CHP’den Akşener’in Yerel Seçim Kararına İlişkin İlk Açıklama: Saygılıyız

İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in yerel seçimlere yönelik kararına ilişkin değerlendirmede bulunan CHP’li Bülent Kuşoğlu, “Her partinin en doğal hakkı seçime ayrı girmesi” dedi ve ekledi:

“CHP bu seçimde de mevcut 11 büyükşehir belediye sayısını artırmak için çalışıyoruz. Şu an ittifak görüşmemiz yok ama kapımızı çalan olursa kapımız açık.. Ayrı ayrı girme kararına saygılıyız.”

Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu, Sözcü TV’de yaptığı açıklamada CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in yerel seçimlere yönelik ayrı girme kararına ilişkin ifadelerini aktardı.

Kuşoğlu, Akşener’in ifadelerine ilişkin, “Her partinin en doğal hakkı seçime ayrı girmesi. CHP bu seçimde de mevcut 11 büyükşehir belediye sayısını artırmak için çalışıyoruz. Şu an ittifak görüşmemiz yok ama kapımızı çalan olursa kapımız açık.. Ayrı ayrı girme kararına saygılıyız” dedi.

“İstanbul ve Ankara dahil ayrı gireceğiz”

Gazeteci Fatih Altaylı’ya açıklamalarda bulunan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yerel seçimlere ilişkin İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde aday çıkaracaklarını söyledi. Akşener, küçücük ilçelerde işbirliği yapılabileceğini de ifade etti.

Paylaşın

Mehmet Yılmaz: Putin, Erdoğan’a Bu Kez Yol Vermedi

T24 yazarlarından Mehmet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’de gerçekleştirdikleri görüşmeyi değerlendirdi. Yılmaz, Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinden eli boş döndüğünü ifade etti.

Mehmet Yılmaz, yazısında, Erdoğan’ın Putin ile ilişkisi üzerinden Batı’da ciddiye alınmayı umduğunu; bunun da sıkışık Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan dış kaynağın sağlanmasında etkili olmasını beklediğini belirtti.

Ama Putin’in Erdoğan’a bu kez fırsatı vermediğini vurgulayan Mehmet Yılmaz’ın bugün yayınlanan yazısının ilgili kısım şöyle:

Cumhurbaşkanı’nın gözü Temmuz ayından beri Putin gelsin diye yollardaydı ama olmadı.

Putin’in yurt dışına çıkmak konusundaki isteksizliğinin bir nedeni Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği yakalama kararı.

Türkiye bu kararı soykırım suçlusu Sudanlı Ömer El Beşir için bile uygulamamıştı, Putin için de elbette uygulayacak hâli yoktu.

Ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çok önem verdiği “tahıl koridoru anlaşmasını” canlandırmak için sonunda Putin’in ayağına kadar gitti.

Eli boş olarak geri döndü.

Kapalı kapılar ardında ne konuşuldu bilmiyoruz ama resmi açıklamaya göre Putin, anlaşmanın yeniden hayata geçirilmesi için Batı’nın uyguladığı ambargonun kaldırılmasını istiyor.

Batı ise Rusya’yı, Ukrayna üzerinden sıkıştırıp iyice güçsüzleştirmek temel politikasından vazgeçecek gibi görünmüyor.

Cumhurbaşkanı’nın bunca işi gücü arasında Ukrayna tahılının dünyaya Karadeniz üzerinden serbestçe satılmasını kendisine bu kadar dert etmiş olmasının Türkiye açısından nasıl bir önemi var diye merak ediyor olmalısınız.

Ukrayna tahılının çok küçük bölümü Türk gemileri ile taşınıyor, bir navlun kaybımız yok sayılır.

Öte yandan Ukrayna tahılının, Bulgaristan ve Romanya üzerinden satılmasında da anlaşma bittiğinden beri bir engel çıkmadı.

Ruslar Türk gemisinde arama yaptılar ama aynı yükü alan Japon gemisine dokunmadılar bile.

Ukrayna, “tahılımı sattırırsanız size şu kadar komisyon veririm” de demiyor.

Ama Erdoğan “tahıl koridoru” peşinde!

Konunun Türk ekonomisi ile dolaylı bir ilgisi var.

Erdoğan, Putin ile ilişkisi üzerinden Batı’da ciddiye alınmayı umuyor; bunun sıkışık Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan dış kaynağın sağlanmasında etkili olmasını bekliyor.

Putin kendisine bu kez bu fırsatı vermedi.

Batının karşısına çıkıp, “Putin ile sorunlarınızı benim üzerimden çözebilirsiniz” diyebilecek durumda değil artık.

Öyle görünüyor ki İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı çıkmaktan vazgeçmesinin, Ukrayna’nın NATO üyeliğine destek olmasının ve Nazi özentisi Azov taburu komutanlarını, verdiği sözü de çiğneyerek Ukrayna’ya yollamasının Putin nezdindeki karşılığı bu.

“Dünya lideri” propagandası gerçeklerden habersiz, milliyetçi duyguları galeyana getirilmiş saf kitleler üzerinde etkili olabiliyor ama dünya arenasına çıkıldığında boyalar dökülüyor.

Dış politikada böyle savrulmalar, esasen temel bir dış politikanız olmadığını, günlük çıkarlara göre yön değiştirebileceğinizi gösteriyor.

Öyle olunca da kimse ciddiye almıyor tabii.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’na Kalkan Mı Oldu? Dikkat Çeken İddia

Eski CHP Milletvekili Mustafa Balbay, “Özgür Özel, Kemal Bey’in karşısına başka bir aday çıkmasın diye mi kalkan? Böyle bir olasılık bence var. Tabii ki Özgür Özel’in siyaset yapma hakkı var. Kamuoyuyla gerçekleri paylaşıyor. Ama Özgür Özel, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kararıyla şu anda CHP’nin Meclis’teki Grup Başkanı” dedi.

Cumhuriyet gazetesi yazarı ve eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Mustafa Balbay, TELE1’de Ülkü Çoban’ın sunduğu ‘Gün Ortası’ programına konuk oldu.

Programda gündeme dair yorumlarını paylaşan Balbay, TBMM CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in ‘değişim’ mesajları ve kurultaydaki adaylık sinyaliyle ilgili dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Balbay, Özel’in CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında başka bir aday çıkmaması için ‘kalkan’ görevi görüyor olabileceğini öne sürdü.

Balbay, konuyla ilgili şunları söyledi: Şu soru hala yanıt bulmadı: Özgür Özel, Kemal Bey’in karşısına başka bir aday çıkmasın diye mi kalkan? Böyle bir olasılık bence var. Tabii ki Özgür Özel’in siyaset yapma hakkı var. Kamuoyuyla gerçekleri paylaşıyor. Ama Özgür Özel, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kararıyla şu anda CHP’nin Meclis’teki Grup Başkanı.

Özel’den “Aday olacak mısınız?” sorusuna yanıt

Özgür Özel, dün Halk TV’de İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah’ın konuğu olmuş ve “Aday olacak mısınız?” sorusuna şu yanıtı vermişti:

Ben burada adayım desem hem partiye, hem kamuoyuna hem de birlikte yol yürüdüğümüz insanlara ve başta genel başkana karşı şu anda bunu buradan açıklamak doğru olmaz. Süreci tamamlayacağım, tutum belgesini açıklayacağız. Bir eş zamanlılıkla belki bir basın toplantısıyla, belki kadrolarımızla birlikte… Önce tutum belgemizi kamuoyu ile paylaşacağız. Daha sonra aday olacağımız sırada, önceden benim sözüm var. Önce aileme, sonra genel başkana haber vereceğim. Yani genel başkan televizyondan duymayacak. Ondan sonra da kurultayla ilgili gerekli süreci başlatacağız.

28’inde hiç niyetim yoktu. Haziran’ın ortasına geldiğimizde partinin hiçbir şey yokmuş gibi davranmasının seçmene büyük bir haksızlık olduğunu gördüm. Partimizin özeleştiri yapmamasını büyük bir haksızlık olarak gördüm. Partimizin bir yenilenme, değişim meselesine geçmemesinin seçmeni kaybettiğini gördüm. Partide de, ülkede de işlerin iyi gitmediğini gördüm. Orada sorumluluk üstlenebilirim dedim. Yaşadığımız süreç beni adaylığa o günden daha fazla yaklaştırdı. Bu işin sonunda bir adaylık olursa da o özgüvenim, inancım, kararlılığım var. Adaylık noktasında kem küm ediyor değilim ama bir süreç var ve tamamlanması gerekiyor.

Görüşmemiz gereken herkesle görüşüyoruz. Başta genel başkanımız, partimizin kadrolarını asla incitmemeye, üzmemeye çalışıyoruz. İnsan baba evini yakıp yıkmaz, bazıları benim yaptığım görevleri yapıp partiden gitti.

Yenmek, yenilmek değil. Biz kurultayda Kemal bey ile yarışabiliriz. Bu hainlik değildir. Bazıları diyor ki “Kemal beye ihanet mi ediyorsun?”. Kemal beyin başarısı için bir şeyleri eksik yapmak ihanettir, ben yapmadım. Kemal beyin başarısı için, en yakını kimse en yakını kadar inandım.

Kemal bey “Bu kürsüde son kez sesleniyorum, bir yolculuğa çıkıyorum” dedi. Babam gibi hissettiğim bir insana tutamadım kendimi ağladım. “Ağlıyordun, aday olamazsın” diyorlar. Ben üç kez ağladım siyasette. İmamoğlu, İstanbul’u kazandı. 19 gün sandık üstünde yattık. Haber geldi mazbatayı veriyorlar, oradan İBB’ye. Balkona çıktım, bir gürültü başladı. İzmir Marşı çalıyor, İmamoğlu arabadan indi. O anı gördüm hüngür hüngür ağladım. Kemal bey adaylığını açıkladı tutamadım kendimi ağladım. Bir de Soma Davası bitti, büyük haksızlık yaptılar kapının önünde ağladım.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: İstanbul Ve Ankara Dahil Seçimlere Ayrı Gireceğiz

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara dahil 81 ilde aday çıkaracaklarını söyledi. Akşener, küçücük ilçelerde işbirliği yapılabileceğini de ifade etti.

Hakkında 7 yıl açık tutulan FETÖ soruşturmasıyla ilgili de konuşan Akşener, 8 klasörden oluşan dosyada birden fazla ihbarcı olduğunu belirterek “Birisi daha ihbarda bulunuyor. Yağmur gibi ihbar var. Kafası kızan ihbar etmiş. Ama o ihbarda şöyle bir durum var. Sayın Tuğrul Türkeş, ben ve Süleyman Soylu FETÖ’cüyüz iddiası var.

Bunlar hakkında soruşturma, kovuşturma yapılması gerektiği… Benim dokunulmazlığım olmadığı için dosyam ayrılmış, diğer iki ismin dokunulmazlığı olduğu için TBMM’ye gönderileceği yazıyor benim dosyada. Ama onlara ne yapıldı bilmiyorum. Sonrasında Soylu İçişleri Bakanı oldu” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, gazeteci Fatih Altaylı’ya dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Seçimin ardından İYİ Parti kurmaylarının açıklamalarına ilişkin, son dönemlerde ortaya çıkanlarla ilgili öfke olduğunu belirten Akşener, “Adnan bey sahada çalışırken ‘Onlar oradan vekil çıkartamaz İYİ Parti’ye oy vermeyin’ deniliyor. Beni ve İYİ Parti’yi düşmanlaştırarak AK Parti bünyesinde bizim üzerimizden sayın Kılıçdaroğlu’na gelebilecek oyların önü kesildi.

Buna da çanak tutuldu. Ben size Çankırı’dan örnek vereyim. Çankırı’da adayımız son 10 güne kadar kazanabilir durumdaydı. AK Parti’nin birinci sıradaki adayı ve teşkilatları, ikinci sıranın çıkamayacağını onun için diğer oyların MHP’ye kaydırılması gerektiğini söylediler. Bunun üzerine kavgalar oldu. Sonuç itibariyle İYİ Parti’nin vekil adayı gitti MHP, AK Parti kazandı” diye anlattı.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’i “saydığını” söyleyen Akşener, “Eskişehir’de ilginç bir şey oldu. Nebi kardeşimizin büyük bir kızgınlığı var. Ailecek görüştükleri hocanın iddiaya göre, “İYİ Parti buradan çıkaramaz, 4 çıkaralım” diye gezmesi. Bunlar insanları kırıyor” dedi.

“İstanbul ve Ankara dahil ayrı gireceğiz”

Akşener şöyle devam etti: Bütün bunlar teşkilatlarda bir şey biriktirdi. Bursa’daydım geçen gün. Biz teşkilatlarımıza çok para gönderemedik. Biraz zorluk çekmişler. Nilüfer Belediyesi ile ortaklaşmaya çalışmışlar kumanya için. Üç gün kala “Biz kumanya veremeyiz” demişler. İkinci turdan bahsediyorum. Bu tür çok hoyrat, sert tavırlar… Şimdi gelinen noktada bizim 4 vekilimiz hariç, teşkilatlarımızın tamamı şu an itibariyle yerel seçimlere hiç kimse ile…

İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleriyle ilgili olarak da biz cumhurbaşkanı adayı gösterdiğimiz için kendilerini, Kürşad (Zorlu) ‘Burada da aday çıkaracağız’ dedi. Cumhurbaşkanı adayı gösterdiğimiz için ben Kürşad ile ilgili ‘Tedbiren söylemiştir’ dedim. Ne çıktı ortaya? Dediler ki ‘Evet biz Cumhurbaşkanı adayı göstermek istedik, iki arkadaş da kabul etmedi. Milletin sesini bildirdiniz’ dediler.

(Partileri göstermedikleri sürece nasıl kabul edeceklerdi?) Biz de gösterebilirdik. Birinden biri “adayım” dese oradan çıkarlardı. Kararlılık başka bir şey. Arkadaşlarımız ‘Milletin sesini değerlendirmediler ama biz her yerde ayrı gireceğiz.’ diyor. İstanbul ve Ankara dahil.

Ben bu ittifak siyasetine şiddetle karşıyım. Bunlar insanları kutuplaştırıyor. Bütün seçim boyunca fakirin derdini, emekliyi, sığınmacıyı konuşamadık. “Biz PKK’lı değiliz, Kandil bizi desteklemiyor. Bunu söyleyen şerefsizdir” diye gezdik. Biz bunun için kurmadık ki bu partiyi. Kuruluş ayarlarına dönüyoruz biz şu anda.

(İstanbul ve Ankara’nın eski ortağınızın partisi tarafından kaybedileceğini göze alıyor musunuz?) Hepsini alıyoruz. Belki bizimki seçilecek. Öyle adaylar çıkaracağız ki… İzmir’de CHP ceketini assa seçilir diye bir kanaat var. Ümit Özlale şu an itibariyle çalışıyor. “Ben adayım” dedi. 81 ilde aday çıkaracağız. Ama küçücük ilçelerde öyle şeyler olur ki teşkilatlar kendi aralarında işbirliği yapıyorlar. Onlar yapılabilir.

(İttifak kararı nihai mi?) Genel İdare Kurulu’nu haftaya çağıracağım ben. GİK’ten geçtiği an nihai karardır. Ben de Ekrem beye yakınım. Ekrem beyin CHP Genel Başkanlığı adaylığı söz konusu olduğunda CHP’li kişiler çıktılar benim CHP’nin içişlerine karıştığımı iddia ettiler. Ki çok ayıp bir şeydir bu.

Altılı masada 3 Mart’ta yaşanan krize ilişkin de ilk kez konuşan Akşener şunları söyledi: Ben, iki yıl evvel 3 Kasım’da bütün siyasi -daha masa da yok orta yerde – o zaman yeni kurulmuştu Fatih Erbakan’ın partisi dahil, partileri dolaştım. Fakat Sayın Davutoğlu’na, Sayın Gültekin Uysal Bey’e, Sayın Babacan’a, Sayın Karamollaoğlu’na bir soru sordum. ‘Sayın Kılıçdaroğlu adayım derse ne yapacaksınız?’ diye. Oradan cevaplar aldım. Sayın Kılıçdaroğlu ile beraber de Sayın Kuşoğlu, Sayın Böke gibi arkadaşlar var. Karşılıklı oturduk.

Ben bir genel giriş yaptıktan sonra şunu söyledim; dedim ki ‘Bu iki belediye başkanımız ita amiri sizsiniz bizler de destekledik. Bu iki arkadaşımız gerçekten morali bozuk seçmenin yanında yer aldığı ve taraftar olduğu bir durum haline geldik. İkisini birden aday göstermeyeceksiniz ikisini de geri çekin. Bu şahitli. Ben zannettim ki böyle olacak. Sayın İmamoğlu Türkiye’yi gezdi. Mansur Bey’e müthiş bir sempati vardı. 20 Ocak 2020’de, masa kurulmak üzere. Ben ilçe ilçe, il il gezmeye başladım. Daha iki yıl var seçime.

Bu iki arkadaşı Antalya’da da söylüyorlar, Trabzon’da da söylüyorlar, Niğde’de de söylüyorlar. Nasıl bir şey… Ya Hakkari’de söylüyorlar. Hakkari’de Mansur Yavaş da söylendi. Birden bire masa kuruldu. Masayı tetikleyen Sayın Davutoğlu’dur, ama kuran Sayın Kılıçdaroğlu’dur. Sonra birden o masada parlamenter sisteme dönüşle ilgili karar alındı. Çok güzel bir çalışma yapıldı. Bu masanın siyasi politikalar metni hazırlandı. Sorun tespit edilip cevapları bulundu. Binlerce maddelik bir şey. İş geldi diğer mevzunun nasıl olacağına. Benim 3 Mart’ta masaya giderken…

Böyle şeyler konuşulmadı. Saadet Partisi geldi, adaylıkla ilgili düşündüklerini sordu. Ben gittim DEVA Partisi’ne gittim kendim sordum. Gültekin Bey’e gittim. Bir resim çıktı ortaya. Ben de bizim GİK’ten bir yetki aldım. Ben bekliyorum ki yöntemi konuşacağız. Bir iki arkadaş çok önde olduğu için ben bunların isimlerini söyleyeceğim, diğerleri de aklındakileri söyleyecek. Her partinin güvendiği bir şirketin araştırma yapması ve oradan çıkan isim de aday olsun. Enteresan bir şey oldu.

Birden konuşma ‘kim aday olsun’a evrildi. İlk sözü Gültekin Bey’e verdiler. ‘Kemal Bey’ dedi. Ali Bey’e söz verildi, ‘Kemal Bey’ dedi. Davutoğlu’na söz verildi, şimdi Allah var ben düzgün anlatayım. ‘Sayın Akşener aday olmadığına göre Kemal Bey’ dedi. Bana geldi sıra, ‘Ben böyle böyle aldım geldim yetkiyi, bunu doğru bulmuyorum. Siz ‘Kemal Bey’ dediniz, benim ona saygım sevgim sonsuz. Ama bu iki arkadaş var. Bunlar benim babamın oğlu değil. Bunları meşhur eden de ben değilim. Ama böyle oldu.

Benim yetkim şu, ‘siz de adaylarınızı söyleyin.’ Bir yöntem önerdim. Sonra bu yöntemle böyle bir gökyüzüne bakma oldu. Sonra Sayın Kılıçdaroğlu dedi ki; Meral Hanım imzalamıyorsa imzalamasın. Biz beşimiz imzalayalım çıkalım’ dedi. Ben de aldım dosyamı, ‘o zaman size başarılar diliyorum’ dedim. Denildi ki; madem bu yetkiyi aldınız. O zaman partinize Kemal Bey’i götürün. Öyle bir duygu ki çok dürüst söylüyorum… Bir tarafta yani içi titreyerek bize bakan sizin kızınız yaşında çocuklar, bir tarafta içimizden geçen bambaşka bir şey. Sonuç itibariyle ‘peki’ dedim.

Meşhur kağıdı imzaladık… Derhal arkadaşları topladım. Olanı anlattığımda arkadaşlarımız çok sert bir tavır koydular. ‘Kesinlikle o masaya dönmeyeceksin’ dendi. Bir arkadaşımız sadece ‘bunu bu kadar sertlikte yapmayalım’ dedi. Haydi söyleyeyim, Bahadır Erdem Bey. Kendi aralarında insanlar ne konuştu bilmiyorum, ama yüksek sesle konuşma bu. Sonuç itibariyle ben o konuşmayı yaptım ve gittik. Arkadaşlarımızla düzenli toplanmaya başladık. ‘Sen aday ol’ dediler. Neyse, ‘benim adaylığım doğru değil’ dedim ben arkadaşlara. Ersan Şen’le konuştuk biz, o kabul etti.

Neyse pazar gününün akşamı iki belediye başkanı bana geldiler. Bu seçenekler onlardan geldi. Ben bu iki belediye başkanının yardımcı olmasını öneren ben değilim. Onlar bana başka seçenekler de sundular. İkisini kabul ettim. Bundan Kemal Bey’in bilgisinin olduğunun ispatlanmasını istedim. Üç kişi hariç herkes bu fikri, ‘kazanacak adaydan’ ‘kazanacak formüle geçtim’ onayladı. Biz dördümüz buluşmak üzere çıktık. Kemal Bey, ben, iki belediye başkanı… Bu iki arkadaşın icracı ve yetkili başkan yardımcılığını teyit ettik. Bundan sonrası çok vahim. Öğrendim ki masadakilerin haberi yok… Önce ben kağıdı imzalıyoruz zannettim.

Önce Temel Bey ‘ne oluyor’ dedi. Şaşırdım. Ali Bey ‘böyle bir şey olamaz’ dedi. Sonra ben en başından anlattım, teklifi benim getirmediğimi, bu teklifin CHP’den geldiğini söyledim. ‘Yani bu teklif size CHP’den geldi, öyle mi?’ dedi. ‘Ben bir arkadaşlarımla görüşeyim’ dedi, sonra geldi ‘kabul etmiyorlar’ dedi ve dışarıda 10 bin kişi var…

“Sayın Tuğrul Türkeş, ben ve Süleyman Soylu FETÖ’cüyüz iddiası var”

Akşener hakkında 7 yıl açık tutulan FETÖ soruşturmasıyla ilgili dosyayı aldıklarını, 8 klasörden oluşan dosyada birden fazla ihbarcı olduğunu belirterek “Birisi daha ihbarda bulunuyor. Yağmur gibi ihbar var. Kafası kızan ihbar etmiş. Ama o ihbarda şöyle bir durum var. Sayın Tuğrul Türkeş, ben ve Süleyman Soylu FETÖ’cüyüz iddiası var. Bunlar hakkında soruşturma, kovuşturma yapılması gerektiği… Benim dokunulmazlığım olmadığı için dosyam ayrılmış, diğer iki ismin dokunulmazlığı olduğu için TBMM’ye gönderileceği yazıyor benim dosyada. Ama onlara ne yapıldı bilmiyorum. Sonrasında Soylu İçişleri Bakanı oldu” diye konuştu.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Bahçeli, Erdoğan’a “Koçbaşı” Taktiğini Önerdi

MHP Lideri Bahçeli’nin 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimleri için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “koçbaşı” taktiği önerdiği öne sürüldü: Muhalefet partileri birbirine düşüp her ilde kendi adaylarını çıkardığı taktirde, AK Parti ve MHP’nin güç birliği yapması halinde ortak adayın bir koçbaşı gibi bütün kapıları açacağı kesin.

Erdoğan ve Bahçeli’nin yerel seçimlerde karşılarında bir ittifakın oluşmaması için ellerinden geleni yapacağı da iddia edildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Ankara’daki son buluşmasını değerlendiren Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, “Bahçeli, Erdoğan’a “koçbaşı” taktiğiyle muhalefet elindeki bütün belediyeleri geri almayı önermiş. Erdoğan da Bahçeli’nin önerisini sıcak karşılamış.” dedi.

“AK Parti ve MHP teşkilatları yakın zamanda bir araya gelerek bütün illeri masaya yatıracak ve hangi ilde hangi partinin aday çıkaracağına karar verecek” diyen Zeyrek, “Kesin olan şu: CHP’nin elindeki 11 Büyükşehir Belediyesi’nin (İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Mersin, Tekirdağ, Eskişehir, Aydın, Hatay ve Muğla) en az 10’unda AK Parti aday çıkaracak. Belki Mersin ya da Adana’da adayın MHP’li olması gündeme gelebilir.” bilgisini paylaştı.

“İki partinin de Van, Mardin ve Diyarbakır gibi illerde Büyükşehir belediyelerini alma konusunda bir iddiası yok. Zaten uğraşmaya da değmez.” İfadelerini kullanan Zeyrek,  “HDP’nin kazanacağına kesin gözüyle bakılan bu iller İçişleri Bakanlığı tarafından “kayyum” vasıtasıyla geri alınabiliyor.” yorumunda bulundu.

Cumhur İttifakı liderlerinin, İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin, Adana ve Hatay’ı alma konusunda çok iddialı olduğu vurgusunu yapan Zeyrek’in yazısı şöyle:

Bahçeli’nin aklındaki taktiğe “koçbaşı” demesinin nedenini anlamışsınızdır:

Muhalefet partileri birbirine düşüp her ilde kendi adaylarını çıkardığı taktirde, AK Parti ve MHP’nin güç birliği yapması halinde ortak adayın bir koçbaşı gibi bütün kapıları açacağı kesin.

Örneğin Ankara’da AK Parti’den Turgut Altınok ya da MHP’den Enver Demirel iktidarın ortak adayı olursa ve bu sırada CHP, İYİ Parti ayrı ayrı adaylar çıkarırsa Mansur Yavaş’ın işi hayli zorlaşabilir.

Yine İstanbul’da AK Parti’den Tevfik Göksu iktidarın ortak adayı olarak seçime girerse ve CHP, İYİ Parti ve HDP ayrı ayrı adaylarla yarışırsa, Ekrem İmamoğlu’nun şansı yok denecek kadar az olur.

Mersin’i, Adana’yı, Antalya’yı da aynı şekilde düşünün. HDP ve İYİ Parti’nin adayları iktidarın ortak adayı karşısında zaten kazanamaz. Aynı şekilde CHP’nin adayı da HDP ve İYİ Parti adaylarıyla oyları paylaştığında iktidarın ortak adayına karşı kaybeder.

Erdoğan ve Bahçeli, muhalefetin birbirine yönelik suçlamalarını ve güvensizliğini çok iyi okuyup analiz etmiş görünüyor. Erdoğan’ın şu sözleri bu analizin en önemli sonucu: “Anladığım kadarıyla onların bir istişare zemini bile yok. Biri iş birliğinden diğeri ayrılıktan söz ediyor. Geride bıraktığımız seçimde masaya bir oturan bir kalkan siyaset anlayışından ne kadar tutarsız siyaset yaptıklarını gördük. Seçim yaklaştıkça aynı manzaraları göreceğimizden milletimizin şüphesi olmamalı. Yerel seçimde de kimlere neler verileceğini, hangi kavgaların çıkacağını yenilgilerinin sonunda öğreniriz.”

Erdoğan ve Bahçeli, yerel seçimlerde karşılarında bir ittifakın oluşmaması için ellerinden geleni yapacaklar. CHP seçmeninin sandığa küstüğünü, “Kemal Kılıçdaroğlu partinin başında kalırsa sandığa gitmeyeceğim” serzenişlerini gayet iyi gördüklerinden el altından sol seçmeni boykota teşvik edecekler. Diğer taraftan da sağ ve muhafazakâr seçmene de kendilerini adres gösterip “koçbaşı” adaylarla bütün kentlerin kapılarını açacaklar.

CHP, İYİ Parti ya da HDP bunun farkında mı bilmiyorum ama ülkedeki ekonomik krize ve bütün olumsuzluklara rağmen iktidardaki Cumhur İttifakı’nın “Grond siyaseti” işe yarayabilir. Bu siyaseti de ancak güçleri eşitleyecek bir ittifak yenebilir.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyon Açıklaması: Allah’ın İzniyle Dize Getireceğiz

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hayat pahalılığı ile mücadelemizin önünde en büyük nakısa tıpkı zehirli hava gibi her yere yayılmasıdır. Yıllık enflasyonun yükselmesi, hayat pahalılığı ile mücadelemizin daha sıkı yapmamızı gerektiriyor. Bu uzun ve sabır isteyen süreçtir. Allah’ın izniyle enflasyonu da dize getireceğimizi de tüm kalbimizle inanıyoruz” dedi ve ekledi:

“Ülkemizde hayat pahalılığın gerekçelerine baktığımızda hammadde, bakliyat, enerji, işçilik, kira gibi unsurların öne çıktığını görüyoruz. Döviz kurları ve enflasyon da fiyatları doğrudan etkiliyor. Çalışanların ücretlerine yapılan her artış daha para insanların cebine girmeden kat be kat fazlasıyla her ürüne, hizmete yansıtılıyor. Petrol fiyatlarında her artış etiketlere aktarılırken düşüşler görmezden geliniyor. Aynı ürün ve hizmetin farklı yerlerde makasın çok açıldığı durumlar var. Kur ve enflasyondaki artış oranların ötesinde bir fiyatlama güdüsüyle karşı karşıyayız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşık 4 saat süren Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Deprem bölgesi gündemimizin ilk sıralarındaydı. Kimi vicdan ve ahlak ukalaları hala depremzedelere hakaret etmekte, onların acıları üzerinde ısrar ederken biz yaraları sarmayı sürdürüyoruz. Yardımları sistemli bir şekilde ulaştırıyoruz. Şehirlerimizi hızla yeniden ayağa kaldırmak için bölgede ardı ardına temel atma törenleri gerçekleştiriyoruz. Adıyaman’da söz verdiğimiz 65 bine yakın konut ve köy evinin yarısından fazlasının inşasına başlamış olduk. Yerinde dönüşüm projemize Hatay’daki başvuru sayısı 86 bini geçti.

Bu şehrimizi de kısa sürede ayağa kaldırmanın gayreti içindeyiz. İnşallah yakında açılış törenleriyle yeni evlerine kavuşmanın sevincini depremzedelerimizle paylaşacağız. Ahlat ve Malazgirt’te Anadolu topraklarını bize ebedi vatan olarak bırakan ecdadımızı yâd ettik. Artık geleneksel hale gelen Ahlat programımızı zenginleştirdik. Malazgirt’te de gençlerimizin atalarının bin yıllık heyecanı, coşkusunu, azmini tüm canlılığıyla yaşattığının işareti olan etkinlikleri memnuniyetle izledik. 30 Ağustos’ta külliyemizde yapılan programı hep birlikte yaşadık. Cumhuriyetimizin 100. yılı anısına bestelenen marşı ilk defa dinleme imkanını bulduk.

Yeni Anayasa çağrısı

Adli yıl açılış töreninde ülkemizin adalet sisteminde bugüne kadar yaptığımız katkıları hatırlatırken yeni Anayasa çağrımızı tekrarladık. Yeni adli yılda tüm vatandaşlarımızın adalete erişimini kolaylaştırmaya devam edeceğiz. Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarıp, demokrasimize yakışır sivil anayasaya buluşturma çabasını ittifak ortaklarımızla istişare içinde başlatacağız. TEKNOFES’tin Ankara organizasyonuna katılarak gençlerimizle geçmişten bugüne ve geleceğe uzanan samimi bir hasbıhalde bulunduk. Başvuru ve ziyaretçi sayısı milyonlara ulaşan TEKNOFEST gençlerimizin zincirleri parçalayıp attığını gösteriyor. Her 1 Eylül’de olduğu gibi bu yıl da av sezonunun açılışı münasebetiyle balıkçılarımızı deryaya yolcu ettik.

Soçi’de sayın Putin’le oldukça kapsamlı ve verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Tahıl koridoru başta olmak üzere pekçok insani gündemin masada olduğu dönemde bu görüşmenin kıymetini tüm dünya tarafından takdir edildiğine inanıyorum. Yarın ekonomide önümüzdeki dönemin yol haritasını teşkil eden orta vadeli programın tanıtımını yapacağız. Hafta sonu G-20 liderler zirvesi için Hindistan’da olacağız. Bir hafta sonra BM’de görüşmeler yapmak üzere Amerika’ya gideceğiz. Ülkemizin 2023 yılı ikinci çeyrek büyüme rakamları açıklandı.

Buna göre ilk çeyrekte yüzde 3,9 ikinci çeyreği yüzde 3,8 ile tamamladı. Böylece Türkiye ikinci çeyrekte OECD ülkeleri arasında Kosta Rika’nın ardından en yüksek oranda büyüyen ikinci devlet olmayı başardı. İkinci çeyrek ihracat rakamlarımızda da benzer tabloyu görüyoruz. Türkiye mal ve hizmet ihracatını artıran üç ülke arasında yüzde 2,3 oranı ile ikinci sırada yer alıyor. Orta yüksek ve yüksek teknoloji ürün ihracatımızın toplam ihracat içindeki payının yüzde 40’ı geçmesi bir diğer sevindirici haberdir.

Yaşadığımız deprem felaketi ve küresel ticarette yaşanılan küçülmeye rağmen elde ettiğimiz büyüme başarısı istihdam ve üretimin korumasını sağlamıştır. Pekçok uluslararası kuruluş ülkemizin 2023 büyümesiyle ilgili tahminleri yukarı yönlü revize etmeye başlamıştır. Esasen biz arkadan gelen düzeltme çabaları ile eskiden beri sıkça karşılaşıyoruz. Uluslararası kuruluşların bazısı art niyetli bazısı da potansiyelimizi kavrayamadığı için her alanda düşük rakamlar açıklıyor. Ülkemizde birileri yaydıkları yanlış malzemelerle destek verip, teşvik ediyor. Günün sonunda ortaya çıkan rakamlar elbette bu oyunu bozuyor. Buna rağmen ısrarla açıklama yapan kurumların kendi itibarlarına zarar verdiği açıktır.

Elbette meşakkatli yolda kimi zaman beklenmedik durumlarla karşılaştığımız, hatta küçük de olsa gerilemeler yaşadığımız oluyor. Ama her seferinde hızla toparlanıp eskisinden de iyi neticelerle yolumuza devam ediyoruz. Niyetler ve yaklaşımlar farklı olduğu için ekonomiden diplomasiye tüm alanlarda Türkiye’nin hayrına fikirler ortaya koyan, teklifler ortaya koyan az sayıda aydın görüyoruz. Türk siyasetinde kifayetsiz ve muhteris iklim maalesef bunları da zehirlemektedir. Ev, araba, hizmetine fahiş fiyatlar isteyerek enflasyonla mücadelemize zarar verenleri işte bu zehirli iklim yoldan çıkarmaktadır.

Enflasyon açıklaması

Sinsi operasyonların kol gezdiği sosyal medyadan etkilenerek bu furyaya katılanların sayısı az değildir. Hayat pahalılığı ile mücadelemizin önünde en büyük nakısa tıpkı zehirli hava gibi her yere yayılmasıdır. Yıllık enflasyonun yükselmesi, hayat pahalılığı ile mücadelemizin daha sıkı yapmamızı gerektiriyor. Bu uzun ve sabır isteyen süreçtir. Allah’ın izniyle enflasyonu da dize getireceğimizi de tüm kalbimizle inanıyoruz. Ülkemizde hayat pahalılığın gerekçelerine baktığımızda hammadde, bakliyat, enerji, işçilik, kira gibi unsurların öne çıktığını görüyoruz.

Döviz kurları ve enflasyon da fiyatları doğrudan etkiliyor. Çalışanların ücretlerine yapılan her artış daha para insanların cebine girmeden kat be kat fazlasıyla her ürüne, hizmete yansıtılıyor. Petrol fiyatlarında her artış etiketlere aktarılırken düşüşler görmezden geliniyor. Aynı ürün ve hizmetin farklı yerlerde makasın çok açıldığı durumlar var. Kur ve enflasyondaki artış oranların ötesinde bir fiyatlama güdüsüyle karşı karşıyayız.

Bu da karşımızdaki sorunun ekonomik değil psikolojik olduğuna işaret ediyor. Devlet olarak bir yandan hayat pahalılığını körükleyen psikolojik faktörler ve bu durumu fiyatlara yansıtanlarla mücadele ediyor bir yandan da enflasyonu düşürecek politikaları kararlılıkla yürütüyoruz. Vatandaşlarımızı bu zehirli iklimin yol açtığı zararlardan korumak için gereken adımları atıyoruz. Taşınmaz mallar, ikinci el araçların ticareti ile düzenleme yaptık. Sahte hesaplar üzerinden fiyat şişirenleri, bilgi kirliliğine yola açanları engellemek için para cezası müeyyidesi getirdik.

Otomobil bayisi ve galericilere 221 milyon lira idari para cezası kesildi. Fahiş fiyat ve stokçuluk yaptıkları tespit edilen perakendecilere 188,5 milyon lira ceza uygulandı. Yılbaşında tüketicilerin şikayetleri doğrultusunda hazırladığımız yeni düzenlemeler yürürlüğe girecek. Elektronik ticaret platformunun işleyişi yakından takip ettiğimiz hususlar arasındadır. Tüm denetim ve cezalar önemli olmakla birlikte bunun yanında kapatma ve men gibi cezaların daha caydırıcı hale gelmesi açıktır. İnşallah bu doğrultuda gereken adımları atacağız.

Mesele siyasi ve ekonomik manipülasyonları aşan insanlarımızın günlük hayattaki hak ve özgürlükleri hedef alan nobranlıklara varmıştır. Otobüslerde, yollarda, metrolarda insanlarımızı taciz noktasına varan küstahlıklarla karşılaşmaya başladık. Kültür, sanat ve spor gibi alanları bozgunculuk aracı haline getirmeye kalkanlar olduğunu görüyoruz. Bu ülkeyi bir avuç azınlığın malı gören müstekbirlerin devri çoktan kapanmıştır. Kibir kuleleri beyhude uğraş içindedir. Herkes tüm bireylerin var olma, yaşama, kendini ifade etme hakkına, oy tercihlerine saygı göstermek mecburiyetindedir. Sırf yabancı, başka dil konuşuyor diye, başını örtüyor, çarşaflı, başörtülü, sakallı, takkeli kişilere laf atmak asla kabul edeceğimiz davranış değildir.

İşine geldiği zaman başörtülüyü yanına al rozetini tak, öte yandan Marmaray’da başörtülü hanımlara hakaret et. Bu faşist zihniyet yargı önünde hesap vermeye mahkumdur. Bu tür azgın azınlık vakaların gerisinde mücadelemiz ilanihaye sürecektir. Açık konuşuyorum; kim olduğunuzu, niçin böyle yaptığınızı, neyi amaçladığınızı ve bunun için neleri kullandığınızı biliyoruz. Biz hala aynı yerde duruyoruz; başaramayacaksınız. Bu millet mandacı zihniyetinize, sapkın yöntemlerinize eyvallah etmedi etmeyecek. Bunu 14 Mayıs’ta 28 Mayıs’ta gördük. Milletin size attığı şamardan hala ders almadınız, akıllanmadınız ve hala akıllanmıyorsunuz.

Gerek bölgedeki aktörler gerek bölge dışındaki aktörler şu tarihi hakikatleri kabul etmek durumundadır. Irak ve Suriye’yi içine alan coğrafyanın demografik gerçeklerini dikkate almayan hiçbir tasarrufun başarı şansı yoktur. 1,5 asırdır bölgede hüküm süren kargaşanın, yaşanan acıların, zulümlerin sebepleri ortadadır. Bölge işbirlikçi küçük kesim dışında kimseye faydası olmayan emperyalist hesapların arenası haline getirilmiştir. Irak’ta 2 milyon Suriye’de 1 milyon insanın ölümüne yol açan işgallerin kanlı izleri hafızalarımızda hala canlıdır.

“Her kesimi kucaklayan, zor günlerinde yanında olan yaklaşım sergiliyoruz”

Mekke’deki Kabe ve Medine’deki Mescid-i Nebevi’den sonra üçüncü kutsal mabedimiz Mescid-i Aksa sık sık kirli postalların tacizine uğruyor. Herkesin huzursuz olduğu bir tek terör örgütlerinin memnuniyet duyduğu tabloyu kabul etmiyoruz. Her kesimi kucaklayan, zor günlerinde yanında olan yaklaşım sergiliyoruz. Aynı zamanda bölgenin dengelerini gözeten hareket tarzı izliyoruz. Kerkük merkezli olarak yaşanan tartışmalara bu zaviyeden bakıyoruz. Doğru, sağlıklı, sürdürülebilir çözümün Kerkük başta olmak üzere bölgenin demografik gerçeğinden bir çözüme inanıyoruz.

Son günlerde yaşanan gelişmeler endişelerimizin ve ikazlarımızın haklılığını açıkça gösteriyor. Rejimin çözümün değil sorunun parçası olma inadı bölgedeki sıkıntıları daha da derinleştiriyor. Suriye’nin toprak bütünlüğü demografik gerçeklerine dayalı çalışmayı sürdürmekte kararlıyız. Amerika, Rusya, İran ve rejim dahil tüm tarafları bu doğrultuda gayret sergilemeye davet ediyoruz. Rusya Ukrayna savaşının sürdüğü, Kafkaslar’da Ermenistan’ın kışkırtıcılığı, Balkanların yeniden çatışmaya sürüklenmeye istediği bir dönemde güney bölgemizin istikrar ve güvenliği ülkemizin öncelikli gündeminde yer almayı sürdürecektir.

Milletimize meydanlarda verdiğimiz sözleri, ülkemizin ve küresel ekonominin şartlarını da gözönünde bulundurarak hayata geçiriyoruz. Yüksek öğretimde olan öğrencilerimize taahhüdümüz olan konuyu değerlendirdik. Nihai çalışmaya göre bir sonraki toplantımızda her iki konuyla ilgili detayları gençlerimizle paylaşacağız. Evlenecek gençlerimize kredi meselesi yakın takibimizdedir. Aile yapısının korunması ve istikbalimiz adına önem verdiğimiz bu projemizi gerçekleştirmekte kararlıyız.

2024 yılında çiftçilere desteklerimizi verimliliği esas alan yaklaşımla sürdüreceğiz. Hububat için mazot ve gübre destekleri Kasım’dan itibaren çiftçilerimizin Ziraat Bankası hesaplarında tanımlanmıştır. Buradan bir müjdemizi çiftçilerimizle paylaşmak istiyorum. Mart ayında ödenecek olan buğday, arpa, yulaf, çavdar, çeltik üreticilerimizin mazot ve gübre desteklerini 2023 ekim ayından itibaren Ziraat Bankası hesaplarında tanımlayacağız. Ödemeyi öne çekerek üreticilerimizin yanında olacağız. Toplam 11,5 milyar lira desteği sunacağız.

Son 21 yıldır asla taviz vermediğimiz prensiplerin başında çalışanlarımızı enflasyona karşı koruma ilkesi vardır. Hakem kurulumuz memur maaşlarına dair kesin kararını geçtiğimiz günlerde verdi. Gerek maaş artış oranlarının gerekse ek kazanımların hayırlı olmasını diliyorum. Ayrıca 2023-2024 eğitim öğretim yılıyla ilgili hazırlıklarımızı gözden geçirdik. Daha önce ataması yapılan 49 bin öğretmenimiz görevine başladı. Bu sene ilk kez okulla tanışan evlatlarımızın uyum haftası ve öğretmenlerimizin seminer dönemi başlamış oldu. Eğitim ve öğretim yılında tüm öğretmen ve öğrencilerimize Rabbimden başarılar niyaz ediyorum. Bu duygularla sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum kalın sağlıcakla.”

Paylaşın

Bakan Fidan’dan Ankara – Atina Arasında ‘Yeni Dönem’ Vurgusu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Yunanistan ile ilişkilerde “yeni ve olumlu bir döneme” girildiğini belirterek, “Komşumuz Yunanistan ile ön koşulsuz olarak diyaloğu sürdürmeye ve ilişkilerimizi her alanda ortak menfaatler temelinde geliştirmeye hazırız. Sorunlarımızı karşılıklı hak ve çıkarlara saygılı ve uluslararası hukuk temelinde çözebiliriz” dedi.

Bakan Fidan, “Geçtiğimiz temmuz ayında düzenlenen NATO zirvesi esnasında Sayın Cumhurbaşkanımız ile Yunanistan Başbakanı bir araya gelmişlerdi. O dönemde iki lider tekrar olumlu bir hava içerisinde iki ülke arasındaki ilişkilerin ele alınmasını, sorunların yeni bir perspektifle çözülmesi konusunda fikir birliğine varmışlardı. Dışişleri bakanlarına da bu konuda görev vermişlerdi” diye konuştu.

Ankara’ya bir çalışma ziyareti düzenleyen Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi.

Bakanlar görüşmenin ardından yaptıkları açıklamalarda olumlu mesajlar verdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis ile görüşmesinin ardından, “Komşumuz Yunanistan ile ön koşulsuz olarak diyaloğu sürdürmeye ve ilişkilerimizi her alanda ortak menfaatler temelinde geliştirmeye hazırız. Sorunlarımızı karşılıklı hak ve çıkarlara saygılı ve uluslararası hukuk temelinde çözebiliriz” dedi.

Yunanistan ile ilişkilerde “yeni ve olumlu bir döneme” girildiğini belirten Fidan, “Geçtiğimiz temmuz ayında düzenlenen NATO zirvesi esnasında Sayın Cumhurbaşkanımız ile Yunanistan Başbakanı bir araya gelmişlerdi. O dönemde iki lider tekrar olumlu bir hava içerisinde iki ülke arasındaki ilişkilerin ele alınmasını, sorunların yeni bir perspektifle çözülmesi konusunda fikir birliğine varmışlardı. Dışişleri bakanlarına da bu konuda görev vermişlerdi” diye konuştu.

Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs

Sorunların iki komşu ve müttefik arasında yapıcı diyalog yoluyla çözüleceğine dair inancını yinelediğini ifade eden Fidan, görüşmede Ege ve Doğu Akdeniz’deki sorunların kapsamlı şekilde değerlendirildiğini belirtti. Fidan, “Ege’de görüş ayrılıklarımız var. Bunları geçmişte istişari görüşmelerde de ele alıyorduk. Sürecin önümüzdeki dönemde yeniden başlaması üzerinde durduk. Sorunların çözümüne yeni yaklaşımlar getirmek konusunda hemfikir olduk. Doğu Akdeniz bağlamında Türkiye olarak her zaman hakça paylaşım ilkesini savunduk. Kıbrıs meselesi konusunda da mevkidaşım ile görüş alışverişinde bulunduk. Kıbrıs meselesinin çözümüne ilişkin görüşlerimiz belli. İki garantör ülke olarak bu konuyu görüşmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Görüşmede yasa dışı göç  konusunun da ele alındığını ifade eden Fidan, “Yasa dışı göç konusu rekabet değil, iş birliği alanı olmalı” dedi.

“Türkiye’nin AB yönelimini destekliyoruz”

Yunan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis  ise görüşmede Kıbrıs, Türkiye’nin AB yönelimi, göçmen konusu gibi konuların gündeme geldiğini belirtti.

Yunan Bakan şöyle konuştu: “Kıbrıs konusu ile ilgili olarak bizim tezlerimiz, görüşlerimiz biliniyor. Burada asıl kritik olan adım görüşmelerin bir an önce başlaması. Türkiye’nin AB yönelimi ile ilgili olarak da şunu söyleyebilirim ki, Yunanistan uzun yıllardır Türkiye’nin AB yönelimini desteklemekte; tabii bunu yaparken de Türkiye’nin AB kriterlerini yerine getirmesi koşuluyla bu desteği sağlamakta… Üyelikle ilgili müzakerelerin elimizden gelen katkıyı sağlamaya hazır olduğumuz belirtmek istiyorum.”

Türkiye ve Yunanistan cumhurbaşkanlarının iki hafta sonra New York’taki BM Genel Kurulu marjında bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmelere ekim ayında Yunanistan’da bakan yardımcıları düzeyinde siyasi istişarelere ve ortak eylem planı toplantıları ile devam edilmesi planlanıyor.

Paylaşın

İBB’nin Resim Sergisine Soruşturma; İmamoğlu: Kepazelik

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Feshane’deki resim sergisine yönelik soruşturma başlatılmasına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Utanç verici, demokrasi adına bir kepazelik” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Unkapanı Yağmursuyu Tüneli’nin Kazılmasını Tamamlayan Tünel Delme Makinesi Çıkış Töreni”nin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Birgün’ün aktardığına göre; İBB’nin resim sergisine başlatılan soruşturmaya tepki gösteren İmamoğlu, “Her gün çok şaşırmaya devam ediyoruz. Bir yanıyla şaşırtan, bir yanıyla da şaşırtmayan bir sürecin devamı bu” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, şunları söyledi: “Öyle devasa bir suçlama ki ‘halkı kin ve nefrete yönlendiren çalışmalar’ diye niteleyen bir savcılığın ifade çağrısı. Bakın bir ülkede ekonomik refahı ve huzuru demokrasideki gelişmişliği ile çok paraleldir. Şu atılan adımlara bakıyorum, Feshane’de açılan bir sergi üzerinden adalet adına bir savcının yazdığı çağrıya bakıyorum, utanç verici!”

İmamoğlu, şöyle devam etti: “Siz bütün dünyaya diyorsunuz ki ‘Arkadaş bizde demokrasi yok, hele sanata da bir saygı yok vs. Böyle bir ortamı yaratıyorsun ki kimse bu ülkeye gelmesin. Hükümetin içindeki aklı başında insanları göreve davet ediyorum. Ülkemize, milletimize bu denli kalıcı hasar vermeye hazır, tetikte bekleyen insanlara tedbir alsınlar.”

“Seçime gittikçe, zaman azaldıkça bu işler artıyor” diyen İmamoğlu, “Demokrasi adına bir kepazelik” tepkisini gösterdi.

Ne olmuştu?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’nin 23 Haziran’da açılışını yaptığı Art İstanbul Feshane’deki ‘Ortadan Başlamak’ isimli sergi hedef gösterilmişti.

Serginin yandaş basın organlarının yanı sıra sosyal medyada bazı kullanıcılar tarafından hedef gösterilmesi üzerine LGBTİ propagandası, cinsel içerikli tabloların bulunduğunu iddia eden bir grup gerici Feshane’de açıklama yapmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İBB’nin Artİstanbul Feshane’de açtığı ‘Ortadan Başlamak’ adlı sergiye “halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan” soruşturma başlattı.

Yazıda, serginin organizasyon ve düzenlenmesinden sorumlu kişilerin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilerek ivedilikle savcılığa bildirilmesi istendi. İBB’nin sorumluları bildirmesinin ardından savcılığın bu isimlerin ifadesine başvurulacağı belirtildi.

Paylaşın

Meclis’te HDP Milletvekili Kalmadı: Sancar Ve Buldan YSP’ye Geçti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın Yeşil Sol Parti’ye (YSP) geçişiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) HDP milletvekili kalmadı. Yeşil Sol Parti’nin milletvekili sayısı ise 57’ye yükseldi.

HDP’nin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan 14 Mayıs seçimlerine Yeşil Sol Parti listelerinden katılmışlardı.

Anayasa Mahkemesi’nde devam eden kapatma davasının yarattığı risk nedeniyle 14 Mayıs seçimlerine Yeşil Sol Parti listeleriyle giren Halkların Demokratik Partisi (HDP), 27 Ağustos’ta gerçekleştirdiği kongresinin ardından çalışmalarının tümünü yeni partiye devretti.

Alınan bu kararla birlikte HDP, aktif siyasete bir nevi ara vermiş oldu. HDP’yi Meclis’te temsil eden iki milletvekili; partinin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan da bu kararın ardından Yeşil Sol Parti’ye geçti. Bu geçişle birlikte Meclis’te HDP milletvekili kalmadı.

HDP’nin hiç milletvekili kalmadı

HDP’nin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan 14 Mayıs seçimlerine Yeşil Sol Parti listelerinden katıldı. Yeşil Sol Parti’den seçilen 57 milletvekili arasında bulunan iki eş genel başkan ittifak yasası doğrultusunda kayıtlarını HDP Milletvekili olarak yaptırdı.

HDP’nin Meclis’teki varlığını sürdürmek ve kapatma davası sonuçlanana kadar partinin Eş Genel Başkan düzeyinde temsiliyetini sağlamak adına alınan bu karar sonucu Meclis’te 55 Yeşil Sol Parti, 2 HDP milletvekili görev almış oldu.

Gazete Duvar’dan Ceran Bayar‘ın haberine göre; HDP’nin 27 Ağustos kongresinde aldığı ‘partinin çalışmalarının tümünü Yeşil Sol Parti’ye devretmesi’ kararıyla birlikte HDP’nin Eş Genel Başkanları Buldan ve Sancar da istifa ederek Yeşil Sol Parti’ye geçti.

Meclis kayıtlarındaki milletvekili sandalye dağılımı bu istifalarla birlikte değişmiş oldu. Yeşil Sol Parti’nin 55 olan milletvekili sayısı 57’ye çıkarken HDP’nin hiç milletvekili kalmadı.

Paylaşın

Özel’den “Aday Olacak Mısınız?” Sorusuna Yanıt: Kemal Bey İle Yarışabiliriz

“CHP Genel Başkanlığı’na aday olacak mısınız?” sorusuna yanıt veren Özgür Özel, “Yaşadığımız süreç beni adaylığa o günden daha fazla yaklaştırdı. Bu işin sonunda bir adaylık olursa da o özgüvenim, inancım, kararlılığım var. Adaylık noktasında kem küm ediyor değilim ama bir süreç var ve tamamlanması gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Yenmek, yenilmek değil. Biz kurultayda Kemal bey ile yarışabiliriz. Bu hainlik değildir. Bazıları diyor ki “Kemal beye ihanet mi ediyorsun?”. Kemal beyin başarısı için bir şeyleri eksik yapmak ihanettir, ben yapmadım. Kemal beyin başarısı için, en yakını kimse en yakını kadar inandım.

Kemal bey ‘Bu kürsüde son kez sesleniyorum, bir yolculuğa çıkıyorum’ dedi. Babam gibi hissettiğim bir insana tutamadım kendimi ağladım. ‘Ağlıyordun, aday olamazsın’ diyorlar. Ben üç kez ağladım siyasette. İmamoğlu, İstanbul’u kazandı. 19 gün sandık üstünde yattık. Haber geldi mazbatayı veriyorlar, oradan İBB’ye. Balkona çıktım, bir gürültü başladı. İzmir Marşı çalıyor, İmamoğlu arabadan indi. O anı gördüm hüngür hüngür ağladım. Kemal bey adaylığını açıkladı tutamadım kendimi ağladım. Bir de Soma Davası bitti, büyük haksızlık yaptılar kapının önünde ağladım.”

Genel seçimlerin ardından CHP’de yaşanan “değişim” tartışmalarında ismi genel başkan adaylığı için geçen Özgür Özel, Halk TV’de İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah’ın konuğu oldu. “Aday olacak mısınız?” sorusuna yanıt veren Özel şunları söyledi:

Ben burada adayım desem hem partiye, hem kamuoyuna hem de birlikte yol yürüdüğümüz insanlara ve başta genel başkana karşı şu anda bunu buradan açıklamak doğru olmaz. Süreci tamamlayacağım, tutum belgesini açıklayacağız. Bir eş zamanlılıkla belki bir basın toplantısıyla, belki kadrolarımızla birlikte… Önce tutum belgemizi kamuoyu ile paylaşacağız. Daha sonra aday olacağımız sırada, önceden benim sözüm var. Önce aileme, sonra genel başkana haber vereceğim. Yani genel başkan televizyondan duymayacak. Ondan sonra da kurultayla ilgili gerekli süreci başlatacağız.

28’inde hiç niyetim yoktu. Haziran’ın ortasına geldiğimizde partinin hiçbir şey yokmuş gibi davranmasının seçmene büyük bir haksızlık olduğunu gördüm. Partimizin özeleştiri yapmamasını büyük bir haksızlık olarak gördüm. Partimizin bir yenilenme, değişim meselesine geçmemesinin seçmeni kaybettiğini gördüm. Partide de, ülkede de işlerin iyi gitmediğini gördüm. Orada sorumluluk üstlenebilirim dedim. Yaşadığımız süreç beni adaylığa o günden daha fazla yaklaştırdı. Bu işin sonunda bir adaylık olursa da o özgüvenim, inancım, kararlılığım var. Adaylık noktasında kem küm ediyor değilim ama bir süreç var ve tamamlanması gerekiyor.

Görüşmemiz gereken herkesle görüşüyoruz. Başta genel başkanımız, partimizin kadrolarını asla incitmemeye, üzmemeye çalışıyoruz. İnsan baba evini yakıp yıkmaz, bazıları benim yaptığım görevleri yapıp partiden gitti.

Yenmek, yenilmek değil. Biz kurultayda Kemal bey ile yarışabiliriz. Bu hainlik değildir. Bazıları diyor ki “Kemal beye ihanet mi ediyorsun?”. Kemal beyin başarısı için bir şeyleri eksik yapmak ihanettir, ben yapmadım. Kemal beyin başarısı için, en yakını kimse en yakını kadar inandım.

Kemal bey “Bu kürsüde son kez sesleniyorum, bir yolculuğa çıkıyorum” dedi. Babam gibi hissettiğim bir insana tutamadım kendimi ağladım. “Ağlıyordun, aday olamazsın” diyorlar. Ben üç kez ağladım siyasette. İmamoğlu, İstanbul’u kazandı. 19 gün sandık üstünde yattık. Haber geldi mazbatayı veriyorlar, oradan İBB’ye. Balkona çıktım, bir gürültü başladı. İzmir Marşı çalıyor, İmamoğlu arabadan indi. O anı gördüm hüngür hüngür ağladım. Kemal bey adaylığını açıkladı tutamadım kendimi ağladım. Bir de Soma Davası bitti, büyük haksızlık yaptılar kapının önünde ağladım.

“Erdoğan’ı yenebilir misiniz?”

Yeneriz. Erdoğan ve AK Parti’yi böyle putlaştırmaktan, gereğinden fazla önemsemekten başka bir yere geçmek lazım. AK Parti’nin siyasetinin ve onun sizi ayırdığı kısma razı olmayarak yeneriz. AK Parti bir ayrılık alanı buluyor onun üzerinde tepiniyor. Günü gününe sağcılar-solcular, Aleviler-Sünniler, Kürtler-Türkler…

Kendinden olmayanı şeytanlaştırıyor, kendi arkasını sağlamlaştırıyor. Arkasına aç, işsiz, yoksul, güvencesiz insanları bambaşka saiklerle korkutarak arkasına topluyor. Beşli çete, beşli çete, beşli çete evet ama Türkiye’nin dört bir yanında irili ufaklı binlerce çetenin yaptığı bütün talanlara hep birlikte direnen bir siyasete ihtiyaç var.

Paylaşın