Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 28 Bin 176’ya Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 128. günü geride kalırken Gazze Şeridi”nde, İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 112 artarak 28 bin 176’ya yükseldi. Yaralıların sayısı ise 67 bin 784’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, yaşanan savaştan kaçan yüz binlerce Filistinlinin sığındığı, Gazze’nin güneyindeki Refah’a saldıracaklarını ancak bunu yaparken bölgedeki sivillere güvenli geçiş imkanı sağlayacaklarını dile getirdi.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Netanyahu’nun operasyonu Refah’a genişletme ve bölgedeki sivilleri tahliye planına sert tepki göstererek bu planın “Filistinlileri evlerinden atma” girişimi olduğunu söyledi.

Abbas planın sonuçlarından hem İsrail hem de ABD yönetimini sorumlu tutacağını belirtti. Filistin yönetiminden yapılan açıklamada BM Güvenlik Konseyi’ne çağrıda bulunularak “İsrail’in bu adımı bölgede ve dünyada barış ve güvenliği tehlikeye atıyor. Bütün kırmızı çizgiler geçildi” denildi.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron Gazze’nin nüfusunun yarısının bölgede barındığını belirtti ve Refah’a yönelik bir saldırıdan derin endişe duyduğunu kaydetti. Cameron, önceliğin çatışmaların derhal durdurulması, bölgeye yardımın ulaştırılması ve rehinelerin bölgeden çıkartılmasının ardından sürdürülebilir, kalıcı barışa yönelik ilerleme olması gerektiğini belirtti.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, İsrail’in Refah’a saldırmasının “insani bir felaket” olacağını söylemişti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Cumartesi günü Refah’a yönelik “saldırıların çok ciddi sonuçları olacağı” uyarısında bulunarak BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırırken, İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron da olası bir saldırıdan “derin endişe” duyduğunu vurgulamış ve “Öncelik, yardımların ulaşması ve rehinelerin kurtarılması için çatışmalara derhal ara verilmesi olmalıdır” ifadelerini kullanmıştı.

1 milyondan fazla Gazzeli İsrail’in daha önce gitmelerini söylediği Mısır sınırı Refah’da çadırlarda yaşıyor ve oradan gidecekleri başka bir yer yok. Mısır, çok sayıda Filistinli’yi topraklarına kabul etmeyeceğini belirtirken, Filistinliler de Gazze’den çıkmanın bir daha geri dönüşü olmayabileceğinden endişe ediyor.

“Binlerce ton acil insani yardımı Gazze’ye ulaştırmayı hedefliyoruz”

Gazze’deki ablukanın kalkması ve insani yardımın ulaştırılması amacıyla yola çıkmaya hazırlanan Uluslararası Özgürlük Filosu, İstanbul’da basın açıklaması düzenledi.

10 ülkeden gelen aktivistlerin katılımıyla gerçekleştirilen basın açıklamasında konuşan Özgürlük filosu üyelerinden İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Genel Başkanı Bülent Yıldırım, “Gemileri satın alıyoruz, gemi sayısı Mavi Marmara’dakinden az olmayacak ve hedefimiz Mart sonunda gemilerin yola çıkması” ifadelerini kullandı.

Toplantıda söz alan Avustralyalı aktivist Rebecca Semaan, “Yakın zamanda, binlerce ton acil insani yardımı taşıyan bir filoyu doğrudan Gazze’deki Filistinlilere ulaştırmayı hedefliyoruz. Özgürlük Filosu Koalisyonu, Mısır hükümetinden Gazze’ye insani yardımın tesliminin kolaylaştırılmasını istemektedir. Değerlerimizi ve hedeflerimizi paylaşan dünya çapındaki tüm sivil toplum kuruluşlarını, bu harekete destek olmaya ve katılmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Erdoğan: Biz De Oy Tercihleri Sebebiyle Aşağılama Olmaz

Tekirdağ’da halka seslenen Erdoğan, “Biz birleştiren bir anlayışla siyaset yapıyoruz. Biz muhalefet gibi oy tercihinden dolayı seçmende değil daima kendimizde hata arıyoruz. Hangi siyasi partiden olursa olsun seçmen veli nimetimizdir” dedi ve ekledi:

“Biz de CHP gibi vatandaşa ‘Tıpış tıpış gideceksiniz, oyunuzu vereceksiniz’ diyen kibirli bir dil olamaz. Biz de oy tercihleri sebebiyle insanlarımızı aşağılama olmaz. Biz de sırf kendisini rey vermedi diye depremzedelere hakaret etmek yok. Biz de CHP’nin belediye başkanları gibi ‘Oy yoksa hizmet de yok’ gibi tehdit olmaz.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Beceriksizlik, iş bilmezlik bunları öyle bir esir almış ki nereye ellerini atsalar orası adeta kuruyor, çöküyor. Vatandaşımız CHP’nin idare ettiği yerlerde klasik belediye hizmetlerini almakta zorlanıyor. Bunlar asfalt dökmemekle övünebiliyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı ve  AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler kapsamında Tekirdağ’da halka seslendi. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Biz Tekirdağ’ı başkaları gibi öyle esabi değil hasbi olarak yürekten bağlıyız.3 Kasım 2002’den beri Tekirdağ’ın tercihi ne olursa olsun şehrimizi hiçbir zaman ihmal etmedik, kaderine terk etmedik. Her fırsatta Tekirdağ’ın misafiri olduk.

Biz birleştiren bir anlayışla siyaset yapıyoruz. Biz muhalefet gibi oy tercihinden dolayı seçmende değil daima kendimizde hata arıyoruz. Hangi siyasi partiden olursa olsun seçmen veli nimetimizdir. Biz de CHP gibi vatandaşa ‘Tıpış tıpış gideceksiniz, oyunuzu vereceksiniz’ diyen kibirli bir dil olamaz.

Biz de oy tercihleri sebebiyle insanlarımızı aşağılama olmaz. Biz de sırf kendisini rey vermedi diye depremzedelere hakaret etmek yok. Biz de CHP’nin belediye başkanları gibi ‘Oy yoksa hizmet de yok’ gibi tehdit olmaz.

Beceriksizlik, iş bilmezlik bunları öyle bir esir almış ki nereye ellerini atsalar orası adeta kuruyor, çöküyor. Vatandaşımız CHP’nin idare ettiği yerlerde klasik belediye hizmetlerini almakta zorlanıyor. Bunlar asfalt dökmemekle övünebiliyor.

14-28 Mayıs seçim süreci ve sonrasında buna bir kez daha şahit olduk. Depremzedelerimize hakaret savurmaktan çekinmediler. Bir defa bile egolarını ayaklar altına alıp vatandaşa öz eleştiri vermediler. Millete parmak sallamadan önce kendilerine ‘Acaba biz nerede hata yapıyoruz’ diye sormadılar.

Son seçim yenilgisini de 13. Cumhurbaşkanımız diyerek yere göğe sığdıramadıkları Kılıçdaroğlu’na kestiler. CHP başta olmak üzere muhalefetin mazisine baktığınızda bunun gibi sayısız skandallarla karşılaşıyorsunuz.

Anadolu insanını hiçbir zaman hizmete layık bulmadılar. Seçmenin kalbini kazanmak yerine her zaman kolaya kaçtılar. Kimi zaman vesayet odaklarından kimi zaman da terör baronlarından medet umdular. Aylarca Kandil’deki terör elebaşları bunlar için oy istediler. Benim Tekirdağlı kardeşim Kandil’den oy isteyenlerin uzantılarına oy verir mi? Sandıklarda bunlara gereken cevabı vermeye hazır mıyız?

Bunlarda şehirlerimizi geliştirmek gibi bir dert yok. Bunun yerine tek parti faşizmine özlem var. Vatandaşa tepeden bakma hastalığı var. Seçim meydanlarında tutamayacakları sözleri verme hainliği var. Çantada keklik gördükleri kupon belediyeler için meydan muharebesi verme ihtirası var.

Dün gerçekleşen saldırıyı bir kez daha lanetliyorum. Saldırıda yaralanan vatandaşımıza Allah’tan acil şifalar diliyorum. Türkiye’nin her ne surette olursa olsun bir güvensizlik ortamına sürüklenmesine müsaade etmeyeceğiz.

Terör örgütleriyle, şehir eşkıyalarıyla tüm alçaklarla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Dün ‘Geçmiş olsun’ dileklerini ileten tüm siyasi parti genel başkanlarına teşekkür ediyorum. Saldırganlardan bir tanesi yakalandı. Diğerlerini de inşallah yakalayacağız.

Geçen hafta 6 Şubat depreminin sene-i devriyesiydi. Depremzedelerimizle dertleştik, yanlarında olduğumuzu gösterdik. Hükümetimizin bölgeyi ihmal etmeyeceğini ortaya koyduk. Yapımı tamamlanan konutların kuralarını çekerek vatandaşlarımıza teslim ettik.

“31 Mart seçimleri Tekirdağ için milat olacaktır”

Kentsel dönüşüm projelerini sabote ettiler. Kentsel dönüşüm ile şehrini depreme hazırlamak yerine nümayiş yapan belediye başkanları gördük. Şehirleri depreme hazırlamak için hiçbir somut adım atmıyorlar. 31 Mart sonrası hükümet yerel yönetim iş birliği ile şehirlerimizi depremlere hazırlayacağız.

Tekirdağ’ı ele ele vererek yeniden ayağa kaldıracağız. Tekirdağ’da merkezi yönetim ve belediye el ele vereceğiz ve Tekirdağ’ı ayağa kaldıracağız. 31 Mart seçimleri Tekirdağ için milat olacaktır.

Tekirdağ’da 157 milyar liralık yatırım yaptık. Namık Kemal Üniversitemizi şehre kazandırdık. 45 spor tesisi yaptık. Kentsel dönüşümde 2919 konutu dönüşümünü sağladık. İktidara geldiğimizde 2 adet arıtma su tesisi ile hizmet verilirken bugün 19 adetle nüfusun tamamına hizmet veriliyor. 3.5 milyarlık sosyal yardım yaptık.33 sağlık tesisi inşa ettik. Tekirdağ şehir hastanemizi tamamlayıp hizmete sunduk.

Tekirdağ’a 14 organize sanayi bölgesi, 54 araştırma geliştirme merkezi kurduk. Tekirdağ’ın tüm ilçelerine doğal gazın arzını verdik. Sevgili Tekirdağlılar bunlar 21 yılda kazandırdığımız hizmetlerin özetidir. Bizim siyasetteki gayemizi aziz milletimize aşla hizmettir. Biz Türkiye’yi bütün olarak yüceltmenin arzusundayız. Biz bu millete hizmetkar olmaya geldik.”

Paylaşın

ABD Kongresi’nde Türkiye’ye F-16 Satış Süreci Tamamlandı

ABD’nin Türkiye’ye F-16 satışına ilişkin Kongre’deki 15 günlük inceleme süreci tamamlandı. Bundan sonra satışa ilişkin süreç, iki ülkeden kurumlar arasında yapılacak görüşmelerle ilerleyecek.

Haber Merkezi / Türkiye, ABD’den 40 adet yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı ve sahip olduğu 79 uçak için de modernizasyon kiti talep etmişti. Satışın yaklaşık 23 milyar dolar karşılığında gerçekleşmesi bekleniyor.

Havacılık kaynaklarına göre, F-16’ların üreticisi Lockheed Martin’in önünde bekleyen çok sayıda F-16 siparişi var. Bu yüzden uçakların tesliminin 2027’ye kalabileceği aktarılıyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği sosyal medya hesabı üzerinden konuya ilişkin yaptığı paylaşımında, “Kongre’nin bu hafta, Türkiye’nin 40 yeni ve 79 modernize edilmiş F-16 uçağı satın almasını onaylama kararı ileriye doğru atılmış önemli bir adımdır. Türkiye’nin F-16 filosu, NATO’nun gücü açısından hayati önem taşımakta, Müttefiklerin gelecekte birlikte çalışabilirliğini teminat altına almaktadır” ifadelerine yer verdi.

Cumhuriyetçi Senatör Rand Paul, geçen hafta Türkiye’ye F-16 satışını engellemek için ortak bir yasa tasarısı sunmuştu. Paul’un 5 Şubat’ta sunduğu yasa tasarısı, Biden yönetiminin Türkiye’ye tedarik etmeyi öngördüğü F-16’lar dahil tüm askeri teçhizat, malzeme ve hizmetlerin satışının yasaklanmasını talep ediyordu. Ancak Paul’un sunduğu söz konusu tasarı Senato Dış İlişkiler Komitesi’ne havale edilirken, tasarıya ilişkin herhangi bir işlem yapılmadı.

Yabancı ülkelere silah satışı konusunda Senato Dış İlişkiler Komitesi ile Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin değerlendirme ve varsa itiraz hakkı bulunuyor. Hem Senato hem de Temsilciler Meclisi’nin dış ilişkiler komiteleri, 26 Ocak’ta bildirimin yapıldığı gün yaptıkları açıklamalarla Türkiye’ye F-16 satışına onay verdiklerini duyurmuştu.

Türkiye, Rusya’dan S-400 alması nedeniyle yeni nesil savaş uçağı F-35’in programından çıkarılmasının ardından 40 adet F-16 almak ve mevcut 79 F-16’yı da modernize etmek için ABD’ye başvurmuştu.

Fakat bu başvuru, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini onaylamaması nedeniyle Kongre’ye iletilmemişti. İsveç’in üyeliğinin onaylanmasıyla birlikte ABD hükümeti satışa onay vermiş ve konu Kongre’ye iletilmişti.

Paylaşın

Bahçeli’den CHP’ye Ağır Suçlama

Ankara’da partisinin “Seçmen İletişim Merkezi” açılış töreninde konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “CHP yönetimi zillete düşmüş, Türkiye’ye muhaliflerinin esaretine girmiştir. Bugünkü CHP yönetimi PKK’nın eline geçmiştir” dedi ve ekledi:

“Atatürk’ün CHP’si nerede bugünkü CHP nerededir. Terör devletine onay veren CHP’dir. DEM’cilerle pazarlık yapıp belediyeleri peşkeş çekmeye çalışan CHP’dir. İhmale düşmeden 31 Mart seçimlerine hazırlanacağız.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ankara’da partisinin “Seçmen İletişim Merkezi” açılış töreninde konuştu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Belediye kaynaklarını parti içi çıkar kavgalarına sevk edenlerden milletimiz mutlaka hesap soracaktır. Biz dedik mi yaparız, yaptık mı mutlaka yaparız.  Çalışmaktan yorulmayacağız. Biz 55 yıllık maziyi kucaklayan MHP’yiz… Güçlü yasama, kararlı yürütme, uyumlu belediye diyoruz.

Bize göre uzlaşmanın adresi de zemini de başkent Ankara’nın emanetleridir. Bizim üstünden gelemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur. Sürekli erteleyerek ulaşacağımız hiçbir yer yoktur. Türkiye’yi uçurumdan sürüklemek isteyenlere müsaade gösteremeyiz.

Devlet hayatında çatlak sesler dinmiş, karar alma süreçleri seriye bağlanmış, bürokratik oligarşinin suyu kesilmiştir… Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi, gelip geçici bir şey değildir.

Demlenmiş CHP karışık ve kavgalıdır. CHP ile DEM’in ayrı ayrı aday belirlemesi sinsi bir oyundur. Çünkü CHP demek DEM demektir… Ülkücünün yeri ve adresi bellidir. O da MHP’dir. Hem demlenip hem de milliyetçi olmak imkansızdır.

CHP’ye oy veren kardeşlerim oyalanmayın. Bugünkü CHP, PKK’nın eline geçmiştir. Atatürk’ün CHP’si nerede bugünkü CHP nerededir? Terör devletine onay veren CHP’dir. Terör örgütleri ile iltisaklı kişileri belediyeye taşımaya çalışan CHP’dir. Demcilerle pazarlık yapıp belediyeleri peşkeş çekmek isteyen CHP’dir.”

Paylaşın

CHP’nin “Yerel Seçimler” Sloganı Belli Oldu

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerde çalışmalarını hızlandırdı. CHP’de de seçim kampanyası hazırlıklarına son rötuşlar yapılıyor. Edinilen bilgiye göre CHP’nin seçim kampanyası sloganı “İşimiz gücümüz Türkiye” olacak.

Son dakika bir değişiklik olmazsa belirlenen bu slogan “İşimiz gücümüz Ankara”, “İşimiz gücümüz Çanakkale” gibi her kentin adı ile de kullanılacak. Ayrıca seçim bölgelerinde parti politikaları dile getirilirken, “İşimiz gücümüz gençlik”, “İşimiz gücümüz emekliler” gibi sloganlar üretilecek.

Siyasi partilerin yerel seçim hazırlıklarında sona gelindi. Önümüzdeki hafta aday belirleme sürecini tamamlayacak olan partiler seçim kampanyalarının içeriğini de kamuoyu ile paylaşmaya başladı. Seçim beyannamesini ilk açıklayan AK Parti, “Gerçek belediyecilik” sloganı ile sahaya çıktı.

MHP, “Cumhur Bizim, Türkiye Hepimizin” sloganı ile mitinglere başlarken, iktidar ve muhalefet karşısında ‘üçüncü yol’ tarif eden İYİ Parti “Mecbur değilsin” sloganını kullanıyor. Saadet Partisi geçtiğimiz hafta seçim sloganını “Saadet İş Başına, Haydi Bismillah” olarak duyurdu. Yeniden Refah Partisi ise “Ahlaklı belediyecilik” diyerek 81 ilde gösterdiği adayları bir törenle tanıttı.

Gelecek hafta, 12 Şubat’ta yapacağı Parti Meclisi toplantısında kalan tüm adayları belirlemeyi hedefleyen CHP’de de seçim kampanyası hazırlıklarına son rötuşlar yapılıyor. Gazete Duvar’ın edindiği bilgiye göre CHP’nin seçim kampanyası sloganı “İşimiz gücümüz Türkiye” olacak.

Son dakika bir değişiklik olmazsa belirlenen bu slogan “İşimiz gücümüz Ankara”, “İşimiz gücümüz Çanakkale” gibi her kentin adı ile de kullanılacak. Ayrıca seçim bölgelerinde parti politikaları dile getirilirken, “İşimiz gücümüz gençlik”, “İşimiz gücümüz emekliler” gibi sloganlar üretilecek.

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan’dan “Kent Uzlaşısı” Mesajı

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Partili Tuncer Bakırhan, “Elimizden geleni yapmaya çalıştık ama maalesef hastalıklara sahip kimi siyasi akılların bir biçimiyle kentlerin ortak yönetimle yönetilmesine karşı bir direnci oldu. Buna rağmen birçok yeri zorladık. Kent uzlaşısı çerçevesinde adayların çıkması için elimizden gelen çabayı ortaya koyduk. Kimi yerlerde kent uzlaşısı da oldu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Onlar muhtemelen önümüzdeki günlerde çalışma yürüten arkadaşlarımız tarafından kamuoyuna açıklanacak. Ama bazı yerlerde kadını, çevreyi ekolojiyi, Kürt’ü, Alevi’yi, farklıyı, ötekiyi dikkate almayan örneklerle karşılaştık. Biz sağcı, kentin dokusuna ve değerlerine aykırı bir insan için yıllarımızı vermedik. Bu kendisine muhalefetim diyen, iktidar olmak isteyen insanlara da bir mesajdır. Doğru, demokrat, kapsayıcı insanlarla buyurun kentler kendi dinamikleriyle kendilerini yönetsinler dedik. Bunu demeye de devam edeceğiz.”

Tuncer Bakırhan, açıklamasının devamında, “Dün kimi yerlerde adaylarımızı açıkladık, açıklamaya devam edeceğiz. Türkiye halklarına hayırlı olsun. Uzlaşma sağlamadığımız yerleri açıkladık. Uzlaşı olanaklarının olduğu yerlerde görüşmeler sürüyor. Umarım oralarda halkımızla ve desteğinizle birlikte kent uzlaşısını sağlayarak herkesin temsil edildiği ortak yönetimler oluşturabileceğimiz bir zemin yakalarız” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Mersin’de sivil toplum kuruluşları (STK) temsilcileriyle bir araya geldi. Burada konuşan Tuncer Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:

“Mersin’in bütün renkleri hepinizi saygıyla selamlıyorum. Katılan kurumların listesine baktım. Mersin’deki bütün renkleri, inançları temsil eden bu mozaik bizi sevindirdi. Aslında tam da DEM Parti bu salonda oturan bileşenler demektir. DEM Parti Kürt’tür, Türk’tür, emekçidir, yoksuldur, Tahtacı’dır, kadındır, ekolojistir, gençtir, emekçidir. Dolayısıyla bu salonda arkadaşlarımla birlikte olmaktan dolayı mutluluk ve gurur duyuyorum.

Eminim çok değerli eleştiri, öneri, analiz ve yorumlarınızı da alacağız. Çok stratejik konularda daha çok yereli esas alıyoruz, yereli dikkate alıyoruz. Yereli dikkate almayan, onun düşüncelerinden azade olan her yaklaşım yarım ve eksik kalmıştır. Kesinlikle böyle bir anlayışın başarıya ulaşma şansı yok. Biz devrimciler, demokratlar, Kürtler, toplumun bütün renklerini oluşturanlar konuşarak, anlaşarak, anlayarak, anlatarak yol alabiliriz. Çünkü zor bir süreçle karşı karşıyayız.

Dünya hiçbir dönem olmadığı kadar adaletsiz. Adalet adına oluşturulan kimi kurumların bir işlevi ve karşılığı yok. Olsaydı, Filistin’deki zulmü, katliamı ve işgali görürdü. Olsaydı, Rojava’da okulların, enerji ve eğitim sahalarının üzerine bombalar yağmazdı. Olsaydı, İran’da insanca yaşamak isteyen gençler, aydınlar, yazarlar her gün idam sehpasına gitmezdi. Olsaydı, dünyanın neredeyse 3’te birinin gözü başka bir sınırı geçmekte olmazdı. Dünya sistemi, hegemonik güçler maalesef daha fazla zenginleşmek, daha fazla sömürmek için çatışmalar ve savaşlarla kendi krizlerini örtmeye çalışıyorlar. Bugün dünyanın birçok yerindeki çatışmalar ve savaşlar da buna bir örnektir.

Ukrayna’dan tutalım Filistin’e, Rojava’ya kadar dünyanın başka başka coğrafyalarında savaş ve çatışmalar var. Savaşları halklar istemiyor. Eminim, halklar her gün idam edilen Kürtler için üzülüyordur. Rojava’ya düşen her bombaya Mersin’deki bu rengarenk salon eminim üzülüyordur. Biz her gün milliyetimiz, kimliğimiz, inancımız fark etmeden Filistin’de hayatını kaybeden insanların acısını yüreğimizde hissediyoruz. İnsan olmanın bir gereği de budur: Katledilenin, ezilenin, sömürülenin kim olduğuna bakmaksızın ona sahip çıkmak.

Ortadoğu’da ciddi bir kaos var, ne olacağı belirsiz. Her birimiz kaygıyla izliyoruz. Türkiye de bundan azade değil. Türkiye de bu merkezin orta yerinde duruyor. Bizi düşündüren, kaygılandıran bir durum söz konusudur. Türkiye demokratik olsaydı, ülkede yeterince özgürlük olsaydı, Ortadoğu’da çok iyi bir örnek olabilirdi. HEP’ten bugüne geleneğinden geldiğimiz bütün siyasi partiler aynı şeyi söylüyor. Ortadoğu’daki bu karanlığa, çölleşmeye, çürümeye karşı aslında burası bir model olabilirdi.

Tam da bunun mücadelesini veriyoruz. 40 yıldır demokrasi olsun, özgürlük olsun diye çalışıyoruz. Kürt ile Türk’ün bir sorunu olmadığını, Alevi ile Sünni’nin bir sorunu olmadığını, bunu yaratanın sistemin kendisi olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Başka bir kurtuluşumuz yok. Kürt’ü, Alevi’yi, Tahtacı’yı kapsamayan, emekçinin geçimini düşünmeyen hiçbir sistemin, hiçbir düşüncenin başarıya ulaşma şansı yok.

Dünyayı saran kaos ve kriz dalgası Türkiye’de de fazlasıyla kendisini hissettiriyor. Paranın pul olduğu, insanların geçinemediği, yılda 740 bin öğrencinin üniversiteyi bıraktığı ya da kaydını dondurduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Yani bir zamanlar insanlar üniversiteye gitmek için gecesini gündüzüne katarken, şimdi üniversitede okuma hakkı kazanan 740 bin öğrenci kaydını dondurup okumaktan vazgeçiyor. Türkiye’de asgari ücretle insanlar geçinemiyor. Türkiye’de emekliler zaten açlık sınırının altında bir yaşamla mücadele ediyorlar. Bir kartopu olduk. En yoksulun, en emekçinin cebinde bile 2-3 tane banka kartı bulunuyor.

Birinden çektiği parayı, diğerinin asgarisine yatırıyor. Oradan çekiyor, diğerine yatırıyor. Bunu hepimiz görüyoruz. Görünmeyen bir tablo yok ama önlemi alınmayan bir tablo var. Çünkü o emekçiye giden paranın başkalarının cebine inmesi gerekiyor. Başkalarının daha da zenginleşmesi gerekiyor. Dolayısıyla birileri zenginleşirken Türkiye’deki emekçiler, emekliler, çalışanlar, işsizler gittikçe yoksullaşıyor. İnsanlar açlık sınırı altında bir yaşam sürdürmek zorunda kalıyorlar. Evet, biz buna itiraz ediyoruz. Burada bulunan değerli kurum temsilcileri de aynı şeyi düşünüyor. Biz izlersek, itiraz etmezsek, bir araya gelemezsek, işte yaşayacağımız Türkiye aşağı yukarı budur.

Hukukun olmadığı, AYM kararlarının bile tanınmadığı, seçilmiş milletvekillerinin -ki daha önce eş genel başkanlarımız ve belediye eş başkanlarımız dahil olmak üzere biz de maruz kaldık- cezaevine yollandığı, her an herkesin evine, işine kayyımın atandığı bir rejimle karşı karşıyayız. Her gün insanlar intihar ediyor. Bunu neye bağlayacağız? Bir cinnet toplumu haline geldik. Halklar hiçbir dönem olmadığı kadar karşı karşıya geldi. Niye? Devletin ırkçı, milliyetçi, yok sayan siyasetinden dolayı.

Şimdi Akdeniz’de, Mersin’de size soruyorum: Allah aşkına, yüzyıllardır beraber yaşıyoruz ama diyebilir misiniz Kürtler ya da Araplar gerçekten birbiriyle ciddi bir sorun yaşıyor? Hayır! Sorunu yaşatmak isteyen sistemin kendisidir. Çünkü onlara kan ve can veren milliyetçiliktir, ırkçılıktır. MHP milliyetçilik, ırkçılık yapmazsa neyin siyasetini yapacak? MHP emekçiden yana bir siyaset yapabilir mi? Demokrasi, özgürlük dersen en yabancısı olan bir siyasi partidir. Dolayısıyla bu milliyetçi ve ırkçı politikaları hep birlikte Mersin’den ve Türkiye’nin dört bir yanından defetmemiz gerekiyor. Aksi halde çocuklarımız bundan etkilenecek.

Türkiye ekonomik olarak zaten kötü yönetiliyor ama demokratik olarak, hukuk olarak da kötü yönetiliyor. Ciddi bir çürüme var. Daha önce çocuklarımız sigarayı bile rahat içemezken, şimdi mahallelerimizde ve sokaklarımızda uyuşturucu kol geziyor. Kürt’ün, Alevi’nin, emekçinin hak aradığı her yeri izleyen, bir tweet atanı köşe bucak arayıp bulan bu sistem Akdeniz’de, Siirt’te, Batman’da kimin uyuşturucu sattığını bilmiyor mu? Biliyor ama çürütüyor. Çünkü kendi çocukları güvenli limanlardadır.

Kendi çocukları, insanlarımızın yaşadığı sokaklarda yaşamıyor. Onların ne yaşadıkları bu ülkeyi yönetenlerin çok umurunda değil ama bizim umurumuzda olmalı. Çünkü biz ezilenler adına, emekçiler adına mücadele yürüttüğümüzü söyleyen kurumlarız, siyasi partileriz. Biz bir araya gelemezsek, biz işbirlikleri ve ittifaklar oluşturamazsak; bu zalim ve faşizan, bu yok sayan sistemi nasıl gerileteceğiz? Buyurun size bu soruyu soruyorum. Eminim bu sorunun cevabını söz aldığınızda siz cevaplarsınız. Hep birlikte ortak bir akıl ortaya çıkarırız.

“Meselelerin üzerinin örtüldüğü bir Türkiye’de hiçbirimiz mutlu olmuyoruz”

2 yılda 4 siyasi parti ismi değiştiren bir siyasi partinin eş genel başkanı olarak konuşuyorum. Dün bir büyükelçi gelmişti. Biz 2 yılda 4 kez siyasi parti ismi değiştirdik dediğimizde şaşırdı. Neredeyse 40 yıldır her iki yılda bir siyasi partimiz kapanmış, ismi değişmiş. Diyebilir miyiz bu ülkede siyasi partiler özgürce siyaset yapıyor? Aslında hepimiz tabloyu görüyoruz ama bu tablo karşısında ne yapacağımız konusunda farklılıklarımız var. Her birimiz kendi partisiyle, kendi programıyla, kendi kırmızı çizgileriyle hareket ettiği müddetçe emin olun bu sistem güçlenecek, büyüyecek ve gün gelecek belki bu salonlarda toplantılar da yapamayacağız.

Ama biz Kürt niye anadilini konuşmuyor, Tahtacılar niye özgür ve eşit yaşamıyor, Alevilerin cemevleri neden ibadethane statüsüne kavuşmuyor, uyuşturucuya ve çeteleşmeye hayır, bu yolsuzluk düzenine hayır demediğimiz sürece maalesef sadece buralarda konuşmak durumundayız. İtiraz ediyoruz, itiraz etmeye devam ediyoruz. Cezaevlerinde bir açlık grevi var işte tüm bu zulüm karşısında. Tecrit politikası kaldırılsın diyor insanlar. Ne kötülüğünü gördük iki yıllık Çözüm Sürecinin? Daha huzurlu değil miydik, daha mutlu değil miydik? Türkiye meselelerini daha açık ve şeffaf konuşmuyor muyduk? Dolayısıyla meselelerin üzerinin örtüldüğü, yok sayıldığı, inkar edildiği bir Türkiye’de hiçbirimiz mutlu olmuyoruz.

Allah aşkına niye biz anadilimizi konuşmayalım, kime ne zararı var? “Hun bixêr hatin hun çawa nin” demenin bu ülkeyi böldüğünü kim bize açıklayabilir? “Ehlen ve sehlen” dediğimizde hangi ülke bölünmüş? Dolayısıyla birbirimize ihtiyacımız var. Mesele seçim değil seçim sonuçları değil, çıkardığımız vekil sayısı, aldığımız belediye sayısı değil. Mesele bu ülkenin geleceğidir, çocuklarımızın geleceğidir. Mersin olarak itirazımızı ortaya koyalım, taleplerimizi ortaya koyalım. Dayanışalım, birbirimizi eleştirelim, birbirimizi besleyelim. Başka çıkar yolumuz yok. İstanbul da İzmir de böyle olsun. Bizi kandıran ve oyalayan birbirinden farklı siyasi anlayışların bu ülkeye kattığı bir şey yok.

Can Atalay’ı cezaevine gönderen ana muhalefet partisinin dokunulmazlığın kaldırılmasına dönük verdiği destektir. Selahattin Demirtaş’ı, Gültan Kışanak’ı, milletvekillerimizi, belediye başkanlarını oraya gönderen bizzat “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” diyenlerdir. Bu olmasaydı, Can Hatay halkıyla olacaktı. Vekillerimiz bugün sizinle olacaktı. Dolayısıyla uyarıcı da olmamız lazım. Siyasi partileri demokratik bir zemine çekmek gibi sizin büyük bir görev ve sorumluluğunuz var.

Son yapılan milletvekili seçimlerinden sonra Mersin ve Adana’da da toplantılar yaptık. Orada katılımcılar, Adana dikkate alınsaydı bu sonuçlar olmazdı, Mersin’in yerel özgünlükleri dikkate alınsaydı Akdeniz böyle olmazdı dedi. Aslında Kürtlerin de Türkiye’de yaşayanların da ortak düşüncesini dile getirmişti. Biz de düşündük taşındık ve dedik ki sistem karşıtı olduğunu söyleyen, demokratik olduğunu söyleyen, merkeziyetçiliğe karşı ademi merkeziyetçi bir yapıyı savunan bir partinin adaylarını merkez belirlememeli. Sandık koyduk, belki eksiklikler ortaya çıktı.

“Demokrasiyi söz olarak dile getirmeyeceğiz”

Ancak eşi benzeri olmayan bir sistem uyguladık. Dünyanın birçok yerindeki deneyimleri izledik. Bazı partiler sadece kendi üyeleriyle adaylarını belirliyor, bazı partiler seçilmiş delegelerle adaylarını belirliyor. Biz kentin tüm dinamiklerini kattık. Kent dinamiklerinin tamamıyla birlikte halkımız sandıklarda kendi adaylarını çıkardı. İki yılda 4 isim değiştiren bir siyasi parti, bütün deneyimli yöneticileri cezaevinde olan bir siyasi parti olarak Türkiye’ye demokrasi dersi veriyoruz. Kimseyi kandırmak için, siyaset yapmak için bunu yapmıyoruz. Hatay halkının yuhaladığı bir aday, yerel dikkate alınsaydı merkez tarafından belirlenir miydi? Ya da rantçlıkla anılan kimi siyasetçiler, yerel dikkate alınsaydı belirlenir miydi?

İşte biz sizlerle birlikte, adalet nöbetinde ziyaret ettiğimiz Barış Anneleriyle birlikte demokrasiyi sadece söz olarak dile getirmeyeceğiz, pratik sahada da uygulayacağız. Hatta yeri geldiği zaman sizin kararınızla birlikte seçimi beklemeden geri çekme hakkımızı da kullanacağız. İlkelerimize, politikalarımıza, halklarımızın ortak değerlerine hizmet etmeyen birine 5 yıl mecbur mu kalacağız? Buradaki bu akıl, bu vicdanlı toplum, Kürt’ün ve Alevi’nin başarısını hisseden bu toplum aynı zamanda geri çekme hakkına da sahip olmalıdır.

Son seçimden sonra yaptığımız toplantılardan bizler büyük dersler çıkardık. Birlikte başarmamak için hiçbir sebep yok. Eskiden devrimciler “Devrimin objektif subjektif koşulları oluşmuştur” derdi. Belki devrimin objektif subjektif koşulları yoktur ama kesinlikle demokrasinin ve ortak değerlerimizin kazanmasının objektif subjektif koşulları oluşmuştur. Demokrasi yok, hukuk yok, özgürlük yok; işsizlik var, yoksulluk var, açlık var, kadın katliamı var. Çevre hiçbir dönem olmadığı kadar AKP’li müteahhitlere peşkeş çekilmiş. Objektif koşullar nedir? Sadece bunun önünde tek bir engel var: Bir olamıyoruz, güç birliği yapamıyoruz, ortak olamıyoruz.

Ortak adayımız, ortak yönetimimiz diyemiyoruz. Birlikte yönetme konusunda hala eksiklerimiz var. Bunları giderebilirsek başarırız. Parlamento bu salondaki kadar nitelikli değil, buradaki kadar toplumun renklerini yansıtmıyor. O zaman oraları değil buraları merkezlere koymak lazım. Önümüzdeki dönemlerde yine sizlerle bir araya geleceğiz. Çünkü zor bir süreçten geçiyoruz ve her konuda danışacağız. Ama lütfen siz de bizleri rahat bırakmayın. Yazın çizin, öneri sunun. Bu ülkenin kötü gidişatına isyan edenler, çocuklarımız için yaşanılır bir ülke isteyenler bizi rahatsız etsin.

Birlikte aşacağız. Emin olun hiçbir dönem olmadığı kadar, Türkiye’de demokrat, devrimci ilerici, sol sosyalist parti ve gruplarla işbirliğine elimizi açtık. Eğer bir şey olmuyorsa ya da eksik oluyorsa, tamamına ermiyorsa DEM Parti ile ilgili bir durum yok. DEM Parti demokrasi mücadelesi veriyor. Demokrasiye, halkımıza ve barışımıza hizmet edecek, emekçilerin rahat bir nefes almasını sağlayacak her şeyi yaparız. Her konuda konuşup tartışırız ama bu konuda her şeyi yapma hakkını kendimizde görüyoruz. Çünkü bunlar hepimizin ortak değerleridir. Elimizden geleni yapmaya çalıştık ama maalesef hastalıklara sahip kimi siyasi akılların bir biçimiyle kentlerin ortak yönetimle yönetilmesine karşı bir direnci oldu.

Buna rağmen birçok yeri zorladık. Kent uzlaşısı çerçevesinde adayların çıkması için elimizden gelen çabayı ortaya koyduk. Kimi yerlerde kent uzlaşısı da oldu. Onlar muhtemelen önümüzdeki günlerde çalışma yürüten arkadaşlarımız tarafından kamuoyuna açıklanacak. Ama bazı yerlerde kadını, çevreyi ekolojiyi, Kürt’ü, Alevi’yi, farklıyı, ötekiyi dikkate almayan örneklerle karşılaştık. Biz sağcı, kentin dokusuna ve değerlerine aykırı bir insan için yıllarımızı vermedik. Bu kendisine muhalefetim diyen, iktidar olmak isteyen insanlara da bir mesajdır. Doğru, demokrat, kapsayıcı insanlarla buyurun kentler kendi dinamikleriyle kendilerini yönetsinler dedik. Bunu demeye de devam edeceğiz.

Dün kimi yerlerde adaylarımızı açıkladık, açıklamaya devam edeceğiz. Türkiye halklarına hayırlı olsun. Uzlaşma sağlamadığımız yerleri açıkladık. Uzlaşı olanaklarının olduğu yerlerde görüşmeler sürüyor. Umarım oralarda halkımızla ve desteğinizle birlikte kent uzlaşısını sağlayarak herkesin temsil edildiği ortak yönetimler oluşturabileceğimiz bir zemin yakalarız.

“Her şeye rağmen bizi yenemediler”

Sistem bizi rahat bırakmıyor. Her şeye rağmen bizi yenemediler, şimdi kaçak seçmenlerle irademizi gasp etmeye çalışıyorlar. 32 yerleşim yerinde -ki bunların tamamı Kürt coğrafyası- ciddi bir taşıma yapmışlar. İktidarın zaten her şeyi kaçak, her şeyi illegal. Başkalarını illegal diye suçluyorlar ama bu kadar illegalize olmuş, bu kadar illegal yol ve yöntemler kullanan başka bir siyasi parti tanımadık. Bunlar gerçekten şaşırtıcı düzeyde oyunlar oynuyorlar. Siirt’te 1500 oyla yerel yönetimleri kazanmıştık, 7 bin kaçak seçmen getirmişler. Bolu’dan bir tugayı getirip seçmen yapmışlar. Sadece seçim günü 7 bin kişi gelip oy kullanacak ve aynı saatte gidecek.

Ne Siirt’in büryanını yiyecek ne ayranını içecek ne koçer halkımıza bir merhaba diyecek. Tek kelime Kürtçe bilmiyor ama orada Kürtlerin ve Arapların iradesini gasp edecek, hileyle belediyeyi kazanacak. Böyle bir vicdan, böyle bir adalet olabilir mi? Uludere’de oy kullanan seçmen sayısı 2800, oradan tek bir oy alamıyorlar. Ne yapmışlar? 3200 yani ilçenin seçmeninden fazla kolluk kuvveti kaydırmışlar. AKP-MHP iktidarı orada seçim güvenliği sağlıyormuş. Uludere 2800 seçmen var, 3200 seçmen kaydırarak nasıl bir güvenlik sağlıyorsun? Her seçmene 1,5 kolluk kuvveti göndermiş. Hangi siyasi partinin ağzından bunu duydunuz? Kaçak seçmen var. Hırsızlık ve yolsuzluk yetmiyor, seçmeni de artık kaçak yapıyorlar. Dolayısıyla tüm bunlara rağmen direneceğiz.

Eyvallah etmeyeceğiz. Eyvallah eden bir gelenekten gelmiyoruz. Her birimiz birçok şeyi görerek buralara geldik. Onlar kaçak seçmen taşıyorlar, itirazlarımız reddedildi. Suç duyurusunda bulunacağız. Ancak biz burada bir şey yapabiliriz. Mersin iyi bir örnek bu konuda. Onlar Siirt’e 7 bin seçmen mi taşıdı, biz Mersinli devrimci demokratlar olarak Akkuyu’da çalışan 1500-2000 Siirtli’yi olanaklarımızla Siirt’e taşıyabiliriz. Size adres de veriyorum. Akkuyu’da 2 bine yakın Siirtli seçmen yaşıyor. Sizden destek istiyoruz. Dayanışalım. Kapıları tek tek çalın; Batman’da, Siirt’te, Kars’ta, Dersim’de seçmen olup gidemeyen insanların gitmesine katkı sunun. Bu toplantımızın en önemli konularından birisi budur.

Emin olun bütün bunlara rağmen moralimiz yerinde, direniyoruz. Anahtar rolümüzü koruyoruz. Yılmadık, pes etmedik, mücadelemizi daha güçlü bir şekilde devam ettiriyoruz. 31 Mart’tan sonra da alacağımız bütün belediyelerde Mersin’deki bu renkliliğe hizmet etmeyen hiçbir anlayışı barındırmayacağız ki bizden dahi olsa. Belediyeleri halkın, halkların, inançların evi yapacağız. O eve girdiğiniz zaman hangi dili, inancı taşıdığınızın bir önemi yok, insansınız. O kentin dinamiğisiniz. O yerel yönetimler de bu ilkeler esasında size davranmak, hizmet vermek zorundadır. Partim adına ve heyet adına hepinize teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Yeniden Refah Partisi’nin İstanbul, Ankara Ve İzmir Adayları Belli Oldu

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere iş birliği veya ittifak yapmadan girme kararı alan Yeniden Refah Partisi (YRP), Ankara Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen etkinlikte İstanbul, İzmir ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri için adaylarını açıkladı.

Haber Merkezi / (YRP), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı adaylığı için Mehmet Altınöz’ü, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanlığına Suat Kılıç’ı, İzmir Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığına ise Cemal Arıkan’ı aday gösterdi.

Mehmet Altınöz aynı zamanda, Milli Görüş hareketinin kurucusu eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın kızı, Yeniden Refah Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın ablası Elif Erbakan’ın eşi.

Suat Kılıç ise siyasete AK Parti’de başlayan bir isim. Bu partideyken uzun yıllar milletvekilliği ve Gençlik ve Spor Bakanlığı görevinde bulunan Kılıç, halen Yeniden Refah’ın Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü.

Yeniden Refah Partisi (YRP), Ankara Atatürk Spor Salonu’nda, “94 ruhuyla yeniden başlıyoruz” sloganıyla belediye başkan adaylarıyla seçim beyannamesi tanıtım toplantısı düzenledi.

Toplantıda, Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Refah Partisi’nin 1994’teki yerel seçimlerde İstanbul, Ankara başta olmak üzere ciddi sayıda belediye kazanması ardından 1995’teki genel seçimlerde birinci parti olduğu süreç ön plana çıkarıldı.

YRP, 2028’deki genel seçimler sonucunda iktidar olma iddiasıyla İstanbul, Ankara ve İzmir’in aralarında olduğu 25’i büyükşehir, 45’i il, 556’sı ilçe ve 121’i belde olmak üzere toplam 747 belediye başkanlığı için adaylarını açıkladı.

“Mücahit Erbakan” sloganları eşliğinde konuşmaya başlayan partinin genel başkanı Fatih Erbakan, sözlerine “Bu salon İslam alemi ve Türkiye için yeni bir dönemin başladığının işaretidir” diyerek başladı. Erbakan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

Rant belediyeciliği demek israfa bulaşmış belediyecilik demektir. Heykelci belediyecilik demek iş değil laf üretmek demektir Festivallere, kutlamalara, konserlere milyonlarca lira akıtmak demektir. Belediyenin imkanlarıyla LGBT etkinliklerine destek olmak ve nesillerin ifsadına vesile olmak demektir. İbadethanelerimizin yanı başında düzenlenen içkinin su gibi aktığı konserlere milyonlarca lira aktarmaktır.

Hizmeti vatandaşa değil örgüte götürür, millete kazınan hendektir, özgeçmişi dağa dayananlara iş imkanı sağlamaktır. Ahlaklı belediyecilik her işinde ahlakı öncelemek, bir adım atarken ahiretteki karşılığını düşünerek adım atmak demektir.

31 Mart’ta elde edeceğimiz başarı 2028’de Yeniden Refah’a iktidar yolunu açacak ve milletimizin ve İslam aleminin kurtuluşuna vesile olacaktır inşallah… Çocuklarımızın anne babaları, ekonomik yükün altında eziliyor, beslenme çantasına temel gıdaları bile sağlamakta zorlanıyor. Çocuklarımız bu nedenle öğün atlamak zorunda kalıyor. Devlet okullarındaki çocuklarımıza ücretsiz yemek desteği vereceğiz.”

AK Parti ile Yeniden Refah Partisi (YRP) heyetlerinin, iki partinin 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde iş birliği yapmalarına yönelik görüşmelerden sonuç çıkmamıştı.

Partisinin 31 Mart yerel seçimlerine kendi adaylarıyla gireceğini duyuran Genel Başkan Fatih Erbakan, bunun gerekçelerini de “milletimiz ve teşkilatımız ittifak istemiyor” diye açıklamıştı.

“Belediye başkanlığı seçimleri beka seçimi değildir” diyen Erbakan, AKP’nin taleplerine de olumlu yanıt vermemesi nedeniyle ittifak yapmayacaklarını duyurmuştu.

Paylaşın

Meral Akşener: İYİ Parti Herkesin Hesabını Bozdu

Partisinin Balıkesir belediye başkan adayları tanıtım töreninde konuşan Meral Akşener, “İYİ Parti’nin hür ve müstakil olarak kurulması, hür ve müstakil olarak bu seçimlerde seçimlere katılması herkesin sinirini bozdu. Herkesin hesabını bozdu. Bu parti, İYİ Parti sizler tarafından kurulduğundan biz bir tek şey için uğraştık. O da şu. Bu ucube sistemin değiştirilmesi. Bu tek adam sisteminin değiştirilmesi” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Balıkesir belediye başkan adayları tanıtım töreninde partililere hitap etti. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan Turhan Çömez’i tanıtarak sözlerine başlayan Akşener, “Şimdi Turan Çömez’i çok eski tanıyorum ben. Milletvekili olmadan evvel doktorluğu döneminden tanıyorum. Çırpına çırpına hasta iyileştirdi. Paranın peşinde koşmadı. Sonra siyasete girdi. O siyaset yaptığı dönemde de Türkiye’nin birliğine bütünlüğü için çalıştı.

Devletimizin kurumlarıyla el birliği yaptı. Sonra bir ters rüzgar esti. Bir baktık düşman olmuş. Bir baktık, düşman kuvveti olmuş. Bir rüzgar esti Turan Çömez düşman olmuş. Yılmadı mücadeleden ama bu ülkeyi de satmadı. Gidip şikayette bulunmadı. Ve sonuçta onun iradesi, onun direnci netice itibariyle Türkiye’ye başı dik, alnı açık, hırsızlık yapmadan, çalmadan, çaldırmadan. Bir siyasi dönem geçirdiği tescillenerek oculukla buculukla alakası olmadığı tescillenerek Ergenekon’dan yargılandı.

Ordunun yargılandığı dönemde Ergenekon’dan yargılandı. Sonuç itibariyle vatanını seven bir insan olarak tescillendi geri döndü. Ve bizim kurduğumuz partimize katıldı. Bunun içinde hem bu taraftan tekme yediğimiz, hem bu taraftan tekme yediğimiz bir süreçte ayakta kalmış İYİ Parti’nin saflarına katıldı. Ben şahidim. Canı çok daha rahat edebileceği bir siyasi partide yer alırdı. Hiç zorluk çekmeden siyasi hayatını devam ettirirdi.

Şimdi bugün burada. Niçin buradayız? Turan Çömez’in büyükşehir belediye başkan adaylığını Balıkesir’imizin büyükşehir belediye başkan adaylığı için buradayız. İYİ Parti’nin hür ve müstakil olarak kurulması, hür ve müstakil olarak bu seçimlerde seçimlere katılması herkesin sinirini bozdu. Herkesin hesabını bozdu. Bu parti, İYİ Parti sizler tarafından kurulduğundan biz bir tek şey için uğraştık. O da şu. Bu ucube sistemin değiştirilmesi. Bu tek adam sisteminin değiştirilmesi” dedi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Akşener, açıklamalarına şöyle devam etti: Şimdi bütün bunların her birini değiştirecek olan şey ucube sistemin gitmesidir. Biz bununla ilgili 2018 ve 2019’da elimizden geleni, üstümüze ne düşüyorsa yaptık. Allah’ım şahittir ve bir süre sonra inanıyorum ki milletim de bunu görüp bizim hakkımızı teslim edecektir. Ama başaramadık. Şu sebeple, bu sebeple başaramadık. Varsayalım bütün suç benimdir. Dolayısıyla bunun bu başarısızlığın sebebi nedir? Bu tahterevalliden mutlu ve memnun olan sistemdir. Bu sistemden beslenen kişilerdir, kişiliklerdir. Biz buna karşıyız. Biz buna karşı olduğumuz için bulunduğumuz partilerden ayrılarak bir büyük mücadeleyle bir araya geldik. Şimdi eğer biz bu yerel seçimlerde bu yerel seçimlerde aday çıkardığımız şehirlerdeki her yerde kendi başımıza aday çıkarıp yol yürüyoruz.

“Allah’ıma şükür gıcığız”

Bu aday arkadaşlarımızın ilçelerde, beldelerde, illerde ve büyük şehirlerde kazanmalarını sağladığımız zaman neyi ortaya koyacağız? Bu ülkeyi yöneten partisin diyeceksin ki ’Eyvah! Artık insanları uyutamayacağım. Çünkü seçmen millet, benim kulağımın yarısını morarttı. Diğer tarafta diyecek ki ’Eyvah yan gel Osman devri bitti. Benim kulağımın yarısı da morardı’. İYİ belediyeciliği ortaya koyan sosyal belediyeciliği ortaya koyan ve kayırmayan çalmayan, çaldırmayan objektif hukuka uygun, adalete uygun bir belediyeciliği hayata geçirdiği andan itibaren ne olacak biliyor musunuz? 2028’de herkesin eteği tutuşacak.

Herkes hoplayacak ve herkes gelecek tek tek seçmenin gözünün içine bakacak. Çömez ve diğer arkadaşlarımız çıktılar dediler ki biz adayız. Şimdi kolay bir şey değil. Bakın çok kolay bir şey değil. Nedir bu? Her türlü zorluğa direnmektir. Nedir bu? Asacak billboard bulamamaktır. Nedir bu? Ağaca astığın posterinin Vali Bey tarafından indirilmesine göz yummak zorunda kalmaktır ama bizimki göz yummadı. Gıcığın önde gideni. Şimdi karşımda eski bakanlar oturuyor. Şimdi Oktay Vural. Ayfer Yılmaz. Bakın ben de hasbelkader bakanlık yaptım.

Dikkat ederseniz başka arkadaşlarını da sayabilirim. Milletvekillerimizi çok enteresan şu sıra Türkiye’de böyle para dedikodusu havalarda uçuşuyor. Şu parti şundan şunu aldı, şu parti şundan bunu aldı. Bakanlık yaptığımız süre içerisinde, iktidar olduğumuz süreler içerisinde Allah’ıma bin şükür ki ne benim hakkımda, ne burada oturan arkadaşlarım hakkında ’gıcık insanlar’ dışında tek kelime edilmemiştir. Allah’ıma şükür gıcığız. Ama şunu yaptılar, bunu yaptılar denilmemiştir.

2010 yılında ben milletvekiliydim. Meclis başkan vekiliydim. O meşhur anayasa değişikliği yapıldı. O meşhur anayasa değişikliğinin yapılmaması için AK Parti’nin ne kadar kallavi adamı varsa hepsine tek tek gittim. Yapmayın dedim. Yol su, elektrik olarak bu ülkenin boynuna bir bumerang saplanacak dedim. Bunlardan bir tanesi mesela o günün Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’dir. Kim varsa gittim. Dinletemedim. O anayasa değişikliği yapıldı.

Ne için yapıldı biliyor musunuz? 2019’da ki yerel seçimde öngördükleri oyu alamadıkları için seçmeni polarize etmek, seçmeni kutuplaştırmak için gene bir diğer alanı da düşmanlaştırmak için yapıldı. Bir de yargıda kendi adamlarımı koyar mıyım diye yapıldı. O eğer 2010’da referanduma gidilmesi o mecliste yapılan o değişiklik olmasaydı 15 Temmuz olmazdı. Bu millet devleti sokaktan, devleti köprüden toplamak zorunda kalmazdı. Ve hala bir FETÖ belasıyla mücadele etmek zorunda kalmazdı. Şimdi bugün de diyorum ki.

Turan Çömez ve ilçelerdeki arkadaşlarımızı seçin. Çünkü bu büyük şehirlerde bizim yönetimi devralmamız, belediyeleri devralmamız şunu sağlayacak. Şu anda da hukuk, adalet yerlerde, liyakat yerlerde ve en önemlisi gençlerin umudu yerlerde. Bunu toplayıp yerden toplayıp tekrar yerli yerine oturtmak gerçekten Allah bize nasip edecek sizlerin teveccühüyle. Ve bu ülkenin yeni baştan kuruluş ayarlarına dönmesini sağlayacak. Ama bizim iş görme, bunu ispatlamaya ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç da belediyeleri kazanmaktan geçiyor.

Programda İYİ Parti Balıkesir Belediye Başkan Adayları da belli oldu. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Turhan Çömez, konuşmaların ardından projelerini içeren bir sunum gerçekleştirdi.

Paylaşın

DEM Partili Meral Danış Beştaş: Bekle Bizi İstanbul

DEM Parti’nin seçimlerde İstanbul eşbaşkan adayı Meral Danış Beştaş, “Kadınların iradesiyle, gençliğin coşkusuyla, halklarımızın gücüyle büyüyeceğiz. Haydi hep birlikte halayla, horonla, zeybekle kucaklaşmaya. Başlıyoruz, bekle bizi İstanbul!” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan adayı Meral Danış Beştaş, adaylığının açıklanmasından sonra ilk sosyal medya paylaşımını yaptı.

Türkçe ve Kürtçe olarak yaptığı paylaşımda Meral Danış Beştaş, “Bekle bizi İstanbul” dedi.

“İstanbul Serhat’tır, İstanbul Çukurova’dır, İstanbul Trakya’dır, İstanbul Botan’dır, İstanbul Amed’dir, İstanbul Karadeniz’dir, İstanbul Ege’dir, İstanbul Anadolu’dur… Merhaba İstanbul.

İstanbul’u eşitliğin, hoşgörünün, barışın merkezi yapacağız. Cami’lerimizle, Cemevleri’mizle, Kilise ve Sinagog’larımızla zenginleşeceğiz.

Kadınların iradesiyle, gençliğin coşkusuyla, halklarımızın gücüyle büyüyeceğiz. Haydi hep birlikte halayla, horonla, zeybekle kucaklaşmaya. Başlıyoruz, bekle bizi İstanbul!”

Meral Danış Beştaş kimdir?

5 Nisan 1967 yılında Mardin Mazıdağı’nda dünyaya gelen Meral Danış Beştaş, İnsan Hakları Derneği’nde üç dönem yöneticilik yaptı.

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulunda iki dönem yöneticilik ve baro başkan vekilliği görevini yürüten Meral Danış Beştaş, Diyarbakır Barosunun Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezinde başkanlık yaptı.

1999 yılında Almanya/Weimar İnsan Hakları Ödülü’nü alan Meral Danış Beştaş,, birçok ulusal ve uluslararası platformda kadın hakları, insan hakları, adil yargılanma hakkı, geçmişle yüzleşme ve hakikatlerin ortaya çıkarılması konularında tebliğler sundu.

Meral Danış Beştaş, 25 ve 26. Dönemlerde Adana, 27. Dönemde Siirt Milletvekili seçildi. Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkan Yardımcılığı ve HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı görevlerini yürüttü.

TBMM’de kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyeliği görevini ifa eten Meral Danış Beştaş, Anayasa Komisyonu ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi ve Çocuk Hakları Alt Komisyonu Kâtip Üyesi olarak görev yaptı. HDP Grup Başkan Vekilliği görevini yürüttü.

Meral Danış Beştaş, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkan Vekilidir.

Paylaşın

Kurtulmuş’tan Çarpıcı ‘Anayasa’ Açıklaması: Değişikliğe İhtiyaç Var

“Can Atalay’ın vekilliğin düşürülmesine ilişkin değerlendirme yapan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Hakikaten az görülür bir mesele ortaya çıktı. İki yargı kurumu açısından içtihat, görüş farklılıkları ortaya çıktı. Türkiye’de anayasa değişikliğine hayati ihtiyaç vardır” dedi ve ekledi:

“12 Eylül Anayasası erkler arasındaki tanımları zaman zaman muğlak hale getirerek, bazı potansiyel tartışma alanları bünyesinde barındıran anayasa. Bunların üzerinde tartışmak, konuşmak. Bu olay olmasaydı bile gündeme getirmek herhalde TBMM’nin anayasayı yeniden yapacak güce sahip olmak temel vazifelerinden.”

Kurtulmuş açıklamasının devamında, “Birtakım partizan yaklaşımları bir tarafa bırakarak. Her partinin siyasi atmosferinden uzak insanlar için hangi konuların önem arz ettiği, anayasal reforma ihtiyaçlar tartışıyor. İyi niyetle bir araya gelerek, önyargılar olmaksızın, anayasa tartışmanın doğru yöntemlerle tartışılmasıdır. Bana anayasanın çizdiği tarafsızlıkla söyleyebilirim. Bu işin doğru zemini TBMM’dir. Bazıların söylediği gibi yeni bir anayasa yapamaz görüşü kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, HaberTürk’te Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kurtulmuş’un açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Teamüllere tamamıyla uygun bir uygulama yapılmıştır. Can Atalay’ın bu kararıyla ilgili süreçte öncelikle, birinci aşamada biz Meclis Başkanlığı olarak beklettik. Hem sürecin tamamlanması hem de ola ki, yeni bir hak ihlali kararı verilirse yerel mahkemenin uyma ihtimali dolayısıyla bir süre beklettik. Sonunda Anayasa’nın amir hükmü gereğince kesinleşmiş yargı hükmünün Meclis’te okunmasının zarureti var. Milletvekilliği düşürülmesi başka bir süreç, milletvekilinin düşmesi başka süreç. Bir fezlekenin gelmesiyle milletvekilliğinin düşürülmesi.

Burada kesinleşmiş mahkeme kararının sadece Meclis’te okutulması, daha doğrusu Meclis’in bilgilendirilmesi zaruri bir adımdır. Burada görüş farklılıkları var. Meclis Başkanı olarak şuna dikkat ettim, iki yargı kurumunda ihtilafta TBMM’nin taraf olmaması için böyle bir yol izlendi. Geçmiş dönemlerde de bu şekilde doğrudan mahkemenin, Yargıtay’ın kararıyla düşürüldüğü vakalar var. Burada Meclis’in teamüllerine uygun şekilde süreç işletilmiştir.

TBMM Başkanlığı olarak yaptığımız bir sürü yurt dışı seyahat var. ‘Yarın seyahate çıkıyorum’ diyerek kendiliğinden oluşturulan süreç var. Aylar öncesinde hazırlanarak, tarih aralıkları belirlenerek titiz çalışma sonrası bu seyahatler belirleniyor. Gerçekten son derece haksız, mesnetsiz bir suçlamadır. Ne zaman TBMM’nin Bahreyn ziyareti aylar öncesi bellidir. Zaten nöbetçi Meclis Başkanvekili arkadaşımız kimse onu okutacaktır. Kararın Meclis’te okutulmasıyla TBMM’nin seyahati arasında bağlantı yoktur.

Teamül, yazılı olmayan kurallardır. Yıllar içinde oluşmuş. Bunlardan birisi de Meclis Başkanı’nın hangi oturumlara başkanlık edeceğiz. TBMM’nin açılışında, bütçe görüşmelerinde ilk ve son gün başkanlık eder. 23 Nisan oturumlarına başkanlık eder, özel oturumlar olursa başkanlık eder. Zaten teamülde Meclis’in normal işleyişinde başkanlık etmesi sözkonusu değildir. Ama isterse her oturuma başkanlık edebilir. Her açıdan normal, teamüllere, usule uygun bir çalışma yürütülmüştür.

Anayasa Mahkemesi nasıl kara verecek? Süreç nasıl işleyecek? Yapılan başvuruları hangi zaman aralığında gündeme alacak? Bunları göreceğiz. Ben hep şunu söyledim; genellikle tekil olayların üzerinde yoğunlaşarak, o günkü aktüel tarafları üzerinden siyasi tartışma haline getirmeyi maalesef başarıyoruz. Can Atalay’ın kimliğini bir tarafa bırakarak konuşmak gerekirse. Hakikaten az görülür bir mesele ortaya çıktı. İki yargı kurumu açısından içtihat, görüş farklılıkları ortaya çıktı. Türkiye’de anayasa değişikliğine hayati ihtiyaç vardır. 12 Eylül Anayasası erkler arasındaki tanımları zaman zaman muğlak hale getirerek, bazı potansiyel tartışma alanları bünyesinde barındıran anayasa.

“Hiçbir partinin anayasası olmaz, milletin anayasası olur”

Bunların üzerinde tartışmak, konuşmak. Bu olay olmasaydı bile gündeme getirmek herhalde TBMM’nin anayasayı yeniden yapacak güce sahip olmak temel vazifelerinden. Birtakım partizan yaklaşımları bir tarafa bırakarak. Her partinin siyasi atmosferinden uzak insanlar için hangi konuların önem arz ettiği, anayasal reforma ihtiyaçlar tartışıyor. İyi niyetle bir araya gelerek, önyargılar olmaksızın, anayasa tartışmanın doğru yöntemlerle tartışılmasıdır. Bana anayasanın çizdiği tarafsızlıkla söyleyebilirim. Bu işin doğru zemini TBMM’dir. Bazıların söylediği gibi yeni bir anayasa yapamaz görüşü kabul edilemez. 400’ü bulursa doğrudan doğruya değişikliği yapar, 360’la referanduma gider. Hiçbir partinin anayasası olmaz, milletin anayasası olur.

Türkiye’de kronikleşmiş olan birtakım meselelerde adım atmamızın zaruri olduğuna inanıyorum. Burada Yargıtay da kendi yetkilerini kullanırken ilgili anayasada yetkilerini kullanarak süreci oluşturuyor. Örneğin Anayasa’nın 14. maddesindeki devlete karşı davranışlar konusunun sarih ve açık bir hale getirilmesidir. Anayasa bunu yasalara izafe ediyor. TBMM bu anlamda hele hele Türkiye bölücü örgütlerle mücadele ederken, çevresi terör ağlarıyla kuşatılan bir ülke olarak, 15 Temmuz’da doğrudan hedef haline gelmiş devlet olarak tabii ki kendisini korur.

Devlete karşı yapılan suçların davranışların ne olduğu, silah atmak, örgüt kurmak, örgüte yardım ve yataklık etmek, bunların tasrih edilmesi gerekir. Özellikle seçilmişlerin hakkını hukukunu koruyan yeni bir anlayış içerisinde ele alınması gerekir. Samimi olarak yaklaşılırsa bu konudaki tartışma alanlarının ortadan kaldırılacağını düşünüyorum. Şu anda Meclis kapalı. Oturumda olduğu bir gün tek tek milletvekili arkadaşlarımızı çağırsak. Çok büyük kısmının ‘evet yeni bir anayasaya ihtiyacımız var’ dediğini biliyoruz. Birisi yeni bir iç tüzüğe ihtiyacımız var.

Hakikaten uzun saatler süren, kavgaya gürültüye zemin hazırlayan bir zemin içerisinde. Bunların hepsi konuşuldu. 31 Mart akşamına kadar bu anlamda çok sistematik değişiklikleri gündeme getirmek mümkün olmaz. Anayasa meselesinin konuşulacağı yer Türkiye’nin tamamıdır. Hukuk camiamız, sivil toplumuz, herkese uygun mekanizmalar kurularak görüşlerini almaktır. Belki komisyon üzerinden bu çalışmaları sürdürmek doğru yöntemdir. Herkesin anayasa teklifi olabilir; ama kimsenin anayasa dayatması sözkonusu olamaz.

Önce herkesin önyargısız şekilde masaya gelmesi lazımdır. Ondan sonra yöntem bulunur. Aldığım ilk izlenimler TBMM çatısı altında siyasi partilerin bu konuyu seçimden sonra sıcak bakacağı yönünde görüşe sahibim. Ciddi bir müktesabatımız var. Yüzlerce toplantı yapılmış. 64 madde üzerinde partilerin uzlaştığı anayasa teklifi var. Bugün belki 94 maddede uzlaşılabilecek. Uzlaşamayız derseniz uzlaşma kapısını açamayız. Sonuçta bir aritmetik var.

360-400 aritmetiği var. Gönlümüz arzu eder ki 600’le çıksın. Bu çok zor tabi. Bu anlamda uzlaşı zemini aramaya başlayınca, partilerin kabul edilemeyecek tekliflerini onlar da görecektir. Zaten demokrasi böyle bir şey. Hiç kimsenin yüzde 100 söylediği kural olarak ortaya çıkmaz ki. Burada iyi niyetli gayret ortaya konursa ortak bir nokta ortaya konabilir. 360’ı bulmak bile bugünkü parlamentoda bir uzlaşıyı gerektiriyor. Hiçbir parti tek başına 360 almadığına göre bu bile bir uzlaşıyı gerektiriyor.

Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru meselesi son yıllarda kabul edilmiş bir şeydir. Türkiye uluslararası alanda çok ciddi şekilde demokratik açılım açısından eli rahatlamıştır. Rakamı yanlış biliyor olabilirim, 165 bin bireysel başvuru dosyası var. AYM temel meseleleri, insan hakları ihlalleri bir şekilde gidermek, karar vermekle ilgili adım olmak yerine diyelim ki iki arsa komşusunun ihtilafları da hak ihlallerinin ele alındığı sürece geldi. Olağanüstü bir yük var.

Bunu çözebilmek için yüzlerce AYM’nin yargıç alması lazım. Ortaya konulan hiçbir kural sonuna kadar devam etmeyebilir. Demokrasinin güzelliği burada. Bugün uygulamada karşımıza yargı yükü ortaya çıkıyorsa bunu değerlendirmek siyasetin meselesidir. Bunu çözecek olan yer siyasettir. Konuşulur, hak ihlallerinin sınırlandırılması ya da yeni perspektife kavuşturulması tartışma meselesidir. Niye hak ihlali için insanlar oraya müracaat ediyor. ‘Ben mahkemede hakkımı alamadım’ diyor ve başvuruyor AYM’ye.

İstinaflarla ilgili beklentilerin karşılanmamış olması var. Bunu bütünleşik yargı sistemi ile ele alınması lazımdır. Biz bireysel yargılama meselesine yeni çerçeve getirelim demek, kategorik olarak şu tarafta olmak değildir. Bu mesele bir anlamda siyasetin çözeceği alandır. Yargıçlar oturup yasa yapamayacaklarına göre. Siyaset de bütünleşik bakış açısıyla bunlar üzerinde çalışmalıdır.”

Paylaşın