Erdoğan İle Biden Görüştü: F-16 Ve İsveç’in NATO Üyeliği

ABD Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın telefon görüşmesinde F-16, İsveç’in NATO üyeliği ve iki ülke arasındaki işbirliğinin ilerletilmesinin gündeme geldiği bildirildi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la telefonda görüştü.

Cumhurbaşkanlığı’nın resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, ABD Başkanı Joe Biden’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak tebrik ettiği belirtildi.

ABD Başkanı Biden’ın görüşmede, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim başarısını kutlayarak, sonuçların Türk halkı için hayırlı olmasını dilediği” ifade edildi.

Açıklamada iki liderin, “bölgesel ve küresel meydan okumalar karşısında Türkiye-ABD ilişkilerinin daha da ehemmiyet taşıdığını belirterek, yeni dönemde iki ülke arasındaki tüm konularda işbirliğini ilerletme hususunda mutabık kaldığı” belirtildi.

Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasında hangi konu başlıklarının ele alındığına ilişkin başka bir ayrıntı paylaşılmadı.

“Erdoğan F-16 konusunu gündeme getirdi”

Reuters’ın haberine göre Başkan Biden, Erdoğan’ın telefon görüşmesinde ABD’nin Türkiye’ye F-16 satışı olasılığını; kendisinin de Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya katılımına itirazından vazgeçmesi konusunu gündeme getirdiğini söyledi.

Habere göre ABD Başkanı Biden bu konuyu önümüzdeki hafta daha ayrıntılı konuşacaklarını belirtti.

Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından NATO’ya üye olmak için başvuran İsveç’in İttifak’a katılım protokolünü henüz Türkiye onaylamadı.

Finlandiya’nın NATO’ya katılım protokolünü onaylayan Türkiye İsveç’ten terörle mücadele konusunda daha fazla adım atmasını talep ediyor.

Türkiye, terörist olarak gördüğü militan grupların üyelerini İsveç’in barındırdığını ve Ankara’nın güvenlik endişelerini gidermek için geçen yıl Haziran ayında Madrid’de varılan anlaşma kapsamında üzerine düşeni yapmadığını savunuyor.

İki ülke arasındaki NATO görüşmeleri, Türkiye’deki seçim sürecinde durma noktasına gelmişti.

İsveç 11-12 Temmuz tarihlerinde Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak ittifak zirvesine kadar NATO’nun 32’nci üye ülkesi olmayı umuyor.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, dün sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı tebrik etmiş; “Ortak güvenliğimiz gelecekteki bir önceliktir” demişti.

Paylaşın

Davutoğlu: Yeni Siyasi Konjonktürdeki Yol Haritamızı Belirleyeceğiz

Seçim sonuçlarına ilişkin açıklamalarda bulunan GP Lideri Davutoğlu, partililere seslenerek, “Sizler yeni parti kurma ortamı açısından herkesin korku ikliminde sustuğu Cumhuriyet tarihinin en zor dönemlerinden birinde samimiyetle ve cesaretle çağrımıza kulak verdiniz, mahallelerinizdeki konfor alanlarından çıktınız ve ayağa kalktınız. Fiili saldırılara, hukuki davalara, baskılara, dışlamalara direnerek sadece bir parti kurmadınız, ülkenin siyasi iklimini değiştirdiniz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ekonomik zorluklara rağmen kimseye boyun eğmeden özgürlükçü demokrasi mücadelesinde milletimizin gür sesi oldunuz. Millet ittifakı içinde kaynaştırıcı bir misyon, seçim sathı mahallinde enerjik bir güç kaynağı oldunuz. Teşkilatlarımız olarak adayımızın olmadığı illerde dahi büyük bir gayretle gece gündüz çalıştınız.”

Davutoğlu, açıklamasının devamında, “Bugün yeni bir başlangıç günüdür. Her zamankinden daha büyük bir azim ve kararlılıkla çınar yaprağının beş kolunu oluşturan adalet, demokrasi, refah, eşitlik ve siyasi ahlak mücadelemize devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde her düzeyde yapacağımız istişarelerle başta yerel seçimler olmak üzere yeni siyasi konjonktürdeki yol haritamızı belirleyeceğiz. TBMM’ndeki on cesur yürek arkadaşımızla insanlarımızın hakkını ve hukukunu koruyacak, daha büyük birlikteliklerin önünü açacağız” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı canlı yayınla Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turu sonuçlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Hepimizin geleceği açısından son derece önemli bir seçimi geride bıraktık. Demokrasilerde seçimler sonuçları ne olursa olsun bir yenilenme imkanı sunarlar. Bu imkanı değerlendirenler bir sonraki seçime daha hazır hale gelirler. Bugün gerek siyasi partiler gerekse bütün bir toplum olarak bu değerlendirme sorumluluğu ile karşı karşıyayız.

Her şeyden önce dünyada örneği az görülen bir katılım oranı ile sandığa giden halkımızın demokratik olgunluğu geleceğimizin en büyük teminatıdır. Bu siyasi katılım bilinci oldukça her krize çözüm bulabilir, her çürümüş siyasete alternatif üretebilir, her karanlık tünelden yeni bir ufka yelken açma umudunu sürdürebiliriz. Bu bilinç dolayısıyla sandığa giden her bir vatandaşımıza, sandık başında demokrasinin namusu olan oylara sahip çıkmak için çaba gösteren her bir görevlimize ve müşahidimize teşekkür ediyorum.

Milletimizin tecelli eden iradesi başımızın tacıdır.

Seçim sonuçlarına göre yeniden Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Tayyip Erdoğan’ı tebrik ediyorum. Son derece eşitsiz şartlarda demokrasi mücadelesi veren sayın Kılıçdaroğlu’na ve birlikte mücadele ettiğimiz Millet ittifakı liderlerine ve belediye başkanlarına teşekkürü bir borç biliyorum.

Bugün ülkemizin karşı karşıya olduğu son derece yaygın bir yoksullaşmaya yol açan ekonomik kriz, on bir şehrimizi ve insan dokusunu tahrip etmiş depremin getirdiği sorunlar, kurumsal çözülme, ekonomipolitik sistemin her bir yanına nüfuz etmiş yolsuzluklar, adalet sistemine güvensizlik vb. derin bunalım unsurları bütün can yakıcılığıyla gündemimizde.

Bütün bu sorunların müsebbibi olan iktidar elindeki devlet imkanları ve tekeline aldığı propaganda araçları ile kampanya süresince bu sorunların değil, milli ve dini sembollerin kullanıldığı terör ve din özgürlüğü bağlamında bir tehdit algısının gündemi işgal etmesini başardı. Kabul etmek durumundayız ki, en azından bu aşamada sembol istismarına dayalı siyaset alternatif politika önermelerine dayalı akli siyasete, kutuplaştırma dili nezaket diline, montaja dayalı yalan propaganda umuda dayalı kampanyaya galebe çaldı.

Ancak şimdi seçim bitti ve bütün bu can alıcı sorunlar başta iktidar olmak üzere hepimizin gündeminde. Şahıs ve grup çıkarını değil, ülke çıkarını siyasetin merkezine alan Gelecek Partisi olarak bundan sonra bu sorunların çözümü yönündeki çabalarımızı yapıcı muhalefet anlayışı zemininde sürdürecek, otoriter yolsuzluk düzeninin devamı yönündeki her uygulamaya karşı da kararlılıkla direneceğiz.

Dün gece Sayın Erdoğan’ın Kısıklı ve Beştepe konuşmalarını hiçbir önyargı olmaksızın sadece tek bir saikle dinledim: Sayın Erdoğan acaba son dönemine başlarken artık seçim hedefine ulaşmış olmanın özgüveni içinde yeni bir sayfa açarak hep birlikte ülke sorunlarını çözmeye yönelme olgunluğu gösterecek mi, yoksa alışageldiği siyasi nezaketten yoksun hakaret ve kutuplaştırma yöntemi ile var olan sorunları ve yolsuzlukları hamaset şalı ile örtecek bir dil mi kullanacaktı?

Maalesef, arzu etmediğim ama beklediğim oldu ve beni şaşırtmadı. Karşımızda iki Erdoğan vardı. Prompter’a sadık kaldığında metin yazarlarının ifadeleriyle “bu seçimin kaybedeni olmayacak, 85 milyon kazanacak” diyerek kucaklayıcı mesajlar verirken, prompterdan koparak irticalen konuştuğunda bilinçaltını ortaya dökerek yine hakaret ve itham diline döndü. Bizlerin de içinde olduğu bütün bir muhalefeti LGBT’ci, terör ile işbirlikçi, dış güçlerin aparatı ilan etti, milli iradeyle seçilmiş milletvekillerine “kiralık vekiller” diye hitap etti, rakibi Sayın Kılıçdaroğlu’nu kitlelere yuhalattı.

Seçilen Cumhurbaşkanının kullandığı bu kutuplaştırıcı dil toplumsal barış ve ülke için en büyük tehdittir.

Sayın Erdoğan’a bir kez daha sesleniyorum: Demokratik ülkelerde rastlanmayan yöntemlerle de olsa seçimi kazandınız ve kaybetmekten çok korktuğunuz iktidarınızı korudunuz. Muhalefet de milli iradeye saygısını ortaya koydu. Artık biraz olgunluk gösterin ve bu dışlayıcı aşağılayıcı dili terk edin. Millet bu kutuplaşmadan yorgun düştü, daha fazla yormayın. Madem seçimi kazandınız, ülkenin sorunlarına odaklanın.

Cumhur İttifakı’na oy vermiş değerli vatandaşlarım,

Verdiğiniz oya saygım sonsuzdur. Ancak büyük bir çoğunluğunuzun ülkedeki bütün bu sorunların müsebbibi olan iktidara bu desteği iç huzuru ile vermediğinizi de biliyorum. İktidardaki güç yozlaşmasının ve varolan yakıcı sorunların siz de farkındaydınız; ancak iktidarın oluşturduğu din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili kazanımların korunması ve terörle mücadele kaygısına dayalı korku iklimi varolan sorunları ertelemenize yol açtı. Ne yazık ki devletin resmi kanalı TRT de dahil olmak üzere tüm iletişim kanallarının bize kapalı olması nedeniyle tüm samimi çabalarımıza rağmen biz de size yeterince ulaşamadık.

Ancak siz de şunu görün lütfen. AK Parti bu seçimi olumlu icraatları ile değil ürettiği korku ve dürtü politikası ile kazandı. Artık seçim geçti; arzu ettiğiniz gibi bu korkuları engelleyeceğini düşündüğünüz iktidar İslam ahlakına, devlet kültürümüze ve Anadolu irfanına açıkça aykırı yolsuzluk düzeninin daha da derinleşmesi pahasına da olsa sürecek.

Ortada bir vehim şeklinde üretilen muhalefet kazanırsa “Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılacak”, “Ayasofya tekrar müze yapılacak”, “başörtüsü yasaklanacak”, “savunma sanayi durdurulacak”, “LGBT’ye özgürlükler tanınacak”  vb. yalanlara dayalı vehimler artık geçersiz olduğuna göre iktidardan verdiğiniz oyun hesabını sormaktan çekinmeyin. Bunu bizim için değil çocuklarınız ve torunlarınız için yapın.

“Herkesle yüzleşmeye ve halleşmeye hazırım”

Bizim ne yapacağımızı merak ediyorsanız onu da söyleyeyim. Hakkımda uydurulan iftiralara inanmış kardeşlerim de dahil herkesle yüzleşmeye ve halleşmeye hazırım.

Evet, gençliğimden beri savunduğum değerlerle buradayım. “Eski Başbakan”, “Gelecek Partisi Genel Başkanı”, “Ahmet Hoca”, “Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu” olarak değil “Mehmet oğlu Ahmet” olarak huzurunuzdayım. Arkamda ne iktidar, ne medya, ne sermaye gücü var; dış odakların da iç odakların da hedefinde oldum, hala hedefindeyim. Bırakın gemiyi, sandalım dahi yok ki yakayım.

Neye mi güveniyorum? Mutlak adaletine inandığım Rabbime ve nihai kertede hiçbir zaman şaşmayacağına inandığım milletimin vicdanına.

12 Eylül’ün sert rüzgarlarında, 28 Şubat’ın kuru ayazında, 15 Temmuz’un yakıcı gecesinde neredeysem hala oradayım. Başını omuzuma koyup ağlayan Arakanlı kardeşimle, bütün varlığıyla sadece bana değil bir umuda sarılan Doğu Türkistanlı yaşlı büyüğümle, Gazze’de bombalar altında Şifa hastanesinde şehit kızının başında teselli arayan Filistinli kardeşimle kucaklaştığımda hangi hal ile hallenmişsem yine aynı hal üzereyim. 28 Şubat şartlarında dahi hiç ara vermediğim ilim kürsüsünde, İslam dünyasına yeni bir nesil yetiştirme amacıyla Malezya’da 85 milletten gençlere verdiğim derslerde, Mavi Marmara katliamı sonrası BM Güvenlik Konseyi’nde, terörle mücadelede Van havaalanında şehitlerimizi uğurlarken, Arakan’da bir selam ile ayağa kalkan mazlumlara hitap ederken kelamım hangi nefesten çıkmışsa yine aynı nefese sahibim.

Ne insani kimlik, tarih ve zaman bilinciyle donandığım değerlerden taviz verdim, ne küçük çıkarlar için güç yozlaşmasının girdabına kapıldım. İnsanım, hata yaptım belki ama hatamı inancımla ve vatanperverlik hamaseti ile örtmeye çalışmadım.

Başbakanken devleti kurumsal çürümeden, ülkeyi terör örgütlerinden, AK Parti’yi yolsuzluklardan temizlemek için nasıl çaba sarf ettiğime Rabbim de sizler de şahitsiniz. Meselemin bir şahsi ikbal meselesi olmadığını gösterebilmek için herkesin peşinde koştuğu başbakanlık makamı dahil bütün makamları ülkem ve parti zarar görmesin diye terk ettim. Ülke yasaklar, yolsuzluklar ve yoksulluktan oluşan şeytan üçgeninin girdabına girdiğinde ise güçlü bir alternatif oluşturmak için nasıl gayret ettiğime de bu süreçlerin içinde olanlar şahittir. Bütün bu çabalarım karşılıksız kaldığında her türlü çileyi göze alan dava arkadaşlarımla yola çıktığımda bunu beyhude çaba olarak görenler olmuştu. Halbuki biz gücü değil ahlakı, zaferi değil seferi, çıkarı değil çileyi, beni değil bizi öncelemiştik.

Bütün benliğimle, çıkarlarıyla değil ilkeleriyle siyaset yapan, “olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan” Gelecek Partisinin fedakar ve samimi kadrolarıyla bugün de buradayız. Dürtüleriyle değil yüreğiyle yaşayan insanlara has bir vakarla dimdik ayaktayız. Sizin oylarınızın hukukunu da aramak üzere siyaset yapmaya devam edeceğiz. Sizden tek talebimiz kısa dönemli güç politikasının sürmesi adına kulaklarınızı bize, gözlerinizi gerçeklere kapatmayın. Her Müslümanın bildiği hadis mucibince “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmayalım ve gerektiğinde Hz. Ömer’den hesap soran sahabinin ahlakı ile ahlaklanalım. Kendimize örnek olarak her tür yolsuzluğa meşruiyet kılıfı bulan din adamlarını değil, haksızlık söz konusu olduğunda kimliğe değil fiile bakan ve hem Emevi hem Abbasi hapishanelerinde çile çeken ve bir rivayete göre son nefesini adalet arayışı için zindanda veren İmamı Azam Ebu Hanifeyi örnek alalım. Onu sadece ibadet ederken değil toplumsal ahlak için de rehber edinelim.

Millet İttifakı’na destek vermiş olan değerli vatandaşlarıma da sesleniyorum.

Asla ümitsizliğe de olası tahriklere de kapılmayınız. Seçim neticeleri bir iktidar değişimine yol açmamışsa da toplumun yarısı statükoya karşı değişim talebini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Sayın Erdoğan’ın dün geceki üslubu sizi yanıltmasın. Cumhur İttifakı’na destek verenlerin iktidarın uygulamalarını ve otoriter yolsuzluk düzenine dayalı statükoyu benimsediği düşüncesine kapılmayınız. Onların bu tercihi, oluşturulan korku ikliminin eseridir. Onlarla köprüleri atmayalım, yeni köprüler kuralım. Kutuplaşma tuzağını biz bozalım.

Altılı Masa ve sonucunda oluşan Millet İttifakının siyasi tarihimiz içindeki önemine ilk günkü gibi inanıyorum. Biz sadece altı lider olarak bir araya gelmedik; birbirini tanıma şansı olmayan kitleleri de ortak bir demokratik toplum hedefinde buluşturduk. Yine söylüyorum: bu çaba 200 yıllık modernleşme, 150 yıllık Meclis, 100 yıllık Cumhuriyet, 75 yıllık demokrasi tarihimizin bütün ana damarlarını bir araya getiren bir toplumsal barış projesidir. Bu toplumsal barış projesine destek veren bütün liderlere ve zorlu seçim mücadelesinde omuz omuza mücadele veren parti teşkilatlarımıza teşekkür ediyorum. Bu süreçte yeni dostluk köprüleri kuruldu, yeni bir iklim oluştu. Ülkemizin bu dostluk köprülerine ve bu toplumsal barış iklimine ihtiyacı var.

Özetle, bu toplumsal barış projesi asla başarısız olmamıştır. Bu misyon yeni şartlara uyum sağlayacak şekilde yeniden değerlendirilmeli, bu çabalarla oluşan toplumsal zemin ise mutlaka korunmalıdır. Ülkenin muhafazakar, milliyetçi ve laik akımların gittikçe radikalleşen otoriter formlarına karşı özgürlükçü muhafazakarlığın, özgürlükçü milliyetçiliğin ve özgürlükçü laikliğin ortak bir zeminde ve gelecek vizyonunda buluşması son derece değerlidir. Bu misyonun gerektirdiği şekilde Erdoğan liderliğinde oluşan Cumhur ittifakı ve seçim yaklaşırken aralarına katılan yeni bileşenleri de dahil olmak üzere sergilenen otoriter yaklaşımların daima karşısında olacağız.

Bir bütün olarak toplumumuzun bütün kesimlerine de seslenmek istiyorum. Önümüzde bizi bekleyen en büyük tehlike dün seçim neticesinin ortaya çıkardığı ortadan ikiye yarılmış toplum görüntüsünün kemikleşerek kalıcı hale gelmesi ve bu parçalanmanın yetmişli ve doksanlı yıllarda olduğu gibi otoriter dikta heveslilerince istismar edilmesidir. Sayın Erdoğan’ın dünkü konuşması bu kaygıyı azaltmadığı gibi artırmıştır.

Aslında birbirine karşı imiş gibi görünen veya iktidar tarafından böyle gösterilen bu yüzde ellilik topluluklar aynı ideal ve özlemin peşindedirler: bağımsız ve güçlü bir ülke, özgür ve demokratik bir toplum, insan onuruna yakışır bir hayat standardı.

Demokrasi tarihimizde hiçbir siyasiye nasip olmamış bir tecrübemi paylaşarak bu kanaatimi pekiştirmek istiyorum. 2015 yılındaki iki seçimde AK Parti Genel Başknaı ve Başbakan olarak büyük çoğunluğu muhtemelen bu seçimlerde Cumhur İttifakı’na oy vermiş AK Partililere hitap ettiğim İstanbul (Maltepe), İzmir (Konak), Samsun (Cumhuriyet) ve Bursa (Gökdere) meydanlarında bu kez Gelecek Partisi Genel Başkanı olarak AK Parti’ye muhalif Millet İttifakı seçmenlerine hitap ettim. Benim için hem son derece duygusal hem de sınama niteliği taşıyan tecrübelerdi. İki farklı kutbu temsil ettiği düşünülen iki kitle ile de coşku yüklü duygusal iletişim bağı kurduğumda şunu fark ettim: Yüreğinizle konuştuğunuzda milletimizin farklı kesimlerinin duygularını buluşturabilirsiniz.

Kitleler farklı idi ama ben hemen hemen aynı milli duyguları ve aynı demokratik vurguları öne çıkarmıştım ve aynı coşkuyla karşılanmıştım. Bugün de kendime ve partime biçtiğim en önemli misyon iktidar sahiplerinin otoriter yolsuzluk düzenini korumak için kutuplaştırma taktiği ile birbirne hasım hatta düşmen kılmaya çalıştığı bu kitleleri ortak bir gelecek vizyonunda buluşturmaktır.

Bu zor şartlarda şiarımız kutuplaşma değil kucaklaşma olmalıdır.

Son olarak bütün bu zorlu süreçlerde kendilerine hiçbir çıkar ve makam vaat etmememe rağmen beni hiç yalnız bırakmayan vefakar Gelecek Partisi kadrolarına seslenmek istiyorum.

Sizler yeni parti kurma ortamı açısından herkesin korku ikliminde sustuğu Cumhuriyet tarihinin en zor dönemlerinden birinde samimiyetle ve cesaretle çağrımıza kulak verdiniz, mahallelerinizdeki konfor alanlarından çıktınız ve ayağa kalktınız. Fiili saldırılara, hukuki davalara, baskılara, dışlamalara direnerek sadece bir parti kurmadınız, ülkenin siyasi iklimini değiştirdiniz. Ekonomik zorluklara rağmen kimseye boyun eğmeden özgürlükçü demokrasi mücadelesinde milletimizin gür sesi oldunuz. Millet ittifakı içinde kaynaştırıcı bir misyon, seçim sathı mahallinde enerjik bir güç kaynağı oldunuz. Teşkilatlarımız olarak adayımızın olmadığı illerde dahi büyük bir gayretle gece gündüz çalıştınız.

Bugün yeni bir başlangıç günüdür. Her zamankinden daha büyük bir azim ve kararlılıkla çınar yaprağının beş kolunu oluşturan adalet, demokrasi, refah, eşitlik ve siyasi ahlak mücadelemize devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde her düzeyde yapacağımız istişarelerle başta yerel seçimler olmak üzere yeni siyasi konjonktürdeki yol haritamızı belirleyeceğiz. TBMM’ndeki on cesur yürek arkadaşımızla insanlarımızın hakkını ve hukukunu koruyacak, daha büyük birlikteliklerin önünü açacağız.

Bu vesile ile Aziz İstanbul’umuzun Fethi’nin 570. yılı kutlar, çağ kapatıp, çağ açarak Hz. Muhammed’in övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Han’ı ve fetih şehitlerimizi rahmetle anarım.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Tarihin Doğru Tarafında Yer Aldık

14 ve 28 Mayıs seçimleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan DEVA Lideri Babacan, “Demokrasi bir müsabaka değildir. Birinin kazandığı, diğerinin kaybettiği birinin galip geldiği, diğerinin mağlup olduğu bir yarış değildir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sayın Kılıçdaroğlu’na oy veren dostlarım mağlup değiliz. Biz her birimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve onurlu vatandaşlarıyız. Vicdanımız rahat olsun, tarihin doğru tarafında yer aldık.”

Babacan, açıklamasının devamında, “Hep beraber hakça mücadele ettik hakça. Mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü haklıyız. Haklı olmanın verdiği güçle mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü demokrasi değerli arkadaşlarım sadece seçimden seçime oy kullanmaktan ibaret bir sistem değildir. Demokrasi, muhalefet partileriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, özgür basınla her daim denetleme, denge ve kontrol çabasıdır” ifadelerine yer verdi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 14 ve 28 Mayıs seçimleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunduğu, “Umutsuzluğa yer yok. Tarihin doğru tarafındayız. Biz buradayız” notu ile video yayımladı.

Babacan, paylaştığı videoda şu ifadeleri kullandı:

“Demokrasi bir müsabaka değildir. Birinin kazandığı, diğerinin kaybettiği birinin galip geldiği, diğerinin mağlup olduğu bir yarış değildir. Sayın Kılıçdaroğlu’na oy veren dostlarım mağlup değiliz. Biz her birimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve onurlu vatandaşlarıyız. Vicdanımız rahat olsun, tarihin doğru tarafında yer aldık. Hep beraber hakça mücadele ettik hakça.

Mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü haklıyız. Haklı olmanın verdiği güçle mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü demokrasi değerli arkadaşlarım sadece seçimden seçime oy kullanmaktan ibaret bir sistem değildir. Demokrasi, muhalefet partileriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, özgür basınla her daim denetleme, denge ve kontrol çabasıdır.

Aynı zamanda hep söylediğim gibi demokrasi emek ister, demokrasi sabır ister, demokrasi özen ister. Çok çalışacağız, daha da çok çalışacağız. Erdoğan şunu diyemez: ‘Ben vatandaşlarımızın yüzde 50 oyunu cebime koydum.

Yüzde 48’inden bana ne.’ Bakın seçim sonucu değerli arkadaşlar öyle olmuş, böyle olmuş, asıl biz Türkiye’yi kazanmak için çalışıyoruz. Türkiye’yi kazanmak için de yolumuza devam edeceğiz. Unutmayın doğacaktır sana vadettiği günler hakkın, kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.”

Paylaşın

Joe Biden Ve Vladimir Putin, Erdoğan’ı Tebrik Etti

ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Seçimini kazanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak tebrik etti.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak, yeniden Cumhurbaşkanlığına seçilmesi dolayısıyla tebrik etti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Amerika Birleşik Devletleri Başkanı (ABD) Joe Biden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak yeniden Cumhurbaşkanlığına seçilmesi dolayısıyla tebrik etti.

ABD Başkanı Biden, görüşmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim başarısını kutlayarak, sonuçların Türk halkı için hayırlı olmasını diledi.

İki lider, bölgesel ve küresel meydan okumalar karşısında Türkiye-ABD ilişkilerinin daha da ehemmiyet taşıdığını belirterek, yeni dönemde iki ülke arasındaki tüm konularda iş birliğini ilerletme hususunda mutabık kaldı.”

Putin, seçim sonuçlarının Türk halkı için hayırlı olmasını diledi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak tebrik etti.

Konuya ilişkin Cumhurbaşkanlığı’nın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak seçim başarısı dolayısıyla tebrik etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, görüşmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanlığına seçilmesini kutlayarak, seçim sonuçlarının Türk halkı için hayırlı olmasını diledi.

İki lider yeni dönemde de Türkiye-Rusya ilişkilerinde ve bölgesel konularda iş birliğini daha da geliştirme konusunda mutabık kaldı.”

Paylaşın

DP Lideri Uysal: Erdoğan, Siyasal Olarak Kaybetmiştir

14 ve 28 Mayıs seçimleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan DP Lideri Uysal, “İnandığımız değerlere karşı sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmanın huzuru içindeyim. Bilmenizi isterim ki geride bıraktığımız iki yılı aşkın zamanda bizler için asıl kazanç; zerrece menfaat, şahsi ikbal kaygısı olmaksızın verilmiş mücadele, dökülmüş terdir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Asıl kazanç, tüm farklılıklara rağmen ortak irade koyduğumuz diğer partilerle, Millet İttifakı ile omuz omuza Türkiye için çalışabilme, eskisi gibi bir lokma ekmeği bölüşebilme iradesidir.

Bilinmesi gerekir ki Erdoğan kirli ve eşit rekabet imkanı olmayan bir seçimi sayısal olarak kazanmış, siyasal olarak kaybetmiştir. Bizim için ise kazancın başlangıcı burasıdır. Bu, ‘seçim kazandık’ diyenlerin kaybettiği, kaybettiği zannedilen Millet İttifakı ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazandığı bir seçimdir. Elbet bir gün tarih hükmünü icra edecektir.”

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, 14 ve 28 Mayıs seçimleriyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

DP Lideri Uysal, “Türk siyasi tarihinin en adaletsiz seçimini geride bıraktık. Buna karşın Türkiye’de değişime ihtiyaç duyan, refah, adalet ve demokrasi arayan, bu değerlerin bilincinde olan ve artı değer yaratan milyonlarca insanın desteği ile umutvar olduk.” dedi.

“28 Mayıs’ta ikinci turu yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi sonucunun, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.” diyen Uysal, “karşılaştıkları haksız rekabeti” şu sözlerle eleştirdi:

“Çok partili siyasi hayata geçtiğimiz günden bugüne kadar hiç görülmemiş şekilde kamunun imkan ve araçlarının ‘bir siyasi parti lehine’ hareket ettiği ve bir ‘tek parti iktidarı’nın varlığını kanıtlayan seçim dönemini geride bıraktık.

Bir tarafta iktidar ve iktidarın tüm imkanları, dahası iktidarın yedeğine aldığı birçok kirli güç unsuru, diğer tarafta ise yıllardır süren hukuksuzluk, haksızlık ve yolsuzluklara karşı kısıtlı imkanlar ve seçmenin samimi desteğinin rekabetine tanık olduk. Aslında iktidarın sahip olduğu imkanları düşündüğümüzde siyasette ‘haksız rekabetin’ en kesif örneği ile karşılaştık…

Bilinmesi gerekir ki Erdoğan kirli ve eşit rekabet imkanı olmayan bir seçimi sayısal olarak kazanmış, siyasal olarak kaybetmiştir. Bizim için ise kazancın başlangıcı burasıdır. Bu, ‘seçim kazandık’ diyenlerin kaybettiği, kaybettiği zannedilen Millet İttifakı ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazandığı bir seçimdir. Elbet bir gün tarih hükmünü icra edecektir.”

Paylaşın

HÜDA PAR: Seçimlerde Dengeleri Değiştirdik

14 ve 28 Mayıs seçimleriyle ilgili değerlendirmeler içeren bir açıklama yapan Hür Dava Partisi (HÜDA PAR), açıklamasında, “HÜDA PAR siyasi duruşu ve ortaya koyduğu pratikle bu sürecin önemli bir aktörü olmuştur. Seçimlerde dengeleri değiştiren HÜDA PAR hem parlamento hem de cumhurbaşkanlığı seçiminde sonuçlara önemli ölçüde etki etmiştir” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / “HÜDA PAR milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hedeflediği başarıyı yüzde yüz elde ederek siyasi alandaki varlığını Meclis’e taşımıştır” denilen açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:

“Partimiz seçim süreci boyunca tamamen bilinçli, planlı ve kasıtlı bir şekilde hedef alındı. Bunları yapanlar genellikle halkımızın inancıyla ve medeniyet değerleriyle aralarına mesafe koyan zihinleri Batı’ya endeksli olanlardır. Dini inancın ve manevi değerlerin siyaset sahasında olmasına tahammül edemeyen bu kesimler, tamamen kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı aynı zamanda da hastalıklı bir zihniyete sahiptirler.”

Yeni dönemde “insan merkezli / çözüm odaklı” siyasetine devam edeceğini söyleyen HÜDA PAR, önceliklerini şu şekilde sıralıyor:

“Halkımız şundan emin olsun ki insanı, adaleti, huzuru ve kardeşliği esas alan siyasetimizle başta yerli ve sivil bir anayasa olmak üzere yargıdan ekonomiye, eğitimden sağlığa, aile kurumunun korunmasından sosyal hizmetlere kadar ülkemizin maddi ve manevi dinamikleriyle daha güçlü ve kararlı bir şekilde yeni yüzyılda yoluna devam etmesi için elimizden gelen her türlü çabayı ortaya koyacağız.”

‘Partimizi kriminalize etmeye çalışanlar iyi niyetli değil’

Öte yandan HÜDA PAR’ın Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, seçimlere ilişkin basın toplantısı düzenledi. “Halkımız, memleketimizin huzuru, selameti ve yönetimde istikrardan yana tercihte bulunarak Türkiye siyasetini dizayn etmeye çalışan emperyal güçlere ve mandacı zihniyete geçit vermedi” diyen Yapıcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Ortaya çıkan bu tablo, seçim kampanyalarını yalan, iftira, algı operasyonları ve kara propaganda üzerinden yürütenlere ders niteliğinde bir cevap olmuştur. Siyaseti rekabet üzerinden değil kin, nefret ve düşmanlıkla yürütenler maksatlarına ulaşamamıştır. Milletimizin iradesine ve istikbaline göz diken bölgesel ve küresel şer güçleri kaybetmiştir.”

HÜDA PAR’ın “siyasi duruşu ve ortaya koyduğu pratikle sürecin önemli bir aktörü olduğunu” ifade eden Yapıcıoğlu, partisinin seçimlerde hedeflediği başarıyı yüzde 100 elde ederek siyasi alandaki varlığını Meclis’e taşıdığını söyledi.

“2012 yılında kurulan partimizi 20-30 yıl önceki bazı hadiseler üzerinden kriminalize etmeye ve marjinal, illegal bir yapı gibi göstermeye çalışanlar kesinlikle iyi niyetli değildir” iddiasında bulunan Yapıcıoğlu, “Sözde düşünce ve ifade özgürlüğü altında hakkımızda olur olmaz ithamlarda bulunarak bizi bir yerlere yaftalama telaşına girenlerin düşmanlığı aslında bizim şahsımızda inancımızdan beslenen siyasi mefkuremizedir” dedi.

Paylaşın

Ev Sahibi Oranı Düşüyor; Kiracı Oranı Artıyor

2006’da ev sahibi oranı yüzde 60,9 seviyesindeyken, 2022’de kendi evinde oturanların oranı yüzde 56,7 oldu. 2006’da kirada oturanların oranı yüzde 23,5’ken 2022 yılında bu oran yüzde 27,2 oldu.

2011 yılının başından bu yana konut fiyatlarında yıllık artış oranı ilk kez 2020 yılının nisan ayında yüzde 20’yi aştı. Yeni ekonomi modeline geçilmesiyle konut fiyatları hızla artışa geçti. Son verinin açıklandığı Mart 2023’de konut fiyatlarında yıllık artış oranı yüzde 133 oldu.

Türkiye’de konut ve kira fiyatları son yıllarda rekor seviyelere yükseldi. İnşa edilen konut sayısında yaşanan artışa rağmen kendi konutunda oturanların oranı son sekiz yıldan bu yana aralıksız düşüyor. Kirada oturanların oranı ise son 10 yıldan bu yana her yıl yükseliyor.

Türkiye’de halkın yüzde kaçı kendi evinde oturuyor, kiracı oranı kaç?

Kiraya ilişkin verilerin toplanmaya başladığı 2006’da kirada oturanların oranı yüzde 23,5’di. Bu oran 2012’de yüzde 20,9’a kadar düştü. Ancak 2012’den bu yana her sene kiracı oranı yükseliyor. 2018’da yüzde 25’i aşan kiracı oranı 2022 yılında yüzde 27,2 oldu.

10 yılda her 100 kişiden 6’sı daha kiracı oldu

Bu ne demek? 2012 yılında her 100 kişiden yaklaşık 21’i kiracıydı. 2022’de ise her 100 kişiden yaklaşık 27 kişi kiracı durumda. Bu da her 100 kişiden 6’sının daha kiracı ordusuna katıldığını gösteriyor. Aslında bu sayı 6’dan biraz daha yüksek çünkü artış yüzde 6,3 puan.

2006’da ev sahibi oranı yüzde 60,9 seviyesindeydi. Bu oran 2014’te yüzde 61,1’e kadar yükseldi. 2014’ten bu yana ise ev sahibi oranı her sene geriledi. 2022’de kendi evinde oturanların oranı yüzde 56,7 oldu.

2012’da her 100 kişiden yaklaşık 61 kişi ev sahibi iken bu oran 2022’de yaklaşık 57 oldu. Bu da son 10 senede her 100 kişiden 4’ü artık kendi evinde oturmadığını gösteriyor. Düşüş oranı yüzde 3,9 puan. Son 8 senedeki düşüş oranı ise yüzde 4,4 puan.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre konut fiyat endeksinde yıllık artış 2022 yılının eylül ayında yüzde 189’u aştı.

2011 yılının başından bu yana konut fiyatlarında yıllık artış oranı ilk kez 2020 yılının nisan ayında yüzde 20’yi aştı. Yeni ekonomi modeline geçilmesiyle konut fiyatları hızla artışa geçti. Son verinin açıklandığı Mart 2023’de konut fiyatlarında yıllık artış oranı yüzde 133 oldu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Kız Okulları Bir Bir Kapatılıyor

Taliban’ın 2021 yılında yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da kız okulları bir bir kapatılıyor. Taliban’ın, eğitim merkezleri yetkililerine emirlere uyulmaması halinde cezalandırılacakları konusunda uyardığı da aktarıldı.

Mor Cumartesiler Hareketi ise yaptığı açıklamada Taliban’ın bir kez daha “küstahlık ve utanmazlıkla” okulları kapatma kararı aldığına dikkat çekerek “Hükümet, tüm eğitim kurumlarının kapılarını, aşırı ve ortaçağ politikalarını hayata geçirmek için kadınlara kapattı” denildi.

Taliban, Afganistan’da Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirmesinden bu yana kız çocukları ve kadınlara yönelik baskıcı politikalarını sürdürüyor.

Bianet’ten Nedim Türfent’in Afganistan merkezli haber kuruluşlarına göre, Taliban güçleri, özel eğitim merkezlerinin gözetiminde kızlara halen açık olan okulları bir bir kapatmaya başladı.

Taliban güçlerinin bugün sabah saatlerinde eğitim merkezlerine gittiği ve altıncı sınıfın üzerindeki veya 14 yaşın üzerindeki kızlara eğitim veren bir dizi özel okulu engellediği belirtildi.

Taliban güçleri, eğitim merkezleri yetkililerini emirlerine uymamaları halinde cezalandırılacakları konusunda uyardığı açıklandı.

“Karar ortaçağ uygulaması”

Mor Cumartesiler Hareketi ise yaptığı açıklamada Taliban’ın bir kez daha “küstahlık ve utanmazlıkla” okulları kapatma kararı aldığına dikkat çekerek “Hükümet, tüm eğitim kurumlarının kapılarını, aşırı ve ortaçağ politikalarını hayata geçirmek için kadınlara kapattı” denildi.

Afganistan’ın aşırılık yanlısı gruplar için “güvenli bir sığınak” haline geldiği uyarısında bulunulan açıklamada, “Afgan yurttaşlardan mevcut hükümetin kadın düşmanı politikalarına sessiz kalmamalarını, kendilerinin ve çocuklarının insani ve İslami hak ve özgürlüklerini savunmalarını istiyoruz” çağrısı yapıldı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Türkiye Uyuşturucu Kullanımında İlk Beşte

EMCDDA tarafından yayınlanan rapora göre, Türkiye uyuşturucu kullanımında dünyanın ilk beş ülkesi arasında. Öte yandan Türkiye’de, uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü sayısı son 7 yılda 36 bin kişiden 128 bine yükseldi.

İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, uyuşturucu ile bağlantılı tutuklu ve hükümlülerin sayısı cezaevinde kalanların üçte birini oluşturuyor.

Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (EMCDDA), 2022 Avrupa Atık Su Raporu’nu yayımladı.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığı raporda, son dönemin en çok kullanılan metamfetamin kullanımının İstanbul ve Adana’da arttığı verilerle ortaya konuldu.

Rapora göre, AKP iktidarında önce bonzai sonra sentetik ve kimyasal uyuşturucu kullanımındaki artış, hem dünyada hem de Türkiye’de gözle görünür şekilde arttı.

Raporda daha önce Çekya ve Slovakya’da görülen metamfetamin kullanımının artık aralarında Türkiye’nin de olduğu Belçika, Kıbrıs, Almanya’nın doğusu, İspanya ve Danimarka, Finlandiya, Litvanya ve Norveç’te yoğunlaştığını grafiklerle belirtiyor.

2021 ve 2022 yıllarında atık sular üzerinden yapılan araştırmalarda amfetamin ve metamfetamin kullanımının Türkiye’de yıllar içerisinde arttığını ve kullanımın en yüksek olduğu ülkeler arasına girdiği belirtildi.

Atık suyunda metamfetamin incelenen 60 ülkede, 2021 ile 2022 arasında kullanımın yükseldiği ülkeler şöyle sıralandı: Çekya, Letonya, Almanya, Türkiye ve Kıbrıs.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü sayısı son 7 yılda 36 bin kişiden 128 bine yükseldi.

Bu verilere göre uyuşturucu ile bağlantılı tutuklu ve hükümlülerin sayısı cezaevinde kalanların üçte birini oluşturuyor.

Paylaşın

The Guardian: Batı Korku Ve Umut Arasında Kaldı

28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’yla yarışan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ipi göğüsleyen taraf oldu.

Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı seçilmesi uluslararası basında geniş yer buldu. The Guardian Gazetesi’nde yer alan haberde Erdoğan’ın “Türkiyre’nin katı ve ısrarlı siyasi kutuplaşmasını yansıtan bir oylamada” kazandığı belirtildi.

Patrick Wintour ise gazetede çıkan makalesinde “Batı, Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı kampanyası boyunca sessiz kaldı. Özel olarak Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarının sürpriz bir şekilde sona ermesini umuyordu. Ama şimdi ona üçüncü bir dönem hizmet etmesi için kesin bir görev verildi, Batı korku ve umut arasında kaldı” dedi.

“Enflasyona, depremlere rağmen kazandı”

The New York Times gazetesinde “Enflasyona, depremlere ve zorlu yarışa rağmen Erdoğan yeniden seçildi” başlıklı haberde “Erdoğan, yaklaşmakta olan bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğu ülkesinde veya Batılı müttefiklerini kızdırdığı dış politikada gidişatını değiştireceğine dair çok az işaret verdi” denildi.

“Ankara’nın efendisi”

Financial Times gazetesindeki haberde adayların izlediği politikalara değinilerek ülkenin ekonomik gidişata ilişkin sorunlarla yüzleşeceği yazıldı. Le Monde, haberi “Ankara’nın efendisi Erdoğan kendisine üçüncü bir vekalet teklif ediyor” başlığıyla duyurdu.

Yakın tarihin en sert kampanyası”

Katar merkezli Al Jazeera ise “İki aylık seçim dönemi, yakın tarihin en sert kampanyalarından birine sahne oldu. Erdoğan defalarca – Kürt yanlısı ana partinin sunduğu destek nedeniyle – rakibinin ‘teröristler’ tarafından desteklendiğini ifade ederken, Kılıçdaroğlu Erdoğan’a ‘korkak’ diyerek kampanyayı bitirdi.

Muhalefetin özellikle Suriyelileri ve diğer mülteci toplulukları ülkeyi terk etmeye zorlama sözü vermesiyle, kampanya giderek milliyetçi bir tona büründü” diye yazdı.

“Ekonomiyi zor bir süreç bekliyor”

İsveç merkezli SVT’nin haberinde ekonomiyi zor bir sürecin beklediği vurgulanarak, “Erdoğan’ın güçlü liderliği, ülkenin muhafazakar ve dini değerlerini koruma iddiası, ekonomik krize üstün geldi” denildi.

“Kılıçdaroğlu’nun ülkenin kuzeybatısında”

Rusya haber ajansı TASS, oyların yüzde 99’undan fazlası açıldıktan sonra Erdoğan’ın yüzde 51,9 oy alarak kazandığını başlığa taşıdığı haberinde, muhalefet adayı Kılıçdaroğlu’nun ülkenin kuzeybatısında, İstanbul, İzmir dahil batı kıyılarında ve Antalya dahil güneybatı illerinde desteklendiğini; Kürtlerin yoğun olduğu güneydoğu illerinde ise yüksek oy almakla birlikte buradaki desteğin 14 Mayıs’taki ilk tur oylamaya kıyasla azaldığını vurguladı.

“Erdoğan üçüncü kez Türkiye cumhurbaşkanı”

Rusya’da Kremlin yanlısı Izvestia gazetesi, “Erdoğan üçüncü kez Türkiye cumhurbaşkanı olarak kalacak” başlığı attı.

Erdoğan’ın seçimi kazanmasının siyasi olarak ne gibi değişimleri beraberinde getireceği konusuna değinilen, uzmanlarla konuşularak hazırlanmış bir haberde; Cumhurbaşkanı’nın 6 Şubat depremlerinden sonraki restorasyon, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin çözülmesi gibi konulara yöneleceğinin tahmin edildiği yazıldı.

“Erdoğan yine kazandı”

İtalyan kamu yayıncısı Rai da seçim sonuçlarına ve dünya liderlerinin tebriklerine yer verdi. Erdoğan’ın 2028’e kadar yönetici olacağına dikkat çekildi. Kılıçdaroğlu’nun, “adaletsiz seçim” vurgusu ve konuşmasından notlar ayrıca haberleştirildi.

La Republica ise seçim sonuçlarını açıkladığı habere, “Erdoğan yine kazandı: ‘Türkiye’nin yüzyılı’; Ve LGBT haklarına saldırıyor” başlığı attı.

“Erdoğan galip geldi”

Almanya’nın kamu yayıncısı Deutsche Welle, seçim sonucunu “Türkiye seçimleri: Tarihi ikinci turdan sonra Erdoğan galip geldi” başlığıyla verdi.

Haberde Erdoğan’ın Beştepe’deki konuşmasında alıntılar yer aldı. Erdoğan’ın cumhuriyetin kurulmasından bu yana Türkiye’nin en uzun süre görev yapan lideri olduğu vurgulandı.

Diğer Alman kamu yayıncılarından ARD, halkın Erdoğan’ı seçtiğini yazdı, Avrupa ve dünya liderlerinin tebriklerine yer verdi. Haberde Kılıçdaroğlu’nun seçimlerin yıllar içinde yapılan en adaletsiz seçim olduğu şeklindeki açıklaması yer aldı.

Paylaşın