Dikkat Çeken Analiz: Erdoğan’ın Kötü Haftası…

Bloomberg’de yer alan bir analizde, “Erdoğan eski ekonomi bakanı Mehmet Şimşek’i geri dönmeye ikna edemedi. Ankara’da bir saati aşkın görüşme sonrasında Şimşek aktif siyasete dönmeyeceğini söyledi. Şimşek’in kararı, Yeniden Refah Partisi’nin liderinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhafazakar ve milliyetçi partilerle kurduğu ittifaka katılmayıp kendisinin aday olacağını açıklamasından birkaç saat sonra geldi” hatırlatması yapıldı.

Millet İttifakı’nın orta adayı Kemal Kılıçdaroğlu için ayrı bir paragraf açan Bloomberg, “Konuyla ilgili bilgisi olan kişiler uzun görüşmeler sonucunda ortak aday olarak seçilen Kılıçdaroğlu’na HDP’nin destek vereceğini söyledi. HDP, seçmenin yüzde 10’undan fazlasından oy alıyor” ifadesine yer verdi.

Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine kilitlenmişken ABD’nin önde gelen medya kuruluşlarından Bloomberg bir analiz ile son gelişmeleri aktardı.

Haber ajansı, “Erdoğan’ın gerilemeler yaşadığı hafta kritik seçimler yaklaşırken kötüleşti” başlığını kullanırken, “Cumhurbaşkanı Erdoğan eski ekonomi bakanını ikna etmeyi başaramadı. Muhalefet ise ortak aday seçti ve destek oluşturmayı amaçlıyorlar” ifadesine yer verdi.

Mayıs ayında yapılacak seçimlerin kafa kafaya gidebileceğini aktaran Bloomberg, “Erdoğan eski ekonomi bakanı Mehmet Şimşek’i geri dönmeye ikna edemedi. Ankara’da bir saati aşkın görüşme sonrasında Şimşek aktif siyasete dönmeyeceğini söyledi. Şimşek’in kararı, Yeniden Refah Partisi’nin liderinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhafazakar ve milliyetçi partilerle kurduğu ittifaka katılmayıp kendisinin aday olacağını açıklamasından birkaç saat sonra geldi” hatırlatmasını yaptı. Bloomberg, AK Parti’nin Hüda-Par’la ittifak kurduğuna da dikkat çekti.

Millet İttifakı’nın orta adayı Kemal Kılıçdaroğlu için ayrı bir paragraf açan Bloomberg, “Konuyla ilgili bilgisi olan kişiler uzun görüşmeler sonucunda ortak aday olarak seçilen Kılıçdaroğlu’na HDP’nin destek vereceğini söyledi. HDP, seçmenin yüzde 10’undan fazlasından oy alıyor” ifadesine yer verdi. Bloomberg, bugün HDP’den bir açıklama gelmesinin beklendiğini de aktardı.

“Erdoğan seçimi kaybederse…”

Haberde, “Erdoğan’ın seçimi kaybetmesinin hem Orta Doğu’da hem de dünya genelinde sismik etkileri olur. 69 yaşındaki Erdoğan baskıcı tek adam sistemi oluşturmak için 20 yıl çalıştı ve bölgede, Çin’le, Rusya’yla, ABD’yle ve diğer ülkelerle ilişkide kritik rol üstlendi” denildi.

Şimşek’in AKP’ye geri dönme teklifini reddetmesinin arkasında Erdoğan’ın ekonomik politikalarını değiştireceğine dair çok az inancı olduğunu öne süren Bloomberg, “Eski bir Merrill Lynch strateji uzmanı olarak çalışan Şimşek, yatırımcılar tarafından Erdoğan hükümetlerinde pazar dostu bir imajı var. Siyasi kariyerinin son yıllarında Erdoğan’ın gelenek dışı hamlelerine karşı duran biri olarak görülüyordu” yorumunu yaptı.

Bloomberg’e konuşan ekonomist Tim Ash, “Erdoğan, muhtemelen Şimşek’e beklenildiği gibi politika faizlerini artırma yetkisini vermeyi kabul etmedi. Erdoğan’ın ekonomi politikaları görüşünden geri adım atmayacağımızı öğrendik bence” dedi.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Avrupa Birliği Nasıl Görüyor?

Suriye, Doğu Akdeniz, Kıbrıs gibi konularda da uzun yıllardır Ankara ile görüş ayrılığı bulunan Brüksel, 14 Mayıs tarihini “Avrupa Birliği – Türkiye ilişkilerini sıfırlamak için bir fırsat” olarak görüyor.

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yapılan yardımlar ve dayanışma mesajları ile yeniden ısınan Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri son yıllarda düşünce özgürlüğü, Kıbrıs ve insan hakları ihlalleri̇ gibi birçok alanda yaşanan sorunlardan ötürü çıkmazda.

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri sonrasını “AB-Türkiye ilişkilerini sıfırlamak için bir fırsat” olarak gören Brüksel, seçimleri yakından takip edecek.

Geçen yıl Avrupa Birliği’nin Rusya yaptırımlarına katılmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik sürecini de uzun süredir engelliyor.

Ankara ile Brüksel arasında Suriye, Doğu Akdeniz, Kıbrıs gibi konularda da uzun yıllardır görüş ayrılığı bulunuyor.

Millet İttifakı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidara gelmeleri halinde AB ile ilişkilerde farklı bir yol izleyecekleri mesajını veriyor.

Daha önceki açıklamalarında Avrupa Birliği’ne tam üyeliği hedeflediklerini belirten Kılıçdaroğlu, ocak ayında Türkiye’de görevli AB büyükelçileri ile bir araya gelerek AB üyelik sürecine verdikleri önemi anlattı.

Euronews Türkçe’den Aylin Elçi’ye konuşan European Policy Centre düşünce kuruluşunda siyasi analist Amanda Paul, Türkiye’de muhalefetin “çok farklı bir gündemi olduğunu” söylüyor.

Muhalefetin AB ve ABD ile ilişkileri yeniden düzenlemeye öncelik verdiğini söyleyen Paul, “Siyasi tutuklularla ilgili iktidar tarafından alınan kararları iptal edecekler, yani daha demokratik bir yaklaşımları olacak.” görüşünü dile getiriyor.

Avrupa Birliği ‘endişeli’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 Mart 2016’da imzaladığı AB-Türkiye mutabakatına göre, Avrupa’daki düzensiz göçmenler ve sığınmacılar Türkiye’ye geri gönderiliyor.

Bu anlaşma dolayısıyla Türkiye, AB’ye girmeye çalışan yaklaşık 4 milyon Suriyeliyi kontrol ediyor.

Ancak Kılıçdaroğlu, Suriyeli mültecileri en geç 2 yıl içinde kendi ülkelerine gönderme vaadinde bulunuyor.

Amanda Paul, mültecilerin Suriye’deki insan hakları koşullarından dolayı geri yollanmasının ”pek olası olmadığını” söylerken euronews Türkçe’ye konuşan üst düzey bir AB diplomatı “yasa dışı göçü idare etmek için Türkiye’ye ihtiyacımız var” dedi.

AB, Kılıçdaroğlu’nun mülteci konusundaki çıkışlarını toplumun desteğini almak amacıyla yaptığını düşünse de, ülkelerine dönmek istemeyen mültecilerin batıya doğru akın etme olasılığı AB’yi tedirgin ediyor.

Bu durum Türkiye’de özellikle muhalefet kesiminde “AB’nin Erdoğan’ın iktidarının devamından yana olduğu” algısını besliyor. Bu söylem zaman zaman muhaliflerce de dile getiriliyor.

Seçimle ilgili hiçbir zaman spekülasyonda bulunmadıklarını söyleyen AB diplomatı, Brüksel’in Erdoğan’ın iktidarını desteklediği söylemlerini “saçmalık” olarak niteledi.

Adının gizli kalmasını isteyen diplomat “Avrupa’da herkes Erdoğan’ın gitmesini sabırsızlıkla bekliyor” ifadelerini kullandı. Söz konusu yetkili ayrıca AB-Türkiye ilişkilerinin ve Rusya-Ukrayna tahıl anlaşması gibi gelişmelerin “Erdoğan sayesinde değil”, “ona rağmen başarılı olduğunu” ileri sürdü.

“Türk diplomasisi oldukça kabiliyetli” diyen yetkili, “Putin’in sadece kendisi ve Erdoğan gibi otokratlarla konuşmayı kabul ettiğini”de sözlerine ekledi.

Amanda Paul ise ”Erdoğan kazanırsa, son birkaç yıldır yaşananların devamını göreceğiz ve belki de şu anda olduğundan daha da zor bir ortak olacak, çünkü kendini daha güçlü hissedecek” diyor.

AB’nin, Erdoğan’ın kazanması halinde gerçekleri kabul etmesi gerektiğini de belirten Paul, Brüksel’in çıkarları olan ortaklarla işbirliği yapmak zorunda olduğunu söylüyor:

”İktidara kim gelirse gelsin, AB Türkiye ile çalışmak için daha fazla inisiyatif almalı. Bu seçimler AB-Türkiye ilişkilerinin sıfırlanması için kaçırılmaması gereken bir fırsat”

Paylaşın

ABD’den Türkiye ve İran’daki Dört Kurum Ve Üç Kişiye Yaptırım

İran’ın drone ve silah programlarını hedef alan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), programların geliştirilmesini desteklemekle suçladığı İran ve Türkiye’deki dört kurum ve üç kişiye yaptırım kararı alındı.

ABD bu ay, bir İran şirketine havacılık ekipmanı tedarik ettiği gerekçesiyle Çin merkezli bir firmaya da yaptırım uygulamıştı. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın İHA sanayisini hedef almıştı.

ABD Hazine Bakanlığı, söz konusu tedarik ağının İran Savunma ve Silahlı Kuvvetleri yararına faaliyet gösterdiğini belirtti.

Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarattan Sorumlu Müsteşarı Brian Nelson, “İran’ın belgelerle kanıtlanmış İHA ve konvansiyonel silahlarını vekillerine yaymasının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiğini” söyledi. Nelson, ABD’nin İran’ın askeri sanayi kompleksini destekleyen yabancı tedarik ağlarını ifşa etmeye devam edeceğini kaydetti.

Hakkında yaptırım kararı alınanlar arasında, İran merkezli Savunma Teknoloji ve Bilim Araştırma Merkezi, bu merkezde ticari yönetici ve satın alma temsilcisi olarak faaliyet gösterdiği belirtilen Amanallah Payidar ve onun kurduğu Farazan Industrial Engineering bulunuyor.

Murat Bukey de yaptırım listesinde

ABD’nin yaptırımlarına maruz kalacak olanlar arasında bir diğer isimse Türk vatandaşı Murat Bukey. Bukey, Payidar’a kimyasal ve biyolojik tanıma sistemlerinin de aralarında olduğu çeşitli ekipmanı temin etmekle suçlanıyor.

Hazine Bakanlığı, Bukey’in ayrıca İHA’larda ve karadan havaya füze sistemlerinde kullanmaya uygun Avrupa menşeli motorları Payidar ve şirketine temin etme girişiminde bulunduğunu, bunun yanı sıra 1 milyon doları aşkın değerdeki 100’den fazla Avrupa menşeli İHA motorunu ve bunlarla ilintili teçhizatı da İran’a ürün gönderdiğinden şüphelenilen şirketlere sattığını belirtti.

İspanya Yüksek Mahkemesi, Amerikan savcıların talebi üzerine Barselona Havalimanı’nda gözaltına alınan Bukey’in geçen yıl Nisan ayında ABD’ye iadesine karar vermişti. Mahkeme, Bukey’in 2021 ve 2013 yıllarında ABD’den balistik füze ve biyolojik tanıma sistemlerinde kullanılabilecek yakıt hücrelerini ithal ederek İran’a sattığından şüphelenildiğini açıklamıştı.

ABD Hazine Bakanlığı’nın açıklamasında, Bukey’in İran’la bağlantılı faaliyetlerini yürütmek için 2018 yılında ortağını Ozene Havacılık ve Savunma Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’ni kurması için yönledirdiği, kendisinin de bu şirketin hissedarı olduğu kaydedildi.

Söz konusu yaptırımlar, İran’ın İHA sanayisini hedef alan Washington’ın son adımı. ABD bu ay, bir İran şirketine havacılık ekipmanı tedarik ettiği gerekçesiyle Çin merkezli bir firmaya da yaptırım uygulamıştı.

Paylaşın

Kapatma Davası: AYM, HDP’nin Talebini Reddetti

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatma davasında sözlü savunma tarihinin 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler nedeniyle 3 ay ertelensin talebi Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından reddedildi.

Haber Merkezi / Erteleme talebi reddedilen HDP, kapatma davasına ilişkin sözlü savunmasını 11 Nisan’da gerçekleştirecek.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde açtığı davada yargılama süreci, 21 Haziran 2021’de iddianamenin kabul edilmesiyle başlamıştı.

AYM, HDP’nin sözlü savunması için önce 14 Mart tarihini kararlaştırmış, partinin 3 aylık erteleme talebini kabul etmeyerek, savunma tarihini 11 Nisan’a ertelemişti.

HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’nun hazırladığı ve AYM’ye sunulan dilekçede, esasa ilişkin sözlü savunma için verilen 11 Nisan tarihinin seçim çalışmaları açısından en kritik tarihlerden biri olduğu belirtilmişti.

Dilekçede, “Sözlü savunma yapacak eş genel başkanların da seçim çalışmaları kapsamında sahada olacakları yoğun seçim gündeminde, eş genel başkanlar ve onlara destek sunacak parti kurullarının ve uzmanların seçim gündeminden alıkonarak savunmaya odaklanmasının müvekkil parti aleyhine sonuç doğuracağı” ifade edilmişti.

Davanın seçim sonrasına bırakılması talebi “seçimlere müdahale edilemeyeceğine” ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuata ve bu konuda verilen kararlara dayandırılmıştı.

AYM’nin seçimlerin Anayasada tarif edildiği üzere; özgür ve eşit rekabet koşullarına uygun bir ortamda yapılmasına hakemlik yapması gerektiğine işaret edilen dilekçede sözlü savunma tarihinin ve kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması talep edilmişti.

Serbest seçim ilkesi vurgusu

Dilekçede şu ifadelere yer verilmişti:

“YSK’nın açıkladığı seçim takvimi uyarınca aday listelerinin YSK’ya sunulması 9 Nisan 2023’e, listelerin kesinleşmesi de 19 Nisan 2023 tarihine denk gelmektedir. Dolayısıyla listelerin sunulması ve kesinleşmesinden sonra kapatma riski ve tehdidi müvekkil parti için telafisi güç ve mümkün olmayan sonuçlar yaratacaktır.

Nitekim listeler kesinleştikten sonra muhtemel bir kapatma kararı verilmesi halinde parti bir bütün olarak seçimlere girmekten men edilmiş, bir bütün olarak milletvekili adaylarının seçilme hakkı ellerinden alınmış olacaktır.

Böylesi ağır tablo sadece parti için değil, aynı zamanda milyonlarca yurttaşın iradesinin parlamentoya yansımaması gibi demokrasi için ağır sonuçlara da yol açacaktır. Müvekkil partiyi ‘kırk katır mı, kırk satır mı’ şeklinde formüle edilebilecek ikilemde tercih yapmaya zorlamak hukuki güvenlik ve serbest ve yarışmacı seçim ilkelerini de ortadan kaldıracaktır.

Müvekkil parti aleyhine açılan kapatma davasının da parti temsilcileri (eş genel başkanları) tarafından 11 Nisan 2023’te yapılması kararlaştırılan sözlü savunmanın tarihinin 14 Mayıs 2023’te yapılacak seçimlerden sonraki bir tarihe ertelenmesini ve talebimizin temel gerekçesi olan seçim tarihi de gözetilerek mümkün olan en kısa zamanda karara bağlanarak tarafımıza tebliğine karar verilmesini talep ederiz.”

Paylaşın

NATO’dan İttifak Ülkelerine Çağrı: Askeri Harcamalarınızı Arttırın

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ittifak üyelerine askeri bütçelerini arttırma çağrısında bulunarak, 30 üyeden sadece yedisinin şu an üzerinde mutabakata varılan hedefi tutturduğunu ifade etti.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Temmuz ayında Litvanya’da yapılacak olan NATO zirvesinde daha iddialı bir hedefin gündeme geleceğine inandığını dile getirdi.

NATO’nun 2022 yıllık raporunun, Brüksel’deki tanıtımında konuşan Stoltenberg, yüzde iki hedefini tutturan ülkeler arasında Almanya’nın olmadığını da belirterek, askeri harcamalarla ilgili, “Daha fazlasını yapmalıyız ve daha hızlı yapmalıyız” ifadelerini kullandı.

Yunanistan ve ABD en fazla kaynak ayıran ülkeler

GSYİH’lerine göre savunma harcamaları için en fazla kaynak ayıran NATO ülkelerinin, Yunanistan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olduğu bildirildi. Yunanistan, GSYİH’sinin yüzde 3,54’ünü, ABD ise yüzde 3,46’sını askeri giderlere ayırıyor.

Yüzde iki hedefini aşan diğer beş ülke ise Litvanya, Polonya, İngiltere, Estonya ve Letonya. GSYİH’sinin yüzde 1,49’unu askeri giderlere ayıran Almanya ise, NATO ülkeleri arasında 18’inci sırada yer alıyor.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından kısa süre sonra, Almanya’nın askeri harcamalarını kalıcı olarak yüzde iki sınırının üstüne çekeceklerini bildirmiş ve Alman ordusu için 100 milyar euro çapında özel bütçe ayrılacağını duyurmuştu. Ancak bu paranın 2024 yılından itibaren kullanılmaya başlanacağı belirtiliyor.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius da, NATO’nun koyduğu yüzde iki hedefinin daha yukarı çekilmesi gerektiğini savunuyor.

NATO ülkeleri, Rusya’nın Kırım’ı 2014’te ilhak etmesinin ardından Galler’de yapılan zirvede, her üye ülkenin kendi GSYİH’sinin yüzde ikisini askeri harcamalara ayırma hedefini gözetmesi ve bu hedefe on yıl içinde varılması konusunda mutabakata varmışlardı.

Paylaşın

SOL Parti, Erdoğan’ın Yeniden Adaylığına YSK’da İtiraz Etti

SOL Parti, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde yeniden cumhurbaşkanı adayı gösterilmesine Yüksek Seçim Kurulu’nda (YSK) itiraz etti.

Haber Merkezi / Anayasadaki “Bir kişinin en fazla iki kez Cumhurbaşkanı olabilir” görüşüne dikkat çeken SOL Parti, itiraz sürecinin takipçisi olacaklarını açıkladı.

SOL Parti’nın YSK’ya sunduğu dilekçenin tamamı şu şekilde:

“Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığına

Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanı seçiminde, Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmiştir. Aşağıda ayrıntıları ile açıklayacağımız nedenlerle Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığına SOL Parti olarak itiraz ederiz.

3. dönem engeli

Recep Tayyip Erdoğan, 10.03.2023 tarihinde Anayasa’nın 116/2’nci maddesi uyarına seçimlerin yenilenmesi kararı almıştır.

Anayasa’nın 2007 yılında değiştirilen 101/2’nci maddesine göre, “Cumhurbaşkanı’nın görev süresi 5 yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.”

Anayasa’nın 101. maddesinde 2017 yılında değişiklik yapılmış ise de 101/2’nci fıkra içeriğinde yani bu fıkrada bir değişiklik yapılmamıştır.

2017 yılında Anayasa’da değişiklik yapılırken, Cumhurbaşkanı’nın yetki ve görevleri de artırılmış, ancak bu değişiklik öncesindeki seçimlerin 101/2’nci maddesi dışında kaldığı yolunda Anayasa’ya bir geçici madde de konulmamıştır.

Erdoğan, 2014 ve 2018 yıllarında 2 kez Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Seçimlerin yenilenmesi kararı, TBMM tarafından değil Cumhurbaşkanı tarafından alındığı için Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa’nın 101/2, 116/3’ncü maddelerindeki ve 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçim Yasası’nın 3/2’nci maddesindeki düzenlemeler uyarınca Cumhurbaşkanı adayı gösterilemez.

Yasama organının bazı konularda çıkarabileceği yasaları, Cumhurbaşkanı’nın kararname adı altında çıkarabilmesi nedeniyle, adaylık engeline rağmen yapılan işlemle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 1. Protokolü’nün 3. maddesine de aykırılık yaratılmıştır.

Sonuç ve talep: Açıklanan ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerle, itirazın kabulü ile Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığı koşullarını taşımamasına rağmen aday gösterilmesinin karşısında, adaylığının kabul edilmemesine karar verilmesini talep ederiz.

SOL Parti Genel Merkezi”

Adaylık üzerine bir tartışma söz konusu

2014’te parlamenter sistem ve 2018 yılında ise “başkanlık sistemi”ne göre halk oyuyla cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ın, üçüncü kez cumhurbaşkanı adayı olup olamayacağı konusunda devam eden bir tartışma söz konusu.

Bazı siyasiler ve hukukçular, Anayasa’da bir kişinin “iki kezden fazla cumhurbaşkanı seçilemeyeceği” hükmünü gerekçe göstererek Erdoğan’ın üçüncü kez aday olamayacağını savunurken, iktidar kanadı ve ittifak ortağı MHP, başkanlık sistemine veya Türkiye’deki ismiyle “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine” göre 2018’de ilk kez cumhurbaşkanı seçildiği için Erdoğan’ın bir sonraki seçimde aday olmasının önünde bir engel olmadığı görüşünde.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: AK Parti’de “Kaybetme Korkusu” Var Mı?

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere sayılı günler kalırken, AK Parti’nin Cumhur İttifakı’nı genişletme hamleleri devam ediyor. Yeniden Refah Partisi’nin (YPR) ittifaka katılmaması, Mehmet Şimşek’in aktif siyasete dönmeyeceği açıklaması, işlerin istendiği gibi iyi gitmediği izlenimi yaratıyor.

Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nda ise bu gelişmeler seçimleri kazanma inancını artırıyor.

Peki AK Parti içinde seçimleri kaybetme endişesi var mı? Parti içinde neler oluyor?

AK Parti ittifakı genişletme çalışmalarını sürdürürken bu süreçte ilk olarak Cumhur İttifakı içerisinde yer alan BBP (Büyük Birlik Partisi), seçime ittifak olarak ancak kendi logosu ile gireceğini açıkladı. BBP’nin bu adımının milletvekili dağılımını olumsuz etkileyebileceği, bu nedenle konunun yeniden masaya yatırılabileceği değerlendiriliyor.

Bu karara paralel olarak HÜDAPAR ve Yeniden Refah Partisi ile başlatılan ittifaka katılma süreçleri de AK Parti içerisinde sıkıntı yarattı. HÜDAPAR ile ittifak süreci henüz netleşmedi, parti içerisinde özellikle bölge milletvekillerinde bu sürece karşı olanlar bulunuyor. İttifak kararının bu hafta içerisinde açıklanması bekleniyor. Yeniden Refah Partisi’nin sunduğu 30 maddelik şartlar listesi ve bu şartlar arasında yer alan kadına şiddetle mücadelede önemli bir yeri olan 6284 sayılı kanundan vazgeçilmesi talebi de AK Parti içerisinde tepkilere neden oldu.

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “6284 kırmızı çizgimiz” çıkışı sonrası özellikle sosyal medyada ağır eleştiriler aldı. Daha sonra “Tehdit ediliyorum” açıklaması yapan Zengin’e AK Parti içerisinden güçlü bir destek ise gelmedi. Bu süreçle birlikte milletvekili listelerinde uzlaşamayan Yeniden Refah Partisi, Erdoğan’ın partiye ziyaret yapmasını istedi. Görüşmeler sırasında uzlaşma çıkmayınca Fatih Erbakan, hem kendi adaylığını açıkladı hem de ittifaka girmedi. Bu ret kararı da AK Parti içerisinde “Beklemiyorduk. Fatih Erbakan, yanlış bir karar verdi” eleştirilerini gündeme getirdi.

Mehmet Şimşek’le görüşme ve bakanların adaylığı

AK Parti’nin uyguladığı “yeni ekonomi modeli”ne mesafeli olduğu bilinen eski bakanlardan Mehmet Şimşek ile bir süredir kurmaylar üzerinden yürütülen temaslar sonucu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Pazartesi akşamı 1,5 saate yaklaşan bir görüşme gerçekleşti. Edinilen bilgiye göre, Erdoğan görüşmede Şimşek’e AK Parti’den aday olmasını teklif etti, Şimşek de buna karşılık Şimşek ekonomide farklı bir anlayışı savunduğunu ifade etti ve seçim sürecinde yapılacak açıklamalarda fikir ayrılıkları yaşanabileceği mesajını verdi. Yapılan değerlendirmelerde, bunun da AK Parti’ye daha fazla zarar verebileceği düşünüldü.

Şimşek, görüşme sonrası yaptığı açıklamada seçim sürecinde kampanyadaki bazı söylemlere “dışarıdan” destek verebileceğini ifade etse de AK Parti kurmayları, “Mehmet Şimşek’in seçim sürecinde ekonomiye dair olumlu veya olumsuz bir açıklama yapmayacağını değerlendiriyoruz” diyor.

AK Parti içerisinde bakanların adaylığı da bir diğer tartışma konusu. Yeni sistem gereği milletvekillerinin bakanlık için istifa etmesi gerekiyor. Bu durumda eğer seçim kazanılırsa sonradan bakan olacak isimlerin listeye yazılmaması gerektiği savunuluyor. Mevcut bakanların listelerde yer bulmasının ise “güç katmayacağını” savunan bazı AK Partililer, “Kamuoyunda beslenmeye çalışılan ‘kaybedecekler, güvenceye alıyorlar kendilerini’ algısını güçlendirecek bir adım olur. Bu nedenle adaylıkları doğru değil” görüşünü savunuyor.

AKP ivmeyi yakalayabilir mi? 

AK Parti’de bu tartışmalar eşliğinde bir yandan da seçim hazırlıkları sürüyor. AK Partililerin beklentisi, seçim kampanyasının resmen başlaması sonrası yeni bir dalga yakalamak.

DW Türkçe’den Kıvanç El’e liste çalışmalarına odaklandıklarını söyleyen AK Partililer, “Beyanname açıklaması, listelerin ortaya çıkması ile göreceksiniz ki hızlıca seçime daha fazla tam kadro odaklanacağız. Sosyal medyada oluşan havayı biz sahada görmüyoruz. ‘AK Parti seçimleri kaybetti, sokağa çıkamıyorlar’ gibi bir söylem doğru değil. Hâlâ taraflı tarafsız tüm anketlerde AK Parti birinci parti. Buna kimse itiraz edemiyor. Türkiye’nin hâlâ birinci partisi olan bir partiye ‘kaybetti, bitti’ demek akılcı bir yaklaşım değil. Seçimlere henüz vakit var. İvmenin nasıl değiştiğini ve vatandaşın takdirini nasıl kazandığımızı hep birlikte göreceğiz” yorumu yapıyor.

Erdoğan’ın Ramazan ayında miting yerine iftar buluşmaları yapacağı, Ramazan sonrası ise yoğun bir miting çalışmasına başlayacağı ve “son 20 günü iyi değerlendireceği” ifade ediliyor.

“AK Parti’ye vekil sıçraması yaratabilir”

Panorama TR Araştırma Direktörü Osman Sert, fotoğrafın geneline bakıldığında muhalefetin daha avantajlı göründüğünü belirtiyor.

“Seçim bitmiş değil. AK Parti hâlâ en büyük parti. CHP-AK Parti arasında 4-5 puan fark var. Cumhur İttifakı’nın en avantajlı olduğu yer parlamento. Yani AK Parti’nin MHP’nin liste işbirliği İYİ Parti ve CHP’nin liste hazırlama imkanından daha kolay” diyen Sert, muhalefetin de ortak aday belirleyerek önemli bir eşik açtığına dikkat çekiyor. Sert, “İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlarını sisteme katarak da büyük bir mesafe aldı, bunların getirdiği ivme var. Kılıçdaroğlu önemli bir ivme yakaladı. Ama hâlâ bir sürü soru işareti var. Genel psikoloji doğru, muhalefet daha avantajlı bir durumda duruyor ama muhalefetin kendi içerisindeki uyum ne kadar yerleşecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha kampanyasına başlamadı. Başladığında ne tür gerilimler üretilecek” değerlendirmesini yapıyor.

Parlamentoda iktidarın çoğunluğu kazanma ihtimalinin de hâlâ yüksek olduğuna vurgu yapan Sert, “Eğer seçimler ikinci tura kalacak olursa bu da parlamentoda çoğunluğun iktidarda olması sebebiyle ikinci turda seçmenlerin oy verme davranışını etkileyebilir. Üstüne de muhalefetin Muharrem İnce gibi çok önemli bir soru işareti var. İnce’nin Cumhurbaşkanı adayı olması durumunda parti olarak yabana atılmayacak bir oy potansiyeli var. Bunlar birinci tur sonuçlarını kesinlikle etkiler. Parlamentoda da ola ki baraj altında kalırsa Memleket Partisi, CHP’den oy alacağı için CHP’nin vekillerini AK Parti’ye kalmasına sebep olabilir. Bu ciddi bir milletvekili sıçraması yaptırabilir AK Parti’ye” görüşünü dile getiriyor.

“Seçim daha yeni başlıyor”

AK Parti’de Yeniden Refah Partisi ve Mehmet Şimşek görüşmelerinin olumsuz neticelendiğine de dikkat çeken Sert, “AK Parti’nin istediği kadar milletvekili başvurusu alamadığı gözüküyor. Üstelik de araştırmalara bakınca bizim rakamlarımızda Erdoğan yüzde 50 barajına uzak çıkıyor. Kapatması kolay gözükmüyor ama başka dinamikler de var. Seçim daha yeni başlıyor. Daha Millet İttifakı’nın adayı 6’sında belli oldu, kampanyalar başlayacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kampanya performansını biliyoruz, elbette her zaman topu çeviremeyebilir ama 16 Nisan referandumunda son 15 günde fotoğraf değişti” değerlendirmesini yaptı.

Sert, Kürt seçmen ile Millet İttifakı arasında şu anda iyi görünen kimyanın seçimlere kadar değişip değişmeyeceğinin de bir soru işareti olduğunu vurguladı.

Geçmiş seçimlerde AK Parti’nin “talep edilen aktör” olduğunu vurgulayan Osman Sert, “Şimdi ise AK Parti talep eden aktör. Bugüne kadar dışarıdaki aktörler AK Parti ile işbirliği yapmak istiyorlardı, aday adaylığı başvurularında bürokrat, eski siyasetçi, AK Parti’de siyaset talep ediyordu. Siyaset yapmasa bile konum bildiriyordu şimdi bu heyecan azalması teşkilata da geçer. Şahsi tekliflerin kabul edilmemesinden kaynaklanan olumsuzluklar teşkilata da geçer ve bunlar AK Parti’de genel bir seçim kaybedildi algısı yerleşebilir. Bu algı yerleşirse sandığa oy kaybı olarak yansıyabilir olumsuz bir etki AK Parti için olabilir” diye konuştu.

Muhalefetin en büyük hatasının ise “Seçimleri kazandık” demesinin olacağını belirten Sert,  “Erdoğan’ın ne yapacağından ziyade muhalefetin nasıl tavır takınacağı seçimlerde belirleyici olacak. Muhalefet, doğru bir dil kurar ve söylemi ‘CHP söylemi’ değil ‘yeni cumhurbaşkanı söylemi’ olursa muhalefet kazanmaya daha yakın. Ama 6 Mart öncesi kullanılan dilde de riskler vardı” dedi.

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: Çanlar İktidar İçin Çalıyor

Diyarbakır’da gerçekleştirilen Newroz kutlamalarında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Demokratik cumhuriyeti birlikte inşa edeceğiz. O zamanlar yakındır. Ve çanlar bu iktidar için çalıyor. Evet halaylar, zılgıtlar, şarkılar ve ağıtlarla da olsa yeni yaşamı müjdeliyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Acımız büyük ama umudumuz da çok büyük. Ama kararlılığımız da çok yüksek. O nedenle tekrar tekrar söylüyoruz. Mutlaka başaracağız. Eşit, özgür, barış içinde bir yaşamı mutlaka kuracağız.”

Sancar, konuşmasının devamında, “Yaşamı yeniden inşa edeceğiz. bu toprakların bütün dillerinin ortaklığıyla yeni bir dil kuruyoruz. Yeni bir ruh yaratıyoruz. Bu yeni dil ve bu yeni ruh mücadelemizin kaynağıdır. Newroz ateşi gibi yüreğimizi ve yolumuzu aydınlatıyor.

Biliyoruz ki, yeni bir dil olmadan, yeni bir dünya ve yeni bir yaşam kurulamaz. O nedenle, yeni dili de yeni yaşamı da kuracağız. Büyük barışı da bu ülkeye mutlaka ama mutlaka getireceğiz.” ifadelerini kullandı.

Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenlere adanan 2023 Newroz’unun final kutlamaları Diyarbakır’da gerçekleştirildi.

Diyarbakır’daki kutlamaya HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, DBP Eş Genel Başkanı Salihe Aydeniz, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, TUAD-FED Eşbaşkanı Safiye Akdağ, Ahmet Türk, Gülistan Sönük, PİA Genel Başkanı Mehmet Kamaç, çok sayıda yabancı konuk ve STK temsilcisi katıldı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, kutlamada bir konuşma yaptı. Sancar’ın konuşması şöyle:

“Sevgili Amed halkı, onurlu, direngen halkımız, hepinizi yürekten selamlıyorum. Newroz’umuz kutlu olsun. Bu Newroz’u büyük depremin yarattığı felaketin gölgesinde karşılıyoruz. Acımız büyük, yasımız var ama öfkemiz de var. Biz bu öfkeyi mücadeleye, mücadeleyi de yeni yaşamı inşa etme iradesine çevireceğiz.

Bu büyük depremin büyük felakete dönüşmesinin sorumlusu AKP-MHP iktidarıdır. Bu iktidar talan politikalarıyla, rant ekonomisi ile, yandaşlara peşkeş çektiği kaynaklarla ülkeyi yıkıma sürüklemiştir. Depremi de felakete dönüştüren budur. Bu iktidar bir felaket iktidarıdır. Bu iktidarın adını açık koyalım. Yıkım, kan, talan ve felaket iktidarıdır. Şimdi bu iktidardan kurtulma zamanıdır.

Bu Newroz meydanlarda bu sesi ve iradeyi en güçlü şekilde yansıtıyor. Evet, bu felaket iktidarını mutlaka göndereceğiz. Bu iktidar ülkenin kaynaklarının sömürüye, ranta, yandaşa ve savaşa aktarıyor. Yıkımlar ve felaketler işte bu zihniyetin ürünüdür. Bizler savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunuyoruz. 2013 yılında bu meydanlarda barışın ve demokratik çözümün güçlü mesajını milyonlarca insan duydu.

İşte o mesaj, bizim Newroz ateşiyle büyük barışa yürüyüşümüzü de ifade ediyordu. Evet, Newroz yeni yaşamdır, yaşamın yeniden uyanışıdır. Newroz direniştir, diriliştir, barıştır. İşte bizler bunun sözünü veriyoruz. Yeni yaşamı kuracağız, büyük barışı inşa edeceğiz.

“Demokratik çözüm ve barış için tecrit kalkmalıdır”

Savaş politikaları, aynı zamanda bir başka uygulamayı da beraberinde getiriyor. Savaş politikaları tecritle iç içe yürüyor. 2015’te çözüm süreci bittiğinde savaşı en ağır şekilde bu ülkenin merkezine yerleştiren iktidar, aynı zamanda İmralı’da da tecridi başlattı. Bunu iyi görelim.

Savaş politikalarıyla tecrit iç içedir. Savaş politikalarıyla tecrit aynı anlama geliyor. Tecrit savaş politikalarının derinleştirilmesinin sembolüdür. O nedenle diyoruz demokratik çözüm ve barış için tecrit kalkmalıdır. İmralı’daki tecrit mutlaka kalkmalıdır. Barış ve demokratik çözüm için hepimiz bu iradeyi ortaya koyuyoruz.

Bizler Newroz’a merhaba derken, savaş politikalarına da hayır diyoruz. Sömürüye, talana yalana hayır diyoruz. Yeni bir ülke yeni bir yaşam kurmayı savunuyoruz. O nedenle Newroz’a merhaba, AKP-MHP iktidarına da elveda. Hep birlikte göndereceğiz onları.

Bu meydanlardaki halkın güçlü direnişi ve duruşuyla, kararlı yürüyüşüyle kurduğumuz ittifaklarla yeni yaşamı mutlaka inşa edeceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı, Kurdî İtitfaklar, Kurdi partilerle yaptığımız ittifaklar, bütün ülkenin ezilenleri, sömürülenleriyle kurduğumuz ittifaklar, kadınların ve gençlerin öncülüğünde yürüttüğümüz mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Bu iktidarı göndereceğiz, bu düzeni mutlaka değiştireceğiz.

“Bu ülkede büyük barışın güvencesi bizleriz”

Evet çok kalmadı. 14 Mayıs’ta sandıklarda, bu güçlü ittifaklarla yeni bir başlangıcın güçlü sonuçlarını çıkaracağız. Bu sandıklara savaş iktidarını sömürü ve talan iktidarını gömeceğiz. buradan değişimin, dönüşümün, barışın ve özgürlüğün gücünü ve güvencesini çıkaracağız. Bu ülkede demokratik dönüşümün de büyük barışın da güvencesi bizleriz, sizlersiniz. Sizlerin kararlı duruşu ve yürüyüşüdür. Başaracağız, mutlaka başaracağız.

Yürüdüğümüz yol üçüncü yoldur. Yeni yaşamın yolu üçüncü yoldur. Bu yol demokratik cumhuriyete çıkıyor. Demokratik cumhuriyeti birlikte inşa edeceğiz. O zamanlar yakındır. Ve çanlar bu iktidar için çalıyor. Evet halaylar, zılgıtlar, şarkılar ve ağıtlarla da olsa yeni yaşamı müjdeliyor. Acımız büyük ama umudumuz da çok büyük. Ama kararlılığımız da çok yüksek. O nedenle tekrar tekrar söylüyoruz. Mutlaka başaracağız. Eşit, özgür, barış içinde bir yaşamı mutlaka kuracağız.

Yaşamı yeniden inşa edeceğiz. bu toprakların bütün dillerinin ortaklığıyla yeni bir dil kuruyoruz. Yeni bir ruh yaratıyoruz. Bu yeni dil ve bu yeni ruh mücadelemizin kaynağıdır. Newroz ateşi gibi yüreğimizi ve yolumuzu aydınlatıyor. Biliyoruz ki, yeni bir dil olmadan, yeni bir dünya ve yeni bir yaşam kurulamaz. O nedenle, yeni dili de yeni yaşamı da kuracağız. Büyük barışı da bu ülkeye mutlaka ama mutlaka getireceğiz.”

Paylaşın

OECD Duyurdu: Türkiye, Gıda Enflasyonunda İkinci Ülke

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan her veri ekonomiye dair açıklamaları yalanlıyor. Türkiye, gıda enflasyonunda OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkeleri arasında ikinci sırada. 

OECD Türkiye’nin enflasyonun 2023’te yüzde 44,6 olacağını, 2024’te yüzde 41,4’e gerilemesini öngörüyor. GSYH’nin ise 2023’te yüzde 2,8 büyüme göstermesini, 2024’te de yüzde 3,8 oranında büyümesini hedefliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2023 yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 22,3.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) 7 Mart’ta yayımladığı verilere göre Türkiye, 37 üye ülke arasında enflasyonu en yüksek ikinci ülke konumunda. Türkiye aynı zamanda gıda enflasyonunda da Arjantin’in ardından en yüksek değere sahip ülke.

OECD ülkelerinde tüketici enflasyonu (TÜFE) Ocak’ta yıllık bazda yüzde 9,2 olarak ölçüldü. G20 ülkelerinde yıllık enflasyon yüzde 8,4, Euro bölgesinde ise yüzde 8,7.

OECD ülkeleri arasında en düşük enflasyon yüzde 3,3 ile İsviçre’de. TÜFE’nin yüzde 4,3 olduğu Japonya ve yüzde 5,2 ile Güney Kore en düşük enflasyona sahip diğer ülkeler.

En yüksek enflasyon ise yüzde 98 ile Arjantin’de. İkinci sıradaki Türkiye’nin enflasyonu 57,7. Türkiye’yi yüzde 25,7 enflasyon ile Macaristan ve yüzde 21,5 ile Letonya izliyor.

Enerji enflasyonu

Enerji enflasyonu Haziran 2022’de görülen zirvenin ardından OECD ülkelerinde bir önceki aya göre yavaşlayarak da olsa düşmeye devam etti.

Aralık 2022’deki yüzde 18,2’in ardından Ocak 2023’te yüzde 16,4’ü gördü ve Mart 2021’den bu yana en düşük seviyeye ulaştı.

Enerji enflasyonundaki düşüş kısmen Hollanda’daki (enerjiye tavan fiyat getirilmesi) ve İtalya’daki (enerji fiyatlarının düşürülmesi) politika değişikliğinden kaynaklandı.

Belçika, Danimarka, İtalya ve Türkiye’deki enerji fiyatlarındaki yavaşlama, büyük ölçüde baz etkisi olarak kayıtlara geçti.

Gıda enflasyonu

OECD ülkelerinin gıda enflasyonu yüzde 15,2. Aralık 2022’deki yüzde 15,6’ydı. Ocak’ta Avrupa’da enerji enflasyonu düşmeye devam ederken, gıda enflasyonu bir miktar arttı.

Gıda ve enerji enflasyonu, Fransa, İtalya ve Japonya’da manşet enflasyona ana katkıyı sürdürürken, gıda ve enerji hariç enflasyon, Kanada ve ABD’de ana itici güç oldu.

Almanya ve Birleşik Krallık’ta, her iki bileşen de manşet enflasyona neredeyse eşit katkıda bulundu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “418 Milyar Dolar” Çıkışı: Sizin İçin Getireceğim

CHP Lideri ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, “Siyaset zenginleşme aracı değildir. Politikacı girip zenginleşiyorsa malı götürüyordur. Malı götürmeye izin vermeyeceğim. Söz verdim yine söz veriyorum; (Hazine’den çalındığı belirtilen) O 418 milyar doları sizin için getireceğim. Yatırım yapacağım, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmeyeceğim.” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş merkezli depremlerin yıkıma yol açtığı kentlerden Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde, ‘Millet Buluşması’nda açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Arkadaşlar yaşanan dramı anlattı. Resmi rakamlara göre 50 bin can kaybı var. Hem yaraları sarmak hem sizlerle beraber olmak için bugün Nurdağı’ndayım. Depremin üçüncü günü buradaydım, hava soğuktu. Arkasından diğer illere gittim. Yaşanan tabloyu gördüm. Can kayıpları, enkazın altında kalan insanları, kurmaya çalışanları gördüm. Eli kolu bağlı kamu görevlilerini de gördüm. Deprem olabilir mi? Olabilir. Bizim buna hazırlıklı olmamız lazım. Başka yerlerde de deprem oluyor ama 50 bin kişi ölmüyor. Binaların sağlam olması lazım, altyapının oluşturulması lazım.

Çok acı çekiyoruz. Sizlerin çektiği acıyı hepimiz çekiyoruz. Her çocuğun karnının doyduğu bir Türkiye, her evde huzurun olduğu bir Türkiye. Hiç kimse ne kimliğinden ne inancından ne yaşam tarzından ötürü ötekileştirilmesin. Bir çocuğumuz açsa 85 milyon açtır o gün. Beraber olmanın, beraber aynı şarkıları, türküleri söylemenin yolunu bulmak zorundayız.

Çok ayrıştık, kutuplaştık. Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Pek çok sorunla cebelleşip duruyoruz. Bunları aşacağız, beraber birlikte bütün sorunları aşacağız. Bireysel hiçbir idealim yok. Ama bu toplumun büyümesi, gelişmesi lazım. Ortadoğu’nun, Akdeniz’in en güçlü ülkesi Türkiye olabilir. Önünde siyaset kurumundan başka hiçbir engel yok.

Bu ülkede kardeşçe yaşamayı sağlamak için yola çıktım. 85 milyon beraber olmalıyız. Beraber olmanın yolunu bulmak zorundayız. Saraylarda gözüm yok. Sizler gibi yaşamak istiyorum. Zaten sizler gibi yaşıyorum. Öyle lüksle, büyük idealler falan yok ama bu toplumun büyümesi, gelişmesi lazım.

Güveni, huzuru sağlayacağız, sofralarda bereketi sağlayacağız. Siyasetin halka doğruları söylemesi lazım. Siyaset doğruları söylemiyorsa, ciddi bir güvensizlik oluşur. Covid-19 oldu, resmi rakamlar açıklandı 82 bin kişi hayatını kaybetti diye. Daha sonra Türkiye’de ölenlerin sayısı açıklandı 200 bin fark ediyor. İzin verin yasımızı tutalım. Yeni bir Türkiye’yi, yeni bir anlayışı başlatacağız.

Siyaset kurumunun halka doğruları söylemesi lazım. Söylemiyorsa ciddi bir güvensizlik oluşur. Bugün siyasetçiye güvenilmiyorsa temel nedeni budur. Söz verildi. Size binalar yapacağız dediler. 2 yıl ödemesiz, 20 yıl taksitle size satacağız dediler.

“5 Mayıs’tan sonra göreceksiniz”

Ben Nurdağı’ndan bütün depremzede kardeşlerime söz veriyorum. Bu binaların tamamı yapılacak, 5 kuruş alınmayacak. Allah nasip eder, 15 Mayıs’tan sonra göreceksiniz. Geleceğiz, Saray’da oturmayacağız ve göreceksiniz. 15 Mayıs’tan sonra tamamı yapılacak, anahtarı teslim edilecek. 5 kuruş alınmayacak.

Anayasa madde 57, ‘Devlet şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır’ diyor.

Ev sahibi olan ve evi yıkılan vatandaşa sormak isterim. Bir müteahhit geliyor, binayı yapıyor. Sizin o binadan daire almanız için 23 imzaya ihtiyaç var. Bu 23 imzanın tamamı kamuya ait. 23 imza atılıyor sonunda da belediye izni veriyor. ‘Bu bina sağlamdır. Bütün araştırmalar yapıldı’ deniliyor. Sizde vatandaş olarak anlaşıyorsunuz, 23 imza atıldı, bu bina sağlam bunu satın alayım diyorsunuz, tek bir imza atıyorsunuz. Sizin binayı alırken, devletin verdiği güvence var. 23 imza var. Sizin hiçbir kusurunuz yok. Kusur kimdeyse paranın onu vermesi lazım.

Sizden helallik istediler, öyle helallik olmaz. Ben size bu binaları teslim ettiğimde helallik isteyeceğim.

Çiftçinin, esnafın; kooparatif ve bankalara olan kredi ve faiz borçlarını sileceğiz. Devletin devlet olduğu, devletin vatandaşı koruduğu gerçeği ortaya çıkmış olur. Devlet yükümlülüğünü yerine getirmek zorundadır.

Bina yıkılmadıysa güçlendirmesi gerekiyorsa sıfır faizli kredi verilecek. O 23 imza atanlar vardı ya, devlet olarak onlardan bunun hesabını soracağız. Fabrikaların büyük kısımı yeteri kadar çalışamıyor. İşçilerin, mimarın, doktorların, entelektüelerin geri dönmesini sağlayacağız.

Önüne gelen müteahhit oluyor. Bunun kurallarını belirleyeceğiz. Her önüne gelen müteahhitlik mi yapar? Depreme dayanıklı, yaşanabilir olması lazım. Müteahhitler için sosyal sigorta getireceğiz. Her binanın bir kimliği olacak.

Afetle ilgili kurumları yeniden yapılandıracağız. Kızılay’ı bulamadık, AFAD yeteri kadar olmadı. İnsanlar soğuktan öldü. Kurtarma ekipleri yoktu. Adıyaman’da çok sayıda çocuk bir otelin altında kalıp hayatını kaybetti. KKTC’den geldi aileleri enkazı kaldıracak kimse bulamadılar. Buna benzer çok sayıda acıyı sizler de yaşadınız.

Türkiye güçlü bir ülke. Binayı yapıyorum 2 yıl içinde teslim ediyorum, demek ki para var. Ülkenin kaynaklarını halk için kullanacağız. Altı lider söz verdik siyasi ahlak kanunu çıkaracağız diye. Parlamentoda olan milletvekilleri halkını düşünsün. Devletin dini adalettir. Adaleti, liyakati bu ülkeye getireceğiz. Yeni bir sayfa, yeni bir güzellik…

Siyaset zenginleşme aracı değildir. Politikacı girip zenginleşiyorsa malı götürüyordur. Malı götürmeye izin vermeyeceğim. Söz verdim yine söz veriyorum; (Hazine’den çalındığı belirtilen) O 418 milyar doları sizin için getireceğim. Yatırım yapacağım, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmeyeceğim.”

Paylaşın