Bankacılık Sektöründe Ticari Krediler Durma Noktasında

Regülasyonlarla bunalan bankacılık sektöründe ticari krediler durma noktasına geldi. Bazı özel bankalar uzun vadeli ticari krediyi ya durdurdu ya da yıllık yüzde 60-70’e varan çok yüksek faiz oranları vermeye başladı.

Bankacılık sektörü kaynakları özel bankaların “kredi vermiyoruz” dememek için 1-1.5 ay vadeli spot kredilere yöneldiğini belirterek, bu alanda vade yapısı nedeniyle risk düşük olduğu için çok da yüksek faiz oranlarının konuşulmadığını, makul oranların uygulandığını vurguladı.

Son dönemde sürekli regülasyonlarla karşı karşıya kalan bankacılık sektöründe seçim belirsizliği nedeniyle ikinci tur seçimleri öncesinde kredi arzı neredeyse durma noktasına gelmiş ve faiz oranları da yukarı yönlü hareket etmişti. Seçimden sonra ise bazı bankalar hemen faiz oranlarında ayarlamalar yaptı. Ticari kredi faizleri bu durumdan daha fazla etkilendi.

Ekonomim gazetesinden Şebnem Turhan’ın yazısına göre regülasyonlarla bunalan bankacılık sektöründe ticari krediler durma noktasına geldi.

Bankacılık kaynakları, özel bankalarda ticari kredi arzının neredeyse durduğunu, riski daha düşük olduğu için 1-1.5 aylık kısa vadeli spot kredilere yönelindiğini söyledi.

Ayrıca kaynaklar uzun vadeli ticari kredi talebinde bankaların fiyatlama yapamadığını, uç örnekler olarak da yüzde 60- 70 oranında faiz verdiğini aktardı.

Bazı özel bankalar uzun vadeli ticari krediyi ya durdurdu ya da yıllık yüzde 60-70’e varan çok yüksek faiz oranları vermeye başladı. Bankacılık sektörü kaynakları özel bankaların “kredi vermiyoruz” dememek için 1-1.5 ay vadeli spot kredilere yöneldiğini belirterek, bu alanda vade yapısı nedeniyle risk düşük olduğu için çok da yüksek faiz oranlarının konuşulmadığını, makul oranların uygulandığını vurguladı.

Uzun vadeli kredi talepleri ise genellikle karşılanmıyor. Bunu “fiyatlama yapılamaması” olarak yorumlayan bankacılık sektörü kaynakları piyasada çok yüksek faiz oranları dolaştığını da vurguladı.

Kamu bankalarının ise daha düşük faizli ticari kredi kullandırımına devam ettiğini söyleyen bankacılık sektörü kaynakları, kamu bankalarında ise limitlerin uygulandığını belirtti. Ticari kredi faizleri bazı özel bankalarda seçimlerin ikinci turu öncesinde yüzde 48’e yükselmişti.

Bazı bankalar dövizden TL’ye dönmek için açılan yeni kur korumalı mevduat (KKM) hesaplarına önden prim ödeme uygulamasına son verdi. TL’ye dönüşüm hedeflerini yakalamaya çalışan bankalar, mevduat sahiplerini dövizden vazgeçirmek için KKM hesaplarına yüksek faiz vermeye başlamıştı. Reuters’ın görüştüğü dört kıdemli bankacı, bazı bankaların prim ödemelerine son verdiklerini ifade etti.

Özel bankalarda tek faiz artışı ihtiyaç kredilerinde olmadı. Taşıt kredilerinde seçim öncesi hafta yüzde 4,09 seviyesinde olan faiz oranı bu hafta başı itibariyle yüzde 4,79’a çıkarıldı. Konut kredilerinde de yüzde 3,39 olan aylık faiz oranı yüzde 4,09’a yükseldi.

Paylaşın

“Erdoğan, Kabineyi Sil Baştan Yenileyebilir” İddiası

AK Parti kulislerinde konuşulanlara göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kabineyi sil baştan yenileyeceği ve milletvekili seçilen bakanların hiçbirisini kabineye almayacağı ve kabinenin tamamen yeni isimlerden oluşacağı yönünde.

Bu görüşü savunanlar Erdoğan’ın, milletvekilliği seçiminde üç dönem kuralını istisnasız uyguladığını, bir kişinin kabineye yeniden alınması halinde “kırılma yaratabileceği”ni belirterek, Erdoğan’ın “sil baştan değişim stratejisini uygulayabileceği” görüşünü dile getiriyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Seçimi ikinci turunu kazanmasının ardından yeni kabineye ilişkin kulis bilgileri gelmeye devam ediyor.

TBMM’de Cuma günü yapılacak milletvekili yemin töreninin ardından Erdoğan’ın da yeni kabinesini aynı gün açıklaması yüksek olasılık görülüyor. Erdoğan’ın YSK’nin kesin sonuçları açıklama takvimine göre Cumartesi günü yemin edip resmen görevine başlaması bekleniyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın kulis haberine göre, kabinenin nasıl şekilleneceği konusunda ise iki seçenekten söz ediliyor. Birincisi, Erdoğan’ın mevcut kabinede yer alan ancak milletvekili seçilen bazı bakanları yeniden kabineye alabileceği yönünde.

Bu çerçevede, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterilmesi beklenen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği bakanı Murat Kurum, kabinede yer alması olası isimler olarak görülüyor.

AK Parti kulislerinde konuşulan bir başka iddia ise Erdoğan’ın, kabineyi sil baştan yenileyeceği ve milletvekili seçilen bakanların hiçbirisini kabineye almayacağı ve kabinenin tamamen yeni isimlerden oluşacağı yönünde.

Bu görüşü savunanlar Erdoğan’ın, milletvekilliği seçiminde üç dönem kuralını istisnasız uyguladığını, bir kişinin kabineye yeniden alınması halinde “kırılma yaratabileceği”ni belirterek, Erdoğan’ın “sil baştan değişim stratejisini uygulayabileceği” görüşünü dile getiriyor.

Ayrıca, yeni dönemde sandalye sayısının 268’e düşmesi nedeniyle, komisyon çoğunluğunun ancak MHP desteğiyle sağlanabildiği, geçen dönemde olduğu gibi milletvekili seçilen isimlerin bakan olarak atanmasının sıkıntı yaratabileceği düşünülüyor.

Geçen dönem kabinesinde daha çok “teknokrat” isimlere yer veren Erdoğan’ın, bu dönem siyasi deneyimi olan isimleri kabineye alması yüksek olasılık olarak görülüyor. Bu çerçevede, üç dönem kuralına takılmaları nedeniyle aralarında parti yöneticileri veya eski grup yöneticilerinden isimleri kabineye alabileceği konuşuluyor.

Mehmet Şimşek kabinede görev alır mı?

Yeni dönemde Erdoğan’ı bekleyen en önemli sorunların başında ekonomi geliyor. Seçimler öncesinde eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile görüşerek ekonominin başına geçmesini istediği, ancak olumlu yanıt alamadığı biliniyor. Kulislerde Erdoğan’ın bu kez Şimşek’i “ikna ettiği” iddiaları konuşulsa da bu konuda henüz kesin bilgi yok.

Şimşek için ekonomiden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcılığı, Erdoğan’ın ekonomiden sorumlu başdanışmanlığı pozisyonunda görev alabileceği yorumu yapılıyor. Yeni dönemde Erdoğan’ın, ekonomi yönetiminde değişikliğe gidebileceği, Hazine ile Maliye’nin iki ayrı bakanlık olarak yapılandırabileceği de belirtiliyor.

TBMM Başkanlığı için ise Cuma günü milletvekili yemini ettikten sonra görevi sona erecek olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un adı konuşuluyor.

Oktay’ın parlamentoya yeni girmesi nedeniyle TBMM Başkanlığı’na hemen getirilmeyebileceği yorumları yapılsa da, Erdoğan’ın tercihinin belirleyici olacağına dikkat çekiliyor.

Paylaşın

Demirtaş’tan HDP’ye Seçim Eleştirileri: Yöre Derneğinin…

14 Mayıs seçimine Yeşil Sol Parti listesinden giren HDP’nin aldığı sonucunu değerlendiren Selahattin Demirtaş, “63 milyon seçmenin olduğu bir ülkede ‘Milletvekilliği seçiminde yüzde 15’i aşacağız, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de muhalefet adayının yüzde 50’yi geçmesini sağlayacağız’ diyorsanız seçime bir ay kala başlattığınız ve profesyonellikten uzak, bir yöre derneğinin seçim çalışması gibi amatörce bir yaklaşımla başarılı olamazsınız” dedi.

Büyük bir yenilenme hamlesinin gerekli olduğunu belirten Demirtaş, Slogancılıkla kimse daha fazla ilerleyemez. Kapitalist moderniteye bu kadar maruz kalmış bir halka demokratik moderniteyi anlatamaz ve kurumlarıyla birlikte alternatif, güzel, onurlu yaşamı sunamazsanız toplumsal çöküş kaçınılmaz olur.

Sonuçta her şeye rağmen halen çok büyük emek, fedakarlık ve bedelle yürüyen zorlu bir mücadele var. Bu mücadeleye zarar verecek yaklaşımlardan uzak durup büyük bir yenilenme hamlesiyle sürece cevap verileceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 14 Mayıs seçimine Yeşil Sol Parti listesinden giren HDP’nin aldığı sonucu Artıgerçek’e değerlendirdi.

Demirtaş’ın “HDP açısından TBMM seçimi: Neden böyle oldu?” başlığıyla yayınlanan yazısından öne çıkanlar şöyle:

“Devleti ele geçirmiş olan bir grup, devletin tüm olanaklarını sınırsız şekilde kullandı, hiçbir ahlaki değer gözetmeden büyük bir karalama kampanyası yürüttü, sandık oyunları yaptı. Ne var ki partimizin milletvekili seçimlerinde yeterince başarılı olamamasını sadece bunlara bağlamak kolaycılık olur.

Kürt siyasi hareketi için seçimler bir varlık ya da yokluk meselesi değildir elbette. Bununla birlikte, geride bıraktığımız seçimler her bakımdan çok önemli olmasına rağmen Kürt siyasi hareketi bunu çok geç fark etti veya çok geç bilince çıkardı. Bunu yaptığında da iş büyük oranda işten geçmişti. Partimiz, oylama gününe bir ay kala seçim çalışmasına yüklendi, o da yarım yamalak ve dağınık bir çalışma şeklinde olabildi ancak. AKP-MHP iktidarı ise 2014 yılından yani çöktürme planının hayata geçirilmeye başlandığı günden bu yana uygulanan stratejinin parçası olarak özellikle son beş yıldır bir tür mühendislik yapıyor.

“Yöre derneğinin seçim çalışması gibi…”

Genel durum böyleyken eğer 63 milyon seçmenin olduğu bir ülkede ‘Milletvekilliği seçiminde yüzde 15’i aşacağız, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de muhalefet adayının yüzde 50’yi geçmesini sağlayacağız’ diyorsanız seçime bir ay kala başlattığınız ve profesyonellikten uzak, bir yöre derneğinin seçim çalışması gibi amatörce bir yaklaşımla başarılı olamazsınız.

Bu vesileyle bazı konulara açıklık getirmekte yarar görüyorum. Son beş yıldır HDP Genel Merkezi’ne yazdığım mektuplarla, gönderdiğim mesajlarla ve makalelerimle bu gerçeği anlatmaya çalışıyorum fakat her seferinde, sesim yankılanıp bana geri dönüyor.

Yaşanan birçok şey var ve bunları halka yansıtmayı doğru bulmadığım için kurumları işletmeye gayret ediyorum. Ne yazık ki çoğu zaman da kurumlar işlemiyor.

Bize önyargıyla bakan tüm toplumsal kesimlere ulaşabilmek için cezaevinden olağanüstü çaba sarf ettim. Yaklaşık beş bin kişiye mektup ve kart yazdım, binlerce tweet, yüzlerce makale ve röportaj ile HDP’ye kendi imkanlarımla alan açmaya çalıştım. Çünkü çok büyük bir boşluk vardı ve kimse de bu boşluğu doldurmayı denemiyor ya da denese bile başaramıyordu.

Ancak bizim mahalleden bazı arkadaşlar bu çabaları anlamaya çalışmak yerine ‘kendini öne çıkarıyor’ düşüncesiyle linç etmekle uğraştılar. Oysa varsa eksiklikler, yetmezlikler ancak eleştiriyle, öneriyle giderilebilir, vefasızca saldırmakla değil…

Demokratik Kürt siyasi hareketi, genel Türkiye toplumunda yaşanan sosyolojik kırılmaları iyi analiz edemediği gibi, Kürt halkındaki değişim ve kırılmaları da doğru okumaktan uzak bir pratik sergiliyor.

Bizim artık toplumun mikro düzeydeki sorunlarından makro düzeydeki sorunlarına kadar her başlığı ana gündem yapıp örgütlenme ve çözüm politikaları üretmemiz gerekiyor.

“Büyük bir yenilenme hamlesi”

Slogancılıkla kimse daha fazla ilerleyemez. Kapitalist moderniteye bu kadar maruz kalmış bir halka demokratik moderniteyi anlatamaz ve kurumlarıyla birlikte alternatif, güzel, onurlu yaşamı sunamazsanız toplumsal çöküş kaçınılmaz olur.

Sonuçta her şeye rağmen halen çok büyük emek, fedakarlık ve bedelle yürüyen zorlu bir mücadele var. Bu mücadeleye zarar verecek yaklaşımlardan uzak durup büyük bir yenilenme hamlesiyle sürece cevap verileceğine inanıyorum.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Suriye Toplumunun Yüzde 70’i Yardıma Muhtaç

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Operasyonlar Direktörü Ghada Eltahir Mudawi, Suriye toplumunun yaklaşık yüzde 70’inin insani yardıma muhtaç olduğunu söyledi.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin Suriye’deki durumu iyice kötüleştirdiğine dikkati çeken Mudawi, 330 bin kişinin yerinden edildiğini ve binlerce insanın temel hizmetlerden yoksun olduğunu aktardı.

Mudawi, BMGK’nin sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini uzatmasının önemine işaret ederek, “Bu milyonlarca insan için ölüm kalım meselesi. BM, uzatma için uygun koşulları oluşturmak için çalışmalarına devam ediyor.” dedi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye’ye sınır ötesi yardımın sürmesi için BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresinin uzatılmasının önemli olduğunu bildirdi.

Pedersen, BM Güvenlik Konseyinde (BMGK), Suriye’deki insani durumun ele alındığı oturumda, üye ülkeleri bilgilendirdi.

Son görüşmelerinde temel odak noktalarından birinin, Suriyeli mülteciler ve yerinden edinmiş kişilerin geri dönüşünün olduğuna dikkati çeken Pedersen, “Mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü dönüşlerinin sağlanması ilkesini desteklemeye devam ediyoruz.” dedi.

“Suriyeli mülteciler ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor”

Pedersen, BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) Ürdün, Lübnan, Irak ve Mısır’daki Suriyeli mültecilerle geçen hafta yaptığı anketin sonucuna değinerek, “Suriyeli mültecilerin çoğu bir gün ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor. Büyük bir kısım da önümüzdeki 5 yılda dönmek istiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Mültecilerin ülkelerine dönmelerine engel teşkil eden 2 temel hususu, geçim kaynağı eksikliği ve güvenlik sorunu olarak sıraladıklarını aktaran Pedersen, güven ortamının tekrar inşa edilmesinin önem taşıdığını vurguladı.

Pedersen, “BM Genel Sekreteri’nin BMGK’nin Suriye’ye yönelik BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini 12 ay daha uzatma çağrısını sizlere hatırlatmak istiyorum.” diyerek, bu mekanizmanın yardım ulaştırmak için önem taşıdığını kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kuzey Kore’nin İlk Casus Uydu Fırlatması Başarısızlıkla Sonuçlandı

Kuzey Kore, uzaya göndermeyi planladığı ilk askeri keşif uydusu, taşıyıcı roket sisteminde yaşanan bir arıza nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. Güney Kore ve Japonya’da fırlatma sırasında alarm verildi.

Ülkenin kuzeyindeki Sohae Uydu Merkezi’nden fırlatılan “Malligyong-1 akeri keşif uydusu, taşıyıcı roketiyle birlikte Kore Yarımadası’nın batısında denize düştü.

Ulusal Havacılık ve Uzay Geliştirme İdaresinden (NADA) yapılan açıklamada, taşıyıcı roketin ikinci aşama ateşleme sisteminin zamanında çalışmaması nedeniyle ivmesini kaybettiği belirtildi.

Yetkiliker bugün yaşanan kazanın ardından mümkün olan en kısa sürede ikinci bir fırlatma denemesi yapacaklarını açıkladı.

Kuzey Kore’nin iktidardaki partisinin Merkezi Askeri Komisyonunun Başkan Yardımcısı Ri Pyong Chol, Salı günü yaptığı açıklamada fırlatma planını duyurmuş, bunun ABD ve Güney Kore’nin “düşüncesiz askeri eylemlerine” yanıt olarak yapılacağını söylemişti.

İki ülkeyi de “açık bir şekilde saldırganlık yapmakla” suçlamıştı.

Güney Kore Genel Kurmay Başkanlığı, Kuzey Kore’nin kuzeybatı sahilinden ateşlenen roketin Eocheong Adası’nın 200 kilometre açığına düştüğünün belirlendiğini, roketin denize düşen bir parçasının ele geçirdiklerini bildirdi.

Devlet Başkanı’na bağlı Ulusal Güvenlik Konseyi, acil toplanarak durumu ele alırken fırlatış nedeniyle Kuzey Kore’yi kınayan açıklama yayımladı.

Açıklamada, “Başarısız olup olmamasına bakılmaksızın bu fırlatış BM Güvenlik Konseyi kararlarının açık bir ihlali ve Kore Yarımadası’nın barış ve güvenliğine yönelik ciddi bir provokasyondur.” ifadesine yer verildi.

Japonya Başbakanı Fumio Kishida da Kuzey Kore’nin bir balistik füze ateşlediğini, hükümetin ayrıntılı analizlerini sürdürdüğünü dile getirdi.

Kishida, herhangi bir hasarın meydana gelmediğini de sözlerine ekledi. Japonya, daha önce topraklarının tehdit edilmesi halinde, savunma sistemlerini çalıştıracaklarını belirtmişti.

Fırlatış, Kuzey Kore’nin 2016’dan bu yana yaptığı 6. başarısız uydu fırlatma denemesi oldu.

Pyongyang yönetimi, 31 Mayıs ile 11 Haziran arasında bir tarihte uydu fırlatışı yapacağına dair Japonya’yı ve Uluslararası Denizcilik Örgütünü bilgilendirmişti.

Fırlatmadan önce ise ABD Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kore’nin balistik füze teknolojisi kullanarak gerçekleştiği eylemin, birçok BM Konseyi kararının ihlali anlamına geldiğini duyurmuştu.

Güney Kore Dışişleri Bakanlığı da hafta başında, balistik füze teknolojisinin kullanıldığı tüm fırlatmalarının BM Güvenlik Konseyi tarafından yasaklandığını belirterek, fırlatma planını kınamıştı.

Bakanlık açıklamasında, “Kuzey Kore eğer ki fırlatmayı gerçekleştirirse, hak ettiği bedeli ve acıyı çekmek zorunda kalacak” ifadelerine yer verilmişti.

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduat’ta Yeni Gelişme: Bazı Bankalar Prim Ödemeyi Durdurdu

19 Mayıs haftası itibarıyla 121.4 milyar dolara yükselen Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarına önden prim ödeme uygulamasını bazı bankaların sonlandırdığı iddia edildi.

Gün içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) KKM’de adeta çılgın primlere neden olan opsiyon primi uygulamasına müdahale edeceği öne sürülmüştü.

Cumhuriyet gazetesinin aktardığına göre, Reuters ajansının görüştüğü dört kıdemli bankacı bankaların bazılarının dünden itibaren, bazılarının ise bugün itibarıyla prim ödemelerine son verdiklerini söyledi.

Bir bankacılık kaynağı, “Rasyoları tutturmak için yapılan bu uygulamalar bilançolar açısından çok sağlıksız etki yaratıyor. Seçim sonrası bu rasyoların uygulanıp uygulanmayacağı bile belli değilken bankaların önden prim ödemeli bu kadar yüksek faiz vermesi doğru değildi. Sona ermesi bilançolar açısından daha sağlıklı oldu” diye konuştu.

Bankacılar KKM hesapları için verilen faizlerin ise hafif gerilemesine karşılık yüksek düzeyde seyretmeye devam ettiğini belirtti.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun verilerine göre, 31 Mart itibarıyla 88.8 milyar dolar olan KKM hesaplarında mevduat, 19 Mayıs haftası itibarıyla 121.4 milyar dolara yükseldi.

“Merkez Bankası, Kur Korumalı Mevduat’ta müdahale edecek” iddiası

Öte yandan seçim öncesi bazı bankaların yüzde 40’a kadar çektiği Kur Korumalı Mevduata verdikleri opsiyon primine Merkez Bankası el atıyor. Dövize dönüşebilir kur korumalı mevduatta adeta çılgın primlere neden olan uygulamaya Merkez Bankası’nın müdahale edeceği öne sürüldü.

Paramedya’nın bankacılık kulislerinden aktardığı bilgiye göre, Merkez Bankası kararnamesi ile bankaların dönüşüm oranının yüzde 60’dan yüzde 50’ye düşeceği belirtildi. Bu durumun bankaların KKM’ye verdikleri opsiyon priminde düşüş yaratması bekleniyor.

Yani 10 bin dolarını 3 aylık vade ile dövize dönüşebilir kur korumalı mevduat yapanlara ödenecek yaklaşık 600 dolarlık opsiyon priminin sonu geliyor. Düzenlemenin hayata geçmesi durumunda KKM’ye talebin kısmen azalması bekleniyor.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik: Bu Ülke Hepimizin Ülkesi

Partisinin MYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Çelik, muhalefete yönelik “Bolca değişim, özgürlük söylemi kullanarak değiştiklerine dair bir izlenim vermeye çalıştılar. Ama hep beraber gördük ki, değişim diye bir şey yok. Demokrasi söylemlerinin arkasında statüko duruyor” dedi.

Haber Merkezi / Ömer Çelik, “Cumhurbaşkanımız 16 kez girdiği referandum ve seçimleri kazanan lider olarak millet iradesine her zaman saygılı olduğunu, kazandığımız, kaybettiğimiz yerlerde de göstermiştir” sözlerini ekledi.

Çelik konuşmasına, “Kaybeden çok büyük iddialarla konuşan siyasi partiler, genel başkanlar olmuştur. Ama hiçbir vatandaşımız kaybetmemiştir…. Burası hepimizin vatandıdır, hiçbir vatandaşımızın incinmesini, üzülmesini istemeyiz… Hiç kimse bir diğerinin hayat tarzının üzerine baskı kuramaz. Bazı vatandaşlarımızın kendisini incinmiş, ötekileştirilmiş hissetmesi doğru bir yaklaşım olmaz. Bu ülke hepimizin ülkesi. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun her vatandaşımızın desteğine, nefesine, gayretine ihtiyacımız var” şeklinde devam etti.

Seçim sonuçlarının netleşmesinin ardından AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında ilk kez toplandı.

Toplantı sonrası AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, açıklamalarda bulundu. Çelik’in konuşmasından başlıklar şöyle:

“Karşımızdaki ittifakın içerisindeki ana unsurun da millet iradesini gasp etmenin adresi, karargahı olarak öne çıkan bir yapı olduğu siyasi tarihimizde sabittir. Ama bolca demokrasi, değişim, özgürlük söylemi kullanarak değiştiklerine dair bir izlenim vermeye çalıştılar. Ama hep beraber gördük ki, değişim diye hiçbir şey yok. Bu söylemlerinin arkasında o katı statüko en kesif biçimde duruyor ve Türkiye’yi yeniden birtakım karanlıklara götürmek için fırsat kolluyor. Bütün bu süreç seçim boyunca net bir şekilde görülmüştür.

Cumhurbaşkanımız 1994’ten beri, 16 kez girdiği referandum ve seçimleri kazanan lider olarak millet iradesine her zaman saygılı olduğunu, kazandığımız, kaybettiğimiz yerlerde de göstermiştir. Fakat bu kesif statükoyu savunanlar aylardır, yıllardır ahlaka uymayacak biçimde diktatör demeye devam ettiler. Aylarca CHP yandaşı gazeteciler, yorumcular, bize sürekli olarak şu cevabı vermemizi istediler, ‘Eğer seçim sonucu farklı şekilde ortaya çıkarsa saygı duyacak mısınız’ diye. Bunu gündeme getiren gerçek gazeteci arkadaşlarımıza saygı duyuyoruz.

Bu söylem onlar tarafından yaygınlaştırılıp gündem yapıldığı zaman haklı olarak onlar da bu soruyu sordular. Onların yaklaşımını tabii ki saygıyla karşılıyoruz. Ondan evvel CHP yandaşı gazeteci ve yorumcuların siyasi angajman içerisine, AK Parti’nin demokratlığını sorgulama hakkı kendileriymiş gibi ortaya koydukları süreci hep beraber takip ettik. Biz hep şunu söyledik, sandığa saygı konusunda sabıkası olan biz değiliz. Sabıkası olanlar karşıdakiler. Biz bütün genel seçimleri kazandık. Geçen yerel seçimde kaybettiğimiz yerler de oldu hepsine saygı gösterdik.

Aylarca bu suçlamayı yöneltenler 14 Mayıs gecesi iki CHP’li belediye başkanın çıkıp da daha oylar sayılırken ’13. Cumhurbaşkanı Kılıçdaroğlu’dur’ diyerek, millet iradesine asıl saygısızlığın, provokasyonun oradan geldiği görüldü. Netice itibariyle bu büyük demokrasi yarışını ve bütün dünyanın adeta nefesini tutarak izlediği demokrasi yarışını milletimizin her bir ferdi olgunlukla yönetti ve katılım sağladı. Farklı siyasi partilerden vatandaşlarımız birbirlerini tebrik ettiler. Güvenlik güçleri büyük bir basiretle güvenliği sağladı. Bazı olaylar olduğunda bizim partimize de başka partilere de oldu, siyasete dönük şiddeti hep beraber kınadık. Ama siyasi alana şiddetin hakimiyeti asla söz konusu olmadı.

Bugün itibariyle demokrasi sınavında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bir kez daha onay almıştır. Çünkü karşımızdakilerin en büyük argümanı güçlendirilmiş parlamenter sistem diye aslında son derece eklektik, yamalı bohça gibi bir sistem üretmişlerdi.

Türkiye’yi kaosa götürecek unsurlar barındıra, bir şekilde devlet içinde devlet mekanizması üretmeye dönük, sadece Altılı Masa’nın kariyer ihtiyaçlarını karşılamaya dönük bir yapılanmayı bir devlet modeli olarak sunmaya çalışmışlardı. Milletimizin buna onay vermediği net bir şekilde görülmüştür. Kaybeden çok büyük iddialarla konuşan siyasi partiler, siyasi parti yöneticileri, siyasetçiler ve genel başkanlar olmuştur ama kaybeden hiçbir vatandaşımız olmamıştır. Türkiye’nin önü açıktır, Türkiye Yüzyılı’nın bütün altyapısı tamamlanmıştır.

Bu seçim sürecinde unutulmaması gereken olaylardan bir tanesi, ilk defa bir siyasi parti genel başkanı, Sayın Kılıçdaroğlu mezhepçi yaklaşımları seçim sürecinin bir parçası haline getirmeye çalışmıştır. Orta Doğu’da gördüğümüz, memleketlerin başına çok iş açmış, hiçbir şekilde siyasette gündem olmaması gereken etnikçi ya da sekter birtakım tartışmaları açtığı gibi birtakım mezhepçi tartışmaları da açmaya çalışmıştır.

Bunun karşısında hep şunu söyledik, adlarımız farklı, aidiyetlerimiz, mezheplerimiz farklı olabilir ama biz siyasal alanın değerleriyle konuşuyoruz, hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Şimdiye kadar Türk siyasetinde hassasiyetle kaçınılan bu durumun bu şekilde gündeme getirilmesinin çok üzücü ve sorumsuzca bir davranış olduğunu ifade etmek isterim. Kendisi bunu yapınca masadaki ortaklarından birisi farklı bir mezhebi referans kullanmaya kalktı. Bu son derece sorumsuz olmuştur.

YSK mensupları, kamu görevlileri bütün bu sürece katkı veren bütün görevlilere çok teşekkür ediyoruz. Türkiye’deki seçim mekanizmalarının ne kadar güvenli olduğu da görüldü. Karşımızdaki adayın, başta CHP olmak üzere veri akışı çökerken, Seçim İşleri Bakanımız Ali İhsan Yavuz başkanlığındaki verileri toplama ve işleme mekanizmamız saat gibi işlemiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız bu çalışmaları yürüten genç kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı tebrik etti.

Seçim sürecinin en büyük yalanı hangisiydi açık ara? Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından söylendi. AK Parti’nin 3 kere terörist başını bırakmaya teşebbüs ettiğini söyledi. Bu, seçim sürecinin açık ara seçimin birinci yalanıydı. AK Parti 3 kere terörist başını serbest bırakmak için kanun çıkarmaya çalıştı dediler. Baştan aşağı yalan. Bu bahsettiği kanun AK Parti iktidarından önce Kenan Evren, Turgut Özal zamanlarından beri Milli Güvenlik Kurulu Kararı’yla topluma kazandırma adıyla çıkarılmış bir kanun.

1985 yılında. Bu kanunda, örgütü deşifre eden herhangi suça bulaşmamış kişilere, örgütün dağılması için alan yaratmak üzere MGK kararıyla, 1985 yılında örgütün çözülmesini sağlamaya dönük yaklaşım geliştirilmiş. Bu kanun esasında terörist başını, PKK terör örgütü yöneticilerini kapsamıyor. Bu açık ve net. Daha sonra bu süreli olduğu için çeşitli kereler güncellenmiş. Bizim iktidarımız döneminde de güncelleme yapılmış. Terörist başının yargılandığı ve ceza aldığı maddenin zaten bu kanuna girmesi mümkün değil.

Sosyal medyada bazı genç arkadaşlarımız, kadın arkadaşlarımız videolar paylaşıyor. Hiçbir vatandaşımızın incinmesini, üzülmesini istemeyiz, burası hepimizin vatanıdır, herkes müsterih olsun. Kendi hayat tarzının ya da düşüncesinin seçimlerde kaybettiğini düşünenler, Türkiye büyük ülkedir, hiç kimse bir diğerinin hayat tarzının üzerine baskı kuramaz.

Kendini ifade etme, kendi değerlerini, ideolojik kimliğini ifade etme açısından bir şey yok. Kimse kendisinin değer sistemi açısından kaybettiği düşüneceği bir tablonun ortaya çıkması doğru değildir. Bazı vatandaşlarımızın kendisini incinmiş, ötekileştirilmiş hissetmesi doğru bir yaklaşım olmaz. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun her vatandaşımızın desteğine, nefesine, gayretine ihtiyacımız var. Seçimlerde siyasi rekabet söz konusudur, husumet söz konusu değildir.

“YSK açıklamayı yaptıktan sonra yemin töreni ve kabine takvimi başlayacak”

YSK milletvekilliği seçimi kesin sonuçlarını açıkladı. O sebeple 3 gün içerisinde yemin olacak. Fakat Cumhurbaşkanlığı kesin sonuçlarını açıklamadı. YSK açıklamayı yaptıktan sonra yemin töreni ve kabine takvimi başlayacak. Yemin töreninin yapıldığı akşam muhtemelen hem kabine açıklanmış olacak ve hem de tören yapılacak. Pek çok devlet başkanı gelmek istiyor. Süreç devam ediyor. Geniş bir katılımla o törenin gerçekleşeceğini değerlendiriyoruz.

(Mehmet Şimşek’le Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmesiyle ilgili soru üzerine) Mehmet Bey yakın bir arkadaşımız, çok da değerli arkadaşımız. O açıklamayı yaptığımız gün herkes ‘reddetti’ diyordu, benim odamla kahve içiyorduk, size bir kulis bilgisi. O da şaşırdı. Cumhurbaşkanımızla Mehmet Bey basına yansıyan ve yansımayan görüşmeler yapıyor. Mehmet Bey partimizin içinde zaten. Bu sürece katkı vermek istiyor. Kabine tamamen Cumhurbaşkanımızın takdirindedir. O konuda bizim bir şey söylememiz doğru olmaz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Dokunulmazlığını Kaybediyor; 40 Dosya Raftan İnecek

28 Mayıs’ta yapılan seçimde Cumhurbaşkanı seçilememesi nedeniyle dokunulmazlığını kaybedecek olan Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yaklaşık 40 dosya raftan inecek. Bunların 16’sını “Cumhurbaşkanına hakaret, tehdit ve iftira” iddiasıyla hazırlanan fezlekeler oluşturuyor. Savcılık, bu fezlekeleri davaya dönüştürürse Kılıçdaroğlu sanık sıfatıyla mahkemeye çıkabilir. 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı adaylığı nedeniyle 14 Mayıs seçimlerinde milletvekili adayı olmadı. Bu nedenle milletvekilliği haklarından yararlanamayacak olan Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığı, yeni Meclis’in yemin edip göreve başlamasıyla birlikte resmen kalkacak. Yemin tarihinin Cuma günü olması bekleniyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu yargıda ne bekliyor?

CHP Genel Başkanı, 2002 yılından bu yana TBMM’de milletvekili olarak dokunulmazlığa sahipti. Ancak 2016’da TBMM’de yapılan Anayasa değişikliğiyle milletvekillerinin o tarihe olan dosyaları yönünden dokunulmazlıkları kaldırılmıştı. Kılıçdaroğlu’nun da yaklaşık 60 fezlekesi raftan inmişti. Bu dava ve soruşturmaların büyük bölümü Kılıçdaroğlu lehine sonuçlandı.

Geri kalan davalar ise Kılıçdaroğlu’nun 2018’de yeniden milletvekili seçilmesiyle birlikte durmuştu.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, şimdi Kılıçdaroğlu’nun 2016’dan kalanlarla birlikte bugüne kadar savcılık tarafından hazırlanan dosyaları yönünden bir kez daha dokunulmazlığı sona erecek. Savcılık, bu fezlekeleri “suç unsuru” görürse iddianameye dönüştürerek mahkemeye gönderebilecek. Mahkemelerde olan davalar ise kaldığı yerden devam edecek. Bu durumda Kılıçdaroğlu, sanık sıfatıyla mahkemeye çıkmak zorunda kalacak. Kılıçdaroğlu’nun bu şekilde yaklaşık 40 dosyasının bulunduğu öğrenildi. Bunların 23’ü ise TBMM’de bekletilen dokunulmazlık fezlekeleri.

Kılıçdaroğlu hakkında TBMM’de 28 adet yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosya bulunuyor. Bunlardan 13’ü Cumhurbaşkanına hakaret, üçü ise Cumhurbaşkanına hakaretin yanı sıra iftira, tehdit ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik iddialarını da içeriyor. Diğer dosyalarındaki suçlamalar ise şöyle:

“1 adet adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs, 1 adet alenen hakaret, 1 adet iftira, 3 adet kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret, 3 adet kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevinden dolayı hakaret, 1 adet soruşturmanın gizliliğini ihlal, 1 adet suçu ve suçluyu övme, 1 adet tehdit iddiası.”

Raftan inecek dosyalar arasında “21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” broşürü de yer alacak. Broşürde, Erdoğan ile Fethullah Gülen’in fotoğrafı kullanılmış ve Gülen yapılanmasıyla AKP’nin ilişkisi ayrıntılarıyla anlatılmıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 2021 yılında buna ilişkin 7 sayfalık fezleke hazırlayıp Meclis’e göndermişti.

CHP lideri Kılıçdaroğlu hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret”, “Halkı kin ve düşmanlığına alenen tahrik ve aşağılama”, “iftira”, “hakaret” suçlarından işlem yapılması istenmişti. Fezlekede Cumhurbaşkanı Erdoğan, Süleyman Soylu, Bekir Bozdağ, Numan Kurtulmuş’un arasında bulunduğu bazı iktidar temsilcileri mağdur sıfatıyla yer alıyor.

Kılıçdaroğlu’na yakın kaynaklar, bu olaya ilişkin dava açılması halinde CHP liderinin özellikle mahkemeye gelerek AKP ile Gülen yapılanmasının ilişkisini ayrıntılarıyla anlatacağını söyledi.

Millet İttifakı liderlerinde durum ne?

Öte yandan Millet İttifakı’nın diğer liderleri de Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı olduğu için milletvekili olamadı.

Bu nedenle Meral Akşener, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, Gültekin Uysal ve Temel Karamollaoğlu da şu anda olduğu gibi dokunulmazlığa sahip değil. Bu isimlerle ilgili de savcılık istediği soruşturmayı açma yetkisi bulunuyor. İYİ Parti lideri Akşener hakkında 2016’dan bu yana Gülen yapılanması iddiasıyla yürütülen bir soruşturma bulunuyor.

Diğer yandan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında YSK üyelerine hakaret iddiasıyla verilen 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasının da istinaf aşaması devam ediyor. Bu cezanın istinaf ve Yargıtay’ın onayından geçmesi halinde İmamoğlu siyasi yasakla karşı karşıya kalabilecek. Bu durumda da 2024’teki yerel seçimlerde aday olamayacak.

Paylaşın

Açlık Sınırı 10 Bin, Yoksulluk Sınırı 33 Bin Lirayı Aştı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarını kapsayan açlık sınırı 10 bin 362 liraya, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı olan yoksulluk sınırı 33 bin 752 liraya yükseldi.

Haber Merkezi /Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Mayıs ayı açlık ve yoksulluk sınırı verilerini açıkladı.

Buna göre, bu ay 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden “açlık sınırı” 10 bin 362 lira oldu. Gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen “yoksulluk sınırı” ise 33 bin 752 lira olarak hesaplandı.

Bekar bir çalışanın “yaşama maliyeti” de aylık 13 bin 439 lira olarak belirlendi. Ankara’da yaşayan 4 kişilik ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarı, bir önceki aya göre yüzde 2,23 artarken, son 12 ay itibarıyla artış oranı yüzde 72,18 oldu.

Araştırmaya göre, bu ay süt fiyatları değişmedi, yoğurt fiyatları geriledi, peynir fiyatları yüzde 3 arttı. Et ve Süt Kurumunun, Ankara Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Perakendeciler Derneği bünyesinde faaliyet gösteren marketlerin bir kısmına nisan sonu itibarıyla ithal edilen karkas etleri düşük fiyattan vermesi sayesinde dana kıyma 190 lira, kuşbaşı 210 liradan satılmaya başlandı.

Buna karşın ulusal zincir marketler ve Ankara’nın dernek üyesi olmayan veya olup da yerli et satmaya devam eden yerel marketlerinden pek çoğunda dana kıyma ortalama 280 lira, kuşbaşı ise ortalama 315 liradan satıldı. Dana eti ortalama fiyatı yüzde 13 artarken, kuzu eti ortalama fiyatı hafif seviyede yükseldi. Kırmızı et fiyatlarındaki artışın beyaz ete talebi artırmasıyla bir ayda tavuk yüzde 6, balık yüzde 5 zamlandı. Kuru fasulyenin fiyatı yüzde 13, kırmızı mercimeğin yüzde 9 yükselirken, nohut fiyatı yüzde 3 geriledi. Yumurta fiyatında ise yüzde 15 artış oldu.

Pirinç fiyatı yüzde 7, un fiyatı yüzde 13 zamlanırken, bulgur fiyatı yüzde 12 düştü. Semt pazarlarında yeşil soğan, kıvırcık gibi salata yeşilliklerinin fiyatı yüzde 20 artarken, pırasa, lahana gibi yeşil yapraklı sebzelerin fiyatları sınırlı seviyede yükseldi.

Patatesin kilogram fiyatı 17,5 lirayı bulurken geçen ay ortalama 25 liradan satılan soğanın fiyatı 19 liraya indi. Gıda sepetinde bu ayın “zam şampiyonu” yüzde 75’lik fiyat artışıyla havuç oldu ve ortalama fiyatı 35 lirayı gördü. Limon, turp, domates, salatalık fiyatları geriledi, patlıcan ve kabak fiyatları değişmedi. Yaz meyvelerinden tezgahlarda yaygınlaşmaya başlayan kiraz ve karadut 40 liradan satıldı. Tezgahlarda 16 liradan satılan elma, en uygun fiyatlı meyve oldu.

Son bir ayda ayçiçeği yağı ortalama yüzde 3, zeytinyağı yüzde 4 zamlandı. Tereyağı fiyatında değişiklik olmadı, margarin fiyatı yüzde 3 azaldı. Tuz, baharatlar, ıhlamur, zeytin, şeker ve pekmez fiyatları değişmedi. Salça fiyatı sınırlı düzeyde azaldı. Reçel fiyatı hafif seviyede, çay fiyatı yüzde 5, bal fiyatı yüzde 10 zamlandı.

Paylaşın

HÜDA PAR Lideri Yapıcıoğlu’ndan “Yemin” Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

Meclis’te yapılacak yemin töreni hakkında soruları yanıtlayan HÜDA PAR Lideri Yapıcıoğlu, “Elbette okuyacağız. Bir nokta, virgül eksik bırakmamak gerekiyor. Ekleme çıkartma yapma gibi bir durum yok. Belki konuşulması istenmeyen gündemler için kasıtlı şekilde gündeme geldi” dedi.

“Kampanya sürecinde başarılı olabilmek için manipülasyon yapıldığını” ileri süren Yapıcıoğlu, “Seçim geçti. Eğer ciddi düşmanlık değilse bundan sonra vazgeçerler. Asla böyle bir şey gündeminizde olmadı ‘Yemin etmeyeceğiz’ diye bir şey söylemedik. Yeminimizi yapacağız, parlamentodaki görevimizi yapmaya geldik. Şov yapmaya gelmedik” ifadelerini kullandı.

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Meclis’e gelerek kaydını yaptırdı, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Habertürk’ten Arzu Türkuçar’ın haberine göre, Yapıcıoğlu, Meclis’te yapılacak yemin törenine ilişkin açıklama yaptı. Seçim sonuçlarını değerlendiren Yapıcıoğlu, “Tüm milletimize hayırlar niyaz ediyorum. İnşallah canla başla hangi partiden, hangi siyasi görüşten olursa olsun elimizden geldiğince çalışacağız. Umarım bundan sonra siyasi nezaketler yerine getirmeye çalışalım” dedi.

Meclis’te yapılacak yemin töreni hakkında soruları yanıtlayan Yapıcıoğlu, “Elbette okuyacağız. Bir nokta, virgül eksik bırakmamak gerekiyor. Ekleme çıkartma yapma gibi bir durum yok. Belki konuşulması istenmeyen gündemler için kasıtlı şekilde gündeme geldi” dedi.

“Kampanya sürecinde başarılı olabilmek için manipülasyon yapıldığını” ileri süren Yapıcıoğlu, “Seçim geçti. Eğer ciddi düşmanlık değilse bundan sonra vazgeçerler. Asla böyle bir şey gündeminizde olmadı ‘Yemin etmeyeceğiz’ diye bir şey söylemedik. Yeminimizi yapacağız, parlamentodaki görevimizi yapmaya geldik. Şov yapmaya gelmedik” ifadelerini kullandı.

Zekeriya Yapıcıoğlu, Hizbullah hakkında gelen soru için, “Çok kasıtlı bir şey. Yüz bin defa söyledik, öyle bir şey yok. Bundan sonra inşallah iftira kampanyası sona erer. Suç işleyen birinin avukatlığını yapmak… Savunma hakkı başka savunulan kişiyle özdeşleştirmek başka bir şey” diye konuştu.

Paylaşın