Ömer Kavran, Deniz Aytaç, Melike Ersoy, Mete Demircigil, Davut Arslan, Hünkar Yurtsever, Doğan Özkan, Cüneyt Yılmaz, Türker Demirci, Necf Kuru Arpaçay, Gülendam Özdemir, Hanife Yıldırım, Gülseren Yoleri ve Hatice Onaran.”

Eski adı Twitter olan X’te açıklama yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları, “Yine bir cumartesi klasiği! İstiklal Caddesi’nde yolda yürümek yasak!” dedi.

“Anayasal haklarımızı kullanarak gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbetlerini öğrenmek için sesimizi duyurma çabamız sistematik biçimde engelleniyor. Her Cumartesi işkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden koşullarda gözaltına alınıyoruz.”

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: CHP Değişecek, Türkiye Değişecek

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kuruluşunun 100’üncü yılında CHP’deki değişim tartışmalarını da ele alan bir köşe yazısı yazan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Tespitim şu: CHP değişirse, Türkiye değişir. Vaadim de şu olsun: CHP değişecek, Türkiye değişecek” dedi.

Ekrem İmamoğlu, yazısında, “CHP geride bıraktığımız 100 senenin en önemli aktörlerinden biri oldu olmasına ama malum çok uzun zamandır iktidarda değil ve Türkiye’ye hizmeti ve katkısı yerel yönetimlerde ortaya koyduğu çok değerli performansı bir yana bırakırsak, ülkenin ana muhalefet partisi olmakla sınırlı. 1950’den beri neredeyse gerçek anlamda hiç iktidar olmamış CHP, uzun yıllardır sanki ülkeyi yönetiyormuş ve tüm olumsuzluklardan sorumluymuş gibi bir algının öznesi yapılıyor.

CHP’nin bu durumu üzerine düşünmemiz, hep beraber bu durumu değiştirmenin yollarını bulmamız gerekiyor. CHP son 43 yıldır zihni ve fiili bir değişememe sorunu yaşıyor. 1980’den bugüne dünya ve Türkiye muazzam biçimde değişirken, bu değişime ayak uyduramayan CHP kendisini adeta ebedi ve ezeli muhalefet partisi konumuna hapsetti.” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, yazısının devamında, “Değişmeyi başaramadığımız için kuruluşunda bu kadar büyük bir rol oynadığımız Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir meclisle, liyakatsiz bir bürokrasiyle, çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla giriyoruz.

Vatandaşlarımızı yerli ve milli olanlar ve olmayanlar diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, hukuku paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, borç batağına batırdığı ülkemize eşi daha önce görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla giriyoruz.

Ancak Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına, aynı zamanda, iktidarın değişebileceğine inancın azaldığı bir toplumsal ruh haliyle de giriyoruz. Bu hali kabullenemeyiz. CHP’nin bu duruma katkısıyla yüzleşmek zorundayız. Bu güzel ülkeye karşı tarih huzurunda sorumluyuz ve ben partimin bundan daha iyisini yapabileceğine tüm kalbimle inanıyorum. CHP’nin de Türkiye’nin de değişeceğine inanıyorum. Çünkü CHP değişirse Türkiye değişir” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP’nin kuruluşunun 100’üncü yılında CHP’deki değişim tartışmalarını da ele alan bir köşe yazısı yazdı. Yazı, Cumhuriyet gazetesinde “Geçmişin İlhamıyla Geleceğin Vizyonuna” başlığıyla yayınlandı. İmamoğlu’nun yazısı şöyle:

“100 sene önce bugün, Kurtuluş Savaşımızı zafere ulaştıran kurucu liderimiz Mustafa Kemal ve arkadaşları o zamanki adıyla Halk Fırkası’nın programını 9 umdeye dayandırdılar ve partimizi kurdular. Kurulan bir partiden öte bir ay kadar sonra ilan edilecek genç Cumhuriyetin ilk sesi, egemenliğin hanedandan millete geçişinin ta kendisiydi.

1923’ten beridir yasalar önünde herkesin bir diğeriyle eşit vatandaş olduğu bir Cumhuriyet’te yaşıyor olmamızda CHP’nin imzası var. Cumhuriyetin ilanında olduğu gibi millet iradesine dayanan bir devletin ve vatandaşlık esasına dayalı bir milletin inşa edilmesinde de CHP’nin imzası var.

CHP’yi ve Cumhuriyeti kuranlar devleti gerçek anlamda güçlendirmenin yolunun güçlü ve milli bir ekonomi yaratmak ve toplumun refahını yükseltmek olduğunu gayet iyi biliyorlardı. 1923’te İzmir İktisat Kongresini yaparak, 1929’da ise Dünya Ekonomik Krizine anında ve doğru tepki vererek milli bir ekonomi kurdular. O günün koşullarında mucize sayılabilecek bir şeyi gerçekleştirdiler. Ülkede sermayenin çok ama çok kıt olduğu koşullara rağmen ulaşım alt yapısını oluşturdular ve temel ihtiyaçların üretimi için fabrikalar, bankalar, ekonomi teşekkülleri kurdular.

Bu bir sıçrayarak kalkınma hamlesiydi. Tam anlamıyla bir ulus için çağ atlamaydı. Cumhuriyet tarihimizde yalnızca bir kez yapabildiğimiz ve şimdi yeniden yapmak zorunda olduğumuz bir hamle.

“Demokratik rejime geçişi CHP sağladı”

Tarihin o büyük zorlukları altında yapılanlar sayesinde ülkemizle dünyanın güçlü ve gelişmiş ülkeleri arasındaki fark azaldı. Dünya siyasetinde bağımsız bir ülke olarak yerimizi aldık. Yalnızca büyük sıçramayı değil aynı zamanda çok partili demokratik rejime geçişi de CHP sağladı.

İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden ve yarattığı büyük yıkımdan da CHP yönetiminin sayesinde uzak durabildik. 80 Milyon kişinin öldüğü o büyük küresel yıkımdan CHP yönetiminin diplomatik ferasetiyle hasarsız çıkmayı başardık.

Cumhuriyetin ilk çeyrek asrının her anına damgasını vuran CHP 1950’den sonra iktidarda olmadığı dönemlerde de ülke siyasetine yön verdi.

1970’lerde dünyada yükselen eşitlik ve özgürlük dalgasının ülkemizde “Ortanın Solu” konumlandırmasıyla sosyal demokrasi anlayışı olarak tecelli etmesinde CHP’nin imzası var. 1970’lerde “toprak işleyenin su kullananın”, “ne ezilen ne ezen, hakça düzen” diyen CHP oldu. Yine 1970’lerde MSP’yle koalisyon kurarak farklı toplum kesimlerinin aynı ideal etrafında buluşabileceğini, ulusal meselelerde ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini de CHP gösterdi. 1974’te Kıbrıs Barış Harekatını yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza güç ve kararlılık gösteren devletimizin direksiyonunda CHP vardı.

CHP geride bıraktığımız 100 senenin en önemli aktörlerinden biri oldu olmasına ama malum çok uzun zamandır iktidarda değil ve Türkiye’ye hizmeti ve katkısı yerel yönetimlerde ortaya koyduğu çok değerli performansı bir yana bırakırsak, ülkenin ana muhalefet partisi olmakla sınırlı. 1950’den beri neredeyse gerçek anlamda hiç iktidar olmamış CHP, uzun yıllardır sanki ülkeyi yönetiyormuş ve tüm olumsuzluklardan sorumluymuş gibi bir algının öznesi yapılıyor.

“Türkiye değişirken CHP atalete düştü”

CHP’nin bu durumu üzerine düşünmemiz, hep beraber bu durumu değiştirmenin yollarını bulmamız gerekiyor. CHP son 43 yıldır zihni ve fiili bir değişememe sorunu yaşıyor. 1980’den bugüne dünya ve Türkiye muazzam biçimde değişirken, bu değişime ayak uyduramayan CHP kendisini adeta ebedi ve ezeli muhalefet partisi konumuna hapsetti. Halbuki, 600 yıllık bir imparatorluk çökerken, 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak doğrusunu yapanların partisi olarak kurulan CHP, 1960’larda ve 1970’lerde dünyanın ve Türkiye’nin değişimine ayak uydurarak da doğruyu yapmıştı. Ne var ki, 1980’den sonra aynı kabiliyeti gösteremedi. Dünya ve Türkiye değişirken CHP atalete düştü.

Ne yazık ki atalete düşmemizin maliyeti büyük oldu. Türkiye’nin yönetilmesinde etkin olamadığımız gibi Türkiye’yi adım adım otoriter bir iktidara teslim ettik. Birbiri peşi sıra iş basına gelen sağ iktidarlar, gelir dağılımını bozdu, Cumhuriyetin en önemli gücü ve dayanağı olan yetenekli ve girişimci orta direği eritti. Bugün toplumun %10’u ulusal zenginliğin yüzde yetmişine sahip olacak bir noktaya geldiyse, bizim de kusurumuz var. Emeğin asli temsilci olarak CHP’nin iktidar olamayışının bedeli bu denli ağır oldu maalesef.

Değişmeyi başaramadığımız için kuruluşunda bu kadar büyük bir rol oynadığımız Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir meclisle, liyakatsiz bir bürokrasiyle, çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla giriyoruz.

Vatandaşlarımızı yerli ve milli olanlar ve olmayanlar diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, hukuku paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, borç batağına batırdığı ülkemize eşi daha önce görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla giriyoruz.

“CHP değişirse Türkiye değişir”

Ancak Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına, aynı zamanda, iktidarın değişebileceğine inancın azaldığı bir toplumsal ruh haliyle de giriyoruz. Bu hali kabullenemeyiz. CHP’nin bu duruma katkısıyla yüzleşmek zorundayız. Bu güzel ülkeye karşı tarih huzurunda sorumluyuz ve ben partimin bundan daha iyisini yapabileceğine tüm kalbimle inanıyorum. CHP’nin de Türkiye’nin de değişeceğine inanıyorum. Çünkü CHP değişirse Türkiye değişir.

Değişimin yeni vizyonu CHP’yi, dünya ölçeğinde kriz yaşayan sosyal demokrasiye ilham veren, küresel seviyede saygın ve güçlü bir parti haline getirmek olmalıdır. Değişimin yeni vizyonu, bu ülkeye bir sıçrama daha yaşatarak, gelir dağılımını kökten düzelterek, yetenekli ve girişimci insanlara adil fırsatlar sunacak mekanizmalar kurmak olmalıdır.

1923’lerin CHP’si dünyanın tüm mazlum milletleri için ilham kaynağı olmuştu. Bunu bir kez daha tekrar etmeliyiz. Etmeliyiz çünkü dünyamızda ağır yaralar açan vahşi kapitalizmi, yalnızca kamu aklını ve bilimi yeniden insani kalkınmanın motor gücü ilan eden bir siyasetle dönüştürebiliriz.

Türkiye 70 yıldır borçla büyüyor, krizle sarsılıyor ve dünyanın hızlı ilerleyişi karşısında her gün biraz daha geride kalıyor. CHP’nin yeni misyonu bu tekerrüre son vermektir. CHP bu berbat tekerrürü kırmak ve buna bir son vermek için değişmek zorundadır. Değişimin temeli; Türkiye’yi sıçrayarak kalkındıracak planı ortaya koymaktır. Bunun için CHP’yi, kamu aklını Türkiye’nin ve dünyanın dehasıyla bir araya getiren daha kapsayıcı, icraatçı ve reformcu bir parti kılacak şekilde değiştirmeliyiz.

İlk yapmamız gereken şey vatandaşlarımızı dikkat ve empatiyle dinlemektir. Onlara kulak verdiğimizde duyduğumuz insanlarımızın zengin, güçlü, itibarlı bir ülkede özgürlük ve refah içinde yaşamak istedikleridir. Kutuplara bölündüğünü, kimlik ve aidiyetlerine sıkıştığını zannettiğimiz toplum aslında yeni bir hikaye duymamanın ve muhalefete bir türlü güvenememenin bezginliğine sıkışmış durumdadır. Herkes milletimizin ferasetine güvenmelidir. Şundan eminiz ki bu aziz millet Türkiye’yi zengin, güçlü ve adil kılacağına inandığı bir muhalefeti desteklemeye hazırdır.

Gerçekten bir değişim istiyorsak; bunu nasıl yapacağımıza dair modelimizi güven verici bir biçimde topluma izah etmek durumundayız. Bu modelde Türkiye’nin ihtiyacı olan büyük sıçramanın motor gücü kamunun kaynakları ile ülkenin ve dünyanın dehasının birleşmiş gücü olmalıdır.

Burada vurguyu devlete değil kamu aklına yaptığımızın altını çizmek isteriz. Zira biz milleti devletin üstünde, onun sahibi olarak görüyor ve kamu aklını devleti de içine alan milletin bütünün ortak aklı olarak anlıyoruz. Öte yandan bu noktada bir olmazsa olmazın altını çizmek zorundayım.

Zengin olmayanın gücü olmaz evet ama adaleti olmayanın gücü zulüme çıkar. Bu sebeple zengin, demokratik, güçlü ve adil bir ülkenin vazgeçilmezi eşit yurttaşlıktır.

Değişim bahsinde diğer önemli bir mesele CHP’nin politika üretme yöntemine dairdir. İnsanlarımızın beklentilerini ve taleplerini sorgulamayan, kulağını millete vermeyen, kendi doğrusunu millete dayatan politika yapma alışkanlıklarımızı değiştirmek zorundayız. Partinin yapısı ve alışkanlıkları, halkın siyasete olan güvensizliği ve yaratılan korku siyasete katılım kapısını kapatıyor. Oysaki bugün toplumsal muhalefetin büyük katkısına ve yepyeni bir insan kaynağına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. İhtiyacımız olan insan kaynağı yalnızca politikaya katılmak konusunda en cesur olanlar değiller. Aynı zamanda en bilgili ve en yaratıcı olanlarımıza da ihtiyacımız var. Partinin kapısının bu insanlara açılması onların katılımının teşvik edilmesi şarttır. CHP, Türkiye’nin en yaratıcı zihinlerinin tüm yenilikçi projelerinin ilk adresi olmalıdır. Bunu başaramayan bir CHP’nin iktidar şansı olamaz.

Bütün bunlar kadar önemli tüm kötülüklerin anası olan bir meselemiz daha var. Türkiye fakirlikle boğuşuyor. İki asır evvel kişi başına düşen milli gelir açısından eşit olduğumuz Almanya ile aramızdaki fark neredeyse 6 katına, ABD ile 7 katına çıkmış durumda.

Son 21 yıldır, iktidar açısından bakıldığında istikrar koşulları altında yönetiliyoruz. İktidarsa iktidar, yetkiyse yetki, güçse güç. Sonuç ortada. Biz gerilemeye devam ediyoruz, “bizi fena halde kıskananlar” ise farkı açmaya devam ediyor.

Gelecek ağır bir beka sorununa işaret ediyor. Batıyla aramızdaki fark git gide bir uçuruma dönüşüyor. Bizim ıskaladığımız baş döndüren bilimsel gelişmelerin sonuçları şunu gösteriyor: Eğer hemen harekete geçmezsek, milli gelir açısından batıyla aramızdaki fark bugünkünün iki katına çıkabilir. Aramızda böyle bir farkın oluşmasına izin verirsek, Türkiye küresel seviyede kendine yeten onurlu devletler ligine tutunmakta büyük zorluk içine düşer. Kendilerinin dışındakileri gayrı milli ilan etmeye çok meraklı olan ve ağızlarından beka sorununu düşürmeyen arkadaşlarımızın dikkatini çekmek isterim ki, asıl beka sorunu budur.

Ya yeniden sıçrayıp en kısa sürede onlara yetişeceğiz ya da gelecekte bekamızı korumakta büyük zorluk çekeceğiz. Ya değişerek yeni bir ilerlemenin asli motoru olacağız ya da aynı ataletle yerimizde sayacağız.

“Vatan duygusu hasar görüyor”

Türkiye’nin sıçrayarak kalkınması bahsinde ileride daha detaylı şeyler söyleyeceğiz. Şimdilik şununla yetinelim. Türkiye’nin gelişimi konusunda kaçırdığımız ve hala binmemekte ısrar ettiğimiz en büyük tren temel bilimler trenidir. Bu treni kaçıran gelişim trenini de kaçırır. Bizi engelleyen ikinci sebepse toplumsal ve kültürel çeşitliliğimizi eşit yurttaşlığa dayalı çoğulcu bir demokrasiye kavuşturamayışımızdır. Meselelerimizi çoğulculuk, eşitlik ve dayanışma içinde çözemediğimizde adalet duygusu zedeleniyor, toplumun çeşitli kesimleri kendilerini karar mekanizmasının dışında hissediyor ve ortak vatan duygusu hasar görüyor.

Şimdi bu iki sorunla da olgunlukla yüzleşmek ve yeni çözümler geliştirmek zorundayız. Zenginleşmek için sıçrayarak kalkınmaya, zenginliğimizi adil paylaşmak için demokratik, güçlü ve sosyal bir devlete ihtiyacımız var.

Dünya siyaseti ve ekonomisinin altüst olup, yeniden şekillendiği zamanlarda yeni risk ve fırsatlar ortaya çıkar. Küresel ekonominin büyük ülkeleri haline gelmiş olanlar fırsatları en iyi değerlendirmiş ve içselleştirmiş ülkelerdir. Geçtiğimiz yüzyılda birçok ülke çok gerilerden gelerek büyük dönüşümlere sahne olmuş ve bugün dünyanın en büyük ekonomileri arasına girmiş durumda.

Savaştan yıkılarak çıkan Almanya bugün bizim ekonomimizin 5 katından daha büyük bir ülke haline geldi. Yine savaştan nükleer bir yıkımla çıkan Japonya bizden 7 kat daha büyük bir ekonomiye sahip. 1960 yılında bizim ekonomimizin dörtte biri büyüklüğünde bir ekonomiye sahip olan Güney Kore bugün bizim 2 katımızdan büyük bir ekonomi haline gelmiş durumda.

Savaşlardan çıkarak büyüyen bu üç ülkenin ortak bir özelliği var: Teknoloji üretiyor ve satıyorlar. Dünya ekonomisinin belkemiği durumundalar.

Bugün bizim de böyle büyük bir sıçramaya ihtiyacımız var.

Bugün CHP ve onun liderliğindeki muhalefete iktidar vizesi vermeyen millet, Türkiye’yi sıçratarak zenginleştirecek, güçlü ve adil bir Türkiye’yi inşa edecek bir muhalefeti gördüğünde, tereddüt etmeden iktidara taşıyacaktır. İşte milletin CHP’yi değişime zorlamasının nedeni budur. Bizim en önemli, en acil görevimiz hep beraber bu muhalefeti yaratmaktır. Bunu yaratmanın yolu ülkenin tüm vatanseverlerini birleştiren yeni, kapsayıcı ve güçlü bir vizyonun hikâyesini yazmaktır.

Türkiye’nin çoğulcu demokrasiye ve sıçrayarak kalkınmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken değişmeye, bunun için yeni bir hikayeye ihtiyacı var.

Biz de bu milletle bu hikayeyi yeniden yazacağız.
Bir tespit bir de vaatle bitireyim.
Tespitim şu: CHP değişirse, Türkiye değişir.
Vaadim de şu olsun: CHP değişecek, Türkiye değişecek.”

Paylaşın

CHP’den Anayasa Mahkemesi’ne Ek MTV’nin İptali İçin İkinci Başvuru

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), ek Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin (MTV) iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ikinci kez başvurdu. CHP’li Günaydın, “AYM’nin daha fazla gecikmeden bu konuda bir karar üretmesini bekliyoruz” dedi.

Günaydın, “İçeride AYM Genel Sekreteri Yardımcısı’na da söyledim. Neyi bekliyorsunuz bir karar almak için? Yurttaş MTV’yi ikinci kez ödesin, olası bir iptal kararına rağmen bu geriye alınamasın diye mi bekliyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın, Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin (MTV) ikinci kez alınmasını öngören yasal düzenlemenin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle bugün ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

AYM’nin önünde gazetecilere açıklama yapan Günaydın, 15 Temmuz’da Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeden 9 gün sonra 24 Temmuz’da AYM’ye gittiklerini hatırlattı.

26 Temmuz’da AYM ilk incelemeyi yaptığını, kanunun esastan görüşülmesine karar verdiğini kaydeden Günaydın aradan geçen 1,5 ayda yüksek mahkemenin bir karar vermediğini ifade etti.

Günaydın “İçeride AYM Genel Sekreteri Yardımcısı’na da söyledim. Neyi bekliyorsunuz bir karar almak için? Yurttaş MTV’yi ikinci kez ödesin, olası bir iptal kararına rağmen bu geriye alınamasın diye mi bekliyorsunuz?” dedi.

“AYM’nin bir karar üretmesini bekliyoruz”

CHP’li Günaydın ayrıca, “AYM’nin daha fazla gecikmeden bu konuda bir karar üretmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Günaydın devamında şunları söyledi: Bu Anayasaya uyarlı mıdır? Hukuk devleti ilkesi, sosyal devlet ilkesi aynı zamanda eşitlik ilkesi, adalet ilkesi, verginin genelliği ve adaleti ilkesi, herkese mali gücü oranında vergilendirme ilkesi, bunların tamamını ihlal eden bir yasa ile karşı karşıyayız.

1999’da Anayasa Mahkemesi benzer bir uygulamayı deprem harcamaları için uygun görmüş. Ancak 2003’te bu yol ikinci kere denendiğinde iki kez ‘Bu Anayasa’ya aykırıdır’ diyerek girişimi iptal etmiş.

Oysa AKP hükümeti, bu iki iptal kararına rağmen bunu TBMM’den geçirerek yasalaştırmada sakınca görmedi. Bunun söylediğimiz gibi eşitlikle, adaletle herkesin mali gücü oranında vergi kullanma yetkisi ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Hem kanuna aykırılık hem de telafisi zor zararların doğma olasılığını birlikte gördüğümüz için bu kanunun yürütmesini durdurulmasına yönelik bir talebimiz oldu.

Umuyoruz ki; Anayasa Mahkemesi temmuz ayında alınan bu vergilerden sonra ikinci dilimin kasım ayında alınmasından evvel hem yürütmenin durdurulmasına hem de iptaline yönelik bir karar verir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının üzerinden ağır bir yük olmaktan çıkar.

Paylaşın

İYİ Parti’nin Resti Sonrası CHP Ne Yapacak?

CHP’de İYİ Parti Lideri Akşener’in tek başına seçime girme kararına karşın, yeni ittifak formülasyonlarının gündeme gelebileceği, İYİ Parti dışında ittifak ve seçim işbirliği olanaklarının tartışılacağı belirtiliyor.

Buna karşın, her olasılığı dikkate alarak seçime tek başına girecekmiş gibi de hazırlık yapıldığı ve bütün belediye başkan adaylarının önceden belirleneceği ifade ediliyor. CHP kurmayları, “Biz her yerde adaylarımızı belirleriz. Eğer ittifak olursa, arkadaşlarımızdan gelen talepler doğrultusunda biz de bazı adaylarımızdan feragat ederiz” diyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu çıkışa henüz yanıt vermedi, açıklama yardımcılarından geliyor. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Gitmek isteyene kal demeyiz, yolları açık olsun” dedi.

İki parti arasında gerginliği artıran bu açıklamalara karşın CHP’de, “taban ittifakının” Akşener’i yeniden ittifak masasına oturtacağı görüşü hakim. CHP, büyükşehirlerdeki seçim stratejisini “Erdoğan mı, CHP adayı mı?” üzerine kurma hesabı yapıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan CHP kurmayları, “ ‘Erdoğan mı, İmamoğlu mu?’ diye sorduğumuzda, İYİ Parti, artık kendi seçmenine derdini anlatır, çünkü Erdoğan’ı tercih etmeyeceğini biliyoruz” diyor.

Akşener’in çıkışına kamuoyu önünde ilk yanıtı veren CHP’li Öztrak, Fox TV’de katıldığı Çalar Saat programında, “Biz her türlü fedakarlığı yaptık, yapılan eleştirileri sineye çektik. Kan kustuk kızılcık şerbeti içtik. Ama gitmek isteyene kal demeyiz, yolları açık olsun, kendileri bilir” diye konuştu.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu ise Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, bu kararın nedenlerini açıkladı.

CHP ile 2019’da kurulan ittifakın birincil tanıklarından olduğunu söyleyen Dervişoğlu, 2019’da partisinin teklifiyle yapılan yerel seçim ittifakının “kalbi bir ittifak” olduğunu ve bu ittifakın hedefinin de 2023 seçimlerini kazanmak olduğuna işaret etti.

2023 seçimlerini kazanamayınca yeniden durum değerlendirmesi yaptıklarını anlatan Dervişoğlu, 2019’da yapılan “kalbi ittifakın, politik ittifaka dönüştüğünü”, ittifakın ruhunu kaybettiğini, canlandırma imkanı görmedikleri için de seçime tek başına girme kararı aldıklarını söyledi.

CHP yönetimi ise yaşanan gelişmelerin ardından İYİ Parti ile karşılıklı polemiğe girmeme tutumunu sürdürüyor. Ancak CHP kulislerinde Akşener ve İYİ Parti’nin tutumundan duyulan rahatsızlık dile getiriliyor. Akşener’in büyükşehirleri de kastederek, “Gerekirse kaybederiz, sorumluluğunu alırız” yönündeki açıklamalarını anımsatan bazı CHP yöneticileri, bu tutumun Akşener ve İYİ Parti’ye kaybettireceği görüşünü savunuyor:

“İki belediye başkanını cumhurbaşkanlığına layık gören Meral Akşener. Çıktınız ‘İki belediye başkanından biri cumhurbaşkanı adayı olmalı’, dediniz. Devleti vermeyi göze aldığınız kişilere belediyeyi vermeyi mi göze alamıyorsunuz? Günü geldiğinde seçmen bu tutumun hesabını sorar.”

İYİ Parti’nin ittifakta yer almaması halinde CHP’liler “B Planı”nın devreye sokulacağına işaret ediyorlar. Bu konuda en büyük kozun “taban ittifakı” olduğu vurgulanıyor, “O risk görüldüğünde, siyasi partiler üzerinde toplumsal baskı yaratır. Seçime mobilize olan kitleler, sizi o masaya oturmaya zorlar. O zaman birileri de ‘Aslan payını almak şartıyla otururuz’ diyebilir” görüşü dile getiriliyor.

CHP’liler, İYİ Parti’nin “tek başına seçime girme” kararına karşın, parti tabanının üst yönetimi dinlemeyeceğine ve kendi adaylarına yöneleceğini düşünüyor. Seçim stratejisinin buna göre kurgulanacağı ifade ediliyor.

CHP’li kaynaklar, muhalefet seçmeninin “Erdoğan mı, CHP adayı mı?” sorusu üzerinden tercihini kullanacağına dikkat çekerek, seçim stratejisinin bu denklem üzerine kurulacağı belirtiliyor.

“Amiral gemi CHP’dir”

İYİ Parti’nin, CHP ile köprüleri atmasına gösterdiği gerekçelerden birisi de Kılıçdaroğlu’nun, büyükşehirlerde CHP adayları ile seçime girileceğini söylerken kullandığı “Çünkü CHP dominant partidir” ifadesi.

Bu ifadeyi sorduğumuz CHP’lilere göre Kılıçdaroğlu bu cümleyi, “durum tespiti” kullandı. CHP’liler, İYİ Parti’nin “yüzde 10’u geçemeyen bir parti” olduğu, ittifak yapılması halinde bu ittifakın ‘amiral gemisi’nin de CHP olacağının altı çiziliyor.

CHP yönetimi, ittifak konusundaki görüşmeleri, Kasım ayında yapılması planlanan 38. Olağan Kurultay’dan sonra başlatmayı planlıyor.

Akşener’in tek başına seçime girme kararına karşın, yeni ittifak formülasyonlarının gündeme gelebileceği, İYİ Parti dışında ittifak ve seçim işbirliği olanaklarının tartışılacağı belirtiliyor.

Buna karşın, her olasılığı dikkate alarak seçime tek başına girecekmiş gibi de hazırlık yapıldığı ve bütün belediye başkan adaylarının önceden belirleneceği ifade ediliyor.

CHP kurmayları, “Biz her yerde adaylarımızı belirleriz. Eğer ittifak olursa, arkadaşlarımızdan gelen talepler doğrultusunda biz de bazı adaylarımızdan feragat ederiz” diyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan OVP Açıklaması: Dağ Fare Doğurdu

Orta Vadeli Programı (OVP) değerlendiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Önümüzdeki üç yılı (2024-2026) kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) nihayet açıklandı. Ama yine, ‘dağ fare doğurdu.’ Bir ekonomik programın başarısı programın ‘teknik kalitesine’, ‘uygulayıcıların liyakatine’ ve ‘siyasi sahiplenmeye’ bağlıdır” dedi.

Haber Merkezi / OVP’de KKM’ye ilişkin bir stratejinin olmamasını eleştiren Kılıçdaroğlu, Tüm uyarılarımıza rağmen, OVP ’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasından çıkış için ciddi bir strateji de ortaya konmamış. KKM’nin bugüne kadar bütçe ve TCMB’ye yükü 900 milyar lirayı aştı. 2024’de devletin bütçeden yapacağı yatırım harcamalarının 788 milyar lira olduğu düşünüldüğünde, KKM’nin sebep olduğu yük ve tahribat daha iyi anlaşılabilir” dedi ve ekledi:

“‘KKM olmasaydı bütçenin faiz yükü ne olurdu?’ diyenler, bir zahmet OVP ’de faiz giderlerindeki patlamaya da bir baksın. 2023’de % 108 artan bütçenin faiz ödemeleri, 2024’de % 94 artacak.”

Kılıçdaroğlu, açıklamasının sonunda ise, “Tüm bu yıkıma sebep olanların şimdi çıkıp ‘sorun ekonomik değil, psikolojik’ demesi ise siyasetin değil, olsa olsa tıbbın konusudur. Ne de olsa olmadığı halde kendini ‘ekonomist’ zannedip, bir de ‘faiz sebep, enflasyon netice’ diyerek, durduk yere ülkeyi perişan etmenin başka bir izahı olamaz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün açıklanan Orta Vadeli Programı (OVP) değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun sosyal medyada yaptığı değerlendirmeler şöyle:

Önümüzdeki üç yılı (2024-2026) kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) nihayet açıklandı. Ama yine, “dağ fare doğurdu.” Bir ekonomik programın başarısı programın “teknik kalitesine”, “uygulayıcıların liyakatine” ve “siyasi sahiplenmeye” bağlıdır.

Son ikisinden başlarsak; uygulayıcıların hali ortada… Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümü 2023 için, 2011’de sözler verdiler. Türkiye ilk 10 ekonomi arasına girecek. Milli Gelir 2 trilyon $; fert başına gelir 25 bin $, ihracat 500 milyar $ olacak. İşsizlik % 5’e düşecekti.

Bunları devletin 10. Kalkınma Planına resmi hedef olarak da yazdılar. Şimdi getirdikleri OVP ile 2026’ya kadar, bu hedeflerin yanına bile yaklaşamıyorlar. Ama 2023 hedeflerinin neden ıskalandığına dair OVP ’de tek bir izahat yapmıyorlar; milletten özür dilemiyorlar.

Çünkü ortada 2023 hedeflerini sahiplenen samimi bir siyasi irade hiç olmadı. Aynı siyasi iradenin şimdi getirdiği OVP’ye göre Türkiye; ilk 10 ekonominin uzağında kalmaya, buna karşın dünya enflasyon şampiyonlar liginde oynamaya devam edecek.

OVP ’nin teknik tarafına gelirsek, burada da izaha muhtaç ciddi sıkıntılar var. Saray Hükümeti önümüzdeki üç yılda “Türkiye’nin potansiyel büyümesinden çok da taviz vermeden, enflasyonu üç yılda yüzde 65’lerden yüzde 8,5’e indireceğim” sözünü veriyor. Peki, bunu nasıl yapacak?

OVP ’deki bu büyüme ve enflasyon hedeflerinin beraberce sağlanması, iç talebin ciddi şekilde baskılanması ve dış talepten büyümeye ciddi bir katkı gelmesiyle ancak mümkün. 2024’de yurtiçi talepten büyümeye gelen katkının, 2023’e göre, yarı yarıya düşeceği anlaşılıyor. Perşembenin gelişi, Çarşambadan bellidir. Yerel seçimlerden sonra, daha yüksek faiz ve vergi yükü yolda.

Diğer taraftan OVP’ye göre gelecek üç yılda net ihracatın büyümeye katkısı son derece sınırlı. Yani önümüzdeki üç yılda da büyüme iç talep ağırlıklı olacak. Peki, bu büyüme kompozisyonuyla, enflasyon tek haneye nasıl düşecek?

OVP’nin dolar kuru tahminleriyle de enflasyon hedefleri uyumlu değil. OVP’ye göre 2024’de Amerikan Doları, TL’ye karşı yüzde 54 değer kazanacak. Yani TL pul olmaya devam edecek. TL’nin değeri pul olurken, enflasyon yüzde 65’lerden, yüzde 33’e nasıl düşecek?

Saray hükümeti yine selden kütük kaçıracak. Ekonomide işlediği tüm günahların vebalini milletin sırtına yıkacak. 2024’de hedeflenen enflasyon % 33, ama diğer tarafta hedefledikleri vergi tahsilatındaki artış % 73. OVP ’ye göre vatandaşın vergi yükü olağanüstü artacak.

Tüm uyarılarımıza rağmen, OVP ’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasından çıkış için ciddi bir strateji de ortaya konmamış. KKM’nin bugüne kadar bütçe ve TCMB’ye yükü 900 milyar lirayı aştı. 2024’de devletin bütçeden yapacağı yatırım harcamalarının 788 milyar lira olduğu düşünüldüğünde, KKM’nin sebep olduğu yük ve tahribat daha iyi anlaşılabilir.

“KKM olmasaydı bütçenin faiz yükü ne olurdu?” diyenler, bir zahmet OVP ’de faiz giderlerindeki patlamaya da bir baksın. 2023’de % 108 artan bütçenin faiz ödemeleri, 2024’de % 94 artacak.

Tüm bu yıkıma sebep olanların şimdi çıkıp “sorun ekonomik değil, psikolojik” demesi ise siyasetin değil, olsa olsa tıbbın konusudur. Ne de olsa olmadığı halde kendini “ekonomist” zannedip, bir de “faiz sebep, enflasyon netice” diyerek, durduk yere ülkeyi perişan etmenin başka bir izahı olamaz.

Paylaşın

İYİ Parti’den CHP’ye İttifak Resti: Ruhunu Kaybetti

İYİ Partili Dervişoğlu, 2018’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ittifakları zorunlu hale getirdiğini belirterek, “Oluşturduğumuz o ittifak kalbi bir ittifaktı. Bu ceberrut sistemden demokratik yol ve yöntemlerle kurtulabilmenin ilk adımının atıldığı yerdi. Biz o kalbi ittifaktan başarıyla çıktık. Hedefimiz 2023 seçimleriydi. Ancak o kalbi ittifak bir politik ittifaka dönüşerek ruhunu kaybetti. 2023 seçimleri de kazanılamayınca durumun yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacı hasıl oldu” ifadelerini kullandı.

2019’da kurulan yerel seçim ittifakının 2023 genel seçimleri için kurulduğunu belirten Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonuç alınmayınca şapkayı önümüze koyup ciddi bir düşünme ihtiyacı içine girdik. Yanlış stratejiler, yapılan hatalar sebebiyle netice alınamadı” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İstanbul ve Ankara dahil tüm şehirlerde kendi adaylarını çıkaracaklarını açıklamasının ardından partinin Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Dervişoğlu, 2019 yerel seçimlerinde kurulan ittifakla bugünün şartlarının benzer olmadığını ifade etti. 2019’da kurulan ittifakın birincil tanıklarından olduğunu söyleyen Dervişoğlu, “2019 yılında gerçekleşen seçim iş birliğini CHP’ye teklif eden İYİ Parti’dir. Teklifimiz Türkiye’yi mevcut ceberrut iktidardan kurtarabilmek için atılan önemli adımlardan biriydi. Biz o ittifak masasını hiçbir parti menfaati gözetmeksizin oluşturduk. Müzakereleri talepsizlik ve beklentisiz yürüttük. Kaç belediye başkanlığı alırız hesabı içinde değildik. Derdimiz sadece Türkiye’ydi” diye konuştu.

2018’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ittifakları zorunlu hale getirdiğini belirten Dervişoğlu, “Oluşturduğumuz o ittifak kalbi bir ittifaktı. Bu ceberrut sistemden demokratik yol ve yöntemlerle kurtulabilmenin ilk adımının atıldığı yerdi. Biz o kalbi ittifaktan başarıyla çıktık. Hedefimiz 2023 seçimleriydi. Ancak o kalbi ittifak bir politik ittifaka dönüşerek ruhunu kaybetti. 2023 seçimleri de kazanılamayınca durumun yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacı hasıl oldu” ifadelerini kullandı.

2019’da kurulan yerel seçim ittifakının 2023 genel seçimleri için kurulduğunu belirten Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonuç alınmayınca şapkayı önümüze koyup ciddi bir düşünme ihtiyacı içine girdik. Yanlış stratejiler, yapılan hatalar sebebiyle netice alınamadı” dedi.

2023 seçiminin kaybedilmesine ilişkin CHP içinde henüz bir tartışma yapılmadığını ya da yapıldıysa kendilerinin haberdar olmadığını kaydeden Dervişoğlu, seçim öncesi süreçte yaşananlara ilişkin şunları söyledi: “Süreç boyunca yapılan hataları telafi etmek için elimizden gelen tüm çabayı sarf ettiğimize kamuoyu şahit. Tüm kırılma noktalarında devreye girdik hatta özeleştirimizi bile verdik. Sayın genel başkanımız kötü gidişatı engelleyemediği için aziz milletimizden özür diledi. Ama görüyoruz ki CHP kaybedilen bu seçimi başarı olarak tanımlamaya devam ediyor. Biz kaybedilen bir seçimi kazanım olarak görmüyoruz ve değerlendirmemizi de buna göre yapıyoruz.”

Kutuplaşmalara vesile olmamak adına yaklaşan yerel seçimlere ayrı ayrı girme çağrısı yaptıklarını belirten Dervişoğlu, “İttifakların parti kimliklerine zarar vermesi ve demokratik sürece olumsuz etkilerde bulunması münasebetiyle o yoldan geri dönüş çağrısıdır. Ama bu çağrımız doğru bir biçimde karşılık bulmamıştır” dedi.

İttifak içinde kalarak sorunların çözüleceğine olan inançlarını yitirdiklerini ifade eden Dervişoğlu, “
Yaşananların en yakın tanığıyım. Sonradan sizler de şahit oldunuz, gizli protokollerle, gizli anlaşmalarla, politik manevralarla karşı karşıya kaldık. Ruhunu yitiren kalbi ittifakın yeniden ruhunun canlandırılmasını mümkün olmayacağı kanaatine vardık” ifadelerini kullandı.

‘CHP ile yeniden bir araya gelmek mümkün olabilir mi, tekrar konuşabilir miyiz’ sorusunu kendilerinin de sorduğunu belirten Dervişoğlu, CHP’den yapılan dominant partinin CHP olduğu açıklamasını, belediye başkanlarının adaylık ilanı gibi gelişmeleri hatırlatarak “Dil siyasette önemlidir. Eğer siz dilinizi değiştiremezseniz dil sizi değiştirmeye başlıyor. Türkiye’de yaşanan durum bu” ifadelerini kullandı.

“Etkin, yetkin adaylarımızı milletimizin önüne çıkaracağız”

Akşener’in 81 ilde aday çıkaracaklarını açıklamasının ardından Faik Öztrak’ın katıldığı bir televizyon programında kendilerine “yol açıklığı” temenni ettiğini ifade eden Dervişoğlu, “Herkesin yolu açık ve aydınlık olsun. Biz seçmenin iradesine ipotek koyacak değiliz. İsteyen istediği belediye başkanına oy verecektir. Biz seçmenin iradesine ipotek koymak ya da aldığımız oyu siyasi bir koza dönüştürmek için yapmıyoruz. Dün yaptıklarımızı da ülke için yaptık bugün yapacaklarımızı da ülke için yapıyoruz. Etkin, yetkin adaylarımızı milletimizin önüne çıkaracağız” diye konuştu.

Dervişoğlu, yerel seçimlere kendi adaylarıyla girilmesi halinde muhalefetin kaybedebileceğinin hatırlatılması üzerine “Siz bizi bir küsuratı tamamlayacak bir parti olarak görüyorsanız bu düşünceniz çok normal ama biz Türkiye’nin aydınlık ufuklarına yol almak istiyoruz dediğimizde bizi anlamanız çok kolay. Biz bir küsuratı tamamlayacak parti değiliz. Bu soruyu bana değil 49,5’u 50’ye tamamlayacak 0,5’lere değer verenlere sorun” ifadelerini kaydetti.

İYİ Parti’nin tavrının netleşmesi üzerine CHP kanadından gelen “kapı kapatılmadı sert örtüldü” benzeri açıklamalar hatırlatılan Dervişoğlu, “Bu söylemleri değerlendirmeye gerek görmüyorum. Muhataplık ilişkisinde mütekabiliyet aranır. O sözler kişileri bağlar. Biz kurumsal bir cevap almış değiliz. Bugün sadece Sayın Öztrak’ın açıklamalarını dinledim. Gayet de zarif bir açıklamaydı. Onun söylediklerini esas alarak konuştum” dedi.

Paylaşın

NATO Üyeliği: İsveç’ten “Türkiye’nin Onay Sürecini Başlatmasını Bekliyoruz” Mesajı

Ülkesinin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyesi olmaya “tam olarak hazır” olduğunu açıklayan İsveç Dışişleri Bakanı Billstrom, Türkiye’nin onay sürecini başlatmasını beklediklerini söyledi.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Letonya’nın başkenti Riga’ya düzenlediği ziyaret sırasında ülkesinin NATO üyelik sürecine dair açıklamalarda bulundu.

İsveç’in NATO’ya katılmaya  “tam olarak hazır” olduğunu ifade eden Billstrom, Türkiye’nin onay sürecini başlatmasını beklediklerini ifade etti.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

Türkiye ve Macaristan’daki onay süreçlerinin tamamlanması sonrasında Finlandiya Nisan ayında 31’inci üye olarak İttifak’a katılmış, ancak Türkiye ve Macaristan’ın İsveç konusundaki çekinceleri sürmüştü. Bir ülkenin NATO’ya üye olabilmesi için tüm İttifak üyelerinde hükümetlerin onayının ardından meclis onayının da bulunması gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 11 ve 12 Temmuz tarihlerinde Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine yönelik itirazını kaldıracağını duyurmuştu.

İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü onaylayacak yerin TBMM olduğunu vurgulayan Erdoğan, onayın Ekim ayına yetişip yetişmeyeceğiyle ilgili bir soruya, “Şimdi bizim iki aylık bir meclis tatili var. Tabii Ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil.

Zira birçok uluslararası sözleşmeler var birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Tabii bunların önem sırasına göre bu attığımız adım da burada yerini alacak. Ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek hedefimiz” demişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, üç aylık aranın ardından mesaisine 1 Ekim Cumartesi günü yeniden başlayacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

CHP’li Öztrak’tan Meral Akşener’e Sert Yanıt: Yolları Açık Olsun

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘yerel seçim’ açıklamaları sorulan CHP’li Öztrak, “Biz her türlü fedakarlığı yaptık, yapılan eleştirileri sineye çektik. Kan kustuk kızılcık şerbeti içtik. Ama gitmek isteyene kal demeyiz, Yolları açık olsun, kendileri bilir” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak bu sabah Fox TV’de yayınlanan Çalar Saat programına konu oldu.

Gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Öztrak’a İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘yerel seçim’ açıklamaları da soruldu. CHP’li Öztrak’a programda İYİ Parti’nin ittifak olmadan seçimlere gitme kararına ilişkin soruya, ‘Yolları açık olsun’ cevabını verdi.

Programın sunucusu Ezgi Gözeger’in Faik Öztrak’a yönelttiği, ‘Yerel seçimlerde yeniden ittifak olur mu?’ sorusuna ise “Biz her türlü fedakarlığı yaptık, yapılan eleştirileri sineye çektik. Kan kustuk kızılcık şerbeti içtik. Ama gitmek isteyene kal demeyiz, Yolları açık olsun, kendileri bilir” diye yanıt verdi.

“Balıkesir ve Denizli’yi İYİ Parti yüzünden kaybettik”

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal da katıldığı yayında 2019 yılında CHP’li adaylarla kazanılabilecekken Balıkesir ve Denizli büyükşehir belediyelerinin İYİ Parti’ye bırakıldığını ve bu yüzden kaybedildiğini söyledi.

Sarıbal şu ifadeleri kullandı: “2019 yılında Balıkesir’i İYİ Parti’ye vermişiz Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanımız olsa kazanacağımız. Denizli’yi yine İYİ Parti’ye vermişiz Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanımız olsa kazanacağımız. Somut iki ili de içine alarak konuşuyorum.

Bugün İYİ Parti’nin hele de tabanının Cumhuriyet Halk Parti tabanının bir kısım Anavatan, Doğru Yol Partisi’nden gelen kesim olarak değerlendirdiğimizde İYİ Parti’nin Genel Başkanı’nın iradesi elbette olur ama yerelde tabanda bir işbirliğine itiraz etmesi hem kendisine dair, hem siyasi geleceğine dair hem partinin kurumsallığına dair hem de toplumdaki tepkisel tutumlar açısından olumsuz olacağını ben buradan biliyorum. Meral Akşener’in de bunu bildiğini düşünüyorum.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fatih Altaylı’nın programına konuk olarak, 81 ilde ayrı aday çıkaracaklarını ve büyükşehirlerde de seçime kendi adayları ile gireceklerini söylemişti.

Paylaşın

Soyer’den Akşener’e İttifak Yanıtı: İYİ Parti Olmasa Da İzmir’de Bir Kayıp Olmaz

İYİ Parti ile ittifak yapılmaması halinde CHP için bir kayıp olup olmayacağına ilişkin soruyu yanıtlayan İBB Başkanı Tunç Soyer, “İzmirlilerin çok net bir duruşu ve tercihi var. Bu duruş kolay sarsılacak bir şey değil” dedi ve ekledi:

“İzmirliler en net, demokrasiye sahip çıkar. İzmir’de demokratik bir seçim süreci yaşanacak, sonuna kadar da demokrasi işleyecek. Bu son derece sağlıklı bir süreç olacak. Ben kayıp olacağını düşünmüyorum. Hiçbir kayıp olmaz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, her yerde seçime ayrı gireceklerini açıklarken, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer karara ilişkin ilk değerlendirmesini yaptı.

İzgazete’den Gizem Taban’a konuşan Soyer “Anlaşılan o ki genel seçimlerde olduğu gibi bir çatı ittifakı kurulmayacak gibi… Ama ben zaten ilk günden beri söylüyorum, Sayın Genel Başkanımıza da arz ettim. Genel seçim ile yerel seçimin dinamikleri çok farklı… Yerel seçimlerde ittifak zaten her ilin, her ilçenin kendine özgü koşulları içinde kurulur. Bunu serbest bırakmak birkaç fayda yaratır.

Her partinin, kendi sözü neyse, eğilip bükülmeden söyleme imkanı olur. Seçmen daha kolay tercih yapacak bir seçenekle karşılaşır. Bu aynı zamanda başkan adaylarına da hareket alanı bırakır. Her partinin kendi söylemleriyle, politikalarıyla, yerel yönetim deneyimleriyle seçmenin karşısına çıkmasını sağlıklı buluyorum. O nedenle bu konuda herhangi bir olumsuz fikir taşımıyorum” diye konuştu.

“Rekabet her zaman faydalıdır”

Soyer, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İzmir için Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı konusunda Ümit Özlale’yi işaret etmesi hakkında ise “Rekabet her zaman faydalıdır. Bunda herhangi bir beis yok” dedi.

Soyer, İzmir’de İYİ Parti ile İttifak yapılmaması halinde CHP için bir kayıp olup olmayacağına ilişkin soruya ise şöyle yanıt verdi: “İzmirlilerin çok net bir duruşu ve tercihi var. Bu duruş kolay sarsılacak bir şey değil. İzmirliler en net, demokrasiye sahip çıkar. İzmir’de demokratik bir seçim süreci yaşanacak, sonuna kadar da demokrasi işleyecek. Bu son derece sağlıklı bir süreç olacak. Ben kayıp olacağını düşünmüyorum. Hiçbir kayıp olmaz.”

Paylaşın

BBP Lideri Destici’den Meral Akşener’e İttifak Çağrısı

İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde aday çıkaracaklarını dile getiren İYİ Parti Lideri Meral Akşener’e çağrıda bulunan BBP Lideri Mustafa Destici, “İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı içerisinde yer almasını arzu ederiz” dedi ve ekledi:

“Bu sadece yerel seçimlere mahsus bir şey değil. Biz, Türk devletinin varlığını daha güçlü bir şekilde devam ettirmesi, ülkenin bütünlüğünün muhafazası ve Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, milletin kardeşliği açısından milli, manevi hassasiyetleri yüksek olan, devletin varlığını, ülkenin bütünlüğünü, milleti önceleyen herkesin bir araya gelmesini arzu ediyoruz.”

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Eskişehir’de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gazete Duvar‘ın aktardığına göre; Destici, “İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı’na katılacağı yönünde söylentiler var. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Geçtiğimiz genel seçimlerde de ben aslında İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı içerisinde yer alması gerektiğini ifade etmiştim. Eğer İYİ Parti, Cumhur İttifakı çatısı altında seçimlere girmiş olsaydı bugün yaşananlar kendileri, kendi partileri ve kendi bulundukları ittifak açısından yaşanmamış olurdu. Biz kendilerini defaten uyardık. Yani o ittifakta, karşı ittifakta, Milli İttifakı’nda PKK olduğunu, PKK’nın uzantıları HDP’nin, Yeşil Sol’un, DHKPC’nin uzantıları olduğunu, TİP’in, TİKKO’nun uzantıları olduğunu ifade etmiştik, söylemiştik.

Ama o zaman kulaklarını kapattılar, bildikleri yolda devam ettiler. Ama seçim bittikten sonra şu anda herkes orada eteğindeki taşı döküyor. Şu anda en çok eteğinde kimin taş birikmiş diye bakıyoruz. İYİ Partililerin eteğinde çok taş birikmiş. Şu anda onlar inanılmaz bir şekilde Millet İttifakı’na, Cumhuriyet Halk Partisine, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanına, adaylarına yönelik her şeyi söylüyorlar ve seçimin kaybedilmesinin sorumlusu olarak da Kemal Bey’i, Cumhuriyet Halk Partisini ve onların kadrolarını görüyorlar.

Bu saatten sonra da Cumhuriyet Halk Partisiyle tekrar yerel seçimlerde bir ittifak yapabilirler mi? Bütün bu yaşananlara ve İYİ Parti’nin ortaya koyduğu bu zikzak siyasetine baktığımda her şey olabilir diye görüyorum. Bir kere daha genel seçimlerde yaptığımız çağrıyı yapıyoruz. Biz elbette ki İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı içerisinde yer almasını arzu ederiz. Bu sadece yerel seçimlere mahsus bir şey değil. Biz, Türk devletinin varlığını daha güçlü bir şekilde devam ettirmesi, ülkenin bütünlüğünün muhafazası ve Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, milletin kardeşliği açısından milli, manevi hassasiyetleri yüksek olan, devletin varlığını, ülkenin bütünlüğünü, milleti önceleyen herkesin bir araya gelmesini arzu ediyoruz.”

“İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde ayrı seçime gireceğiz”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fatih Altaylı ile yaptığı söyleşide yerel seçimlere ilişkin ittifak düşünmediklerini belirterek İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde ayrı seçime gireceklerini söylemişti.

Akşener, yerel seçimlere ilişkin yaptığı açıklamada, “İttifak sistemi içinde yer almamaya kararlıyız” ifadelerini kullanmıştı. Yerel seçimlerdeki olası bir başarısızlık için de Akşener, “Bedelini ödeyeceğim, tüm sorumluluk bana ait. Bana ‘Tayyip Erdoğan’a yanladı’ diyenler dahil herkes istediğini söyleyebilir. Umurumda değil. İki; biz bu partiyi CHP’nin adaylarını seçtirmek için kurmadık. Bitti” dedi.

Paylaşın