Altı Büyük Merkez Bankasından Dolar Likiditesini Artırma Kararı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Japonya, Kanada, Avrupa, Fed ve İsviçre Merkez Bankaları, finans piyasalarına güven vermek amacıyla, ABD doları akışını artırma kararı aldı.

Haber Merkezi / Bankalar, koordine bir şekilde “likidite karşılığının artırılacağını” ortak bir açıklama ile dünya kamuoyuna duyurdu.

Devreye sokulacak sistemle bankalar, FED üzerinden borçlanabilecek. Bu sistem, 2008 finans krizi sırasında uygulanmaya başlanmıştı. Kovid 19 sürecinde de uygulamaya konulan sistemin “en azından Nisan sonuna dek” devrede olacağı belirtiliyor.

Altı büyük merkez bankası tarafından yapılan ortak açıklamada, ABD doları fonlamasını sağlamada swap hatlarının etkinliğini artırmak için halihazırda dolar işlemleri sunan merkez bankalarının 7 gün vadeli işlemlerinin sıklığını haftalıktan günlüğe çıkarma konusunda anlaştığı bildirildi.

Açıklamada, merkez bankalarının arasındaki swap hatları ağının, küresel fonlama piyasalarındaki baskıları hafifletmek için önemli bir likidite desteği işlevi gördüğü ve böylece bu tür baskıların hanehalkı ve işletmelere yönelik kredi arzının üzerindeki etkileri hafifletmeye yardımcı olduğu kaydedildi.

Büyük merkez bankalarının likiditeyi artırmaya yönelik attığı adım, İsviçre’nin en büyük bankası UBS’in kriz yaşayan Credit Suisse’i satın alacağını açıklamasının ardından geldi. Söz konusu adım, ABD ve Avrupa’da finansal sistemdeki son gelişmelere ilişkin endişelerin derinleştiği şeklinde yorumlandı.

SWAP hattı nedir?

Swap hattı, merkez bankaları arasında geçici olarak, belirli bir zaman diliminde, bir varlık ya da yükümlülüğe bağlı faiz ödemeleri ya da döviz cinsini karşılıklı olarak değiştirmek için yaptıkları anlaşmadır.

Başlangıçta merkez bankaları tarafından belirli piyasa müdahalelerini finanse etmek için kullanılan swap takas hatları; son yıllarda finansal istikrarı korumak ve piyasada oluşan panik havasının, reel ekonomiyi etkilemesini önlemek için kullanılan önemli bir araç haline gelmiştir.

Paylaşın

İran’da Beş Genç Kız Başörtüsü Takmadan Dans Ettikleri İçin Tutuklandı

İran’da Nijeryalı rapçı Rema’nın şarkısı ‘Calm Down’ (Sakin ol) ‘eşliğinde başkent Tahran’ın yerleşim bölgesi Ekbatan’daki yüksek binaların yakınında dans eden 5 genç kız tutuklandı. Görüntüler özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yoğun bir şekilde izlendi.

Haber Merkezi / Kızların tutuklanma haberinin ardından sosyal medya hesabından dayanışma mesajı yayımlayan rapçı Rema, “Daha iyi bir dünya için savaşan tüm güzel kadınlara, sizden ilham alıyorum, sizin için şarkı söylüyorum ve sizinle hayal kuruyorum.” dedi.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının 16 Eylül’de “ahlak polisi” sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katılmış, olaylar sırasında İran güvenlik güçlerinin açtığı ateşte 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirmişti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: Can Kaybı 49 Bin 589’a Yükseldi

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerinde can kaybı 18 Mart itibariyle 49 bin 589’a çıktı. Beş gün önceki açıklamadan bu yana 1100’den fazla ölüm daha kaydedildi.

Haber Merkezi / Hayatını kaybedenlerin 6 bin 807’sinin yabancı uyruklu olduğu belirtildi. Depremlerin etkilediği bölgelerde yıkılacak bina sayısının ise 298 bin 448 olduğu da kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nda (AFAD) basın toplantısı düzenledi.

Depremlerin ardından bölgedeki çalışmaların devam ettiğini söyleyen Oktay, “Deprem felaketleri nedeniyle 6 bin 807’si yabancı uyruklu olmak üzere toplam 49 bin 589 vatandaşımızı kaybetmiş bulunmaktayız” dedi.

Oktay, 18 kişinin yaşamını yitirdiği Urfa ve Adıyaman’da yaşanan sel ile ilgili de bilgi verdi.  Oktay, selde kaybolan üç kişiyi arama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.

14 Mayıs seçimlerine de değinen Oktay, şöyle konuştu: “Çadırkent ve konteyner kentlerdeki, her bir çadır ve konteyner ikametgah olarak belirlenmiş ve tescil edilmiştir. Bunun anlamı şu: Seçim sürecine girmiş bulunmaktayız. YSK’nın belirlediği takvim çerçevesinde biz burada her bir vatandaşımızın anayasal hakkını kullanmasını arzu ediyoruz.

Ama şunu da özellikle ifade etmek istiyorum, depremzede vatandaşlarımızın oy kullanmak için başka bir yere ikametlerini aldıklarında herhangi bir hak kaybı olmayacaktır. Herhangi bir tereddüde gerek yok, çok rahatlıkla bulundukları yere ikametgahlarını alabilirler. Oylarını da bu ikametgahta kullanabilirler. Şu ana kadar da ikamet değişikliği yapan 345 bin 97 vatandaşımız bulunmaktadır.”

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kahramanmaraş merkezli depremler sonucu maddi hasarın boyutunun 2 trilyon TL (103,6 milyar dolar) düzeyinde olduğunun tahmin edildiğini açıkladı.

Bakanlık açıklamasında, maddi hasar karşılığının 1,6 trilyon TL olduğu belirtiliyor.

Bakanlık açıklamasında, “yapılan acil destek ve harcamalar, enkaz kaldırma faaliyetleri, sigorta ödemeleri, gelir kaybı ödemeleri, diğer tüm destek ve harcamaların yanı sıra milli gelir azalması nedeniyle toplamda 351,4 milyar TL’lik bir kayıp oluşmuştur.” ifadesi de yer alıyor.

Yapılan değerlendirmede, “Bu büyüklüğün 2023 yılı milli gelirinin yaklaşık yüzde 9’una ulaşabileceği öngörülmektedir” deniliyor.

Deprem bölgesinde inşaatları yıkılan müteahhitlere yönelik olarak hukuki süreçler devam ediyor.

Yıkılan ya da imara aykırı değişiklik tespit edilen binalarla ilgili yürütülen soruşturmalarda, sorumlulukları belirlenerek tutuklanan şüpheli sayısı 17 Mart itibarıyla 284’e yükseldi.

Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde yıkılan binalara ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, ilçenin belediye başkanı Ökkeş Kavak tutuklandı.

Paylaşın

Kredi Ve Kredi Kartı Borçları Bir Trilyon 746 Milyar Liraya Ulaştı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan her veri vatandaşın yaşadığı derine ekonomik krizi gözler önüne seriyor. Bireysel kredi ve kredi kartı borçları bir trilyon 745 milyar 807 milyon TL’ye ulaştı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan verilere göre bankalara olan toplam borç içinde tüketici kredileri tutarı, bir haftada 23 milyar 317 milyon TL artışla bir trilyon 226 milyar 166 milyon TL’ye yükseldi.

Sözcü’den Deniz Bilici Göçmen’in haberine göre söz konusu kredi borçlarının 792 milyar 980 milyon TL’si ihtiyaç kredilerinden oluşurken, 374 milyar 339 milyon TL’si konut, 58 milyar 845 milyon TL’si ise taşıt kredilerinden oluştu.

Aynı dönemde bireysel kredi kartı borçları da 5 milyar 598 milyon TL artarak 519 milyar 641 milyon TL’ye çıktı. En çok artış ise ihtiyaç kredisinde görüldü. 3 Mart haftasından 10 Mart haftasına kadar ihtiyaç kredisi borcu 17 milyar 678 TL artış gösterdi.

Yaklaşık bir aylık dönemi içeren 10 Mart haftası ile 17 Şubat haftası verileri karşılaştırıldığında, bu süreçte yurttaşların bireysel kredi ve kredi kartı borçları toplamındaki artış 116 milyar 885 milyon TL oldu.

Söz konusu dönemde toplam borç içinde tüketici kredileri tutarı, bir ayda 85 milyar 376 milyon TL artışla, bir trilyon 226 milyar 166 milyon TL’ye yükseldi. Bu dönemde bireysel kredi kartı borçlarındaki artış ise 31 milyar 509 milyon TL oldu.

Paylaşın

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’ndan Mısır’a Tarihi Ziyaret

Son yıllarda özellikle Libya konusunda derin görüş ayrılığına düşen Türkiye İle Mısır arasında tarihi nitelikte bir görüşme gerçekleşti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Mısır Dışişleri Bakanı Sami Şükrü ile Tahrir Sarayı’nda bir araya geldi.

Haber Merkezi / Çavuşoğlu ve Şukri baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından ortak basın toplantısında konuştu.

İki ülke ilişkilerini en üst düzeye çıkarma konusunda kararlı olduklarını söyleyen Çavuşoğlu, “Askeri, enerji ve ticari alanlarda da işbirliğini artırmak istediklerini” söyledi.

Mevkidaşına sık sık “Kardeşim Şükrü” diye hitap eden Çavuşoğlu, iki ülkenin de ilişkileri geliştirmek noktasında “güçlü siyasi kararlılığı var” dedi. Çavuşoğlu en hızlı şekilde Kahire’ye büyükelçi atamak istediklerini de söyledi.

Bakan Çavuşoğlu, Mısır lideri Sisi ile Erdoğan’ın bir araya gelmesi konusunda da çalışmaların sürdüğünü kaydetti ve “Cumhurbaşkanlarımızın bir araya gelmesi için hazırlıkları yapacağız. Seçimden sonra inşallah bir araya geleceklerdir” dedi.

Sami Şükrü de ekonomik işbirliğinin çok önemli olduğunu söyledi ve normalleşme sürecinde “kazan kazan” yaklaşımı ile hareket edeceklerini kaydetti.

Bakan Şukri, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından, 27 Şubat’ta dayanışma ve taziyede bulunmak için Türkiye’yi ziyaret etmiş ve Bakan Çavuşoğlu’yla görüşmüştü. Mısır ayrıca, Türkiye’ye depremzedeler için insani yardım göndermişti.

Türkiye – Mısır ilişkileri neden bozuldu?

2020’de terörist oluşumlar listesine dahil edilen Müslüman Kardeşler’in birçok lideri ve binlerce destekçisi Mısır’da hapiste tutuluyor. Net sayıları bilinmemekle birlikte bu rakamın 5-6 bin civarında olabileceği belirtiliyor.

Yunanistan ve Mısır, Libya ile hidrokarbon mutabakatı imzalayan Türkiye’yi suçladı

Ankara-Kahire arasındaki ilişkiler eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin 2013’te devrilmesinden bu yana kopma noktasına gelmişti.

Dışişleri Bakanlı Mevlüt Çavuşoğlu, geçen yıl Mısır ile ilk diplomatik temasın kurulduğunu açıklamış, Mısır ise yumuşamanın sağlanması için Ankara’dan daha fazla adım atılmasını beklediğini bildirmişti.

Mısır ve Türkiye arasında ilişkilerin yeniden kurulmasını amaçlayan ve geçen yıldan bu yana süren istişari görüşmelerde şu ana kadar ‘net bir ilerleme kaydedilmedi.

İki ülke, son yıllarda özellikle Libya konusunda derin görüş ayrılığına düşmüştü. Mısır son olarak Türkiye’nin Libya ile 10 Ekim’de imzaladığı hidrokarbon mutabakatına tepki gösterdi.

Paylaşın

AK Parti Grup Başkanvekili Zengin: Hedef Haline Getirildim

6284 sayılı yasa ilgili konuştuğunda hedef haline getirildiğini ve tehdit mesajları aldığını söyleyen AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “Artık bu konu hakkında fazla konuşmak istemiyorum” dedi ve ekledi:

“Hedef haline geliyorum. Sayın bakanımız açıklama yapıyor, sayın cumhurbaşkanımızın açıklamaları var ama ben bu konuda ne zaman bir şey söylesem normali çok aşan bir hedef olma hali ortaya çıkıyor.

Zengin konuşmasının devamında, “Sadece Twitter’dan değil, çok düzenli ve planlı bir saldırıya dönüşüyor. Bununla da kalmıyor, telefonuma yüzlerce tehdit mesajları alıyorum. Bunun ne kadar ciddi bir konu olduğunu bilmiyorum kamuoyu fark ediyor mu?

6284 tabii ki tartışılabilir, İstanbul Sözleşmesi çok tartışıldı. Benim itirazım usulüne, yöntemine fakat bundan kamuoyu yeteri kadar rahatsızlık duymuyor. Doğrusu bu saldırılar Türkiye’de kadınları çok rahatsız ediyor.” ifadelerini kullandı.

Yeniden Refah Partisi (YRP), 6284’ün değiştirilmesi talebini AK Parti’nin kabul ettiğini iddia etmişti.

YRP, Cumhur İttifakı’na katılmak için öne sürdüğü 6284 sayılı ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un değiştirilmesi talebine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Derya Yanık ve AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’den gelen itirazlar parti tabanında rahatsızlığa neden oldu.

A Haber’de konuya ilişkin konuşan Zengin, şunları söyledi:

“Artık bu konu hakkında fazla konuşmak istemiyorum. Hedef haline geliyorum. Sayın bakanımız açıklama yapıyor, sayın cumhurbaşkanımızın açıklamaları var ama ben bu konuda ne zaman bir şey söylesem normali çok aşan bir hedef olma hali ortaya çıkıyor.

Sadece Twitter’dan değil, çok düzenli ve planlı bir saldırıya dönüşüyor. Bununla da kalmıyor, telefonuma yüzlerce tehdit mesajları alıyorum. Bunun ne kadar ciddi bir konu olduğunu bilmiyorum kamuoyu fark ediyor mu?

6284 tabii ki tartışılabilir, İstanbul Sözleşmesi çok tartışıldı. Benim itirazım usulüne, yöntemine fakat bundan kamuoyu yeteri kadar rahatsızlık duymuyor. Doğrusu bu saldırılar Türkiye’de kadınları çok rahatsız ediyor.

“Erkekler konuşunca sorun olmuyor”

Bütün kadınları rahatsız ediyor. AK Parti 50+1 almaya çalışıyor. Önümüzdeki seçimlerde sayın cumhurbaşkanımızın seçilebilmesi için yaklaşık 29 milyon, yuvarlayacağım 30 milyon oya ihtiyacımız var.

Bu 30 milyonda kadınların oyu minimum 10 milyon. Bu kadar önemli bir konuda, kadınları bu kadar rahatsız eden -tartışma üslubuyla, içerikten bahsetmiyorum- başka bir konu var mı? Çok yalnızız. Bu konuya kimse girmek istemiyor çünkü hedef oluyorsunuz. İşte ben. Ben AK Parti grup başkan vekiliyim.

Ben kendi fikirlerimi anlatmıyorum, grubumuz adına konuşuyorum ama grubumuz adına konuşan bir erkek arkadaşımız olduğunda hiç sorun olmuyor. Ben konuştuğum zaman tarifi imkansız bir şekilde planlı, düzenli bir saldırıya uğruyorum. 6284 bizi bölen bir tartışma olamaz. Böyle bir tartışma üslubu olamaz.

Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili tartışmayı Saadet Partisi açmıştır. Bugün Altılı Masa’ya baktığınız zaman yan yana durduklarında var mı bir çatışmaları? Sayın Akşener, İstanbul Sözleşmesi’nin geleceğini söylüyor. Saadet Partisi’nden en ufak bir ses yok, bir uzlaşma var.

Siyasi partilerin farklı konularda kendi fikirleri muhakkak ki vardır ama bunlar yan yana gelmeleri konusunda engel teşkil etmiyor. Yeniden Refah Partisi de bu konuda nasıl istiyorsa öyle düşünebilir ama müsaade etsinler biz de AK Parti olarak- sayın Derya Yanık’ın sayın cumhurbaşkanımızla irtibatı olmadan bu konuya dair bir açıklama yapması mümkün müdür?

Bu tartışmanın üslubuna itirazım var. Artık bu kanunla ilgili hiçbir şey söylemek istemiyorum. Yorgunum. Yalnızlıktan da yorgunum, camiamızın içinde bulunduğu durumu değerlendirirken de hüzün duyuyorum. Ben tartışılamaz demedim. Keşke daha insani, seviyeli, İslami bir ortamda tartışabilsek.”

Ne olmuştu?

YRP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Aydal, “Cumhur İttifakı”na katılmak için 30 maddelik taleplerini ilettiklerini ve “Hiçbir problem yok” yanıtını aldıklarını söylemişti. YRP, şart listesinin 15’inci maddesinde bu isteği şöyle dile getirmişti: “İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin TBMM’de de oylanması ve uzantısı 6284 sayılı yasanın aile bütünlüğünü bozucu hükümlerinin ayıklanması.”

Aralarında Derya Yanık ve Erdoğan’ın kızı Sümeyye’nin de bulunduğu AKP’ye yakın kadınların oluşturduğu Kadın ve Demokrasi Vakfı’nın (KADEM) önde gelen sözcüleri gene “Milli Görüş” hareketinin kurucularından Oğuzhan Asiltürk’ün talebi üzerine 20 Mart 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilinmesine de karşı çıkmışlardı.

Bu kez, 6284 sayılı yasanın değiştirilmesinin gündeme getirilmesi üzerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık Twitterdan yaptığı açıklamada “6284 sayılı Kanun, kadına yönelik şiddetle mücadele için yaptığımız en önemli yasal düzenlemelerden biridir. Kanunun kabulünden bu yana, uygulamayı da geliştirmek için titizlikle düzenlemelerimizi sürdürüyoruz” demişti.

“6284 sayılı kanunun ruhuyla ve mevcudiyetiyle varlığı son derece önemlidir. Varlığının tartışmaya açılması dahi bizce kabul edilemez.” Yanık da Zengin gibi yasanın “kırmızı çizgileri olduğunu” belirtmişti.

Özellikle partinin erkek üye ve yöneticileri Yanık’ın açıklamalarının ittifaka zarar vereceği görüşünde. Zengin’in de Yanık’a benzer bir çıkışta bulunması yine AKP’li birçok kişinin tepkisini çekmişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Demirtaş, Erdoğan’a Seslendi: Yol Yakınken Siyaseti Bıraktığını Açıkla

Sosyal medya hesabından Erdoğan’a seslenen Demirtaş, “Gel, yol yakınken siyaseti bıraktığını açıkla, ülke nefes alsın. Ha, ille de ‘Tarihi bir seçim hezimeti yaşamak benim de hakkım’ diyorsan hakkını teslim edeceğimizden kuşkun olmasın” dedi.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yeni bir paylaşımda bulundu.

Paylaşımında AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafını kullanan Demirtaş, şu ifadeleri kullandı:

“Gel, yol yakınken siyaseti bıraktığını açıkla, ülke nefes alsın. Ha, ille de “Tarihi bir seçim hezimeti yaşamak benim de hakkım” diyorsan hakkını teslim edeceğimizden kuşkun olmasın.”

Cumhur İttifakı bileşenleri Recep Tayyip Erdoğan’ı 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olarak gösterilme kararı almıştı.

Erdoğan, iki dönemdir cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmektedir. 10 Ağustos 2014 Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk turda 12. Cumhurbaşkanı seçildi. 24 Haziran 2018 Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden Cumhurbaşkanı seçildi.

Paylaşın

“Kısa Vadeli Dış Borçlar Ekonominin Üzerinde Demokles’in Kılıcı Gibi”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, kısa vadeli dış borç stoku, ocakta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,5 artarak 152,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 4,6 artışla 62,9 milyar dolar, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 2,8 yükselişle 56,2 milyar dolar oldu. Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, ocakta bir önceki ay sonuna göre yüzde 2,3 azalışla 10,5 milyar dolara geriledi.

Birgün’e kısa vadeli borç istatistiklerini değerlendiren Prof. Dr. Cem Başlevent, “Gittikçe daha kısa vadeli borçlanma daha yüksek faizlerle borçlanmak zorunda kalıyoruz” dedi.

“Geleceğe dönük riskleri ve önümüzdeki yıllarda toplumun ödeyeceği maliyeti arttıran bir durum” diyen Başlevent, şöyle devam etti: “Çok farklı kaynaklardan borçlanma imkânı olduğu için IMF’e gitmesen de borç bulabiliyorsun. Bunu da politik malzeme haline getirebiliyorsun ama aslında yapmış olduğun şey daha büyük maliyetlerle ve daha büyük miktarlarda borçlanmak. Bu da siyasal çıkarlar ön planda olduğu için hükümetin tercih ettiği bir uygulama. Yüksek maliyetli borçlanıyor olduğumuz için de toplum refahını arttıracak yatırımlara ayrılacak kaynaklar daralacaktır.

12 aylık cari açığın da 51,7 milyar dolarla 2014 yılının şubat ayından bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını belirten Başlevent, “Cari açık verdiğimiz için ülkede döviz kıtlığı var. Döviz kıtlığı olunca borçlanma ihtiyacı da ortaya çıkıyor. Yani cari dengeyi sağlamış olsaydık mevcut borçları yeni borçlanma yapmadan da bir şekilde çevirebilirdik” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Özgür Orhangazi de dünyada faizlerin yükseldiğini hatırlatarak “Daha yüksek faizlerle bu borçlar çevrilmek zorunda kalınacak” dedi.

İkinci bir riske dikkat çeken Orhangazi, “Seçim dönemine girdik” diyerek şu ifadeleri kullandı: “Seçimlerden sonra iktidara kim gelirse gelsin uluslararası kreditörlerle aralarını çok iyi tutması gerekecek. Böyle yüksek bir döviz ihtiyacının olduğu ekonomide döndürülmesi gereken borçlara her ay cari açıktan kaynaklanan döviz ihtiyacını da eklediğiniz zaman oldukça kırılgan bir dönemden geçiyoruz.”

Özel sektörün dış borçlarının kamuya transfer edildiğini söyleyen Orhangazi, borç yapısında kamu kesimin payının artmasını şöyle değerlendirdi:

“Dış borç içerisinde kamunun payının artması konusunda iki unsurdan söz edebiliriz birincisi özel sektör bir süredir yeni dış borç almamaya yahut dış borçlarını kapatmaya çalışıyor. Fakat ülkenin döviz ihtiyacı artarak devam ettiği için burada kamu devreye giriyor. Kamu dış borçlanmasında artış görüyoruz. Bir anlamda ihtiyaç olan dövizin bir kısmını oradan getiriyor diyebiliriz. Bir anlamda da aslında özel sektörün dış borçlarının kamuya transfer edilmesi demek oluyor.”

“Kısa vadeli dış borçlar ekonominin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam ediyor”

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ise şu değerlendirmeleri yaptı: “2023 itibarıyla kısa süreli borçlar 196 milyar dolar gibi çok yüksek bir düzeye yükseldi. Orta vadeli programda 2023 ihracat hedefi 265 milyar dolar. Bu hedef gerçekleşse dahi ihracat gelirlerinin dörtte üçü dış borç ödemelerine gidecek.

196 milyar dolardan yabancıların döviz ve TL mevduatlarını çıkarsak bile geriye ödenmesi gereken 152,8 milyar dolar kalıyor. 2019 sonu ile karşılaştırılınca üç yılda merkez bankası dış borçlarının 8,5 milyar dolardan 33,6 milyar dolara, ticari kredilerin ise 32,9 milyar dolardan 53,2 milyar dolara sıçraması dikkat çekiyor. TCMB borçları Suudi Arabistan, Katar, BAE, Çin gibi ‘dost’ ülkelerle yapılan swap ve döviz depo anlaşmaları sonucu artmış durumda. Bunların kısa vadeli olması ve politik niteliği hemencecik iptal edilme tehlikesi taşıyor. Ticari krediler ise ithalatın artışı dolayısıyla dış ticaretin finansmanı kaynaklı.

Son üç yılda kamunun kısa süreli borçları 20,4 milyar dolardan 31,8 milyar dolara, özel sektörün ise 64,4 milyar dolardan 87 milyar dolara yükseldi. Bankaların kısa vadeli borçları fazla değişmezken reel sektör şirketlerinin 35 milyar dolardan 55 milyar dolara sıçradı.

Ülkedeki sıcak paranın borsa ayağı 27,5 milyar dolara, devlet iç borçlanma senetleri ise 1,3 milyar dolara kadar düşerek, çıkışları halinde önemli bir tehlike olma niteliğini yitirdi. Ancak sıcak paranın diğer bir unsuru yabancı kişi ve şirketlerin 21 milyar dolar döviz tevdiat hesabı, yurt dışı bankaların 17,2 milyar dolar banka mevduatı ve 14,2 milyar toplam dolar tüm yabancıların TL cinsi mevduatı toplam 52,4 milyar dolar ülkenin altında bir saatli bomba gibi duruyor.

Ödenmesi gereken dış borç miktarı ise kısa vadeli 6,1 ve uzun vadeli 57,3 toplam 63,4 milyar dolar. Bu borçların yenilenmesinde bir sorun yaşanması ve ya mevduatların çekilmesi durumunda TCMB’nin döviz rezervleri yeterli olmaz. Özetle kısa vadeli dış borçlar Türkiye ekonomisinin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam ediyor.”

Paylaşın

OECD’den 2024 Yılında Türkiye İçin Toparlanma Beklentisi

OECD’nin son raporunda, Türkiye’deki ekonomik faaliyetlerde, yaşanan depremlerin büyük yıkıcı etkisi nedeniyle 2023’ün ilk aylarında belirgin gerileme öngörülürken yeniden inşa sürecinde harcamaların artmasıyla toparlanma beklendiği kaydedildi.

Ekonomik büyüme 2023’ün tamamı için yüzde 2,8, 2024 için de yüzde 3,8 olarak öngörüldü. Örgütün Kasım 2022 tarihli Üçüncü Çeyrek Küresel Görünüm Raporu’nda Türkiye’nin 2023 yılı için büyüme tahmini yüzde 3, 2024 yılı için yüzde 3,4 olarak açıklanmıştı.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), 2023 Mart ayı Ekonomik Görünüm raporunda küresel ekonomik büyüme tahminlerini yükseltti. Kasım ayında yüzde 2,2 olarak öngörülen büyüme, Cuma günü açıklanan raporda yüzde 2,6’ya yükseltildi. OECD’nin 2022 tahminlerinde küresel büyüme oranı yüzde 3,2 olarak öngörülmüştü.

OECD’nin “Kırılgan bir iyileşme” başlıklı raporunda, “İş dünyası ve tüketici duyarlılığının iyileşmeye başlaması, düşen gıda ve enerji fiyatları, ayrıca Çin’in tamamen yeniden açılmasıyla daha olumlu işaretlerin görülmeye başlandığı” belirtildi.

Bununla birlikte, OECD, bu gelişmenin kırılganlığına da dikkat çekti. Raporda, “Riskler bir nebze daha dengeli hale geldi, ancak aşağı yönlü eğilim devam ediyor” ifadelerine yer verildi. Raporda, Ukrayna’daki savaşın getirdiği belirsizliğe, enerji piyasaları üzerinde yeniden baskı oluşması riskine ve yükselen faiz oranlarının etkisine de değinildi.

OECD raporunda, ABD’deki bölgesel bankalar da dahil olmak üzere bankacılık sektörünün bazı bölümlerinde daha sıkı para politikasının etkisine dair işaretlerin görülmeye başlandığı da belirtildi. Parasal sıkılaştırma, geçen haftaSilikon Vadisi Bankası’nın yüksek faiz oranları nedeniyle fiyatları düşen tahvillerden 1 milyar 800 milyon dolar zarar etmesinin ardından batmasıyla ilişkilendiriliyor.

OECD’nin raporunda manşet enflasyonun düştüğü belirtilerek, buna karşın çekirdek enflasyonun “hizmet fiyatlarındaki artış, bazı sektörlerdeki yüksek marjlar ve sıkı işgücü piyasalarından kaynaklanan maliyet baskıları nedeniyle hala yüksek olduğu” kaydedildi.

Enflasyon oranlarında ülkeler arasında belirgin bir farklılaşmanın da devam ettiğine dikkat çekilerek, “Çin ve Japonya’nın da aralarında olduğu bazı Asya ekonomilerinde enflasyon hala nispeten düşük seviyelerdeyken Türkiye ve Arjantin’de çok yüksek” denildi.

Türkiye’de 2024’te toparlanma beklentisi

Raporda ayrıca Türkiye’deki ekonomik faaliyetlerde, yaşanan depremlerin büyük yıkıcı etkisi nedeniyle 2023’ün ilk aylarında belirgin gerileme öngörülürken yeniden inşa sürecinde harcamaların artmasıyla toparlanma beklendiği kaydedidi. Ekonomik büyüme 2023’ün tamamı için yüzde 2,8, 2024 için de yüzde 3,8 olarak öngörüldü.

Örgütün Kasım 2022 tarihli Üçüncü Çeyrek Küresel Görünüm Raporu’nda Türkiye’nin 2023 yılı için büyüme tahmini yüzde 3, 2024 yılı için yüzde 3,4 olarak açıklanmıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu’ndan HDP Ziyaretinin Ertelenmesiyle İlgili Açıklama

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ziyaretinin ertelenmesine ilişkin soruya, “Onu bana sormayacaksınız, ev sahibine soracaksınız” yanıtını verdi.

Haber Merkezi / HDP’li bir yetkili ise yaptığı açıklamada, “Sel felaketi nedeniyle Eş Başkanlarımız sahada, oluşan program yoğunluğu nedeniyle talep bizden gitti” dedi. Yetkili, program netleştiğinde yeniden bilgilendirme yapılacağını bildirdi.

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milli Yol Partisi’ni, ziyaret etti. Ziyaretin ardından Kılıçdaroğlu ile Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır ile birlikte açıklama yaptı.

Görüşmeye CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, CHP Genel Başkan Yardımcıları Oğuz Kaan Salıcı ve Ali Öztunç ile Milli Yol Partisi Genel Sekreteri Haşim Yaşar ile Genel Başkan Yardımcıları Ali Saraçoğlu ve Mukaddes Demirci katıldı.

Kılıçdaroğlu’nun yaklaşan seçimlere ilişkin görüş alışverişinde bulunmak ve adaylığı için destek talep etmek amacıyla gerçekleştirdiği ziyaret yaklaşık bir saat sürdü.

Yaklaşan seçimlerin ana gündem olduğu ziyarette Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ve Sinan Ateş suikastı da gündeme geldi. Çıkışta yapılan açıklamada Kılıçdaroğlu’na HDP ziyaretinin neden ertelendiği ve Hatay’daki vekillik istifaları soruldu.

Ziyaretin ardından yapılan ortak açıklamada Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin sorunlarını masaya yatırdıkları ve dertleştikleri bir toplantı gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun yol arkadaşlarıyla beraber en azından bir masanın etrafında bir araya gelmek, benim açımdan da ufkumu büyütmek açısından da son derece değerli. Bundan sonra da uygun ortamlarda yeniden bir araya geleceğiz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, HDP ziyaretinin ertelenmesine ilişkin soruya, “Onu bana sormayacaksınız, ev sahibine soracaksınız” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu, 18 Mart Cumartesi günü saat 13.00’te HDP Genel Merkezi’nde Eş Genel başkanlar Mithat Sancar ve Pervin Buldan ile görüşecekti.

HDP’den, “Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun partimize ziyareti program yoğunluğundan dolayı ileri bir tarihe ertelenmiştir” açıklaması yapılmıştı.

HDP’li bir yetkili BirGün gazetesine yaptığı açıklamada, “Sel felaketi nedeniyle Eş Başkanlarımız sahada, oluşan program yoğunluğu nedeniyle talep bizden gitti” dedi. Yetkili, program netleştiğinde yeniden bilgilendirme yapılacağını bildirdi.

“Faili meçhul cinayetler açığa kavuşturulmalıdır”

Kılıçdaroğlu’nun ardından konuşan MYP Genel Başkanı Remzi Çayır da Kılıçdaroğlu’nun ziyaretini önemsediklerini belirtti. Çayır “Nezaketlerinden dolayı teşekkür ediyoruz, bu yolculukta başarılar diliyoruz. Milli Yol Partisi olarak Yazıcıoğlu’nun suikastini, bütün faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması gerektiğini ifade ettik. Duyarlılık gösterdi” diye konuştu.

Çayır şöyle devam etti:

“Kimliği ne olursa olsun bu ülkede faili meçhul cinayetler açığa kavuşturulmalıdır. Sinan Ateş cinayeti dahil olmak üzere. Adaletin, liyakatin, üretimin olduğu, farklılığın zenginlik sayıldığı bir Türkiye, insan hak ve özgürlüklerinin genişlemesinin aslında zenginliğimizin kapısı olduğu idrakiyle bakmak gerektiğini ifade ettik.”

Paylaşın