ABD’de Okula Silahlı Saldırı: Saldırgan Dahil 7 Ölü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Tennessee eyaletine bağlı Nashville kentinde yer alan özel bir Katolik ilkokulu olan Convenant School düzenlenen silahlı saldırıda, saldırgan dahil yedi kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Haber Merkezi / Nashville polisi, genç bir kadın olarak tanımladığı silahlı saldırganın çıkan çatışmada öldüğünü bildirdi. Polis, kurbanları ve zanlıyı tespit etmek için çalışmalarını sürdürüyor.

2001 yılında kurulan Covenant School, Nashville’deki Covenant Presbiteryen Kilisesi’nin bir kurumu. İnternet sitesine göre okulun 200 öğrencisi var. Okul ana sınıfından 6’ncı sınıfa kadar eğitim veriyor.

Saldırı ülkenin dört bir yanında, geçen yıl Teksas eyaletinin Uvalde kentindeki bir ilkokulda meydana gelen katliam dahil okullarda yaşanan bir dizi şiddet olayının ardından geldi.

Son olarak Virginia’da bir birinci sınıf öğrencisi öğretmenini silahla vurarak yaralamış ve geçen hafta Denver’daki bir silahlı saldırıda da iki okul yöneticisi yaralanmıştı.

Education Week tarafından derlenen verilere göre, ABD’de 2023 yılında 23 Mart tarihine kadar ölüm veya yaralanmayla sonuçlanan 12 okul silahlı saldırısı gerçekleşti.

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu Seçim Kampanyasını Başlattı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu kampanyasını sosyal medya hesabından paylaştığı video ile başlattı.

Haber Merkezi / CHP’den yapılan bilgilendirmede “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Twitter hesabından saat 18.50’de paylaşacağı video, kendisinin Cumhurbaşkanı adaylığı kampanyasının resmi başlangıcıdır” denildi.

Kılıçdaroğlu saat 18.50’de resmi hesabından “Sana Söz yine baharlar gelecek…” hashtagiyle bir video yayınladı. Videoda, Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri yer aldı:

“Sana söz…  Birbirini incitmeyen, farklı olanı olduğu gibi seven, sayan; uzaklaşan değil, kucaklaşan bir Türkiye. Karnı tok, gönlü bol; yaşamayı seven bir Türkiye. Bilime, sanata, geleceğe inanan; ayakları yere sağlam basan, uzmanlığa saygı duyan bir Türkiye. Seyirci kalmayan, korkusundan susmayan, sözü dinlenen, kıymeti bilinen, en güzel şarkılarını bağıra çağıra söyleyebilen, neşesi çocuklarının gözünden okunan bir Türkiye için geliyoruz. Sana söz yine baharlar gelecek. Bay Kemal sözünden dönmeyecek.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini “14 Mayıs’ta İklim Değişecek! #SanaSöz” notuyla sosyal medya hesabından paylaştı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini sosyal medya sayfasından paylaştı. Akşener, paylaşımına “#SanaSöz umut bitmeyecek…” notunu düştü.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini “#SanaSöz demokrasi gelecek, adalet gelecek, hürriyet gelecek. #SanaSöz yine baharlar gelecek” notuyla sosyal medya hesabından paylaştı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini sosyal medya sayfasından paylaştı. Davutoğlu, paylaşımına “#SanaSöz yine baharlar gelecek…” notunu düştü.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini, “7’den 70’e, doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm Türkiye kazanacak #SanaSöz” sosyal medya hesabından notuyla paylaştı.

Paylaşın

İnce Ve Oğan’ın Adaylığı Millet İttifakı’nın Oylarını Nasıl Etkileyecek?

14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine sayılı haftalar kaldı. Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ve ATA İttifakı adayı Sinan Oğan’da cumhurbaşkanı adayı olabilmek için yeterli imzayı topladı.

Peki Muharrem İnce ve Sinan Oğan’ın adaylığı CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı’nın oylarını nasıl etkileyecek?

İktidarın seçime çoklu adayla gitme çabasının meyve verdiği ve iki büyük ittifak dışındaki adayların etkisiyle seçimin ikinci tura kalmasının yolunun açıldığına dikkat çekiliyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak isteyenlerin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yaptığı başvurunun ardından 100 bin imza toplama süreci Pazartesi günü saat 20.00’de sona eriyor. Başvuran 11 isimden Muharrem İnce sürecin dördüncü gününde, Oğan ise beşinci günde 100 bin imzayı toplayarak aday olmaya hak kazandılar. Aralarında Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek ve Türkiye İttifakı’nın adayı Ahmet Özal gibi isimlerin de bulunduğu adayların 100 bin imzaya ulaşması beklenmiyor.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan imza için başvurmuş ancak Cumhur İttifakı ile anlaşınca adaylığını geri çekmişti.

Seçim takvimine göre YSK’nın imza sürecinin Pazartesi akşamı tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanı seçimi için geçici aday listesini Salı günü ilan etmesi bekleniyor. Kesin aday listesi ise 31 Mart günü yayımlanacak ve aynı gün propaganda dönemi başlayacak.

İnce ve Oğan’la seçim ikinci tura mı kalır?

Mart ayında yapılan çeşitli kamuoyu araştırma kuruluşlarının anketlerine göre İnce’nin oyları şu an için ortalama yüzde 2-3, Oğan’ınki ise yine ortalama yüzde 1-2 civarında görünüyor. Bu iki adaya verilen oylar, genelde Millet İttifakı’ndan geldiği düşünüldüğü için muhalefet için önem taşıyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in edindiği bilgiye göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Memleket Partisi lideri İnce arasında beklenen görüşme için henüz bir takvim belirlenmedi ancak tarihin çok da uzaması beklenmiyor.

İnce ve Oğan’ın cumhurbaşkanı adaylıkları ile birlikte seçimin ikinci tura kalması artık daha yüksek bir ihtimal olarak değerlendirilirken, uzmanlara göre iktidarın başından beri istemiş olduğu ikinci tur muhalefet için önemli riskler içeriyor.

Siyaset Bilimci Deniz Yıldırım, bu seçimin aslında Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin toplum nezdinde başarılı bulunup bulunmadığının bir oylaması olacağına dikkat çekiyor. Son yerel seçimde büyük şehirlerin biraz da bu kampanya ile kazanıldığını hatırlatan Yıldırım şöyle konuşuyor:

“Şimdi ise ikili adaylı sistemden dört adaylı bir seçime doğru geçiş bir yönüyle bu referandum görüntüsünü sekteye uğratacak.”

Yıldırım, Cumhur İttifakı’nın bir taraftan kendisini genişletirken diğer taraftan “karşı kampı bölme stratejisi” izlediğini belirterek, iktidarın amacının seçimin ikinci tura kalmasını sağlamak olarak okuyor.

Yıldırım, muhalefet için bir diğer riskin ise seçimin ikinci tura kalması durumunda parlamento ile Cumhurbaşkanı seçimlerinde oluşabilecek farklılık olduğunu söylüyor.

Siyaset Bilimci Onur Alp Yılmaz, İnce’nin aldığı oy yüzde 2-3 bile olsa muhalefet için riskli olacağını belirterek, iktidarın kendisine göre kurguladığı seçim sistemi ile yüzde 41-43 oy ile parlamentoda çoğunluğu kazanabileceğini ve ikinci tura bu avantajla gidebileceğini aktarıyor. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“İktidarın nispi seçim sistemini kullanarak yapmaya çalıştığı şey muhalefetin bölünmüşlüğü üzerinden parlamento çoğunluğunu elde etmek. İktidar, ilk turda parlamento çoğunluğunu kazanıp cumhurbaşkanlığı seçimlerini ikinci tura bırakarak Meclis ve cumhurbaşkanlığının aynı partide olmasının bir yönetim krizini aşmakta tek yol olduğunu ve istikrarı vurgulayarak seçmeni ikna etmeye çalışacak.”

İnce kimlerden oy alıyor?

Her ne kadar sosyal medyada çok etkin görünse de İnce ile ilgili en önemli eleştiriler ülke sorunları ile ilgili kalıcı çözüm önerilerinin bulunmaması ve etrafında iyi bir ekip olmaması olarak sıralanıyor.

100 bin imzaya dördüncü günde ulaşabilen İnce’nin partisinin değil ama kendisinin oyları Mart ayının ilk haftalarında yapılan anketlerde yüzde 5’e kadar ulaşmış görünüyordu. Ancak bu oyların ne kadar kalıcı olduğu şu an için bilinmiyor ve İnce’ye oy veren kesimlerin genelde tepkisel oy verme eğiliminde oldukları belirtiliyor ve bu oy oranının seçime az bir süre kala düşme ihtimali olduğuna dikkat çekiliyor.

Yılmaz, İnce’nin oy tabanını şöyle açıklıyor:

“Sayın İnce’nin iki grubun oyuna talip olduğunu söylememiz mümkün. Bunlardan birincisi küskün CHP’liler. İkincisi de merkez siyasetten umudunu yitirmiş, kendisine alternatif arayan ve o nedenle merkezin dışına evrilen bir söylemi benimseyen daha ziyade gençlerin olduğu bir grup.”

Yıldırım da İnce ve Oğan’a verilen oyların daha çok tepkisel oylar olduğunu söyleyerek, “Yüzde 50 artı 1’i kazanmanın dayattığı sisteme çok uygun bir durum değil. Belki parlamenter sistem olsaydı şu an, bu iki aday daha farklı bir pozisyonda olabilirlerdi. Ama tepkisel oylar bu seçimde kazanmaya yol açmayacaktır” diyor.

Macron ile benzerlik kurulabilir mi?

İnce’nin, kendisi ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında paralellik kurduğunu hatırlatan Yıldırım, Türkiye ile Fransa arasındaki önemli farkları şöyle aktarıyor:

“Türkiye’de şu anda Avrupa’da özellikle Almanya ve Fransa’da gördüğümüz şekilde gençlerin siyasetten tamamen uzaklaşması, sandıktan kopması ve tercihsiz kalması gibi bir durum söz konusu değil. Aksine iktidarın gençlikten özellikle çekindiğini görebiliyoruz.”

Yapılan pek çok araştırmaya göre gençlerin en az yüzde 60’ı oyunu Cumhur İttifakı’ndan yana kullanmayı düşünmediğini dile getiriyor.

Yıldırım, cumhurbaşkanı adayları için henüz propaganda döneminin resmen başlamadığını ve iki büyük ittifakın kampanyalarının henüz görülmediğini de hatırlatıyor. İttifakı olmayan tek adayın İnce olduğuna dikkat çeken Yıldırım şu tespiti yapıyor:

“Bu sistem şu anda ittifakları dayatıyor. Millet İttifakı niye ittifak kurdu? Çünkü tek başına hiçbir parti anayasayı değiştirecek, hatta yasa yapabilecek çoğunluğa ulaşmayı mümkün görmüyor. İnce diyelim ki Meclis’e girdi, hangi yasayı geçirecek ya da hangi anayasa değişikliğini yapabilecek?”

Millet İttifakı ne yapmalı?

İnce’nin 100 bin imzayı toplamasının ardından CHP’nin nasıl bir tutum izleyeceği ve Kılıçdaroğlu’nun İnce ile olası görüşmesinde nelerin konuşulacağı da merak konusu.

Yılmaz, İnce’nin 100 bin imzayı toplamasının ardından Kılıçdaroğlu ile görüşmeye eli daha güçlü gidebileceğini söylerken, şunları da ekliyor:

“100 bin imzayı belki sadece pazarlık için koz olarak kullanma noktasında toplamış olsa da İnce kitlelerin manipülasyonuna kolay gelebilen bir durumda. O yüzden niyeti o olsa dahi imzayı topladıktan sonra etrafının da zorlamasıyla bu seçimde ‘illa yarışacağım’ noktasına da gelebilir. Tahmin etmek çok zor.”

Yıldırım ise muhalefetin önünde iki yol bulunduğunu şu sözlerle aktarıyor:

“Millet İttifakı için bence iki yol var. Ya Erdoğan’ın yaptığı gibi kendi rakibi olan, kendinden oy alabilecek partilerle bir şekilde görüşme yolunu seçer ve kendine katar. Örneğin İnce’yi de ittifakın bileşeni haline dönüştürür. Ya da ikinci yol kendinden kaçan kesimlerin endişelerini giderebilecek bir kampanya yapar.”

“Laikliğin tabutuna çivi”

Siyaset bilimcilere göre seçimin çoklu aday nedeniyle muhalefet tarafından kazanılamaması, orta ve uzun vadede siyasi sistem ve temel haklar açılarından farklı olumsuz sonuçlara da yol açabilir.

Yıldırım gerek İnce gerekse Oğan’ın sık sık Atatürkçülük ilkesine vurgu yaptığını ve Millet İttifakı’nı Atatürkçü olmamakla itham ettiğini hatırlatarak, şöyle konuşuyor:

“Öte yandan iktidar muazzam bir İslamcı ittifakı kurmuşken ve laikliğin tabutuna belki de son çiviyi çakacak, kadın haklarının tabutuna son çiviyi çakacak bir ittifakı yapmışken bunu Atatürkçülük açısından asıl tehlike olarak görmeyip muhalefeti hedefe koymanın tabanda geleceğe dönük olumsuz yansımaları da olabilir. Çünkü böyle kritik bir seçimi kaybettiren adaylar olarak görülmeleri halinde, hitap ettikleri cumhuriyetçi kitlelerle bağları onarılmaz duruma gelebilir.”

Yılmaz ise “İnce’nin belki kendi siyasi bekası açısından yapmış olduğu ya da belki kendisine alan açmak için siyaseten yapmış olduğu bu hamle bir daha Türkiye’de hiç demokratik siyasetin zemininin olmamasına sebep olabilir” uyarısında bulunurken, şöyle konuşuyor:

“Batı’ya karşı kendisini meşrulaştırma arayışında olan her rejimde mutlaka bir muhalefet olur. Günün sonunda Türkiye’de de bir muhalefet olacaktır. Ama iktidara karşı denge, denetleme, fren mekanizması yaratmanın ve iktidar değişimi umudunun Türkiye’de diri tutulabilmesinin tek yolu muhalefetin birleşmesi. Seçimin kaybedilmesi durumunda pek böyle bir ihtimal kalmayacağını söylememiz mümkün.”

Paylaşın

Yeşil Sol Parti: Kazanmak Zorundayız

Yeşil Sol Parti (YSP), Parti Meclisi sonuç bildirgesinde, “Bu seçimden başarıyla çıkmak sadece bu ülkenin insanları için değil tüm bölge halkları için de önem taşıyor. Bölgenin barışa kavuşması, halkların ve savaştan kaçarak mülteci olan insanların geleceği için de kazanmak zorundayız” denildi.

Bildirgenin devamında, “Bugün için görevimiz tek adam rejimine son vermektir. Bu baskıcı ve tekçi düzeni yıkıp yerine her türlü dışlama ve ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı, özgürlükçü, demokratik bir siyasal yaşamın temellerini atmaktır.

İçinde bulunduğumuz sürecin sadece seçim ittifaklarıyla aşılamayacağını, toplumsal bir mücadeleyi gerektirdiğini biliyoruz. Bu mücadeleyi Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri ve dışında kalan tüm sol, sosyalist ve devrimci güçlerle birlikte örmekte kararlıyız.” ifadelerine yer verildi.

Yeşil Sol Parti (YSP), Parti Meclisi’nin Sonuç Bildirgesi’ni bugün açıkladı. Yeşil Sol Parti’nin kamuoyuna duyurulmasını kararlaştırdığı hususlardan bazıları şöyle:

Toplumun eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi ve adalet talepleri için HDP bileşenleriyle birlikte çalışacak, bu talepleri meclis çatısı altına savunacağız.

Bu seçimlerde milyonlarca yeni seçmen oy kullanacak. Gençlerin söyleyecek sözü, verilecek oyu var. Bu sözlerini söylemeleri, eğitim, barınma, seyahat hakları ve diğer tüm taleplerini dile getirebilmeleri için gençlere her türlü zemini sunmakta kararlıyız.

Yetersiz beslenme, eğitim hakkından yoksun kalma gibi mevcut ekonomik politikaların sonuçlarıyla yüz yüze kalan ve şiddete, istismara uğrayan çocukların hakları için her türlü çabayı harcayacağız.

Yükseltilen LGBTİ+ düşmanlığı

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen iktidar bugün de içinde bulunduğu ittifak ile 6284 sayılı yasayı tartışmaya açıyor. Yükseltilen LGBTİ+ düşmanlığı, kadına yönelik şiddetle mücadele araçlarının etkisizleştirilmesi ve tüm diğer cinsiyetçi politikalar karşısında yükselen bir ses olacağız.

Kürt halkı başta olmak üzere tüm ezilenlerin halklar için özgürlük mücadelesini sürdürecek geniş bir örgütlenmeyi yaratacağız. İktidar tarafından sürdürülen güvenlikçi ve savaş yanlısı politikaların karşısında kalıcı barışı sağlamak için mücadele edeceğiz.

Bu seçimden başarıyla çıkmak sadece bu ülkenin insanları için değil tüm bölge halkları için de önem taşıyor. Bölgenin barışa kavuşması, halkların ve savaştan kaçarak mülteci olan insanların geleceği için de kazanmak zorundayız.

Halklara çağrı

Bugün için görevimiz tek adam rejimine son vermektir. Bu baskıcı ve tekçi düzeni yıkıp yerine her türlü dışlama ve ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı, özgürlükçü, demokratik bir siyasal yaşamın temellerini atmaktır.

İçinde bulunduğumuz sürecin sadece seçim ittifaklarıyla aşılamayacağını, toplumsal bir mücadeleyi gerektirdiğini biliyoruz. Bu mücadeleyi Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri ve dışında kalan tüm sol, sosyalist ve devrimci güçlerle birlikte örmekte kararlıyız.

Kürt meselesinin demokratik yollarla çözüleceği, kadınların şiddete uğramayacağı, gençlerin gelecek sahibi olacağı, halkların ve inançların özgürce yaşayabileceği, emek sömürüsüne son verildiği, toplumun kolonların altında can vermeyeceği ekolojik bir yaşam her zamankinden daha mümkündür.

Bu inanç ve kararlılıkla tüm halklarımızı Yeşil Sol Partiyi desteklemeye, faşizmi yenmeye ve demokratik cumhuriyeti birlikte inşa etmeye çağırıyoruz. Buradayız, birlikte kazanacağız!”

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği’nden Deprem Bölgeleri İçin “Salgın” Uyarısı

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin büyük yıkıma neden olduğu 11 il için salgın uyarısında bulundu. 

Türk Tabipleri Birliği (TTB), TTB Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri (ODSH) Kolu ve sağlık emek-meslek örgütlerinin oluşturduğu Deprem Kriz Masası, Deprem Bültenlerinin 19. bugün açıkladı.

“Havalar Isınırken Salgın Riski” temalı çevrimiçi açıklamada, TTB Pandemi Çalışma Grubu üyesi Dr. Muzaffer Eskiocak deprem sonrası kalabalık, yıpratıcı yaşam koşulları sonucu sık görülebilecek hastalıklara ilişkin bir sunum yaptı.

İshal, kolera, kızamık ve sıtma hastalıklarının ortaya çıkma koşulları, türleri ve yaygınlığı hakkında bilgiler veren Eskiocak, “Yeterli miktarda güvenli içme ve kullanma suyu ile atıkların uzaklaştırılması şarttır” diyerek sunumunu noktaladı.

Sinek ve böcek yoğunluğu arttı

Saha aktarımları bölümünde Dr. Onur Erden ve Dr. Selçuk Atalay Malatya’dan, Dr. Mihriban Yıldırım Hatay’dan; Dr. Gamze Varol ise Adıyaman’dan bilgi aktardı.

Hekimlerin bölgeden tespitleri şöyle:

Kamuoyu ilgisinin azalması ve dezenformasyon ile birlikte sağlık hizmetlerinin organizasyonundaki eksiklikler artıyor.

Adıyaman’da koruyucu sağlık hizmetlerinde eksiklik dikkat çekiyor.

Sel sonrası içme ve kullanma suyuna erişimde büyük sorunlar gözleniyor. Su ve tuvalet ihtiyaçlarının karşılanamaması, salgın riskinin artmasına sebep oluyor.

Sinek ve böcek yoğunluğuna bağlı hastalıkların önlenmesi için ilaçlama yapılmıyor.

Uyuz vakalarının arttığı gözlemleniyor.

Geçici yerleşim alanlarında yangın tüplerinin dağıtılmaması olası bir yangına hızlı müdahale olanaklarını güçleştiriyor.

İdari yetkililer normalleşme ve tüm poliklinikleri açma yöneliminde olsa da, fiziki koşullar buna elverişli değil.

Acil servislere olan başvuru sayısında, nüfus azalmasına paralel bir azalma söz konusu değil.

Sağlık emekçilerinin barınma sorunu 50 gün geçmesine karşın halen çözülemedi.

Sağlık emekçilerinin ücret ve özlük haklarında sorunlar yaşanıyor. Aile hekimler ve hastanelerde çalışan hekimler teşviklerini alamadıkları gibi nöbet ücretlerini de alamadı.

Hekimlerin çok büyük çoğunluğu temel haklarının gasp edilmesine bağlı olarak tükeniyor ve atama istiyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

IMF’den “Küresel Finansal İstikrar Risk Altında” Uyarısı

Çin Kalkınma Forumu’nda ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulunan IMF Başkanı Georgieva, bankacılık sektöründeki çalkantılar nedeniyle küresel ekonominin mali istikrara yönelik risklerle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Küresel ekonominin durgunluğuna kıyasla Çin ekonomisinin güçlü bir şekilde toparlandığına işaret eden Georgieva, IMF’nin ocak ayında Çin ekonomisinin yüzde 5,2 büyüyeceği tahminini ileri sürdüğünü, bu oranın 2022 yılındaki büyüme oranından 0,2 puan daha yüksek olduğunu ifade etti.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Pekin’de küresel üst düzey yöneticilerin bir araya geldiği Çin Kalkınma Forumu’nda konuştu.

Konuşmasına Pekin, ısınan havalar ve açmaya başlayan çiçeklerle ilgili bir tiratla başlayan Georgieva “Ancak dünya ekonomisi için bahar henüz gelmedi” dedi. “2023’ün zorlu bir yıl daha olmasını bekliyoruz” dedi.

Georgieva, Silicon Valley Bank’ın çöküşü ve Credit Suisse’in UBS tarafından İsviçre hükümeti aracılığı ile kurtarılmasının ardından finansal istikrara yönelik risklerin arttığı konusunda uyarı yaptı. Artan faiz oranlarının borçlar üzerinde baskı yarattığını ve kredi verenler de dahil olmak üzere önde gelen ekonomilerde “strese” yol açtığını söyledi.

Georgieva, artan borçlanma maliyetlerinin Ukrayna’daki savaş ve Covid-19 salgınının yaralarıyla birleşerek büyümeyi boğduğunu ifade etti. Bankacılık sektöründe yaşanan kargaşanın finansal istikrara tehdit olduğunu ekledi.

Georgieva ” Enflasyonla mücadele için uzun süreli düşük faiz oranlarından çok daha yüksek faiz oranlarına yapılan hızlı geçiş, bankacılık sektöründeki son gelişmelerde gördüğümüz gibi, kaçınılmaz olarak stres ve kırılganlıklar yaratıyor” diye konuştu.

Küresel ekonominin durgunluğuna kıyasla Çin ekonomisinin güçlü bir şekilde toparlandığına işaret eden Georgieva, IMF’nin ocak ayında Çin ekonomisinin yüzde 5,2 büyüyeceği tahminini ileri sürdüğünü, bu oranın 2022 yılındaki büyüme oranından 0,2 puan daha yüksek olduğunu ifade etti.

Kristalina Georgieva, “Çin ekonomisinde görülen toparlanma, bu yıl Çin ekonomisinin dünya ekonomisine katkısının üçte bir oranına ulaşacağı, hatta bu oranı geride bırakacağı anlamına geliyor. Yaptığımız analizler, Çin ekonomisinde kaydedilen yüzde 1’lik büyümenin Asya ülkelerinin ekonomilerine yüzde 0,3’lük artış getirebildiğini kanıtlıyor. Çin’in toparlanması şu an çok sağlam ve güçlü” diye konuştu.

Paylaşın

“Peru’da Ele Geçirilen 2.3 Ton Kokain Türkiye’ye Gönderiliyordu” İddiası

Latin Amerika ülkesi Peru’da ele geçirilen 2 bin 310 kilo kokainin Türkiye’ye gönderileceği öne sürüldü. Peru’dan Türkiye’ye kokain sevkiyatı, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Cengiz Güner adlı bir kişinin soya yağı içinde Türkiye’ye 1,5 ton kokain göndermek isterken yakalanmasıyla gündeme gelmişti.

Peru resmi verilere göre yılda yaklaşık 400 ton kokain üretimiyle dünyada en fazla kokain üretilen ülkeler arasında yer alıyor.

2023 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre Kolombiya’dan sonra kokainin hammaddesi olan koka üretiminin yüzde 26’sı Peru’da yapılıyor. Geçen yıl toplamda 22 ton kokain ele geçirilen ülkede uyuşturucu sevkiyatı daha çok gemilerle Pasifik Okyanusu üzerinden yapılıyor.

Peru’da DP World Limanı’nda narkotik ekiplerinin yaptığı incelemelerde, seramikler arasında gizlenmiş kauçuk kalıplar içinde 2 bin 310 kilo 760 gram kokain ele geçirildi. Yerel kaynaklar kokainin gönderilmek istenen ülkenin Türkiye olduğunu bildirdi.

VOA Türkçe’den Mustafa Özdemir’in aktardığına göre, ele geçirilen kokainin yurt dışına gönderilmesinin planlandığını belirten yetkililer bununla birlikte uyuşturucunun hangi ülkeye gönderilmek istendiğini açıklamadı. Yetkililer, konuyla ilgili soruşturmanın sürdürülmesi için yakalanan kokainin bir süre daha uzman birimin gözetiminde kalacağını söyledi.

Peru Cumhuriyet Savcılığı, Peru Polis Teşkiları Narkotik Birimi uzmanları ve gümrük uzmanlarının koordinasyonuyla yürütülen operasyonun zorlu bir istihbarat süreci sonucunda yapıldığını belirten yetkililer, bu miktardaki bir kaybın ulusları uyuşturucu kartellerine ‘güçlü bir darbe’ olduğunu belirtti.

Peru’daki ve Latin Amerika’daki bazı medya kurumları ele geçirilen kokainin Türkiye’ye gönderilmek istendiğini ileri sürdü. Peru’da El Comercial Gazetesi, Andina Haber Ajansı, RPP Haber gibi çok sayıda medya organın yanı sıra, Arjantin’den La Nacion Gazetesi, Brezilya’dan UOL, Bolivya’dan El Deber, Şili’den Portal Portuario ve İspanya’dan Europa Press gibi yayın organları da uyuşturucunun Türkiye’ye gönderilmesinin planlandığını iddia etti.

Peru’dan Türkiye’ye kokain sevkiyatı, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Cengiz Güner adlı bir kişinin soya yağı içinde Türkiye’ye 1,5 ton kokain göndermek isterken yakalanmasıyla gündeme gelmişti.

Yılda 400 ton kokain üretiliyor

Peru resmi verilere göre yılda yaklaşık 400 ton kokain üretimiyle dünyada en fazla kokain üretilen ülkeler arasında yer alıyor.

2023 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre Kolombiya’dan sonra kokainin hammaddesi olan koka üretiminin yüzde 26’sı Peru’da yapılıyor. Geçen yıl toplamda 22 ton kokain ele geçirilen ülkede uyuşturucu sevkiyatı daha çok gemilerle Pasifik Okyanusu üzerinden yapılıyor.

Paylaşın

İhtiyaç Kredisi Faizi Yüzde 30,35 İle Yılın Zirvesini Yeniledi

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) ortalamasına göre 17 Mart itibariyle ihtiyaç kredi faizi yıllık yüzde 30,35’e çıktı. Bu ihtiyaç kredisi faizi 2023 yılının ikinci en yüksek ihtiyaç kredisi faizi seviyesi oldu.

Oysa Merkez Bankası 10 Mart’ta uygulamaya aldığı ve 13 Mart itibariyle yeniden düzenlediği regülasyonuyla bankaların ihtiyaç kredi faizinde belli oranı aşmaları durumunda ek menkul kıymet tesisi zorunluluğu tanımladı.

Kredi faizleri özellikle son düzenlemenin ardından ihtiyaç kredilerinde ikinci kez yılın zirvesine çıkarken ticari kredi faizleri son haftada gerilese de büyümesi ivme kaybetti. Merkez Bankası verilerine göre 17 Mart haftası itibariyle ihtiyaç kredisi faizi bir önceki haftaya göre tam 3.87 puan birden artarak yüzde 26,48’den yüzde 30,35’e fırladı.

Ekonomi gazetesinden Şebnem Turhan’ın haberine göre; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verileri de ihtiyaç kredisinde Merkez Bankası regülasyonu öncesinde yüzde 5’i aşan haftalık büyümenin yüzde 0,26’ya kadar düştüğünü ortaya koydu. Bankacılık sektörü kaynakları faizlerdeki artıştan ziyade kullandırım rakamlarının oldukça düştüğünü yüksek oranlı kredi vermekten bankaların kaçındığını vurgularken bankaların seçime kadar risk almamaya çalıştığını dile getirdi.

Merkez Bankası haftalık verileri ihtiyaç kredilerinde 17 Mart itibariyle sert bir yükseliş yaşandığını gösteriyor. Bazı bankalar aylık ihtiyaç kredi faizini yüzde 3,65’e kadar yükseltirken Merkez Bankası ortalamasına göre 17 Mart itibariyle ihtiyaç kredi faizi yıllık yüzde 30,35’e çıktı. Bu ihtiyaç kredisi faizi 2023 yılının ikinci en yüksek ihtiyaç kredisi faizi seviyesi oldu. Oysa Merkez Bankası 10 Mart’ta uygulamaya aldığı ve 13 Mart itibariyle yeniden düzenlediği regülasyonuyla bankaların ihtiyaç kredi faizinde belli oranı aşmaları durumunda ek menkul kıymet tesisi zorunluluğu tanımladı.

Daha önce ticari kredi faizlerine getirilen ve şimdi ihtiyaç kredileri için de uygulanan düzenlemeyle İhtiyaç kredilerinden faiz/kâr payı oranı Merkez Bankası’nca ilan edilen yıllık bileşik referans oranın 1.8 ile 2.0 (dâhil) katı arasında olanların birinci kademede yani yüzde 20 oranında, 2.0 katından yüksek olanların ise ikinci kademede yüzde 90 oranında menkul kıymet tesisine tabi olması kararlaştırıldı.

Bundan sonra ise bankacıların yaptığı hesaplamalara göre ihtiyaç kredisi faizi yüzde 18,6’yı aştığında yüzde 20, yüzde 20,6’yı aştığında ise yüzde 90 oranında ek menkul kıymet alım zorunluluğu oluşacak. Ancak 70 bin liraya kadar olan ihtiyaç kredileri menkul kıymet tesisinden muaf tutuldu.

Veriler bankacılık sektöründe ortalama ihtiyaç kredisi faizinin Merkez Bankası’nın neredeyse yüzde 90 oranında ek menkul kıymet tesisi zorunluluğu getirdiği faiz oranından 10 puan daha yüksekte olduğunu ortaya koyuyor. Bankacılık sektörü kaynakları bir süredir yüzde 29-30 seviyesinde bulunan ihtiyaç kredisi faizinin özellikle kamu bankalarının da ilgisinin artmasıyla mart ayı başında yüzde 26’nın altına gerilediğini hatırlattı.

Ancak kaynaklar ardından Merkez Bankası’nın ihtiyaç kredisi faizine yönelik ek menkul kıymet tesisi zorunluluğu geldiği ve seçim takvimi netleştiğine işaret ederek ABD’deki banka batışı ile ardından ABD ve Avrupa’da bankacılık sektöründeki endişenin de tüm bunlara eklendiğini dile getirdi.

Tüm bu olumsuzlukların ve belirsizliklerin üst üste gelmesinin zaten regülasyonlar nedeniyle bilanço yönetiminde zorluk çeken bankacılık sektörünü daha da isteksiz hale getirdiğini vurgulayan bankacılık sektörü kaynakları net faiz gelirinin negatif olmasının da kredi iştahını kestiğini vadeleri ise kısalttığını vurguladı. Özellikle seçimden sonra sonuca göre ya regülasyonların ya da belirsizliğin kalkmasının beklendiğini kaydeden bankacılık sektörü kaynakları risk almak yerine bankaların bu döneme kadar kredilerde kendilerini rölantiye aldıklarını ifade etti.

BDDK verileri de iştahın hızla azaldığını ortaya koyuyor. BDDK’nın haftalık bankacılık verileri TL cinsi ihtiyaç kredi hacminin 17 Mart haftasında bir önceki haftaya göre sadece yüzde 0,26 büyüdüğünü ve 795 milyar 21 milyon liraya yükseldiğini gösteriyor. Oysa ki 24 Şubat haftasında bir önceki haftaya göre ihtiyaç kredi hacminde büyüme yüzde 5,81, 3 Mart haftasında yüzde 1,83, 10 Mart haftasında ise yüzde 2,28 olmuştu. Bankalar ihtiyaç kredilerinde frene basarken tüketiciler de çareyi bu yılın tamamında olduğu gibi kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarında buldu. Merkez Bankası’nın faiz indirimleri nedeniyle kredi kartı ve KMH faiz oranları yüzde 1,36, gecikme faizi ise yüzde 1,66 seviyesinde bulunuyor.

TL mevduat faizi yüksek seviyede

Tüketici kredilerinde geçen hafta taşıt ve konut kredisi faizlerinde de hafif bir kıpırdanma yaşandı. Taşıt kredi faizi 0.45 puan artışla yüzde 25,17’ye, konut kredisi faizi de 0.10 puan artışla yüzde 16,5 seviyesine çıktı.

Merkez Bankası verilerine göre TL mevduat faizlerinde en çok tercih edilen 3 aya kadar vadeli TL mevduat faizinde 17 Mart haftası itibariyle oran yüzde 27,64. Böylece 3 aya kadar vadeli TL mevduat faizi geçen yılsonuna göre 3.47 puan yükseldi. Toplam mevduat faizi ise yüzde 19,51, bu oran da geçen yılsonuna göre 0.95 puan yükseldi. İhtiyaç kredisi faizinde ise durum tersine işledi. İhtiyaç kredisi faizi yılsonuna göre 0.97 puan arttı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre TL cinsi taksitli ticari krediler geçen hafta hafif de olsa hareketlendi. Bir önceki hafta yani 10 Mart haftasında ticari kredi faizi sert yükselmiş kredi hacmi büyümesi de olumsuz etkilenmişti. 17 Mart haftasında ise TL kredi faizi 1.49 puan düşerek yüzde 14,68’e geriledi, kredi kart ve kredili mevduat hariç TL ticari kredi faizi ise 1.82 puan azalarak yüzde 14,28’e düştü. Bu faiz düşüşü haftalık kredi hacminin büyümesinde ivmenin artmasına neden oldu ve 17 Mart haftasında kredi hacmi yüzde 1,23 arttı. TL cinsi taksitli ticari kredi hacmi 714.7 milyar liraya çıktı.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Türkiye Farklı Çekilme Seçenekleri Üzerinde Çalışıyor

Türkiye ve Suriye arasında ilişkilerin normalleşmesi için başlatılan süreç ne durumda? Türkiye’yi yakından takip eden bazı yazarlara göre süreç tökezlemiş durumda. Bu da Suriye dosyasının birçok farklı dosyayla bağlantılı olmasıyla alakalı.

Ancak Lübnan’da yayınlanan El Akhbar gazetesinin geçtiğimiz hafta bazı Suriyeli kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Türkiye bu sürecin işlemesi için Suriye’den çekilmek dahil olmak üzere farklı seçenekler üzerinde çalışıyor.

Geçtiğimiz hafta Suriye’yle ilgili gerek sahada gerekse de diplomatik alanda birçok dikkat çekici gelişme yaşandı. Bunlardan biri, Suriye’nin doğusundaki bölgelerde bulunan Amerikan kuvvetlerine yönelik İran’a yakın silahlı gruplar tarafından düzenlenen saldırılar ve ABD’nin buna karşılık vermesiyle tansiyonun yükselmesi oldu.

İran’ın Ortadoğu’da başını çektiği “direniş ekseni”ne yakın Rai Al Youm gazetesinin başyazarı Abdulbari Atvan, Amerikan güçleri ile İran’a bağlı gruplar arasındaki gerilimin Suriye’de angajman kurallarının değiştiğini gösterdiğini yazdı. Atvan’a göre bu değişiklik, artık Direniş Ekseni’nin (İran-Suriye-Lübnanlı Hizbullah Örgütü ve Iraklı bazı milis gruplardan oluşuyor) Suriye’de Amerikan varlığıyla beraber yaşamak yerine saldırı pozisyonuna geçtiği şeklinde.

Son dönemde Suriye yönetimi ile diplomatik kanalları açmaya hazırlanan ülkelere Suudi Arabistan da katılıyor. Suudi Arabistan’ın Arap dünyasındaki ağırlığından kaynaklı olarak bu adımın, Suriye’nin başta Arap Birliği’ne geri dönmesi gibi birçok gelişmeye etki edeceği konuşuluyor.

Suriye yönetimine karşı 2011’den itibaren muhalefeti destekleyen en önemli ülkelerden Suudi Arabistan, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler Suriye ile normalleşme yoluna giderken, Katar’ın Esad karşıtı tutumunda bir değişikliğe gitmemesi ise göze çarpıyor.

Peki, Türkiye ve Suriye arasında ilişkilerin normalleşmesi için başlatılan süreç ne durumda? Türkiye’yi yakından takip eden bazı yazarlara göre süreç tökezlemiş durumda. Bu da Suriye dosyasının birçok farklı dosyayla bağlantılı olmasıyla alakalı. Ancak Lübnan El Akhbar gazetesinin geçtiğimiz hafta bazı Suriyeli kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Türkiye bu sürecin işlemesi için Suriye’den çekilmek dahil olmak üzere farklı seçenekler üzerinde çalışıyor.

“Türkiye ve Suriye normalleşmesi tökezledi mi?”

Çok açıktır ki, Suriye ve Mısır dosyaları Türkiye açısından benzerlerine nazaran daha farklı bir konumda. Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri, Suud ve İsrail ile ilişkiler konularında Türkiye’nin diğer ülkelerle olan uzlaşma adımları başarıya uğrarken, Suriye ve Mısır ile olan uzlaşma girişimleri sekteye uğradı.

Peki, Türkiye’nin BAE, Suud ve İsrail ile olan ilişkilerindeki normalleşme görüşmeleri başarılı olurken Suriye Mısır ile normalleşme çabaları neden başarısız oldu?

Bu sorunun cevabı çok merkezi bir konuya dayanmaktadır. Suriye ve Mısır ile olan ilişkiler konusu BAE, Suud ve İsrail ile olan ilişkilerden farklı olarak zorlu olan başka konularla bağlantılıdır. Mısır’la ilişkilerin normalleşmesi, Doğu Akdeniz’de enerji alanındaki çekişmelerle ve Libya’daki karmaşık durumla bağlantılıdır.

Türkiye’nin ilişkileri normalleştirme listesinde en sona bıraktığı Suriye dosyası ise Türk dış politikası açısından bir mihenk taşı konumundadır. Bu konu, Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle doğrudan bağlantılıdır.

Mısır ve Suriye ile olan normalleşme girişimlerinin başarısız olması veya tökezlemesi, Türkiye’nin dış politikada daha ciddi dönüşümler yapması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hayati çıkarları ve Doğu Akdeniz, Libya, Suriye ve Irak’a hâkim olma arzusu söz konusu olduğunda Ankara’nın katı davrandığını da ortaya koymaktadır. Bu nedenle, önümüzdeki iki ay boyunca yapılabilecek tek şey Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını beklemek olacaktır.” (BAE El Haliç Gazetesi / Muhammed Nureddin)

Suriye rejiminin on yıllık bölgesel tecridinin bitmesinin yolu açılmış görünüyor. Özellikle de Arap Dünyasındaki ağırlığıyla bilinen Suudi Arabistan’ın Şam ile ilişkilerin kesilmesine neden olan gelişmelerin gözden geçirilmesi çağrısı yapmasının ardından.

Bu, başta Ankara’nın Suriye’deki rejime ilişkin yeni pozisyonu olmak üzere, büyük sürprizlere yol açan siyasi dönüşümlerle dolu bir döneme denk gelmektedir. Bunun yanı sıra Kahire ve Şam’ın yakınlaşma adımları ve BAE ile Suud’un Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesi için yürüttüğü gizli ve aleni çalışmalar da devam etmektedir.

Peki Katar neden ısrarla Esad’ın Suriye’nin başında kalacağı bir çözümü ve bu bağlamdaki bir normalleşmeyi reddetmektedir. Mısır’da Sisi ile arasındaki derin anlaşmazlıklara rağmen yeni bir sayfa açmayı kabul ederken Esad’la aynı duruma neden yanaşmıyor?

Katar’ın Suriye’yle ilgili tutumunu Suriye’de aynı tonda konuşan Amerika Birleşik Devletleri’nin tutumuyla bağdaştırabiliriz. ABD’nin NATO dışındaki en önemli müttefiklerinden biri olan Katar, Moskova ve Washington arasındaki çekişmenin Suriye’de de devam ettiğini düşünüyor ve Esad yönetimiyle herhangi bir yakınlaşmanın ABD ile arasındaki stratejik ortaklığa bir darbe indireceği görüşünde.” (Fadel El Munasafa / Londra Merkezli El Arab Gazetesi)

Öyle görünüyor ki, Amerikan güçlerinin Suriye’nin petrol, gaz ve tahıl zengini olan doğu bölgesinde sayılı günleri kaldı. Bölgede direniş eksenine yakın grupların ABD güçlerine yönelik insansız hava araçları ve füzelerle yaptığı saldırılar göz önüne alındığında, ABD’yi burada küçük düşürücü bir yenilginin beklediği görülüyor.

Amerikan kuvvetleri bunun üzerine F15 savaş uçaklarıyla karşı saldırılarda bulundu ve bu saldırılarda 19 kişi hayatını kaybetti. Ancak bunun üzerine Amerika’nın Deyr Ez Zor kentinin doğusundaki bir petrol bölgesindeki üssüne yönelik 10 füzeyle karşılık verildiği de doğru.

Bize göre bu gelişmelerdeki tehlike, direniş ekseni savaşçılarından kaç kişinin şehit olduğu değil. Aksine füzelerin ve insansız hava araçlarının savaş meydanına girmesi ve sayıları 900’ü aşan Amerikan kuvvetlerinin güvenliğini tehdit etmesidir. 10 senedir ilk defa Amerikan güçlerine can kaybı verdirildi. Askerî açıdan en önemli gelişme budur.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan bu gelişmelere bakıldığında, direniş ekseninin Suriye ve Irak sınırındaki komutasında bir angajman değişikliğine gidildiği göze çarpar. Bu değişiklik, artık bölgedeki Amerikan işgaliyle beraber yaşama ve onun saldırılarına karşı koymaya çalışmak yerine doğrudan hücum durumuna geçmesidir. Bu da daha büyük stratejik bir hedef doğrultusundadır. Bu hedef, Amerikan güçlerini bölgeden çekilmeye zorlama, ona bağlı olan Suriye Demokratik Güçleri’nin tasfiye edilmesi ve bölgenin tekrar Suriye’nin egemenliğine girmesidir.” (Abdulbari Atvan / Rai Al Youm Gazetesi)

“Türkiye, Suriye’den çekilmek için farklı seçenekler üzerinde çalışıyor”

Suriye’nin geçtiğimiz haftalarda Moskova’da Türkiye, İran ve Rusya ile dışişleri bakanları düzeyinde bir toplantı yapılmasını reddetmesine ve yapılacak herhangi bir zirveye şart olarak başta Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi olmak üzere bazı şartlar öne sürmesine rağmen, Türkiye söz konusu görüşmenin gerçekleştirilmesi konusunda ısrarcı davranıyor. Moskova da, şu ana kadar herhangi bir tarihin belirlemeksizin bu toplantının mühendisliğini yapıyor.

Suriyeli muhalif kesimlerin Türk kaynaklardan aktardığı bilgilere göre, Türkiye söz konusu görüşmenin önümüzdeki Mayıs ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce gerçekleşmesi yönündeki çabalarını sürdürmektedir. Hem de Suriye tarafının Türkiye – Suriye ilişkilerinin Türkiye’deki seçimlerle herhangi bir şekilde ilişkilendirilmemesi yönündeki ısrarına rağmen.

Aynı kaynaklar, Türk yetkililerinin Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı ve bunun sonlandırılması için farklı seçenekler ve bu seçeneklerin arabulucu Rusya ve İran’a sunulması üzerinde çalıştıklarını belirtiyor. Belki de Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun söz konusu görüşmenin yakında yapılacağıyla ilgili konuşması bununla ilgilidir. (Alaa Halebi / Lübnan El Akhbar Gazetesi)

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Demirtaş’tan “Cumhur İttifakı” İçin Dikkat Çeken Benzetme: Taliban İttifakı

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere haftalar kala ittifaklar da netleşmeye başlıyor. Son olarak Yeniden Refah Partisi (YPR) Cumhur İttifakı’na katılmıştı. Hür Dava Partisi’de (HÜDA PAR) seçimlere AK Parti listelerinden katılacağını açıklamıştı.

6 yılı aşkın süredir Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Artı Gerçek’te yayımlanan “Taliban İttifakı’na karşı hep birlikte kazanacağız” başlıklı yazısında gelişmeleri değerlendirdi.

Cumhur İttifakı’nı Taliban’a benzeten Demirtaş’ın yazısı şöyle:

“Cumhur İttifakı, Türkiye siyasi tarihinin en sağcı, en gerici bloku haline geldi. Bir tür Taliban İttifakı oluştu.

Bu Taliban İttifakı, yüzde 50+1’i yakalamayı ve TBMM’de çoğunluğu almayı istiyor.

Ülkeyi her anlamda yıkıma sürüklediler. Yeni hikayeleri de yeni çözüm projeleri de yok. Buna rağmen halen seçim kazanma iddiaları varsa bunun tüm sorumluluğu muhalefettedir.

Muhalefetin tüm gücünü ve enerjisini şehirlerin yeniden inşası, ekonomi, demokrasi, adalet, tarım, hayvancılık, turizm, eğitim ve sağlık gibi temel konulardaki somut çözüm projelerine harcaması gerekir.

Taliban İttifakının yol açacağı tehdit ve tehlikelere ilişkin toplumu uyarması, bilinçlendirmesi de önemli bir başlıktır.

Görünen o ki Taliban İttifakı, seçim kampanyasını sadece karalama çalışmaları ve algı operasyonlarıyla yürütecek. Bu kampanyalarının en önemli ayağı olarak da HDP’yi düşman olarak seçmiş durumdalar. HDP’nin de buna karşın dikkatli, duyarlı olması, kampanya süresince parti programını ve çözüm politikalarını sağduyuyu elden bırakmadan tüm Türkiye’ye en makul dille anlatması gerekiyor.

Taliban İttifakı dışında, bir de muhalif tarafta yer aldığı halde HDP’yi düşman kategorisinde gören bir kanat var. Ulusalcılık, ırkçılık ve faşizm arasında seyreden bu kafalar, Türkiye’yi babalarının mülkü sanıyorlar. Kürt sözünü duyduklarında tüyleri diken diken olan bu zihniyete kalsa Erdoğan’la devam etmeyi tercih ederler. Demokrat, barış isteyen, birlikte eşit yaşamı savunan bir Kürt yerine Taliban’ı tercih edecek kadar ırkçılığın zehrine bulanmış bu kafalar, seçimin en büyük kaybedeni olacaklarının henüz farkında değiller.

14 Mayıs akşamı, her iki sandıktan da muhalefetin büyük bir zaferle çıkacağından eminim. Ancak rehavet ve başıboşluk, önümüzde kalan günlerin en ciddi hatası olur. Herkes seçim çalışmalarına canla başla katılmalı, şimdiden sandık gönüllüsü olmak üzere hazırlanmalıdır.

Özellikle kadınların görüp görebileceği son seçim, bu olabilir. Çünkü Taliban İttifakı, ilk olarak kadınların haklarının gasp edilmesi için kolları sıvayacaktır. Dolayısıyla kadınlar, bu seçimin öncü gücü olarak öne çıkmalı ve seçime renklerini, damgalarını vurmalıdırlar. Umarım tüm muhalefet listelerindeki seçilebilecek yerlerde en az yüzde 50 kadın aday da yer alır. Aksi durum, tam bir ikiyüzlülük olur.

Tüm gücümüzle seçim kampanyalarına yüklenelim, bu seçimin tarihi bir kırılma anı olduğunu bir an bile unutmayalım.

Seçimlerin kazanılmasıyla birlikte, büyük bir demokratik değişim durumu belirecek. Bununla birlikte, 15 Mayıs sabahı tüm sorunlarımız çözülmüş olmayacak. Ama tersi durumda, hepimiz Taliban yönetimine uyanacağız.

Türkiye Cumhuriyeti, ikinci yüzyılında Afganistan’a mı benzeyecek İsviçre’ye mi?

Bu sorunun yanıtını siz vereceksiniz çünkü mühür sizde.”

Paylaşın