İmamoğlu’ndan Erdoğan’a Sert Tepki

Erdoğan’ın Hatay’daki açıklamalarına değinen İmamoğlu, “Öyle açıklamalar görüyorum ki… ‘Yerel yönetimle iktidar aynı olmazsa hizmet gelmez, bak Hatay’a geldi mi?’ diyor. Yahu deprem bölgesinde bunu söylüyor” dedi ve ekledi:

“Sonra ‘Biz CHP gibi oy verene hizmet götürenlerden değiliz’ diyor. Çok ayıp, çok yazık. Milletle alay etmek demektir bu. Milletin iradesiyle dalga geçmektir bu. Ama millet aldanmayacak. 5 yılda bizden önce akıllarına gelmemiş, ihmal edilmiş onlara konuya el attık. Birilerine rant üretmedik, halkın kaynağını israf etmedik.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul ilçe aday tanıtım toplantısında konuştu. İmamoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kızanlar üzülenler olacak herkes bir şekilde bir zaman dilimi içerisinde bu partide belediye başkanı olarak atandı aday oldu kazandı kazanamadı her biri bir süreç. İçinde yüz tane hikâye çıkar, tartışmalar yapılabilir. sizi burada temin ediyorum ben hepinizin huzurunda il başkanımıza teşekkür ediyorum.

İl başkanı kurulan sistemle birlikte tek tek ilçe ilçe araştırarak ilçe başkanlarıyla konuşarak, bakın ben ilçe başkanlığı süreçlerini de bilirim, dolayısıyla aday adaylarına nasıl bir ilgi veya belediye başkanlarına nasıl bir ilgi süreci yaşanıştır bilirim, benim şahit olduğum 4 süreçle ilgili en araştırmacı en demokrat herkese gereken saygıyı gösteren süreç yönetilmiştir.

Adaylarımız partimize hayırlı olsun. il başkanım sana teşekkür ediyorum, bu kadar net. İstanbul seçimi a kişisi b kişisi seçimi değil. Bir  yol arkadaşınız olarak söylüyorum sonsuz bir mücadele gücüyle sonsuz bir idealizm yolculuğunda gözünü kırpmadan her türlü mücadeleyi vereceğimden hiçbir Allah’ın kulunun kuşkusu olmasın. Bu yoldan dönmek yok. Bu sadece İstanbul’da bir seçim kazanma yolculuğu değil.

Bugün ortaya konan siyaset manzarası gereği bütün oluşumlara rağmen halkın ittifakını, kentin uzlaşmasını, farklı siyaset görüşünde olan insanların bu şehrin çıkarını son damlasına kadar koruyacak şekilde yapılacak büyük bir yolculuk. O bakımdan duygusal tepkisini ya da birtakım kırgınlıklarınızı dile getirin saygıyla karşılıyorum ama burası CHP kürsüsüdür bu kürsünün size duyduğu saygı gibi burada bulunan herkesin de bu kürsüye saygı duyması gerekir.

Beş yıldır hiçbir parti ayrımı yapmadan bütün ilçe belediyeleriyle çalışmak için her yolu denedik deniyoruz ama her seferinde bir takım dirençlerle karşılaşıyoruz. Bu direncin kaynağının neresi olduğunu kim olduğunu bütün ülke biliyor. Maalesef özellikle ak partili pek çok ilçe başkanı bizimle yan yana gelemediler bile. Görüşlerini almamıza rağmen ilçelerinde yaptığımız her işte onları açılışlara davet ettiğimiz halde onlar gelemediler.

Bunu tercih edenler var gelenler de var. Onlara teşekkür ediyorum. Ben ilçe beldiye başkanı olarak bir kez bile davet edilmediğim bir kez bile ziyaret edilmediğim, ilçe belediye başkanlığı döneminde yirmi kere gelse onunla gezerdim. Çünkü bu makamlar millete ait makamlar işte bunu anlamıyorlar. Onlar kendilerini vatandaşa değil onlar kendilerini bir kişiye sorumlu hissediyorlar. Bunu yıkacağız, bunu yıkacağız! Talimatı halktan değil bir kişiden alıyorlar.

Milletle alay etmek demektir bu milletin iradesiyle dalga geçmektir bu. Ama millet aldanmayacak. Göreceksiniz milletimiz için çalışmaya devam edeceğiz çünkü ne yaptıysak bu millet için yaptık hem de onlardan çok daha hızlı ve çok daha ucuza, daha kaliteli ve doğru bir biçimde yaptık.

İlk dönemde yaptığımız 65 km yolu İstanbul’u beş dönem hem de hükümet 20 yılında kendilerine aitken yönettiler bu kadar çok metroyu yapamadılar. Bu hızla bu kadar düzgün bir finansman yöntemiyle yapabildikleri bir tek dönemeleri yok. İsteseler de yapamazlar. Onların israf düzenine hizmet eden yönetim anlayışıyla eşe dosta kamu kaynağı dağıtan iş ahlakıyla bu işler yapılamaz.

“Devletin gücünü bile çekinmeden karşımıza dikmeye çalıştılar”

Bakın beş yılda bizden öne akıllarına gelmemiş ihmal edilmiş onlarca konuya el attık. Ne yaptıysak birilerine rant üretmedik yeşil alanları meydanları talan etmedik. Tam tersine buraları ihya ettik, güzelleştirdik. Halktan kaçırılan ne varsa vatandaşın kullanımına açtık. Bazen ne yazık ki devletin gücünü bile çekinmeden karşımıza dikmeye çalıştılar.

Polisimizi kendi emellerine alet ettiler. Ama biz yılmadık. Valla milletin malını işgal eden varsa orayı gittik yıktık, yıkmaya da deva edeceğiz. Bir kişinin kazandığı değil 16 milyon insanın kazandığı dönemi başlattık. İstanbul gücün ve paranın akış yönünü değiştirmeyi başardı. Biz size ihanet ettirmeyeceğiz. Biz İstanbul’un muhafızı olmaya devam edeceğiz.

Bu şehirde gücün ve özellikle bu akışın yönünü değişmesi hiç kolay olmadı .soruşturmalar yaşadık engellemeler yaşadık her seferinde İstanbullular yanımızda oldu. 16 milyon insanımızla bu oyunu bozduk. Ben veya biz değil İstanbul başardı diyoruz.

İstanbullular gündelik siyasetin bütün küçük hesaplarını alt üst edecek, İstanbullular gözleriyle görüp, yaşadıkları hayatlarını güzelleştirecek büyük değişimin yanında yer almaya devam edecek. Bu durum bazı kişi ve partiler ikbal ve beka sorunu olarak görebilirler onlar İstanbul seçimlerini başka mecralara çekmeye çalışabilirler fakat İstanbulluların gündemi belli.

İstanbullular daha fazla sosyal destek daha fazla yeşil alan, daha fazla kreş, daha fazla kent lokantası daha fazla spor tesisi istiyor. bütün bunları da ancak bizim başarabileceğimizi görüyor ve biliyor. İstanbullular depreme hazırlıkta sergilediğimiz ciddi politikalar artsın istiyorlar. İstanbullular o eski israf ve ihanet devrine asla geri dönülsün istemiyorlar.

Bu kardeşiniz size söz veriyor bu şehirde kimsenin inancına kimsenin siyasi düşüncesine kimsenin yaşam tarzına bakmadan ayrımcılık yapmadan adil ve özgür bir kent, bu şehir herkesin şehri.

Bu şehir Kürtlerin şehri, bu şehir Alevilerin şehri, bu şehir Boşnakların şehri, bu şehir Ermenilerin şehri, bu şehir Süryanilerin şehri. Bu şehirde 16 milyon özgür Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Bu şehirde vatan sever, bayrağını seven Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde cumhuriyetin izinde yürüyecek 16 milyon insan var. İstanbulluların istediği olacak. onun için buradayız.”

Paylaşın

CHP’de Bir İstifa Daha: Parti İçi Dar Kadrolaşmanın…

CHP’li Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin, “Atatürk ilkeleri, cumhuriyet değerleri, sosyal demokrasinin evrensel kuralları gibi partinin kimliğini oluşturan kavramların göz ardı edildiği, tarafsız ve liyakate hiçbir kriterin dikkate alınmadığı, parti içi dar kadrolaşmanın ön plana çıktığı, adaylıkların ahbap-çavuş ilişkileriyle dağıtıldığı bir süreci üzülerek yaşadık” sözleriyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kala, seçimlere hazırlıkların sürdüğü Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) aday gösterilmeyen isimler, partiden istifa etmeye devam ediyor. CHP’nin önemli isimlerinden Gürsel Tekin’den sonra CHP’li Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin de partisinden istifa ettiğini duyurdu. İstifasını sosyal medya hesabından duyuran Soner Çetin şu ifadelere yer verdi:

“Değerli hemşehrilerim; Çocukluğumdan itibaren Cumhuriyet Halk Partili bir ailenin içinde büyüdüm. Her zaman ifade ettiğim gibi 1923’te Cumhuriyet Halk Fırkası’nı Adana’da kuran Kuvayi Milliyeci bir dedenin torunu olmaktan dolayı her zaman gurur duydum. Gençlik Kollarından başlayarak hep partimin hizmetinde oldum, başarısı için çalıştım. 2009 yılında Adana Büyükşehir Başkan adayı gösterilip, çeşitli ayak oyunlarıyla 1 hafta sonra adaylıktan alınmamdan sonra bile partimize küsmedim, benim yerime gösterilen adayın başarısı için çalıştım.

10 yıldır da Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilmek suretiyle Çukurova Belediye Başkanlığı yapmaktayım. CHP’li olmaktan her zaman gurur duydum ancak Belediye Başkanlığının hizmet makamı olduğunun bilinciyle belediyeye hiçbir zaman siyaseti sokmadım. Her seçimden sonra parti rozetimi çıkardım, herkese ve her kesime eşit ve adaletli hizmet götürmenin gayreti içerisinde oldum. Bu anlayışla görevimi yaparken partimin bayrağını hep en yükseğe çıkarmayı hedefledim.

Girdiğimiz her seçimde gece gündüz demeden çalıştım, bunun karşılığını da seçim sonuçlarıyla aldık. Partimizin ve partililerimizin her zaman gururla takdim edecekleri bir yerel yönetici olmak için azami gayret gösterdim. Ancak gelinen noktada ömrümüzü verdiğimiz partimizin gasp edilmeye çalışıldığını, ilkelerinden ve değerlerinden uzaklaştırıldığını üzülerek görmekteyiz.

“Partinin kimliğini oluşturan kavramların göz ardı edildiği…”

Önce yerelde ardından genelde iktidarı hedeflemesi gerekirken, Cumhuriyet Halk Partisi mevcut yönetiminin sadece kendi parti içi iktidarlarını korumaya yönelik taktikler geliştirmeye çalıştığını kaygıyla izlemekteyiz. Bunu son aday belirleme yöntemlerinde de net bir şekilde gördük. Atatürk ilkeleri, cumhuriyet değerleri, sosyal demokrasinin evrensel kuralları gibi partinin kimliğini oluşturan kavramların göz ardı edildiği, tarafsız ve liyakate hiçbir kriterin dikkate alınmadığı, parti içi dar kadrolaşmanın ön plana çıktığı, adaylıkların ahbap-çavuş ilişkileriyle dağıtıldığı bir süreci üzülerek yaşadık.

Tanık olduğum bu kaygı verici tablo nedeniyle ömrünü Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde geçirmiş, partinin birçok kademesinde gururla görev yapmış biri olarak partimden istifa ettiğimi üzülerek açıklıyorum. Ancak… Bu hikaye burada bitmez! Kamuoyuna saygıyla duyurulur…”

Paylaşın

Yılmaz Güney Yeniden Yargılansın Talebi Reddedildi

Mahkeme, sanatçı Yılmaz Güney’in Adana Yumurtalık Hakimi Sefa Mutlu’yu öldürmekten yargılanıp 19 yıl mahkumiyet aldığı davanın yeniden görülmesi talebini reddetti.

Avukat Bişar Abdi Alınak, “Yılmaz Güney katil değil ama bizde davayı yeniden görecek cesaret ve vicdan yoktur. Bir metreyi aşkın yükseklikten aşağıdaki birine hedef gözeterek ateş ettiği öne sürülen bir kişinin, o kişiyi aşağıdan yukarıya giden mermiyle vurduğuna kamuoyunu ikna etmenin imkansızlığını mahkemesi üyeleri de kabul ediyor olacak ki, delili incelemeyi reddetme yoluna gitmişlerdir” dedi.

Sanatçı Yılmaz Güney’in Hâkim Sefa Mutlu’yu öldürmekten yargılanıp mahkumiyet aldığı davanın yeniden görülmesi için ailesi tarafından yapılan girişimin sonuç vermedi.

Sözcü yazarı İsmail Saymaz, Yılmaz Güney’in ailesinin yeniden yargılanma talebine Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 29 Ocak’ta red kararı verildiğini yazdı. Kararda, olayın üzerinden 50 yıl geçtiği, tüm yargısal süreçlerin tamamlandığı, mezarın açılmasının dosyaya yenilik katmayacağı ifade edildi. Güney’in silahı bilinçli ateşlediği ve meşru müdafaa şartlarının oluşmadığı kaydedildi.

Yılmaz Güney’in eşi Fatma, kızı Güney ve oğlu Yılmaz Pütün, avukat Bişar Abdi Alınak aracılığıyla mahkemeye başvurmuştu. Dilekçede, Güney’in 18 yıla çarptırıldığı Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın yeniden görülmesi, Mutlu’nun mezarının açılarak, otopsi yapılması istenmişti. Cinayete ilişkin bilgilerin bugüne dek gizlendiği, Güney’in bir hakim katili gibi gösterilerek, bir itibar suikastine uğratılmasına gerekçe yapıldığı belirtilmişti.

Avukat Alınak da konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: Yılmaz Güney katil değil ama bizde davayı yeniden görecek cesaret ve vicdan yoktur. Bir metreyi aşkın yükseklikten aşağıdaki birine hedef gözeterek ateş ettiği öne sürülen bir kişinin, o kişiyi aşağıdan yukarıya giden mermiyle vurduğuna kamuoyunu ikna etmenin imkansızlığını mahkemesi üyeleri de kabul ediyor olacak ki, delili incelemeyi reddetme yoluna gitmişlerdir.

“Kamuoyu gerçeğin açığa çıkmasını istiyor”

bianet’ten Evrim Kepenek’e de konuşan Alınak, davanın yeniden görülmesi talebinin reddedilmesi kararına itiraz etti. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuran Alınak, “Yılmaz Güney’in katil olmadığı bin yıl geçse de anlaşılacak” dedi.

Avukat Alınak’ın değindiği noktalar şöyle: Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, ortaya koyduğumuz delil ve tespitlere itiraz etmeyerek, söz konusu iddiamızı zımnen kabul etmiştir. Mahkeme, müteveffa Güney’in hem Safa Mutlu hem de yakınları tarafından maruz bırakıldığı saldırıyı reddetmemiş, sürecin başından beri ifade ettiğimiz üzere Güney’in söz konusu olayda saldırgan değil kendini müdafaa eder konumda olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, gerekçelerimizi hiçe sayarak aklımızla alay eden bir mazeretle en ufak itiraz öne sürmeden taleplerimizi reddeden Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sürecin başında dile getirdiğimiz endişemizi haklı çıkarmış, teraziden kaçmış, kamuoyunun adalet beklentisini boşa çıkarmıştır:

Mahkeme red gerekçesinde Güney’in silahın namlusuna mermi sürdüğünü, bu sebeple kasten öldürme eyleminin vuku bulduğunu öne sürmüştür. Hukuk tarihine geçecek bu lakayıt gerekçe her yönü ile rezalettir.

Çünkü olaydan hemen önce müteveffa Mutlu’nun yakınları tarafından Yılmaz Güney’e topluca saldırılmış, Güney de bu saldırıyı bertaraf etmek ve olayın büyümesini engellemek için havaya ateş açmak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla, silaha zaten olaydan hemen önce, Güney ilk saldırıya uğradığı anda mermi sürülmüştür. Zaten müteveffa Mutlu da Güney’i bu ateşleme olayının üzerine birden fazla kere saldırarak darp etmiştir.

Bir Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin, silahın namlusuna bir kez mermi sürüldükten sonra, şarjörü boşalana kadar durmaksızın ateşlenebileceğini bilmemesi, mümkün değildir. Eğer bu bilinmiyorsa, ismi geçen mahkemenin, ne denli vahim hak ihlallerine yol açmış olabileceği sorusu, tüm korkutuculuğuyla karşımızda durmaktadır.

Şayet bir silaha bir kez mermi sürülünce şarjörü boşalana dek ateşlenebileceği bilinmesine rağmen, mahkemece bilmezden gelindi ise ve sanki Güney müteveffa Mutlu’yu vurmak için silaha mermi sürmüş gibi gösterilmeye çalışılmışsa, ki yapılan tam olarak budur, Yılmaz Güney’e yönelik olarak iddia etmiş olduğumuz art niyetli yargılama pratikleri açıkça tekrar itiraf edilmiştir.

Mahkeme diğer bir gerekçe olarak, “silahların eşitliği ilkesi” gibi, somut olayda ret gerekçesi olarak gösterilmesi mümkün olmayan bir sebebe dayanmıştır. Güney’in silahının, sandalyeyle saldırıya uğradığı esnada patladığı Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da kabul edilmiş, fakat buna rağmen aynı silahlar kullanılmadığı için meşru müdafaa oluşmadığı öne sürülmüştür.

Mahkemenin bu kabulü sayesinde açıkça, hiçbir halde kasten öldürmenin söz konusu olmayacağı ispat edilmiştir, zira Güney’in sandalyeyle saldırıya uğradığı anda silahın patlamasının, silahların eşit görülmediği olasılıkta, meşru savunmada sınır aşımına sebebiyet vereceği açık ve kesindir.

Cumhuriyet tarihinde, birçok kişi tarafından alenen darp edilirken, silahının patlaması sonucunda kasten öldürmeye hükmedilen tek bir vaka dahi yoktur. Mahkemenin yukarıdaki kabulü, bizzat Yargıtay’ın yerleşik içtihadı doğrultusunda meşru savunmada sınırın aşıldığının kabulü anlamına gelmektedir, fakat Mahkeme, adeta, kendi kabulüyle çelişir biçimde, yargılamanın yenilenmesi talebimizi reddetmiştir.

Son olarak fethi kabir isteminin “yeni delil mahiyetinde olmadığı” iddia edilmiştir. Davanın en önemli noktası zaten silahın hedef gözeterek ateşlenip ateşlenmediğinin tespitidir. Ortada bu konuda raporlar arasında çelişki varken ve önceki mahkeme tarafından dahi mezarın açılmasının gerektiği kabul edilirken, talebimizin reddedilmesi adil yargılanma hakkının 50 yıl önce olduğu gibi bugün de ihlalinin vesikası olmuştur.

Kendisiyle çelişen bu karara karşı gerekli itirazları yapacağız. Son noktaya kadar hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz. Ama şunun bilinmesini istiyoruz: Yaptığımız bu başvurular, yalnızca mahkemelerden sonuç alınmasına umut bağlamıyor, Güney’in sevenleri ve kamuoyu nezdinde gerçeğin ortaya çıkarılmasını da amaçlıyor.

Yılmaz Güney’in darp edildiği esnada silahının patladığını, darp edilirken birini hedef gözeterek vurmasının bu olay açısından mümkün olmadığını, zaten bu sebeple kurşunun giriş yönünün iddia edilen atış yönü ile tam ters olduğunu, bu hususu tek bir fethi kabir kararı ortaya çıkarabilecekken bu delilin bilinçli olarak toplanmadığını ispat etmeyi de amaçlıyor.

Tüm kamuoyunun Yumurtalık Davası’nın gerçek yüzünü bilmesini, halkın birçok kesimi için haksızlıklara karşı bir sembol haline gelen Güney’i iç rahatlığıyla savunabilmesini de amaçlıyor. Bugünden sonra da mahkeme kararı ne olursa olsun, bu olayla ilgili gerçekleri yaymaya devam edeceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Paylaşın

CHP’de İstifa Depremi

Gürsel Tekin, partisinin ideoloji, ilke veya düşünce ile oluşan yoldaşlık ruhu yerine ahbap – çavuş, eş, dost, akraba ilişkilerinin her düzeyde belirleyici olduğu bir yapı haline dönüştüğünü belirterek CHP’den istifa etti.

Haber Merkezi / Gürsel Tekin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa ettiğini duyurdu. Gürsel Tekin, konuya ilişkin yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Aziz milletime ve yol arkadaşlarıma, Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel ilkeleri tüzük ve programında yer almaktadır. Ne yazık ki geçen zamanda CHP çağdaş uygarlığı hedefleyen, Türkiye’de iktidar olma ve halka hizmet etme amacına sahip Atatürkçü ve sosyal demokrat bir parti kimliğinden uzaklaştırılmış, hiçbir objektif koşul, liyakat ve ehliyetin olmadığı, parti içi hemşericilik, gruplaşma, ekipleşme ilişkileri ile makam ve mevkilerin dağıtıldığı, partiye emek veren, partinin iktidar olması için çalışan insanların dışlandığı,

“Ahbap – çavuş, eş, dost, akraba ilişkileri…”

Türkiye’de iktidar mücadelesi yerine parti içi iktidar mücadelesinin yeğ tutulduğu, parti hukukunun ve partimiz emekçilerinin haklarının yok sayıldığı, Genel Merkezin kendi açıkladığı kural ve talimatlara bile uymadığı, parti hukukuna ve açıklamalarına güvenerek emek sarf eden insanların emeklerinin gasp edildiği, İdeoloji, ilke veya düşünce ile oluşan yoldaşlık ruhu yerine ahbap – çavuş, eş, dost, akraba ilişkilerinin her düzeyde belirleyici olduğu bir yapı haline dönüşmüştür.

Partinin her makamında görev alma onuruna erişmiş, her zaman sokakta, halkın içerisinde, Türkiye’de iktidar olmak için çalışmış benim için ortaya çıkan bu tablo acı ve üzüntü vericidir. Bu sebeple, Gençlik yıllarımdan beri hayatımı adadığım, ilkelerini kalbime mühürlediğim Cumhuriyet Halk Partisi’nden yine inandığım, uğruna yaşadığım ilkeler bunu emrettiği ve mevcut yapıda çalışma imkanım kalmadığı için büyük bir üzüntüyle istifa ediyorum. Uğruna hayatımı adadığım ilkeler için çalışmaya devam edeceğim. Kamuoyuna saygıyla duyururum.”

Paylaşın

Erdoğan: Artık Bambaşka Bir Türkiye Var

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son 10 yıldır her seçim dönemi öncesinde olduğu gibi 31 Mart seçimleri yaklaşırken milletimizi huzursuz edecek görüntüler ardı ardına gelmeye başladı. Terör saldırılarından eski Türkiye’den ödünç alınma provokatif çıkışlara kadar her türlü oyun devreye soruldu. Halbuki artık siyaseti, toplumu, ekonomisiyle bambaşka bir Türkiye var” dedi ve ekledi:

“Yüzlerine çarpılan gerçeğe rağmen mahalli idareler seçimlerini ülkemizi tökezletmenin aracı haline dönüştürme hayali kuranların inşallah yine heveslerini kursaklarında bırakacağız. Bu ülkenin rahmetli Menderes’le birlikte 1950’de başlayan demokrasi ve kalkınma yolculuğunu 1960 darbesiyle kesenlerin, hemen ardından yeniden toparlanan siyasi ve ekonomik düzeni 1971 darbesi ve 1980 darbesiyle sabote edenlerin, rahmetli Özal’ın büyük Türkiye hayalini 28 Şubat’ta kesenlerin, yeniden darbe ve kaos silahına sarılanların, bu milleti sırtından hançerleyenlerin devri artık kapanmıştır.”

Erdoğan konuşmasının devamında, “Türkiye artık hem siyasi hem ekonomik hem askeri olarak bambaşka bir ligin oyuncusudur. Bizim iktidarımızın ilk 10 yılı vesayetle mücadeleyle, ikinci 10 yılı ise terör ve milli irade hırsızlarına karşı verdiğimiz kavgayla geçti. Demokrasi ve kalkınma atılımlarını sürdürdük. 2023 hedeflerimizin Türkiye Yüzyılı şahlanışının altyapısını inşa etmeyi başardık. Artık etrafı kan ve ateş çemberiyle çevrili olduğu halde güven, huzur, istikrarla Türkiye Yüzyılı idealini hayata geçirmek için hedeflerine ilerleyen bir Türkiye var. Sıkıntılarımız elbette var. Bir kısmı küresel ve bölgesel krizin yansımaları bir kısmı da ayağımıza takılan çelmelerin bedelleridir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaklaşık 3 saat 15 dakika süren Kabine Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Deprem bölgesindeki çalışmalar kabine gündemimizin en önemli başlığıydı. Yaklaşan yerel seçimlere ilişkin hazırlıkları da gözden geçirdik. Güvenlik boyutu başta olmak üzere seçim sürecini değerlendirdik. Ülkemizi büyütme mücadelemizi sürdürüyoruz. Bölgemizde yaşanan savaşlar, çatışmalar ve saldırılar kesintisiz sürüyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin önemli bir kısmı ciddi siyasi istikrarsızlık ve buna bağlı sosyal gerilim tehditleriyle yüzleşiyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye hamdolsun hedeflerinde kararlılıkla ilerliyor. Turizmde 2023 senesi tarihimizin en iyi sezonu oldu. Turizm gelirimiz 54 milyar 315 milyon dolara yükseldi. Ziyaretçi sayısı 57 milyon kişiyi buldu. Turizmde tarihi başarıları muhalefetin ve faşist zihniyetin menfi karalamalarına rağmen elde ettik.

“Türk ekonomisine güvenin artmasından memnuniyet duyuyoruz”

İhracatta yakaladığımız ivmeyi Ocak ayında da sürdürdük. Ocak ihracatımız 20 milyar dolar oldu. Böylece tarihimizin en yüksek Ocak ayı ihracat tutarına ulaştık. Bugün Türkiye’de işsizlik oranı Aralık 2023’te bir önceki aya kıyasla 0.1 puan düşüşle yüze 8.8 geriledi. Uluslararası piyasalar ve piyasalar nezdinde Türk ekonomisine güvenin artmasından memnuniyet duyuyoruz. Risk primindeki düşüş devam ediyor.

Milli Uzay Programı kapsamında bir ilki gerçekleştirerek, insanlı uzay misyonunu başarıyla hayata geçirdik. Alper Gezeravcı görevini ve bilimsel deneyleri tamamlayarak ülkemize döndü ve biz de kendisini bugün kabul ettik. İkinci astronotumuz da önümüzdeki aylarda yeni deneyler yapmak üzere yörünge altı uçuş için uzaya göndereceğiz. Ülkemizin farklı alanlarda yaptığı her hamleyi değersizleştirmeyi maharet zannedenler maalesef burada da boş durmadı. Eser ve hizmetlere kulp takan, takoz koyan, engel çıkartan bu sığ anlayışı gördükçe üzülüyoruz. Türkiye’nin geçmişte kaybettiği hazine değerindeki yılların, kaçırdığı fırsatların sebebini bunlara baktıkça daha iyi anlıyoruz. Müzmin muhaliflere aldırmadan yolumuza devam ettik, edeceğiz.

Her biri ayrı emek ve başarı örneği olan çok sayıda savunma sanayi ürününü Deniz Kuvvetleri’ne teslim etmenin heyecanını yaşadık. Envantere aldığımız gemilerimizin, silah sistemlerimizin donanmamıza hayırlı olmasını diliyor, projelerde emeği geçenleri tebrik ediyorum. ABD’den F-16 talebinin olumlu sonuçlanmasından memnuniyet duyuyoruz. İnşallah Türk savunma sanayi bundan sonra daha hızlı yol alacaktır.

İran Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Reisi’yi 24 Ocak’ta Ankara’da misafir ettik. Pekçok konuyu etraflıca istişare ettik. Yaptırımlar nedeniyle bir süredir yavaşlayan ikili ticaretimizi 30 milyar dolar hedefine ulaştırmakta kararlıyız. Milli Güvenlik Kurulumuzun Ocak ayı toplantısında sınır ötesi operasyonlarımızı kapsamlı değerlendirmeye tabi tuttuk.

Türkiye uyguladığı terörü kaynağında yok etme stratejisiyle bölücü terör örgütünü dar bir alana hapsetmiştir. Bölücü örgütün ömrünü uzatan ana faktör kimi müttefiklerimiz ile Kuzey Irak’taki bazı yapıların teröre verdiği destektir. Yaz aylarında Pençe Harekat Bölgesindeki tahkimatımızı önemli ölçüde tamamlamış olacağız, daha etkin tedbirleri alma imkanına kavuşacağız. Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygılıdır. Iraklı kardeşlerimizden haklı beklentimiz Irak topraklarının ülkemize yönelik terör eylemlerinde bir üs olarak kullanılmasına izin vermemeleridir.

“Türkiye güney sınırlarında bir teröristan kurulmasına müsaade etmeyecektir”

Dışişleri Bakanımız, MİT Başkanımız ve Milli Savunma Bakanımız bu konudaki hassasiyetimizi Irak makamlarına iletti. 40 yıldır sürdürdüğümüz bölücü terör örgütüyle mücadelede çok daha etkin tedbirleri alma imkanına kavuşacağız. Irak’la Kalkınma Yolu Projesi için de bu önemlidir. Türkiye güney sınırlarında bir teröristan kurulmasına müsaade etmeyecektir. Terör örgütü mensuplarını nerede bulursak orada kafalarını ezmeyi, altyapıları imha etmeyi sürdüreceğiz. Evlatlarımıza sınırlarımızın dışında da terörün olmadığı, barışın hüküm sürdüğü bölge bırakacağız.

Siyaset kulvarında partimizin ve Cumhur İttifakımızın adaylarının tanıtımını yaptık. 31 Mart seçim beyannamesini kamuoyumuzun takdirine sunduk. İzmir’de şehir hastanemizi ve bağlantı yollarını hizmete açtık. Gayrettepe-Kağıthane hattını 29 Ocak’ta hizmete aldık. İstanbul Havalimanı ile Gayrettepe arasında kesintisiz metro ulaşımını sağladık. İstanbul’da tamamlanan raylı sistem uzunluğu 338,5 kilometreye çıkmıştır. Şu an toplam uzunluğu 52,7 kilometre olan 4 metro hattının inşası sürüyor. Ulaştıran İstanbul parolasıyla şehrimizin trafik çilesini bitirecek adımları atmaya devam ediyoruz. 4 ayrı proje kapsamında 34 kilometrenin üzerindeki uzunluğa ve 18 istasyona sahip raylı sistemi şehrimize kazandıracağız.

Yaklaşık 10 yıllık çabanın neticesinde hayata geçirdiğimiz Diyanet Akademisi’nin ilk mezunlarını 1 Şubat’ta külliyemizde ağırladık. 4 bin 537 aday din görevlimize görev yerlerinde Rabbimden muvafakiyetler diliyorum. Diyanet camiamız Asım’ın Nesli’nin yetiştirilmesinde önemli sorumluluklar üstleniyor. Çocuklarımızın, gençlerimizin ruh, beden, gönül sağlığına yönelik tehditlerin arttığı günümüzde hademe-i hayrat olan din görevlilerimizden daha fazla gayret bekliyoruz.

İtalya Başbakanı sayın Meloni’yi kabul ederek AB tam üyelik sürecimiz, savunma sanayi alanında işbirliği, ticaret ve yatırım konularını ele aldık. Nijer Başbakanı ve heyetinin ülkemizi ziyareti Afrika ile ilişkilerimizi tekrar gözden geçirmemize vesile oldu. Afrikalı kardeşlerimizle işbirliğini her alanda güçlendirmeye devam edeceğiz.

Kahramanmaraş depremleri 11 ilimizi ve 14 milyon insanımızı doğrudan etkiledi. Depremlerde kaybettiğimiz 53 binin üzerindeki şehitlerimizi rahmetle yadediyorum. Depremin 1. yıldönümünde hem inşası tamamlanan konutların teslimatını yapmak, depremzedelerimizin acısına ortak olmak üzere bölgedeydik. Depremden zarar gören tüm il, ilçe ve köylerimizde yeniden inşa çalışmaları kesintisiz sürüyor.

Depremzede kardeşlerimizi en kısa sürede güvenli, huzurlu, dayanıklı yuvalarına kavuşturmak için gece gündüz koşturuyoruz. 5 ilde kuralarını çekerek hak sahiplerini teslim ettiğimiz konut ve köy evi sayısı 31 binin üzerindedir. 2 ay içerisinde 75 bin konutun teslimini gerçekleştireceğiz. Her ay 15-20 bin civarında konut ve köy evini hak sahipleriyle buluşturacağız. Böylece inşaatları bitirme sözümüzü önemli ölçüde yerine getirmiş olacağız. Yıl sonuna kadar hedefimiz 200 bin evi vatandaşlarımıza teslim etmektir. Ardından bu sayıyı süratle 390 bine ulaştıracağız.

Devlet olarak deprem bölgesinde sadece konut ve ev inşa etmiyoruz. Şehirlerimizin depremde tahrip olan ana meydanlarını, caddelerini, altyapı ve üstyapı çalışmalarını da biz yapıyoruz. Deprem bölgesinde istihdamı, üretimi canlandıracak, şehirlerimizin ekonomisine güç katacak projeleri devreye alıyoruz. İskan ve İstihdam temasıyla yürüttüğümüz deprem bölgesi şehirlerimizi savunma sanayi merkezi haline getireceğimiz bölgelerdir. Deprem şehirlerimizi altyapısı, üstyapısı, üretim, ticaret, sanayisiyle tamamen ayağa kaldırana kadar var gücümüzle çalışacağız. Daha önce verdiğimiz sözlerin de takipçisiyiz. 14-28 Mayıs seçim döneminde Aile ve Gençlik Fonu ile ilgili mevzuat çalışmaları tamamladı.

Deprem bölgesinde faaliyete geçireceğimiz başvuruları 15 Şubat’tan itibaren başlıyoruz. Kim ne derse desin biz büyük bir devlet ve asil bir milletiz. Bu topraklardaki 1000 yıllık tarihimiz boyunca zorluk, badire ve saldırı ve imtihanların üstesinden geldik. İnşallah yine başaracağız. Asrın birlikteliği ile asrın felaketinin yaralarını süratle saracağız. Felaket telalları ve bozgunculara prim vermemenizi özellikle rica ediyorum. Depremzede kardeşlerimizden gönülleri ferah tutmalarını bekliyorum. Rabbim ülke ve milletimizi her türlü afet, kaza, bela, saldırıdan muhafaza eylesin diliyorum.

“Her türlü oyun devreye soruldu”

Bilhassa son 10 yıldır her seçim dönemi öncesinde olduğu gibi 31 Mart seçimleri yaklaşırken milletimizi huzursuz edecek görüntüler ardı ardına gelmeye başladı. Terör saldırılarından eski Türkiye’den ödünç alınma provokatif çıkışlara kadar her türlü oyun devreye soruldu.

Halbuki artık siyaseti, toplumu, ekonomisiyle bambaşka bir Türkiye var. Yüzlerine çarpılan gerçeğe rağmen mahalli idareler seçimlerini ülkemizi tökezletmenin aracı haline dönüştürme hayali kuranların inşallah yine heveslerini kursaklarında bırakacağız. Bu ülkenin rahmetli Menderes’le birlikte 1950’de başlayan demokrasi ve kalkınma yolculuğunu 1960 darbesiyle kesenlerin, hemen ardından yeniden toparlanan siyasi ve ekonomik düzeni 1971 darbesi ve 1980 darbesiyle sabote edenlerin, rahmetli Özal’ın büyük Türkiye hayalini 28 Şubat’ta kesenlerin, yeniden darbe ve kaos silahına sarılanların, bu milleti sırtından hançerleyenlerin devri artık kapanmıştır.

Türkiye artık hem siyasi hem ekonomik hem askeri olarak bambaşka bir ligin oyuncusudur. Bizim iktidarımızın ilk 10 yılı vesayetle mücadeleyle, ikinci 10 yılı ise terör ve milli irade hırsızlarına karşı verdiğimiz kavgayla geçti. Demokrasi ve kalkınma atılımlarını sürdürdük. 2023 hedeflerimizin Türkiye Yüzyılı şahlanışının altyapısını inşa etmeyi başardık. Artık etrafı kan ve ateş çemberiyle çevrili olduğu halde güven, huzur, istikrarla Türkiye Yüzyılı idealini hayata geçirmek için hedeflerine ilerleyen bir Türkiye var.

Sıkıntılarımız elbette var. Bir kısmı küresel ve bölgesel krizin yansımaları bir kısmı da ayağımıza takılan çelmelerin bedelleridir. Dünyada Gezi olaylarıyla başlayıp 17-25 Aralık emniyet yargı darbe girişimiyle süren, PKK terörünün şehirlerimizi hedef alması, DEAŞ’ın sınırlarımızı hedef almasıyla yükselen 15 Temmuz darbesiyle zirveye ulaşan, ekonomimizi mahvetme tehditleriyle genişleyen, Kovid-19 ve Rusya Ukrayna savaşıyla beslenen, 6 Şubat depremleriyle felakete maruz kalan, böylesine büyük sıkıntılara düçar olup da hala hedeflerinden kopmayan, programlarını uygulayabilen bir başka ülke örneği var mıdır? Önümüzdeki dönemde ekonomi programımızın müspet yansımalarını, enflasyon başta olmak üzere diğer alanlarda net bir şekilde göreceğiz

Biz bu salgını en az hasarla atlatan toplum olduk. Sınırlarına dayanan masum göçmenlere tahammül edemeyip, siyasi ve sosyal bunalıma giren ülkeler görmedik mi? Biz teröristlerin başlarını inlerinde ezdik. Korku ve endişe içinde oradan oraya savrulan görmedik mi? Biz savaş çığırtkanlığı yapmak yerine barış çabalarına sarılmayı seçtik. Biz mazlumun ve masumun yanındaki duruşumuzu hiç bozmadık. Kendi adımıza buradan almamız gereken mesaj; Türkiye yaşadığı onca sıkıntıya, zor imtihana rağmen hamdolsun sıkıntıların hepsinin üstesinden gelecek programa, imkana ve kudrete sahip ülkedir.

“Cumhuriyetimizi ikinci asrında hak ettiği yere çıkartacağız”

Milletimizle el ele vererek çözemeyeceğimiz hiçbir mesele olmadığı inancıyla mücadele bayrağını bir an bile yere düşürmeden yolumuza devam ettik, devam edeceğiz. İnancımızda karamsarlık ve umutsuzluk haşa küfre eşdeğer sayılmıştır. 21 yılda Türkiye’yi asırlık eksiklerini telafi ederek nasıl 3-5 kat, kimi alanlarda 10-20 kat büyüttüysek inşallah Türkiye Yüzyılı’nın aydınlığa da 85 milyona hep birlikte ulaşacağız. Türkiye milli mücadelenin bizatihi kendisiyle nice hesapları bozmuş, Cumhuriyetimizle binlerce yıllık geleneğin son devletini kurmuştur. Bugün de inşallah önümüzdeki sorunları çözerek Cumhuriyetimizi ikinci asrında hak ettiği yere çıkartacağız.

Bu akşam BAE Devlet Başkanının daveti üzerine dünya hükümetler zirvesine katılmak üzere Dubai’ye hareket ediyoruz. Onur konuğu olarak davet edildiğimiz zirvede ikili temaslar, devlet ve hükümet başkanlarıyla görüşmeler gerçekleştireceğiz. Mısır Cumhurbaşkanı sayın Sisi’nin davetine icabetle Kahire’ye geçeceğiz. Sayın Sisi ile ekonomi, ticaret, turizm, enerji ve savunma gibi pek çok konuyu istişare edeceğiz.

Gündemimizin ilk sırasında Gazze’ye yönelik artan saldırılar olacaktır. Netanyahu ve hükümeti her gün yeni bir kırmızı çizgiyi aşıyor. Bu sabah Gazze’nin kuzeyinden zorla çıkarılan 1,5 milyon Gazzelinin sığındığı Refah’a saldırdılar. Bu saldırılarda 100’den fazla Gazzeli kardeşimiz şehit oldu. İsrail’in bu pervasızlığının sebebi Batılı güçlerin tavşana kaç, tazıya tut diyen ikiyüzlü politikasıdır. Sahne önünde İsrail’e itidal çağrısı yaparken Netanyahu’nun katliamına göz yumuyorlar. İslam dünyasının da maalesef katliamların önüne geçme noktasında yetersiz kaldığını görüyoruz. Emirlikler ve Mısır’da gerçekleştireceğimiz görüşmelerde Gazzeli kardeşlerimiz için daha başka neler yapabiliriz? İnşallah buna bakacağız.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den “Parlamenter Sistem” Çıkışı

Partisinin Denizli aday tanıtım programında konuşan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “İstanbul ve Ankara’nın alınması 2023’te bu ucube sistemin değiştirilmesine yönelik önemli bir umuttu ama olmadı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Önce yerel seçimlerde daha sonra da 2028’de, bu ucube sistemi değiştirmek kaydıyla yol yürüyeceğimizi ilan ediyoruz. Allah’ın izni ve sizlerin teveccühü ile seçimi alacağımıza inanıyorum. Sonra da çok hızlı bir şekilde parlamenter demokrasiye geçiş sağlanacak.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Denizli aday tanıtım toplantısında konuştu. “Çok zorlu bir yolculuğu, çoban ateşini Denizli’den başlattık” diyerek sözlerine başlayan İYİ Parti Lideri Akşener, konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:

“Buradaki dava arkadaşlarımın gayreti ile yürüdük. Sanki dün gibi, bugün yine buradayız. İki genel, bir yerel seçim geçirmişiz; ikinci yerel seçimde yine buradayız. İyi ki ‘Yürü abla, kardeş, anne demişsiniz. Türkiye’ye bir nefes olma yolundayız.

Eskiden siyasetçi parmağını seçmene sallayamazdı. Birinin oyu ve diğerinin oyu eşitti. Her oy bir vebaldi. Şimdi bu Türkiye terk etti. Siyasetçi, lord haline geldi, seçmenin siyasetçi karşısında hazır ol da durmasına döndük.

Seçmen istismar edildi, ayrım gözetildi. Ama biz milletin sesine kulak vermek zorunda olduğumuz konusunda yola çıktık. İyi, kötü başarılı olduk. Sayemizde emekli maaşlarına dikkat çekilmişse, vatandaşın, seçmenin sesi olma görevimizdendir.

İktidar hizmet etmekle, muhalefet ise vatandaşın avukatı olmakla görevlidir. Birbirlerini gagalaya gagalaya bunu unutuyorlar. Biz esnaf esnaf gezerek, kadının, sanayicinin, öğrenmenin, emeklinin var olduğunu kayda aldırdık ve seçmenin sesini meclise getirdik. Sonuç olarak iktidarın gözünü onlara çevirdik. Çok başarılı olduk mu? Tam değil.

Bizim fikirlerimiz vatandaştan yana! Mesela, en düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olmalıdır. Kimsenin elini sıkmayan hür ve müstakil adayları ile İYİ Parti var. 2028 yılında genel seçimlerde; iyi belediyeciliği görerek bunlar çalmıyor, yandaş kayırmıyor diyerek İYİ Parti’yi iktidar edeceksiniz.”

“Meselemiz bu sistemin değişmesidir”

Bir partilinin “Parlamenter sisteme dönecek miyiz?” sorusuna Akşener, “Hukukun, adaletin, demokrasinin, ekonominin oluşması için bir adam sisteminden, tek adamın iki dudağı arasına sıkıştırılmış bu siyasetten Türkiye’yi çıkarmamız lazım. Burada kimse düşmanımız değildir.

Bu sistemin başına şurada oturan arkadaşların hangisini koysak, namuslarına, şereflerine, dürüstlüklerine ben kefilim ama bir sene sonra hepsi kafayı yer. Her şeyi tek bir kişinin kararına bıraktığınızda oradan karar çıkmaz. Orada çok daha fazla yanlış olur. Meselemiz Sayın Erdoğan’ın gitmesi, yerine bir başkasının gelmesi değil, bu sistemin değişmesidir” şeklinde cevap verdi.

İYİ Parti Lideri Akşener, konuşmasının ardından başta Denizli Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak üzere ilçe belediye başkan adaylarını tanıttı. İYİ Parti Denizli adayları:

Denizli Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yasin Öztürk
Merkezefendi Belediye Başkan Adayı Fatih Coşkun
Çivril Belediye Başkan Adayı İsmail Çorbacıoğlu
Babadağ Belediye Başkan Adayı Ali Atlı

Pamukkale Belediye Başkan Adayı Türkay Berberoğlu
Honaz Belediye Başkan Adayı Osman Çaybaşı
Sarayköy Belediye Başkan Adayı Ahmet Çelikak
Acıpayam Belediye Başkan Adayı Mahir Altu

Tavas Belediye Başkan Adayı Emin Barıner
Serinhisar Belediye Başkan Adayı Şükrü Averi
Bozkurt Belediye Başkan Adayı Zafer Kocaman
Buldan Belediye Başkan Adayı Mustafa Gülbay

Çameli Belediye Başkan Adayı Sezai Turhan
Beyağaç Belediye Başkan Adayı Seyhan Demirel
Baklan Belediye Başkan Adayı Celal Tuğji
Güney Belediye Başkan Adayı Alaattin Gümüş

Çardak Belediye Başkan Adayı Mehmet Çakmak
Bekilli Belediye Başkan Adayı Kemal Karaman

Paylaşın

DEM Parti’nin Diyarbakır Eş Başkan Adayları Gözaltına Alındı

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlerde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan adayları Serra Bucak Küçük ve Doğan Hatun gözaltına alındı.

DEM Parti’nin adayları Serra Bucak Küçük ile Doğan Hatun, 24 Ocak’ta yapılan önseçim sonrasında aday gösterilmişti.

DEM Parti’nin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan adayı Doğan Hatun, sosyal medya hesabından il ve ilçe belediye eş başkan adayları olarak gözaltına alındıklarını duyurdu.

Hatun, “Şu an Amed Büyükşehir ve ilçe belediye eş başkanları olarak Koşuyolu köprüsünde gözaltına alınıyoruz” ifadelerini kullandı.

Doğan Hatun kimdir?

Doğan Hatun, Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde doğdu. Maden mühendisliği eğitimi aldı. 2016-2023 yılları arasında Maden Mühendisleri Odası eş başkanlığı görevini yürüttü.

Bu süreçte, Diyarbakır’daki karayolları arazisindeki yeşil alanın yapılaşmaya açılması ile ilgili yaptığı basın açıklaması nedeniyle TCK 301 maddesi uyarınca 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandı. Ancak, Hatun bu dava sonucunda beraat etti.

Hatun, aynı zamanda 2018-2022 yılları arasında TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Sekreterliği yaptı.

Emek ve Demokrasi Platformu dönem sözcülüğü, Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu Kurulu üyeliği gibi çeşitli sivil toplum örgütlerinde de aktif rol aldı.

Ayşe Serra Bucak kimdir?

1976 yılında Diyarbakır’da dünyaya gelen ve aslen Siverek’li olan Ayşe Serra Bucak, hayatını çocuk ve kadın hakları alanında yapılan çalışmalara adamış deneyimli bir sosyal çalışmacıdır.

İstanbul Cağaloğlu Anadolu Lisesi mezunu olan Bucak, Almanya’nın Köln Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı ile Pedagoji bölümlerinden mezun oldu.

Bucak, 2006-2011 yılları arasında Bağlar Belediyesi Eğitim Destek Evi koordinatörlüğü yaparak sosyal alanda ilk adımlarını attı. 2014-2016 yılları arasında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkan danışmanlığı ve meclis üyeliği görevlerinde bulundu.

2016-2022 yılları arasında çocuk ve kadın hakları konularında Sosyal Çalışmacı olarak aktif görev aldı. Ayrıca, ÇocukÇa Derneği ve ZimZim Kreş kurucularından biri olan Ayşe Serra Bucak, DEM Parti Diyarbakır il yönetiminde rol aldı.

Demokratik Toplum Partisi’nden (DEM Parti) büyükşehir belediye eş başkan adayı olarak seçimlere katılacak olan Bucak, Diyarbakır’da kadınların güçlenmesi ve toplumsal sorunların çözümüne yönelik çalışmalarına devam etmektedir.

Paylaşın

DEM Parti’nin Usulsüz Seçmen İtirazları ‘İki Gerekçe’ İle Reddedildi

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kala, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) seçmen taşımaya ilişkin neredeyse tüm itirazları reddedildi.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; DEM Parti’nin hazırladığı rapora göre toplam 32 yerde 54 bin 60 usulsüz seçmen kaydına itiraz edildi. Bunlardan sadece 222’si ilçe seçim kurullarında kabul edildi.

İtiraz edilen seçmenlerin tamamının güvenlik görevlisi olduğuna dikkat çeken DEM Parti yetkilileri, itirazlarının reddedilmesine ilişkin kendilerine iki gerekçe sunulduğunu açıkladı. Taşıma yapılan kişilerle ilgili bu gerekçeler, “seçimlerin huzurlu ve güvenli bir ortamda geçmesi için görevlendirilme” ve “tatbikat, operasyon faaliyetlerine takviye olarak görevlendirilme” şeklinde açıklandı.

Bir yerde görevlendirilen kişilerin o yerde oy kullanmasının yerel seçim mantığına aykırı olduğunu belirten DEM Parti yetkilileri, bu durumun hukuka aykırı olduğuna dikkat çekti.

DEM Parti’nin raporunda seçmen taşınan bazı kentlere dair şu verilere yer verildi:

“Iğdır merkez: 2019 yerel seçimlerinde Iğdır Merkez Belediyesini HDP bin 514 oy farkla kazanmıştı. Iğdır Merkez’de en az 4 bin 361 şüpheli seçmen kaydı var.

Siirt merkez: 2019 yerel seçimlerinde Siirt Belediyesini HDP bin 616 oy farkla kazanmıştır. Siirt Merkez’de en az 6 bin 819 seçmen kaydı şüphelidir.

Şırnak merkez: 2019 yerel seçimlerinde AK Parti belediyeyi 8 bin 524 oy farkla kazanmıştı. Şırnak merkezden giden Şırnaklı olmayan seçmen sayısı 2 bin 429 iken merkeze gelen Şırnaklı olmayan seçmen sayısı 8 bin 710’dur. 2023 Mayıs seçimlerinde yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı 840 seçmen 2024 yerel seçimlerinde oy kullanabilecek şekilde Şırnak Merkez’e kaydedilmiştir.

Hakkari Çukurca: 2019 yerel seçimlerinde AKP belediyeyi bin 94 oy farkla kazanmıştı. Yığılan kollukla toplam 13 bin 878 seçmeni olan Çukurca’nın 3 mahalleden oluşan ilçe merkezinin seçmen sayısı 8 bin 682’dir ve bunun yalnızca 2 bin 865’i Hakkarilidir.

2023 Mayıs Seçimlerinde yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı bin 594 seçmen 2024 yerel seçimlerinde oy kullanabilecek şekilde Çukurca’ya kaydedilmiştir.

Hakkari Şemdinli: 2019 yerel seçimlerinde AKP belediyeyi 154 oy farkla kazanmıştı. 2023 Mayıs Seçimlerinde yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı 892 seçmen 2024 yerel seçimlerinde oy kullanabilecek şekilde Şemdinli’ye kaydedilmiştir.

Kars merkez: 2019 yerel seçimlerinde HDP belediyeyi bin 238 oy farkla kazanmıştı. 6 ay içinde Kars Merkezden giden Karslı olmayan seçmen sayısı bin 534 iken merkeze gelen seçmen sayısı 3 bin 264’tür. 2023 Mayıs Seçimlerinde yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı 920 seçmen 2024 yerel seçimlerinde oy kullanabilecek şekilde Kars Merkeze kaydedilmiştir.

Ağrı merkez: Ağrı Merkez’de 2 mahallede 4 ayrı adreste toplam 4 bin 425 seçmen kaydı şüphelidir. 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri referans alınarak hazırlanan yerel seçim taslağımıza göre Ağrı Merkezde AKP ile HDP arasındaki oy farkı 7 bin 258 HDP lehinedir ancak 2019 yerel seçimlerinde de belediyeyi 8 bin 559 farkla AKP kazanmıştı.

Geçici süreyle Ağrı’ya görevli gelen toplam en az 4 bin 425 asker ve polis, Ağrılılar yerine belediye başkanı seçecek. Burada dikkat çeken bir diğer husus ise Doğubayazıt’tan Ağrı Merkeze açıkça yığma olduğu.

Muş Malazgirt: 2019 yerel seçimlerinde AKP Malazgirt Belediyesini 3 oyla kazanmıştı ve bütün itirazlar reddedilmişti. AKP 2019’da 3 oyla kazandığı Malazgirt’te özellikle Bulanık ve köylerinden seçmen kaydırmış 6 ay önce seçmen bulunmayan adreslere toplam 569 kolluk görevlisi kaydetmiştir.”

Paylaşın

İktidar Ve Muhalefetin “İstanbul” Hesabı

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kala, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçiminde yarışacak adaylar büyük ölçüde belli oldu.

CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu ile AK Parti ile MHP’nin ortak adayı Murat Kurum’un favori olduğu yarışta Yeniden Refah Partisi Mehmet Altınöz ile DEM Parti de Meral Danış Beştaş ile sahada olacak.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Araştırmacılar ortaya çıkan tabloyu yorumlamak için erken olduğunu, kampanya sürecinin de izlenmesi gerektiğini söylüyor. Ancak muhalefet cephesinde hem Yeniden Refah Partisi hem de DEM Parti’nin aday çıkarması olumlu değerlendiriliyor.

İmamoğlu’nun DEM Parti seçmeninden kaybedeceği oyla Kurum’un Yeniden Refah Partisi seçmeninden kaybedeceği oyun son araştırmalarda başa baş görünen İmamoğlu ile Kurum’u yine eşitleyeceği hesapları yapılıyor.

İYİ Parti adayının ise bu yarışa çok fazla etki etmeyeceği değerlendiriliyor. İktidar cephesinde ise hesaplar farklı. Yeniden Refah Partisi’nin genel seçimde İstanbul’da aldığı yüzde 3 oyu aday çıkararak AK Parti’nin rakibine dönüştüğü için alamayacağı, muhafazakar seçmenin Yeniden Refah’ın kaybettirecek rolünü asla kabul etmeyeceği savunuluyor.

Öyle ki Yeniden Refah adayının yüzde 1 oy alamayacağı söyleniyor. AK Parti’lilere göre İYİ Parti’den CHP adayına gelmeyecek oyla Yeniden Refah’tan AK Parti’ye gelmeyecek oy aynı aynı olacak. İktidara göre İstanbul seçiminde sonucu DEM Parti adayının alacağı oy belirleyecek.

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan: 100 Yıldır İnkar Ettiniz De Neyi Çözdünüz?

Partisinin Antep il başkanlığının olağanüstü kongresinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Birlikte yaşamak dışında şansımız var mı? Bizim gidecek başka evimiz yok, bu topraklar bizim. Bin yıllardır bu topraklarda birlikte kardeşçe yaşıyoruz, bin yıllarca yine yaşayacağız. Bu yok sayan, reddeden yönetimler bir gün gidecek. Hiçbir şey sonsuz değil, hiçbir zulüm daim değil” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir gün mutlaka Türkler, “Yahu Kürt kardeşlerimiz bizim dilimizi konuşmuyor, Alevi yurttaşlarımız ve gayri Müslimler bizim gibi ibadet etmiyor” diyecekler. Bir gün mutlaka Kürt ve Türk gençlerinin ölmesine yol açan bu anlayışı kesinlikle yerle bir edecekler, lanet okuyacaklar. Yeniden sesleniyorum; 2 değil, 2 değil 25-30 milyon Kürt yaşıyor burada ne yapacaksınız? 100 yıldır bastırdın, cezaevlerine attın, açlıkla imtihan ettin, dilini inkar ettin, neyi çözdün? Devletin politikası tutsaydı bu salon dolar mıydı? Dün Akdeniz’deki halk buluşmasına on binler gelir miydi? Demek ki devlet aklı bir yerde yanlış yapıyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Antep il başkanlığının olağanüstü kongresinde konuştu. Bakırhan, konuşmasında şunları söyledi:

“Çok kötü bir dönemde yaşıyoruz. Dünyada açlığın ve yoksulluğun kol gezdiği, insanların geçinemediği, başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok yerinde savaşların ve çatışmaların sürdüğü çok kötü bir dönemi yaşıyoruz. Filistin’de ciddi bir katliam ve soykırım yapıldı. Filistin halkı ciddi bir baskı ve zulüm politikası ile karşı karşıya. Buradan Dilok’tan dayanışma duygularımızı gönderiyoruz. Yine Rojava’da hegemonik ve emperyalist güçler halkların kendi kaderini tayin etmesinin önünde ciddi bir engel olarak duruyorlar.

Dünyada adaletin hakim kılınması için, dünyanın hangi köşesinde olursa olsun tek bir çocuğun ve annenin yoksul yaşamaması için dünyanın ezilenleri, ötekileri olarak üzerimize ciddi bir sorumluluk düşüyor. Filistin halkıyla da Rojava ile de dayanışacağız. İran’da her gün Kürt olduğu için, insanca yaşamak istediği için idam sehpasına gönderilen Kürtler ile dayanışmak zorundayız. Yoksa dünya daha da kötücül bir yer haline gelmektedir. Zalim, hastalıklı, ırkçı, faşist kafalar dünyanın birçok yerinde iktidarlarını devam ettirmek için savaşa, ırkçılığa ve milliyetçiliğe sarıldı.

İyi bir şekilde yaşamamız gereken bu dünyayı, savaş ve çatışmalara sürüklüyorlar. Ortadoğu da bu savaş ve çatışmaların merkezini teşkil ediyor. Bizler kendi iktidarlarını düşünenlere, dünya halklarını, yoksul ve emekçileri yok sayanlara, halka savaş ve çatışma getirenlere itiraz ediyoruz. Dünya halklarını yok sayan bu sistemlere, savaş ve çatışma isteyen bu iktidarlara karşı her zaman birlikte olacağız ve direneceğiz. Adil bir dünya yaratana kadar da mücadelemizi devam ettireceğiz.

Türkiye de aslında bu hegemonik dünya güçlerinden farklı bir konumda değil. Açlığın, yoksulluğun ve işsizliğin tavan yaptığı; insanların geçinemediği için intihar ettiği, komşusu ve ailesiyle kavgalı olduğu bir ülke Libya’da, Güney Kürdistan’da, Rojava’da, Suriye’de ne geziyor sorusunu bir kez daha buradan yinelemek istiyorum. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey başka ülkelere asker göndermek değildir; ihtiyacı olan şey kendi ülkesindeki demokrasiyi büyüterek Ortadoğu’daki bu çatışma ve savaşlara iyi bir örnek ve model olmaktır.

Savaşla, çatışmayla model olunmayacağını en iyi Antepliler biliyor. Bakın Suriye savaşına, eğer Türkiye dahil olmasaydı, bugün Suriye’de yaşayan yüz binlerce insan Antep’e göç etmeyecekti. Suriye’de barışın yanında olsaydık, Kürtler demokratik haklarını elde etsin deseydik; bugün Antep’te nüfus bu kadar yoğun olmayacaktı, Suriyeli kardeşlerimiz göç etmek zorunda kalmayacaktı. Dolayısıyla hangi partiden olursak olalım Türkiye’nin Ortadoğu’daki bu savaş ve çatışmalara hizmet eden siyasetine itiraz etmeliyiz. Sadece bizler Türkiye Rojava’yı neden bombalıyor dememeliyiz.

Saadet Partili, Yeniden Refah Partili, Cumhuriyet Halk Partili ve diğer siyasi partililer de bunu demelidir. Bizler bu savaş politikalarını izlediğimiz müddetçe, daha çok göçmen almak, daha çok mülteci almak, daha çok işsizleşmek, mutfağımızdan ve yediğimiz ekmekten daha fazla kısmak zorunda kalacağız. Çünkü bu ülkeyi yönetenler “Biz açız” dediğimizde, “Bir merminin fiyatı kaç?” diye soruyorlar. Bizler de Türkiye halkları olarak, onlara merminin fiyatını bilmediğimizi ama bu ülkenin mermi ihraç etmeye ihtiyacı olmadığını haykırmalıyız.

Bu zalim yönetimleri, bu savaş sevdalılarını durdurmak mümkündür. Eminim bir barış mücadelesiyle bu savaş politikaları boşa çıkarılacaktır. Biz HEP’ten günümüze bütün partilerimizle, sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde barıştan, mazlumdan, ezilenden yana olduk. Yine Filistin halkıyla, Rojava halkıyla, İran’da yaşayan halklarla, Ukrayna halkıyla, dünyanın başka yerlerinde yok sayılan ve ezilen halklarla birlikte olacağız, onların barış ve özgürlük mücadelesini destekleyeceğiz.

“740 bin üniversiteli genç neden kaydını dondurdu?”

Saray medyasını izlediğinizde güllük gülistanlık içerisinde yaşadığınızı sanırsınız. O TV kanallarındaki yorumculara ve hükümetin temsilcilerinin yaptığı konuşmalara bakılırsa durumumuz çok iyi. Ama sizlere soruyorum; gerçekten geçinebiliyor muyuz, gerçekten özgür müyüz, gerçekten düşüncelerimizi özgürce dile getirebiliyor muyuz? Dolayısıyla Saray’ın gündemiyle, Saray’ın kalemşörlerinin gündemleriyle Antep halkının, Türkiye halklarının gündemi aynı değildir. Saray’ın gündemi ile yoksul, siyasi iradesine kayyım atanan Kürt’ün gündemi aynı değildir.

Saray’ın gündemi ile 10 bin liralık maaşıyla geçinmeye çalışan emeklinin gündemi aynı değildir. 740 bin üniversite öğrencisi, geçinemediği için, ailesi harçlığını gönderemediği için üniversite kaydını dondurdu. Saray’a göre gençler mutlu, gençler Türkiye’de çok iyi yaşıyor. Saray’a sormak lazım; 740 bin üniversiteli genç neden kaydını dondurdu, niye okulu bıraktı, niye umutsuz bir şekilde sınırları ve okyanusları geçerek başka ülkelerde umut arıyor?

Evet, Saray’la gündemimiz aynı değil, AKP-MHP iktidarıyla gündemimiz aynı değil ama bize de büyük bir sorumluluk düşüyor. Biz ezilenler, dili yok sayılanlar, gençlerin umudunu çalan bu iktidara karşı eğer dayanışamazsak, eğer ortaklaşamazsak maalesef daha da yoksullaşacağız, daha da anti demokratik uygulamalarla karşı karşıya geleceğiz. Kayyımlar sadece Kürt belediyelerine değil; mahallerimize, evlerimize, dükkanlarımıza, STK’lara ve hatta siyasi partilere bile atanabilir. Yarın herhangi bir siyasi parti onların suyundan gitmediği zaman kayyım bile atayabilirler. Çünkü bunlar kayyımcı anlayışa sahipler. Türkiye’deki bu kayyımcı anlayışa karşı mücadelemizde güçlü itirazları yükseltmemiz gerekiyor.

Türkiye’nin bugüne kadarki en büyük ekonomik krizi yaşadığı bir dönemdeyiz. Antep sanayi kentidir diyorlar, Türkiye’deki en zengin gastronomiye sahip kent olduğunu söylüyorlar. Sanayi kenti ise niye yoksulsunuz? Hani Antep sanayi kentiydi? Niye gençleriniz işsiz, iş bulamıyor? Fıstığını üreten, baklavasını yapan, kebabını yapan emekçiler acaba rahatlıkla bu gastronomi ürünlerini tüketebiliyorlar mı? Hayır. Antep marka kentidir ama AKP’nin dediği biçimde bir marka değil.

IŞİD’in kol gezdiği, örgütlendiği, bütün saldırılarının örgütlendiği bir kent haline getirildi Antep. Antep, emekçilerin ve yoksulların artık 10-20-30 liraya çalıştırıldığı bir kent haline getirildi. IŞİD’in, yoksulluğun, intiharların, göçmen düşmanlığının yapıldığı bir kent haline getirildi. Antep Belediyesi Türkiye’nin en pahalı suyunu satıyor. Hani baraj yapıldığı zaman en ucuz suyu içecekti Antepliler? Demokrasi desen yok, iş desen yok, insanlar umutsuz geçinemiyor ama onlar Antep’in marka şehir olduğunu iddia ediyorlar. Marka yoksullukla, ret ve inkarla olmaz, demokrasi ile olur.

Kürt gençlerinin burada oynayacağı bir tiyatro oyunu vardı, “Kral û travas” diye bir oyun. Bugün Kürtçe tiyatro yaptıkları için Antep’te kendilerine İl Kültür Müdürlüğü için salon verilmedi. Kürt’ün tiyatrosunu, dilini yok sayan bu anlayışa marka kent diyebilir miyiz? Demokrasi kenti diyebilir miyiz? Bunlar sadece tiyatrolarımızı yasaklamıyorlar. Japonya’da yaklaşık 15 bin civarında daha çok Mahakanlı bir Kürt topluluğu var. Kürtler, Japonya’ya anadillerinde eğitim görmek istediklerini söylediler.

Japonya Milli Eğitim Müdürü de Kürt çocuklarının anadillerinde eğitim görmesi için onlara öğretmenler buldu, öğretmenlerin maaşlarını ödedi. Burada Kürt tiyatrosuna karşı çıkanlar, Ahmedê Xanî ve Celadet Bedirxan ismine karşı çıkanlar, Japonya ile kriz yaşadılar. Neymiş, Mahakanlı çocuklar Japonya’da niye Kürtçe konuşuyormuş! Yahu bu ülke sadece kendi sınırları içerisinde yaşayan Kürt’e düşman değil; Sibirya’da, Japonya’da, dünyanın neresinde olursa olsun Kürt lal olsun dilini konuşmasın, kendi iradesini seçmesin diyor.

Gerçekten bu ülkedeki diğer halklara soruyorum; Kürtlerin kendi dilini konuşmasının bu ülkeye ne zararı var? Malazgirt’te kapıya açan, Çanakkale’de canını veren, vergi ödeyen, askerliğini yapan, bu ülkenin en zor döneminde Türkiye halklarıyla birlikte olan ve Türkiye demokrasisinin savunuculuğunu yapan Kürtlerin dilini konuşmaması Saadet Partililer, Refah Partililer, DEVA Partililer, Gelecek Partiler, CHP’liler için de büyük bir ayıp değil mi? 21’inci yüzyılda bir ülkede 20 milyonun üzerinde yaşayan bir halk dilini konuşamıyorsa bu 86 milyonun ayıbıdır.

Bu ülkede kardeş olacağız, barış içerisinde yaşayacağız, birbirimizi kucaklayacağız; dışarıdan oynananlar karşısında yek vücut olacağız ama biraz vicdanlı olacağız. Antep’i ve Türkiye’yi yönetenlere Japonya’da Kürtçe konuşan Kürt çocuklarının diline neden müdahale ettiğini sormalıyız. Kürtçe tiyatronun yasaklanmasının sebeplerini Antep İl Kültür Müdürlüğüne sormalıyız.

“Sandıkta bizimle yarışamayanlar hayali seçmen taşıyor”

Bir seçim süreciyle karşı karşıyayız. Ülkeyi yönetenlerin seçimlerde yapmadıkları hile, yalan, dolan yok. Bizimle sandıkta yenişemeyenler kayyım atadılar. Kayyımlar iki dönemdir bütün belediyelerimizi talan etti. Kayyım demek yolsuzluk demektir. Kayyımların Kürt illerinde yaptığı usulsüzlükleri eğer yol etseydik inanın buradan Japonya’ya yol olurdu. Bu kayyımcı zihniyet artık bölgede kayyımların tutmadığını görünce ne yapıyor peki? Belediye kazanacağımız 32 yerde hayali, kaçak seçmen taşıyor. Siirt ve Ağrı’ya Siirt ve Ağrılı olmayan binlerce seçmen götürüyor.

Sözde sandık, demokratik irade için kuruluyor ama Siirt’te 2 bin oyla kazandığımız yere 8 bin Siirtli olmayan seçmen taşıyorlar. Neymiş? Siirt’e bir tabur getirmişler ve o tabur seçim güvenliğini sağlayacakmış. Ya vallahi en büyük güvenlik sorunu sizsiniz! En büyük demokrasi sorunu sizsiniz! Emin olun tek bir memurunuz, amiriniz olmasa bile Kürtler sandıklarda hile yapmaz, yalan yapmaz. Hangi siyasi partiye oy çıkmışsa onu usulüyle yazar. Böyle bir dünya var mı? Şimdi biz bu seçimlere demokratik mi oldu diyeceğiz.

Bu seçimlerle halkın demokratik iradesi sonuçlara yansıyacak diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Antep halkına bir çağrı yapmak istiyorum. Değerli Antepliler; onlar kaçak seçmen taşıyorsa, siz Kürt illerinde seçmen olan ama çeşitli sebeplerle kentinizde bulunan seçmenleri kendi olanaklarınızı kullanarak oy kullanmaları için göndereceksiniz ve seferber olacaksınız. Bir kaçak seçmene karşı iki tane helal seçmeni sandığına, kentine göndermek sizin boynunuzun borcudur.

Bize diyorlardı ki DEM Parti’nin adayları kırsaldan belirleniyor, başka yerlerden belirleniyor. Biz ne yaptık? Bugüne kadar dünyada hiçbir yerde olmayan bir sistem uyguladık. Amed, Batman, Siirt, Kars ve bütün Kürt illerinde adayları seçmeleri için halkın önüne sandıkları koyduk. Bizim adaylarımızı halk belirler ama AKP’nin adayları Saray koridorlarında belirleniyor. AKP’nin adayları tek kişi tarafından belirleniyor. Adayların halk tarafından belirlendiği dünyada eşi benzeri görülmemiş bu demokratik modeli hediye eden siz değerli halkımıza, partimize, çalışanlarımıza teşekkür ediyorum.

Partimiz sadece zulümle mücadele etmiyor; sadece adalet, kardeşlik, barış mücadelesi vermiyor, aynı zamanda merkeziyetçi, tekçi zihniyete karşı demokratik bir ders veriyor. Eş başkanlık sistemi demokratik bir derstir. Halk oylamasıyla adayları belirlemek demokratik bir derstir. Biz onlarla hem mücadele edeceğiz hem de onlara demokrasi dersi vereceğiz.

Antep’e 30 yıl önce de gelip gidiyordum. Gerçekten çok güzel bir kentti. Şimdi milyonlarca insanın yaşadığı, yeşil alanın olmadığı gri bir kent haline geldi. Ve bu gri kentle övünüyorlar. Siz Antep halkı bunu kabul etmemelisiniz. Antep’in kötü yönetildiğini en iyi siz bilirsiniz. Antepliler olarak bu talancı, bu demokrasi düşmanı, bu emekçi düşmanı yerel yönetimler anlayışını sandığa gömmelisiniz. Gücünüzü dayanışarak, işbirliği ve güç birliği yaparak ortaya koymalısınız. Tek tek kendi partimizde, kendi alanımızda mücadele ederek bu haksızlığı ve hukuksuzluğu durduramayız.

Antep halkının kent uzlaşısıyla; Kürt’ün, Arap’ın, emekçinin, yoksulun, Alevi’nin, kadının, gencin içerisinde yer aldığı bir dayanışmayla bu seçimlere girmesi gerekiyordu. Evet geç kalındı. Çünkü her siyasi partinin kendine göre kırmızı çizgisi vardı. Biz bu dönem kırmızı çizgileri ortadan kaldırdık. Sağcı, ırkçı, milliyetçi, halkları ve inançları yok sayan bu anlayışa karşı halkımıza dedik ki yerel demokrasiyi güçlendirmek için diğer siyasi partiler ve diğer kurumlarla ortaklaşarak adaylarınızı belirleyin.

Türkiye’nin birçok yerinde de partimiz kent uzlaşısı için elinden geleni ortaya koydu. Ancak maalesef muhalefetin de ortaklaşmaya, güç birliğine ne kadar kapalı olduğunu bir kez daha gördük. İtiraz edenler bir araya gelmeli, demokratik bir zeminde buluşmalı. Bu sistemi beğenmeyenler ortaklaşmalı. Türkiye’nin birçok yerinde kent uzlaşısıyla belirlediğimiz adaylarımızla birlikte seçimlere gireceğimizi belirtmek istiyorum.

Vakkas Dalkılıçların, Abdülsamet Sakıkların, Burhanettin Boluluların yoldaşları olan sizlerin mücadelesine 30 yıldır şahidim. Lütfen kendinize güvenin, umutlu olun, dik olun. Yürüttüğünüz demokrasi mücadelesinin ne kadar önemli olduğunun bilinciyle bir arada olun. Kazanırız kazanmayız demeyin. Partimizin belirlemiş olduğu adayların yanında kenetlenerek demokrasi düşmanlarına, kayyımcı zihniyete bu sandıklarda dersini verin.

Değerli siyasi parti temsilcileri, kurum temsilcileri bu çağrı da size: Kürt meselesi adil, eşitlikçi, bu ülke halklarının rıza gösterdiği ortak bir akılla çözülmediği müddetçe, bunlar ırkçılık, milliyetçilik, beka, vatan tamtamıyla her kötülüğü yapacak. En büyük kötülük nedir? Buraya gelmeden önce Antep Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu en büyük karar nedir baktım. Normalde Antep mülteci ve göçmen kentidir.

Mültecilerin entegrasyonu için, yoksul ve emekçilerin daha rahat ve huzurlu nefes aldıkları bir Antep için kararlar alınması gerekirken; Anteplilerin ucuz su içmeleri, rahat ulaşım sağlamaları için karar alması gerekirken; Antep Büyükşehir Belediyesinin belediye meclisinde aldığı en fazla sayıdaki karar imardır. İmar alanlarının yeniden yapılandırılması ve imarla ilgili konularda karar çıkarmışlar. İmar demek rant ve para demektir. Bir belediye meclisindeki kararların yüzde 70-80’i imarla ilgiliyse, bilin ki burada hizmet yoktur, adalet yoktur, huzur yoktur. Bunlar ülkeyi yönetemedikleri gibi bu kenti de yönetemiyorlar.

İşte Kürt meselesi çözülmediği sürece bu rantçılar, ihaleciler, kayyımcılar çocuklarımızın geleceğini çalmaya devam edecekler. Kürt meselesi nasıl çözülür? Belki siz de soruyorsunuz. Kürt meselesi bizim Türk’ten, Arap’tan, Azeri’den, Çerkes’ten farklı olan dilimizin, kültürümüzün ve politik tercihlerimizin yaşam bulmasıdır. Kürt meselesi Kürtlerle çözülür, bu ülkenin ortak aklıyla çözülür, bu ülkedeki bütün siyasi partilerin ve toplumsal örgütlerin katıldığı bir zeminde çözülür. Kimle çözülür?

Türkiye’nin rahat nefes aldığı iki yıl vardı, 2013-2015 arası Çözüm Süreciydi. Hatırlarsınız asker cenazeleri, silahlı gençlerin cenazeleri gelmiyordu. Türkiye ekonomisinin pik yaptığı, insanların geleceğe umutla baktığı, kamplaşmanın ve kutuplaşmanın olmadığı bir 2 yıl yaşadık. Sayın Öcalan dedi ki demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşayalım. Devlet aklı da buna ya inandı ya da işine geldiği için çözüm masası kurdu.

“100 yıldır inkar ettiniz de neyi çözdünüz?”

Şimdi birlikte yaşamak dışında şansımız var mı? Bizim gidecek başka evimiz yok, bu topraklar bizim. Bin yıllardır bu topraklarda birlikte kardeşçe yaşıyoruz, bin yıllarca yine yaşayacağız. Bu yok sayan, reddeden yönetimler bir gün gidecek. Hiçbir şey sonsuz değil, hiçbir zulüm daim değil. Bir gün mutlaka Türkler, “Yahu Kürt kardeşlerimiz bizim dilimizi konuşmuyor, Alevi yurttaşlarımız ve gayri Müslimler bizim gibi ibadet etmiyor” diyecekler.

Bir gün mutlaka Kürt ve Türk gençlerinin ölmesine yol açan bu anlayışı kesinlikle yerle bir edecekler, lanet okuyacaklar. Yeniden sesleniyorum; 2 değil, 2 değil 25-30 milyon Kürt yaşıyor burada ne yapacaksınız? 100 yıldır bastırdın, cezaevlerine attın, açlıkla imtihan ettin, dilini inkar ettin, neyi çözdün? Devletin politikası tutsaydı bu salon dolar mıydı? Dün Akdeniz’deki halk buluşmasına on binler gelir miydi? Demek ki devlet aklı bir yerde yanlış yapıyor.

Kürt meselesini çözmek istemeyenler bu ülkenin düşmanlarıdır. Kürt meselesini çözmeyenler asıl bölücülerdir. Kürt meselesini çözmeyenler, halkları karşı karşıya getiren ve düşmanlaştıran bir anlayışa sahiptirler. Cezaevlerinde açlık grevleri var. “Yahu kardeşim artık yeter. Aşımızdan ekmeğimizden bu savaşa giden paralar gitmesin. Kürt anasını görsün, dilini konuşsun, seçtiği iradesiyle kendini yönetsin” diyorlar. Niye yanaşmıyorlar, çünkü işlerine gelmiyor. Bu ülkenin geleceği için, gençler için, bu ülkedeki yoksullar emekçiler için, 86 milyon için, demokrasi için, demokratik cumhuriyet için iktidarı ve varsa devlet aklını Kürt sorununu demokratik yollarla çözmeye bir kez daha davet ediyorum.

Bir gün umarım hep birlikte Antep’te bu sorunları konuşmak yerine Türkiye’nin kalkınması ve barış içerisinde yaşaması için projelerimizi anlatırız. Umarım halklarımızı inkar eden anlayışı bu topraklara gömeriz, barışı, demokrasiyi ve özgürlükleri yeşertiriz.”

Paylaşın