Türkiye Yine “Özgür Olmayan Ülke” Kategorisinde

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’ın yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürülen Türkiye, o yıldan bu yana olduğu gibi yine “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırıldı.

Bu yılın ilk yarısında Türkiye’nin önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekiyor.

Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren dezenformasyon yasasıyla muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, raporun sonlarındaki 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.

Washington’daki düşünce kuruluşu Freedom House bugün dünya genelindeki siyasi haklar ve sivil özgürlükler üzerine yıllık raporunu yayınladı.

VOA Türkçe’den Ezel Şahinkaya’nın aktardığına göre, “Demokrasi Mücadelesinde 50. Yıl” başlıklı raporun kapağında geçen sene İranlı Kürt Mahsa Amini’nin gözaltında ölümünü İzmir’de protesto eden İranlı kadınlar yer aldı.

Rapor, 2022 yılı boyunca 195 ülke ve 15 bölgedeki özgürlükleri değerlendiriyor. Raporun metodolojisine göre her ülke, 25 gösterge üzerinden 0 ve 4 arası puanlandırılıyor. Toplam 100 puan olan göstergelerin yüzde 40’ı siyasi haklar üzerineyken, yüzde 60’ı sivil özgürlükler kategorisinde gruplandırılıyor. Toplam puan üzerinden ülkeler, “Özgür”, “Kısmen Özgür” ve “Özgür Olmayan” ülke kategorilerinde sınıflandırılıyor.

Raporun temel bulgularına göre, son 17 yıldır dünya genelinde özgürlükler düşüşte. Raporda 195 ülkenin 84’ü “Özgür” kategorisinde yer alırken, 54 ülke “Kısmen Özgür” ve 57 ülke “Özgür Olmayan” ülke kategorisinde.

Rapor, 2022’de siyasi haklar ve sivil özgürlüklerdeki düşüşte savaşların, darbelerin ve iktidarı ele geçirme girişimlerinin payı olduğu tespitinde bulunuyor. Rusya’nın 2022 Şubat ayında Ukrayna’da başlattığı savaşı örnek veren rapor, demokratik kurumlara saldırıların yabancı ülkelerin ordularından gelebileceğini kayda geçiriyor.

Darbelerin demokraside gerilemeye neden olduğunu belirten rapor, 2022’de Ocak ve Ekim aylarında iki askeri darbe deneyimlemiş Burkina Faso’da liderlerin demokrasiye dönüş konusunda belirsiz sözler verdiğini not düşüyor. Burkina Faso bu seneki raporda “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür Olmayan” ülke kategorisine geriledi.

Rapor ayrıca başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimlerinin de geçen yıl siyasi sisteme ve insan haklarına zarar verdiğini belirtiyor. Geçmişte otoriter rejim ile yönetilmiş ülkelerde darbe girişimlerinin demokrasiye zararının yüksek olduğunu dile getiren rapor, Peru’da eski cumhurbaşkanı Pedro Castillo’nun iktidarını kaybetmemek için geçen Aralık ayında Kongre’yi lağvetmesinden ve ülke geneli sokağa çıkma yasağı getirmesinden bahsediliyor. Her ne kadar Castillo görevinden alınsa ve tutuklansa da, raporda ülkede olağanüstü hal ilan edildiği ve çıkan protestolarda yirmiden fazla kişinin öldüğü belirtiliyor. Ülkedeki siyasi çalkantılar nedeniyle rapor Peru’nun statüsünü “Kısmen Özgür” kategorisine düşürdü.

Türkiye yine “Özgür Olmayan Ülke” kategorisinde

Türkiye’deki 2016 darbe girişimine de değinen rapor, bu olayın ülkedeki siyasi haklar ve sivil özgürlükleri uzunca bir süredir gölgelediğini söylüyor.

Raporda, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP olayı, kilit demokratik kontrol ve dengelerin kaldırılmasını ve siyasi rakiplerin tasfiye edilmesini haklı çıkarmak için kullandı” ifadeleri yer alıyor. Freedom House’ın yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürülen Türkiye, o yıldan bu yana olduğu gibi yine “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırıldı.

Bu yılın ilk yarısında Türkiye’nin önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekiyor. Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren dezenformasyon yasasıyla muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, raporun sonlarındaki 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.

Rapor, geçmişte seçimle iktidara gelen bazı liderlerin 2022’de yerleşik demokratik süreçleri reddederek iktidarlarını sürdürebilmek için kuralları yeniden yazmayı denediklerini söylüyor. Brezilyalı lider Jair Bolsonaro’nun Ekim 2022’deki seçimi Lula Da Silva’ya kaybettiğini kabul etmemesi örneğini veren rapor, Ocak ayında Bolsonaro destekçilerinin Kongre’yi, Anayasa Mahkemesini ve cumhurbaşkanlığı sarayını bastığını hatırlatıyor.

Rapor ABD’de ise geçen yıl ara seçimlerin 6 Ocak 2021’deki Kongre Baskını gibi bir şiddet olayı gözlemlenmeden gerçekleştiğini belirtti.

Dönüm noktası

Her ne kadar son 17 senedir kesintisiz bir şekilde demokraside ve özgürlüklerde düşüş görülse de rapor, bu senenin küresel özgürlüklerde bir dönüm noktası olabileceği kanısında.

Dünya genelindeki 195 ülkeden 35’inde geçen sene düşüş yaşansa da 34 ülke demokrasi konusunda gelişme gösterdi. Rapora göre, son 17 yılda düşüş ve ilerleme gösteren ülkeler arasında ilk kez makas bu kadar daraldı.

2022’de iki ülkedeki seçimlerden sonra Lesotho ve Kolombiya, “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür” ülke kategorisine yükseldi.

Rapora göre geçen sene otoriter güçler, şeffaflık ve hesap verilebilirlik mekanizmalarından kendilerini korumak için bölgesel ve uluslararası organizasyonları kullandı. Rapor, Çin’in Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Konseyi’ne seçilerek kendi politikaları hakkında kararları engellediğini örnek verdi.

Öte yandan rapora göre, demokratik güçler de uluslararası organizasyonları insan hakları için bir araç olarak kullandı. Raporda, Nisan 2022’de Rusya’nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğinden çıkarılması ve geçen Ekim ayında Venezuela’nın Konsey’e girmesinin engellenmesi örnekler arasında yer aldı.

Raporda otoriter liderlerin iktidarlarını sürdürebilmek için yolsuzluk ve güç kullanımının bir kombinasyonuna bel bağladıkları belirtilirken, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’daki savaşta hedeflerini yerine getirememesinin bir sebebi ülkesindeki yolsuzluk olarak tanımlanıyor. Aynı şekilde raporda, Ekim 2022’de üçüncü dönem liderliğini kazanan Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in de ülkede sıfır COVID politikasıyla halkı kontrol etmeye çalıştığı notu düşülüyor.

İfade özgürlüğü

Rapora göre, 2005 yılından beri basın ve ifade özgürlüğü kesintisiz bir şekilde tehdit altında. Her ne kadar iletişim teknolojisindeki gelişmeler çoğu devletin medya tekelleşmesini yıkmış olsa da rapor, çoğu ülkede sanal dünyadaki yeni ifade araçlarının sert cezalandırmalara maruz kaldığını vurguluyor.

Raporda basın özgürlüğü konusunda son 17 senede 195 ülke arasında sıfır çeken ülke sayısı 14’ten 33’e yükselmiş durumda. İfade özgürlüğünde de bu sayı 6’dan 15’e yükseldi.

Raporda, Rusya’nın geçen yıl yabancı gazetecileri ülkeye almamasına ve yabancı ajan, aşırıcılık ve benzeri suçlamalarla bağımsız gazetecilerin ve medya kuruluşlarının yaftalandığına değiniliyor. Ayrıca raporda, Rus yetkililerin BBC, VOA ve Meduza gibi bağımsız medya kuruluşlarına erişim engeli getirdiği not düşülüyor

Rapora göre 2022 yılında, 157 ülkede özgür ve bağımsız medya, gazetecilerin yargılanması, gazetecilere yönelik şiddet, medya bağımsızlığını sınırlayacak yasalar, eleştirel kuruluşlara sansür ve erişim engeli gibi tehditlere maruz kaldı. 109 ülkede ise yetkililer, vatandaşların ifade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik adımlar attı.

Çıkarılan dersler

Freedom House 1973’te ilk raporunu yayınladığında 148 ülkeden sadece 44’ü “Özgür” olarak tanımlanmıştı. Bu seneki raporda ise 195 ülke içinden “Özgür” kategorisindeki ülke sayısı 84’e yükseldi.

Rapor “Özgür” kategorisindeki ülkelerin yıllarca yerlerini koruduklarını belirtirken, “Özgür Olmayan” ve “Kısmen Özgür” ülkelerin kategoriler arası sıkça değişkenlik gösterdiklerini söylüyor.

Son 50 yılın verilerine bakan Freedom House, raporda demokratik kurumları güçlendirmenin ve korumanın Soğuk Savaş döneminin sonlarındaki demokratikleşme dalgasından daha zor hale geldiğini not düşüyor.

Uluslararası dayanışma ve desteğin önemini vurgulayan rapor, demokratik ülkelerin otoriter rejimlere baskı kurmasının gerekliliğini söylüyor.

Freedom House, raporun sonunda demokratik ülkelere politika tavsiyelerini şöyle sıraladı:

  • Ukrayna’nın kazanmasına yardım edin.
  • Otoriterlere fırsat vermeyi bırakın.
  • Demokrasinin erdemleri konusunda açık olun ve bundan taviz vermeyin. Demokrasiyi koruma ve savunmak için gereken çabalarda yorulmayın.
  • Basın özgürlüğünü ve ifade özgürlüğünü koruyun.
  • İnsan hakları savunucularına, kritik noktalardaki ülkelere ve bölgelere desteği önemli ölçüde artırın.
Paylaşın

Rusya’dan Ukrayna’nın Birçok Kentine Füze Saldırısı: En Az 5 Ölü

Rusya’nın bölgesel bir operasyon olarak adlandırdığı Ukrayna’nın ise ‘Batı’lı güçlerin desteğiyle devam ettirdiği savaşın bir yılı geride kalırken, Rusya bugün erken saatlerde Ukrayna’nın birçok kentinde çoğunlukla enerji altyapısını hedef alan geniş çaplı füze saldırıları düzenledi.

Füze saldırıları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Ukrayna’nın Karadeniz limanlarından tahıl sevkiyatına ve Rusya’nın gıda ve gübre ihracatına izin veren bir anlaşmanın uzatılması konusunda Ukrayna Cumburbaşkanı Vladimir Zelenskiy ile görüşmek üzere Kiev’i ziyaret etmesinden saatler sonra geldi.

Ukraynalı yetkililer konutların da isabet aldığı saldırılarda en az beş kişinin öldüğünü, çok sayıda yaralı olduğunu açıkladı.

Son üç haftadır Rus güçlerince yapılan en şiddetli saldırıda füzelerin başkent Kiev, ülkenin ikinci büyük kenti Harkiv, Karadeniz’deki önemli liman kenti Odesa’nın yanı sıra ülkenin merkezindeki Dinyeper ve Poltava’dan batıdaki Zitomir, Vinnitsya ve Rivne’ye  kadar uzandığı bildirildi.

Yerel makamlar dört sivilin batıdaki Lviv bölgesinde, bir kişinin de Dnipropetrovsk’te füzelerin yerleşim yerlerine isabet etmesi sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ukrayna Enerji Bakanı Herman Haluşçenko füze saldırılarında Kiev, Mikolaiv, Harkiv, Zaporijya, Odesa, Dnipropetrovsk ve Zitomir bölgelerindeki enerji tesislerinin hedef alındığını söyledi ve saldırıları “Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik bir başka barbarca saldırı” olarak nitelendirerek kınadı.

Saldırılar sonucu kentlerde durum

Kiev Belediye Başkanı Vitali Klitschko, kentin güneybatısında patlamalar olduğunu ve acil servislerin bölgeye gittiğini belirtti. Kentin bazı bölgelerinde elektriklerin kesildiği bildirildi.

Harkiv Valisi Oleh Syniehubov da, Ukrayna’nın doğusunda yer alan kentin kuzeydoğusuna 15 füze isabet ettiğini ve sivillerin yaşadığı binalarının vurulduğunu açıkladı. Bu kentte de elektrik kesintileri yaşandığı aktarıldı.

Odesa bölge valisi Maksim Marchenko da yaptığı açıklamada, toplu bir füze saldırısının liman kentindeki bir enerji tesisini vurduğunu ve elektriklerin gittiğini belirtti. Kentte yerleşim alanlarının da vurulduğu aktaran vali halka sığınaklarda kalmaları uyarısında bulundu.

Devlete ait nükleer enerji şirketi Energoatom da, Rus güçleri tarafından işgal edilen Zaporijya Nükleer Santrali füze saldırıları sonucunda güç kaybettiğini açıkladı. Energoatom, santralin aylar önce Rusya tarafından devralınmasından bu yana altıncı kez elektrik kesintisine uğradığını ve bunun da santrali 10 gün boyunca çalıştırabilecek 18 dizel jeneratöre güvenmek zorunda bıraktığını söyledi. Nükleer santraller soğutma sistemlerini çalıştırmak ve bir erimeyi önlemek için sürekli güce ihtiyaç duyuyor.

Öte yandan Rus ve Ukrayna güçleri arasında Bahmur bölgesini ele geçirmek için yoğun çatışmalar sürüyor.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

Demirtaş’ın Mektubuna İYİ Parti’den Yanıt: Siyasette Böyle Bir Metot Yok

Demirtaş’ın mektubu hakkında konuşan İYİ Partili Bahadır Erdem, “Siyasette böyle bir metot yok. Ama biz kendi düşüncelerimizi söylüyoruz. Açık söylüyoruz. Hatırlarsanız bu yayınlarda söyledim” dedi ve ekledi:

“AYM kararlarına uyulması, kayyum uygulamalarının demokrasiye aykırı olduğu yahut AİHM kararına uyarken iktidarın sevdiği ya da sevmediği tutuklu gibi bir ayrımın olamayacağını… Bunlar yeni söylediğimiz şeyler değil.”

Halk TV’deki “Sözüm Var” programına konuk olan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yazdığı açık mektuba yanıt verdi. Erdem, şöyle dedi:

“Ben Selahattin Demirtaş’ın mektubu hakkında konuşmak istemiyorum. Çünkü siyasette böyle bir metot yok. Ama biz kendi düşüncelerimizi söylüyoruz. Açık söylüyoruz. Hatırlarsanız bu yayınlarda söyledim. AYM kararlarına uyulması, kayyum uygulamalarının demokrasiye aykırı olduğu yahut AİHM kararına uyarken iktidarın sevdiği ya da sevmediği tutuklu gibi bir ayrımın olamayacağını… Bunlar yeni söylediğimiz şeyler değil.”

“Ama bizim kesin olan çizgilerimiz var” diyen Erdem, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her siyasi parti milletin sesidir. Milletin temsilcisi olduğu, milletin değerlerini temsil ederek bunu gündeme getirdiği zaman ancak teveccüh görür ve yaptığı siyaset bir işe yarar diye düşünüyorum. 85 milyonun da inandığını düşündüğümüz terör konusundaki şeylerimiz netti. Bunu hep söyledik, bugünde netiz dolayısıyla bizde değişen bir şey yok. Hep aynı şeyi söylüyoruz.”

Ne olmuştu?

Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yazdığı açık mektubunu paylaşmıştı.

Demirtaş, mektubunda Akşener’e şu soruları yöneltmişti:

“1- HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz? Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.

2- HDP’nin bakanlık isteği olmamasına rağmen bazı arkadaşlarınız “HDP’ye bakanlık vermeyiz” diyerek biz HDP’li seçmenleri incitmiş, ötekileştirmişti. Şimdi bu arkadaşlarınız HDP seçmeninin oylarıyla bakanlık koltuklarına oturmaya adaylarsa bizi ikna etmeniz gerekmez mi?

3- HDP demokratik ilkeler dışında herhangi bir talepte bulunmadığını açıklamasına rağmen “HDP ile diyaloğu CHP kurabilir ama taviz verilemez, talepleri de bu masaya getirilemez” dediniz. Demokratikleşmeye dair talepleri taviz olarak mı görüyorsunuz?

Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?

4- HDP de HDP seçmeni de eşitler arası, omuz hizasında yapılacak bir müzakere dışında hiçbir üstenci, dayatmacı, egemen bakış açısıyla yaklaşımı asla kabul etmeyecektir.”

Paylaşın

Türkiye-Suriye Normalleşme Sürecinde İkinci Aşama: İran Da Katılıyor

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’in Ankara’yı ziyareti sırasında düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye ile normalleşme sürecindeki görüşmelere bundan böyle İran’ın katılacağını da duyurdu.

Bakan Çavuşoğlu, “Yaklaşık 2 ay önce kardeşim Hüseyin (İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan), Ankara ziyaretinde kendilerinin de bu formata Astana’da olduğu gibi katılmak istediklerini bize söylediler. Türkiye olarak ‘İran’ın katılmasının hiçbir mahsuru yoktur’ dedik. Rusya’ya da ‘İran’ın katılmasında bir mahsur yok’ dedik, şimdi toplantı için çalışmalar devam ediyor. Bunu da dörtlü bir şekilde yapmayı planlıyoruz” diye konuştu.

“Rusya’dan olası dışişleri bakanları toplantısının hazırlığı için teknik düzeyde bir toplantı yapma teklifi geldi” diyen Çavuşoğlu, “Gelecek hafta için bakan yardımcımızı da Moskova’ya göndereceğiz ve bu toplantıya İran tarafı da katılacak. Daha sonra yani bu toplantıda dışişleri bakanları toplantısının hazırlıkları yapılacak yine hepimizin uygun gördüğü bir zamanda dışişleri bakanları düzeyinde de toplantı gerçekleştirilebilir” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da, Suriye ve Türkiye’nin bölgenin iki önemli ülkesi olduğunu belirterek, İran’ın bu süreçte üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu kaydetti.

Türkiye ile Suriye arasında 11 yıl sonra ilk üst düzey temas Aralık ayında savunma bakanları arasındaki görüşmeyle  sağlanmıştı. Moskova’da gerçekleşen görüşmede Savunma Bakanı Hulusi Akar ile MİT Başkanı Hakan Fidan Suriyeli mevkidaşlarıyla bir araya gelmişti. Bu ilk görüşmeden sonra, Türkiye-Suriye diyaloğunun siyasi ilişkileri de ele alacak şekilde geliştirilmesi uzlaşısı ortaya çıkmıştı.

Ocak ayında yapılan temaslar sonucu Türkiye-Rusya-Suriye dışişleri bakanlarının üçlü formatta Şubat ayında bir araya gelmesi planı geliştirilmişti.  Ancak bu toplantı önce İran’ın da sürece katılmak istemesi ve bu yönde taraflara baskıda bulunması, ardından da Türkiye ve Suriye’yi vuran 6 Şubat depremleri nedeniyle belirsiz bir tarihe ertelenmişti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov’un çağrısı üzerine yapılması beklenen toplantıda Türkiye’yi göreve yeni atanan Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar’ın temsil etmesi öngörülüyor.

Normalleşmenin siyasi gündemi

Gelecek hafta yapılacak teknik çalışmanın öncelikli amacı, dört dışişleri bakanının olası buluşmasının gündeminin oluşturulması.

Aralık ayında yapılan savunma bakanları toplantısının ardından Şam’dan yapılan açıklamalar, Ankara ile normalleşme sürecinin Suriye topraklarındaki Türk askerlerinin çekilmesini de içerecek şekilde ciddi koşullara bağlı olduğunu gösterdi.

Türkiye ise “sınırlarına ve vatandaşlarına dönük terör tehdidi” nedeniyle böyle bir adımı hemen atmasının olanaklı olmadığını, iki ülke arasında terörle mücadele konusunda yapılacak işbirliğinin sonuçlarına göre Suriye’deki askeri varlığını sonlandırabileceğini kaydediyor.

Bu süreçte Türkiye’de bulunan Suriyeli göçmenlerin ülkelerine güvenli dönüşü konusunda Suriye yönetimiyle işbirliği gündemini öncelik olarak gören Türkiye, Suriye’deki iç gerilimin sona ermesi için BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı kapsamında adımlar atıldığını da görmek istediğini kaydediyor.

Bu karar, Suriye’de Esad yönetiminin muhalifler ve sivil toplum ile birlikte yeni bir anayasa hazırlamasını, adil ve özgür seçimlere gidilmesini içeriyor. İsviçre’nin Cenevre kentinde yıllardır süren görüşmelere rağmen Esad yönetiminin blokajı nedeniyle siyasi geçiş konusunda adım atılamıyor.

Deprem sonrası işbirliği

Türkiye ve Suriye arasında diyaloğun başlatılması için son birkaç senedir çaba yürüten Rusya, iki ülkeden binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan 6 Şubat depremleri sonrasında Ankara-Şam hattında insani yardımlaşma açısından bir fırsat doğabileceği görüşünde.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin hızlanması gerektiğini kaydederken, 6 Şubat depremleri ardından Ankara-Şam arasında pratik bir işbirliğinin kurulması gerektiğini Rus basınına ifade etti.

Moskova’da gelecek hafta yapılacak görüşmelerde, deprem sonrası insani yardımların özellikle Türkiye sınırından Suriye tarafına aktarılmasının da gündeme gelmesi, bu sürecin doğrudan ve etkin olması için Ankara-Şam işbirliğine vurgu yapılması da bekleniyor.

Deprem öncesi süreçte Türkiye’den Suriye’ye sadece Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Birleşmiş Milletler ve sivil toplum kuruluşu yardım gönderebiliyordu. Suriye’deki depremzedelere yardımın daha etkin geçmesi için Kilis’ten Suriye’ye açılan iki sınır kapısından da insani yardım geçişlerine izin verildi.

İran sürece hangi kaygılarla dahil oluyor?

İran, Türkiye-Suriye arasındaki sürece katılmak istediğini Ocak ayında İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ın önce Şam’a sonra Ankara’ya yaptığı ziyaretlerde dile getirmişti. Esad yönetiminin Rusya ile birlikte en önemli destekçisi olan İran, süreçten dışlanması durumunda bölgedeki nüfuzunun azalacağından kaygı duyuyor.

Abdullahiyan, basın toplantısında, “Türkiye ve Suriye bölgede iki önemli ülke,” diyerek Tahran yönetiminin bu iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi için çalışmaya ve toplantılara katılmaya hazır olduğunu söyledi.  İranlı bakan, daha önce yapılması planlanan ancak ertelenen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Türkiye ziyaretini ileriki dönemde gerçekleştirmeyi planladığını da kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

Kaftancıoğlu Hakkında 4 Yıl 8 Aya Kadar Hapsi Talebi

CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle iddianame hazırladı. Hazırlanan iddianame, asliye ceza mahkemesine gönderildi. Mahkeme iddianameyi kabul ettiği takdirde duruşma tarihi verilecek ve Kaftancıoğlu hakim karşısına çıkacak.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik “Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz” sözleri hakkındaki soruşturma tamamlandı.

“Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 4 yıl 8 aya kadar hapsi istenen Kaftancıoğlu, sosyal medya hesabından, “Yine ne yapmışım? Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir ve sizler ne yaparsanız yapın gideceksiniz” açıklaması yaptı.

Kaftancıoğlu 12 Ağustos 2022’de, partisinin 81 il gençlik kolları başkanlarıyla İstanbul Planlama Ajansı’nın Florya’daki merkezinde bir araya gelmişti. Kaftancıoğlu burada yaptığı konuşmada, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Partimize, partimizin ilkelerine, gençliğinize, kendinize ve sizlerin hayallerini hedefleri hâline getiren genel başkanımıza, genel başkanımızın sizlere sunduğu imkanlar ve sizin genel başkanımıza, partimize oluşturduğunuz ve artırdığınız enerjiye güvenerek belki de dünya tarihinde bir ilki başaracağız. Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz.”

Soruşturma tamamlandı

Bu açıklamanın ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatları, Kaftancıoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak cezalandırılmasını talep etti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Kaftancıoğlu’nun ifadelerinin “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu oluşturduğu savunuldu.

Kaftancıoğlu’nun sözleriyle eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamını aştığı aktarılan iddianamede, söz konusu ifadelerin “Cumhurbaşkanı’nın onur, şeref ve saygınlığını zedeleyen nitelikte olduğu” öne sürüldü. Kaftancıoğlu’nun konuşmasını kamuya açık bir alanda gerçekleştirmesi nedeniyle aleniyet unsurunun gerçekleştiğine de vurgu yapıldı. İddianamede, “Kaftancıoğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik alenen hakaret suçunu işlediğinin anlaşıldı” denildi. Kaftancıoğlu’nun, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapsi istendi.

Dosya, Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilecek

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 7. Asliye ceza mahkemesine gönderildi. İddianameyi inceleyen mahkeme, olayın Bakırköy Adliyesi’nin görev bölgesinde kaldığını tespit etti. Mahkeme, yetkisizlik kararıyla dosyayı Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderecek. Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul ederse davanın görüleceği tarihi belirleyecek.

Kaftancıoğlu, hakkında düzenlenen iddianame hakkında ilk değerlendirmeyi sosyal medya hesabından yaptı. Kaftancıoğlu, “Yine ne yapmışım? Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir ve sizler ne yaparsanız yapın gideceksiniz” açıklamasını yaptı.

Paylaşın

İki Ayda En Az 23 Bin 592 Esnaf İflas Etti

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da ekonomik gelişmeler iktidarı yalanlıyor. 2023 yılının ilk iki ayında iflas eden esnaf sayısı en az 23 bin 592 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Yılın ilk iki ayındaki 23 bin 592 esnaf iflası, 2019’dan bugüne yılın ilk iki ayındaki iflaslardan daha fazla oldu.

Bu yılın ilk iki ayında deprem bölgelerindeki toplam iflas sayısı ise en az 2014 olarak kayıtlara geçti. Bu durumda bu yılın ilk iki ayında gerçekleşen iflasların yüzde 11’i deprem bölgesinde gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, yılın ilk 2 ayında gerçekleşen esnaf iflaslarını değerlendirdi. Ağbaba’nın tespit ve değerlendirmeleri şöyle:

“Ocak ve Şubat ayları arasında Türkiye genelinde meslekten ve sicilden terkinini gerçekleştirerek iflas eden esnaf sayısı 23 bin 592 oldu. Bu durumda yılın ilk ayında her gün 393 esnafımız iflas ederek ekmek teknesini kaybetmiş oldu.

Yılın ilk iki ayındaki 23 bin 592 esnaf iflası, 2019’dan bugüne yılın ilk iki ayındaki iflaslardan daha fazla oldu.

Deprem bölgesinde ilk iki ayda 2041 esnaf iflas etti.

Bu yılın ilk iki ayında deprem bölgelerindeki toplam iflas sayısı ise en az 2014 olarak kayıtlara geçti. Bu durumda bu yılın ilk iki ayında gerçekleşen iflasların yüzde 11’i deprem bölgesinde gerçekleşmiş oldu.

Adana’da 455, Adıyaman’da 149, Diyarbakır’da 188, Gaziantep’te 235, Hatay’da 257, Kahramanmaraş’ta 227, Kilis’te 24,Malatya’da 181, Osmaniye’de 97 ve Şanlıurfa’da 228 esnaf bu yılın ilk iki ayında iflas etmiş oldu.

6 aylık borç erteleme ne yazık ki iş yerini, evini, ailesini kaybeden esnaflarımızın hiçbir derdine derman olmayacaktır. Esnaflarımızın tüm borçları silinmeli, iş yerlerine tekrar dönene kadar esnaflarımıza işsizlik maaşı bağlanmalı, esnaflarımızın tüm fatura ve sigorta primleri bu süreçte hazine tarafından karşılanmalıdır.

Aksi takdirde Mart ayı itibariyle oda kayıtlarında tescili bulunan esnaflarımız toplu halde meslekten ve sicilden terkin işlemini gerçekleştirecektir.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Akşener’e Dikkat Çeken “Dört Soru”

İYİ Parti Lideri  Akşener’e açık mektup yollayan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz?” diye sordu ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.”

Demirtaş, ayrıca Akşener’e, “Sorunlarımızın demokratik siyaset alanında, barış içinde, çağdaş şekilde konuşarak çözülmesi dışında herhangi bir yöntemi benimsemiyoruz. Sizin önerdiğiniz başka bir yöntem var mı?” diye sordu.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İYİ Parti lideri Meral Akşener’e açık mektup yazdı.

Demirtaş’ın “İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e açık mektubum” diyerek paylaştığı mektup şöyle:

“Sayın Meral Akşener,

İYİ Parti Genel Başkanı,

Sayın Genel Başkan, bu mektubu HDP seçmeni kimliğimle kaleme alıyorum. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Millet İttifakı’ndaki partilerin genel başkanları ve iki belediye başkanı olarak tarihi bir dönemde zorlu bir görev üstlendiniz.

Öncelikle hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

İzleyebildiğim kadarıyla, Sayın Kılıçdaroğlu ile sizin dışınızdaki partilerin genel başkanları, HDP seçmeni dahil tüm seçmenleri demokratik dönüşüm umudu etrafında buluşturmak istiyorlar.

‘Hayır, biz de HDP seçmeninin oyuna ve desteğine talibiz ama HDP’yi kurumsal olarak muhatap almaya karşıyız’ diyorsanız hemen belirtmeliyim ki, tıpkı diğer partilerin seçmenlerinin yaptığı gibi ben de siyasi haklarımı koruma görevi ve sorumluluğunu HDP’ye vermiş bulunuyorum.

Dolayısıyla çok güvendiğim HDP yönetiminin kararı hangi yönde olursa benim de oy tercihim aynı yönde olacak, doğal olarak.

Partimiz HDP, aynen İYİ Parti gibi meşruiyetini halktan almıştır. Üstelik, halk HDP’ye partinizden daha fazla ilgi göstererek HDP’yi Türkiye’nin üçüncü partisi yapmıştır. Zaten Meclis sıralarında HDP ile yan yana olup komisyonlarda da aynı masada oturuyorsunuz. Ayrıca zaman zaman Meclisimizi, HDP Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş yönettiğinden, Meclis’teki varlığımızı da biliyorsunuzdur.

Sayın Genel Başkan,

Bu tarihi seçim öncesinde toplumun büyük bölümü “birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarıyla umudu büyütmeye çalışırken sizin, partimiz HDP’ye dönük bazı açıklama ve yaklaşımlarınızın bu amaca uygun olmadığını düşünüyorum.

HDP’li bir seçmen olarak sizi daha iyi anlayabilmek için bazı konuların netleşmesinde büyük yarar görüyorum.

Siz Millet İttifakının bir parçası olarak kendi ittifakınızdaki partilerle bile kıran kırana bir müzakere yürüttünüz. Size hak olan müzakere siyaseti, HDP için neden bir hak değil?

HDP seçmenini ikinci sınıf yurttaş, iradesiz vatandaş olarak görmediğinizden eminim. O halde HDP’nin, oy vereceği Cumhurbaşkanı adayı ile müzakere yapmasının nasıl bir sakıncası olabilir?

Kaldı ki HDP’nin defalarca açıkladığı gibi müzakere başlıkları da Eylül 2021’de HDP’nin ilan ettiği 11 maddelik tutum belgesidir, öyle gizli kapaklı şeyler de değil.

HDP destek kararı alırsa Sayın Kılıçdaroğlu çok yüksek olasılıkla Cumhurbaşkanı olacak ve siz de Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacaksınız. Ayrıca partiniz birkaç bakanlık görevi üstlenecek.

“Bizi ikna etmeniz gerekmez mi?”

Sayın Genel Başkan, bu durumda açık açık sormam gerekiyor:

1- HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz? Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.

2- HDP’nin bakanlık isteği olmamasına rağmen bazı arkadaşlarınız “HDP’ye bakanlık vermeyiz” diyerek biz HDP’li seçmenleri incitmiş, ötekileştirmişti. Şimdi bu arkadaşlarınız HDP seçmeninin oylarıyla bakanlık koltuklarına oturmaya adaylarsa bizi ikna etmeniz gerekmez mi?

3- HDP demokratik ilkeler dışında herhangi bir talepte bulunmadığını açıklamasına rağmen “HDP ile diyaloğu CHP kurabilir ama taviz verilemez, talepleri de bu masaya getirilemez” dediniz. Demokratikleşmeye dair talepleri taviz olarak mı görüyorsunuz?

Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?

4- HDP de HDP seçmeni de eşitler arası, omuz hizasında yapılacak bir müzakere dışında hiçbir üstenci, dayatmacı, egemen bakış açısıyla yaklaşımı asla kabul etmeyecektir.

Sorunlarımızın demokratik siyaset alanında, barış içinde, çağdaş şekilde konuşarak çözülmesi dışında herhangi bir yöntemi benimsemiyoruz. Sizin önerdiğiniz başka bir yöntem var mı?

“Haklı taleplerimiz var. Bunu asla unutmayın!”

Sayın Genel Başkan,

Tüm seçmenler gibi İYİ Parti ile HDP seçmenleri de sokakta yan yana yaşıyor, aynı ateşte kavruluyorlar. Seçmenler arasında bir arada durmakla ilgili hiçbir sorun yokken siyasi öncülerin de topluma layık olması gerektiğine inanıyorum.

Koşullarımız ve kararlarımız ne olursa olsun bir arada eşit, özgür ve refah içinde yaşayan Türkiye’yi var etmek zorundayız. Sizlerin de bu çabaya katkı sunacağınıza inanıyor, tekrardan hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

Peyva dawî, birêz Akşener bila tu zanibe ku em Kurd in. Em gelê Kurd xwedî nasname, ziman, çand, hûner û dîrok in. Em di doza xwe de jî mafdarin. Bila qet neyê ji bîr kirin! (Sonuç olarak Sayın Akşener, biz Kürdüz. Kimliğimiz, dilimiz, kültürümüz, sanatımız, tarihimiz var. Haklı taleplerimiz var. Bunu asla unutmayın!)

Av. Selahattin Demirtaş

Edirne Hapishanesi”

Paylaşın

HDP’li Saruhan Oluç’tan Meral Akşener’e Sert Yanıt: Biz Pazarlık Yapmayız

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “CHP, HDP ile görüşebilir bu net. Ama bize asla getiremez” sözlerine yanıt veren HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, partisinin 27 Eylül 2021’de açıkladığı Tutum Belgesi’nde yer alan ilkelere işaret ederek, “Biz bakanlık koltuğu pazarlığı, bu gibi şeylerle uğraşan bir parti değiliz. Bugüne kadar böyle bir pazarlığımız olmadı, yarın da böyle bir pazarlık yapmayız” dedi ve ekledi:

“Meral Akşener’in o konuda söylediklerini televizyonlarda ben de izledim. Çok ciddiye aldığımız sözler değil. Herkes kendi işine baksın, biz pazarlık yapmayız, biz politika ve mücadeleyle ilgileniyoruz, ilkelerle ilgili konuşuyoruz. 2021 yılının Eylül ayının sonundan itibaren bu politikamızı ortaya koyduk. O gün ne söylediysek, bugün de aynı noktada duruyoruz. Bu politikaların tartışılması gerektiğini söylüyoruz. Millet İttifakı’nın bileşenlerinin altına imza attıkları kağıtlara bakarsanız, bizim söylediklerimizin önemli bir kısmına kendilerinin geldiklerini görürsünüz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Mezopotamya Ajansı’nın Eş Genel Başkanları Mithat Sancar’ın Kılıçdaroğlu’na daveti, Akşener’in açıklamaları ve Cumhurbaşkanlığı adaylı eğilimlerine dair sorularını yanıtladı.

Eş Genel Başkanınız Mithat Sancar’ın Kılıçdaroğlu’na davetindeki amaç neydi?

Bu süreçte Cumhurbaşkanlığı adayıyla ilgili olarak; bir görüşme, bir diyalog, 27 Eylül 2021’de açıkladığımız Tutum Belgesi’nin içeriğine dair bir görüşmenin, bir değerlendirmenin önemli olduğunu hep söyledik. Bütün Cumhurbaşkanı adaylarının da bu görüşmeyi yapmasının önemli olduğunu söyledik. O çerçevede bir davet olmuştur.

Elbette Sayın Kılıçdaroğlu’nun takdiridir ama eğer Türkiye’deki bütün seçmenlerden oy istiyorsa, HDP seçmenlerinden oy istiyorsa, o zaman demokratik siyasetin bir gereği olarak HDP’nin önümüzdeki dönem için ne düşündüğünü, nasıl yaklaştığını, bir geçiş sürecinin nasıl olması gerektiğine dair fikirlerinin ne olduğunu öğrenmek, bunları konuşmak, değerlendirmek için bir görüşme yapması doğal olandır. Eş Genel Başkanımızın daveti de bu çerçevede bir görüşme içindir. Göreceğiz önümüzdeki günlerde.

Akşener’in açıklamaları üzerinden soracak olursak, Kılıçdaroğlu veya Millet İttifakı’nda yer alan herhangi bir partiyle pazarlığınız oldu mu?

“Herkes kendini nasıl bilirse, başkalarını da öyle düşünürmüş” diye bir laf var. Bizim kimseyle bir pazarlığımız olmadı bugüne kadar. Bizim derdimiz bir makam, bir koltuk elde etmek değil. Bizim derdimiz Türkiye’de tek adam yönetimi var, demokrasi, hukuk, anayasa, her şey askıya alınmış vaziyette. Büyük bir hukuksuzluk var, büyük bir baskı ve zulüm oluşmuş vaziyette. Türkiye çoklu bir kriz yaşıyor; hem sosyal hem ekonomik hem siyasal alanda.

Kürt düşmanlığı artık bu iktidarın döneminde gerçekten zirveye ulaştı. Bizim derdimiz Türkiye’de yeni bir dönemin, Cumhuriyetin ikinci yüzyıla girerken yeni bir dönemin başlaması. Cumhuriyetin demokratikleşmesi ve Demokratik Cumhuriyet’e ulaşılması doğrultusunda adımların atılması, demokrasi ve hukuk alanında demokratik değişimin yolunun açılması için mücadele ediyoruz. Biz var olan düzenle, bir sistemle derde sahibiz. Bunun değişmesi için mücadele ediyoruz.

Biz bakanlık koltuğu pazarlığı veya bu gibi şeylerle uğraşan bir parti değiliz. Bugüne kadar böyle bir pazarlığımız olmadı, yarın da böyle bir pazarlık yapmayız. Biz öyle bir anlayışa sahip değiliz. Bizim derdimiz, mücadelemiz, Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, bir geçiş dönemiyle birlikte hem yerel anlamda hem merkezi anlamda güçlü bir demokrasiye ulaşılması için adımların atılması ve Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için bir zeminin oluşmasıdır. Biz bununla ilgileniyoruz. O yüzden bize pazarlık yapmışlar ya da yapacaklar, “Pazarlık yapmayız” gibi lafların bize söylenmesinin bir anlamı ve karşılığı yok.

Dün Meral Akşener’in o konuda söylediklerini televizyonlarda ben de izledim. Çok ciddiye aldığımız sözler değil. Herkes kendi işine baksın, biz pazarlık yapmayız, biz politika ve mücadeleyle ilgileniyoruz, ilkelerle ilgili konuşuyoruz. 2021 yılının Eylül ayının sonundan itibaren bu politikamızı ortaya koyduk. O gün ne söylediysek, bugün de aynı noktada duruyoruz. Bu politikaların tartışılması gerektiğini söylüyoruz. Millet İttifakı’nın bileşenlerinin altına imza attıkları kağıtlara bakarsanız, bizim söylediklerimizin önemli bir kısmına kendilerinin geldiklerini görürsünüz. Dolayısıyla biz politika ve ilkelerle ilgileniyoruz.

Demokrasinin yolunun açılması… HDP’nin olmadığı bir denklemde mümkün mü?

HDP’nin olmadığı bir denklemde mümkün değil. Neden mümkün değil? Birincisi HDP herhangi bir parti değil. Şu anda 7 milyondan fazla oyu olan, milyonlarca insanı aileleriyle birlikte temsil eden bir partiden söz ediyoruz. Hem bir taraftan Kürt halkını hem de Türkiye demokrasi güçlerini temsil eden bir partiden söz ediyoruz. Türkiye’deki bütün farklılıkları, farklı inançları, kimlikleri, ana dilleri, kültürleri içinde barındıran ve bütün Türkiye’yi temsil eden bir partiden söz ediyoruz.

Dolayısıyla HDP’nin içinde olmadığı bir demokrasi adımı gerçekçi değildir. İkincisi HDP şuanda Meclis’in üçüncü büyük partisidir. İddialıdır, önümüzdeki seçimde de yine güçlü bir grup kurma hedefine sahiptir. Eğer çoğulcu bir demokrasiye sahip olacaksa bu ülke, elbette HDP’nin de fikirleri, politikaları, önerileri dikkate alınacaktır. O nedenle HDP olmadan demokrasi olmaz, bu çok açık. Kürt sorunu çözülmeden demokrasi olmaz dediğimiz gibi, HDP olmadan demokrasi olmaz. Bu mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu konuda kararlı duruşumuzda vazgeçmiş değiliz.

Millet İttifakı’nda yaşanan krizin ardından partinizin Merkez Yürütme Kurulu olağanüstü toplantı ve Cumhurbaşkanlığı adayı çıkarma eğilimini yeniden gözden geçirdi. Aday çıkarma eğiliminiz sürüyor mu? 

Eş Başkanlarımız da açıkladı. Özellikle yaşanan depremden sonra Türkiye yeni bir döneme girdi. Deprem aslında bir kez daha Türkiye’de yaşayan herkese bu iktidarın Türkiye’yi nasıl bir enkaza dönüştürdüğünü görmesini sağladı. Maalesef çok canımızı yaktı, çok canımız hayatını kaybetti. Ama bir kez daha gördük ki bu iktidar toplumu ve halkı korumak için herhangi bir önlem almadı, herhangi bir hazırlığı yok felaketler karışında. Tam tersine bir durum söz konusu. Biz depremden sonra yaptığımız HDP Merkez Yürütme Kurulu toplantısında da bu meselenin tekrar değerlendirilmesi gerektiğini konuştuk. Önümüzdeki günlerde bu konuda görüşlerimizi Emek ve Özgürlük İttifakı’yla da paylaşacağız.

Çünkü biz bir ittifak adayı olarak çıkartacaktık. Öyle bir kararlığımız var. Orada bir fikir birliği oluşursa, hangi konuda olursa olsun açıklayacağız. Çok fazla sürmez, önümüzdeki günlerde bu konuda bir adım atılmış olur. Biz Üçüncü Yol’u inşa etme konusunda kararlıyız, Türkiye’de demokrasi mücadelesinin ve demokrasinin gerçekleşmesinin ancak Üçüncü Yol’un güçlü olmasıyla mümkün olacağını düşünüyoruz. Bizler de Üçüncü Yol’un bir parçasıyız HDP olarak, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak. Bir taraftan bu mücadelemizi sürdüreceğiz, güçlü bir Üçüncü Yol mücadelesinin gerçekleşmesi için adımlar atacağız, öbür taraftan da Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili tutumumuzu birlikte değerlendirerek bir karara varacağız.

Mesele bizim açımızdan demokratik olmayan, hukuksuz olan bu düzenin değişmesidir. Bütün hak ve özgürlükleri, bütün demokratik, hukuk ilkelerini çiğneyen, ortadan kaldıran düzeni değişmesidir. Biz buradan bakıyoruz. En başında söylediğim gibi, bizim derdimiz bakanlık koltuğu, Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı değil, bu toplumun nefes alması, gerçekten yaşanmakta olan krizlerin aşılması için hangi adımlar atılmalıdır, oraya odaklanmış vaziyetteyiz. Politikalarımızı da buna göre geliştiriyoruz. En iyi sonuca ulaşacağımız konusunda da çok ciddi bir inancımız, umudumuz var. Yeter ki halk desteğini bizden esirgemesin, hep birlikte bu mücadeleyi başarılı bir şekilde sonuca ulaştıralım.

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Üniversiteler Kadın Öğrenciler Olmadan Açıldı

Taliban yönetimindeki Afganistan’da aralık ayında kadınların üniversiteye gitmesinin yasaklanmasının ardından, üniversiteler kış tatilinin ardından kadın öğrenciler olmadan açıldı.

Taliban Yüksek Eğitim Bakanı, yazılı bir açıklamayla kadınların üniversiteye gitmesini yasaklamıştı. Taliban böylece Afganistan’da yönetimi ele geçirdikleri 2021’de kadınların eğitimine izin veren politikalarını iptal etmişti.

Bu süre içinde kadınlar buna benzer çeşitli diğer kısıtlamalarla da karşı karşıya kaldı. Birçok lise kapılarını kız öğrencilere kapattı.

Taliban yetkilileri bu müdahalelerin geçici olduğunu söylüyor. Yetkililer, kıyafet kurallarının ihlali, bütçe eksikliği ve müfredatın yeniden şekillendirilmesi ihtiyacı gibi çeşitli gerekçeleri sıralıyor.

Üniversitelerin büyük bir kısmı ise halihazırda kadın ve erkekleri ayırmak gibi önlemlerin alındığını belirtiliyor.

Ülkede kadınların haklarına yönelik çeşitli protestolar düzenleniyor ancak Taliban bunların büyük bir kısmını engelliyor. Taliban, Salı günü Birleşmiş Milletler (BM) ofisinin önünde düzenlenen küçük bir gösteriyi dağıttı.

Sosyal medyada ise Kabil Üniversitesi’nin önünde oturarak kitap okuyan bir grup kadın öğrencinin fotoğrafları paylaşıldı.

Taliban’ın kadınlara yönelik kısıtlamaları uluslararası tepkilere de neden oldu. Bu hafta yayımlanan bir BM raporu, kısıtlamaların insanlığa karşı suç teşkil edebileceğini söylüyor.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

“İYİ Parti HDP İle Görüşülmesine Sıcak Bakmıyor” İddiası

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından sonra HDP’nin destek verip vermeyeceği tartışılıyor. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Mithat Sancar, Kılıçdaroğlu’nu adaylığından dolayı tebrik ederek, kendisiyle görüşmek üzere ziyaretini beklediklerini açıkladı. Ancak, İYİ Parti’nin HDP ile görüşülmesine sıcak bakmadığı bildiriliyor.

Millet İttifakı’na dahil partilerden iki yetkili Reuters’a yaptıkları açıklamada, hakkında kapatma davası açılan HDP ile görüşmelerin, milliyetçi seçmenler arasındaki desteği zayıflatabileceğinden korkulduğunu söyledi.

İttifak partilerinden üst düzey yetkili, Sancar’ın davetinin “biraz erken” olduğunu ve HDP’nin nasıl destek vereceği konusunun muhalefetin en büyük sorunu olacağını kaydetti. Yetkili, “HDP’nin desteği son derece kritik. Bu partinin açık desteği, özellikle İYİ Parti ve tabanından tepki çekecektir.” dedi.

“HDP’den gelen oylar, ittifakta kaybedilene eşit olabilir”

İttifakta bulunan partilerden diğer üst düzey isim, HDP’nin açık desteğinin İYİ Parti’nin oylarında 5 puan, CHP’de ise 2-3 puan azalmaya neden olabileceğini savundu.

Kaynak, “Burada çok ince bir dengenin bulunması gerekiyor. Aksi takdirde ödenecek bir bedel olabilir. HDP’den gelen oylar, ittifakta kaybedilene eşit olabilir.” ifadelerini kullandı. Yetkili, Altılı masada İYİ Parti’nin olmasından dolayı bazı Kürt seçmenlerin, muhalefet ittifakını desteklemeyeceğini kaydetti.

HDP’nin ülke genelinde yaklaşık yüzde 10’luk bir desteğe sahip olduğu belirten Reuters, anketlerin de Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı’nı genellikle başa baş gösterdiğini hatırlattı.

Parlamentonun üçüncü büyük partisi olan HDP’nin 14 Mayıs’ta yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde belirleyici rol oynayacağı ifade ediliyor.

Bu arada Anayasa Mahkemesi, HDP’nin PKK ile bağlantısı olduğu iddiasıyla kapatılmasını amaçlayan davayı görüşüyor. Reuters, analistlerin, Erdoğan’ın seçim kampanyası sırasında bu iddiaları gündeme taşıyacağını söylediğini aktardı.

Halihazırda partinin banka hesaplarını donduran mahkeme, HDP ile ilgili kararın seçimlerden sonraya ertelenmesi talebini reddetmişti.

HDP, Kılıçdaroğlu ve cumhurbaşkanlığı seçimi için ne dedi?

Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığının açıklanmasından sonra yaptığı konuşmada HDP’ye atıfta bulunmadı.

Sancar, Habertürk’teki programda, HDP’nin Türkiye’de siyasi dengelerin oluşturulmasında kilit bir rol oynadığını ve bunun kapalı kapılar ardında değil açık alanda gerçekleşmesi gerektiğini söyledi.

Sancar, “Bu sürecin sonunda aday çıkarır mıyız, çıkarmaz mıyız tabii ki kurullarımız ve ittifak güçlerimizle yapacağımız görüşmelerde karara bağlanacaktır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hayırlı olsun diyeyim ve ekleyeyim, kendisini bizlerle görüşmeye bekliyoruz. Bunu neden açık söylüyoruz. Zaten daha önce ilke ve yöntemi açıklamıştık. Eğer muhalefet ortak aday belirleyebilirse, o ortak adayla bizimle yapacağı açık, doğrudan görüşmeler sonucu bir ortak noktaya, uzlaşmaya varılırsa biz bu adayı destekleriz demiştik. Aksi takdirde seçenek bellidir, kendi adayımızı çıkarırız.” ifadelerini kullandı.

Cezaevindeki eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da Twittter hesabından, “Sayın Kılıçdaroğlu’na hayırlı olsun diyoruz. Kendisini HDP’ye de bekliyoruz.” paylaşımı yaptı.

(Kaynak: Reuters)

Paylaşın