Kılıçdaroğlu Hangi Partilerden Destek İsteyecek?

Gelecek Partisi, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ziyaret programının, seçim kararının ilan edilmesinin ardından netleşecek.

En çok merak edilen de Kemal Kılıçdaroğlu’nun, HDP, MHP ve AKP’yi de ziyaret edip etmeyeceği. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da Kılıçdaroğlu’nun adaylığının netleşmesinin ardından, partisinin genel merkezine davet etmişti.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, henüz kesinleşmemekle birlikte, parti içinde ziyaret programına ilişkin farklı seçenekler değerlendiriliyor. Bu kapsamda öne çıkan görüş, parlamentoda grubu olan bütün siyasi partilerin ziyaret edilerek, destek istenmesi yönünde.

Bu kapsamda AKP ve MHP’den “grup başkanı” düzeyinde randevu istenmesi seçeneği üzerinde duruluyor.

Randevuya olumlu yanıt vermesi halinde Kılıçdaroğlu’nun AKP Grup Başkanı İsmet Yılmaz ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den randevu istenebileceği belirtiliyor.

CHP kurmayları, “Şu anda bu seçenekler tartışma, değerlendirme aşamasında. Bazı partiler görüşmek istemiyoruz, diyebilir. O zaman buna göre de tavır alınır” görüşünü dile getiriyor.

CHP liderinin HDP ile daha önce de görüştüğüne dikkat çeken parti kurmayları, parlamentoda temsil edilen partilerin ayrımsız ziyaret kapsamında olacağını belirtiyor. Parlamento dışında çok sayıda siyasi parti olduğu için, bunların hangilerinin ziyaret edileceği ise henüz netleşmiş değil.

Aday olduktan sonra ilk ziyaretini deprem bölgesine, Elbistan’a yapacak olan Kılıçdaroğlu, “seçim bildirgesini” ise seçim kararının açıklanmasının ardından, ittifakta yer alan liderlerin de katılımıyla Ankara Spor Salonu’nda kamuoyuna açıklayacak.

Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyasını ise ittifakta yer alan partilerin temsilcilerinin de içinde yer aldığı ekip yürütecek.

Millet İttifakı’nda depreme yol açan aday krizi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, seçimin kazanılması halinde “cumhurbaşkanı yardımcısı” olarak yönetimde görev almaları formülüyle aşıldı.

Krizin çözülme süreçlerine ilişkin ise yeni ayrıntılar ortaya çıktı.

‘CHP’nin B planı, çözüm formülü oldu’

Kulislere yansıyan bilgiye göre, “belediye başkanlara cumhurbaşkanı yardımcığı” formülü aslında CHP’nin, “kötü senaryoya”, yani masada kriz çıkması olasılığına göre yaklaşık 20 gün önce hazırladığı “B planı” idi.

Kurmayları, Akşener’in ittifakla köprüleri attığı 3 Mart’taki basın toplantısından hemen sonra Kılıçdaroğlu’na açıkladı.

CHP kaynaklarının verdiği bilgiye göre süreç şöyle işledi:

Kılıçdaroğlu, TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile görüşmesinin ardından, Akşener’in basın toplantısını yakın kurmayları ile birlikte, Meclis’teki makamında izledi.

Basın toplantısından kısa süre önce de Kılıçdaroğlu’na Akşener’in Yavaş ve İmamoğlu’nu aday olarak önereceği ve aksi taktirde masadan kalkacağı bilgisi geldi.

Kılıçdaroğlu, Akşener’in açıklamaları üzerine yorum yapmadı, ancak kurmaylarının anlatımına göre bu kadar “sert” bir üslup da beklemiyordu.

Akşener’in basın toplantısı bittikten Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, grup başkanvekilleri ve bazı MYK üyeleri ile olgunlaştırdıkları, Yavaş ve İmamoğlu’nun seçim sürecinde daha görünür olması ve daha aktif katılabilmeleri için “cumhurbaşkanı yardımcılığı” formülünü önerdi.

Seçim sürecinde cumhurbaşkanı yardımcı adaylığı için istifa gerekmediğini belirten kurmayları, belediye başkanlarının kamuoyu desteklerinin seçim kamyanyasına da olumlu yansıyacağını ifade ettiler.

Kılıçdaroğlu’nun olumlu baktığı bu plan 3 Mart’taki olağanüstü MYK’da değerlendirildi.

Ancak Pazar gününe gelindiğinde ise bu formül, Akşener’in “masaya dönüş”ü için devreye sokuldu.

Akşener’in de bu formüle sıcak baktığı ifade edilince, Kılıçdaroğlu, diğer liderlere de bilgi verdi ve krizin aşılması için yürütülen trafik olumlu sonuç verdi.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığının netleşmesinin ardından, bundan sonraki yol haritası da netleşmeye başladı.

Meclis’e veda: Parti yöneticilerine de sürpriz oldu

Aday olunca “parti rozetini çıkarma” kararı alan Kılıçdaroğlu, bunun ilk adımın Meclis grubunda attı. Aday ilan edildikten sonraki ilk grup toplantısında, Meclis grubuna veda etti. Karar, yakın kurmayları için de “sürpriz” oldu.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, Kılıçdaroğlu’nun bu kararı nasıl aldığını ve ne anlama geldiğini BBC Türkçe’ye anlattı:

“Meclis’teki karşılamadan sonra grup başkanvekilleri olarak odasına girdik. ‘Arkadaşlar ben bugün grubu son defa temsil edeceğim’ dedi. Bundan sonra milleti temsilen, milletle beraber olacağım’ dedi.

“Hem şaşırdık hem de duygusallaştık. Kolay bir şey değil. Yaklaşık 11 yıldan beri birlikte götürüyoruz görevi. Yaşadığımız, paylaştığımız çok şey var. ‘Peki efendim, bir daha grup toplantısı yapmayacak mısınız?’ diye sorduğumuzda ‘Hayır, bundan sonraki toplantılarımı milletle birlikte yapacağım’ dedi. ‘Peki’ dedik biz de, hatta üç grup başkanvekili olarak, grup hatırası olarak beraber fotoğraf çektirelim istedik. Çok duygusal anlar yaşandı o anda. Son bir resim de orada çektirdik. Bugüne kadar bizi çok gururla temsil etti, bundan sonra da milleti temsil edecek.”

Genel Başkanlık görevini neden sürdürme kararı aldı?

Kılıçdaroğlu, aday olmadan önce yaptığı bazı açıklamalarda, “cumhurbaşkanının partili olmayacağını, seçimi kazandıktan sonra da partisinden ayrılacağını” açıklamıştı.

CHP kulislerinde de, Kılıçdaroğlu’nun aday olduktan sonra, genel başkanlıktan ayrılmayacağı ancak parti rozetini çıkaracağı ve MYK içinden bir ismi “vekil” olarak görevlendirebileceği dile getiriliyordu.

Ancak; Millet İttifakı’nın 12 madelik “güçlendirilmiş parlamenter sistemin yol haritası”nda ise cumhurbaşkanının varsa parti üyeliğinin, parlamenter sisteme geçildikten sonra sona ereceği öngörüldü.

Bu da Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesi halinde de genel başkanlık görevini sürdürebileceği anlamına geliyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, liderlerin son buluşmasında, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, “hiç değilse yerel seçimlere kadar genel başkanlık görevini sürdürmesi” konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı.

CHP kurmayları bu kararın gerekçesini, geçiş süreci gibi kritik bir dönemde bir de “parti içi mücadele tartışması yaşanmaması” ve seçim sonrasında nasıl bir tablo oluşacağının görülmek istenmesine bağlıyor.

Grup Başkanvekili Özkoç’un verdiği bilgiye göre, Kılıçdaroğlu parti rozetini çıkarmakla birlikte, seçimlere kadar partisinin başında olacak, seçimden sonra ise oluşan koşullara göre karar verecek:

“Seçimden sonra, Meclis’te partilerin milletvekili ağırlıkları ne olacak, hangi siyasi parti öne çıkacak, Türkiye’nin koşulları ne olacak? O açıdan da hepsi o günkü koşullar içinde değerlendirilir. Bu mutabakat metni o anlamda da Genel Başkan’ın önünü açtı. Bu aslında masadaki liderlerin Kemal Bey’e güven telakki ettiğini de gösteriyor.”

Başkanlar iki görevi bir arada sürdürebilir mi?

Tartışılan bir konu da seçimin kazanılması halinde Yavaş ve İmamoğlu’nun hem belediye başkanlığı hem de cumhurbaşkanlığı görevini birlikte üstlenip üslenemeyeceği.

2018 seçimlerinde, AKP’den İstanbul Büyükşehir Belediye Bakanlığı’na aday olan Binali Yıldırım’ın aynı zamanda TBMM Başkanlığı’nı sürdürmesini örnek göstererek, başkanların iki görevi bir arada sürdürebileceğini savunanlar olsa da, hukuki altyapı oluşturulmadan formülün işletilmesi zor görünüyor.

Ankara ve İstanbul’da Belediye Meclisi’nde Cumhur İttifakı çoğunlukta olduğu için belediye başkanlıklarının kaybedilmemesi için yerel seçimlere kadar görevlerinin başında kalması öngörülüyor.

‘Seçim bildirgesini açıklayacak’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, seçim kararını almasının ardından, Kılıçdaroğlu için aday tanıtım toplantısı düzenlenecek.

Kesin program netleşmemekle birlikte, aday tanıtım toplantısının ittifak ortağı partilerin liderlerinin de katılımıyla Ankara Spor Salonu’nda yapılması planlanıyor.

Deprem nedeniyle, tanıtım toplantısının “sade” ancak geniş katılımlı olması amaçlanıyor.

Kılıçdaroğlu’nun, daha önce kamuoyuna açıklanan, “ortak politikalar metni”ni esas alarak “seçim bildirgesini” kamuoyuna açıklaması bekleniyor.

Kampanya nasıl yürütülecek?

Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyasının ayrıntıları henüz netleşmiş değil. Ancak, CHP’nin yanısıra ittifakta yer alan siyasi partilerden isimlerin de kampanyada görev alacak.

Engin Özkoç, kampanya sürecinde, ittifak partilerinin “ortak dil” kullanılacağını söyledi:

“Kampanya programımızda söylenecek sözler, vaatlerimizin nasıl ifade edileceği konusunda, iletişim uzmanlarının bize öngördüğü tavsiyeler doğrultusunda, bunları bütün siyasi partilerimizin görüşüne sunarız. Onlar da kendi görüşlerini ifade ederler ve böylece bir ortak dil ortaya çıkar.”

Paylaşın

TİP Lideri Baş’tan “Kılıçdaroğlu” Açıklaması: Üzerimize Düşeni Yerine Getireceğiz

TİP Lideri Erken Baş, “Türkiye İşçi Partisi Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığını destekleyecek mi” sorusuna “Memleketin Saray Rejimi’nden kurtulması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz, ama muhataplarımızı da görmemiz gerekiyor” şeklinde cevap verdi.

Partisinin seçim hedefleriyle ilgili değerlendirmeler bulunan Erkan Baş, “‘Biz önümüzdeki seçimlerde iktidara geliyoruz’ demedik. Biz “Hedefimiz önümüzdeki seçimlerde ana muhalefet olmak” dedik. Biz 4 milletvekiliyle yaptığımız şeyi 14 milletvekiliyle ana muhalefet gücünde yapabiliriz” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TV100 ekranlarında yayınlanan “Az Önce Konuştum” isimli programda gazeteci Candaş Tolga Işık’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Baş’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Dün arkadaşlarla konuştuk, iki buçuk yıl önce ben şunu söylemişim: Bizim önce kurtuluşa, sonra bir yeniden kuruluşa ihtiyacımız var. Kurtuluş programı ortaya koymuşuz. Demişiz ki, nasıl kurtulabiliriz? Geçen seçimde yaptığımız hataları yapmayalım, mümkünse bir ortak aday etrafında ilk turda bu işi bitirelim demişiz. Şimdi geldiğimiz aşama ne? Millet İttifakı kendi ortak adayını belirledi.

Şimdi bu aşamadan sonra biz ne yapacağız? Önümüzdeki hafta sonu, Türkiye İşçi Partisi’nin parti meclisi olarak, parti adına en yetkili karar organı, iki gün Hatay’da toplanacağız. Süreci değerlendireceğiz, bütün ayrıntılarıyla değerlendireceğiz. Ondan sonra Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bileşenleriyle bir toplantı alacağız. Diyeceğiz ki ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bütün bileşenleri yan yana gelsin, biz ittifak olarak bir ortak tutum alalım’.

Bu arada Tayyip Erdoğan seçim kararı alacağını zaten ilan etti. Demek ki 14 Mart itibariyle Türkiye’de artık resmi olarak seçim süreci başlayacak. Biz de oturacağız değerlendireceğiz. Şu aşamada şunu söyleyebilirim, bundan 2,5 yıl önce söylediğimiz gibi, bu memleketin bu Saray Rejimi’nden kurtulması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz diyoruz. Bu tavrımız devam eder ama tabii muhataplarımızı da görmemiz gerekiyor.”

“Emek ve Özgürlük İttifakı’nı diğer ittifaklardan ayıran bir yan var”

Baş, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Kılıçdaroğlu’nun adaylığını desteklemediği bir senaryoda, aynı ittifakın bileşeni olarak TİP’in alacağı tutuma ilişkin Işık’ın yönelttiği soruya ise şöyle yanıt verdi:

“Destekleme ve desteklememe gerekçelerini görmemiz lazım. Neden destekliyor ya da neden desteklemiyor? Ama bence şunu yapmak gerekir: Bizim ittifakımızın hem Cumhurbaşkanlığı seçimleri de hem parlamento seçimlerinde ortak bir tutum alması lazım. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı diğer ittifaklardan ayıran bir yan var.

Biz bir seçim ittifakı değiliz, biz seçimler öncesi, seçimler ve seçimler sonrasını kapsayan uzun bir mücadele dönemi için bir program etrafında yan yana geldik. Dolayısıyla seçimde ayrı taktikler geliştirebiliriz. Farklı tavırlar alabiliriz. Mutlaka ortak tavır alacağız demem. Ama mümkün olduğunca Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ortak bir tutum almasını zorlar Türkiye İşçi Partisi.

Burada da işte herkesin herkese görüşmesi lazım. Bak bu AKP dönemi Türkiye siyasetinin en büyük bozulmalarından bir tanesi. Müzakere olmadan siyaset olur mu? Görüşme olmadan siyaset olur mu? Yani hiç ortaklaşamazsınız bile, en azından birbirinizin yüzüne bakarak nerelerde ortaklaşmadığınızı masaya koymanız lazım. Bu yüzden herkesin herkese görüşmesi gerekir.

“AKP’lilere baktığım zaman onların da yenilgi hissettiğini görüyorum”

TİP kendi kararlarını kendisi alır. Ama bir ittifak olduğu için bunu önemser. İttifakı da şunun için önemsiyoruz, biz kurtuluş ve yeniden kuruluş dedik. Kurtuluş konusu biraz daha kolay. Yani ben dünden beri AKP’lilere baktığım zaman onların da yenilgi hissettiğini görüyorum, onlar da artık yavaş yavaş herhalde bavulları toplamaya başlayacaklar. Öyle hissediliyor. Ama Türkiye’nin tek problemi bu değil.

Önümüzdeki yüzyılın kapısını açıyoruz şu anda. Yani bir yüzyıllık süreci aslında gören bir sorumlulukla hareket etmek lazım. Ve biz o yüzyılda Türkiye’nin mutlaka geride kalan birikmiş sorunlarını çözme iradesiyle girmesi gerektiğine inanıyoruz. Emekçilerin siyasete katılması lazım. Yani bu ülkenin yüzde 99’su siyasete katılmıyor, izliyor. Tribünde alkışlıyoruz, oy atıyoruz ama onun dışında…

Mesela bu son krizde de en çok canımı sıkan şey o. Siyaset bir ülkenin kaderi, masaya sıkıştırılabilir mi? Masada 2 kişi birbirini sevmese ülkenin geleceği başka türlü şekilde olacak, bu olmaz. Dolayısıyla biz bunu çok önemseyeceğiz. Yani emekçilerin, yoksulların, halkın siyasette daha etkin olacağı bir modeli Türkiye’nin önüne koymamız gerekiyor. Kürt sorunu, Alevi sorunu, eşitsizlikler, kadınlara dönük baskılar, gençlere dönük baskılar… Bunların ortadan kaldırılacağı bir yeni yüzyıla ihtiyacımız var. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın buranın kurucu üyesi olduğuna inanıyorum.”

“Yargılanmaktan hesap vermekten kim korkar?”

Erkan Baş, “Hesap soracağız, hepiniz yargılanacaksınız” sözlerine de açıklık getirerek şunları kaydetti: “Evet biz hesap soracağız, çünkü Türkiye’nin geride kalan 20 yılda yaşadıklarıyla ilgili bir hesaplaşma yaşamaması durumunda, sağlıklı, halkçı bir yeniden kuruluş gerçekleştirilemez. Dolayısıyla orada, parlamentoda ve önümüzdeki dönem siyasette bir bütün olarak, bu iki ittifak dışında doğrudan bu iki ittifakın kapsayamadığı, bu iki ittifakın temsil edemediği geniş kesimlerin bir güç olarak bulunması gerekiyor.

Yargılanmaktan hesap vermekten kim korkar? Suçlular korkar. Suç işlediysen, yargılanmaktan da hesap sorulmasından da korkarsın. Burada kastettiğim şey, AKP’ye ya da MHP’ye oy vermiş yurttaşlarımız falan değil. Biraz önce söyledim ya, bizim düne kadar AKP ve MHP’ye oy veren üyelerimiz var artık. Dolayısıyla biz yurttaşla bir hesaplaşma içerisine girmeyeceğiz. İktidar bu hesaplaşma ihtiyacını görüyor ve bundan o kadar korkuyor ki, o küçücük bir azınlık var, bir suçlular güruhu, onlar kendilerinden hesap sorulmasını engellemek için, ‘Arkadaşlar bunlar hepimizi yargılayacaklar’ diye goygoy yapmaya başladılar. Suç işlemeyen kimsenin korkmasını gerektiren bir şey yok.

“Suçun hesabının sorulması gerekiyor ki bu ülke aydınlığa çıkabilsin”

Ben hesaplaşmadan şunu kastediyorum. Geride kalan 20 yılda halktan çalındı mı? Halkın alın terinden, emeğinden, vergisinden, yolsuzluklar, hırsızlıklar yapıldı mı? Bir avuç para babasına aktarıldı mı bunlar? Hortumlandı mı? Birileri aşırı zenginlikler elde ettiler mi? Bunların geri alınması lazım. Bak, çok açık söylüyorum, bunlar geri alınacak. Peki ne yapacağız geri aldığımızda biz bunları? Bugüne kadar harcanması gereken yerlere harcayacağız. Eğitime harcayacağız, sağlığa harcayacağız. Deprem meselesini yaşadık, gördük ne kadar ciddi bir sıkıntımız olduğunu, sağlıklı konutlara harcayacağız.

Yurttaşlarımıza özel olarak sesleniyorum, burada küçük bir suçlular güruhu var. Onların hesap vermesi bu memleketin geleceği açısından çok önemli. Onlar hesap verecekler ki, 20 yıl sonra, 30 yıl sonra aynı şeyleri yapmayı kimse aklından bile geçiremesin. Deprem bölgesine giden herkes Türkiye İşçi Partisi’ne hak veriyor. Gidiyorsun sokakta yürüyorsun. 3 tane bina var, 2 tanesi çökmüş. Ortadaki binanın camı bile kırılmamış ya. Şimdi o 2 tane binanın doğal afet sonucu yıkıldığını söyleyebilir miyiz? Burada suç var. Suçun hesabının sorulması gerekiyor ki bu ülke aydınlığa çıkabilsin.”

Erkan Baş’ın açıklamalarından öne çıkan diğer kısımlar ise şöyle: “Meclis taziye evine döndü ya. Ülkede orman yangını oluyor, insanlar hayatlarını kaybediyorlar, mecliste taziye diliyoruz. Bir terör saldırısı oluyor, insanlar ölüyor, mecliste taziye dileniyor. Deprem oluyor, mecliste taziye dileniyor. Maden kazası oluyor, mecliste taziye dileniyor. Bu meclis, bu siyaset denilen kurum bir taziye çadırı değil ki. Çözüm üreteceksin. Yani onu söylediğinde, ‘Şunu lanetliyorum, bunu lanetliyorum’ dediğinde çözüme hizmet ediyor mu? Sorunu ortadan kaldırıyor mu? 40 yıldır sürekli aynı şeyi yapıyoruz.

Diyorum ki bu ülkede Türkler de var, Kürtler de var, başka uluslardan insanlar da var. Biz hepimiz hep birlikte bu topraklarda eşit, kardeşçe yaşamak zorundayız. Başka çaremiz yok. Ve eşitlik nedir? Eşitlik mesela şu değildir, senin bana kardeşim gözüyle bakman, benim de sana sürekli ağabey çekmem eşitlik ilişkisi yaratmaz. Eşitlik yani et ve tırnak değil bence mesela. Çünkü tırnağını kesip atıyorsun. Yani birimiz sağ elsek öbürümüz sol el olalım. Bu kardeşlik ilişkisini kurmamız gerekiyor.”

Paylaşın

Meral Akşener: 13. Cumhurbaşkanımızı Seçmiş Gibi Hissediyorum

İYİ Parti Lideri Akşener, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ilişkin yaptığı değerlendirmede “Yapmaya çalıştığım bu ülkeye hizmet. ‘Ben önde olayım, hizmet ederim’ diye durumumuz yok. Bugün itibariyle kendimi iyi hissediyorum. Biz 13. Cumhurbaşkanımızı seçmiş gibi hissediyorum. Bunun için de çok iyi çalışacağım” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığının açıklandığı sırada çekilen fotoğraflarda gergin göründüğü yorumlarına katılmadığını belirten Akşener, Pazar gece boyunca süren görüşmeler nedeniyle uykusuz ve yorgun olduğunu söyledi ve “Ben aslında herhangi bir mutsuz vesaire durum yok. İmza koymuşum ben. Öyle şey olur mu?… İki metnin altına 6 genel başkan imza attık. Bununla ilgili mutsuzluk söz konusu değil. Doğru bulmadığınız bir kararın altına niye imza atasınız?” ifadelerini kullandı.

Masadan kalkmasıyla ilgili konuşan Akşener, “müzakere masasında müzakereye kapalı ortam oluştuğunu” belirtti ve “Yani siz bir fikir ortaya koyuyorsunuz, diğer 5 kişi tek bir konuda karar almış, onun üzerinden geri gitmiyor. Siz de bunun tartışılmasını arzu ediyorsunuz. Dolayısıyla orada ne oluyor? Herkes bana masadan kalktı diyor ama masa kalktı” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Lideri Akşener 3 Mart’taki toplantı sonrasında yaptığı açıklamada sert ifadeler kullanmış ve altılı masayı aday dayatan bir noter masasına dönüşmekle suçlamıştı. Akşener o günkü açıklamalarıyla ilgili “Evet sertti! Sert olmalıydı; ben ne düşünüyorsam. O metni kendim yazdım… Sert olarak algılanabilir; ama aslında net olmasına dikkat ettim. Aşırı netlikler genel olarak sinir bozar. ‘Hayır biz beşimiz böyle düşünüyoruz, senin önerilerin herhangi bir takdire uygun değil’ gibi tutum alınırsa, o zaman net olursunuz” dedi.

Meral Akşener, altılı masadaki gerginliğin gündemi meşgul etmesi ile ilgili olarak “Bu dört gün boyunca depremzedelerin sorunlarının perdelenmesine sebep olduğum için özür dilerim” ifadelerini kullandı. Asıl meselenin Cumhurbaşkanlığının kazanılması olduğunu vurgulayan Meral Akşener, “Bu son seçim. Parlamenter sistemi konuştuğumuz son seçim. Biz bu cumhurbaşkanlığı seçimini alamazsak Türkiye ölmeyecek. Ama velakin bir daha parlamenter sistemi konuşarak seçime girmeyeceğiz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Millet İttifakı’nda yaşanan cumhurbaşkanı adayı krizinin çözülmesinin ardından Habertürk Televizyonu’nda Fatih Altaylı’nın sunduğu “Teke Tek” programına konuk oldu. Meral Akşener’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda 1,5 evvel vazgeçmemiş olsaydım, 5 erkeğin arasında tek kadınım, belki bana gelirdi top. Bugünkü sistemi oluşturabilmek için gayretim oldu. Şu anda Sayın Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı adayı. Elbette liderlerle bir sorunumuz yok, başından beri destekleyeceğiz çıkan adayı. Popülaritesi yüksek milletin hadi hadi dediği 2 büyükşehir belediye başkanını da onun koşu partneri haline getirdi o masa. Bunu değerli biliyorum. Millet İttifakı’nın adayı Sayın Kılıçdaroğlu onlarla birlikte koşacak. Koşu partneri üçü birden. En önde Sayın Kılıçdaroğlu’nu elbette seçtirmek üzere.

Dengemi kaybetmiş değildim, nettim ben. O masada uzunca dönem geçtikten sonra aday işine doğru yavaş yavaş gittik ama, alan sıkıştığı andan itibaren şunlar konuşmaya başlandı; Meral Akşener birinci başkan yardımcısı olmak istiyor, kazanacak aday onun için diyor. Bu külliyen yalan. Başta Sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere, diğer 4 arkadaş dahil olmak üzere bir kişiyle buna dair tek bir harf konuşmuşsam, bu arkadaşlar derlerse ki Meral Hanım bununla bizimle konuştu derlerse, şu programdan hemen çıkışta, politikayı bırakmaya hazırım.

Siz kazandığınız zaman x, y, z oy almanın elbette Meclis için önemi vardır. Ama önemli olan Cumhurbaşkanlığını kazanmaktır. Bu ülkede bir şekilde siyasi olarak sağ kalmış kadın politikacıyım. Ailesinin de her bir ferdinin ciddi ‘know how’ı olan, bir dizi eğitimden geçmiş insanım. Burada herhangi bir menfaat söz konusu değildi. Müzakere tıkanınca sizi aradım, ‘Pazartesi gelemeyeceğim’ demiştim.

Sizin de sorumlu olduğunuz insanlar var. Burada size söylerken kişisel menfaatim var mı? Ben bu milletin, bu ucube sistemden, burada özne de sayın Erdoğan değil, bizim bu ucube sistemden kurtulmamız lazım, bunun için kazanacak formülü düşündüm. Tartışılması gereken, müzakere edilmesi gereken durumdu. Başardık çok şükür. Hepimiz bir adım attık.

Saat 02.15’te her iki belediye başkanı geldi. Ekrem Bey beni aradı, 22.30 gibi. ‘Yola çıktım, Mansur Bey’i de alacağım, gelebilir miyim’ dedi. ‘Hayhay’ dedim bir tek şey sordum; ‘Kemal Bey’in bilgisi var mı’ dedim. Ben insanlara dikkat ederim. Sitenin girişine tembih etmiştim. Sonra haber çıktı. Beni değil iki belediye başkanını rencide eden haber. Kendileri talep etti, kendileri iptal etti. Gece soru sordum siz bunu Kemal Bey’de izinli mi yapıyorsunuz, evet dediler.

Sonra dedim ki, ne olur ne olmaz size bir arkadaşımı göndereyim, onların arabasıyla gelin, en azından görünmeyin ne olur ne olmaz. Geldiler, bazı seçenekler ileri sürdüler. İzin almadığım için söyleyemem. Kazanmaya odaklandığım için, bu iki arkadaşımızın popülaritesi benden fazla, doğrusunu konuşalım.

Dolayısıyla bu arkadaşlarımızın mutlaka o süreçte aktif olmaları gerekiyor. Belediye başkanı görevi üzerinden yardım başka bir şey, ama bu işin içinde bu kampanyada ve sonrasında, kazanma halinden sonra taşın altına ellerini, gövdelerini koyacaklarının da ispatı lazımdı. Orada uzlaştık. Bu, konuşurken ortaya çıkan bir şeydi. Ancak bu kadar anlatabilirim.

Onlar gittiler Kemal Bey’e. Yanlış anlaşılmasın, onlar Kemal Bey’in bilgisi dahilinde geldiler. Sonra saat 21.30’da Kemal Bey beni aradı. İki arkadaşımız sizi ziyaret edecekler, bilginiz olsun, dediler. Ben de dedim ki, dün iki belediye başkanımız, sizin bilginiz dahilinde geldiler, konuşma yaptık. Bazı şeyleri yazıya döküyorum, belli süre geçince insanlar unutabiliyor. Yazı haline döktüm ve her iki arkadaşımıza gönderdim dedim.

Bu bilgiler size geldi mi dedim, evet bana geldi dedi. Benim görüşlerimi getirecekler dedi. Yeniden geldiler ve el sıkıştık. Partiye gittim sonra. Buna kimse inanamıyor. Başarı öyküsü olan yöneticilerden bir kadromuz var bizim. Ben kendimi sadece operasyonu yöneten bir kişi gibiyim. Orkestra şefi diyebilirsiniz. Habire imza atmak gerektiği zaman, o tür imzalar için yetki alıyorum, gerisini vallahi almadım bugüne kadar.

“Masadan kalkma gibi bir kavram yok”

Masadan kalkma gibi bir kavram yok, GİK toplantısında önerimizin arkasında durma kararı çıktı. Tekrar gidip yetki almam gerekiyordu. Jet hızıyla giyinip, genel merkeze gittim. Bütün arkadaşlar milletvekilleri, GİK üyeleri, divan üyelerini topladık. GİK’le zoom üzerinden kayda alınmak kaydıyla genel sekreterimiz görevlendirildi. Bu yetkiyi bana aldı. Bunu nasıl kamuoyuyla paylaşacağız. İki belediye başkanımız geldiler, son durum oldu. Sonra ben masaya katılacağımı ilan ettim Kürşad Zorlu beyefendi üzerinden. Ama uzun şeyler yaşamışız, kalbim yoruldu anlatırken. Hakkını helal etsin herkes, iyi bir şey oldu.

(Farklı siyasi partilerde yer alıp ayrılması nedeniyle gelen ithamların sorulması üzerine) Bu ülkede Tayyip Bey’le benim kapı arkasından görüşmeme ne gerek var. Ben o partinin başlangıçta kurucusuyum. Yürünecek yolu beğenmediğim için ayrıldım. Ben geri zekalı mıyım? Menfaatçi, oportünist, Makyavelist birisi olsam niye ayrılayım? Ben hep ilkeler üzerinden ayrıldım. İktidara gelinceye kadar ağzımı açmadım. İktidar olduktan sonra 2007’den beri benim kadar eleştirmiş başka biri yok. Sayın Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde bana başbakan yardımcılığı teklif edilmiş, kabul etmemişim.

(‘Millet İttifakı’ndan ayrılmak için para aldı’ iddiası) “Para işine dönersek eğer ben Tayyip Erdoğan’ın çevresinden ve veya başka bir şekilde bir Allah’ın kulundan bu tarz bir konuyla ilgili 1 lira almışsam, ispat etmesi çok zor ama, dünyanın en şerefsiz insanıyım. İstanbul’da oturduğum ev belli. 5 dönem milletvekilliği yapmışım. Eşimin babası, İzmit’in ekonomik durumu iyi bir aileydi. Biz onun üstüne bir şey koyamamışız. Maaşımın dışında hiçbir gelirim olmadı benim. (‘Koray Aydın beşli çete ile görüştü’ iddiası) Koray Bey iş adamı. Bunu iddia eden ispatlayamazsa şerefsizdir dedi. Koray Bey evini satar koyar partiye. Trabzonlu, burnu düşse yerden almaz.

Bugüne kadar Tayyip Bey benimle konuşmak için hiçbir şey yapmadı. Benim de Tayyip Bey’le gizli saklı hiçbir görüşmem olmadı. Hatta deprem zamanında nasıl görüşme yaptığımı televizyondan anlattım. Bugünün dijital dünyasında gizli bir şey olabilir mi? Olsa söylerim. Sanki ben göz kırpıyorum, Tayyip Bey koşuyor, böyle bir durum yok. Hatta en sert kavgayı ikimiz yapıyoruz.

Rize’de başıma neler geldi benim. 31 Mart’ta ‘Senin tutuklattıracağım, dokunulmazlığın da yok’ dedi. Hala hakkımda ifademin alınmadığı, hatta duyduğumuz PKK muhbirinin olduğu iddia edilen FETÖ’cülükle ilgili isnadın mahkemesi var, ama bana bilgi veren yok. Bu ülkede en çirkin şey biri PKK’cı, iki FETÖ’cü deniyor. Bu eğer korkutmak içinse, Demokles’in kılıcı ise ben eğilmektense o Demokles’in kılıcı ile kendi boğazımı keserim.

Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyetin fırsat eşitliğinden eğitim yoluyla yararlanmış bir insanım. Bugün benim şehrimin dağ köylerindeki kızlar bu şansa sahip değiller. Allah nasip eder ödeyebilirim, nasip etmez ölürüm. Herhangi bir insanoğlundan korkmuyorum, büküleceğim kimse yoktur. Yapmaya çalıştığım bu ülkeye hizmet. ‘Ben önde olayım, hizmet ederim’ diye durumumuz yok. Bugün itibariyle kendimi iyi hissediyorum. Biz 13. Cumhurbaşkanımızı seçmiş gibi hissediyorum. Bunun için de çok iyi çalışacağım.

Biz uzlaşı metninde genel başkanların cumhurbaşkanı yardımcısı olacağını söyledik. Milletvekili adayı olmayacağız. Ben kendi adıma söyleyeyim milletvekili adayı olursam bu işe inanmıyorum demektir. Mümkün olan en yüksek vekili çıkarmak için çalışacağız. Bakanlıklar konuşulmadı. Sadece her partiye birer bakanlık verileceğini söyledik. Şu an her partinin bir bakanlığı var. Liderlerin başkan yardımcılığı Fuat Oktay gibi değil. Bir danışma kurulu aynı zamanda.

Önceliğimiz cumhurbaşkanlığını kazanmak. Bu son seçim, parlamenter sistemi konuştuğumuz son seçim. Bu seçimi kazanamazsak bir daha parlamenter sistemi konuşarak bir seçime girmeyeceğiz.

(“İYİ Parti seçmenin HDP’yle görüşmeden hoşlanmayacağını hissettiriyor. HDP meselesine nasıl bakıyorsunuz?” sorusu üzerine) “Siyasi partilerin birbirleriyle olan ilişkilerine her bir siyasi parti saygı duymak zorundadır. Biz bugüne kadar buna saygı duyduk. Ekmeleddin İhsanoğlu, cumhurbaşkanı adayı olduğunda Erdoğan ve Selahattin Demirtaş’ın kampanyalarına yardım yaptı. Kırmızı çizgilerimiz bir vatandaşla aynı, nedir bu: Her bir insanın hakkı hukuku vardır, buna saygı. Hukuka, hukukun üstünlüğüne saygı. Vatanın birliğine bütünlüğüne saygı. Anayasa’nın ilk dört maddesine saygı. Ve bütün bunların neticesinde Türkiye’deki birlik beraberliğe saygı. Atatürk’le derdi olmayacak.

Türkiye’de neden bu zıtlık var. HDP’nin de HDP yöneticilerinin de diğer siyasi partilerin de düşünmesi gereken o. Bakın 2014’te MHP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ın kampanyasına yardım yapmışsa, sembolik de olsa, buna Sayın Bahçeli başta olmak üzere herkes saygı duymuşsa, Ekmeleddin İhsanoğlu MHP’den birinci sırada milletvekili adayı yapılmışsa iki defa burada bir şey var demektir. Bugün niye böyle? Türkiye’de siyasi partiler üzerinden ayrıştırma yerine etnik aidiyetler üzerinden ayrıştıran bir dil oluştu. Bu dilin sahibi Türk milliyetçileri değil.

31 Mart 2019… Bizim Güneydoğu’da belediye başkan adaylarımız ve belediye meclis üyelerimiz oldu. Birden Yeni Şafak gazetesinde bütün kimlik bilgileriyle, 29 adayımızın ismi PKK’lı diye yayınlandı. Bir baktık ikisi hariç geri kalanların ortak özelliği Kürt olmaları. Sonra bizim Kürt olup seçilen belediye başkan adaylarımızın 3’ünü de AK Parti bizden transfer etti. Hatta PKK’lı diye iddia edilen bir tanesi de Süleyman Soylu’nun genel başkan olduğu dönemde Demokrat Parti’nin belediye başkanı.

Bir Abdullah Uçar vardı. İçim yanıyor. Biz Kemal Bey’le ortak mitingler yaptık. Bursa’dan aday göstermişiz. Abdullah’ı çağırdım, mitinge çıkaracağım. Kemal Bey de yanımda, başka arkadaşlar da var. ‘Abdullah ne diyeceksin oğlum’ dedim. ‘Diyeceğim ki, Kürdüm ama PKK’lı değilim’ dedi gözleri dolu. Bu çok acı bir şey. Dün ile bugün arasındaki fark bu. Abdullah diyor ki, ‘Kürdüm ama PKK’lı değilim’. Bu dilin düzeltilmesi lazım. Bu dili başlatan Sayın Erdoğan. Erdoğan’ın açtığı bu alana bir şekilde odun atan başka bir alan var. Eğer bu ucube sistemden kurtulacaksak, herkes bu gerçekliğin farkında olmalı.

“CHP, HDP ile görüşebilir”

Dün kavga edilmeyen konuda, bugün görüşme bile problem yaratıyorsa herkesin dikkat etmesi lazım. O masada defalarca iddia edildiği gibi o masada HDP yok. Mithat hocanın (HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar) söylediğine göre kendileri de ikrar ediyor. Ama zaman zaman HDP yöneticilerinden farklı farklı söylemler oldu. Ben o söylemlerin her birinin bu ucube sistemin devamının ateşine odun atmak olduğuna inandım.

Böyle bir sağduyunun devam etmesi ve derinleşmesi gerekiyor. Bakanlık vs. gibi alışveriş olması mümkün değil. Diyalog başka bir şeydir. CHP diyebilir, anlayışla karşılardım. ‘Sizin oy oranınızla HDP’nin oyu farklı hadi size güle güle’ deselerdi o masadan kalkardık. Alengirli işe karşıyım, dürüstlük ve açıklıktan yanayım. CHP, HDP ile görüşebilir. Ama masaya asla getiremez.

(“Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’ye masa yer düşündünüz mü?” sorusu üzerine) Muharrem Bey’le en küçük incitme yapmadan ne ben onu, ne o beni, hakikaten o dönemle (2018 seçimleri) ilgili ben ondan razıyım. CHP ile ilişki biçimlerini bilemem, yorum da yapamam. Ama ben Hüseyin Baş (BTP Genel Başkanı) üzerinden bir deneme yaptım.

Sayın Hüseyin Baş’ın sosyal medya üzerinden talebi oldu. Ben de kendisinin teklifini masaya götüreyim dedim. Hüseyin Baş’ın şahsı veya partisi değil. Çok mesafe alınmıştı, metinler ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla bu genişlemenin doğru olmayacağına dair, kimseyi incitmeden bir sonuç çıktı. Hafiften bir oylama yaptım sayılabilir, genel olarak genişlemeye, Hüseyin Baş’a değil, karşı bir durum çıktı.

Birinin birazcık ‘Münasebetsiz Mehmet Efendi’ olması gerekiyordu. Hayır niye kopsun Ama kopabilirdi de! Kazanılmayacağını düşündüğüm sistemden bahsediyorum. Burada özne Sayın Kılıçdaroğlu da değil yanlış anlaşılmasın. Bizim bu işi kazanmamız lazım, bu kazanmaya dair tartışmamız lazım idi. Sonra buna gerek yok gibi bir şey ortaya çıkınca, sonra benim iddialı cümlem vardı, Noterler Birliği bana kızmış ama herkesin birbirini ikna etmeye çalışması lazımdı.

“Kimse ayağa kalkmadı”

(“Toplantıda Kılıçdaroğlu ayağa kalktı, Temel Karamollaoğlu Akşener’e ‘yeter’ dedi” iddiası) “Temel Bey öyle bir şey demedi. Ev sahibi olduğu için, o yaş grubu, geldiği gelenek sabır konusunda uzman. Kemal Bey’i de çok sabırlı insan olarak tanıyorum. Erkekler birbirine karşı inanılmaz saygılı. Kadınlar daha açık. Kimse ayağa kalkmadı. Ben açık net fikirlerimi söyledim. Bir gerginlik yaşandı.

Sayın Davutoğlu ve Sayın Ali Babacan devreye girip, suhuletle pazartesiye bırakılma nedeni öyle oldu. 5 kişi imzaladı, ilan edilsine de gidilebilirdi, sonraya bıraklım hep beraber nefes alalım oldu. Sonra geldim arkadaşlarımla konuştuk, bir oylama yaptık. Sonra mutlaka kazanma konusunda sonuç çıktı. Aynı yerde kalabilirlerdi, 5 arkadaşımız öyle devam edebilirdi. Orada da ben o vebali alamazdım. O yüzden çok iyi oldu. Meral Akşener adına değil bu, herkes adına çok iyi oldu.

(Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısındaki sözleri) “Okudum, Kemal Bey’in zihninde güzel bir şey bu. Masaya kısmı da var, öyle bir yanım var. Mert bulduğunu ifade etmiş, açık olmakla alakalı bir şey. Benim hesabım, kitabım yok. Kemal Bey de diğer arkadaşlar da biliyor. Onun için zaman zaman öyle oluyor. Kendisine teşekkür ederim.

Şu anda sayın Erdoğan’dan sayın Kılıçdaroğlu ve onunla koşacak olan iki belediye başkanının işi kolay. Sayın Erdoğan seçim beyannamesi hazırlayacak. Bizimkisi hazır. Cumhurbaşkanı sayın Kılıçdaroğlu’nun elinde bu olacak, anlatacak. Beraber çalıştık çünkü. Dolayısıyla bize şu anda sadece iletişim teknikleri üzerinden kampanya sistemi lazım. Henüz onu oluşturmadık, daha dün ilan edildiği için ama muhtemelen arkadaşlar bugün çalışmaya başlamıştır. Kampanya iletişimi açısından ajanslar devreye girer bu ay böyle devam eder. İşimiz Tayyip Bey’den kolay.

Deprem bölgesindeki bütün kardeşlerimizin hakkında konuşmanın biraz perdelenmesi sebebiyle burada pay sahibi olduğu için bütün kalbimle kendi adıma özür diliyorum. 4 günde onlarla ilgili konuların perdelenmiş olması Türkiye’nin geleceği için önemliydi. Hem Millet İttifakı hem Cumhurbaşkanı adayımız hem bizler o konuda ciddi çalışacağız.

“Bütün kurumlar gitmiş, deprem felakete dönüştü”

İnanılmaz bir afet oldu, Sayın Erdoğan ve iktidar eliyle bu felakete afete dönüştü. Sayın Erdoğan bunu ‘kader planı’ diye söyledi. Dolayısıyla kader planına amenna ama kaderin içinde en önemli konu tedbirdir, hazırlıktır. Siz Kocaeli depreminden sonra Bolu depreminden sonra 21 yıldır hiçbir şey yapmamışsanız bu tedbirsizliktir, kader planı diye tarifleyemezsiniz. Eğer kader planı diye tarifliyorsanız Sayın Erdoğan’ın zırhlı araç kullanmadan, korumalarla gezmeden bu işleri yapması gerekir. Böyle ise o zaman bu tedbiri kendine uyguluyorsun vatandaşa niye uygulamıyorsunuz.

AFAD kavramsal olarak çok bir iyi kurum. Ama darmaduman olmuş. Çünkü kurulmuş bir şey yok. Karman çorman bir durum. Bu kurumlarda yönetici ve uzman sayısı azdır. Bakanlığım döneminde Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde 6-7 bin personeli ve 35 bin eğitilmiş sivil vardı. Şimdi bunu lağvetmişsiniz, AFAD’ı kurmuşsunuz fakat altına eğitilme alanını koymamışsınız. AFAD’ın sahadaki yöneticilerine söyleyecek sözüm yok, çaresiz. 10 kişi ne yapabilir? 10 kişinin her birinin 15 civarında eğittiği ona bağlı sivil olmalıydı. Bütün kurumlar gitmiş, deprem felakete dönüştü.

“Yarın itibariyle parmak boyası demeye başlayacağız”

Yarın itibariyle parmak boyası demeye başlayacağız. Deprem bölgesinde oy kullanmak başka bir de oradan batıya tahliye olanların oy kullanması. Sayın Şenol Sunat arkadaşımız diğer partilerle de irtibatını sürdürüyor. Sayın İsmail Tatlıoğlu, Musavvat Dervişoğlu, Erhan Usta CHP’ye ve AK Parti’ye gittiler. Bir kanun teklifi ve anayasada değişiklikle, oy birliği ile hızlıca düzenleme yapmayı önerdiler. Seçim de ilan edildiği için bir keşmekeş var. Henüz cevap gelmedi. Keşke oy birliği ile geçirsek. Batıya gelmiş insanların oy kullanması hem de orada kalanlar. Formülümüz şu; diyelim ki Kahramanmaraş’ta Ankara’ya geldiler, Kahramanmaraş için oy kullanacaklar. Aynı yurt dışındaki vatandaşlarımız gibi.

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yasal olarak yeniden aday olamayacağı tartışmaları ve itiraz edip etmeyeceklerine dair soru üzerine) “Altılı Masa’da konuşmadık. Bireysel olarak söyleyeyim, etseniz nedir, etmeseniz nedir diye sonuç çıkıyor. Ama asıl mesele şu; meşhur anayasayı, Türk tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişikliğini hazırlayan kimse derhal yanından uzaklaştırsın. İnsan geçici bir madde koyardı.

Çok pis tartışma olacak, itibar açısından. O anayasa madde geçecekti. Bu yalapşalap yapılan bir iş. Asıl vahim olanı bu. O madde konulsa tartışmayacaktık. Niye koymadınız? Bakın liyakat, ciddiyet, bilgi yok. Sayın Erdoğan şu anda şahsı üzerinden yapılacak her bir tartışmanın faturasını bu eksikliği ortaya koyan liyakatsiz adamlarına, ilgisini kesmeli. Ben üçüncü kez aday olmaması gerektiğini düşünüyorum. Siyasi olarak bunu söylüyorum. Bütün bunların özü liyakatsizlik, bilgisizlik, eksikliktir. Yazık Türkiye’ye.

(Kılıçdaroğlu seçilirse CHP’den hemen istifa edecek mi?) “Bizim partimiz istifa etmesi gerektiğini düşünüyordu. Sonra o masada artılar, eksiler konuşuldu. Ben ikna edildim. Kötü niyetle söylemiyorum. Gerekçeler sunuldu. Bir süre, hiç değilse yerel seçimlere kadar, genel başkan seçilecek vs. iç hareketlilik olmaması açısından, hiç değilse yerel seçimlere kadar partisinin başında kalmasına dair konsensus var. Benim ve partimin öngörüsü hemen olması gerekendi. Seçim sürecinde parti içi mücadele olmadan bitsin açısında bakıldı. Parlamenter sisteme geçiş öyle 3-4 yıl kesinlikle olmaz. Çok kötü şeyler yapıldı, aynı hızla temizlememiz lazım diyenlerde var ama aynı kötülüklere sebep olabilirsiniz. Hukuk dışı olan her şey gider.

“Bir tereddüttüm olsa milletvekili adayı olurum”

Seçimi kazanmayı yüzde 100 görüyorum. Barometremiz şu: Perşembe gününün sonrasında, özellikle cuma günkü konuşmamdan sonra atılan taşların yönü vardı. Bugün itibariyle atılan taşların yönü kendini rahat hissedenlerden geliyor. Bir tereddüttüm olsa milletvekili adayı olurum. Parti olarak söylüyorum, çok iyi oy alacağımıza inanıyorum. 3 yıldır sahadayım. Dükkan dükkan gezdim. İlk girdiğim dükkanda yüz ifadesiyle, o dükkandaki aynı insanın yüz ifadesi ve söylemler arasındaki farkı biliyorum. Şu anda iddia ediyorum sahayı benim kadar bilen siyasetçi yok.

Sayın Babacan ilk 4 maddeyi kast etmediğini söylemekle birlikte, diyelim ki öyle niyeti var, o zaman Sayın Babacan’ın tek başına iktidar olması gerekiyor. Sayın Babacan bunu söylemiştir, söylememiştir, ki tersine söyledi masada.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı; Millet İttifakı İçinde HDP Huzursuzluğu

Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nin oluşturduğu Millet İttifakı, Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu ev sahipliğinde yaptığı toplantı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olarak açıkladı.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimlerde, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı CHP Genel Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemek için Millet İttifakı ile görüşme çağrısının, muhalefetin bazı milliyetçi unsurları arasında huzursuzluğa neden olduğu öne sürüldü.

Parlamentonun üçüncü büyük partisi olan HDP’nin eş başkanı Mithat Sancar, Altılı Masa’nın Kemal Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olarak açıklamasının ardından dün geç saatlerde katıldığı bir televizyon programında, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hayırlı olsun, kendisini bizlerle görüşmeye bekliyoruz” demiş, muhalefetin ortak adayıyla uzlaşmak istediklerini söylemişti.

Muhalefet ittifakından iki yetkili, Reuters haber ajansına yaptıkları açıklamada, terör örgütü PKK ile bağlantılı olduğu iddiasıyla hakkında kapatma davası açılan HDP ile bu tür görüşmelerin, Kürt yanlısı politikalara düşman olan milliyetçi seçmenler arasındaki desteği zayıflatabileceğinden korkulduğunu söyledi.

Reuters, “HDP’nin cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde belirleyici bir rol oynayacağı düşünülüyor. Altı partili blok da Erdoğan’ın yirmi yıllık siyasi saltanatını sona erdirmek için muhtemelen onun desteğine ihtiyaç duyacak” diye yazdı.

Haber ajansı, sosyal demokratlar, milliyetçiler, laikler ve İslamcılar’ı kapsayan ittifakın, farklılıkları bir kenara bırakarak Kılıçdaroğlu’nu desteklediğine dikkat çekti.

Muhalefetin adayının açıklandığı saatlerde Sancar, Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında açıklamalarda bulunarak HDP’nin, Kılıçdaroğlu’nu desteklemesinin önünü açabilecek görüşmeler yapmaya davet etti.

Sancar, “Hedefimiz demokrasi, adalet, özgürlüktür. Esas olarak ilkeleri konuşmak istiyoruz. Pazarlık için değil; Cumhurbaşkanlığının hangi ilkeleri üzerinde durulacağı, geçiş sürecinin nasıl olacağı ve bu dönemde nelerin acil olarak yapılması gerektiği konularını konuşacağız” dedi.

İttifak partilerinden birinin üst düzey bir yetkili ise Reuters’a yaptığı açıklamada, Sancar’ın davetinin “biraz erken” olduğunu belirtirken HDP’nin nasıl destek vereceği konusunun, muhalefetin en büyük sorunu olacağını söyledi.

HDP’nin açık desteğinin özellikle ittifakın ikinci büyük partisi olan milliyetçi İYİ Parti ve tabanından tepki çekeceğini söyleyen yetkili, “HDP’nin desteği son derece kritik” dedi ancak bu desteğin başka noktalarda desteği zayıflatabileceğini dile getirdi.

İttifakın başka bir partisinden üst düzey bir isim de Reuters’a, HDP’nin açık desteğinin İYİ Parti’nin desteğini beş puan, CHP’nin desteğini ise 2-3 puan azaltabileceğini öne sürdü.

Reuters, “Bazı anketler muhalefet ittifakını, Erdoğan’ın İslamcı köklere sahip AKP’si ve milliyetçi MHP’den oluşan iktidar koalisyonunun önünde gösteriyor. Ancak anketler genellikle başa baş bir yarışa işaret ediyor. HDP ülke genelinde yaklaşık yüzde 10’luk bir desteğe sahip” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu bugünkü CHP grup toplantısında, HDP’ye atıfta bulunmadı; Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi parti liderlerine tek tek teşekkür etti ve bu yolu birlikte yürüyeceklerini söyledi.

Reuters’a konuşan ikinci yetkili, çok ince bir dengenin bulunması gerektiğini, aksi takdirde ödenecek bir bedel olabileceğini kaydetti ve HDP’den gelen oyların ittifakta kaybedilenlerle örtüşebileceğine dikkat çekti.

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatılması davasını görüşürken siyasi analistler, Erdoğan’ın seçim kampanyasında bu iddiaları öne çıkaracağını söylüyor.

Davanın ne zaman sonuçlanacağı belli değil ancak mahkeme, HDP kararının seçim sonrasına ertelenmesi talebini reddetti. Mahkeme halihazırda partinin mali hesaplarını da bloke etmiş durumda.

Reuters’ın konuştuğu ikinci yetkili, İYİ Parti’nin katılımı nedeniyle bazı Kürt seçmenlerin muhalefet ittifakını desteklemeyeceğini de söyledi.

Sancar, dünkü açıklamalarında HDP’nin Türkiye’de siyasi dengelerin oluşmasında çok kritik bir yeri, rolü ve işlevi olduğunu da kaydetti.

“7 Eylül’de tutum belgesi açıklamıştık. Cumhurbaşkanlığında muhalefetle ortak aday fikrine açık olduğumuzu söylemiştik. Aday HDP ile ittifakımızla açık şekilde görüşmeler yapmalı” diyen Sancar, uzun zaman geçmesine rağmen bu konuda olumlu bir adım yaşanmadığını kaydetti.

Sancar, kendi adaylarını çıkarma konusunda Ekim ayından bu yana mesafe aldıklarını da söyledi ancak deprem nedeniyle, bu adımı yeniden değerlendirmeye başladıklarını belirtti.

Paylaşın

Kuzey Kore’den ABD’ye “Savaş İlanı” Uyarısı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un kız kardeşi Kim Yo Jong, ABD’nin Kuzey Kore’nin stratejik silah denemelerine karşı askeri güç kullanmasını, “savaş ilanı” olarak görecekleri uyarısında bulundu.

ABD ve Güney Kore, bölgede önümüzdeki hafta başlayacak ve 10 gün sürecek “Özgürlük Kalkanı” adlı geniş kapsamlı bir askeri tatbikat düzenleyecek.

Kuzey Kore, kendi füze denemeleri sırasında herhangi bir test füzesinin vurulmasına yönelik herhangi bir girişimin savaş ilanı sayılacağını açıkladı. Pyongyang bir kez daha ABD ve Güney Kore’nin bölgede yaptığı askeri tatbikatların tansiyonu yükselttiğini dile getirdi.

Açıklama, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un kız kardeşi Kim Yo Jong tarafından yapıldı. Devlete bağlı medya kanalı KCNA’in yayınladığı açıklamasında Jong, ABD’nin Kuzey Kore’nin stratejik silah denemelerine karşı askeri güç kullanmasını, “savaş ilanı” olarak görecekleri uyarısında bulundu.

Jong ayrıca Kuzey Kore’nin Pasifik Okyanusu’na daha fazla füze fırlatabileceğinin de işaretini verdi. Bugüne kadar ABD ya da müttefik ülkeler, bu füze denemeleri Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olmasına karşın Kuzey Kore’nin herhangi bir füzesini hedef almadı.

Ancak Kuzey Kore’nin Japonya üzerinden geçecek daha fazla füze denemesi yapabileceğini açıklamasının ardından, bu sorun yeniden gündeme geldi.

Kim Yo Jong açıklamasında “Pasifik Okyanusu ABD ve Japonya’nın hegemonyasında değildir” ifadelerini kullandı.

Uzmanlar, Kuzey Kore’nin Pasifik Okyanusu’nu bir atış talim alanı haline getirmesinin, teknik anlamda daha da fazla ilerleme kaydetmesine neden olacağını belirtiyorlar.

ABD tatbikat için B-52 bombardıman uçaklarını yolladı

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan bir başka açıklamada da ABD’yi Güney Kore ile saha tatbikatları planlayarak ve dün bir B-52 bombardıman uçağıyla ortak hava tatbikatı yaparak, durumu “kötüleştirmekle” suçladı.

Bu açıklamaya Güney Kore’den karşılık geldi. Kuzey ile ilişkileri yürüten Güney Kore Birleşme Bakanlığı, Pyongyang’ın “pervasızca nükleer silah ve füze geliştirmesinin” kötüleşen durumun sorumlusu olduğunu bildirdi.

ABD, Seul’le düzenlenen ortak askeri tatbikata Güney Kore savaş uçaklarının yanında B-52 ağır bombardıman uçağı konuşlandırdı. Güney Kore Savunma Bakanlığı, bu tatbikatın Kuzey Kore’nin tehditlerine karşı bir güç gösterisi olduğunu belirtti.

ABD ve Güney Kore, bölgede önümüzdeki hafta başlayacak ve 10 gün sürecek “Özgürlük Kalkanı” adlı geniş kapsamlı bir askeri tatbikat düzenleyecek.

Yonhap haber ajansı da bugün, ABD ve Güney Kore savaş uçaklarının Kuzey Kore’den gelecek bir tehdide karşı hızlı kalkış denemeleri yaptığını duyurdu.

Kuzey Kore ordusu da kendi sınırları yakınında bugün 30 kadar top atışı yapıldığını açıkladı ve “provokatif eylemler” olarak adlandırdığı eylemlerin derhal durdurulmasını talep etti. Güney Kore yönetimiyse bu iddiayı reddetti.

ABD’nin 1950 ile 1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’ndan sonra Güney Kore’de hala 28 bin 500 askeri bulunuyor. Güney ve Kuzey Kore arasında ateşkesle sonuçlanan savaşın ardından bir barış anlaşması imzalanmadığı için, iki ülke teknik olarak halen daha savaş halinde görünüyorlar.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı Açıklandı; HDP’nin Beklentileri Neler?

İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu olduğu duyuruldu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun adayı olarak açıklanmasının ardından gözlerin çevrildiği yerlerden biri de Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Türkiye İşçi Partisi’nin de içerisinde olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı oldu. İttifakın bu aşamada aday çıkarması beklenmezken, Kılıçdaroğlu ile yapılacak görüşmenin ardından Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tavrının netleşeceği öngörülüyor.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın Pazartesi akşamı Kemal Kılıçdaroğlu’na “Hayırlı olsun” demesi ve ardından da “Kendisini bizlerle görüşmeye bekliyoruz” çağrısının ardından HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’dan bugün partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda “Bizim derdimiz basit hesaplar değil, aday çıkarma politikamızı gelişmelere göre bir kez daha değerlendireceğimizi ifade etmek isterim” açıklaması yaptı.

Kılıçdaroğlu ziyaret edecek 

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu’nun HDP başta olmak üzere Meclis’te grubu bulunan ve meclis dışındaki tüm partilerden randevu alacağı belirtiliyor. HDP ile öngörülen görüşmenin kısa vadede Meclis’te değil, HDP Genel Merkezi’nde olması bekleniyor.

Bu noktada HDP ile görüşme oldukça kritik önemde. HDP oy potansiyeli ile seçimlerde dengeyi değiştirebilecek bir güç olduğu biliniyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın kurmaylar HDP ile görüşmede bir pazarlık olmayacağını söylerken, “Görüşmelerde demokratik siyaset kanallarını açacağız” dedi. CHP’li kurmaylar, “Kimse siyaset yapacağı için hapse atılmayacak” mesajının verileceğini de sözlerine ekledi.

CHP’li kurmaylar, HDP’nin beklentisinin “Açık ziyaret ve muhatap alınma” olduğunu belirtirken, “Ziyaretler şeffaf olacak” değerlendirmesi yaptı. Kılıçdaroğlu ile Mithat Sancar’ın dönem dönem telefon görüşmeleri yaptığı bilinirken HDP’ye olan ziyaretin önem taşıyacağına vurgu yapılıyor.

HDP’de ‘cesur söylem’ beklentisi

Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP ile yapması beklenen görüşmede hangi başlıkların gündemde olacağı da merak edilirken HDP kurmayları beklentilerini anlattı.

DW Türkçe’den Kıvanç El’e bilgi veren HDP kurmayları, “HDP’li vekiller tutuklanıyor, hapse atılıyor. Meclis’ten atılıyor. Tüm mensuplarımız tehdit altında. Kayyum rejimi ile sandıkta kazandığımız belediyeler elimizden alınıyor. Bizim de hedefimiz parlamenter sisteme dönmek. Tüm bu güvenlikçi politikalar ve baskı rejimini sonlandıracak bir isme destek vereceğimizi zaten ifade etmiştik” görüşünü paylaştı.

2024 yılında yerel seçimlerin olduğunu hatırlatan HDP’liler, kayyum uygulamasına son verilmesi vaadinin en önemli başlıklardan biri olduğuna dikkat çekti. Daha önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın HDP’nin desteği ile kazanıldığını hatırlatan kurmaylar, “Burada bir pazarlık yapmadan destek verildi. Sonuçta mevcut iktidara kaybettirildi. Baskıcı rejim kaybetti” ifadelerini kullandı.

HDP kurmayları, Kürt sorununa dair “daha cesur bir söylem” beklediklerini de ifade ediyor.

HaberTürk’te Fatih Altaylı’nın sorularını yanıtlayan Mithat Sancar, seçilecek cumhurbaşkanından beklentilerini, “Elbette demokrasi en acil olandır. Geçiş süreci dediğimiz şey demokratik hukuk devleti ve elbette parlamenter sistem; yani güçlü demokrasiye geçiş süreci diyoruz. Büyük tahribat, adaletsizlik, hukuksuzluk var. Biz bunların nasıl acil onarılabileceğini oturup konuşmalıyız. Yargının, idarenin ve kamu erkinin yozlaşması, militanlaşması sonucunu doğuran bu düzenlemeyi nasıl gerçekleştireceğiz. Bu tahribatları acil giderme programları oluşturmamız gerekiyor” sözleriyle anlattı.

İYİ Parti “izleyecek” 

Kılıçdaroğlu-HDP görüşmesi Millet İttifakı ortağı İYİ Parti’de de yakından takip edilecek. İYİ Parti’nin bu konudaki beklentisinin “İttifakın daha önce açıkladığı düzenlemeler dışında bir mesaj ve söz verilmemesi” olacağı ifade ediliyor. Tersi bir durum olması halinde parti sözcülerince buna itiraz edileceği belirtiliyor.

İYİ Parti kurmayları, HDP’nin “Altılı masanın bir partneri gibi görünecek açıklamalardan uzak durulmasını” istediklerini de söylüyor.

İYİ Parti’de bir diğer hâkim görüş ise HDP’nin kendi adayını çıkarması ve Millet İttifakı’na iktidar kanadı başta olmak üzere farklı kesimlerden gelebilecek “HDP masanın ortağı” eleştirilerinin bertaraf edilmesi. Bu konuda İYİ Parti tabanında azınlıkta olsa da “HDP’nin ittifakla birlikte görünmesine” dair rahatsızlıklar olduğu ve HDP’nin aday çıkarmasının bu nedenle istendiği kaydediliyor.

Paylaşın

Zafer Partisi’nde İstifa Furyası

Ümit Özdağ’ın genel başkanlığını yaptığı Zafer Partisi istifalarla sarsıldı. Zafer Partisi’nin Kurucular Kurulu ve Genel İdare Kurulu (GİK) üyeleri İsmail Türk, Pertev Kasarcı, Canan Çakır, Bekir Şahin, Şahin Çakır, Orhan Ergin ve Ertuğrul Kalafat partilerinden istifa ettiklerini duyurdular.

Yedi isim yaptıkları ortak açıklamada, “Üzülerek belirtiyoruz tek adamlık hastalığı milliyetçi vatansever kesimin en büyük şansızlığıdır” ifadelerini kullandı.

Açıklamada parti yönetimiyle ilgili şu sorunlar sıralandı:

“– Kadının adı yok.

– Liyakatin adı yok.

– Ekip ya da kadro hareketinin adı yok.

– Emeğe saygı yok.

– Sorunları ilk elden çözmek gibi bir iyi niyet yok.

– Parti içi mevcut yönetsel kadroları korumak, sürdürülebilir olmasını sağlamak gibi bir tutum yok.

– Yola çıkılanları, istisnalar haricinde yolda bulunanlarla değişmemek gibi bir ideal yok.

– Nezaket ve Demokrasi dolu bir konuşma, tartışma, çözüm, ifade ve bilhassa dinleme ortamı hiç yok.

– En tepeden en aşağıya görev alan ve katkı sunan ekipler arasında güven yok.

“Son derece hicap duyuyoruz”

Açıklamanın tamamı şöyle:

“Zafer Partisi Kurucular Kurulu ve Genel İdare Kurulu Üyeleri olarak bizler 06/03/2023 tarihi itibariyle partimizle yollarımızı ayırıyor olduğumuzu siz değerli basının huzurunda ifade etmek isteriz. 26/08/2021 tarihinde 193 delege ile MAKAM İÇİN DEĞİL VATAN İÇİN ulvi amaçlarla yola çıktığımız ve tarifsiz maddi ve manevi katkı, emek, özveri ve fedakârlık ile ilerlediğimiz partimizin ne yazık ki bir şahıs şirketi görünümüne bürünmesinden ve de demokratik, saygı dolu bir konuşma, çözüm, tartışma ve dil birliğinden uzaklaşılmasından son derece hicap duyuyoruz.

Kurulduğumuz günden bu yana dördüncü kez İl Başkanlığı değişimi yaşayan ve siyasetin en büyük kalesi olan İSTANBUL başta olmak üzere ülke genelinde büyük coşku ile yaptığımız kongreler sonrası anlam veremediğimiz şekilde kongrelerin tekrarlanması sürekli olarak teşkilatlarda başkan ve yönetimlerin değiştirilerek taşların bir türlü yerine oturmaması ve de secime 69 gün kala hem seçim yeterliliğimizin olup olmadığının bilinmemesi hem de ittifak görüşmelerinin çözüme ulaşıp ulaşmadığının tarafımıza açıklanmaması bizi derinden yaralamaktadır

Bugün geldiğimiz noktada, Zafer Partimizde;

– Kadının adı yok.

– Liyakatin adı yok.

– Ekip ya da kadro hareketinin adı yok.

– Emeğe saygı yok.

– Sorunları ilk elden çözmek gibi bir iyi niyet yok.

– Parti içi mevcut yönetsel kadroları korumak, sürdürülebilir olmasını sağlamak gibi bir tutum yok.

– Yola çıkılanları, istisnalar haricinde yolda bulunanlarla değişmemek gibi bir ideal yok.

– Nezaket ve Demokrasi dolu bir konuşma, tartışma, çözüm, ifade ve bilhassa dinleme ortamı hiç yok.

– En tepeden en aşağıya görev alan ve katkı sunan ekipler arasında güven yok.

Oysa Türkiye Siyasetinin gündemini belirleyen 4’üncü parti konumuna gelecek kadar siyasete hızlı başlayan Zafer Partimiz neredeyse seçime tek başına girebilecek kadar çalışkan ve tutkulu iken, hem ülkemizde hem de dünyada milliyetçiliğin lehimize yükselmiş olduğu bir ortama rağmen, gözlemlerimiz neticesinde Parti içi yaşanan ciddi ayrılıklar, Lidere / Başkan’a odaklı siyaset anlayışı, kasten partimizin büyümesinin engellenmeye çalışılması partimizi adeta kronik bir hastalığın eşiğine getirmiş, özellikle yüzyılın afeti olan 11 ilimizde yaşanan deprem bölgelerine ziyaretler sırasında kullanılan kutuplaştırıcı ve ayırıcı siyasi üslup bizi ve bize gönül verenleri derinden etkilemiştir.

Üzülerek belirtiyoruz ki tek adamlıuk hastalığı milliyetçi vatansever kesimin en büyük şansızlığıdır. Bu olumsuzluklar kapsamında BİLİM, BİRLİK ve BARIŞ Mottosu ile kurduğumuz ama önce kendi içimizde birlik ve barışı oluşturamadığımız, BEN değil BİZ olgusunu yaratamadığımız ve de tüm iyi niyetli çabalarımız, sözlü ve yazılı uyarılarımız ile sorunlar yumağını çözemediğimiz ZAFER PARTİSİ’ nden 06/03/2023 tarihi itibariyle, tüm sıfatlarımızdan, kendi irademizle, istifaen ayrıldığımızı kamuoyu ile paylaşır, bugüne değin yolculuğumuzda bize eşlik eden dava arkadaşlarımız başta olmak üzere çalışma ve tanışma fırsatı bulduğumuz herkese teşekkürlerimizi sunarız. Her ne kadar ayrılıyor olsak bile mücadeleye devam eden arkadaşlarımıza da başarılar dileriz. Saygılarımızla.”

Paylaşın

NATO Üyeliği: Finlandiya Ve İsveç Üyeliğe Bir Adım Daha Yaklaştı

“Hala gitmemiz gereken bir miktar yol var ancak ilerleme kaydediyoruz” diyen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İsveç ve Finlandiya’nın NATO tarihindeki en hızlı katılım süreci içinde olduğunu ifade etti.

Stoltenberg, 30 üye ülkeden Türkiye ve Macaristan’ın henüz katılımlara onay vermediğini anımsatarak “Macaristan meclisi bu ay sonuna doğru onaylama planını duyurdu. İsveç’e giden Macaristan heyeti de olumlu mesaj verdi. İlerleme kaydediyoruz ve Macaristan’ın da onayına yaklaşıyoruz” diye konuştu.

Kuzey Atlantik Paktı (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bayram Begay ile NATO karargahında görüşmesinin ardından yaptığı basın toplantısında, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine dair konuştu.

Stoltenberg, iki ülkenin NATO üyeliklerine Macaristan’ın onayıyla ilgili ilerleme kaydedildiğini söyledi, “Macaristan’ın onayına yaklaşıyoruz” dedi. İki ülkenin NATO üyeliğinin kendisi için öncelik olduğunu ekledi.

Görüşmeler yeniden başlayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geçen ay Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasındaki görüşmelerin yeniden başlatılması konusunda mutabık kaldıklarını hatırlatan Stoltenberg, bu hafta görüşmenin Brüksel’de yapılacağını, Temmuz ayında imzalanan üçlü muhtıranın uygulamasına yoğunlaşacaklarını aktardı.

Bugün de İsveç’i ziyaret edeceğini, Macaristan’dan bir heyetin kısa süre önce İsveç’e giderek bir rapor hazırladıklarını, bu raporda katılım protokollerine onay verilmesinin tavsiye edildiğini söyledi.

“En hızlı katılım süreci”

“Hala gitmemiz gereken bir miktar yol var ancak ilerleme kaydediyoruz” diyen Stoltenberg, İsveç ve Finlandiya’nın NATO tarihindeki en hızlı katılım süreci içinde olduğunu ifade etti.

Stoltenberg, 30 üye ülkeden Türkiye ve Macaristan’ın henüz katılımlara onay vermediğini anımsatarak “Macaristan meclisi bu ay sonuna doğru onaylama planını duyurdu. İsveç’e giden Macaristan heyeti de olumlu mesaj verdi. İlerleme kaydediyoruz ve Macaristan’ın da onayına yaklaşıyoruz” diye konuştu.

Ne olmuştu?

Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesiyle başlayan savaşın ardından Rusya ile 1300 kilometrenin üzerinde sınırı bulunan Finlandiya ve İsveç, NATO’ya üyelik başvurusu kararı aldı.

NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de birlikte resmi başvuruda bulunan iki ülke, üyeliklerine “teröre destek” ve güvenlik gerekçeleriyle itiraz eden Türkiye hükümeti ile üçlü görüşmeler gerçekleştirdi.

Üç ülkenin geçen Haziran ayında Madrid’deki NATO zirvesinde imzaladığı Üçlü Muhtıra kapsamında yapılan görüşmelerde İsveç ve Finlandiya verdikleri çeşitli taahhütlerle Ankara’nın çekincelerini gidermeye çalıştı.

Ancak Türkiye, Rasmus Paludan’ın İsveç’in başkenti Stockholm’deki Türkiye Büyükelçiliği önünde Kuran yakması üzerine üçlü görüşmeleri askıya aldı.

Bu eylemin ardından İsveç’in Türkiye’den NATO üyeliğine izin vermesini beklememesi gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya konusundaysa farklı bir tutum sergileyebileceğinin sinyalini verdi.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto da Finlandiya’nın kamu yayın organı YLE’ye yaptığı açıklamada, Finlandiya’nın NATO’ya İsveç olmadan katılması seçeneğini değerlendirmesi gerektiğini söyledi. “Şu an bu konuda bir duruş belirlemek için çok erken olduğunu” belirten Haavisto, ortak başvurunun ilk tercih olduğunu kaydetti.

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik süreçlerinin tamamlanabilmesi için 30 NATO ülkesinin onayı gerekiyor. Türkiye ve Macaristan henüz bu başvuruları onaylamış değil.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

2022 Yılında 3,5 Milyon Vatandaş Karnını Gıda Yardımlarıyla Doyurdu

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan her veri iktidarın açıklamalarını yalanlıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2022 yılı verilerini içeren raporları, Türkiye’deki yoksullaşmayı ve giderek derinleşen ekonomik bunalımı bir kez daha gözler önüne serdi.

Bakanlığın verilerine göre, ekonomik krizin altında ezilen 4 milyon 419 bin 286 hane 2022 yılında sosyal yardımlardan yararlandı. Öz ailesinin bakımını sağlayamadığı 157 bin 248 çocuğa ise sosyal ve ekonomik destek verildi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; milyonlarca hanenin sosyal yardım ile ayakta kalmaya çalıştığı 2022 yılında devlet, 151 milyar 900 milyon TL’lik sosyal yardım harcaması yaptı.

2022 yılındaki sosyal yardım harcaması, 2021 yılına oranla yüzde 55 arttı. 2022 yılında gerçekleştirilen 151,9 milyar TL’lik sosyal yardım harcamasının gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payının yüzde 1,13 olduğu bildirildi. 2022’de 4 milyon 419 bin 286 haneye sosyal yardım yapıldı.

2022 yılında gerçekleştirilen tüm yardımların içinde nakdi yardımların oranı yüzde 93 oldu. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, sosyal yardımların türlerine göre dağılımını da paylaştı. Bakanlığın verilerine göre, 2022 yılında 3 milyon 472 bin 393 yurttaş karnını, gıda yardımı ile doyurabildi. Gıda yardımlarının maddi karşılığı ise 777,9 milyon TL ile ifade edildi.

Bakımsız evler

Oturulamayacak derecede eski, bakımsız ve sağlıksız hane sayısı da çarpıcı tabloyu ortaya koydu. Buna göre, 2022 yılında bakımsız ve sağlıksız olduğu belirlenen 26 bin 688 hanedeki yurttaş için 144,9 milyon TL’lik kaynak aktarıldı. Kaynağın, evlerin bakım ve onarımı için kullanıldığı belirtildi.

Sosyal yardım ile eğitim

2022 yılında 237 bin 428 öğrenci eğitim yaşamını, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından sağlanan kırtasiye yardımı ile sürdürebildi. 2021 yılında 131 bin 707 olan kırtasiye yardımı alan çocuk sayısı neredeyse ikiye katlandı.

GSS borcunu ödeyemeyen milyonlar

İşsiz ve çalışmayan yurttaşların kabusu olan Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcunu ödeyemeyen kişi sayısının 9,5 milyona yaklaştığı da Bakanlığın verileriyle ortaya konuldu. Ödeme gücü olmadığı için GSS primlerini ödeyemeyen ve sağlık hizmetlerinden yararlanamayan 9 milyon 488 bin 441 kişi için yapılan destek ödemesi faaliyet raporuna, 33,5 milyar TL olarak kaydedildi.

Fatura yükü

Yurttaşın elektrik, doğalgaz ve kömür gibi ihtiyaçlarını ancak sosyal yardımlar ile karşılayabildiğini gözler önüne seren diğer bazı veriler ise rapora şöyle yansıdı:

Elektrik tüketim desteği: 3 milyon 690 bin 582 hane – 4,7 milyar TL’lik kaynak
Doğalgaz tüketim desteği: 690 bin 30 hane – 9,8 milyon TL’lik kaynak
Yakacak yardımları: 2 milyon 29 bin 576 hane – 516,7 milyon TL’lik kaynak.

Paylaşın

“Depremlerin Yol Açtığı Maddi Hasar 100 Milyar Doları Aşacak” Tahmini

11 ilde büyük yıkıma ve on binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin yol açtığı maddi hasarın 100 milyar doları aşacağı tahmininde bulunuldu.

Depremlerin yol açtığı maddi hasarın üstüne toparlanma maliyetlerinin de ekleneceği belirtildi.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) yetkilisi Louisa Vinton, Kahramanmaraş merkezli depremlerin Türkiye’de yol açtığı hasarın 100 milyar doları aşacağı yönündeki öngörüyü kamuoyuyla paylaştı.

Gaziantep’ten video konferans aracılığıyla gazetecilere açıklamada bulunan Vinton, “Yapılan hesaplamalardan hasarın 100 milyar doları aşacağı açık şekilde görülüyor” dedi. BM yetkilisi, bu meblağın üstüne toparlanma maliyetlerinin de ekleneceğini belirtti.

Vinton, Türkiye ve Suriye’deki depremzedeler için bağış toplanması amacıyla 16 Mart’ta Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek uluslararası konferans için de 100 milyar dolar olarak hesaplanan geçici verinin esas alındığını söyledi.

Türkiye’ye yurt dışından yapılan ayni yardımlar

Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin ardından dış temsilcilikler eşgüdümüyle Türkiye’ye ulaştırılan ayni yardımlara ilişkin son verileri paylaştı.

Dışişleri Bakanlığının Twitter hesabından yapılan grafikli paylaşıma göre, deprem bölgelerinde 16 ülke 34 sahra hastanesi kurdu. Ayrıca şu ana kadar 179 bin 655 çadır, 2 bin 76 yaşam konteyneri ve 2 bin 75 mobil hijyen ünitesi Türkiye’ye getirildi.

Ayni yardımlar kapsamında 1 milyon 879 bin 145 battaniye, 269 bin 747 uyku tulumu, 96 bin 462 yatak, 33 bin 810 jeneratör, 7 bin 488 ton giyecek, 4 bin 109 ton hijyen tıbbi malzeme ve 6 bin 908 ton gıda da Türkiye’ye ulaştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın