DEVA Lideri Babacan: Kayyum Politikası Halkın İradesini Yok Saymaktır

Diyarbakır’da gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan DEVA Lideri Ali Babacan, “İktidarın uyguladığı kayyum politikası halkın iradesini yok saymaktır. Bu kayyum politikası halkı cezalandırmaktır. Kayyum politikası demokrasimizin orta yerine açılmış koca bir çukurdur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Beştepe’dekilere göre Diyarbakırlının oyu önemsiz. Beştepe’dekilere göre Diyarbakırlının oyu değersiz. Değerli arkadaşlar, demokrasilerde böyle bir şey olmaz. Sayın Erdoğan, belediye başkanlığı ile çıktığı yolda o günkü vesayet düzenine karşı mücadele ederek halkın oylarıyla kazandı. Ama şimdi iş döndü dolaştı kendisi bir vesayet düzeni oluşturdu.”

Babacan, açıklamasının devamında, “Bu ülkenin sorunlarının çözümü meşru demokratik siyasetten geçer. Herkes iddiasını, çözümlerini, projelerini ortaya koyar, halk kimi seçerse belediyeyi de yerel yönetimleri de kanunlar ve kurallar çerçevesinde o yönetir. O kadar. Bunun dışındaki her uygulama demokratik açıdan da meşru değildir, vicdani açıdan da meşru değildir” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin aday tanıtım töreni ve bir dizi ziyaretler için Diyarbakır’daydı. Bir otelin toplantı salonunda düzenlenen aday tanıtım toplantısına katılan Babacan, partisinin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin adaylarını tanıttı.

Babacan, Büyükşehir Belediyesi adayının Cenap Ekinci, Eğil ilçesi adayının Zeynel Bekil, Ergani ilçesi adayının Süleyman Efe, Kayapınar ilçesi adayının Hebun Aytekin olarak belirlendiğini açıkladı. Toplantıya Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ile Ankara Milletvekili Sadullah Ergin, belediye başkan adayları ve partililer katıldı.

Ali Babacan, toplantıda yaptığı konuşmada iktidarın kayyum politikasına, Kürtçe dili üzerindeki baskılara, iktidarın ekonomi yönetimine, Diyarbakır’ın yerel sorunlarına değindi. Ali Babacan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Biz Diyarbakır’da kuzuyu hatırlayan, Ankara’da kurdun yanı başında hizaya gelenlerden olmadık. Ülkemizin DEVA’sının her zaman birlikte, beraberlikte, barışta, demokraside olduğunu söyledik ve söylemeye de devam edeceğiz. Demokrasinin yerelden başlayacağını söyledik. Söylemeye de devam edeceğiz. Sayın Erdoğan Diyarbakır’a geldiğinde şehirde Kürtçe afişler açılıyor, değil mi? Görüyorsunuz sağda solda. Ama Ankara’ya gidince işler hemen değişiyor. Ankara’ya ayağa bastığı anda ortaklarını hatırlıyor, başka bir zihin dünyasında gömülüyor. Ve anında burayı unutuyor.

Ben öyle Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de başka konuşup Diyarbakır’a geldiğinde lafı değiştirenlerden değilim. Bir kez de Diyarbakır’dan yüksek sesle söylüyorum. İktidarın uyguladığı kayyum politikası halkın iradesini yok saymaktır. Bu kayyum politikası halkı cezalandırmaktır. Kayyum politikası demokrasimizin orta yerine açılmış koca bir çukurdur.

“Bir vesayet düzeni oluşturdu”

Beştepe’dekilere göre Diyarbakırlının oyu önemsiz. Beştepe’dekilere göre Diyarbakırlının oyu değersiz. Değerli arkadaşlar, demokrasilerde böyle bir şey olmaz. Sayın Erdoğan, belediye başkanlığı ile çıktığı yolda o günkü vesayet düzenine karşı mücadele ederek halkın oylarıyla kazandı. Ama şimdi iş döndü dolaştı kendisi bir vesayet düzeni oluşturdu.

Bu ülkenin sorunlarının çözümü meşru demokratik siyasetten geçer. Herkes iddiasını, çözümlerini, projelerini ortaya koyar, halk kimi seçerse belediyeyi de yerel yönetimleri de kanunlar ve kurallar çerçevesinde o yönetir. O kadar. Bunun dışındaki her uygulama demokratik açıdan da meşru değildir, vicdani açıdan da meşru değildir.

Gerçekten iktidarda olanlar memleketin ne hale geldiğini, ülkeyi ne hale getirdiklerini bilmiyorlar. Eskiden Keçiören’de bir apartman dairesi otururken o Türkiye’nin zirve yaptığı yıllarda, bütün dünyada başımız dik dolaştığımız, itibarlı olduğumuz yıllarda, Keçiören’de bir apartman dairesinde oturuyordu. Komşuları vardı ya. Şöyle girerken çıkarken karşılayacağı, hal hatır soracağı. Apartmandan çıktığında emeklilerle karşılaşırdı. Ama ne zamanki kendisini Külliye’ye hapsetti, ne zamanki vatandaşlarla, insanlarla olan bağını koparttı, o gün bugündür Türkiye belini doğrultamıyor arkadaşlar.

Biliyorsunuz ülkemizde şu anda en çok konuşulan ikinci dil meclis çatısı altında ısrarla ama ısrarla yok sayılıyor. Bugünün Türkiye’sinde ya. Meclis tutanaklarını bir açıp baksanız ki internette hepsi var. Merak edenler girsin, şöyle baksın o günlerde, o konuşmalarda tutanaklara ne geçiyor? Yani kürsüden bir-iki kelime bir-iki cümle Kürtçe konuşuyor ya milletvekilleri, ama meclis kayıtlarına tutanaklara nasıl geçiyor? Bazen X yazıyorlar, bazen bilinmeyen bir dil yazıyorlar. Yahu siz Fransızcayı, İngilizceyi konuşulduğunda biliyorsunuz da bu ülkede en çok konuşulan ikinci dili mi konuşulduğunda anlamıyorsunuz, bilinmeyen bir dil diye yazıyorsunuz?

“Yanlış ortaklar, yanlış kılavuzlar, seni yanlış yollara sokar”

Bugünkü iktidar döndü dolaştı 90’lı yıllara götürüyor ülkeyi. Sadece ekonomik açıdan değil sadece yüksek enflasyon sadece geçim sıkıntısı hayat pahalılığı açısından değil. Ama her alanda her alanda memleketi 2002 öncesine park etmeye çalışıyorlar. Tuttular en sonunda Diyarbakır’ın meşhur bir işkencesinin adını da İzmir’de bir ilkokula verdiler ya. Ne biçim bir iş bu? Ama ne demişler? Kılavuzunu doğru seçeceksin, değil mi? Ortaklarını doğru seçeceksin. Yanlış ortaklar, yanlış kılavuzlar, seni yanlış yollara sokar.

Amedspor’a yöneltilen bu öfkeyi, fiziki şiddete varan ırkçı muameleyi görüyoruz ve reddediyoruz. Ya 90’lı yılların simgelerini, sloganlarını, katillerini pankart yapıp maçlarda gösteriyorlar insanlara ya. Böyle bir şey olur mu? Hiç utanmıyorlardı ya. O gencecik çocukları, o körpe zihinleri, maç izlemeye gelen lise öğrencilerini, üniversite öğrencilerini. Daha o yaşlarda ayrımcılıkla zehirliyor bunlar ya. Bakın arkadaşlar, bunları yapanlar var ya, bu ayrımcılığı, bu ırkçılığı yapanlar var ya, bunlar bu ülkenin en önemli beka tehlikesidir arkadaşlar.

Her yanda olduğu gibi arkadaşlar Türkiye’nin dört bir köşesinde olduğu gibi Diyarbakır’da da uyuşturucu madde kullanımı artmış durumda. Ve aslında bu işte yerel yönetimlere çok iş düşüyor. Çünkü yerel yönetimler yereli en iyi bilenler. Mahalle mahalle iyi tanıyanlar. Gençleri sahipsiz bırakmayacak onları bu illetten kurtarmak için yereldeki bütün imkanları da seferber edeceğiz. Gençlerimizin sağlıklı ve sıhhatli bir yaşam sürdürmesi bir numaralı meselemiz.

İnsanlarımız evlerini güçlendirecek paraları olmadığı için hasarlı binalarda yaşamak zorunda kalıyor. Deprem tüm illerimizde ve ilçelerimizde birinci önceliğimiz olacak. Deprem eylem planımızda da belirttiğimiz gibi kentsel yenilenme projelerini daha düşük maliyetli, kolay ödenebilir bir hale getireceğiz. Ve kentsel yenilenmeyi de demokratikleştireceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan İle Murat Kurum Arasında Şaşırtan Diyalog

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum arasında şaşırtan bir diyalog yaşandı. Erdoğan, Ankara ve diğer illerdeki adayları pazar günü açıklayacaklarını söylediği anda Murat Kurum, Erdoğan’a eğilerek ‘Pazartesi günü’ dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Murat Kurum’a yanıtı ‘Yok pazar gününe aldık’ şeklinde oldu. Kurum’un da durumdan haberdar olmadığı ortaya çıktı, şaşırdığı anlar kameraya yansıdı. AK Parti, daha önce yaptığı duyuruda adayları 15 Ocak pazartesi günü duyuracaklarını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Hz. Ali Camii’nde cuma namazının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Geçtiğimiz pazar İstanbul merkezli olarak bazı büyükşehirlerle illerin açıklamalarını yaptık. Şimdi bu hafta da pazar günü Ankara merkezli olarak büyükşehirler ve kalan illerin açıklamasını yapacağız. Şu anda ön açıklamaları arkadaşlarımız yapıyor. Pazara yetiştirmeye gayret ediyoruz. Pazar günü inşallah Ankara merkezli olarak büyük ihtimalle ATO Kongre Salonu’nda bu toplantımızı yapıp yine büyükşehirlerle kalan illerimizin açıklamasını yapacağız. Bugün yine il merkezimizde İstanbul’umuz ve çevreyle ilgili bir çalışmayı bugün yarın devam ettireceğiz.

Cumhur İttifakı olarak bizim başından itibaren gayet samimi bir havada Cumhur İttifakı olarak neler yapabiliriz, arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor, arkadaşlarımızın yaptığı çalışmalarda geldikleri nokta nedir bunların değerlendirmesini yapıyoruz. Yine Devlet Bey’le dün bu minval üzere çalışmamızı yaptık.

Malum Manisa ve Mersin’de büyükşehir olarak şu anda MHP çalışmalarını sürdürüyor. Onlar da bu çalışmalarda gayet güçlü bir şekilde gerek Büyükşehir adayı noktasında gerek ilçeler üzerindeki çalışmalarını birlikte arkadaşlarımızla yürütüyorlar. Diğer büyükşehirlerde de bizimle yine aynı kararlılıkta çalışmaları yürütüyoruz. Çok çok emin adımlarla inanıyoruz ki bu seçimlerde Cumhur İttifakı karşı yakada olanlara beklemediği bir hüsranı yaşatacaktır. Bu konuda teşkilatlarımız çok güçlü el ele vererek çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Öte yandan gazetecilerin önünde Erdoğan ile Murat Kurum arasında şaşırtan bir diyalog yaşandı. Erdoğan, Ankara ve diğer illerdeki adayları pazar günü açıklayacaklarını söylediği anda AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum, Erdoğan’a eğilerek ‘Pazartesi günü’ dedi. Erdoğan’ın Murat Kurum’a yanıtı ‘Yok pazar gününe aldık’ şeklinde oldu. Kurum’un da durumdan haberdar olmadığı ortaya çıktı, şaşırdığı anlar kameraya yansıdı. AK Parti, daha önce yaptığı duyuruda adayları 15 Ocak pazartesi günü duyuracaklarını açıklamıştı.

Erdoğan’dan İsrail ve Yemen açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Güney Afrika’nın İsrail aleyhinde “soykırım” suçlamasıyla Uluslararası Adalet Divanında açtığı davaya ilişkin ise İsrail’in bugün itibarıyla savunmasını yapmaya başladığını hatırlattı. Türkiye’nin verdiği belgelerin “ciddi manada Lahey’de iş gördüğünü” söyleyen Erdoğan, bu belgeleri artırarak vermeye devam edeceklerini belirtti.

Erdoğan, “İnanıyorum ki şu anda bizim teslim ettiğimiz belgeler, ağırlıklı olarak görsel belgeler de söz konusu. Bu belgelerle İsrail orada mahkum olacaktır. Bunu bekliyoruz. Çünkü Lahey Adalet Divanı’nın adaletine de inanıyoruz. Bugün itibarıyla İsrail kendini savunuyor. Savunurken de tabii savunmadan falan bahsediyor. Nasıl bir savunmaysa. İsrail burada savunma değil taarruzla bir defa açık hava hapishanesi durumunda olan Filistin’e karşı ayın 7’sinden itibaren bölgeyi kan gölüne çevirdi. 22-23 bin orada sadece Filistinliyi öldürdüler, şehit ettiler” dedi.

Erdoğan ABD ve İngiltere kuvvetlerinin Yemen’deki Husi hedeflerini vurmasına ilişkin bir soru üzerine ise şöyle konuştu: “Orantılı bir eylem söz konusu değil. Bu yapılanların hepsi de orantısız bir güç kullanımıdır. Bu orantısız güç kullanımını şu anda Amerika aynı şekilde İsrail Filistin’de de yapmakta. İran, tüm bunların karşısında kendini nasıl korur ona bakmakta. İngiltere zaten Amerika’yla beraber bu süreç içerisinde hep adımını atmıştır, atmaya devam ediyor. Şu anda Kızıldeniz’i malum bunlar adeta bir kan gölüne çevirme hevesi içindeler.

Yemen, Husilerle şu anda bütün güçlerini kullanmak suretiyle bölgede ister Amerika olsun ister İngiltere olsun onlara karşı gereken cevabı verdiğini ve vereceğini söylüyor. Bu konuda en ufak bir rehavete yer olmadığını da ifade ediyorlar. Şu anda çok değişik kanallardan değişik haberler alıyoruz. Husilerin gerek Amerika’ya karşı gerek İngiltere’ye karşı çok başarılı savunmalar yaptığını, başarılı cevaplar verdiğini farklı kanallardan alıyoruz.”

ABD ve İngiltere, Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırıları nedeniyle dün gece Yemen’deki Husilere ait hedefleri vurdu. Husiler yaptıkları açıklamada saldırıların yanıtsız kalmayacağını duyurdu.

Paylaşın

DEM Parti’den CHP İle Görüşme Açıklaması: Henüz Netleşen Bir Şey Yok

Partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, CHP ile yapılan görüşmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Görüşme sonrası sizin de takip ettiğiniz gibi ortak bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada da ifade edildiği gibi yerel seçimler, kayyım rejimi, yargı krizi, ekonomik kriz, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümü gibi pek çok başlıkta fikir alışverişinde bulunuldu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ayrıca kent uzlaşısı kapsamında yerel seçimlerde güçbirliği yapılabilir mi yapılamaz mı, yapılması muhtemel yerler nereler olabilir, buna dair bir çalışma yürütülebilir mi gibi konuların konuşulduğunu kendileri de açıkladı. Her iki partinin ilgili komisyonları çalışmaları yürütecek. Henüz netleşen bir şey yok. Çalışmalar ilerledikçe kamuoyu düzenli bir biçimde bilgilendirilecek. Tüm süreçlerde ola geldiği gibi açık ve şeffaf bir biçimde bunları sizlerle paylaşacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında partisinin ön seçim hazırlıklarına ve siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doğan, şunları söyledi:

“Partimizin aylardır ince eleyip sık dokuduğu, üzerinde çok büyük bir titizlikle çalıştığı ön seçimlerin arifesindeyiz. Türkiye siyasi tarihinin en kapsamlı seçimine sayılı saatler kaldı. Bizim için hem bir ilk hem değil. Çünkü doğrudan demokrasinin işletilmesi yalnızca dışa dönük bir talebimiz değil. Her zaman halkların iradesinin doğrudan sandığa yansıdığı, seçimlere yansıdığı yöntemleri tercih ettik. Hem genel seçimlerde hem yerel seçimlerde böyle bir gelenekten geliyoruz ama bir yandan da bir ilki gerçekleştiriyoruz. Aylardır sürdürdüğümüz tartışmalarda bize oy verenlerin, gönül verenlerin, gözü kulağı bizimle birlikte olanların bir talebi oldu.

Kendi şehirlerimizi yönetecek adayları biz seçmek istiyoruz dediler ve biz de parti olarak kolaylaştırıcılık rolü üstlendik bu talebin gerçekleşmesi için. Bu hafta sonu, yani 13-14 Ocak’ta 90 seçim bölgesinde sandıklar kurulacak ve 100 bine yakın delege sandık başında olacak. Bazı şehirlerden örnekler vererek rakamlar paylaşmak isterim. Sadece Diyarbakır’da 20 bin kişi sandık başına gidecek. Mardin, Van, Batman ve koşullarımızın el verdiği 90 seçim bölgesinde en kapsamlı şekilde doğrudan demokrasinin işleyebilmesi için tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Kalan eksiklerimizi de bu son saatlerde gidermeye çalışıyoruz.

Böyle bir pratiği ilk kez hayata geçiyoruz. O yüzden haftalardır boşuna bir demokrasi şöleni tanımlaması yapmıyoruz. İçini, altını ve sahaları dolduruyoruz. Partimizin adayını değil aslında o ili, ilçeyi, beldeyi yönetecek adayı seçiyoruz. Yaklaşımımızı da bu titizlikle ele aldık. Bütün çalışmalarımızı aynen bu incelikle ve hassasiyetle yapmaya çalıştık. Ön seçim yapılacak her yerde tıpkı buradaki gibi bir heyecan var, yalnızca bir farkla. Alışılageldik siyasi partilerde gördüğünüz gibi Genel Merkezimiz dolup taşmıyor. Yani Genel Merkezde bir aday pazarlığı olmuyor. İl, ilçe, belde parti binalarımız da dolup taşmıyor. Nereler dolup taşıyor?

Sokaklar, mahalleler, alanlar dolup taşıyor. Çünkü aday adayları propagandalarını yapıyor. Dolayısıyla aslında yalnızca sokaklarda, mahallelerde yapmıyorlar. Şöyle bir örnek uygulama da yaptık. Adaylarımız canlı yayında kayyımlara karşı projelerini anlatıyorlar; kadınlar, gençler, ekoloji için ne yapacaklarını anlatıyorlar. Aday adayları ilkelerimiz, programlarımız ve tüzüğümüz çerçevesinde nasıl bir yönetimi hayata geçireceklerini de günlerdir anlatıyor. Canlı yayınlar başladı dünden bu yana. 3 büyükşehir için.

Van, Mardin ve bu akşam da Diyarbakır için. Kimler oylanacak bu hafta sonu onu da sizlerle paylaşmak isterim. Bu hafta sonu 90 seçim bölgesinde belediye eş başkanı, belediye meclisi üyesi ve il genel meclis üyesi aday adayı olarak toplam yaklaşık 4000 kişi yarışacak. Sadece PM üyelerimizin oy kullanmayacağını yaptığımız açıklamalarda söylemiştik. Aslında kent uzlaşısı kavramının bir başka alameti farikası da bu. Kent uzlaşısı, kamuoyunda takip ettiğimiz kadarıyla dar bir biçimde tartışılıyor.

Kent uzlaşısı yalnızca güç birliği, işbirliği yapmak ya da demokrasi güçleriyle veya siyasi partilerle buluşmak üzere geliştirdiğimiz bir kavram değil. Yerel seçimlerdeki gibi bir taktik ya da strateji değil. Yalnızca böyle ele almamak gerekiyor. Biz kent uzlaşısını ön seçimde de uyguluyoruz. Ne demek kent uzlaşısı, nasıl yansıyor ön seçimlere? O kentlerde, seçim bölgelerinde oy kullanacak delegasyon işte bu kent uzlaşısı çerçevesinde belirlendi.

Nasıl yapıldı? Şehirlerin en geniş çeperine ulaşılarak yapılmaya çalışıldı. Dolayısıyla yalnızca partimizin, bileşen partilerimizin üyeleri değil; başından beri söylediğimiz gibi STK ve meslek örgütleri, partimizin eski yönetici ve çalışanları, dünden bugüne bizimle yürümüş herkes, temsilcileri ve bizzat kendileri delege olarak oy kullanabilecek. Her bir delege toplam 3 oy kullanacak. Belediye başkan aday adayı, il genel meclisi aday adayı ve belediye meclis üyesi adayı olmak üzere 3 oy kullanacaklar. Tabii ki eşit temsiliyet ilkesinden vazgeçmiyoruz, daha da çok sahipleniyoruz. Özellikle başından beri kadınlara çağrımız var.

Tüm adaylıklarda bir kadın ve bir erkeğe oy verilecek. 5 bine yakın parti çalışanımız, milletvekillerimiz, danışmanlar, PM ve MYK üyelerimiz sahada ön seçim boyunca çalışıyor olacaklar. Her ön seçim bölgesinde de hiçbir adaletsizliğin yaşanmaması için, eşit ve demokratik bir yarışın gerçekleşebilmesi için gerekli komisyonlar kuruldu. İtirazlar alınacak. İtirazlar olursa bunun için seçim komisyonları ve gerekli mekanizmalar oluşturuldu. Ön seçimlerde herhangi bir aday yüzde 50+1 oranında oy alamazsa ikinci seçim yapılacak. İkinci turda en fazla oy alan isim DEM Parti’nin belediye eş başkan adayı olacak.

“Kayyımların bileti kesildi, onları 31 Mart’ta gönderiyoruz”

Yine çok merak edilen başka bir şey. Sandıktan çıkan sonuca Genel Merkezimiz nasıl davranacak? Bir kez daha tüm açıklığıyla söylüyorum ki sandıktan çıkan sonuç partimizin kabul edeceği, saygılı olacağı bir sonuçtur. Kimsenin bundan şüphesi olmasın. O yüzden tüm delegelere özellikle kendi iradelerini yansıtacak adayları seçebilmek için sandık başında olma, sandık güvenliğini sağlama ve oylarına sahip çıkma çağrımızı yineliyorum.

Bu ön seçim yaklaşımıyla bir kez daha yerel demokrasiyi ve yerelin iradesini daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bunu pratiğimizde de ortaya koyuyoruz. Hile hurda, oy taşıma, seçmen kaydırma, mükerrer oy kullanma ne yaparlarsa yapsınlar kazanacağız. Bu konuda kesin kararlıyız, hiç yolu yok. Kayyımların bileti kesildi. Biletlerinin kesildiğini sizler de göreceksiniz. 31 Mart’ta kayyımları gönderiyoruz. Hileden söz etmişken bazı örnekler vermek isterim. Bugün de haberlerde yer alıyordu.

Bakın seçim bölgem Şırnak’a gidelim. İşsizlik ve yoksulluk nedeniyle göç veren bir şehir. Seçmen sayısı yerel seçimlere aylar kala birdenbire 8342 kişi Şırnak Merkez’de artmış. Daha çok örnek verebilirim. Bu kadar göç veren bir şehirde nasıl olur da seçime aylar kala seçmen sayısı 8342 kişi artabilir? Yine bir diğer örnek Iğdır’da iki yeni mahalle ve en az 4361 şüpheli seçmen kaydı var. 7 ay önceki seçimde olmayan bir adreste toplam 743 erkek, seçmen olarak kaydedilmiş. Adres sorgulama sisteminde buranın emniyet müdürlüğü olduğunu tespit ediyoruz. Iğdır İl Emniyet Müdürlüğünde belli ki 743 polis ikamet ediyor. Iğdır ilinde demek ki polisler evden online çalışıyorlar. Bunun başka izahı olamaz. Bu saydıklarım tespit ettiklerimiz, tespit edemediklerimiz de var.

Şu bilinsin ki tespit etmek üzere çalışıyoruz. Saha da çalışıyoruz, burada da çalışıyoruz. Hukuk Komisyonumuz çok yakından takip ediyor. İl ve ilçe örgütlerimiz de öyle. Milletvekillerimiz, PM ve MYK üyelerimiz seçmen kayıtları üzerinde çalışıyor. İtiraz başvuruları hazırlandı. Her bir hileli seçmen kaydı için gereken hukuki süreç de başlatılacak. Tekrar ediyorum; mükerrer oy, hayali seçmen kayıtları, seçmen taşıma, mazbata gaspı, ne yaparlarsa yapsınlar kayyımları göndereceğiz. Bu konuda kesin kararlıyız.

Birinci ve ikinci parti olarak çıktığımız yerlerde hazırlıklarımızın süreceğini, koşullarımızın el verdiği her yerde ön seçim yapacağımızı daha önce duyurmuştuk. Bunun da kent uzlaşısı kapsamında olacağını söylemiştik. Türkiye’nin geri kalan yerlerinde, batısında ilk etapta aday göstereceğimiz 27 ilçeyi geçenlerde açıklamıştık. Merkezi Seçim Koordinasyonumuz ve Yerel Yönetimler Kurulumuzun çalışmaları ve sunumları doğrultusunda ilerleyen bir çalışma var. Aşama aşama bu konuya ilişkin açıklamalar yapacağımızı; aday göstereceğimiz yerler, aday göstermeyip güç birliği yapacağımız yerler olacağını daha önce de ifade etmiştik.

Bu doğrultuda aday göstereceğimiz bazı yeni yerleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Ankara, Antalya, Bolu, Konya, Kocaeli, Kayseri, Samsun olmak üzere toplam 7 ilde aday göstereceğiz. Aday göstereceğimiz yerlere ilişkin çalışmalar tamamlandıkça aşama aşama sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Gözünüz kulağınız bizde olmaya devam etsin. Seçimin kilit partisi olduğumuzun farkındayız. Bu bilinçle ve sorumlulukla hareket ediyoruz. Çalışmalarımız netleştikçe de sizlerle açık ve şeffaf bir biçimde paylaşıyoruz.

“Her iki partinin ilgili komisyonları çalışmaları yürütecek”

Şimdi merak edilen bir başka konu da muhtemelen dün Cumhuriyet Halk Partisi ile yapılan görüşme. Sorular gelmeden bununla ilgili bir özet yapmak istiyorum. Dün Eş Genel Başkanlarımız başkanlığındaki bir heyet CHP’ye iadeyi ziyarette bulundu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve heyetiyle bir görüşme gerçekleşti. Görüşme sonrası sizin de takip ettiğiniz gibi ortak bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada da ifade edildiği gibi yerel seçimler, kayyım rejimi, yargı krizi, ekonomik kriz, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümü gibi pek çok başlıkta fikir alışverişinde bulunuldu.

Ayrıca kent uzlaşısı kapsamında yerel seçimlerde güçbirliği yapılabilir mi yapılamaz mı, yapılması muhtemel yerler nereler olabilir, buna dair bir çalışma yürütülebilir mi gibi konuların konuşulduğunu kendileri de açıkladı. Her iki partinin ilgili komisyonları çalışmaları yürütecek. Henüz netleşen bir şey yok. Çalışmalar ilerledikçe kamuoyu düzenli bir biçimde bilgilendirilecek. Tüm süreçlerde ola geldiği gibi açık ve şeffaf bir biçimde bunları sizlerle paylaşacağız.

Soru: CHP ile yapılan görüşme için detay verdiniz ama sonraki süreçte ortaklaşmaların yöntemine dair açıklık getirebilir misiniz? 

Açıklamamda değindiğim gibi bir ortaklaşma olacak mı olmayacak mı? Henüz bu konuda netlik kazanmış bir şey yok. Bunlarla her iki partinin ayrı komisyonları tarafından karşılıklı bir biçimde değerlendirilecek. Kent uzlaşısı çerçevesinde bir mutabakat gelişirse olgunlaştığı zaman sizlerle paylaşılacaktır. Ancak henüz paylaşmaya değer bir durum söz konusu değil.

Soru: Selahattin Demirtaş 14 Mayıs seçimlerinin ardından aktif siyaseti bıraktığını söylemişti. Geçtiğimiz günlerde Eş Genel Başkanlarla görüşen Demirtaş, partiye önerilerde bulundu mu? Demirtaş DEM Parti ile siyasete geri mi döndü?

Demirtaş zaten siyasette. Aktif siyaseti bırakma açıklamasından sonra da savunmalarında nasıl siyasetin içerisinde olduğunu görmüşsünüzdür. Keşke geri dönebilse, keşke bu haksız ve hukuksuz tutuklamalar sona erse ve içeride rehin tutulan tüm siyasetçilerimiz çıkıp kaldıkları yerden devam edebilse. Zaten haksız bir şekilde hapisteler. Dolayısıyla siyasetçilerimiz oldukları yerden siyasete devam ediyorlar. Ne vazgeçtiler ne ayrıldılar ne de böyle bir durum söz konusu. Bunu savunmalarından da görüyoruz. Aylardır sürüyor Kobani Kumpas Davası. Siyaset bizim geleneğimizde yalnızca bir siyasi partide şu anki hukuksuz uygulamalara göre tariflenen ya da onların izin verdiği ölçülerde yapılabilen bir şey değil.

Soru: Partinizin cezaevlerinde süren açlık grevlerine ilişkin yaklaşımı nedir?

Partimizin açlık grevlerine ilişkin yaklaşımı son derece nettir. Partimiz uzun yıllardır Kürt sorununda barışçıl ve demokratik çözümün mücadelesini veriyor. Sayın Öcalan’ın konudaki rolünün ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor. Partimize oy verenlerin talepleri de yansıyor zaten. 100’ü aşkın cezaevinde yüzlerce siyasi tutsak 27 Kasım’dan bu yana açlık grevinde. Talepleri Kürt sorununa demokratik çözüm ve Sayın Öcalan’a özgürlük. Aynı zamanda Barış Annelerinin Diyarbakır, Van, İzmir, Adana, Mersin ve İstanbul’da adalet nöbetleri var. Barış Anneleri kaygılı. Kendilerini ziyaret eden milletvekili ve yöneticilerimize, barış aktivistlerine ilettikleri talepleri tahmin etmek zor değil.

Açlık grevlerinin dönüşümsüz bir hale gelmemesi, hapislerden cenazelerin çıkmaması ve bu konuda hükümetin adım atması için çağrıda bulunuyorlar. Seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Çeyrek asırdır süren bir tecritten, 100 yıllık Kürt sorunundan bahsediyoruz. Her açıklamamızda önümüzdeki yerel seçimlerin partimiz için belediye seçimlerinden ibaret olmadığını söylüyoruz. Olağanüstü koşullarda seçimleri karşılıyoruz. Süren çatışmaları ve Kürt sorununun çözümsüzlüğündeki ısrarı, geliştirdiğimiz politikalar ve karşılaştığımız engellemeleri bütün anti demokratik işleyiş ile birlikte ele almak gerekiyor. Sayın Öcalan’ın tecrit koşullarına ilişkin söz kurmadığımız gün yok. Niye her gün bu konuya dair açıklama yapmak gereği duyuyoruz?

90’lardan bu yana Türkiye’nin çatışma çözümü deneyimine bakalım ve Öcalan devreye girdiğinde yaşananları hatırlayalım, çatışmasızlığın kazandırdığını hatırlayalım. Dolayısıyla tecrit son bulmalıdır. Bu konuda girişimlerimiz oldu, oluyor. Milletvekilleri olarak Adalet Bakanlığına başvurduk. Grup Başkanvekillerimiz görüşmeye ilişkin açıklama yaptı. Dilekçelerimizi Adalet Bakanlığına sundular. Bunlar iletişim kanallarının açılması için verdiğimiz ilk dilekçiler değil. Bundan önceki dönemlerde de oldu. Bu kadar uzun süreli, kanunsuz, hukuksuz bir tecrit yapılamaz. Kişiye özel bir uygulama yapılamaz.

Ailesi ve avukatları ile görüştürülmüyor. Sadece kendisi değil kendisiyle birlikte olan diğer tutsaklar da görüştürülmüyor. Hiçbir haber alınamıyor. AİHM’e de yapılmış sayısız başvuru var. Bu konunun kaygı yaratıyor olması kamuoyu tarafından anlaşılır olmalı. Bu yalnızca DEM Parti’nin görevi değil. Bu kayyım meselesi gibi yalnızca DEM Parti’yi ilgilendiren bir konu olmamalı. Öcalan’ın barışa dönük rolünün önemi konusunda geçmiş tecrübelerden dersler çıkarmazsak, maalesef Türkiye’nin barışına geç kalmış oluruz, Türkiye’nin demokratikleşme ihtimalini ıskalamış oluruz. Bunlar artık birbirinden ayrılamaz konular.

“Barışa Ses Olalım” kampanyası var. Bu kampanya gittikçe büyüyor. Bugüne çeşitli inisiyatifler, gruplar sayısız çağrı yaptı, yürüyüşler yaptı, toplantılar düzenledi ama hala daha hükümet herhangi bir adım atmadı. Asıl bu soru Adalet Bakanlığına sorulmalı. Ne bekleniyor? Niye Sayın Öcalan avukatları, ailesi ve daha önce olduğu gibi heyetlerle görüştürülmüyor? Neden İmralı Hapishanesi kamuoyuna açılmıyor? Bunu bile talep etmek suç sayılıyor. Bunlar tartışıldı. Türkiye’de 564 şair, yazar ve entelektüel ne diyor? “Bizler Türkiye’nin sorunlarının müzakere yöntemiyle çözülmesi gerektiğini belirtiyoruz. 2013 yılında başlayan ve halkta büyük barışma umudu yaratan Çözüm Süreci kıymetli bir deneme olarak yaşandı.

Sorunun muhataplarından biri olan Abdullah Öcalan ile görüşmeler barışın olanaklarını doğurmuştu. Toplumun çok büyük bölümünün rıza gösterdiği bu süreç tekrar başlayabilir. Toplumsal barış için cesaretli olmalıyız, diyalogdan ve konuşmaktan korkmalıyız.” Olduğu gibi alıntıladım “Barışa Ses Olalım” başlıklı deklarasyonun bir bölümünü. Kim bundan, neden korkuyor? Bir kez daha DEM Parti olarak Adalet Bakanlığına, iktidar blokuna, bu konudaki tüm yetkililere sesleniyoruz; 35 aydır hiçbir şekilde haber alınmayan, çeyrek asırdır süren bu tecrit ve mutlak iletişimsizlik haline son vermek gerekiyor.

Paylaşın

Yeniden Refah’tan AK Parti İle İşbirliği Açıklaması: Tabanımız İstemiyor

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanvekili Doğan Aydal, “Erdoğan, Yeniden Refah’ı arka bahçesi gibi görmeye çalıştı. Ortada uzlaşma niyeti yoktu. Kanal İstanbul beka sorunumuzdur bizim. Bu sebep bile Murat Kurum’un İBB Başkanı olmaması için yeterlidir” dedi ve ekledi:

“Bizim bir partiye güç verişimizi ciddiye almadıklarını gördüm. Onların bizimle yaptığı toplantıları havanda su dövme toplantıları olduğunu fark ettik. Bizim tabanımız da onları istemiyor.”

Doğan Aydal, açıklamasının devamında, “AKP’li arkadaşlar diyorlar ki ‘bizi desteklemezseniz CHP kazanacak.’ Biz AKP’ye kazandırmak için var olan bir parti değiliz. Anlaşamayabiliriz, öyle de gözüküyor. Bizimle İstanbul adaylarını da paylaşmadılar” ifadelerini kullandı.

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanvekili Doğan Aydal, Halk TV’de yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Aydal’ın açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:

“Erdoğan, Yeniden Refah’ı arka bahçesi gibi görmeye çalıştı. Ortada uzlaşma niyeti yoktu. Kanal İstanbul beka sorunumuzdur bizim. Bu sebep bile Murat Kurum’un İBB Başkanı olmaması için yeterlidir. Bizim bir partiye güç verişimizi ciddiye almadıklarını gördüm. Onların bizimle yaptığı toplantıları havanda su dövme toplantıları olduğunu fark ettik. Bizim tabanımız da onları istemiyor.

AKP’li arkadaşlar diyorlar ki ‘bizi desteklemezseniz CHP kazanacak.’ Biz AKP’ye kazandırmak için var olan bir parti değiliz. Anlaşamayabiliriz, öyle de gözüküyor. Bizimle İstanbul adaylarını da paylaşmadılar.

Murat Kurum isminde Emine Erdoğan’ın etkisi olduğunu düşünüyorum. Murat Kurum beyefendiyle tanışıyorum, gayet beyefendi biri. Ama Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yaptığı dönemde poşetten başka bir şey var mı aklınızda kalan? 25 kuruşluk poşet… Onda bile mantık hatası var. Cumhurbaşkanının eşi önem veriyor diye bunun peşine düşüldü.

“AKP hiç olmadığı kadar sıkıntıda, aday bile bulamıyor”

“Biz Murat Kurum’u deprem döneminde de gördük. Algı yönetimi ile kurulmuş bir söylem geliştiriyor Murat Kurum. AKP hiç olmadığı kadar sıkıntıda, aday bile bulamıyor. Dikkatinizi çekmiştir, en sıkıntılı şehirlerde bile eski adaylarını yeniden gösterdi.

Bunlardan en dikkat çekenlerinden biri Kocaeli. Tahir Büyükakın iki metro vadetmiş ikisi de yok. Temiz hava demiş her gün zehir soluyoruz. Temiz su vadetmiş, sular pis. Tramvay yapacağım demiş, bir tanesi bile bitmemiş. Bütün bu olmazlar içinde bile aynı kişiyi aday yapıyorsa AKP çok çaresiz demektir. Ankara, İstanbul ve İzmir’i kaybedince de kendisini yenilmiş sayacak.”

Paylaşın

HRW’den Dikkat Çeken Rapor: Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü Krizi Derinleşti

HRW, 2024 Dünya Raporu’nda, “Erdoğan’ın seçim zaferinin ardından yargıdaki güç mücadeleleri ve mahkemelerin kararlarını siyasi saiklerle vermeleri hız kazandı ki, bu da ülkede insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün uğradığı erozyonun ne kadar derinleşmiş olduğunu gösteriyor” ifadelerine yer verdi.

Raporda insan hakları savunucusu Osman Kavala ile birlikte dört kişinin daha 2013’te İstanbul’daki Gezi Parkı gösterilerinde üstlendikleri rol nedeniyle aldıkları “mesnetsiz mahkumiyet kararlarının” Eylül ayında Yargıtay tarafından onandığına işaret edilerek, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını “hiçe sayan tavrının katmerlendiği” belirtiliyor.

Yargıtay’ın Gezi davası sanıklarından Can Atalay’ın Mayıs ayında yapılan seçimlerde milletvekili seçilmesi üzerine cezaevinden tahliye edilmesini engellediği belirtilirken, Yargitay’in Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde verdiği kararı “hiçe saydığı” kaydediliyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2024 Dünya Raporu’nu yayınladı. HRW, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayında yeniden seçilmesinin ardından siyasi saiklerle alınan mahkeme kararlarının ve adalet sisteminde güç mücadeleleri yaşandığına dair ortaya çıkan emarelerin, ülkede hukukun üstünlüğü ilkesinin ortadan kalkması tehlikesini doğurduğunu belirtti.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; HRW Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson raporda, “Erdoğan’ın seçim zaferinin ardından yargıdaki güç mücadeleleri ve mahkemelerin kararlarını siyasi saiklerle vermeleri hız kazandı ki, bu da ülkede insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün uğradığı erozyonun ne kadar derinleşmiş olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Hugh Williamson, “Türkiye’nin yüzüncü yılındaki insan hakları karnesinde, susturulmuş bir medya ve düzenli olarak hedef alınarak cezalandırılan siyasi muhalifler yer aldı,” şeklinde konuştu.

Raporda Türkiye’nin yüzüncü yılında, medyanın sansüre maruz kaldığına ve bağımsız haber kuruluşlarının keyfi para cezaları ve kovuşturmalarla mücadele ettiğine dikkat çekildi.

“Erdoğan hükümetinin medyanın büyük bir bölümünü kendi kontrolünde tutması, özellikle seçim yılında daha da önem kazandı” denilen raporda, hükümete yakın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), başta Halk TV olmak üzere hükümete eleştirel yaklaşan az sayıdaki televizyon kanalına düzenli olarak “keyfi” para cezaları kestiği belirtildi.

En az 43 gazeteci ve medya çalışanının gazetecilik faaliyetleri veya medya ile ilişkileri nedeniyle terör suçlarından tutuklu veya hükümlü olarak cezaevinde bulunduğu kaydedildi.

Raporda insan hakları savunucusu Osman Kavala ile birlikte dört kişinin daha 2013’te İstanbul’daki Gezi Parkı gösterilerinde üstlendikleri rol nedeniyle aldıkları “mesnetsiz mahkumiyet kararlarının” Eylül ayında Yargıtay tarafından onandığına işaret edilerek, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını “hiçe sayan tavrının katmerlendiği” belirtiliyor.

Yargıtay’ın Gezi davası sanıklarından Can Atalay’ın Mayıs ayında yapılan seçimlerde milletvekili seçilmesi üzerine cezaevinden tahliye edilmesini engellediği belirtilirken, Yargitay’in Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde verdiği kararı “hiçe saydığı” kaydediliyor.

Raporda Türkiye’de 2023’te endişe yaratan diğer uygulamalar; medya üzerindeki kısıtlamalar, internet sansürü, gösteri yasakları ve gazeteciler, insan hakları savunucuları, siyasetçiler, sosyal medya kullanıcıları ve diğer kişilere yönelik cezai kovuşturmaların kötüye kullanılması olarak sıralanıyor.

“İşkence ve kötü muamele vakalarında artış görüldü”

HRW, Türkiye’nin güneydoğu illerinde 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin ardından polisin ve jandarmanın faili olduğu işkence ve kötü muamele vakalarında da artış görüldüğünü belirtiyor. Raporda 2016’dan bu yana polis ve jandarma gözetiminde ve cezaevinde işkence ve kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin iddiaların titizlikle soruşturulmasına ve faillerin yargılanmasına nadiren şahit olunduğu kaydediliyor.

Raporda Türk hükümetinin, Mayıs ayındaki seçimler yaklaşırken lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüel bireylere karşı nefret söylemleri kullandığı, Kürt siyasetçileri siyasi saikli suçlamalarla cezaevinde tutmayı sürdürdüğü ve mülteci ve göçmenlerin sınır dışı edilme işlemlerini hızlandırdığı yer alıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu yıl 34’üncüsü yayımlanan 740 sayfalık Dünya Raporu 2024’te 100’den fazla ülkedeki insan hakları uygulamalarını inceliyor. Örgüt raporunda İsrail-Hamas savaşının yanı sıra Ukrayna, Myanmar, Etiyopya ve Afrika’nın Sahel bölgesinde çatışmaların yol açtığı “muazzam acılara” dikkat çekti.

Raporda, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları eleştirilerek “İsrail hükümeti Gazze’deki 2,3 milyon sivilin su ve elektriğini keserek yakıt, gıda ve insani yardımın girişini engelleyerek karşılık verdi. Bu bir savaş suçu olan toplu cezalandırmadır” denildi.

Raporda, “Hamas’ın işlediği savaş suçlarını kınayan hükümetlerin çoğu, İsrail hükümetinin işlediği suçlara yanıt vermekte ihtiyatlı davrandı” ifadeleri yer aldı.

HRW Genel Direktörü Tirana Hassan uluslararası insan hakları sisteminin devlet ve hükümet başkanlarının yaşanan ihlallere kayıtsız kalması nedeniyle tehdit altında olduğunu söyledi. Hassan, kafaların başka tarafa çevrildiği her ihlalde küresel insan hakları prensiplerinin bir bedel ödediğini söylerken “Bu bedel bazen insanların hayatı olabiliyor” dedi.

Örgüt, Çin’in Sincan bölgesinde ve Tibet’teki eylemleri konusunda sessiz kalındığını belirterek yaşanan çifte standartlar nedeniyle insan haklarının uygulanması konusunda güvenilirliğin zarar gördüğü uyarısında bulundu.

Raporda ayrıca Sudan’daki insan hakları durumuna verilen tepkilerin Ukrayna’dakinden farklı olduğu vurgulandı. Batılı hükümetlerin başlangıçta Sudan’da bir hesap verebilirlik mekanizması kurulması konusunda isteksiz davranmaları, Ukrayna için benzer bir yapıya ayırdıkları kaynakları ya da çabayı harcamak istemedikleri eleştirisi getirildi.

Paylaşın

İYİ Parti İzmir İl Başkanı Ve Yönetimi Genel Merkez Tarafından Görevden Alındı

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme karar alan İYİ Parti’de İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ümit Özlale ile İzmir İl Başkanı Sinan Bezircioğlu arasında yaşanan gerginlik, Genel Merkez’in Sinan Bezircioğlu ve il yönetimini görevden almasına neden oldu.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre, Sinan Bezircioğlu, görevden alınma sonrası düzenlediği basın toplantısında, “Özlale’nin kişisel kaprisleri yüzünden görevden alındık” dedi. Aynı zamanda İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyesi ve İzmir milletvekili olan Özlale ise bu konuda Genel Başkan Meral Akşener’le hiç konuşmadığını belirterek, “Genel Merkez’imizin kararına saygı duyacağız” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 20 Eylül’de Ümit Özlale’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olduğunu açıklamıştı. Meral Akşener’in, “CHP’nin kalesi” olarak bilinen İzmir’de ilk kez bir büyükşehir belediye başkan adayını açıklaması iki parti arasında cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında yaşanan gerginliğin bir yansıması olarak değerlendirilmişti.

Sonraki süreçte Ümit Özlale yerel seçimlere yönelik çalışmalarını sürdürürken İzmir il yönetimi ile arasında gerginlik yaşandığı kulislere yansımıştı. Ayrıca Ümit Özlale’nin Genel Merkez’e “ya ben ya il yönetimi” diyerek rest çektiği iddia edilmişti. Genel Merkez’in il yönetiminden istifasını istediği ancak il yönetiminin buna yanaşmadığı da öne sürülmüştü.

Sinan Bezircioğlu, Merkez Teşkilat Başkanlığı’nın aldığı görevden el çektirme kararında bir gerekçe belirtilmediğini söyledi. Yaşananlardan Özlale’yi sorumlu tutan Bezircioğlu, Özlale’nin Ankara’ya giderek Genel Başkan Meral Akşener’le görüştüğünü ve “ya ben ya da il yönetimi” diye direttiğini öne sürdü.

Sinan Bezircioğlu, “Ümit Özlale, seçilerek göreve gelmiş il yönetiminin şımarık bir kaprisle görevden el çektirilmesini sağladı” ifadesini kullandı. Ümit Özlale’nin seçim çalışmalarını da il başkanı ve yönetimini hiçe sayarak birkaç kişi ile sürdürdüğünü belirten Bezircioğlu, Ümit Özlale’yi hem partiyi hem de genel başkanı zor durumda bırakmakla suçladı.

“1 Nisan’dan sonra da burada olacağız”

Sinan Bezircioğlu, “Seçim çalışmalarında ‘İzmirli’yim, İzmir’in değerlerine sahibim’ diyen ve partimizin en iddialı belediye başkan adayı olarak kabul ettiği Ümit Özlale’nin, seçilerek göreve gelmiş il yönetiminin, şımarık bir kaprisle görevden el çektirilmesini sağlayarak, mevcut yönetime karşı kongrede kaybetmiş kişileri yönetime getirmek istemesi İzmir’in demokratik, cumhuriyetçi, özgür, çağdaş yapısıyla bağdaşmadığının göstergesidir. Bizler partimizin neferleriyiz ve her zaman da partimizin emrinde olacağız. Biz dün vardık, bugün varız. 1 Nisan’dan sonra da burada olacağız” dedi.

Ümit Özlale ise, Genel Merkez’e gidip “ya ben ya o” diyecek karakterde biri olmadığını söyleyerek, “Genel Merkez böyle bir karar verdiyse partimiz için hayırlı olsun diyorum ben” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Babacan’dan ‘Nas’ Hatırlatması: Aylardır Bu Konuda Hiç Konuşmuyor

Kilis’te aday tanıtım toplantısında konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Seçimlerden bu yana arkadaşlar tam 7 ay geçti, ülkenin Cumhurbaşkanı faiz konusunda bugüne kadar tek bir laf etmedi. Merkez Bankası 7 ayda 7 kez faiz artırdı, Erdoğan susuyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi /“Bir dönemler faizi ağzından düşürmeyen, dönemin merkez bankası başkanını, pırıl pırıl bürokratlarını meydanlarda yuhalatan, ben demiyorum ki ‘Nas’ var diyen Erdoğan, Merkez Bankası faizleri %8.5’tan %42.5’a çıkardı, gık demiyor. ‘Faiz o kadar da sebep değilmiş’ demiyor. Aylardır bu konularda hiç konuşmuyor.

Arkadaşlarımızla il il, ilçe ilçe dolaşırken, bir kişinin sessizliği dikkatimizi çekiyor. Her konuda konuşan, köşe yazarlarına laf yetiştiren, partisinin bir ilçedeki gençlik kolları başkanına kadar müdahale eden o kişi epeydir tek bir konuda sessiz. O konudan hiç bahsetmiyor. Sabah akşam konuştuğu, ‘Benim alanım’ dediği, kendisine göre uzmanlık alanı olan konuda sessiz.”

Babacan, konuşmasının devamında, “Sonunda faizi de patlattınız, enflasyonu da patlattınız, doları kurunu da patlattınız. İnsanlar işlerinden oldular, evlerinden oldular, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla bozuştular. Kiracılar ev sahipleriyle kavgalı oldular. Döviz borç aldılar, ödeyemediler, mahkemelik oldular. İnsanlar, ekonomik kriz yüzünden intihar ettiler, canlarından oldular. Şimdi soruyorum: Bu olanlarının hesabını kim verecek?” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kilis Belediye Başkan Adayı tanıtım toplantısında konuştu. DEVA Partisi’nin seçimlere kendi logosu, kendi ismi ve kendi adaylarıyla gireceğini tekrarlayan Ali Babacan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Seçimlerden bu yana arkadaşlar tam 7 ay geçti, ülkenin Cumhurbaşkanı faiz konusunda bugüne kadar tek bir laf etmedi. Merkez Bankası 7 ayda 7 kez faiz artırdı, Erdoğan susuyor. Bir dönemler faizi ağzından düşürmeyen, dönemin merkez bankası başkanını, pırıl pırıl bürokratlarını meydanlarda yuhalatan, ben demiyorum ki ‘Nas’ var diyen Erdoğan, Merkez Bankası faizleri %8.5’tan %42.5’a çıkardı, gık demiyor. ‘Faiz o kadar da sebep değilmiş’ demiyor. Aylardır bu konularda hiç konuşmuyor.

Arkadaşlarımızla il il, ilçe ilçe dolaşırken, bir kişinin sessizliği dikkatimizi çekiyor. Her konuda konuşan, köşe yazarlarına laf yetiştiren, partisinin bir ilçedeki gençlik kolları başkanına kadar müdahale eden o kişi epeydir tek bir konuda sessiz. O konudan hiç bahsetmiyor. Sabah akşam konuştuğu, ‘Benim alanım’ dediği, kendisine göre uzmanlık alanı olan konuda sessiz.

Sonunda faizi de patlattınız, enflasyonu da patlattınız, doları kurunu da patlattınız. İnsanlar işlerinden oldular, evlerinden oldular, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla bozuştular. Kiracılar ev sahipleriyle kavgalı oldular. Döviz borç aldılar, ödeyemediler, mahkemelik oldular. İnsanlar, ekonomik kriz yüzünden intihar ettiler, canlarından oldular. Şimdi soruyorum: Bu olanlarının hesabını kim verecek?

Daha geçtiğimiz günlerde, bir alışveriş merkezinde vatandaşımız intihar girişiminde bulundu. Sonrasında gazeteciler gitti, eşiyle röportaj yaptılar. İntihar girişiminde bulunan, ağır yaralanan vatandaşımızın eşi ne dedi biliyor musunuz? ‘Marketlerde tarihi geçmiş ürünleri atıyorlar, biz ancak o ürünlerle karnımızı doyuruyoruz’ dedi. ‘Devlet büyükleri fakirin halinden anlamıyor’ dedi. ‘Kâğıt toplamaya çıkıyorduk, eşimin bu halinden sonra artık ona da çıkamayız’ dedi. Vatandaşı düşürdüğünüz hal bu.

“Gazze’de tam bir vahşet yaşanıyor”

İsrail hükûmeti tarafından Gazze’de sürdürülen sistematik saldırılar, yaklaşık 100 günü buldu ve artık açık bir katliama, adeta bir soykırımına dönüştü olay.  Gazze’de tam bir vahşet yaşanıyor. Gazze’de ölenlerin sayısı 23.000’i geçti. Yirmi üç bin. Çoğu kadın, çocuk. Bu katliama, yaşanan bu soykırıma iktidarın tepkisi son derece cılız.

Birkaç ses dışında, somut adım atan yok. Dışarıdan biri şöyle bir yapılan açıklamalara baksa, ‘Allah Allah’ der; bi’ sorar: ‘Acaba’ der, ‘bunlar iktidarda değiller mi?’ ‘Acaba bunlar bir muhalefet partisi mi?’ Eski bakanları, yeni bakanları, arkadaşları, eşleri dostları toplanıyorlar; bizim milletimizin Filistin hassasiyeti, Gazze hassasiyeti çok yüksek, onları da davet edip ‘miting’ yapıyorlar.

Bugün itibariyle Gazze nüfusunun %85’i evlerinden barklarında edilmiş durumda. Gazze nüfusunun neredeyse tamamı kıtlıkla karşı karşıya. 2 milyondan fazla insan aç. Anneler çocuklarını emziremiyor. Anne babalar, zar zor buldukları az biraz gıdayı çocukları yesin diye kendileri aç yatmaya razı oluyor her gün. İnsanlar, günde 2 litreden az bir suyla hayatlarını idare etmek zorundalar.

“Ortak bir yol haritası üzerinde çalışmaya davet ediyorum”

Buradan önce Cumhurbaşkanı’na, iktidar partilerine, sonra muhalefet partilerine seslenmek istiyorum. Barışın en önemli unsuru, diyalogdur. Diyalogsuz barış olmaz. Gazze için, iktidarı muhalefeti Türkiye’deki herkes sorumluluk almaya davet ediyorum. Ortak bir yol haritası üzerinde çalışmaya davet ediyorum. Bu uğurda türlü siyasi bahanelerle birlikte hareket etmekten durdurmamalıdır.

Kilis’in sorunlarını biliyoruz, büyük bir istihdam sorunu var. Gençlerimiz iş arıyorlar, bulamıyorlar. Sadece Kilis’te değil, çevredeki çoğu ilde problem büyük. Gaziantep’e gidin Şanlıurfa’ya gidin her yerde problem büyük. Buna, kayıt dışı çalışmanın fazlalığı notunu da düşmek lazım. Gençlerimiz işsiz kalmakla sigortasız çalışmak arasında bir tercihe zorlanıyor.

Biz diğer bazı muhalefet partileri gibi, ‘Mancınığa koyalım. Bunları öbür tarafa yollayalım’, bunu diyemeyiz. Bu bize de yakışmaz, insan olan hiç kimseye yakışmaz. Vatandaşımızı yalanlarla da kandıramayız. İnsan onuruna yaraşır bir politikayla bu sorunu çözmemiz lazım ve geri dönüşün planlı programlı olması lazım. Bu millete de bunun yakıştığını gayet iyi biliyoruz. Suriye politikasında hükûmet ta ilk işin ilk başında düğmeyi yanlış yerden iliklemeye başladı

Hükûmetin bir göç politikası yok arkadaşlar. Onun için eline yüzüne bulaştırdı her şeyi; ve bu meselenin çözümü için, Suriye’de kalıcı barışın sağlanması için, Türkiye’nin aktif bir aktör olması lazım. Türkiye’nin itibarlı sözünün gücü olan bir ülkesi ülke olması lazım. Ama şu andaki hükûmetin bir göç politikası yok arkadaşlar. Bir göç politikası yok. Bu yüzden oluyor bütün bunlar.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel: DEM Parti İle İlişkilerimizi Açık Ve Şeffaf Sürdüreceğiz

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile görüşen CHP Lideri Özgür Özel, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Meclis’te temsil edilen, Meclis’te en çok sandalyesi olan 3’üncü parti olan DEM Parti ile ilişkilerimizi bundan sonra kamuoyu önünde açık ve şeffaf biçimde sürdürmeyi, karşılıklı ziyaretleri yapmayı ve Türkiye’nin çok önemli meseleleri konusunda görüş alışverişinde bulunmayı sürdüreceğiz” dedi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Özel, konuşmasının devamında, “Cumhuriyetin 100’üncü yılında bazı seçmenlerin kendilerine yerel yönetici seçebildiği, bazılarının yerel yöneticilerinin seçemediği, seçseler dahi yönetmelerine izin verilmediği bir ülkeyi kabul etmemiz mümkün değildir. O yüzden bu kayyım siyasetini bir kez daha kesin ve net bir dille reddediyoruz. Bu ülkenin 81 ilinde, bu ülkenin 1000’e aşkın ilçesinde, bu ülkede her seçmen kendisini kimin yöneteceğini seçebilmeli ve seçtiği kişiler kendisini yönetmeye devam edebilmelidir” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi’nde Genel Başkan Özgür Özel ile bir araya geldi. Hatimoğulları, Bakırhan ve beraberindeki heyeti, CHP Genel Başkan Yardımcıları Gül Çiftçi ve Gökhan Zeybek kapıda karşıladı.

Eş başkanlar, daha sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüşmek üzere toplantı salonuna geçti. Yaklaşık iki saat süren görüşmede taraflar 31 Mart Yerel Seçimlerini ana gündem maddesi yaptı. Hatimoğulları ve Bakırhan ile Özel, toplantı sonrası ortak basın açıklaması yaptı.

Basın açıklamasında ilk olarak CHP Lideri Özgür Özel konuştu. Görüşmenin iki parti arasında sürdürülen iletişimin ilk adımı olduğunu söyleyen Özgür Özel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“DEM Parti’nin çok değerli Eş Genel Başkanları bugün heyetleriyle birlikte Genel Merkezimizi ziyaret etti. Kongrelerinin ardından kendilerini kutlamak ve başarı dilemek üzere geçtiğimiz günlerde biz DEM Parti Genel Merkezindeydik, bugün de onlar bize iadeyi ziyarette bulundu. Bundan duyduğumuz memnuniyeti dile getirmek, kendilerine ve kendileri şahsında tüm üyelerine hoş geldiniz demek isterim. Bugünkü ziyaret bir nezaket ziyareti olmakla birlikte iki partinin genel merkezleri düzeyinde sürdürülen iletişimin de ilk adımlarıdır.

Meclis’te temsil edilen, Meclis’te en çok sandalyesi olan 3’üncü parti olan DEM Parti ile ilişkilerimizi bundan sonra kamuoyu önünde açık ve şeffaf biçimde sürdürmeyi, karşılıklı ziyaretleri yapmayı ve Türkiye’nin çok önemli meseleleri konusunda görüş alışverişinde bulunmayı sürdüreceğiz. Bugün ülke meselelerini konuştuk. En çok emekliler açısından yakıcı halde olan ekonomik krizi ve satın alma güçlüklerini, işsizliği ve Türkiye’nin içinde bulunduğu tüm krizleri konuşma imkanı bulduk. Ülke meselelerini konuşurken işin hem ekonomik boyutunu hem de siyasi boyutunu konuştuk. Tabii ki bugünkü toplantının gündemi, yerel seçimler bu kadar yakınken yerel seçimlerden bağımsız değildi. Daha önce de ifade ettiğim bir konuyu burada da ifade etmek isterim.

Cumhuriyet’i kurmuş ve çok partili rejimi getirmiş olan, ülkeye çok partili demokrasiyi getirmekle haklı olarak övünen bir siyasi partinin genel başkanı olarak; Cumhuriyetin 100’üncü yılında bazı seçmenlerin kendilerine yerel yönetici seçebildiği, bazılarının yerel yöneticilerinin seçemediği, seçseler dahi yönetmelerine izin verilmediği bir ülkeyi kabul etmemiz mümkün değildir. O yüzden bu kayyım siyasetini bir kez daha kesin ve net bir dille reddediyoruz. Bu ülkenin 81 ilinde, bu ülkenin 1000’e aşkın ilçesinde, bu ülkede her seçmen kendisini kimin yöneteceğini seçebilmeli ve seçtiği kişiler kendisini yönetmeye devam edebilmelidir.

Bunun yanı sıra elbette ülke büyük bir anayasa krizi yaşamaktadır. Seçilmiş Can Atalay’ın yemin edemediği, ‘Hataylılar olarak seçtiğiniz milletvekiline milletvekilliği sıfatını siz veremezsiniz, biz talimat alırsak Saray’dan, tutarız salmayız onu’ dedikleri bir noktada Meclis Başkanının da üzerini düşeni yapmadığı bir sürecin içindeyiz. Biz bu meseleyi sadece Can Atalay meselesi olarak görmüyoruz; Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı açısından, gerçek ve tüzel kişiler açısından bağlayıcı olduğuna ilişkin Anayasa metninin kabul edilmemesini, bir anayasa ihlal girişiminden öte tek adam anlayışının anayasal düzene karşı darbe anlayışı olarak görüyoruz.

Bugün AYM’yi yok sayan, yarın Meclis’i, diğer gün diğer mahkemeleri yok sayacak ve tüm toplum için mal ve can güvenliğinin ihlal edildiği bir noktaya evrilmesi muhtemel olacaktır. Bunun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu pazar günü saat 13:00’e Tandoğan Meydanına bir çağrıda bulunduk. Bu çağrıyı bütün siyasi partilerle paylaştık. Bu çağrıyı tüm demokratik kitle örgütleri, STK’lar ve meslek örgütlerine yaptık. Siyasi görüşü ne olursa olsun Anayasaya sahip çıkan, özgürlüklere ve demokrasiye, örgütlenme özgürlüğüne sahip çıkan, emeğine ve ekmeğine sahip çıkan herkesi mitingimize davet ettik. Bir kez daha bütün vatandaşları mitingimize davet ediyoruz.

Bütün siyasi partileri, sendikaları, meslek örgütlerini davet ediyoruz. Gelin ortak geleceğimize hep beraber Tandoğan’da sahip çıkalım. Sorunlarıma sahip çıkılsın diyen işsizleri, gençleri, emeklileri ve emekçileri; biz size sahip çıkıyoruz diyen ve bu ülkenin ortak geleceğine sahip çıkmak isteyen herkesi pazar günkü mitingimize bir kez daha davet ediyorum. Sayın Eş Genel Başkanların şahsında tüm siyasetçi arkadaşlarına, üyelerine bir kez daha saygılarımızı sunuyoruz. Önümüzdeki yerel seçimlerin ülkenin ortak geleceğine hep beraber sahip çıkma seçimleri olduğunun altını çiziyorum. Nazik ziyaretleri için kendilerine teşekkür ediyorum.”

Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinin kapıları aralanmalı”

Özel’in ardından Tülay Hatimoğluları konuştu. Bugünkü görüşmenin iade-i ziyaret olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğluları, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Biliyorsunuz Cumhuriyet Halk Partisi’nin birkaç hafta önce bize bir ziyareti olmuştu. Bizler de bugün iadeyi ziyarette bulunduk kendilerine. Sıcak karşılamalarından dolayı kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum. Sayın Özel’in de ifade ettiği gibi bugün bizler çok sayıda başlığı görüştük. Türkiye ve dünyanın içinden geçtiği siyasal süreci konuştuk. Özellikle Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunları, yargı krizini, anti demokratik uygulamaları değerlendirmeye çalıştık.

Yargı krizi öyle derin bir boyuta gelmiş ki Sevgili Can Atalay bir deprem bölgesinin, deprem kentinin milletvekili olarak parlamentoda olmalıyken şu an cezaevinde. HDP’nin Eş Genel Başkanları şu an kendi görevlerinde olmalıyken, halkla birlikte iç içe çalışmalarını sürdürmeliyken, tamamen siyasi ve hukukta asla yeri olmayan gerekçelerle yargılamaları Kobanî Kumpas Davasında devam ediyor. Tahmin ediyoruz ki yakın zamanda da karara bağlanacak. Bunlar işte yargının içinde bulunduğu anti demokratik uygulamalara, Anayasayı ve hukuku tanımayan uygulamalara örnektir.

Yerel seçimlerin yaklaştığı bir dönemde belki bu sorunlar az konuşuluyor ama ekonomik kriz bizim mutfağımızda, tenceremizde, hepimizin yakından hissettiği bir sorun. Türkiye’de 50 milyona yakın insan açlıkla ve yoksullukla baş başa kalmışken, bizler bu durumun belli kesimler tarafından görünmez kılınmasına müsaade etmemeliyiz ve buna karşı bir duruş sergilemeliyiz. DEM Parti olarak sıklıkla ifade ettiğimiz üzere, bu ülkenin demokratikleşmesinin önündeki en temel sorunlardan biri olan Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinin kapılarının aralanmasının önemini burada bir kez daha vurguluyoruz.

Bugün bu ülkeyi demokratikleştirmek, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek hepimizin görevidir. 100 yıl boyunca eksik bıraktıklarımızı tamamlamak ve yeterince oturtulamamış demokrasinin taşlarının yerine oturtulması bizim için tarihi bir fırsattır. İkinci yüzyılda bu mücadeleyi vermeyi ve bu mücadeleyi kesinlikle bütün kesimlerle, bütün siyasal ve toplumsal kesimlerle vermeyi önemsiyoruz.

Bugün yerel seçimleri de değerlendirdik. Yerel seçimler bazen genel siyasetin gölgesinde değerlendiriliyor ki bu çok da yanlış bir şey değil ama eksiktir. Yerel seçimleri aynı zamanda kentin kendi dinamikleri üzerinden, kent hizmetleri ve şehir hizmetleri üzerinden değerlendirmek durumundayız. Bizler yerel seçim politikalarımızı ilk belirlediğimiz ve kamuoyuna açıkladığımız zaman kent uzlaşısından bahsettik.

Kent uzlaşısında sadece o kentin siyasi partilerine ve siyasi dinamiklerine hitap eden bir şey değildir; aynı zamanda oradaki tüm toplumsal dinamikleri, kadın hareketini, gençlik hareketini, doğa ve insan hakları savunucularını, ezcümle o kentte yaşayan her kesimi temsil eden adaylarla yola çıkma konusudur. Bizler bugün elbette bu konularda neler yapılabileceğini konuştuk. İşbirliği konusunda, yol ve yöntemler nasıl olur, olur mu, olmaz mı bütün bunlarla ilgili derinlemesine olmasa da bir görüşme gerçekleştirdik. Ümit ediyoruz ki yerel seçimler ülkenin demokrasisinin ve biraz önce konuştuğumuz bütün sorun alanlarının önünün açılmasını sağlayacak bir nitelikte geçer.

Tekrar ev sahipliğinden dolayı CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ve heyetine teşekkürlerimi sunuyorum. Diyalogların sürmesi önemlidir. Ayrıştırılıp kutuplaştırıldığımız bir dönemde, siyasetin ve siyasetçilerin kriminalize edildiği bir dönemde yan yana durmak, dayanışmak, konuşabilmek, farklılıkların bir arada bulunabilmesi demokrasi örneğidir. Bu örneğin daha da güçlenmesine ihtiyaç var. Ümit ediyoruz ki önümüzdeki günlerde bunu daha da güçlendirmek için hep beraber bütün demokrasi güçleri olarak emek verebiliriz.”

Kayyımlar sadece partimizin sorunu değil, muhalefet bu konuda tutarlı olmalı”

Tülay Hatimoğluları’nın ardından Tuncer Bakırhan konuştu. Bakırhan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Bugünün sadece bir iadeyi ziyaret olmadığını Eş Genel Başkanımız ve Özgür Başkan dile getirdiler. Türkiye hem bölgede hem kendi içinde çok önemli sorunlar ve önemli krizler yaşıyor. Hem ana muhalefet partisi hem de muhalefette bulunan partimizin Türkiye’nin yaşadığı bu sorunlar üzerinde fikir alışverişinde bulunması kadar doğal bir şey yok.

Eş Genel Başkanımız ve CHP Genel Başkanının dediği gibi birçok şey konuşuldu, tartışıldı. Türkiye’nin temel gündemlerinden olan yerel seçimleri de konuştuk, tartıştık. Siz de takip ediyorsunuz Türkiye’de hem çözülmemiş bir Kürt sorunu var hem de bölgede ikili bir hukuk uygulanıyor. İki dönemdir Kürt halkının, halklarımızın seçmiş olduğu iradesine kayyım atanıyor. Bu kayyımlar sadece DEM Partinin, seçmenlerimizin ve Kürtlerin sorunu değil; bu kayyımlar Türkiye’de kendisine çağdaş, ilerici, sol, sosyal demokrat diyen hem siyasi partilerin hem de kişilerin temel sorunudur.

Önümüzdeki dönem bu kayyım rejiminin, bu kayyım sisteminin son bulmasını istiyoruz. Muhalefetin bu ikili hukuk karşısında tutarlı bir dil ve siyaset ortaya koyması gerektiğini düşünüyoruz. Siz de takip ettiniz, yaklaşık 90 yerleşim yerinde 100 bin delege ile bugüne kadar Türkiye’nin hiçbir yerinde eşi benzeri görülmemiş bir halk oylaması yapmaya çalışıyoruz. Biz yerel demokrasiyi, yerinden yönetimi önemseyen bir siyasi parti olarak halkımızın verdiği kararları esas alan bir yöntem izleyeceğiz.

Doğaldır ki yereli ve yerel demokrasiyi önemseyen bir parti, aynı zamanda batıda yerel seçimlerde hangi nitelikte ve özellikte olacağı belli olan adayların seçimlerini de dikkatle izliyor. Kent uzlaşısı çerçevesinde Türkiye’de demokrat, halkçı, şeffaf, toplumcu belediyeciliği esas alan yöneticilerin seçimi için bir hassasiyet içinde olacağız. Önümüzdeki günlerde yerel yönetimler anlayışımızın batıda karşılık bulması için işbirliği ve güç birliği dahil olmak üzere seçeneklerin tartışılması gerektiğini bugün dile getirdik.

Arkadaşlarımız kent uzlaşısının, yerel yönetimlerde işbirliği sağlanacak kentlerin hangileri olacağı, hangi kentlerde bu çalışmanın yürütülebileceği konusunda bir çalışma yürütecekler. Önümüzdeki yerel seçimlerde emekçilerin, yoksulların ve onların iradelerinin yansıdığı halkçı ve toplumcu adayların kazanması için biz parti olarak elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyacağız. Bize gösterdikleri bu sıcak ev sahipliğinden dolayı Sayın Özgür Özel şahsında CHP Genel Merkezi çalışanlarına ve yöneticilerine de teşekkürlerimi iletiyorum. Hepinize kolay gelsin.”

Paylaşın

İstanbul’da Kırmızı Bültenle Aranan 10 Kişi Yakalandı

Kırmızı bültenle aranan 10 kişinin daha İstanbul’da yakalandığını duyuran Bakan Yerlikaya, “Uluslararası organize suç örgütlerine, zehir tacirlerine nefes aldırmayacağız. Hepsini tek tek kafesin içine koyacağız” dedi.

Özellikle son haftalarda, yurtdışında faaliyet yürüten suç örgütlerinin liderleri ve üyeleri “Türkiye’de yakalandı” haberleri gelmeye devam ediyor.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya bu sabah sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla kırmızı bültenle haklarında arama kaydı bulunan 10 kişinin daha İstanbul’da yakalandığını duyurdu.

Yerlikaya paylaşımında “Hangi büyüklükte olursa olsun, hangi bülten ile aranırsa aransın, halkımızın huzurunu kaçıran uluslararası organize suç örgütlerine, zehir tacirlerine nefes aldırmayacağız. Hepsini tek tek kafesin içine koyacağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Demirtaş’tan Kürt Sorununun Çözümü İçin 7 Maddelik Öneri

108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’nda savunmasını tamamlayan Selahattin Demirtaş, davanın “siyasi intikam davası”, “bu davada tutuklanan herkesin de siyasi rehine” olduğunu savundu.

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmalarının farklı günlerinde de Kürt sorununun çözümüne dair yedi madde sıraladı.

BBC Türkçe’den Hatice Kamer‘in aktardığına göre; Demirtaş’ın önerileri şöyle:

Muhataplarıyla müzakere edilerek silahlı mücadeleye son verilmesi sağlanmalıdır. Bu konuda yasal düzenleme yapılarak hızlı, etkili ve kalıcı sonuç alınmalıdır.

Demokratik siyasetin önündeki tüm yasal ve idari engeller kaldırılmalı; gösteri, grev, yürüyüş, miting, örgütlenme ve ifade hürriyeti evrensel standartlarla uyumlu hale getirilmelidir.

Kürt sorununun nihai çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir (TBMM). Bu yönüyle de tüm siyasi partiler çözümün tarafıdır. Esas hedef yeni, özgürlükçü, sivil bir anayasa ile sadece Kürt sorununun değil tüm toplumsal sorunların çözümü olmalıdır.

Kürtlerin bir halk olarak kabulü, anadilini tüm toplumsal alanlarda özgürce kullanması; tarihini, kültürünü koruyup geliştirmesi; kendi kimliğiyle örgütlenmesi; kendini yönetme hakkının tanınması hususları anayasal güvenceye alınmalıdır.

Geçmişte yaşanan acıların, işlenen suçların araştırılıp hakikatle yüzleşmenin sağlanması gerekir.

Resmi ideoloji ve resmi tarih dayatmasından vazgeçilerek bilimsel, objektif tarih ve demokratik cumhuriyet modeliyle devletin reorganizasyona tabi tutulmalı; eleştirel pedagojik, bilimsel eğitime geçilmelidir.

Kürt sorununun sonucu olarak ortaya çıkmış ceza davaları düşürülmeli, TMK (Terörle Mücadele Kanunu) kaldırılmalı, tüm siyasi tutsakların serbest bırakılmalıdır.

Paylaşın