Seçim Ve Sandık Güvenliği İçin Neler Yapılıyor?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala tartışılan konuda arasında “Seçim güvenliğini sağlamak için neler yapılıyor? Seçim sürecinde en riskli alanlar hangileri? Sığınmacı sayıları seçim güvenliği için risk mi?” yer alıyor.

Seçmen kütükleri seçim takvimi kapsamında 20 Mart’ta muhtarlıklar tarafından askıya çıkartılmıştı. Tüm partilerin elinde seçmen kütükleri bulunuyor ve adreslere göre karşılaştırmalar yapılıyor. Muhalefet partilerinin saptadığı seçimi etkileyecek boyutta bir usulsüzlüğe şu ana kadar rastlanmış değil.

Partiler kütüklerde tespit ettikleri anormal durumlar için 2 Nisan’a kadar düzeltme başvurusu yapıyor. Bu başvuruları vatandaşlar da kendi adresleri için yapabiliyor.

Yüksek Seçim Kurulu verilerine göre 14 Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde yurt içinde toplam 190 bin 736 sandıkta 60 milyon 904 bin 499 kişi oy kullanabilecek. Yurt dışında kurulacak 4 bin 969 sandıkta ise oy kullanmaya haiz 3 milyon 286 bin 786 seçmen bulunuyor.

Millet İttifakı üyeleri de seçim güvenliğini sağlamaya yönelik hem ayrı ayrı hem de ittifak halinde hazırlıklarını sürdürüyor, seçim gecesi Yüksek Seçim Kurulu’ndan alınan sonuçların partiler tarafından karşılaştırılmasını sağlayacak yazılımda da sona gelindi.

Seçim ve sandık güvenliği için neler yapılıyor?

Seçim güvenliği genel olarak sadece oy verme günü ve sandık güvenliği ile sınırlı tutulmayarak seçim takviminin açıklanmasıyla başlayan ve itirazlar sona erip kesin sonuçlar açıklanıncaya kadar olan süreç olarak tanımlanıyor. Oy verme günü sandık güvenliğinin sağlanması da bu sürecin bir parçası.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel, seçim güvenliği meselesinin aslında normal şartlar altında siyasi partilerin sorumluluğunda olan bir mesele olmaması gerektiğini söyleyerek “Ancak maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kurumları siyasallaştırmasıyla YSK da güvenilirliğini yitirdiği için seçim güvenliği meseleleri siyasi partiler üzerinden tartışılmaya başlandı” diyor.

Seçim güvenliği ile ilgili bir komisyon kuran ve rapor hazırlayan Millet İttifakı’ndaki partiler öncelikle kendi içlerinde çalışarak gerekli hazırlıklarını yapıyor ve ardından ittifakın diğer üyeleri ile ortaklaşıyor. İttifak içinde sandık kurullarına üye verme hakkı olan CHP ve İYİ Parti ile kısmen bazı sandıklar için Saadet Partisi var. Seçime girmeye hak kazanan diğer ittifak üyeleri ise sandıklara üye veremiyor ama müşahit bulundurabiliyor.

İYİ Parti Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Burcu Akçaru, bu süreci partilerin hem kendi içlerinde hem de Millet İttifakı olarak üç bölüme ayırdıklarını belirterek bunları seçim öncesi hazırlık süreci, seçim günü yapılacaklar ve seçim günü sonrası kesin sonuçların ilanına kadar itiraz ve değerlendirmeleri kapsayan dönem olarak sıralıyor.

Akçaru’nun aktardığına göre partiler halen sandık kurullarına atamaları yapmakta ve bu üyelerin eğitimlerine de başlanmış durumda.

Bu arada Yüksek Seçim Kurulu henüz kesinleşmiş sandık listesini beyan etmediği için tüm partiler hazırlıklarını şu an 31 Mart 2019’da yapılan yerel seçim sandıklarını esas alarak yürütüyor. YSK’nın kesin sandık listesini paylaşmasıyla da yeni düzenlemeler yapılacak.

14 Mayıs’a dair en riskli alanlar neler?

Seçime giden süreçte partilerin sandık ve seçim güvenliği ile ilgili bazen öngördükleri bazen de şu an için öngöremedikleri riskli alanlar olabiliyor.

Kamuoyunda seçmen kütüklerinin de risk alanlarından biri olduğu konuşuluyor ancak muhalefet partilerinin saptadığı seçimi etkileyecek boyutta bir usulsüzlüğe şu ana kadar rastlanmış değil.

Seçmen kütükleri seçim takvimi kapsamında 20 Mart’ta muhtarlıklar tarafından askıya çıkartılmıştı. Tüm partilerin elinde seçmen kütükleri bulunuyor ve adreslere göre karşılaştırmalar yapılıyor.

14 Mayıs’ta sekizinci seçimini takip edecek olan Akçaru süreci şöyle aktarıyor:

“2018’deki seçmen kütükleri elimizde olduğu için onlarla karşılaştırarak seçim güvenliğini tehdit edecek herhangi bir taşıma seçmen var mı diye bakıyoruz. Bazı tespitlerimiz de oldu belirli illerde. Ama şu ana kadar seçim güvenliğini tehdit edecek, anormal rakamlarla karşılaşmadık. Bunu söyleyebilirim.”

Partiler kütüklerde tespit ettikleri anormal durumlar için 2 Nisan’a kadar düzeltme başvurusu yapıyor. Bu başvuruları vatandaşlar da kendi adresleri için yapabiliyor.

Muhalefet partilerine göre kamuoyunda da bazen haklı bazen de yanlış bilgilere dayalı olarak haklı endişeler oluşabiliyor ancak parti görevlilerinin sandık başlarında olması pek çok riski gidermeye yetecek kadar önemli.

Akçaru, halk arasındaki “Sandıkta hile yapacaklar, tutanakları değiştirecekler, oy çalacaklar” gibi çok sayıda uyarıya kendilerinin de rastladığını belirterek “Açık söylemek gerekirse bu sekizinci seçimim ve sandıklarda yaşananlar diye buradan Çin’e yol alacak bir liste verebilirim… Ama hepsinin çözümü tek; o da sandık başında olmak” diye konuşuyor.

İYİ Parti olarak 2018 seçimine kıyasla üye ve sandık kurulu yetkilisi sayıları açısından çok daha güçlü olduklarını belirten Akçaru, “Şimdiye kadar eksikler var mıydı? Tabii ki vardı. Ama şu an hep beraber ciddi bir çalışma içindeyiz. Altı siyasi parti bir aradayız. Hepimiz insan kaynağımızı doğru bir şekilde kullanmak üzere doğru adımları atıyoruz” diyor.

Adıgüzel de şu an için bütün senaryolara karşı çözümler üretmeye çalıştıklarını belirterek Türkiye’deki yaklaşık 195 bin yurt içi ve yurt dışı sandıkların her birinde en az bir CHP’li ve en az iki Millet İttifakı görevlisi olmasına dikkat ettiklerini kaydediyor.

Öte yandan seçim gecesi Yüksek Seçim Kurulu’ndan alınan sonuçların partiler tarafından karşılaştırılmasını sağlayacak yazılımda da sona gelinmiş durumda ve testler yapılıyor.

Adıgüzel, aslında tek bir tane değil riski dağıtmak için birkaç farklı yazılım kullanacaklarını söyleyerek “2018 ve 2019 seçimlerinde de aynı yazılımları kullandık. Tabii ki teknolojideki gelişmeler doğrultusunda bazı iyileştirmeler oluyor. İttifak bileşenleri olarak hangi sandıkta kaç kişiyiz, bunu da görebiliyoruz” diye konuşuyor.

Altı partinin birbirlerinin sisteme gönderdikleri sonuçları bu yazılım ile görebilmesi amaçlanıyor.

Akçaru da bu yazılımlarda artık sona gelinmiş olduğunu ve seçime kadarki sürede testlerin yapılacağını söyleyerek aksiliklere karşı yapılacakları ise şöyle anlatıyor:

“İnternet yavaşlatılır, bant daraltılır, elektrik gider veya trafoya kedi girerse, bunların hepsini bu ülkede yaşadığımız için o yüzden de ona göre de ek tedbirler alıyoruz. Son iki seçime de bu sistemle girdik ve sorun yaşamadık. Yine sorun yaşamayı beklemiyoruz.”

Akçaru, beklenmedik sorunlarla karşılaşılması durumunda il ve ilçelerde ekipler oluşturulduğunu ve seçim koordinasyon merkezleri kurulduğunu ifade ediyor.

Sığınmacı sayıları seçim güvenliği için risk mi?

Seçim güvenliği ile ilgili olarak en çok konuşulan başlıklardan birisi de vatandaşlığa hak kazanan ve seçmen olan sığınmacıların sayısı.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Çataklı iddialar üzerine geçen Aralık ayında yaptığı açıklamada Türk vatandaşlığını kazanan toplam Suriyeli sayısını 221 bin 671 olarak açıklarken seçimlerde oy kullanabilecek 18 yaş ve üzeri Suriyeli sayısının ise 125 bin 563 olduğunu belirtmişti.

Adıgüzel, sadece Suriyeli değil tüm yabancı seçmen sayılarını yakından takip ettiklerini söyleyerek “Bunu sadece bir aydır değil, son birkaç yıldır takip ediyoruz. Bu seçmen sayısındaki değişimi çapraz kontrollerle yakından izliyoruz” diyor.

CHP’li Adıgüzel’e göre Suriye, Afganistan, Irak, İran ve Libya’dan Türkiye’ye gelerek vatandaş olanlar içinde seçmen listelerinde yer almasını tahmin ettikleri sayı 240 bin civarında. Ancak bu sayının netleşmesi için askıya çıkan listelerin kesinleşmesi gerekiyor.

Seçim takvimine göre yurt içi ve yurt dışı seçmen kütükleri 12 Nisan’da kesinleştirilecek.

Akçaru da kendilerinin toplumdaki kaygıları dikkate alarak bu konuyu ciddi şekilde analiz ettiklerini söyleyerek “Şu anda İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı rakamların üzerinde anormal bir yabancı uyruklu seçmen kaydı görmedik açıkçası” diyor.

Vatandaşlar ne yapabilir?

Muhalefet partilerinin işaret ettiği bir başka unsur da seçmenlerin de seçim güvenliği sürecinde etkin olabilecekleri.

Adıgüzel seçim güvenliğinin en önemli unsurunun aslında oy kullanan her seçmen olduğunu ve bu konunun sadece siyasi partilerle çözülecek bir mesele olmadığını söyleyerek “Çünkü kişi orada oy kullanırken eğer prosedürler doğru şekillendirilmiyorsa bunu da aslında denetleyebilir. Sonrasında her seçmenin kendi sandığında sayımları izlemek anayasal bir hakkıdır” diyor.

Akçaru da halka sosyal medyada ya da kendi aralarında dolaştırılan kaygıları bir kenara bırakıp oy vermek üzere sandığa gitme çağrısı yaparak “Öncelikle herkesin oy kullanmaya gitmesi lazım. Oy kullanan vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Altı parti güçlerimizi seçim güvenliği için birleştiriyor ve gerekli tedbirleri alıyoruz” diyor.

Paylaşın

“Bakan Koca, Seçimde Aday Olmak İstemiyor” İddiası

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere sayılı günler kala partilerin milletvekili listelerine ilişkin bilgiler kulislere düşmeye başladı. Son olarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın seçimde aday olmak istemediği öne sürüldü.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında kabinedeki tüm bakanları milletvekili adayı göstereceğini söylemişti.

Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, bugünkü köşesinde, AK Parti’nin yayın organlarında 14 Mayıs’taki seçimnde bakanların hangi kentten aday olacağının yazıldığı, kaynağının Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya dikkat çektiğini ifade etti.

Koca’nın ya Adıyaman’dan ya da Hatay’dan AK Parti’nin adayı olacağı iddiasının dillendirildiğini ifade etti.

Pehlivan şunları yazdı: “Ne yani, doğru değil mi? Anlatıyor kaynağım: ‘Önce şunu düşünmelisiniz… 2024’te yerel seçimler var ve birileri ince hesaplar peşinde. O sebeple Koca’nın adını özellikle Anadolu’da geçiriyor, İstanbul’dan uzak tutuyorlar akıllarınca. Hatta, Çevre Bakanı Murat Kurum’un İstanbul’dan aday olacağı iddiası da bu nedenle sızdırılıyor. Zira, Kurum’un da gözü İBB’de.’

‘Affını istedi’

Ben not alırken bir süre sessizlik oldu. ‘Ancak’ dedi ve ekledi karşımdaki: ‘Aslına bakılırsa, Fahrettin Koca yoruldu siyasetten. Hatta kısa bir süre önce sayın cumhurbaşkanı ile gizli bir buluşma da gerçekleştirdi.

Ben heyecanlı bir şekilde dinliyordum. Sahi, ne konuşmuşlardı o görüşmede? Yanıt çok çarpıcıydı: ‘Fahrettin Koca 2023 için listelerde olmayı arzulamadığını, söyledi. Ve affını istedi.’

Şaşırmıştım. Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan ne dedi bu talebe? Şöyle dedi AK Parti’deki kaynağım: ‘Bakın, orasını tam bilmiyorum. Duyduklarım var ama sizi yanıltmak istemem.’

‘Ersoy da siyasetten çekilmek istiyor’

Ben tam konuşma bitti, derken ‘Dahası da var’ diye de ekliyordu: “Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un da siyasetten çekilmeyi istediği biliniyor. Ancak unutmayın ki hem Koca hem Ersoy konusunda son söz reisin olacak.”

Görülen o ki… AK Parti’deki aday listesi rahatsızlığı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan ibaret değil. Öyle ki iktidarın etkili isimleri aday gösterilecekleri yerleri beğenmiyor. Yetmiyor…

Fulya Öztürk teklifinden rahatsızlar

Gazeteci Fulya Öztürk’e milletvekilliği teklifi gitmesi bile, AK Parti’nin medyadaki kalemlerini oldukça rahatsız etmişe benziyor. Öyle ki içlerinden ’21 yıldır sokakta küfür yiyen biziz ama depremde popüler olan birini milletvekili yapıyorlar’ diyen bile çıkmış.

Demem o ki Cumhurbaşkanı Erdoğan partide ‘3 dönem kuralını’ da hayata geçirse iktidar içindeki hiç ummadığımız kişilerin vedasına şahit olacağız.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş Yazdı: Değişim Nedir?

Yaklaşık altı yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Değişim Nedir?” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yazısında, “Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı demokrasiyle taçlanacaksa demokratik değişim bizden, her birimizden başlamalı. Yoksa Cumhuriyet durup dururken demokrasiyle taçlanmaz, hiçbir taç gökten inmez” ifadelerine yer veren Demirtaş’ın Gazete Duvar’da yayınlanan yazısı şöyle:

“Bu yazıda kastedilen sensin, başkası değil.

Muhalefet haklı olarak, 14 Mayıs seçimlerini değişimin başlangıcı olarak görüyor. Peki nedir bu değişim, tam olarak ne değişecek? Muhalefet seçimi kazanırsa öncelikle iktidar değişecek. Ama değişimden kastedilen sadece bu olmasa gerek.

Benim değişimden anladığım şey, mevcut düşünce kalıplarımızdan ve şablonlarımızdan sıyrılmamızdır.

Her birimiz durduğumuz yeri en kusursuz, en mükemmel yer olarak belirleyip geri kalan herkesin bizi baz alarak değişmesini bekliyorsak feci şekilde yanılıyoruz demektir. “Değişim değişim” deyip bunu zerrece kendi üstümüze alınıyorsak değişim olmayacak demektir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı demokrasiyle taçlanacaksa demokratik değişim bizden, her birimizden başlamalı. Yoksa Cumhuriyet durup dururken demokrasiyle taçlanmaz, hiçbir taç gökten inmez.

Birey olarak sosyal yaşamımızda, evde, iş yerinde ne kadar demokratız? Farklı inançlara, kimliklere, doğaya, hayvanlara karşı ne kadar demokratız? Kadın erkek ilişkilerinde ne kadar demokratız?

Üyesi olduğumuz siyasi partilerde, derneklerde, meslek odalarında, sendikalarda demokrasi var mı? Yoksa önemli kararlar halen kapalı kapılar ardında, dar gruplar tarafından mı alınıyor? Örneğin, önümüzde milletvekili seçimleri varken adaylar neden ön seçimle belirlenmiyor, bunun bir açıklaması var mı?

Bizden farklı düşünenlere saygıyla yaklaşıyor muyuz? Sorunlarımızı konuşarak, tartışarak, uzlaşmayla çözmeye açık mıyız?

Hak ve özgürlüklerimizi, korumakta ve büyütmekte bilinçli miyiz, atak mıyız?

Örgütlü toplumun gücünün farkında mıyız? Yoksa örgütlü hareket etmekten halen çekiniyor, korkuyor muyuz?

Özgür düşüncenin ne olduğunu, önemini tam olarak kavramış durumda mıyız?

Sorular çoğaltılabilir. Cevapları ise aynaya bakarak vermeni rica ediyorum.

Devletin demokratikleşmesi ise kurumların ve kuralların evrensel insan hakları, demokrasi standartlarına uygun işletilmesiyle olur. Devlet demokratikse hem kararlar verilirken hem de denetim yapılırken yurttaşa açık olur. Demokratik devlet; yurttaşın önüne engel çıkarmayan, baskılamayan, özgürlüklere saygılı devlettir.

Demokratik devletin bozulup yozlaşmamasının, faşizan devlete dönüşmemesinin garantisi de demokratik toplum ve demokratik bireydir.

Biz değişmemişsek devlet üstten değişse bile bunun kimseye yararı da olmaz, zaten öyle bir değişim kalıcı da olmaz. Dolayısıyla demokratik cumhuriyet ancak demokrat bireylerle, demokratik toplumla var olabilir.

Sözün özü, kimse kendini de halkı da kandırmaya kalkmasın. Bu seçim kampanyasından başlayarak kendimizi değişime açık hale getirelim.

Değişmemekte ısrar edip öte yandan demokrasi havarisi gibi ortada dolaşanlar çok sırıtıyor, benden söylemesi. Sıfatınız, kimliğiniz, kudretiniz ne olursa olsun demokratik bir şekilde yaşamadan, demokratik düşünmeden demokrasiyi savunmak çok çirkin bir görüntü oluşturuyor. Hele halkı temsil eden veya bu iddiada olan bir siyasetçiyseniz çok daha fazla göze batıyor.

Milletvekili adaylarına da bir önerim var.

Cumhuriyet’in demokrasiyle taçlanması için o tacı önce kendi başınıza oturtun, öyle yola çıkın. Aksi halde emin olun siyasi yaşamınız fiyasko ile son bulur, ortalıkta bolca örneği olduğu gibi.”

Paylaşın

Bahçeli Duyurdu: MHP Seçime Kendi Logosu Ve Adaylarıyla Girecek

“AK Parti ile ortak liste” iddialarına ilişkin açıklama yapan MHP Lideri Bahçeli, “Son günlerde bilhassa MHP ile AK Parti arasında ortak liste yapılacağı, bu kapsamda yerli yersiz, maksatlı maksatsız pek çok iddia ve ifade kamuoyunda tartışma konusu, hatta polemik malzemesi haline getirilmiştir” dedi.

Haber Merkezi / Devlet Bahçeli, “Cumhur İttifakı’nı teşkil eden 2 partinin kendi adıyla, amblemiyle ve adaylarıyla seçime katılmaları söz konusu iken, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ortak liste hazırlığına teşne olması ve buna tevessül etmesi doğru, mantıklı ve makul bir seçenek olamayacaktır” ifadelerini kullanırken, partisinin milletvekili Genel Seçiminde, “tüm seçim çevrelerinde olmak suretiyle üç hilal amblemiyle ve değerli milletvekili adaylarıyla demokratik mücadelesini yapacağını” belirtti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal medya hesabından ‘AK Parti ile ortak liste’ iddialarına ilişkin açıklama yaptı. Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

“Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerine 47 gün kalmıştır. Yüksek Seçim Kurulu Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında Cumhurbaşkanlığı Seçimine katılacak dört adaydan oluşan geçici listeyi yayımlamıştır. Süreç ilan edilmiş seçim takvimine uygun şekilde ilerlemektedir.

Seçime katılacak partiler belli olmakla birlikte hazırlanmış ittifak protokolleri de sırasıyla YSK’ya sunulmuştur. Bilindiği gibi Cumhur İttifakı çatısı altında 4 parti yer almıştır. Bu kapsamda üzerinde uzlaşılan ittifak protokolü 24 Mart 2023’te YSK’ya teslim edilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Cumhurbaşkanlığı Seçiminde adayı belli, kararı nettir. Nitekim Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bütün imkan ve inancımızla Sayın Cumhurbaşkanımızın tekrar seçilmesi hususunda kesintisiz sürdürülen mücadele devam edecektir.

Son günlerde bilhassa MHP ile AK Parti arasında ortak liste yapılacağı, bu kapsamda yerli yersiz, maksatlı maksatsız pek çok iddia ve ifade kamuoyunda tartışma konusu, hatta polemik malzemesi haline getirilmiştir. Üstelik kara kampanya üretim ve servisi cesamet kazanmıştır.

Cumhur İttifakı’nı oluşturan 4 partiden 2’si olan; Yeniden Refah Partisi ile Büyük Birlik Partisi’nin kendi parti logoları ve adaylarıyla seçimlere katılacağı da yakın bir tarihte ilgililerin beyanıyla tescillenmiştir. Elbette bu takdir ve tercih mezkur partilerin kendi bileceği bir şeydir.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni zor durumda bırakmak, heyecanıyla birlikte 54 yıllık dev mazisini ve müktesebatını yok saymak amacıyla bazı çevrelerin algı çalışmaları yaptığı, fitne ve tezvirat yaydığı objektif değerlendirme yapabilen ve vicdan sahibi herkesin malumudur.

Cumhur İttifakı’nın ahlakı, ilkeleri ve gelecek hedefleri siyasi namusumuza emanettir. Bu emanet mutlaka korunacaktır. Ancak fırsatçılar, partimizi küçük görme yanlışına düşen sözde yazar, çeyrek aydın ve zillet siyasetçiler ciddiye alınmayacak, hiç de itibar edilmeyecektir.

Cumhur İttifakı’nı teşkil eden 2 partinin kendi adıyla, amblemiyle ve adaylarıyla seçime katılmaları söz konusu iken, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ortak liste hazırlığına teşne olması ve buna tevessül etmesi doğru, mantıklı ve makul bir seçenek olamayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi Milletvekili Genel Seçiminde, tüm seçim çevrelerinde olmak suretiyle üç hilal amblemiyle ve değerli milletvekili adaylarıyla demokratik mücadelesini yapacak, nihayetinde hak ettiği, layık olduğu, hasretle beklediği başarıya kesinlikle ulaşacaktır.

Gayret bizden Tevfik Allah’tandır. Çalışma bizden mükafat millettendir. Türk ve Türkiye Yüzyılına kutlu bir adım atılacak, Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümü cumhurun muazzam zaferiyle taçlanacaktır. TBMM’de güçlü MHP, güçlü Cumhur İttifakı milli iradeyle tecelli edecektir.”

Paylaşın

Moskova’da Dörtlü Suriye Zirvesi Nisan’da

Türkiye, Rusya, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcıları Nisan ayında Moskova’da biraraya gelecekleri bildirildi. Dört ülkenin dışişleri bakan yardımcılarının bu ay yapılması planlanan toplantısı ise ertelenmişti.

Rusya, Aralık ayında Suriyeli ve Türk savunma bakanlarının biraraya geldiği bir toplantıya evsahipliği yapmıştı. O tarihten bu yana üçlü görüşmeler, Esat’ın müttefiki ve yakınlaşmayı açıkça destekleyen İran’ı da kapsayacak şekilde genişletilmişti.

Suriye, Türkiye, İran ve Rusya dışişleri bakan yardımcılarının, Suriye savaşı sırasında yıllarca süren düşmanlıkların ardından Ankara ve Şam arasındaki temasları geliştirmek için Nisan ayında Moskova’da biraraya gelecekleri bildirildi. Reuters haber ajansı iddiasını Türk ve İranlı yetkililere dayandırdı.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’ın müttefiki Rusya’nın teşvikiyle, 12 yıldır süren çatışmanın karşı taraflarında yer alan Suriye ve Türkiye’den yetkililer, ilişkileri normalleştirme amacıyla geçen yıl toplantılar düzenlemişti.

Ancak Esat bu ay, işgalci güçler olarak nitelediği Türk ordusu Suriye’nin kuzeyinden çekilene kadar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeyi reddetti.

Reuters’a bilgi veren üst düzey bir Türk yetkili, Suriye’deki durumun 3-4 Nisan’da Moskova’da yapılacak görüşmede ele alınacağını söyledi.

Yetkili, “Bu toplantının, normalleşme sürecinde başlayan bakanlar düzeyindeki görüşmelerin bir devamı olması bekleniyor. Ancak bakanlar düzeyinde bir katılım olmayacağı ve toplantı teknik düzeyde yapılacağı için önemli kararlar alınması beklenmiyor” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili de toplantının Nisan ayının ilk haftasında Moskova’da yapılacağını doğruladı.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan Suriyeli bir kaynak da, dışişleri bakan yardımcıları arasında yakında bir toplantı yapılacağını doğruladı ancak tarih belirtmedi.

Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, toplantı haberleriyle ilgili henüz yorum yapmadı.

Rusya, Aralık ayında Suriyeli ve Türk savunma bakanlarının biraraya geldiği bir toplantıya evsahipliği yapmıştı. O tarihten bu yana üçlü görüşmeler, Esat’ın müttefiki ve yakınlaşmayı açıkça destekleyen İran’ı da kapsayacak şekilde genişletilmişti.

Dört ülkenin dışişleri bakan yardımcılarının bu ay yapılması planlanan toplantısı ise ertelenmişti.

Rus devlet haber ajansı RIA hafta başında Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov’a dayandırdığı haberinde Rusya, Türkiye, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcılarının Nisan ayı başında Moskova’da istişarelerde bulunabileceğini bildirmişti.

Paylaşın

TBMM Başkanı Şentop: Erdoğan’ın Adaylığında Hukuki Sorun Yok

Erdoğan adaylığıyla ilgili DEVA ve Memleket partilerinin yaptığı itirazlar sonrasında gündeme gelen konuyla ilgili konuşan TBMM Başkanı Şentop, “Bu tartışma bir siyasi tartışma olarak yürütülüyor. Anayasa 101’e göre, bir kişinin en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçileceği ifadesinin olduğu madde, 30 Nisan 2018’de yürürlüğe girmiştir. Hukukta kural şudur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir kanun hükmü yürürlüğe girdikten sonraki olaylara uygulanır. 2018’den sonra Türkiye’de 1 defa seçim yapılmıştır, cumhurbaşkanımız 1 defa aday olmuş ve seçilmiştir. 14 Mayıs seçimi 30 Nisan 2018’den sonraki ikinci seçimdir. İkinci defa adaylığı söz konusudur. Sayın Cumhurbaşkanının adaylığı için bir istisna hükmüne ihtiyaç yoktur. Hukuken hiçbir sorun yok. İkinci adaylığı söz konusudur.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı adayı olamayacağına ilişkin tartışmalara dair açıklama yaptı. Şentop’un açıklamalarından satır başları şöyle:

”2017’de bu durumu öngörerek komisyon raporuna koyduk. Demişiz ki, kanun yürürlüğe girdikten sonraki olaylara uygulanacaktır. Önceki dönemde cumhurbaşkanı seçilenlerin yeniden 2 defa seçilme hakkı olacaktır diye hükmü koymuşuz. Bu konuda iki makale yazdık, hukukçu olarak. Kamuoyundaki tüm tartışmaları gözden geçirerek hukuki tartışma şeklinde makale yazdım.

Bu konuyu bir tek cümle kullanarak ve o cümleyi tekrarlayarak ispat etmeye çalışanlar var. Bugün bir avukat arkadaşımız, ‘Meclis Başkanı bu konuda konuşamaz, tarafsızdır’ diyor. Halbuki anayasa 94. madde Meclis Başkanı’nın hangi konularda sınırlama içinde olduğunu ifade ediyor. Hukuki konuda konuşamayacağına dair anayasal bir tanım yok. Anayasa hukukçuları var bu konuda açıklama yapmış.

Bu tartışma bir siyasi tartışma olarak yürütülüyor. Anayasa 101’e göre, bir kişinin en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçileceği ifadesinin olduğu madde, 30 Nisan 2018’de yürürlüğe girmiştir. Hukukta kural şudur. Bir kanun hükmü yürürlüğe girdikten sonraki olaylara uygulanır.

2018’den sonra Türkiye’de 1 defa seçim yapılmıştır, cumhurbaşkanımız 1 defa aday olmuş ve seçilmiştir. 14 Mayıs seçimi 30 Nisan 2018’den sonraki ikinci seçimdir. İkinci defa adaylığı söz konusudur. Sayın Cumhurbaşkanının adaylığı için bir istisna hükmüne ihtiyaç yoktur. Hukuken hiçbir sorun yok. İkinci adaylığı söz konusudur.”

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu: Enflasyonda Kalıcı Düşüş Sağlanacak

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, enflasyonun genel görünümünde iyileşme olduğunu ve 2022 yılının ikinci yarısından itibaren ana eğilimde kademeli normalleşmenin başladığını söyledi.

Haber Merkezi / Liralaşma stratejisinin enflasyonda kalıcı iyileşmeyi sağlayacağını savunan Kavcıoğlu, “Önümüzdeki dönemde liralaşma stratejisi kapsamında uygulanan politika bileşimi, sağlıklı kredi büyümesi kanalıyla finansal istikrarı ve finansman maliyeti kanalıyla potansiyel üretimi desteklemeye devam edecektir. Arz talep dengesine de olumlu katkı verecektir. Bu doğrultuda fiyatlama davranışlarında ve enflasyon beklentilerinde iyileşmeyle enflasyonda kalıcı düşüş sağlanacaktır” dedi.

2022’de pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle küresel emtia ve gıda fiyatlarında artış yaşandığını ve enflasyonun küresel ölçekte arttığını söyleyen Kavcıoğlu, Türkiye’nin olumsuzluklara rağmen ekomik olarka büyümeye devam ettiğini belirtti.

“Tüketici fiyatları yıllık enflasyonu geçtiğimiz yılın ilk yarısında küresel enerji, emtia ve gıda fiyatlarındaki hızlı artışlar, tedarik sürecindeki aksaklıklar ve 2021 yılının son çeyreğinde döviz piyasalarında yaşanan ekonomik temellerden uzak fiyat oluşumlarının etkisiyle hızlı bir şekilde artış kaydetmiştir” diyen Kavcığolu, “Küresel arz şoklarının etkilerini yitirmesi ve döviz piyasalarında görülen istikrar ile birlikte 2022 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonun ana eğiliminde kademeli normalleşme süreci başlamıştır” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, TCMB 2022 yılına ait 91. Hesap Dönemi Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda konuştu. Kavcıoğlu’nun açıklamaları şöyle:

“2022 yılında pandeminin olumsuz etkileri henüz tam olarak giderilememişken, yakın coğrafyamızda meydana gelen Rusya-Ukrayna Savaşı sonucunda arz kısıtları tekrar belirginleşmiş; başta enerji olmak üzere küresel emtia ve gıda fiyatlarında hızlı artışlar yaşanmıştır. Savaş sonucunda ortaya çıkan jeopolitik belirsizliklerin yanı sıra pandemi sonrası devam eden arz-talep dengesizlikleri enflasyonun küresel ölçekte hızla artarak tarihi yüksek seviyelere çıkmasına neden olmuştur. Tüm bu gelişmelere ek olarak küresel finansal koşulların da sıkılaşması sonucunda, 2022 yılı gerek jeopolitik gerekse ekonomik ve finansal belirsizliklerin olağanüstü düzeyde yüksek seyrettiği bir yıl olarak kayıtlara geçmiştir.

2022 yılında küresel arz şoklarına ve Rusya-Ukrayna Savaşı kaynaklı olumsuz jeopolitik gelişmelere rağmen Türkiye ekonomisi kesintisiz olarak büyümeye devam etmiştir. İktisadi faaliyet, özellikle yılın ilk yarısında güçlü seyretmiş, yılın ikinci yarısında ise dış talepteki gerilemeye rağmen sağlam görünümünü korumuştur. Bu çerçevede, Türkiye ekonomisi 2022 yılında yüzde 5,6 oranında büyüyerek 2019 yılının son çeyreğinden bu yana gösterdiği büyüme performansıyla G20 ve OECD ülkeleri arasında üst sıralarda yer almıştır.

Buna ek olarak, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan milli gelir esas alınarak yapılan sıralamada dokuzuncu sıraya yükselen ülkemiz, küresel ekonomi içerisindeki payını da ikiye katlamıştır. Dolar bazında ise Türkiye ekonomisi 2014 yılından bu yana gerçekleşen en yüksek milli gelir seviyesine ulaşmıştır.

Tüketici fiyatları yıllık enflasyonu geçtiğimiz yılın ilk yarısında küresel enerji, emtia ve gıda fiyatlarındaki hızlı artışlar, tedarik sürecindeki aksaklıklar ve 2021 yılının son çeyreğinde döviz piyasalarında yaşanan ekonomik temellerden uzak fiyat oluşumlarının etkisiyle hızlı bir şekilde artış kaydetmiştir. Küresel arz şoklarının etkilerini yitirmesi ve döviz piyasalarında görülen istikrar ile birlikte, 2022 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonun ana eğiliminde kademeli normalleşme süreci başlamıştır.

Önümüzdeki dönemde, Liralaşma Stratejisi kapsamında uyguladığımız politika bileşimi sağlıklı kredi büyümesi kanalıyla finansal istikrarı ve finansman maliyeti kanalıyla potansiyel üretimi desteklemeye devam edecek ve arz-talep dengesine olumlu katkı verecektir. Bu doğrultuda fiyatlama davranışlarında ve enflasyon beklentilerinde iyileşme ile enflasyonda kalıcı olarak düşüş sağlanacaktır.

2022 yılında, fiyat istikrarının sürdürülebilir bir çerçevede yeniden şekillenmesi amacıyla, tüm politika araçlarında Türk lirasını öncelikleyen geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme sürecini yürüttük. Bu kapsamda, bütüncül bir yaklaşımla oluşturduğumuz Liralaşma Stratejisi’ni uygulamaya koyduk.

Liralaşma Stratejisi ile kısa vadede enflasyon ve fiyatlama davranışlarında döviz kuruna olan hassasiyeti gidermeye çalıştık. Orta vadede ise üretim ve ihracatı desteklemek suretiyle cari işlemler dengesini güçlendirmeyi hedefledik. Bu amaca yönelik olarak devreye aldığımız makroihtiyati araçlar ve kur korumalı mevduat ürünleriyle bankacılık sektörünün hem varlık hem yükümlülük tarafında liralaşma sürecini başlattık. Ülkemizde üretimi ve ihracatı arttırarak cari işlemler dengesinde kalıcı iyileşmeyi sağlayacak finansal koşulların oluşumu açısından ise hedefli kredi anlayışını benimsedik.

Liralaşma Stratejesini uygularken faiz indirimleri ile birlikte finansal istikrar ve fiyat istikrarı üzerindeki riskleri kontrol etmek için makroihtiyati politika setimizi hedefli kredi anlayışımız çerçevesinde güncelledik. Hedefli kredi anlayışımız ile kredilerin yatırımı, üretim ve istihdamı destekleyen faaliyet alanlarında kullanılmasına öncelik veren bir çerçeveyi esas aldık. Makroihtiyati araçlarımızı kullanarak yaptığımız uygulamalarla, kredi büyümesinin fiyat istikrarı ve finansal istikrar açısından oluşturabileceği risklerin de önüne geçtik.

Hedefli kredi anlayışımızın bir diğer ayağında ise ihracatın ve ithal ikamesi malların üretimine yönelik yatırımların artmasını teşvik etmek amacıyla 2 yılı anapara geri ödemesiz ve 10 yıla kadar vadeli yatırım taahhütlü avans kredilerini etkin olarak kullandık. Bugüne kadar, toplamda 67 İldeki 740 adet sanayi ve turizm yatırımlarına 111,47 milyar TL tutarında yatırım taahhütlü avans kredisi (YTAK) tahsis edilmiştir.

Buna ilaveten, ihracatçılar ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetlerde bulunan firmalara kullandırdığımız reeskont kredilerinde limitleri artırmak, faizleri düşürmek ve vadeleri uzatmak suretiyle söz konusu uygun finansman imkanını daha uygun ve erişilebilir hale getirdik. Buna ek olarak, Liralaşma Stratejimiz kapsamında firma bazında kredi limitlerini Liralaşma Stratejisi ile uyumlu olarak Türk lirasına dönüştürürken, bankalara tahsis edilen reeskont kredileri limitlerinin de 2023 yılından itibaren Türk lirası olarak güncellenmesine karar verdik.

2022 yılı içerisinde 346 milyar Türk lirası reeskont kredisini ihracatçılarımız kullanmıştır. Reeskont kredilerine erişimin kolaylaşması geçmiş yıllara göre KOBİ’lere tahsis edilen payda büyük bir artışa neden oldu. 2021 yılında yaklaşık 1.900, 2022 yılındaysa 5.972 KOBİ reeskont kredilerinden yararlandı.

Temel politika aracımız olan bir haftalık repo faiz oranını makroihtiyati politika araçlarımızla birlikte Liralaşma Stratejisi çerçevesinde kullandık. Bu doğrultuda, 2022 yılı ocak-temmuz döneminde politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 14 düzeyinde sabit tuttuk. Diğer taraftan, jeopolitik gelişmelerin ve küresel finansal koşulların etkisiyle küresel resesyona yönelik risklerin giderek yoğunlaşması karşısında ön alıcı bir anlayışla hareket ettik.

Söz konusu risklerin yurt içindeki arz, yatırım ve cari fazla kapasitesi üzerindeki etkilerini sınırlamak ve sanayi üretimi ile istihdamdaki yapısal kazanımların devamını sağlamak için ağustos ayından itibaren faiz indirim döngüsünü başlattık. Kasım ayı itibarıyla toplam 500 baz puanlık faiz indirimi gerçekleştirerek politika faizini yüzde 9 seviyesine indirdik. Bu kararlarımız sayesinde küresel ekonomide tedarik zinciri ve finansman sıkıntıları yaşanırken, Türkiye’nin konumunu güçlendirecek yatırımlara uygun maliyetli finansman ile devam edilmesi imkanını sağladık.

2022 yılında, uluslararası rezervlerimizi güçlendirmeye yönelik olarak da etkin bir rezerv yönetimi uyguladık. Kur dönüşümlü mevduat hesapları, yurtdışında yerleşik vatandaşlarımız için geliştirdiğimiz YUVAM hesapları, fiziki altının finansal sisteme kazandırılmasına yönelik FATSİ hesapları ve ihracat gelirlerinin bir kısmının Merkez Bankasına satılmasına yönelik düzenlemeler sayesinde kaynak çeşitliliği yarattık.

Tüm bu uygulamalarımız sonucunda, uluslararası rezervlerimiz 2021 yılı sonunda 111 milyar Dolar seviyesinden 2022 yılı sonunda 128,8 milyar Dolara ulaşarak yüzde 17 artmıştır. Öte yandan, 2022 yılında merkez bankalarının uluslararası rezervleri, küresel ölçekte yüzde 6 oranında azalmıştır.

Rezerv biriktirme araçlarımızdan biri olan Döviz ve Altından Dönüşümlü mevduatlar dahil Liralaşma politikası çerçevesinde atılan adımlar bankamızın bilançosu için nette bir maliyet oluşturmadan gerçekleştirilmiştir. Döviz ve Altından Dönüşümlü Mevduat hesapları, teminat politikasında yapılan değişiklikler çerçevesinde tutulan Türk lirası cinsi menkul kıymetler, Türk lirası cinsi zorunlu karşılıklarda değişen faiz maliyeti, yabancı para cinsi zorunlu karşılık komisyonların değişimleri ve Türk lirası reeskont senetlerinin reeskont kredilerindeki Liralaşma sonucu artışının bilanço üzerindeki toplam etkisi dengededir.

Bilişim teknolojileri alanındaki vizyonumuzla uyumlu olarak ihtiyaç duyulan teknolojik çözüm ve sistemlerin oluşturulmasını ve bu sistemlerin güvenliği ile sürekliliğinin sağlanması çalışmalarını sürdürdük. Bu çerçevede, ödemeler altyapımızı yenilikçi iş yapma modelleriyle destekledik. 2021 yılında uygulamaya koyduğumuz Fonların Anlık ve Sürekli Transferi uygulamamız FAST’in güvenliğini artırmak amacıyla önemli bir katman servis olan SİPER servisini geliştirerek hizmete sunduk.

Ödemeler alanında bir diğer önemli uygulama olan TR Karekod kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla düzenleme, altyapı ve tanıtım çalışmalarımıza devam ettik. FAST sisteminin alışverişlerde alternatif bir ödeme yöntemi olarak kullanılabilmesi için sürdürülen FAST TR Karekod çalışmalarını başarılı bir şekilde tamamladık. Ayrıca, açık bankacılık hizmetlerini kullanıma açarak, bankalarımızın GEÇİT altyapısı üzerinden hizmet vermelerine olanak tanıdık. Sonuç olarak, ödeme ve para transferi işlemlerinin sorunsuz, hızlı ve güvenilir bir ortamda her an, her yerde gerçekleşebilmesine katkı sağlayan yenilikçi uygulamalarımızla Liralaşma Stratejimize teknolojik açıdan destek sağladık.

2022 yılında finansal inovasyon alanında da önemli adımlar atarak Bankamız öncülüğünde ilgili kurumlarla gerçekleştirdiğimiz mutabakatla Dijital Türk Lirası İşbirliği Platformu’nu oluşturduk. Buna ek olarak, Dijital Türk Lirası İşbirliği Platformu’nun 2023 yılında seçili bankalar ve finansal teknoloji firmalarının katılımıyla genişletilmesine yönelik çalışmalara başladık.

2022 yılında, küresel gündemin öncelikli konuları arasında yer alan iklim değişikliğine ilişkin gelişmeleri yakından izlemeye devam ettik. Ülkemizin “2053 Net Sıfır Emisyon” ve “Yeşil Kalkınma” hedefleri doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadelede Bankamız görev alanında yer alan başlıklarda katkı sağlamak amacıyla ulusal ve uluslararası platformlarda rol aldık. Önümüzdeki dönemde, iklim değişikliğinin ekonomi ve finansal sisteme olan yansımalarının takibini ve bu konuda ulusal ve uluslararası paydaşlarla yaptığımız iş birliğini sürdüreceğiz.

Merkez Bankası olarak, bu yıl yapımı tamamlanan olan İstanbul Finans Merkezi’nde, Cumhuriyetimizin 100. yılını yaşamanın gururu ve sorumluluk bilinciyle, başta para politikaları olmak üzere, fiyat istikrarı ve finansal istikrarla ilgili tüm konularda kalıcı başarı ve sürdürülebilirlik odaklı yoğun bir çalışma içinde olacağız.”

Paylaşın

Uluslararası Çalışma Örgütü’nden Deprem Bölgelerinde Acil İstihdam Uyarısı

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler nedeniyle Türkiye ve Suriye’de çok sayıda kişinin işini kaybettiğini kaydetti. ILO, istihdam için acil önlemler alınması çağrısında bulundu.

ILO Genel Direktörü Gilbert F. Houngbo, deprem bölgesinde istihdamın teşvik edilmesinin önemini vurgularken, “İnsanlar ancak geçim kaynaklarını yeniden inşa ettiklerinde hayatlarını yeniden kurmaya başlayabilirler. Sosyal adalet ve insana yakışır iş ilkelerinin toparlanma ve yeniden inşa sürecine sağlam bir şekilde yerleştirilmesini sağlamak, depremde çok şey kaybedenlere borcumuzdur” ifadelerini kullandı.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan bir raporda, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli şiddetli depremler nedeniyle Türkiye ve Suriye’de yüz binlerce insanın işini kaybettiğine işaret edilerek acilen yeni iş alanlarının yaratılması gerektiği belirtildi.

Raporda deprem nedeniyle işini kaybedenlere acilen yeni istihdam olanaklarının oluşturulmaması halinde söz konusu bölgelerde yoksulluk ve çocuk işçiliği risklerinin artacağına vurgu yapıldı.

ILO’nun Salı günü yayımladığı rapora göre Türkiye’nin depremden etkilenen bölgelerinde en az 658 bin çalışan artık geçimini sağlayamayacak duruma düşerken 150 binden fazla işyeri ise kullanılamayacak hale geldi. Örgüt tarafından yapılan tahmini hesaplamaya göre bu durum çalışanlar için ayda ortalama 230 dolarlık gelir kaybına yol açtı. Genel olarak da çalışanların net gelirlerindeki azalmanın ayda yaklaşık 150 milyon doları (139 milyon euro) bulduğu tahminine yer verildi.

12 yıl süren iç savaş nedeniyle halihazırda büyük ekonomk ve sosyal sıkıntıların yaşandığı Suriye’de ise depremler nedeniyle 170 bin kişi işini kaybetti. Söz konusu çalışanların kazançlarıyla aile ve yakın çevrelerinden yaklaşık 725 bin kişiye baktıkları belirtildi.

Depremler nedeniyle meydana gelen tahmini gelir kaybını ise aylık 5.7 milyon euro olarak hesaplayan ILO, felaketten etkilenen bölgelerdeki şirketlere hızlı bir şekilde iş imkanı sunabilmeleri için destek olmak istediklerini kaydetti.

Raporda değerlendirmelerine yer verilen ILO Genel Direktörü Gilbert F. Houngbo, deprem bölgesinde istihdamın teşvik edilmesinin önemini vurgularken, “İnsanlar ancak geçim kaynaklarını yeniden inşa ettiklerinde hayatlarını yeniden kurmaya başlayabilirler. Sosyal adalet ve insana yakışır iş ilkelerinin toparlanma ve yeniden inşa sürecine sağlam bir şekilde yerleştirilmesini sağlamak, depremde çok şey kaybedenlere borcumuzdur” ifadelerini kullandı.

6 Şubat’ta Türkiye’nin 11 ili ve Suriye’nin kuzeybatısında büyük yıkıma yol açan depremlerde yaklaşık 57 bin kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi de evsiz kaldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Beşli Çetelere Değil, Size Hizmet Edeceğim

Konya’da Millet Buluşması Programı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, “Türkiye artık dünya ile yarışmak zorundadır. Türkiye dünya ile yarıştığı zaman büyüyen bir ülke olacaktır, güçlü bir ülke olacaktır. Güneşli günleri birlikte göreceğiz, motorları maviliklere süreceğiz. Dünyanın neresine giderseniz gitsin gençlerimiz gülen yüzlerle geri döneceksiniz. Attığınız bir tweet nedeniyle güvenlik görevlisi kapınıza dayanamayacak bilecekler ki artık bu ülkede özgürlük var. Güneşli günleri hep birlikte göreceğiz, motorları maviliklere süreceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Dünyanın neresine gitmişse gencimiz, güler yüzle ülkesine dönecek. Sizin özgürlük alanınızı genişleteceğim. Attığınız tweet dolayısıyla babanız ve anneniz kuşku duymayacak, bilecek ki artık bu ülkede demokrasi var!  Güvenlik görevlisi sabahın 5’inde kapınıza dayanmayacak, bilecek ki artık bu ülkede özgürlük var. Düzeni siz değiştireceksiniz, iktidara siz getireceksiniz. Bu ülkenin 5,5 milyon genci ilk kez sandığa gidecek ve oy kullanacak.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Kadının, gençlerin sosyal güvenliği olacak. Çiftçiler, üreticiler, sizin bankalara olan faizlerinizi tamamen sileceğiz, ana parayı taksitle alacağız. Siz üreteceksiniz, siz kazanacaksınız. Dışarıdan buğday, arpa, fasulye, canlı hayvan, et, mercimek almayacağız. Herkes üretecek, herkes kazanacak!  Çiftçilere kırmızı mazot vereceğiz; ÖTV’si KDV’si olmayacak. 15 Mayıs’ta iktidarız, 100 bin öğretmenin atamasını yapacağız. 5’li çetelere değil, size hizmet edeceğim. Esnaf bakanlığı kuracağız, esnaf sahipsiz olmayacak. Sicil affı çıkartacağız. Pandemi döneminde kredi verdiler faizini istiyorlar, onu sileceğiz. Stopajı da sıfırlayacağız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Konya’da Millet Buluşması Programı’na katıldı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın da katıldığı programda konuşan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Konya da tarihi bir kentimiz. Mevlana’nın bulunduğu. Mevlana’yı öğrenmek ve halka anlatmak. Mevlana’nın felsefesini bütün dünyaya anlatmak bizim meselemiz. Benim size sözüm var bu ülkeye adaleti getireceğiz. Adalet sadece mahkeme salonlarında tecelli etmez. Konya, Hollanda’dan büyük bir il. Konya bakıldığında tarımda bir numara ama buranın da sorunları var. Türkiye’nin de sorunları çok büyük. Tarımın da sorunları çok büyük. Türkiye artık dünya ile yarışmak zorundadır. Türkiye dünya ile yarıştığı zaman büyüyen bir ülke olacaktır, güçlü bir ülke olacaktır. Güneşli günleri birlikte göreceğiz, motorları maviliklere süreceğiz.

Dünyanın neresine giderseniz gitsin gençlerimiz gülen yüzlerle geri döneceksiniz. Attığınız bir tweet nedeniyle güvenlik görevlisi kapınıza dayanamayacak bilecekler ki artık bu ülkede özgürlük var. Güneşli günleri hep birlikte göreceğiz, motorları maviliklere süreceğiz. Dünyanın neresine gitmişse gencimiz, güler yüzle ülkesine dönecek. Sizin özgürlük alanınızı genişleteceğim. Attığınız tweet dolayısıyla babanız ve anneniz kuşku duymayacak, bilecek ki artık bu ülkede demokrasi var!  Güvenlik görevlisi sabahın 5’inde kapınıza dayanmayacak, bilecek ki artık bu ülkede özgürlük var. Düzeni siz değiştireceksiniz, iktidara siz getireceksiniz. Bu ülkenin 5,5 milyon genci ilk kez sandığa gidecek ve oy kullanacak.

“5’li çetelere değil, size hizmet edeceğim”

Kadının, gençlerin sosyal güvenliği olacak. Çiftçiler, üreticiler, sizin bankalara olan faizlerinizi tamamen sileceğiz, ana parayı taksitle alacağız. Siz üreteceksiniz, siz kazanacaksınız. Dışarıdan buğday, arpa, fasulye, canlı hayvan, et, mercimek almayacağız. Herkes üretecek, herkes kazanacak!  Çiftçilere kırmızı mazot vereceğiz; ÖTV’si KDV’si olmayacak. 15 Mayıs’ta iktidarız, 100 bin öğretmenin atamasını yapacağız. 5’li çetelere değil, size hizmet edeceğim. Esnaf bakanlığı kuracağız, esnaf sahipsiz olmayacak. Sicil affı çıkartacağız. Pandemi döneminde kredi verdiler faizini istiyorlar, onu sileceğiz. Stopajı da sıfırlayacağız.

En hızlı neleri yapacağız? 6 lider bir araya geldik. İsraf haramdır diye biliyoruz. İlk yapacağımız iş israfı önlemek. Bütün savurganları sıfırlayacak bir kararname çıkartacağız. İsraf olmayacak. Parlamentodan süratle yasa çıkartacağız. Aile toplumun temel taşıdır. Hiçbir aile kendini sahipsiz hissetmesin. Her aile sosyal devletin koruması altında olsun. Aile destekleri sigortası çıkartacağız. 1971’den beri çıkması gereken bu kanun çıkmadı. Size yardımlar yapılıyor oyunuzu bize verin, yoksa yok diyorlar. Biz hiçbir ayrım yapmayacağız. Hiçbir kadını bir erkeğe muhtaç ettirmeyeceğiz.

İsrafı engelleyince Türkiye güçlü, zengin bir ülkedir. Parayı beşli çeteye yedirirseniz size para kalmaz. O paraları son kuruşuna kadar alacağım! Hem diyorlar biz milletçiyiz, hem dolar bazlı garanti! İhale alıyorsun dolarla, kâr veriyorsun dolarla, garanti veriyorsun dolarla… Bütün bunların tamamını milliyetçi kardeşiniz TL’ye çevirecek. Endişe etmeyin, TL olacak. Her çocuk okulda sağlıklı bir şekilde beslenecek. Hiçbir aileye yük olmayacaklar, zengin fakir ayrımı olmayacak, herkes aynı çantadan beslenecek. İktidarımızda göreceksiniz 2 kilo et 1 gram altın etmeyecek!

Mülakat kalkacak, torpil bitecek. Kul hakkını yedirmeyeceğiz. Herkesin hakkını teslim edeceğiz. 2 bin 400 yıl önce söylenmiş, devleti yönetenler yönetirken zenginleşirlerse artık halkı değil kendi mal varlıklarını düşünürler. Mal varlığımı açıkladım, adaylığım kesinleştiğinde bütün Türkiye’ye göstereceğim, herkes görecek. Temiz bir siyaset getireceğiz. Vatandaş-siyasetçi arasında güven köprüsünü yeniden inşa edeceğiz. Halktan yana olan bir anlayışı getireceğiz. 5,5 milyon gençten söz istiyorum. Her arkadaşınızı ikna edeceksiniz, sandığa gidecek ve Millet İttifakı’na oy verecek. Benim de sözüm söz!”

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Bankalar, Şoklarına Karşı Stres Testi Yapmaya Başladı

14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Ekonomi piyasalarının önemli aktörleri de seçimin olası sonuçlarına göre hazırlıklar yapıyor: Büyük bankalar piyasa şoklarına karşı stres testi yapmaya başladı.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’in dört sektör kaynağına dayandırdığı haberine göre bankalar, geçmiş dönemlerde yürürlüğe giren idari düzenlemelerin de etkisinin görülmesiyle kârlarının düşmesini bekliyor.

Banka yöneticileri, yeni ekonomi politikaları kapsamında 2021 yılı sonundan beri yürürlüğe sokulan yüzden fazla yeni kuralın etkilerinin ölçülmesinin hedeflendiğini belirtti.

14 Mayıs’taki seçimlerinin sonucunun kestirilmesi zor olsa da bankalar mevduatlara uygulanan yüksek faizle kredilere uygulanan düşük faiz arasındaki farkın yılın ikinci yarısında bilançoları vuracağından emin.

Bu da geçtiğimiz yıl büyük oranda enflasyona endeksli tahviller sayesinde rekor karlar açıklayan bankalar için alarm zillerinin çalmasına neden oluyor.

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen bankacılar, ekonomik sıkıntılar taşma noktasına geldiği için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden kazanması halinde ekonomik programı değiştirmesi gerekeceğini belirtti.

Büyük bir bankanın üst düzeyli yöneticisi “Olası kur, faiz ve kredi şoklarına karşı bankalar stres testleri uygulamaya başladı,” ifadelerini kullandı.

Bir diğer yönetici de firmaların olası market çalkantıları ve bunun halihazırdaki kredilere etkilerini görmek için bilançolarını test ettiklerini belirtti. Yönetici “her bankanın uyguladığı testin senaryosu farklı,” sözlerini kullandı.

Dört bankacının tamamı da düşük faiz politikasının sürdürülemez olduğunu ve uzaması halinde piyasalarda felakete yol açabileceğini vurguladı.

Bankacılık sektörünün geçen yıl düzgün işlemediğini söyleyen Bluebay Varlık Yönetimi Yükselen Piyasalar Şefi Polina Kurdyavko “Kredi kaynağını yönetmek için 200 düzenlemeyi geleneksel olmayan para politikası ortamında getirirseniz…bu işe yaramaz,” ifadelerini kullandı.

Kuryavko seçimleri kim kazanırsa kazansın ekonomi alanında işinin zor olacağını vurguladı.

Paylaşın