Ankara Seçimi: Cumhur İttifakı’nın Mansur Yavaş Çaresizliği

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kala, Mansur Yavaş’ın Altındağ’da seçim bürosu açılışındaki katılım ve Yavaş’ın “belediye meclisinde çoğunluğu sağlayacak kadar oy verin, hizmetlerimiz engellenmesin” sözlerinin karşılık bulması Cumhur İttifakı’nı iyice telaşlandırmış gibi.

Tam bu noktada yeni taktiklerin devreye sokulması için AK Parti ve MHP’nin ana omurgasını oluşturduğu Cumhur İttifakı’nda siyasetin üst katlarının hareketlendiği bilgileri kulislere düşmeye başladı. Bu taktiklerden birisi var ki genel seçimlerde devreye sokulmuş ve sonuç da alınmış…

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in haberine göre; Ankara kulisleri hareketli. Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, anketlerde gücünü koruyor ve yükseliyor. Bunu CHP lideri Özel de hissediyor ve Etimesgut’taki konuşmasında “en yüksek oy” vurgusu yapıyor. Belli ki “Az laf çok iş” sloganı da çok yalın, net ve Yavaş’ı tam olarak anlatıyor.

Polatlı’da, Beypazarı’nda, Keçiören’de, Altındağ’da, Gölbaşı’nda Yavaş’ın önerileriyle kapsayıcı isimler CHP’den aday oldu. Mamak’tan da zaten AKP’lilerin pek umudu yok gibi…

Bu ortamda, Yavaş’ın Altındağ’da seçim bürosu açılışındaki katılım, “belediye meclisinde çoğunluğu sağlayacak kadar oy verin, hizmetlerimiz engellenmesin” sözlerinin karşılık bulması Cumhur İttifakı’nı iyice telaşlandırmış gibi. Tam bu noktada yeni taktiklerin devreye sokulması için Cumhur İttifakı’nda siyasetin üst katlarının hareketlendiği bilgileri kulislere düşmeye başladı. Bu taktiklerden birisi var ki genel seçimlerde devreye sokulmuş ve sonuç da alınmış…

Değerlendirme şu: “Mansur Yavaş’ın Cumhur İttifak unsurlarıyla zayıflatılamayacağı artık net. O zaman farklı bir aktör devreye alınmalı.”

Umut o ki, kendisini, “Atatürkçü, milliyetçi, ülkücü” olarak sunmaya çalışan partinin Ankara adayı devreye sokulursa Yavaş biraz zayıflatılabilir. Bu küçük partinin, kitle partilerinin dengeli davranmak zorunda olduğu “yabancılar” konusundaki bilinen karşıt tavrı da dikkate alındığında yapılacak kurgunun işe yaraması umuluyor.

Yavaş’a yönelen kitlenin Cumhur İttifakı’nın adayına oy vermesini sağlayacak dönüşümden umut kesilmiş durumda. O zaman Yavaş’a giden oyların bir kısmının küçük parti adayına, yani boşa yönelmesini sağlamak lazım. Oylar boşa gidecek bile olsa Yavaş’ın bu yöntemle zayıflatılabileceği, oyunun düşürülebileceği düşünülüyor. Hesap tutarsa “oyları azalıyor” söylemi geliştirilecek ve toplum üzerinde bir psikolojik etki için kullanılabilecek.

Ankara kulislerine, bu taktiğin görüşüldüğü üst düzey toplantıların yapıldığı bilgisi de yansıdı. İktidar partisinden üst düzey bir siyasetçi, özellikle Ülkücü taban üzerinde etkili olabilecek soyadı taşıyan bir siyasetçi ve küçük partinin yöneticileri bir araya gelmiş. Görüşler alınmış, değerlendirmeler yapılmış… Küçük parti adayının Yavaş’ın seçmeninden bir parça koparması amacıyla verilecek destekler tartışılmış. Özellikle de Yavaş’ın kitlesine hitap eden tüm televizyon kanallarının dahi devreye sokulabileceği dile getirilmiş.

Amaç net: Yavaş’ın kitlesi biraz küçülsün ki, Cumhur İttifakı’nın adayının varlığı biraz anlam kazansın. Seçime kadar kim bilir daha neler göreceğiz, neler…

Paylaşın

CHP’de İstifalar Devam Ediyor: Parti Yönetimine Sert Eleştiriler

Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa ettiğini duyuran eski Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, “Değişim adına yeşeren umutlarımız ne yazık ki boşa çıkmıştır” dedi ve ekledi:

“Genel Başkan Özgür Özel ve yönetimi, partimizi özüne döndürerek sosyal demokrasi çizgisine oturtacakları, aday belirlenirken ön seçim ve halk anketi yapacakları yönünde Türkiye kamuoyuna verdikleri sözleri tutmamışlardır. Partimizin karar mekanizmalarını istila edenler, yurttaşlarımızın gönlünü kıran, seçmene saygı duymayan yanlış kararlar vermişler, CHP’deki çürümüşlük ayyuka çıkmıştır.”

Bölgede ‘efsane başkan’ olarak anılan Eski Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa etti. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Özgüven istifasına ilişkin basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nde değişim adına yeşeren umutlarımız ne yazık ki boşa çıkmıştır. Genel Başkan Özgür Özel ve yönetimi, partimizi özüne döndürerek sosyal demokrasi çizgisine oturtacakları, aday belirlenirken ön seçim ve halk anketi yapacakları yönünde Türkiye kamuoyuna verdikleri sözleri tutmamışlardır. Partimizin karar mekanizmalarını istila edenler, yurttaşlarımızın gönlünü kıran, seçmene saygı duymayan yanlış kararlar vermişler, CHP’deki çürümüşlük ayyuka çıkmıştır.

Gelinen noktada, başta Özgür Özel olmak üzere, genel merkez yönetiminin yarattığı derin hayal kırıklığı içindeyim. 81 yaşımdayım. Aktif siyasi yaşamımı noktalayalı 11 yıl oldu. Hiçbir kişisel beklentim yok. Şan, şöhret, methiye, ödül, rant hırslarım hiç olmadı. Umudum, partimizde reform hareketinin gerçekleşmesiydi. Umudum, geçmişte Dikili’de hayata geçirdiğimiz ve benden sonra sonlandırılan sosyal belediyecilik uygulamalarının yeniden canlandırılmasıydı. Umudum, tıpkı 1989 yılında başardığımız gibi yerel seçim zaferinin ardından partimizin iktidara gelmesiydi”

CHP Lideri Özgür Özel, Osman Özgüven hakkında ne demişti?

Osman Özgüven’in istifasının ardından gözler bir yandan da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e çevrildi. Özel, çocukluk ve gençlik yıllarında yaz mevsimlerini Dikili’de geçirdiğini belirterek, “Özgür Özel’de gördüğünüz ne varsa, ilk tohumlar, ilk filizlenmeler Dikili’de olmuştur” demişti. Özel, Osman Özgüven Belgeseli için verdiği röportajda, “Benim adımın onunla aynı cümlede geçmesi bile hak ettiğimden fazlası olur. Biz ancak Osman Özgüven’i rol model kabul eden, ona benzemeye çalışan solcular olabiliriz” ifadelerini kullanmıştı.

16 Aralık’ta Manisa’da gerçekleştirilen CHP Gençlik Kolları Buluşmasında ise Özel, “Yeni dönemde sıradan belediye başkan adayları açıklamıyoruz, suyu bedava veren Osman Özgüvenleri açıklıyoruz” diye konuşmuştu.

Osman Özgüven “hatadan dönün” çağrısı yapmıştı

28 Ocak’ta gerçekleştirilen CHP Merkez Yönetim Kurulu ve Parti Meclisi toplantılarında, mevcut Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz tek isim olarak yer almış ve tekrar aday gösterilmişti. Tepki gösteren Özgüven, CHP Genel Merkezi’ne Dikili kararının gözden geçirilerek hatadan dönülmesi çağrısı yapmış ancak daha sonraki MYK ve PM toplantılarında bu konu yeniden gündeme alınmamıştı.

Osman Özgüven kimdir?

1943 yılında İzmir’in Dikili İlçesinde dünyaya gelen Osman Özgüven, Ege Üniversitesi’nden inşaat mühendisi olarak mezun oldu. 1984 yılında SODEP’ten Dikili Belediye Başkanı seçilince inşaat malzemeleri sattığı dükkanını kapattı ve etik değerler gereğince ticari faaliyetlerini tamamen sonlandırdı. Dört çocuğu, dört torunu olan Özgüven’in mal varlığı bulunmuyor. Tek gelir kaynağı ise emekli maaşı.

Siyasi yaşamını SODEP, SHP, CHP ekseninde sürdürmüş olan Osman Özgüven, hem Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem de Türkiye ve dünyadaki sol kitlelerin saygı duyduğu önemli bir siyaset adamı olarak tanınıyor. Emek, demokrasi, barış mücadelesinin simge isimlerinden Özgüven, 12 Eylül Darbe yönetiminin baskıcı rejimine karşı ilk örgütlü mücadele zeminini Dikili’de oluşturarak adını duyurdu ve tarihe geçen festivaller düzenledi.

1984 – 1994 ve 2004 – 2013 yılları arasında Dikili’deki dört dönem belediye başkanlığı görevinde yerel devrim yaparak tarihe geçti. Sosyal belediyeciliğin ülkedeki en etkili uygulayıcısı oldu. Türkiye ekoloji hareketinin öncüleri arasında yer aldı. İnsan hakları savunucusu olan Özgüven’in en önemli somut başarılarından biri de Türkiye ve Yunanistan halkları arasında on yıllarca ilişkilerin kopuk kalmasından sonra, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesiyle Ege’deki dostluk kapısını açan önder olmasıydı.

Paylaşın

Erdoğan İle Sisi Görüştü: İlişkilerde Yeni Dönem Mesajları

Recep Tayyip Erdoğan ve Abdulfettah es-Sisi, düzenlenen ortak basın açıklamasında sıcak mesajlar verdiler. Sisi’ye “değerli kardeşim” diye seslenen ve Ankara’ya davet eden Erdoğan, “İki ülke arasındaki köklü mirastan aldığımız güçle Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkartma gayretindeyiz. Aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu görüyoruz” dedi.

İki ülke ticaret hacmini kısa süre içerisinde 15 milyar dolara çıkarma konusunda mutabık kaldıklarını açıklayan Erdoğan, “Mısır savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısır ile güç birliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum” diye konuştu.

Sisi ise iki ülke ilişkilerinde yeni bir döneme adım atıldığını söyleyerek, “Yakın zaman içerisinde 15 milyar dolarlık ticaret hedefini gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önümüzdeki nisan ayında Türkiye’yi ziyaret etme davetine cevap vermeyi sabırsızlıkla bekliyorum. İki ülke arasında yeni bir sayfa açıyoruz” dedi.

Ankara ile Kahire’nin diplomatik ilişki seviyesini yükseltmesi ve karşılıklı büyükelçi atamasının ardından Sisi’nin 27 Temmuz 2023’te Türkiye’ye geleceği yazılmıştı. Ancak Sisi’nin birkaç hafta boyunca ulusal ve yabancı basında yer verilen bu ziyareti o dönem gerçekleşmemişti.

Mısır’ın başkenti Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda resmî törenle karşılanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı es-Sisi’nin tören alanındaki yerlerini almasının ardından top atışı gerçekleştirildi ve iki ülkenin millî marşları çalındı.

Mısır Cumhurbaşkanı es-Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tören kıtasını denetledikten sonra tokalaşarak basın mensuplarına poz verdi. Ülkelerin heyetlerinin takdiminin ardından Mısır Cumhurbaşkanı es-Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ikili görüşmeye geçti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, ortak basın toplantısı öncesinde Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantıları’nın Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin ortak bildiriyi imzaladı. İki lider ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Sayın Cumhurbaşkanının nazik davetine icabetle uzun bir sürenin ardından 12 yıl sonra yeniden Kahire’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen hüsnü kabulden ötürü sayın Sisi başta olmak üzere tüm Mısırlı kardeşlerime şahsım ve heyetim adına teşekkür ediyorum.

Dünkü kazadan dolayı Erzincanlı kardeşlerime buradan geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Özel bir maden ocağında dün yaşanan toprak kaymasında maalesef 9 işçimiz toprak altında kaldı. Bu 9 kardeşimizi arama kurtarma çalışmaları çok yoğun şekilde devam ediyor.

Çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri Bakanımız ile Enerji Bakanımızı Erzincan’a gönderdik. Düzenli olarak kendilerinden bilgi alıyoruz. Bölgede 827 uzman personel bulunuyor. Ayrıca 626 araç, 32 iş makinası, 97 aydınlatma kulesi, 6 drone, 44 jeneratör kaza sahasındaki çalışmalara destek veriyor. İşçilerimize ulaşıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Mısır’la bin yılı aşan içiçe geçmiş ortak bir tarih ve kültüre sahibiz. Bu köklü mirastan aldığımız güçle Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretindeyiz. Aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu görüyoruz. Değerli kardeşimizi konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim.

İlave adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Savunma sanayi çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz diğer alan. Mısır savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısır’la güçbirliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum. Nükleer ve yenilenebilir alanındaki işbirliğini geliştirmeyi değerlendiriyoruz.

Turizm ve kültür alanında mevcut bağları daha da kuvvetlendirmek adına gayret sarfedeceğiz. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü Türkçe’ye en fazla ilgi gösterilen şube konumundadır. 20 bin Mısırlının Türkçe öğrenmek üzere kurslara kayıt yaptırması memnuniyet vericidir.

İşgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramı gündemimizin ilk sırasında yer aldı. Çocuk ve kadın 28 binden fazla Filistinli kardeşimiz şehit edildi, 70 bine yakın masum yaralandı. Savaşta dahi dokunulmaması gereken cami, kilise, hastane, okul BM binaları bombalandı. Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor.

Ateşkesin bir an evvel tesisi, insani yardımların engelsiz bir şekilde Gazze’ye sevki önceliğimizdir. Ülkemizden uçak ve gemilerle 34 bin tonun üzerinde yardım malzemesini sevk ettik. Yardımların ulaştırılmasında Mısır makamlarının desteğini özellikle ifade etmek istiyorum. Mısır Kızılay, Sağlık ve Nüfus Bakanlığı ve kurumlara teşekkür ediyorum.

İnsani yardımlarımızın yanısıra refakatçıları dahil 700’den fazla Filistinli kardeşimizi ülkemize getirdik. Gazze içinde bir sahra hastanemizin tesisi için uzmanlarımız çalışıyor. Hastanenin en kısa zamanda faaliyete geçmesi noktasında Mısırlı kardeşlerimizin desteğine güveniyoruz. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi girişimleri bizler için yok hükmündedir. Gazze’nin insansızlaştırılması kabul edilemez.

Mısır’ın bu konudaki dirayetli ve kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a taşımaktan uzak durmalıdır. İslam dünyası, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplum sonu soykırıma varacak bu çılgınlığa izin vermemelidir. Mısırlı kardeşlerimizle işbirliği ve dayanışma halinde olmaya devam edeceğiz. Gazze’nin yeniden toparlanması ve imarı için Mısır’la birlikte çalışmaya hazırız.

Sisi: İlişkileri geliştireceğiz

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin konuşmasından öne çıkanlar; Strateji ortaklığı kesinlikle iki ülkenin çok iki merkezli ağırlıklı, barış anlamında, istikrarı ve aynı zamanda refah ve gelişme açısından görüyoruz.

İki ülkenin ciddi anlamda terör ve diğer ekonomik sıkıntıları şu andaki genel bir durum. Burada şu andaki Mısır’la Türkiye arasındaki ilişkilerden ciddi anlamda gurur duyuyoruz. İnsani yardımlar, Gazze’deki yardımları ciddi anlamda önemsiyoruz.

Yardımlar ihtiyaçları karşılamıyor. Sayın Erdoğan’la konuştuğumuzda özellikle ateşkesin yapılması, Batı Şeria’da sukunete ulaşılmasını ve bir an önce Filistin’in ilanını istiyoruz. 1967 anlaşma ve sınırlarına göre başkentin Kudüs olarak ilan edilmesi lazım.

İki ülkenin Libya konusundaki anlaşmasını beyan ettik. Meclis ve askeri açıdan Libya’daki bütünlüğü ve gelişmesiyle alakalı konular. Libya konusunda Türkiye ile işbirliği yapıyoruz. Bölgedeki bütün ilişkileri Türkiye ile beraber bir an önce daha iyi bir seviyeye getireceğiz.

Aynı zamanda yeni gelişmeler ve refah istiyoruz. Son olarak ileride Türkiye ziyareti yapacağım Sayın Erdoğan’ın talebi üzerine. İlişkileri geliştireceğiz.

Mısır ziyareti neden tarihi olarak tanımlanıyor?

Erdoğan’ın yaklaşık 10 yıl boyunca çok ağır ifadelerle eleştirdiği, “diktatör” ve “katil” gibi ifadelerle kamuoyu önünde suçladığı Sisi’nin daveti üzerine Mısır’a gidiyor olması sadece Türkiye-Mısır bağları açısından değil bölgesel açıdan da tarihi bir gelişme olarak görülüyor.

Bu ziyaretin bölgenin iki büyük ve önemli ülkesi arasında yaşanan soğukluğun kesin ve resmi olarak sona ermesi ve yeni bir dönemin başlaması açısından önem ve anlam taşıdığı her iki başkentte de yapılan değerlendirmeler arasında.

Ziyaretin başta İsrail, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, Libya, Sudan ve diğer Arap dünyasından da yakından izleneceği öngörülüyor.

İki lider arasındaki soğukluk, dönemin Savunma Bakanı Sisi’nin Temmuz 2013’te Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı askeri darbe düzenlemesi ile başladı.

Türkiye, Müslüman Kardeşler hareketine mensup Mursi’nin 2012’de yapılan seçimlerden zaferle çıkmasından büyük memnuniyet duymuş, ideolojik yakınlık içinde olduğu Mursi yönetimiyle ilişkileri güçlendirmek için önemli adımlar atmıştı.

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Türkiye’yi Kucaklamak İçin Yola Çıkıyoruz…

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kala, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabından bir tanıtım videosu paylaştı.

CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye’yi kucaklamak için yola çıkıyoruz…” notuyla yayınladığı kısa videoda bir kahvehanedeki televizyonda görülüyor. TV’de Özel’in “Biz Türkiye ittifakıyız, biz Türkiye’yi kucaklıyoruz” sözleri duyuluyor.

Video Özgür Özel’in “Sizden bunun için destek istiyoruz” sözleriyle biterken ekranda “Yakında” yazısı beliriyor.

Paylaşın

İYİ Parti’de Aday Krizi: Ankara İl Başkanı Görevden Alındı

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme kararı alan İYİ Parti’de Ankara İl Başkanı Yener Yıldırım, aday tanıtım toplantısında yaşanan kriz sonrası görevden alındı.

Konuya ilişkin değerlendirme yapan parti kaynakları, uzun süredir Ankara İl Başkanı Yener Yıldırım ve Yerel Yönetimler Başkanı Burak Akburak arasında sorun yaşandığını, yaşanan gerilimin de bunun sonucu olduğunu kaydetti.

İYİ Parti Ankara İl Yöneticilerinden Akif Sarper Önder, İYİ Parti’nin yeni Ankara İl Başkanı olarak atandı.

İYİ Parti Genel Merkezi’ndeki tanıtım toplantısında Etimesgut ilçe örgütü, belirlenen adayın kendi adayları olmadığını belirterek İYİ Parti Yerel Yönetimler Başkanı Burak Akburak’ı ve Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu’yu protesto etti.

Etimegut ilçe örgütü yöneticileri AK Parti eski ilçe başkanının Etimesgut’ta aday olarak gösterilmesinin kabul edilemeyeceğini ifade etti. Akşener kürsüdeyken gerçekleşen protestoda “Akburak istifa”, “Zorlu istifa”, “Teşkilat istemiyor” sloganları atıldı. İlçe örgütünün tepkilerinin dindirilmeye çalışılması üzerine protesto arbedeye dönüştü.

Teşkilatın protestolarının ardından konuşan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Burada bağıran arkadaşlarımızın ahlaklarını sizin vicdanınıza bırakıyorum. An itibarıyla hepsi bitmiştir” dedi.

Medyascope’un haberine göre gerilim yaşanan bir diğer ilçe de Çubuk oldu. Habere göre Yıldırım, aday tanıtım toplantısında Akşener’e Çubuk Belediye Başkan adayı olarak, ilçe başkanı Halil İbrahim Özdemir’i tanıttı.

Ardından Yerel Yönetimler Başkanı Burak Akburak müdahale ederek belirlenen adayın Korhan Merki olduğunu söyledi. Bunun üzerine tansiyon yükseldi ve bir arbede daha yaşandı.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan AYM Başkanı Zühtü Arslan’a Övgü: Helal Olsun

Erdoğan’ın bir konuşmasında “buyruğumdur” ifadesini kullandığını söyleyen Davutoğlu, “Buyruk ile Merkez Bankası arka kapı operasyonlarıyla Merkez Bankasının içi boşaltıldı. Buyruklarla servet transferi yapıldı. Şirketlere hangi şirketlere kredi verileceği, hangi şirketlere kredi verilmeyeceği buyruklarla oluşturuldu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Buyruklarla KHK mağdurları ortaya çıktı. Darbenin baş organizatörünün kardeşi bir buyrukla büyükelçi tayin edilirken, fakir-fukara çocuğunu okula gönderemeyenlerin aileleri buyrukla yedi sülalesi hapse atıldı. Buyrukla FETÖ borsası oluşturuldu kimi gerçek FETÖ’cüler para verip kurtuldu, parası olmayanlar da buyrukla hadleri bildirildi işte bu.”

Davutoğlu konuşmasının devamında, “Buyruğun olduğu yerde anayasa olmaz. Şimdi de buyrukla ne yapmak istiyorlar biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesini, önlerindeki son engeli budamak istiyorlar çünkü Anayasa Mahkemesi buyruk dinlemiyor. Dinleyin Zühtü Arslan’ın son konuşması, ferman padişahınsa hukuk bizimdir dedi” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) Saadet Partisi – Gelecek Partisi ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Davutoğlu, Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden ocağında yaşanan toprak kaymasına ilişkin şu ifadeleri kullandı: Sizler modernitenin açtığı çevre felaketlerinin Türkiye’deki temsilcilerisiniz! Erzincan İliç’te olan asla bir kader olarak düşünülemez. Kısa sürede zengin olabilmek, bir külçe altın elde etmek isteyenlere sesleniyorum; medeniyet altında değil zihinlerde, medeniyet rant ile değil ahlak ile kurulur.

Siz tabiata baktığınızda dolar dışında yeşil görmezsiniz. Bizim için Anadolu’nun suyu, toprakları, ateşi ve güneşi azizdir. Türkiye’de ne kadar felaket varsa 5 baronun elinde gerçekleşiyor. İktidara yakın bir şirketin Kanada’lı SSR şirketinin yapısına baktım. Bu şirketin 7.2 milyon dolar vergi borcu silinmiş. Kimin hakkını kimin için siliyorsunuz?

Kanal İstanbul ihanetin adıdır

Antalya’da yaşanan sele de değinen Davutoğlu, iktidarın şehirlerin dokusunu anlayamadığını söyledi. Kanal İstanbul Projesi’nin, İstanbul’a saygısızlık olduğunu savunan Davutoğlu, “Kanal İstanbul, İstanbul’un havasına, suyuna, toprağına, ateşine hürmetsizliğin, nobranlığın, ihanetin adıdır.” dedi.

İstanbul’un büyük bir hazine olduğunu dile getiren Davutoğlu, “Bunu ben Sayın Erdoğan’ın yüzüne ifade ettim. Yazılı rapor var, yayınlarım. Mektup yazdım Kanal İstanbul için, ‘Yapmayın, kıymayın İstanbul’a’ diye.” şeklinde konuştu.

Türkiye’yi, imar, uyuşturucu, faiz, ihale ve siyaset baronlarından kurtaracaklarını ifade eden Davutoğlu, siyaseti kar ve rant alanı olmaktan çıkaracaklarını kaydetti. Ahmet Davutoğlu, devletin ve Türkiye’nin yeniden imara ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasında “buyruğumdur” ifadesini kullandığını söyleyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

Buyruk yazacaksan, dön Netanyahu’ya ‘Ben ki Selahaddin Eyyubi’nin, Hazreti Ömer’in mirasının takipçisi, Yavuz Sultan Selim Han’ın fethettiği diyarların bugünkü hamisi, Sultan Abdülhamid Han’ın reddettiği siyonist projelerin takipçisi ve karşılığı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ım; sen ki Netanyahu’sun ‘sana ticareti kesiyorum, sana hava sahalarımı kapatıyorum.

Eğer zulmünü durdurmazsan gemilerimle yardım gönderiyorum, ebabil kuşları gibi helikopterlerle yardım indiriyorum Gazze’ye, ramazan yaklaşırken saldırılarını kesmezsen bütün gücümle orada olacağım’ de. Buyruk böyle yazılır.

“Faiz düşürülecek dendi, düşmedi”

Ekonomide yaşanan krize de değinen Davutoğlu şöyle konuştu: Faiz düşürülecek dendi, düşmedi. Devlet planlama teşkilatı kapatıldı. Hiçbir denetime tabi olmayan Varlık Fonu kuruldu. Başına, buyruğu veren kayınpeder, vekili olarak da damat atandı. Varlık fonu üzerinden de neler döndüğünü sadece bir bürokrattan sordular. İhale kanunu 200 defa değiştirildi.

Paylaşın

Yargıdan ‘Kanal İstanbul’ Kararı: İmar Planı İptal

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB), Kanal İstanbul Projesi’nin imar planına ilişkin açtığı davayı karara bağlayan İstanbul 11. İdare Mahkemesi, Kanal İstanbul Yenişehir Rezerv Yapı Alanı imar planını iptal etti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB), Kanal İstanbul’a ilişkin yargıya taşıdığı plan süreçlerine dair diğer davalar için yargı süreci devam ediyor. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) davası da Danıştay’da görülüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca 15 Temmuz 2021’de onaylanan ve 16 Temmuz 2021’den itibaren bir ay süreyle askıya çıkarılan İstanbul İli, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı (Kanal İstanbul Projesi) 1. Etabına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği’ne itiraz etti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İBB’nin söz konusu imar planı değişikliğiyle ilgili itirazını zımnen reddetti. İBB, bu işlem üzerine imar planının iptal edilmesi için konuyu yargıya taşıdı.

İBB, başvurusunda işlemin haksız ve hukuka aykırı olduğu, uyuşmazlık konusu plan değişikliklerinin kamu yararına aykırılık teşkil ettiği, İstanbul’un geleceği için hayati önem taşıyan tarım topraklarına, orman alanlarına ve su havzalarına geri dönülemez zarar vereceği gerekçeleriyle plan değişikliğinin iptalini istedi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın işlemiyle ilgili kararını veren İstanbul 11. İdare Mahkemesi, İBB’nin itirazını haklı bularak imar planını iptal etti. 2023/3120 numaralı kararda “15/07/2021 onay tarihli, İstanbul İli, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı (Kanal İstanbul Projesi) 1. Etabına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği ile bu plan değişikliklerine yapılan 16/08/2021 tarih ve BK No:4274, İBB No:138918 sayılı itirazın zımnen reddine ilişkin işlemde şehircilik ilke ve esaslarına, planlama tekniklerine ve hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır” denildi.

ÇED davası Danıştay’da

Birgün’ün aktardığına göre; Kararda dava konusu revizyon imar planı değişikliklerinde dava konusu planın payına düşen nüfusun nasıl tespit edildiğinin bilinmediği belirtildi. Bu durumun dava konusu plan değişiklikleri için nüfus denetimi yönünden belirsizlik yarattığı kaydedildi.

Yine plan değişikliklerinin bilirkişi raporunda bu hususa yönelik yapılan açıklamalar kapsamında nüfus hesapları yönünden eksikler içerdiği, değişen yol güzergahına bağlı olarak genişleyen ve yeni önerilen donatı alanları hakkında yatırımcı kurum ve kuruluşlarının görüşlerine dair bilginin bulunmadığı, mezarlık alanlarının ağaçlandırılacak alan olarak gösterilmesinin mevzuata uygun olmadığı belirlendi.

Paylaşın

Akşener’den Hem İktidara Hem Muhalefete Sert Eleştiriler

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan İYİ Parti Lideri Meral Akşener,  konuşmasında hem iktidara hem de muhalefete sert eleştirilerde bulundu.

Antalya’da yaşanan selde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dileyerek konuşmasına başlayan İYİ Parti Lideri Akşener, Erzincan İliç’te hala ulaşılamayan 9 işçimize bir an önce ulaşılmasını diliyorum” dedi. Akşener, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Biz, milletini dinlemeyenlerin; bizi dinlememesine, elbette şaşırmıyoruz. Milletini önemsemeyenlerin uyarılarımızı önemsememesine, elbette şaşırmıyoruz. Milletini düşünmeyenlerin; cennet doğamızı düşünmelerini de elbette beklemiyoruz. Ancak; dengesi bozulan doğamız artık, alarm veriyor. İktidarın, iflah olmaz rant telaşı göz göre göre, insanlarımızın hayatını, tehlikeye sokuyor. Bitmek bilmeyen, bu sorumsuzluğun faturasını da her defasında, milletimiz ödüyor.

29 Haziran 2022’de, bu kürsüden; Erzincan İliç’teki, altın madenindeki tehlikeye karşı iktidarı uyarmıştım. Hatta bu konuda, İYİ Parti olarak; Meclisimize soru önergeleri de verdik. Ancak iktidar bizi, aşırı duyarlı bulup kulağının üstüne yatmayı tercih etti.

Baktılar, ekonomideki çöküşü engelleyemiyorlar bu sefer de 2023 seçimlerinden sonra vitrin değiştirmeye karar verdiler… “Vitrin” diyorum çünkü ekonomide sadece, görünen yüzü değiştirdiler. Vitrin değişti ama ekonomideki büyük yıkıma sebep olan zihniyet değişmedi. Sayın Erdoğan, elini ekonomiden çekmedi. Eski Merkez Bankası Başkanı, BDDK Başkanı oldu. TÜİK’in, makyajlı rakam ustalarına, dokunulmadı. Hâl böyle olunca da iktidarın bu girişimi, yine başarısızlıkla sonuçlandı.

“Türkiye’de, emeklinin payına, fitre bile düşmüyor”

Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl; fıtır sadakasını, 130 lira olarak belirledi… Üstelik bu 130 lirayı da, asgari sınır olarak gösterdi. Biliyorsunuz fitre; bir kişinin, günlük normal gıda ihtiyacı demektir. Diyanetin belirlediği rakama göre 4 kişilik bir aile için, aylık gıda ihtiyacı 15 bin 600 lira ediyor. Bu da aslında, diyanetin, Mart ayı için belirlediği açlık sınırını gösteriyor.

Yani; fitre üzerinden, hesap ettiğimizde bile açlık sınırı, en düşük emekli maaşının tam 5 bin 600 lira üzerinde… Yani bugün; Diyanet İşlerine göre bile milyonlarca emeklimiz açlık sınırının altında, yaşam mücadelesi veriyor. Yani işine geldiğinde, “Nass’a” sığınan AK Parti’nin devri iktidarında artık Türkiye’de, emeklinin payına, fitre bile düşmüyor. Böyle vicdansızlık olur mu? Böyle devlet yönetilir mi? Üstelik, daha bunun içinde; elektrik, su, doğal gaz, kira, giyecek, ulaşım masrafları da yok… Emeğinin karşılığını arayan emeklilerimizin sesini duyun.

“Erdoğan’ın bu geri viteslerine, kıvrak dönüşlerine alışığız”

Nitekim felaketin daha ilk haftasında “tuttuğumuz defteri açacağız” diye milletimize, tehditler savuran bir Sayın Erdoğan vardı; felaketin, 1’inci yılında da kaldığı yerden, aynen devam eden, bir Sayın Erdoğan var… Kendisi, Hatay’da çıktı ve dedi ki; “Merkezî yönetimle, yerel yönetim, el ele vermezse dayanışma hâlinde olmazsa o şehre, herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Bak şu anda, Hatay garip kaldı.”

Sanki AK Parti tarafından yönetilen; Kahramanmaraş, garip kalmamış gibi… Merkezi hükûmet ile el ele, kol kola olan; Gaziantep garip kalmamış gibi… Malatya garip kalmamış gibi… Adıyaman garip kalmamış gibi… İtiraf mı, tehdit mi, belli olmayan İnsanlıktan uzak, böylesine bir cümleyi kurdu.

Peki sonra ne oldu? Aradan 1 hafta geçti; kendisi sanki bu cümleleri hiç kurmamış gibi çıktı ve “Bizde, ‘oy yoksa hizmet de yok’ diye, milleti açık açık tehdit etmek olmaz” dedi. Biz elbette, Sayın Erdoğan’ın bu geri viteslerine, kıvrak dönüşlerine alışığız. Kendi kendisini yalanlamalarına da alışığız. Ama 1 hafta içinde ne yaşandı da Sayın Erdoğan böyle bir dönüş yaptı onu da elbette burada konuşacağız…

Hataylılar o gece birbirinizden bir farkınız yok dediler nitekim ana muhalefetten de gösterilen tepkiyi hazmedemeyenler çıkıp dediler ki ‘protestocuların kim olduğunu biliyoruz’ hatta tek tek saymış olsalar gerek ki sonra bir de ekleme yapıp 100 protesto yaşandıysa 99’u hükümete yöneliktir dediler. Sansürden sonra bunu da görmüş olduk. Hadi biz rakibiz, ama sadece bizim eleştirilerimizi değil milletin eleştirilerini de kabul edemez olmuşlar.

Yok öyle yağma. Bizim için ‘çadır yok’ diyen depremzedeler tasmalı diyen meczup yandaşlar ile kendilerine oy gelmediği için yapılan yardımları haram eden vicdansız yoldaşların arasında hiçbir fark yoktur.Bizim için kendinden olmayana nefret saçan iktidar diliyle kendine laf edene öfke kusan ana muhalefet arasında hiçbir fark yoktur.

Türk siyasetinin bugün içerisinde bulunduğu ortamda biz aslında bir değil iki otokratik yapıya karşı mücadele ediyoruz. Üstelik her iki yapının da yöntemleri aynı zihniyetleri artı çıkarları aynı. Mesela iktidar güdümündeki yandaş medyaya göre ülkemizde her şey yolunda, bütün sorun ana muhalefette.

Ana muhalefetin güdümündeki yoldaş medyaya göre ise ana muhalefetin kendi yerel iktidar alanında her şey yolunca bütün sorun iktidar partisinde bir taraf iktidarın günahlarını yüklemek için ana muhalefete yükleniyor, diğer taraf ise ana muhalefetin yetersizliğini gizlemek için iktidara yükleniyor. Ama bu orta oyunca millete memlekete ne olursa olsun sonuç hep aynı kalıyor. Hacivat Hacivatlığından Karagöz Karagözlüğünden fevkalade memnun. Kişinin de ortak dertleri ise bu düzene bir üçüncünün girmemesi. Çünkü el ele kurdukları bu hileli düzende yaptıkları sözde siyaset çok konforlu.

Seçimlere ayrı gireceğiz dediğimizde başımıza gelmedik iş kalmadı. Cumhur İttifakı’nın paydaşı yeniden refah partisi ayrı girmeye kalkıştığında inanamayacağım yoldaşların bazıları da o derece ki orada YRP’ne alkış tutulması riyakarlığın dibidir. Ben hayatımda böyle bir sahtekârlık görmedim. Onlar YRP’ni övüyor, öbür taraf ateş ediyor. Ters bir durum olduğunda 24 saat şahsen bana partimin mensuplarına söven ne idüğü belirsiz gazeteci kılıklı tiplerin, uzman kılıklı tiplerin ne yapacağını hakikaten merak ediyorum.

Gazeteci kılıklı bir hanım hem yazdı hem haber haline geldi Halk Tv’de benim birine yani bir bakana bir eski AKP’li milletvekiline demişim ki ‘Kemal Beyi Alevi ve Kürt olduğu için’ kaldı ki Kemal Beyin ailesi Horosan’dan geliyor ‘onu cumhurbaşkanı adayı yapmayacağım’ demişim.

Kendi partilerinin iç meselesini bize yansıtılması olarak görmüyorum ama. Budur ama daha endişe verici bir problem olarak görüyorum. Normalde o hanımı mahkemeye verdim gereğini yapacağız. Sonra önemli kişileri aradım bu nedir diye. İsimler ortaya çıktı, izinlerini almadığım için söylemiyorum ama söyleyebilirim.

Eski bakan denilen arkadaşımızı aradım çünkü isim verildi, aradım, benim saygı duyduğum bir isim, beni ziyarete gelmişti, hakikatten de sormuştu ve Alevilik üzerinden bir soru sormuştu, iki yıl oldu, ben de kendisine demiştim ki tam tersine ‘Alevilik benim için artı değerdir.’ Bu ülkenin cumhurbaşkanının Alevi olması bu ülkenin yarın problem noktalarından birinin ortadan kalkmasına sebep olur. O Hanım bu bakanı aramış demiş ki meral hanım bana bunu söyledi.

Sonra bir Ak Parti milletvekilinden bahsedildi, onu da 20 yıldır tanırım alevi bir arkadaşımızdır. Aynen kelimeleri ile söylüyorum ‘Abla, benim karşımda sen bir Alevi’yi bir Kürt’ü cumhurbaşkanı yapmayacağım dediğin takdirde o kapıyı çarpar giderim. Biz senle sarılarak ayrıldık.’ Şimdi bunları şunun için anlattım Türkiye’de bir dümen dönüyor, bu dümenin merkezi ben olmayacağım. Burada başka bir dümen var bu dümenin ne olduğunu ortaya çıkaracağım. Bu da benim sözüm olsun.”

Öte yandan Meclis kürsüsünde Karacaoğlan müziği dinleten İYİ Parti Lideri Meral Akşener, bir anda hıçkırarak ağlamaya başladı

Paylaşın

AYM’nin İptal Ettiği ‘Örgüte Üye Olmayıp Örgüt İçin Suç İşleme’ Geri Geliyor

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geçen yıl iptal ettiği  ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesinin itirazları giderecek şekilde yeniden düzenlenerek yeni yargı paketine eklenecek.

Anayasa Mahkemesi, 26 Ekim 2023 tarihinde verdiği kararla, Türk Ceza Kanunu’nun, ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ suçunu düzenleyen 220/6 hükmünü iptal etmişti. Örgüt üyeliği olmayanlara örgüt üyesinden bile fazla ceza verilmesi sonucunu doğuran bu ‘muallak’ fıkranın yeniden kaleme alındığı ve AYM’nin itirazları doğrultusunda açıklık getirildiği ifade edildi.

İktidarın üzerinde çalıştığı yargı paketinde son aşamaya gelindiği belirtiliyor. Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl iptal ettiği  ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesinin itirazları giderecek şekilde yeniden düzenlenerek pakete ekleneceğini yazdı.

Yeni yargı paketinin bir hafta içinde Meclis gündemine geleceğini belirten Babacan’ın “Tartışmalı yargı paketi geliyor: ‘Örgüt üyesi olmadan suç işleme’ geri geliyor” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Hükümetin çalışmalarını son aşamaya getirdiği yeni yargı paketinde çok tartışılan bir hükümde düzenleme yapılıyor. Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl iptal ettiği, ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ maddesi, ayrıntılandırılarak başka bir maddeye taşınacak. AKP’liler, AYM’nin itirazlarını gideceklerini söyleseler de maddenin yeni içeriği’ merak yaratıyor.

Ceza infaz maddeleri çıkartıldı

Paketin bir hafta içerisinde TBMM Başkanlığı’na verilmesi bekleniyor. Bir süreden beri haberleştirilen taslakla ilgili en önemli konu, infaz maddelerinin yer almayacak olması. AKP kurmayları, taslaktaki ceza infaz maddelerinin çıkartıldığını belirterek, ’Ne zaman infaz ile ilgili düzenleme yapılsa af gündeme geliyor. Böyle bir tartışma istemiyoruz’ dediler.

Teklifte yer alacak olan maddelerden biri, Türk Ceza Kanunu’na konulduğundan beri tepki konusu olan önemli bir düzenleme olacak. Anayasa Mahkemesi, 26 Ekim 2023 tarihinde verdiği kararla, Türk Ceza Kanunu’nun, ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ suçunu düzenleyen 220/6 hükmünü iptal etmişti.

Örgüt üyeliği olmayanlara örgüt üyesinden bile fazla ceza verilmesi sonucunu doğuran bu ‘muallak’ fıkranın yeniden kaleme alındığı ve AYM’nin itirazları doğrultusunda açıklık getirildiği ifade edildi.

Verilen bilgiye göre, AYM’nin gerekçeli kararına paralel olarak 6. fıkrada yer alan bu suç, ayrı bir madde olarak düzenlenecek. Suçun çerçevesi net şekilde çizilecek ve buna ilişkin net tanımlar yapılacak. Ne tür durumların bu kapsama gireceğinin detaylı şekilde maddede yer alacağı belirtiliyor. Mevcut maddedeki ceza oranlarının korunacağı, yeni maddenin yeni tartışmalara neden olabileceği iddia ediliyor.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: İktidarın Başı Seccadede, Aklı Hilededir

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Cumhurbaşkanı Erdoğan daha geçen gün ‘Belediyelerimizde siyasi renge bakmadık’ dedi. Oysa kaçak seçmenle Kürt halkının iradesine ipotek koymaya çalışan kendisidir, partisidir. Biz diyoruz ki sen belediyelerde renge de baktın, dile de baktın, kimliğe de baktın” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Oranın Kürtler tarafından yönetilip yönetilmediğine de baktın. Onun için Kürt halkının iradesine iki dönemdir kayyım atadın. Yine Erdoğan 2014’te ‘En büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığı, milli irade yolsuzluğudur’ diyor. Peki, Kürdistan’da kayyım atadığın kentlerde milli irade yolsuzluğu, hırsızlığı yok mu? Milli iradeyi çalan, çalmaya çalışan asıl hırsızlar da apaçık ortadadır. Bunlar yetmedi şimdi de Kürt halkı nerede yaşıyorsa kaçak seçmenle iradesini gasp etmeye çalışıyorlar.”

Bakırhan konuşmasının devamında, “Yerel seçimlere gireceğimiz ve kazanacağımız 32 yerde milimetrik hesap yapmışlar. 32 tane kazanacağımız belediyeye kolluk kuvvetlerini irademizi gasp edecek şekilde kaçak seçmen olarak kaydırıyorlar. Hani herkesin rengine saygı gösteriyordun, milli irade diyordun? Bu hırsızlık değilse, irade gaspı değilse nedir? Herkes bilsin ki iktidarın başı seccadede ama aklı hilededir. Bunu en iyi Kürdistan’daki uygulamalardan görüyoruz. Kürt halkına 100 yıllık bir ayrımcılık ve iradesizlik dayatılıyor; açlık, yoksulluk, ırkçılık dayatılıyor. Kürt halkının tenceresi, sofrası sefalete mahkum ediliyor. Ama aynı zamanda Kürt halkının siyasi iradesi de gasp ediliyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bakırhan, şunları söyledi:

Hepinizin yakından takip ettiği gibi günlerdir ülkemizde seçimler tartışılıyor. Ancak basın-yayın organlarında sadece DEM Parti seçime girecekmiş gibi tartışmalar yürütülüyor. Bizi tartışmaları gayet normal. Çünkü gerçekten yerel seçimlerde ana muhalefet partisi olmaya aday bir partiyiz. Yerel seçimlerde kilit bir konumdayız.

Allah’ın her günü televizyonlarda ve farklı mecralarda ağzını açan herkes DEM Parti’den bahsediyor ama DEM’li kimse yok. Bizim adımıza konuşuyorlar, yorum yapıyorlar. DEM Parti’nin demokratik tercihlerini sorgulamaya çalışıyorlar. Bize ayar vermeye, çizgi belirlemeye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki biz halkın belirlediği yolda yıllardır yürüyoruz ve yürümeye devam edeceğiz. Onların bu çizgi belirlemelerinin bizim için bir anlamı ve önemi yok. DEM Parti’yi siyasi parti yerine oy deposu olarak görenler kulaklarını iyice açsın. Çünkü bugün bir kez daha DEM Parti’nin yolunu, 3’üncü Yolu neden kararlılıkla savunduğunu anlatmaya çalışacağız.

31 Mart’ta Türkiye’yi DEM’in renkleriyle boyayacağımıza emin olabilirsiniz. Türkiye’de başrolünde iktidar ve muhalefetin bulunduğu bir oyun oynanıyor. Halkın gerçek sorunları unutturulmaya çalışıyor. Bunun için büyük bir çaba harcanıyor. Halk bayat ekmek kuyruğunda yaşam mücadelesi veriyor. Gençler göç yollarında gelecek arıyor. Emekliler her gün başını yastığa aç koyuyor ya da ulaşamadıkları gıdaları düşünerek yatıyor. Dünyanın hiçbir yerinde işçiler patronlardan daha fazla vergi ödemiyor. Türkiye’de işçiler patronlardan daha fazla vergi ödüyor. Her yerde yolsuzluk ve hırsızlık almış başını gidiyor. Millet artık az çorba yerine, Adana’da olduğu gibi karton bardaklara yarım bardak çay almak zorunda kalıyor. Buna da bizi şahit ettirdiler. Yarım bardak karton çay alınan bir ülkeyi yaratanlara lanet olsun diyoruz!

Geçen hafta deprem bölgelerini ziyaret ettik. Depremin birinci yılıydı. Adıyaman’a, Maraş’a Malatya’ya, Hatay’a heyetlerimizle birlikte gittik. Sanki depremin ilk günü gibi bir tabloyla karşılaştık. Halkımız yoksulluk içerisinde, acı içerisinde. Hala ağlayan annelerle ve kardeşlerimizle, hala cenazelerini arayan insanlarımızla karşılaştık. Ciddi bir umutsuzluk var.

Kendine muhalif diyen ama iktidara hizmet etmekten, iktidarın elini güçlendirmekten başka işe yaramayan tatlı su muhaliflerinin depremzedelerden, deprem bölgelerinden, açlıktan, yoksulluktan bahsettiğini göremezsiniz. Onların gündemi farklı. Yıkılan binalarla ilgili davaların neden sümen altı edildiği yorumcuların gündemi değil. Yitip giden canların hesabını kimin vereceği onların gündemi değil. Bu soruları sormaları gerekirken; DEM aday çıkardı, çıkarmadı, kime hizmet ediyor gibi tartışmalara devam ediyorlar. Onların tek derdi var; siyaseti dizayn ederek rant ve çıkar sağlamak.

Bunlara karşı iki laf söylemeyen sözde muhalif özde yandaş yazarlar da yatıp kalkıp DEM Parti’ye ve Kürt halkına hakaret ediyor. Kürt halkının meşru temsilcileri rehin alınıyor, belediyelerine kayyım atanıyor yine kimseden çıt yok. İzliyorlar, izlemeye devam ediyorlar. Başta İstanbul olmak üzere her yerde adaylarımızı kamuoyuna açıkladık. Siz de izlediniz. Büyük bir heyecan da yarattı. Bu vesileyle Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni arkadaşlarımıza başarılar diliyoruz. Bizi halklarımızı en iyi şekilde İstanbul’da temsil edeceklerine eminiz. Kendilerine inanıyoruz.

Bu İstanbul açıklamamızdan hemen sonra, aklı başkalarının kesesinde olanların paçalarının tutuştuğuna şahitlik ettik. Köşelerinde, ekranlarda pespayece yorumlar ve tutumlar içerisine girdiler. Siz bunlardan zamlara, hak gasplarına, yolsuzluklara, kayyımlara, kaçak seçmenlere, Kürt sorunundaki çözümsüzlüğe dair tek bir cümle duydunuz mu? Hayır, duyamadık. Çünkü bunların derdi iktidarla, muhalefetle, ana muhalefetle birlikte 21’inci yüzyılda Kürt halkını yine sömürge gibi yönetmektir.

Diyorlar ki oy hakkınız var ama istediğimiz adaya verin. Hükümet cephesi de diyor ki Kürt sorunu yok ama hakkınız yok. Eşitiz, kardeşiz diyorlar ama bunu bir türlü biz göremiyoruz. İşte bu sömürgeci aklı biz reddediyoruz, buna itiraz ediyoruz. Kürt halkı bir yüzyıl daha sömürge olarak yönetilmeyecektir. Maaşlarını zengin kulüplerinden alanlar, parti genel merkezlerinden ve plazalardan çıkmayanlar Kürt halkına ve DEM Parti’ye rota çizmeye çalışıyorlar.

Bunlara göre Kürt halkı yetersizdir, Kürt halkının aklı yetmez, Kürt halkı siyaset yapamaz, siyaset üretemez. Bunlara göre Kürt halkı sadece kendilerinin işaret ettiği kişilere oy verebilir. Bu ülkenin en politik tabanının Kürtler ve DEM Partililer olduğunu belirtmek istiyoruz. Bu yorumları yapanlara şunu söylemek istiyoruz: Seçim otobüslerimizin peşinden koşturup ter döken o kara yağız çocuklar var ya, işte onlar ekranlardan ve sosyal medyadan atıp tutanların yüzlercesini ceplerinden çıkarır. Emin olun o çocuklar, ekrandan dünya kadar yorum yapanlardan daha politik.

Ne yapacağımızı bu pespaye yorumları yapanlar karar veremez. Biz kendi kararlarımızı kendimiz alır ve uygularız. Kararlarımızı alırken halkımıza sorarız, halkımızı özne olarak görürüz. Halkımızın dediği yolda, belirlediği rotada yürürüz. Biz seçimde kendi gücümüze de yeterliliğimize de güveniyoruz. Bunu sorgulamak kimsenin haddi değil. Kürt halkı ve DEM Parti Türkiye’de siyasetin kurucu öznesidir. Bu geçmişte de böyleydi, bugün de böyledir. Bu yorumları yapanların tutuşmasının sebebi de özne halimizi halen koruyor olmamızdır. Bunu bizden daha iyi biliyorlar. Şimdi işin ilginç noktası; aday çıkarsak bir yerlerden talimat aldılar diyorlar, çıkarmasak da bir yerlerden talimat aldılar diyorlar. Oysa onlar gerçeği bizden daha iyi biliyor. Biz talimatları sırça köşklerden, müteahhitlerden değil halklarımızdan alırız.

“Türkiye halkları için DEM, DEM için Türkiye dönemini başlatacağız”

Onların derdi 31 Mart’ta sandık, makam, ranttır; bizim derdimiz 1 Nisan’dan itibaren barış ve demokrasiyi bu ülkeye armağan etmektir. Aramızdaki fark budur. Onlar siyasi tüccarlık yapıyorlar; biz ise bu halkın demokrasiye ve barışa ulaşması için ortak değerler etrafında yürümeye çalışıyoruz. Biz bu Ali Cengiz Oyununa son vereceğiz. Bu oyuna son verecek ve Türkiye halkları için DEM, DEM için Türkiye dönemini hep birlikte başlatacağız. 31 Mart’tan başlayarak bu ülkede karış karış mücadele edecek, barışı getireceğiz.

Bizim yolumuz müteahhitler ve rantçılar arasında tercih yapmak değildir; bizim yolumuz 3’üncü Yoldur. Halka rağmen değil halkla birlikte mücadele etmektir bizim yolumuz. Dikkat ederseniz ırkçılıkta, çözümsüzlükte, kent düşmanlığında yarışanlar da kendilerine üçüncü yol diyor. 3’üncü Yol onların yolu değildir; hepimizin, hepinizin yoludur, 3’üncü Yol bizim yolumuzdur. Onlar aynı fikrin ve zikrin torbalarından, kostümleri farklı ama zihniyetleri aynı. 3’üncü Yol emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin yoludur. Bizim temsil ettiğimiz yoldur.

Klavye başlarında oturup yazanlara birkaç söz şey söylemek istiyorum. Klavye delikanlılarına da birkaç şey söylemek isterim. DEM Parti’yi düzen partileriyle karıştıranlar 40 yıllık mücadelemize, ödediğimiz bedellere, verdiğimiz mücadeleye, geldiğimiz noktaya bir kez daha samimiyetle ve önyargısız bir şekilde baksın. Bizi düzen partileriyle karıştırmasınlar. Bizi konforlu odalarında klavye başından, bu halk için herhangi bir bedel ödemeden, kılını kıpırdatmadan eleştiren kendileri ile karıştırmasınlar. Biz kararlı adamlarla yürüyoruz.Her attığımız adımın bir bedeli var.

Kürdistan’da ön seçimlerimizi yapıp adaylarımızı açıkladık. Batıda da adaylarımızı açıklamaya devam ediyoruz. Kalan yerlerdeki çalışmalarımız da bugün yarın son aşamasına gelecek. İnşallah her yerde size layık, sizin siyasetinizi yürütecek, sizden olan, sizin gibi düşünen arkadaşlarımızla birlikte bu seçimlerde hak ettiğimiz sonuca ve zafere ulaşacağız.

İstanbul Eş Başkan adaylarımızı açıkladık: Sayın Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni. Türkiye’nin kalbi İstanbul’da atıyor. Bunu biz de çok iyi biliyoruz. Her iki arkadaşımız da İstanbul’da aday olarak öylesine gösterilmediler. Birisi Terzi Fikri’nin geleneğinden geliyor, diğeri Edip Solmazların geleneğinden geliyor. Her iki arkadaşımız da bu geleneği İstanbul’da en iyi şekilde uygulayacak birikime ve niteliğe sahip. İstanbul’da ortaya çıkan adayları bir teraziye koyarsanız; kimin yeterli olduğunu, kimin yönetebileceğini, kimin İstanbul emekçilerini ve halklarını kapsadığını herkes çok iyi görür.

Arkadaşlarımızın İstanbul’da çok iyi bir çalışmayla Ediplere ve Fikrilere layık bir pratik ortaya koyacaklarına inanıyorum, şimdiden kendilerine başarılar diliyorum. “Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur. Can da inci mercan da” diye bir söz vardır. Biz de Türkiye halklarına sesleniyoruz: Gelin yerel yönetimleri DEM’le buluşturalım. İşi ehline verelim, kentleri özgürleştirelim, toplumcu belediyecilik anlayışlarını egemen kılalım. Kentlerimizi ve doğamızı bu rantçıların elinden kurtaralım.

Ankara’yı ırkçılar arasındaki yarıştan kurtarmaya hazırız. Antalya’yı doğa talanından kurtarmaya hazırız. Başta Kürdistan’daki belediyeler olmak üzere, Türkiye’deki bütün belediyeleri demokratik, şeffaf, katılımcı, halkçı ve toplumcu yerel yönetimler anlayışımızla buluşturmaya çalışıyoruz. Buluşturacağımıza eminiz. Buradan bir kez daha İstanbul’da ve diğer tüm kentlerde her bir arkadaşımıza seslenmek istiyoruz. İşin ne kadar kıymetli olduğu bilinciyle ev ev, sokak sokak, aile aile dolaşarak mücadele etmeye arkadaşlarımızı çağırıyoruz.

Halklarımızı da belirlediğimiz adaylar etrafında kenetlenmeye, bu onurlu görevi en iyi şekilde yürütmeye davet ediyoruz. Dün mücadelede, bedelde ve emekte bize destek veren, gözünü herhangi bir baskıdan sakınmayan İstanbul’un Kürtleri, emekçileri, işçileri, Terekemeleri, Azerileri, Türkiye’nin halkları eminim ki bu adaylar arasında bir ayrım koyarak kendi adaylarını destekleyecektir. Gururla ifade ediyoruz: Doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde artık DEM dema me ye, DEM dema gelê me ne.

İrade gaspı, kayyım ve ayrımcılık Kürt halkına yönelik 100 yıllık politikadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha geçen gün “Belediyelerimizde siyasi renge bakmadık” dedi. Oysa kaçak seçmenle Kürt halkının iradesine ipotek koymaya çalışan kendisidir, partisidir. Biz diyoruz ki sen belediyelerde renge de baktın, dile de baktın, kimliğe de baktın. Oranın Kürtler tarafından yönetilip yönetilmediğine de baktın. Onun için Kürt halkının iradesine iki dönemdir kayyım atadın.

Yine Erdoğan 2014’te “En büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk milli irade hırsızlığı, milli irade yolsuzluğudur” diyor. Peki, Kürdistan’da kayyım atadığın kentlerde milli irade yolsuzluğu, hırsızlığı yok mu? Milli iradeyi çalan, çalmaya çalışan asıl hırsızlar da apaçık ortadadır. Bunlar yetmedi şimdi de Kürt halkı nerede yaşıyorsa kaçak seçmenle iradesini gasp etmeye çalışıyorlar. Yerel seçimlere gireceğimiz ve kazanacağımız 32 yerde milimetrik hesap yapmışlar. 32 tane kazanacağımız belediyeye kolluk kuvvetlerini irademizi gasp edecek şekilde kaçak seçmen olarak kaydırıyorlar.

Hani herkesin rengine saygı gösteriyordun, milli irade diyordun? Bu hırsızlık değilse, irade gaspı değilse nedir? Herkes bilsin ki iktidarın başı seccadede ama aklı hilededir. Bunu en iyi Kürdistan’daki uygulamalardan görüyoruz. Kürt halkına 100 yıllık bir ayrımcılık ve iradesizlik dayatılıyor; açlık, yoksulluk, ırkçılık dayatılıyor. Kürt halkının tenceresi, sofrası sefalete mahkum ediliyor. Ama aynı zamanda Kürt halkının siyasi iradesi de gasp ediliyor.

“Kaçak seçmen taşımak rengini bile bile Kürt halkının iradesini gasp etmektir”

Bugün bu ülkede en düşük yıllık gelire sahip olan kentler Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’dir. Sizlere iki tane harita göstereceğiz. Buradaki ayrımcılığı hep birlikte göreceğiz. Bu haritada gördüğünüz gri renkleri, bakın aslında Kürtlerin haritasını kendileri çizmişler. Bu haritaya bakan zaten 100 yıllık devlet politikasının nasıl işlediğini görür. Bu gri bölgelerde yaşayanlar Kürtlerdir. Bunlar Kürt kentleridir. Buradaki ayrımcılığı daha önceki grup toplantımızda da dile getirmiştik. Sadece bununla da yetinmiyorlar, şimdi başka bir şey yapıyorlar. Mor tabloda gördüğünüz kentlere de kaçak seçmen taşımışlar. Buranın tamamının iradesini gasp etmek için.

Peki bu iki harita tesadüf müdür? Hayır, değildir. Bunun adı hırsızlıktır, yolsuzluktur. Bunun adı, rengini bile bile Kürt halkının iradesini gasp etmektir. Evet, biz buna itiraz ediyoruz. O pespaye yorumları yapanları, sözde kendisine muhalifim diyenleri bu haritaya bakmaya devam ediyoruz. Biraz vicdanları varsa, biraz demokratlık muhaliflik varsa, bu tablonun cevabını hükümete sorsunlar. Bu tabloya bizim dışımızda itiraz eden olmadı. Bizim oylarımızı çantada keklik gören ana muhalefet partisi de dahil olmak üzere. Bu tabloyu defalarca dile getirmemize rağmen.

Hani bu ülkede demokratlar vardı? Hani bu ülkede Kürt halkının iradesine saygı gösterdiklerini söylüyorlardı? Demek ki bunların birbirinden farkı yok. Bu iki haritaya itiraz etmeyen hiç kimse muhalifim, demokratım, ilericiyim, Kürt sorununun demokratik çözümünü istiyorum demesin. Buna ne biz ne siz inanacaksınız ne de haklarımız ve emekçiler inanacak. Geçen gün utanmadan Amed’de “Önümüzü açın sorunlarınızı çözelim” diyordu belki hatırlarsınız. Amed’de Kürt, Ankara’da kurt olarak Kürt meselesini çözemezsiniz. Bu siyasetiniz çözüm değil çatışma ve savaş üretir. Gerçekten çözüm iradeniz var mı? Varsa, buyurun. Elinizden tutan mı var, engel mi olduk? Diyarbakır’da kimin önünde engel olduk.

Bugüne kadar hükümet cenahından Kürt meselesinin, özgürlükler meselesinin çözümü konusunda herhangi bir adım attılar da karşı çıktık mı? İşte buraya Ankara’ya gelip kurt oluyorlar. Buraya gelip MHP siyasetinin birer savunucusu haline dönüşüyorlar. Çözüm iradeniz varsa, çözümün adresini size söyleyelim. Bugüne kadar demek onlara net bir şekilde çözümün adresini anlatamadık. Şimdi huzurunuzda çözüm adresini, bu meseleyi çözmek isteyenlere sunalım: Çözümün adresi Bursa Karacabey’de Susurluk Çayı’nın aktığı ağzın az ötesindeki İmralı Adası’dır. Bundan daha açık bir çözüm adresi olabilir mi? Bugüne kadar anlamamışlarsa, bugün artık çözüm adresini milimetrik olarak söyledik.

Bakalım bu ülkede bu sorunu gerçekten çözüyorlar mı, çözme iradeleri var mı? Hep beraber görelim. Kürt sorununda demokratik çözüm iradeleri varsa çıkıp açıklasınlar değil mi? Bir seçim arifesindeyiz. Anadili hakkında ne düşünüyorlar, siyasi tutsaklar ve kayyımlar hakkında ne düşünüyorlar, Rojava’da yoksul halka her gün yapılan operasyonlar hakkında ne düşünüyorlar? Buyursunlar, söylesinler. Biz de anlayalım gerçekten çözme iradelerinin olup olmadığını. Eğer bir çözüm iradeleri varsa da huzurunuzda söz veriyoruz. En küçük zerremize kadar, varsa bir çözüm iradesi, onun yanında durmaya ve onu desteklemeye hazırız. Ama yoksa da direniriz.

Söz konusu Kürt sorununun çözümü olunca biz herkesle görüşürüz. Yok şununla görüştüler, bununla görüştüler gibi tartışmalar bizi tarif etmiyor. Bizim için önemli olan Kürt sorununun demokratik çözümüdür. Kürt sorunu seçimlerden önemlidir. Seçilecek belediyeler önemsizdir demiyorum ama onlardan daha önemlidir. Belediyelerden, makamlardan çok daha önemlidir.

Biz Kürt sorununu çözmek isteyen iradenin önünde engel değiliz, ona destek oluruz. Bizim aday açıklamamızı da lütfen kimse pazarlık yapıyoruz gibi algılamasın. Bu, 40 yıllık mücadeleye, ödenen bedellere, siyasetimize hakarettir. Bunu kabul etmiyoruz. Biz değer siyaseti yapıyoruz. Biz halkımızın ve halklarımızın siyasetini yapıyoruz. Buradan bir kez daha iktidara ve muhalefete ve onların yandaşlarına çağrı yapıyoruz: Kürt sorununun çözümü konusunda varsa bir iradeniz ortaya koyun da ortaklaşalım.

Yine 1 Şubat’ta yola düşen, il il ilçe ilçe dolaşan Büyük Özgürlük Yürüyüşünü hepiniz izliyorsunuz. Hepinizi o yürüyüşe kulak vermeye, destek vermeye davet ediyorum. Bu yürüyüş çok önemli bir yürüyüştür. Bu yürüyüş, biraz önce açık adresini gösterdiğim sorunun çözümüne büyük katkı sunacaktır. Herkesi bu yürüyüşte dile getirilen talepleri dikkatle izlemeye çağırıyorum. Önceki gün Mersin’deydik. Orada adalet nöbetini ziyaret ettik.

Anneler çok önemli şeyler dile getirdi. Bu ülkede gençler ölmesin, sıvasız evlere cenazeler gitmesin dediler. Türk, Kürt, Arap halkları kardeştir dediler, bu kardeşliğe nifak sokanları lanetlediler. Kürt sorununun müzakere ve barışla çözülmesini istiyordu Barış Anneleri. Biz muhalefeti de iktidarı da barış nöbetindeki annelerin sesine kulak vermeye davet ediyoruz. Sadece onlara da değil cezaevlerinde 79 gündür açlık grevi yapan arkadaşlarımıza da kulak versinler. Onlar da biraz önce açık adresini verdiğim adresi işaret ederek bu sorunun artık çözülmesi gerektiğini söylüyor.

“Kürt sorunu çözüldü mü?”

15 Şubat Sayın Öcalan’a dönük uluslararası komplonun 25’inci yıldönümü. Çeyrek asırdır süregelen sorunun ve çözümsüzlüğün temel nedenlerini bu komploda aramak lazım. Getirdiniz, getirdiler; getirmeye gücünüz var mıydı onu da bilmiyoruz. Kendisi 25 yıldır tecrit altında, ne oldu mesele çözüldü mü? Kürtler davalarından, haklarından; Aleviler eşit yurttaşlık haklarından vaz mı geçti? Hayır. Demek ki 25 yıllık bu komplo Türkiye’ye bir şey kazandırmadı. Aksine Türkiye’nin bütün enerjisini, ekonomisini bu uluslararası komplo çerçevesinde boşa harcadılar. Dolayısıyla bu komployu kınıyoruz. Çözümsüz bırakılan Kürt sorunu aynı zamanda çözülen bir Türkiye’dir. Kürt sorunu çözülmedikçe, Türkiye uçurumun kenarında kalmaya devam edecektir.

Kürt sorunu çözülmediği müddetçe, emekliler başını yastığa aç koyacaktır. Kürt sorunu devam ettiği müddetçe, bu ırkçı beka perdesiyle ülkeyi yönetmeye çalışanlar daha fazla haksızlık, hukuksuzluk ve yolsuzluk yapacaktır. Dolayısıyla bu sorunu çözmek hepimizin hayrınadır, hepimizin lehinedir. 86 milyon insanın kardeşçe barış içerisinde yaşaması için çok önemli bir fırsattır. 15 Şubat Uluslararası Komplosu vesilesiyle herkesi bir kez daha çözüme, barışa, özgürlüğe ve bu hedefte buluşmaya çağırıyoruz. Buradan Büyük Özgürlük Yürüyüşçülerine de sesleniyorum; kesinlikle 31 Mart’ta bu büyük yürüyüşü zaferle taçlandırarak onlara parti olarak en iyi cevabı vereceğiz.

DEM Parti halklar için umut ama “kent sabıkası” olanlar için büyük bir korkudur. Evet, bizden korksunlar. Çünkü biz o saltanat ve rant halısını altlarından öyle bir çekeceğiz ki tepe taklak düşecekler. Yerel seçimlerde demokrasi ve özgürlükler konusunda sicili bozuk olanlara, ırkçı ve milliyetçi siyasi sabuklara da hayatları boyunca unutamayacakları bir yenilgiyi tattıracağız. Bu rantçıların feleğini şaşırtacağız. Ön seçimle başladığımız süreci de 1 Nisan’da halkla birlikte belediyeleri geri almaya giderek zafere ulaştıracağız. Kürt halkının yaşadığı kentlerde yol yapmayan, çöp toplamayan, halka zulüm eden AKP’li belediyelerin ampulünü söndüreceğiz.

Biz güçlüyüz, her zaman da böyle olduk. Hiçbir zaman yılmadık. Yerel seçimlerde ana muhalefet partisiyiz. Bütün arkadaşlarımız bilmeli ki ayak bastığımız her yerde, aday çıkardığımız her yerde kazanmak istiyoruz. Meral Danış Beştaş’ı İstanbul’a boy göstermek için göndermiyoruz, kazanmak için gönderiyoruz. Biz kazanmak için geliyoruz. Bizim bunlardan tek eksiğimiz var o da ranttır, sermaye sopasıdır. Çok şükür ki onlar bizde yok, onlara ihtiyacımız yok.

Belediyeciliği en iyi biz yaparız, hizmeti en iyi biz yaparız. Halkın her kuruşuna en iyi biz sahip çıkacağız. 25 yıllık belediyecilik pratiğinde benim de kısa bir deneyimim oldu. Yerel yönetimleri aldığımız yerlerde yaşayan bütün halklar, bütün inanç grupları çok memnundu. Biz adil ve eşitlikçi bir gelenekten geliyoruz. Yurdu olmayana yurt, yemeği olmayana yemek, yatacak yeri olmayana yatacak yer bulan bir gelenekten geliyoruz. Kürt’ün evinde en önem verdiği elbiseleri, çarşafları, kap kacağı bir yerde saklanır. Niye, bir gün misafir gelirse en iyi hizmeti sunmak için. Bu gelenekten insanlar olarak tabii ki bir yerel yönetimlerde adil ve eşitlikçi olacağız. Halkın geleceğini, rahatını, huzurunu düşüneceğiz. 25 yıllık belediyecilik pratiğimiz de bunu net bir şekilde ortaya koydu.

Sizlere soruyorum; 25 yıl içinde rantçılıkla ve yoksullukla anılan tek bir belediye başkanımız var mıydı? Bunun için Sayıştay raporlarına gerek yok. Zaten bunu yapanlar bizim partimizde yerel yöneticilik yapamazlar. Bunu muhalefet de iktidar da çok iyi biliyor. İnşallah önceki dönem bütün aday olduğumuz belediyeleri, DEM Parti’nin yerel yönetim anlayışıyla buluşturacağız. Halkın gerçek temsilcileri olarak başlattığımız Büyük Özgürlük Yürüyüşünü 31 Mart zaferi ile taçlandıracağız. Bu ülkenin en temel sorunlarına karşı büyük mücadele edeceğiz, büyük örgütleneceğiz, büyük direneceğiz, büyük kazanacağız.

Paylaşın