İYİ Parti’den CHP’ye İttifak Resti: Ruhunu Kaybetti

İYİ Partili Dervişoğlu, 2018’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ittifakları zorunlu hale getirdiğini belirterek, “Oluşturduğumuz o ittifak kalbi bir ittifaktı. Bu ceberrut sistemden demokratik yol ve yöntemlerle kurtulabilmenin ilk adımının atıldığı yerdi. Biz o kalbi ittifaktan başarıyla çıktık. Hedefimiz 2023 seçimleriydi. Ancak o kalbi ittifak bir politik ittifaka dönüşerek ruhunu kaybetti. 2023 seçimleri de kazanılamayınca durumun yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacı hasıl oldu” ifadelerini kullandı.

2019’da kurulan yerel seçim ittifakının 2023 genel seçimleri için kurulduğunu belirten Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonuç alınmayınca şapkayı önümüze koyup ciddi bir düşünme ihtiyacı içine girdik. Yanlış stratejiler, yapılan hatalar sebebiyle netice alınamadı” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İstanbul ve Ankara dahil tüm şehirlerde kendi adaylarını çıkaracaklarını açıklamasının ardından partinin Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Dervişoğlu, 2019 yerel seçimlerinde kurulan ittifakla bugünün şartlarının benzer olmadığını ifade etti. 2019’da kurulan ittifakın birincil tanıklarından olduğunu söyleyen Dervişoğlu, “2019 yılında gerçekleşen seçim iş birliğini CHP’ye teklif eden İYİ Parti’dir. Teklifimiz Türkiye’yi mevcut ceberrut iktidardan kurtarabilmek için atılan önemli adımlardan biriydi. Biz o ittifak masasını hiçbir parti menfaati gözetmeksizin oluşturduk. Müzakereleri talepsizlik ve beklentisiz yürüttük. Kaç belediye başkanlığı alırız hesabı içinde değildik. Derdimiz sadece Türkiye’ydi” diye konuştu.

2018’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ittifakları zorunlu hale getirdiğini belirten Dervişoğlu, “Oluşturduğumuz o ittifak kalbi bir ittifaktı. Bu ceberrut sistemden demokratik yol ve yöntemlerle kurtulabilmenin ilk adımının atıldığı yerdi. Biz o kalbi ittifaktan başarıyla çıktık. Hedefimiz 2023 seçimleriydi. Ancak o kalbi ittifak bir politik ittifaka dönüşerek ruhunu kaybetti. 2023 seçimleri de kazanılamayınca durumun yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacı hasıl oldu” ifadelerini kullandı.

2019’da kurulan yerel seçim ittifakının 2023 genel seçimleri için kurulduğunu belirten Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonuç alınmayınca şapkayı önümüze koyup ciddi bir düşünme ihtiyacı içine girdik. Yanlış stratejiler, yapılan hatalar sebebiyle netice alınamadı” dedi.

2023 seçiminin kaybedilmesine ilişkin CHP içinde henüz bir tartışma yapılmadığını ya da yapıldıysa kendilerinin haberdar olmadığını kaydeden Dervişoğlu, seçim öncesi süreçte yaşananlara ilişkin şunları söyledi: “Süreç boyunca yapılan hataları telafi etmek için elimizden gelen tüm çabayı sarf ettiğimize kamuoyu şahit. Tüm kırılma noktalarında devreye girdik hatta özeleştirimizi bile verdik. Sayın genel başkanımız kötü gidişatı engelleyemediği için aziz milletimizden özür diledi. Ama görüyoruz ki CHP kaybedilen bu seçimi başarı olarak tanımlamaya devam ediyor. Biz kaybedilen bir seçimi kazanım olarak görmüyoruz ve değerlendirmemizi de buna göre yapıyoruz.”

Kutuplaşmalara vesile olmamak adına yaklaşan yerel seçimlere ayrı ayrı girme çağrısı yaptıklarını belirten Dervişoğlu, “İttifakların parti kimliklerine zarar vermesi ve demokratik sürece olumsuz etkilerde bulunması münasebetiyle o yoldan geri dönüş çağrısıdır. Ama bu çağrımız doğru bir biçimde karşılık bulmamıştır” dedi.

İttifak içinde kalarak sorunların çözüleceğine olan inançlarını yitirdiklerini ifade eden Dervişoğlu, “
Yaşananların en yakın tanığıyım. Sonradan sizler de şahit oldunuz, gizli protokollerle, gizli anlaşmalarla, politik manevralarla karşı karşıya kaldık. Ruhunu yitiren kalbi ittifakın yeniden ruhunun canlandırılmasını mümkün olmayacağı kanaatine vardık” ifadelerini kullandı.

‘CHP ile yeniden bir araya gelmek mümkün olabilir mi, tekrar konuşabilir miyiz’ sorusunu kendilerinin de sorduğunu belirten Dervişoğlu, CHP’den yapılan dominant partinin CHP olduğu açıklamasını, belediye başkanlarının adaylık ilanı gibi gelişmeleri hatırlatarak “Dil siyasette önemlidir. Eğer siz dilinizi değiştiremezseniz dil sizi değiştirmeye başlıyor. Türkiye’de yaşanan durum bu” ifadelerini kullandı.

“Etkin, yetkin adaylarımızı milletimizin önüne çıkaracağız”

Akşener’in 81 ilde aday çıkaracaklarını açıklamasının ardından Faik Öztrak’ın katıldığı bir televizyon programında kendilerine “yol açıklığı” temenni ettiğini ifade eden Dervişoğlu, “Herkesin yolu açık ve aydınlık olsun. Biz seçmenin iradesine ipotek koyacak değiliz. İsteyen istediği belediye başkanına oy verecektir. Biz seçmenin iradesine ipotek koymak ya da aldığımız oyu siyasi bir koza dönüştürmek için yapmıyoruz. Dün yaptıklarımızı da ülke için yaptık bugün yapacaklarımızı da ülke için yapıyoruz. Etkin, yetkin adaylarımızı milletimizin önüne çıkaracağız” diye konuştu.

Dervişoğlu, yerel seçimlere kendi adaylarıyla girilmesi halinde muhalefetin kaybedebileceğinin hatırlatılması üzerine “Siz bizi bir küsuratı tamamlayacak bir parti olarak görüyorsanız bu düşünceniz çok normal ama biz Türkiye’nin aydınlık ufuklarına yol almak istiyoruz dediğimizde bizi anlamanız çok kolay. Biz bir küsuratı tamamlayacak parti değiliz. Bu soruyu bana değil 49,5’u 50’ye tamamlayacak 0,5’lere değer verenlere sorun” ifadelerini kaydetti.

İYİ Parti’nin tavrının netleşmesi üzerine CHP kanadından gelen “kapı kapatılmadı sert örtüldü” benzeri açıklamalar hatırlatılan Dervişoğlu, “Bu söylemleri değerlendirmeye gerek görmüyorum. Muhataplık ilişkisinde mütekabiliyet aranır. O sözler kişileri bağlar. Biz kurumsal bir cevap almış değiliz. Bugün sadece Sayın Öztrak’ın açıklamalarını dinledim. Gayet de zarif bir açıklamaydı. Onun söylediklerini esas alarak konuştum” dedi.

Paylaşın

NATO Üyeliği: İsveç’ten “Türkiye’nin Onay Sürecini Başlatmasını Bekliyoruz” Mesajı

Ülkesinin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyesi olmaya “tam olarak hazır” olduğunu açıklayan İsveç Dışişleri Bakanı Billstrom, Türkiye’nin onay sürecini başlatmasını beklediklerini söyledi.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Letonya’nın başkenti Riga’ya düzenlediği ziyaret sırasında ülkesinin NATO üyelik sürecine dair açıklamalarda bulundu.

İsveç’in NATO’ya katılmaya  “tam olarak hazır” olduğunu ifade eden Billstrom, Türkiye’nin onay sürecini başlatmasını beklediklerini ifade etti.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

Türkiye ve Macaristan’daki onay süreçlerinin tamamlanması sonrasında Finlandiya Nisan ayında 31’inci üye olarak İttifak’a katılmış, ancak Türkiye ve Macaristan’ın İsveç konusundaki çekinceleri sürmüştü. Bir ülkenin NATO’ya üye olabilmesi için tüm İttifak üyelerinde hükümetlerin onayının ardından meclis onayının da bulunması gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 11 ve 12 Temmuz tarihlerinde Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine yönelik itirazını kaldıracağını duyurmuştu.

İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü onaylayacak yerin TBMM olduğunu vurgulayan Erdoğan, onayın Ekim ayına yetişip yetişmeyeceğiyle ilgili bir soruya, “Şimdi bizim iki aylık bir meclis tatili var. Tabii Ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil.

Zira birçok uluslararası sözleşmeler var birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Tabii bunların önem sırasına göre bu attığımız adım da burada yerini alacak. Ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek hedefimiz” demişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, üç aylık aranın ardından mesaisine 1 Ekim Cumartesi günü yeniden başlayacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İYİ Parti: İttifak Sistemi Sadece Muhalefete Değil, Türkiye’ye Kaybettirdi

İYİ Parti’de tüm yönetim kadroları ve parti teşkilatlarında yerel seçimlerde 81 ilde aday çıkarmak ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile işbirliği yapmadan yola devam etmek konusunda fikir birliği sağlanmış gözüküyor.

Parti yöneticilerine göre bu eğilimin ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden biri “seçim yenilgisinden gerekli dersin çıkarılmaması”. İttifak sisteminin sadece muhalefete değil tüm Türkiye’ye kaybettirdiğini uzun süredir dillendiren İYİ Parti, bu sistemin açığa çıkardığı otoriterleşmenin sadece iktidarda değil ana muhalefette de görünür olduğu fikrinde.

İYİ Partili bir yetkiliye göre; “CHP herkesin kendine göre konumlanmasını istiyor ve bunu giderek otoriterleşen, siyasi etikten uzak bir üslupla yapıyor. İYİ Parti’nin kendine mecbur olduğunu düşünüyor.”

Geride bıraktığımız seçimin kaybedeni muhalefet partilerinin yerel seçimlerde nasıl bir strateji izleyeceği, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere yeni işbirliklerinin gündeme gelip gelmeyeceği son günlerin önemli gündemi. Bu tartışma devam ederken İYİ Parti’den son derece net bir açıklama geldi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fatih Altaylı’nın YouTube kanalında İstanbul ve Ankara dahil tüm şehirlerde kendi adaylarını çıkaracaklarını söyledi; seçimlerdeki olası bir başarısızlık için de “Bedelini ödeyeceğim, tüm sorumluluk bana ait” dedi.

“Akşener de sahada olacak, teşkilatları dinleyecek”

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın İYİ Parti kurmaylarından edindiği bilgiye göre Akşener’in açıkladığı bu tutum, İYİ Parti teşkilatlarıyla yapılan istişareler ve yönetim kadrolarının kapsamlı değerlendirmeleri sonucunda netleşti. Bu tutum önümüzdeki hafta çarşamba günü yapılacak İYİ Parti Genel İdare Kurulu (GİK) toplantısında karara bağlanacak.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de kendi oyunun bu yönde olduğunu ifade edecek. GİK’ten kararın çıkmasıyla birlikte İYİ Parti 81 ildeki adaylarını belirlemek üzere çalışmalarına başlayacak. Eş zamanlı olarak Akşener de sahada olacak, teşkilatları dinleyecek.

Parti yöneticilerine göre GİK’te alınan bir karardan geri adım atılması çok zor. Peki, 26 Ağustos Afyon konuşmasında tüm liderlere yerel seçimlere ayrı ayrı girme çağrısı yapsa da ‘Hür ve müstakil İYİ Parti’ vurgusunu sık sık dillendirse de CHP ile il bazlı işbirliklerine kapılarını tam olarak kapatmayan İYİ Parti’yi bu net cümleleri kurmaya iten ne oldu?

Parti kurmaylarına göre bu netlikte bir açıklamanın gelmesinin birkaç sebebi var. Bunlardan ilki ve en önemlisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın hiçbir müzakere sürecini işletmeden adaylıklarını ilan etmiş olması. İki belediye başkanının Akşener’in Afyon konuşmasından sonra adaylık ilan etmesinin, işbirliği kapılarını kapatmayan “siyasi nezaketsizlik” olduğunu düşünen parti kurmayları, bu tutumun İYİ Parti’yi ve seçmenini “garanti” gören bir anlayışın tezahürü olduğunu da ifade etti.

İYİ Parti kurmayları, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ankara ve İstanbul’da dominant parti CHP’dir” açıklamasının da parti içinde rahatsızlık yarattığını belirtti. Hiçbir zaman “rest çekmediklerini”, “el yükseltmediklerini” belirten yetkililer, tam aksine iktidara kaybettirecek işbirliklerine açık olduklarını çok kez ifade ettiklerini söyledi. İYİ Parti’nin bu tutumuna karşın iki belediye başkanının adaylık ilanının ve Kılıçdaroğlu’nun ‘dominant parti’ açıklamasının peş peşe geldiğini hatırlatan kurmaylar, bu gelişmeler için “bize hareket alanı bırakmayan hamlelerdi’ değerlendirmesini yaptı.

Parti kurmaylarına göre Akşener’in yerel seçimlere ilişkin stratejiyi netleştiren açıklamasını erkene çeken etmenlerden biri de İYİ Parti etrafında yoğunlaşan “dedikodular” oldu. Parti yöneticileri, İYİ Parti ve CHP arasında kapalı kapılar ardında yerel seçim pazarlığı yapıldığı iddialarının son bulması için de bu netlikte bir açıklamaya ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Akşener’in söz konusu açıklamasıyla ‘İYİ Parti’yi yıpratma amaçlı ‘dedikoduların’ önünün kesildiğini ifade eden parti kurmayları, parti içinde de bir netleşmenin sağlandığını belirtti. Partinin teşkilatlarından milletvekillerine kadar tüm kadrolarının bu netleşmeyi beklediğine, bugüne kadar bu netleşme sağlanamadığı için zaman zaman yanlış anlaşılmaya müsait açıklamalar yapıldığına dikkat çeken kurmaylar, Akşener’in açıklamalarının parti için de bir yol haritası olacağı ve dil birliği sağlayacağı görüşünde.

Akşener’in açıklamasını hızlandıran bir diğer sebep de yerel seçimlere hazırlanmak için yeterli süreyi sağlamaktı. 81 ilde kendi adaylarını çıkaracak olan İYİ Parti, pek çok ilde yepyeni isimlerle yarışacağı için bu isimlerin tanıtılması, kendilerini seçmene anlatabilmesi için birkaç ayın yeterli olmayacağı görüşünde. Akşener’in açıklamasıyla birlikte bu sürenin sağlandığını belirten kurmaylar GİK’ten karar çıkmasının ardından İYİ Parti’nin hızla sahaya inerek adaylarını tespit edeceğini ifade etti ve “Adaylarımızı bir an önce duyurmak ve bir an önce seçim çalışmalarına başlamalarını sağlamak istiyoruz” dedi.

İYİ Parti’nin Akşener’in son açıklamasıyla birlikte netleşen tutumunun uzun süren muhakemeler sonucu ortaya çıktığı vurgulanıyor. Partinin tüm yönetim kadroları ve teşkilatlarında 81 ilde aday çıkarmak ve CHP ile işbirliği yapmadan yola devam etmek konusunda fikir birliği sağlanmış gözüküyor.

Parti yöneticilerine göre bu eğilimin ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden biri “seçim yenilgisinden gerekli dersin çıkarılmaması”. İttifak sisteminin sadece muhalefete değil tüm Türkiye’ye kaybettirdiğini uzun süredir dillendiren İYİ Parti, bu sistemin açığa çıkardığı otoriterleşmenin sadece iktidarda değil ana muhalefette de görünür olduğu fikrinde. İYİ Partili bir yetkiliye göre; “CHP herkesin kendine göre konumlanmasını istiyor ve bunu giderek otoriterleşen, siyasi etikten uzak bir üslupla yapıyor. İYİ Parti’nin kendine mecbur olduğunu düşünüyor.”

Gene parti yöneticilerine göre geride bırakılan seçim süreci iki parti arasındaki güven ilişkisini zedeledi. Bir kısmı kamuoyuna yansıyan, “kabul edilemez” çok fazla hamle olduğunu anlatan parti yöneticileri, bu denli zedelenmiş bir ilişkiyi devam ettirmenin çok zor olduğunu ifade etti.

“Türkiye’yi yönetmeye adayız”

2018’den bu yana yapılan seçimlerde muhalefetin tüm gücünü birleştirmesine rağmen yüzde 48’i aşamadığını vurgulayan parti yetkilileri, bu sıkışmışlığı aşmak için bir alternatif inşa edilmesi gerektiğine dikkati çekti. Bir parti yöneticisi “Birleşe birleşe kazanacağız’ güzel slogandı. Birleşe birleşe kazanamadık ama ayrışa ayrışa kazanma ihtimalimiz var. İktidara alternatif oluşturmak için ayrışmak gerekiyor” dedi.

Kuruldukları günden bu yana iktidara kaybettirme misyonuyla hareket etmek zorunda kaldıklarını, bir alana sıkıştırıldıklarını ve parti kimliğini ortaya koyamadıklarını ifade eden İYİ Partililer, “Şimdi İYİ Parti’yi anlatma zamanı” diyor.

Türkiye’yi AK Parti korkusuyla ya da CHP korkusuyla bölmenin, sıkıştırmanın demokrasiyi yok ettiğini belirten partililer, “Biz bir yol açacağız. Bu yolun ilk durağı yerel seçimler, ikinci durağı da genel seçimler. Biz Türkiye’yi yönetmeye adayız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

OVP’de Kredi Kartı Kullanımına Sınırlama

Orta Vadeli Plan’a (OVP) göre, vatandaşların kredi kartı kullanımı, parasal istikrarı etkilemeyecek ve tüketim talebini dengeleyecek şekilde uluslararası standartlarda yeniden düzenlenecek. TL mevduata geçişlerin hızlanmasıyla kredi korumalı mevduatların genel içindeki payı azaltılacak, Yurt Dışında Yerleşik Vatandaşlar Mevduat ve Katılım Sistemi (YUVAM) hesabının yaygınlaştırılması sağlanacak.

Dijital Türk Lirası için idari düzenlemenin 2024 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanırken, kamuda harcama gözden geçirmeleri sistematik hale getirilerek verimsiz harcama alanları tasfiye edilecek. Kamu hizmetleri, azami tasarruf anlayışı içinde yerine getirilecek. Taşıt ihtiyaçları öncelikle geçici tahsisle ya da ihtiyaç fazlası taşıtların devriyle karşılanacak. Vergi cezaları, caydırıcılığı güçlendirecek şekilde gözden geçirilecek. Kadın, gençler ve engelliler başta olmak üzere; uzaktan, kısmi ve geçici süreli çalışma gibi esnek çalışma biçimleri yaygınlaştırılacak. İlaç ve tedavi harcamalarını rasyonelleştirecek tedbirler alınacak.

Enflasyonla mücadelede tüketimi dizginlemeyi hedefleyen program uyarınca, vatandaşların kredi kartı kullanımı, tüketim talebini dengeleyecek şekilde yeniden düzenlenecek. Kira ve konut fiyatlarındaki artış ise yeni sosyal konut projeleri ile aşılacak. 2026 yılında yüzde 5’lik büyüme, 2025’te tek haneli işsizlik de programın beklentileri arasında.

Milliyet’in haberine göre, 2024-2026 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Plan’a göre, enflasyonun 2023 sonu itibarıyla yüzde 65 olması, 2024’te yüzde 33’e, 2025’te yüzde 15.2 geriletilmesi hedefleniyor. 2026 yılında ise TÜFE’nin yüzde 8.5 ile tek haneye indirilmesi öngörülüyor. Büyümenin 2026’da yüzde 5’e çıkarılması hedeflenen programda kişi başı gelirin 14 bin 855 dolara çıkarılması planlanıyor.

2023 büyüme beklentisi yüzde 5’ten yüzde 4,4’e, 2024 büyüme hedefi ise yüzde 5,5’ten yüzde 4’e geriledi. 2023 için işsizlik beklentisi yüzde 10,1, 2024 için yüzde 10,3, 2025’te yüzde 9,9, 2026’da yüzde 9,3 olarak belirlendi. Kişi başına gelir hedefi 2023 sonu için 12 bin 415 dolar, 2024 için 12 bin 875 dolar, 2025 için 13 bin 717 dolar, 2026 yılı için 14 bin 855 dolar olarak öngörüldü.

Hangi adımlar atılacak?

Enflasyonla mücadelenin önceliklendirileceği 3 yıllık dönemde, sıkı para politikası ile seçici kredi uygulamalarının desteğiyle iç talepte dengelenme sağlanacak. Dezenflasyon sürecinin önümüzdeki yıl başlamasının öngörüldüğü OVP’ye göre, önümüzdeki dönemde fiyat istikrarı konusuda atılacak bazı adımlar şöyle olacak:

Enflasyonla mücadelede Merkez Bankası tüm politika araçlarını etkin biçimde kullanacak, maliye ve gelir politikaları para politikası ile eşgüdümlü hale getirilecek.
Ekonomik aktivitenin ivmesi, enflasyonist baskı oluşturmayacak şekilde yönlendirilecek.
Ekonomik dengeleri bozucu ve enflasyonu besleyen tüketim artışlarını önleyecek tedbirler alınacak.
Reel sektöre uygun maliyetlerle hedef odaklı finansman sağlanacak.

Devlet tarafından yönetilen fiyatlar, geçmiş enflasyona endeksleme davranışının azaltılmasına yardımcı olacak şekilde belirlenecek.
Hanehalkı, firmalar ve bankacılıkta varlık ve yükümlülüklerinde TL ağırlığı artırılacak.
Kira ve konut fiyatlarındaki gelişmelere karşı Kovid 19 salgını döneminde daralan konut arzı hızla artırılacak, konut stoğunda deprem yüzünden oluşan kayıpların telafisi için sosyal konut projeleri geliştirilecek ve dar gelirli vatandaşların konuta erişimi artırılacak.

Kamunun uygun koşullu konut kredileriyle ilk kez konut edinimi desteklenecek, dar ve orta gelirli vatandaşlar için uygun fiyat aralığında yeni konut projeleri başlatılacak.
OVP’de yer alan tahminlerden yapılan hesaplamaya göre, doların bu yıl 23.8, 2024’te 36.7, 2025’te 43.9, 2026’da ise 47.7 olması öngörülüyor.

OVP’ye göre, vatandaşların kredi kartı kullanımı, parasal istikrarı etkilemeyecek ve tüketim talebini dengeleyecek şekilde uluslararası standartlarda yeniden düzenlenecek. TL mevduata geçişlerin hızlanmasıyla kredi korumalı mevduatların genel içindeki payı azaltılacak, Yurt Dışında Yerleşik Vatandaşlar Mevduat ve Katılım Sistemi (YUVAM) hesabının yaygınlaştırılması sağlanacak. Dijital Türk Lirası için idari düzenlemenin 2024 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanırken, kamuda harcama gözden geçirmeleri sistematik hale getirilerek verimsiz harcama alanları tasfiye edilecek.

Kamu hizmetleri, azami tasarruf anlayışı içinde yerine getirilecek. Taşıt ihtiyaçları öncelikle geçici tahsisle ya da ihtiyaç fazlası taşıtların devriyle karşılanacak. Vergi cezaları, caydırıcılığı güçlendirecek şekilde gözden geçirilecek. Kadın, gençler ve engelliler başta olmak üzere; uzaktan, kısmi ve geçici süreli çalışma gibi esnek çalışma biçimleri yaygınlaştırılacak. İlaç ve tedavi harcamalarını rasyonelleştirecek tedbirler alınacak.

Sosyal yardım sistemi gözden geçirilerek, aile odaklı ve fert başına asgari bir geliri garanti edecek şekilde yeniden kurgulanacak. Her ailede en az bir çalışan olmasını sağlayacak tedbirler alınacak. Geçici ve uluslararası koruma statüsündeki yabancıların, işgücü temininde güçlük çekilen alanlar öncelikli olmak üzere kayıtlı biçimde çalışmaları sağlanacak. Aile müessesesinin korunması, evlenecek gençlerin desteklenmesi için “Aile ve Gençlik Bankası” kurulacak. İşveren katkısıyla tamamlayıcı emeklilik sistemi oluşturulacak.

Paylaşın

YSP Eş Sözcüsü Akın: İktidar Ekonomide Günü Kurtarma Peşinde

İktidarın uyguladığı ekonomi politikalarını eleştiren Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “Ekonomi yönetiminin bazı soyut söylemler dışında net bir enflasyonu düşürme planı yok. Umut bağladıkları tek çözüm, bireylerin borçlanmalarını zorlaştırmak, kredi kartı harcamalarını kısıtlamak. Bu, orta ve alt sınıflar için hayat standardının daha da düşmesi demektir. Bunun başka bir sonucu da kapımızın eşiğinde bekleyen büyük bir ekonomik durgunluk dalgasının, azalan mal ve hizmet talebi nedeniyle neden olacağı daha derin bir kriz olacak” dedi ve ekledi:

“IMF müdahalelerine kapıyı sonuna kadar açan iktidar, ekonomide sadece günü kurtarma derdinde. Erdoğan yıllardır dilinden düşürmediği “faiz sebep, enflasyon sonuç” sözünün tam tersi bir pratiğe şimdi sessiz kalıyor. Çünkü yerel seçimler atlatılana kadar ekonomide bir istikrar varmış algısı yaratılmak isteniyor. Ekonomik çöküntü asıl yerel seçimlerden sonra ağır bir şekilde hissedilecek.”

Akın, açıklamasının devamında, “Türkiye’de başta demokratikleşme olmak üzere temel sorun alanlarında acil önlemlerin alınması ve hem siyasal hem de ekonomik alanda yapısal reformların yapılması gerekiyor. Ekonomik ve sosyal hayata dair güveni tesis etmenin yolu ise hiç kuşkusuz demokratik ve katılımcı bir devlet yönetim sistemini kurmaktan geçer. Bu anlamda toplumsal ve siyasal alanda olduğu gibi ekonomik alanda da öncelikli ihtiyacımız demokratik bir sistemin inşa edilmesidir” ifadelerini kullandı.

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü ve İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Gazete Duvar’dan Nuray Pehlivan‘a konuştu. Akın’ın açıklamalarından öne çıkan kısımlar şöyle:

İktidarın değişme umudunun güçlü olduğu, sonuçları itibari ile de neredeyse toplumun yarısının siyasetten düştüğü seçim sonuçlarından sonra muhalefetin tutumuna dair neler söylersiniz?

Siyasal muhalefet mayıs seçimlerinde iktidarı değiştirme amacında başarılı olamadı. Bu durumun gerçekleşmesinde hem muhalefetin parçalı ve dağınık hali hem de iktidarın bütün devlet olanaklarını kullanarak eşit olmayan koşullarda gerçekleştirdiği ‘sopalı seçim’ etkili oldu. Bugün ihtiyacımız olan şey güçlü bir çıkış ve bu çıkış için halkı ikna edebilecek güçlü bir siyasi söylemdir. Yerel seçimlere doğru yaklaştığımız bu dönemde halkın siyasete ilgisini yeniden yükseltmemiz ve siyasal muhalefete karşı sarsılan güveni güçlendirmemiz gerekiyor. Yani siyasal muhalefet, toplumsal muhalefetle arasında oluşmuş açı farkını kapatmak, toplumun bütün kesimleriyle gevşemiş olan bağını yeniden kurmak zorunda.

Böylesi bir dönemde, yani halkın alternatifsizliğe itildiği, siyasi alanda pasifize edildiği bir dönemde biz Yeşil Sol Parti olarak, ciddi, kapsamlı eleştiri ve öz eleştiri süreçlerinden geçerek, 3’üncü yol çizgimizle, bu iklimde gerçek anlamda muhalefet ve mücadele dinamiği olduğumuzu ifade ediyoruz. Bugünkü siyasal haritaya baktığımızda mevcut saray rejimine karşı gerçek anlamda eleştiri getirip AKP-MHP iktidarının yarattığı yıkıma karşı en kapsamlı çözüm önerilerini sunan başlıca siyasal odak Yeşil Sol Parti etrafında toparlanmış olan Emek ve Özgürlük İttifakı’dır. Yeşil Sol Parti’nin, önümüzdeki süreçte en önemli sorumluluklarından birinin de muhalefet cephesindeki bu dağınık hali ortadan kaldıracak hamleleri yapmak olduğunu düşünüyoruz.

HDP seçim sonrası bir nevi başarısız olduğunu ilan edip öz eleştiri sürecini başlatacağını söyledi. Ardından da eş başkanlar değişti. Öncelikle bu kadar baskının ve muhalif alan içinde politika yapmanızın sınırlı olduğu bir süreçte bir yenilgi değerlendirmesi partinin kendisine yaptığı abartılı bir öz eleştiri değil mi? Ne dersiniz?

Biz kendimizle yüzleşmeye eleştiri ve özeleştiri süreçlerini işletmeye devam ediyoruz. İçinde bulunduğumuz ağır saldırı koşullarına ve bizi yok etmek için bütün devlet gücüyle yürütülen eşitsiz, adaletsiz, hukuksuz bir seçim yaşamamıza rağmen sorunlarımızı örtmüyor ve kendimizi yenilemeye çalışıyoruz.

Bu dönemin yarattığı ortamı kötüye kullanmak üzere harekete geçirilmiş bazı kişi ve çevrelerin ağır, haksız, adaletsiz linç kampanyası yaptıklarına da tanıklık ettik. On yıldır Yeşil Sol Parti olarak yaşadığımız birikim, HDP paradigması çerçevesinde tarihsel bir buluşmaya dönüştü. Bu bizim için geleceğimizin yol haritası olmaya devam edecek. HDP pratiği ve deneyimi sadece ülke halklarına değil bütün ezilenlere rehber oldu, umut oldu. O nedenle sorumluluğumuzun farkındayız. Haklı eleştirilerle daha büyük daha geniş kapsamlı mücadele hattını yeniden inşa edeceğiz. Ama haksız, adaletsiz ve iyi niyetli olmayan saldırıların bizi demoralize etmesine izin vermeyerek kararlı bir şekilde mücadeleye devam edeceğiz

Türkiye’de Akbelen’le tekrar gündeme gelen ve aslında hiç eksilmeden birçok bölgede devam eden ekoloji mücadelesi ile emek, eşitlik ve özgürlük mücadelelerinin birlikteliği, birbirlerini besleyen bir perspektifle başka bir seçenek yaratılabilir mi? Bu konuda Yeşil Sol Parti olarak nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Kapitalizmin bugün geldiği aşamada bu konuları birbirinden ayrıştırmak mümkün değil. Farklı alanlarda süren mücadelelerin hepsi kapitalizmin rant ve kâr hırsından kaynaklanıyor. Alanları birbirinden koparmak emekçileri karşı karşıya getiriyor. Akbelen’de direnenlerin önüne madende çalışanlar dikilmek isteniyor. Eşitlik ve özgürlük isteyen Kürt halkının karşısına yoksullaşan Türk halkı konuluyor. Dolayısıyla bize bunları bütünlük içinde ele alacak bir anlayış, dört adalet anlayışı lazım.

Akbelen’deki ekoloji direnişi bize bir şeyler söylemeye çalıştı. Toplumsal bir hareket olarak ekolojik bir direniş, bütün siyasetin gündemini oluşturdu. Toplumsal muhalefetin tek bir çizgiden yürütülmeyeceğinin, bu zamana kadar gündeme getirilmeyen ya da geldiyse bile ağaç sevgisine indirgenmekten öteye gitmeyen ekoloji meselesinin aynı zamanda politik bir mesele olduğunu, çeşitli toplumsal, ekonomik ve siyasi boyutlarının bulunduğunu bizlere gösterdi.

Bu talan süreci hızlansın diye devletin kaynakları seferber ediliyor, kolluk güçleri doğasını korumak isteyen halkın karşısına dikiliyor. Böyle bir durumda ekoloji mücadelesini, yaşam mücadelesinden, adalet mücadelesinden, emek mücadelesinden ayırmak elbette mümkün olamaz. Biz ekolojik mücadele derken, doğanın ve canlının yaşamını amasız fakatsız savunmak derken, beraberinde açığa çıkan mücadele alanlarını da görmek, o alanlara dokunmak ve politika üretmek durumundayız. Bu zamana kadar ekoloji mücadelesini, basitçe ağaç ve hayvan sevgisine indirgeyen bir anlayışın, teorik ve pratik olarak çok çok ötesindeyiz. Doğanın, sermayeye peşkeş çekilmediği, doğal yaşamın salt bir kaynak olarak görülmediği ve metalaştırılmadığı bir dünya kurmak amacıyla, doğa için, doğa ile birlikte, doğanın bir parçası olarak pozisyonumuzu belirliyoruz.

“Türkiye’de ormanlar devlet eliyle yok ediliyor, sermayeye ve rantçılara peşkeş çekiliyor”

Peki, son dönemde yaşanan orman yangınları ve sel felaketleri ile birlikte bahsettiğiniz ekolojik yıkımın derinleştiğini düşünüyor musunuz?

Evet, bugün etkilerini derin bir şekilde hissettiğimiz iklim krizini münferit bir doğa olayı olarak görmemiz mümkün değil. Bu zamana kadar bütün dünyanın ve Türkiye’nin artan sıcaklıkta, yaşanan ekstrem doğa olaylarında doğrudan sorumluluğu var. Bir yandan sürdürülebilir enerji alternatiflerinin gündeme geldiği ama bir yandan da karbona dayalı üretimde ısrarın sürdüğü, çeşitli çelişkilerin bir arada barındırıldığı bir sorumluluk bu. Bütün dünyada sıcaklığa bağlı orman yangınları artıyor ama Türkiye’de ormanlar ayrıca bir de devlet eliyle yok ediliyor, sermayeye ve rantçılara peşkeş çekiliyor. Devlet güçleri ormanın koruyuculuğunu üstlenen sivil halka saldırıyor. Hatta Kürt coğrafyasında bazı devlet görevlilerinin kötü niyetiyle başlayan ve ardından yurttaşların söndürme çalışmalarına izin verilmeyen orman yangınları olduğunu da görüyoruz. Yani burada çifte bir kriz çıkıyor karşımıza. Birincisi, doğa talanı ile ortaya çıkan ve belli açılardan geri döndürülmesi her gün daha da zorlaşan iklim krizi, ikincisi doğal hayatı salt bir hammadde olarak görüp sermayeye ve rantçı çevrelere sunan talancı bir yönetim pratiği. Bize göre bu çifte kriz bütün doğa talanının ve elbette orman yangınlarının da en önemli nedeni.

Yerel seçimler yaklaştıkça olası adaylar konuşulmaya başlanırken gözler yeniden Yeşil Sol Parti’nin alacağı tutuma çevrildi. Bu bağlamda siz ne düşünüyorsunuz? İttifak tartışmalarındaki yeriniz nedir?

Seçimlerde bizi siyasi denklemin dışında tutacak hiçbir formül gündemimizde yok. Daha önce de belirttiğim gibi bizler, çözümsüz bırakılmaya çalışılan siyaset alanında alternatif dinamiğe sahip tek partiyiz; dolayısıyla siyaset alanının önemli ve kilit bir öznesiyiz. Elbette ilkeli mutabakatlara, demokrasi temelli görüşmelere kapalı değiliz. Fakat hiç kimsenin bizi siyasi denklemin dışında tutmasına da izin vermeyeceğiz.

Şeffaf demokratik siyaset ilkemizle, halkımızın iradesinin yansıtıldığı bir seçim çalışması yürüteceğiz. Eşit, adil, kadın ve LGBTİ+ perspektifiyle hareket eden, ekolojik bir yerellik anlayışını savunan ve halkımızın sorunlarına çözüm önerileri sunan bir seçim yaklaşımı içinde olacağız. AKP-MHP iktidarının kayyımlar eliyle iki dönemdir gasp ettiği, keyfiyet rejimi ile yolsuzluklara ve ranta doğrudan kapı araladığı hukuksuzluğun karşısında, halkımızın kırılmak istenen iradesinin daha güçlü bir şekilde ortaya çıktığı, yerel, yerinden ve demokratik ilkeler ışığında mücadele yürüteceğiz ve gasp edilen belediyelerimizi geri alacağız. Hiçbir yerelde Yeşil Sol Parti seçmeninin pes ettiğini, iradesinin kırıldığını kimse göremeyecek.

Özellikle Kürt coğrafyasında kayyım rejimine karşı güçlü bir cevap olacak şekilde hazırlıklarımız devam ediyor. Bütün ülke sathında iktidarın hedefini boşa çıkaracak en geniş demokrasi güçleriyle açık demokratik birlikteliği sağlayacak çalışmaları hayata geçirmeye gayret edeceğiz. Öte yandan Millet İttifakı’nın savrulmuş halinin iktidar güçlerinin işine yaradığının ve bu durumun, değişim talep eden çoğunlukta umutsuzluğa neden olduğunun da farkındayız. Bu siyasi manzara bizim sorumluluğumuzu artırmaktadır. Bunun için mücadeleyi en geniş demokratik güçlerle sürdürmeye kararlıyız. Biz mevcut siyasal iklimde Yeşil Sol Parti’yi ve onun taşıyıcısı olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nı bu ülkede ana muhalefet odağı olarak görüyoruz. Dolayısıyla hem söylemimizi hem de pratiğimizi bu anlayışla şekillendiriyoruz.

“Soyut söylemler dışında net bir enflasyonu düşürme planı yok”

Uzun bir aradan sonra Merkez Bankası art arda politika faizlerini yükseltme kararı aldı. Buradan hareketle iktidarın uyguladığı güncel ekonomi politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekonomik hayatın birkaç büyük kentte yoğunlaşması ve yerellerin ucuz işgücü kaynağı olarak kente göçe zorlanması bugün yaşadığımız en büyük çarpıklık. Bunu ortadan kaldırmak yerelleri kendi özgünlüğü içinde ekonomik aktivitenin asli unsuru hâline getirmek gerekiyor. Bu ekolojik ekonominin en temel kuralı.

AKP-MHP iktidarı uzun yıllar boyunca milyonlarca insanı yoksullaştırma pahasına, sermayenin yararına bir mali istikrar sistemi oluşturmayı hedefledi. Bugün bu ekonomi politikasında tam anlamıyla büyük bir çöküş yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde Merkez Bankası faizleri 250 baz puan artırdı. Mayıs seçimlerinden sonra iş başına getirilen ekonomi yönetiminin aldığı bu kararlar, Erdoğan’ın zaman zaman NAS arkasına sığınarak savunmaya çalıştığı politikaların iflasının itirafı niteliğinde. İktidar yıllardır uyguladığı para politikasıyla milyonlarca insanı sistemli bir şekilde yoksullaştırdı. Hızlı şekilde bir servet transferi gerçekleşti. Faiz politikalarıyla halk yoksullaştırılıyor ve halkın cebinden eksilen paralar banka kasalarına akıtılıyor. Politika faizi, Merkez Bankası’nın bankalara borç verirken uyguladığı faiz oranıdır. Bankalar, Merkez Bankası’ndan yüzde 25 faizle aldıkları kaynağı müşterilerine yüzde 45-50 ile satarak (kredi vererek) ciddi anlamda kâr elde ediyorlar.

Ekonomi yönetiminin bazı soyut söylemler dışında net bir enflasyonu düşürme planı yok. Umut bağladıkları tek çözüm, bireylerin borçlanmalarını zorlaştırmak, kredi kartı harcamalarını kısıtlamak. Bu, orta ve alt sınıflar için hayat standardının daha da düşmesi demektir. Bunun başka bir sonucu da kapımızın eşiğinde bekleyen büyük bir ekonomik durgunluk dalgasının, azalan mal ve hizmet talebi nedeniyle neden olacağı daha derin bir kriz olacak.

IMF müdahalelerine kapıyı sonuna kadar açan iktidar, ekonomide sadece günü kurtarma derdinde. Erdoğan yıllardır dilinden düşürmediği “faiz sebep, enflasyon sonuç” sözünün tam tersi bir pratiğe şimdi sessiz kalıyor. Çünkü yerel seçimler atlatılana kadar ekonomide bir istikrar varmış algısı yaratılmak isteniyor. Ekonomik çöküntü asıl yerel seçimlerden sonra ağır bir şekilde hissedilecek.

Türkiye’de başta demokratikleşme olmak üzere temel sorun alanlarında acil önlemlerin alınması ve hem siyasal hem de ekonomik alanda yapısal reformların yapılması gerekiyor. Ekonomik ve sosyal hayata dair güveni tesis etmenin yolu ise hiç kuşkusuz demokratik ve katılımcı bir devlet yönetim sistemini kurmaktan geçer. Bu anlamda toplumsal ve siyasal alanda olduğu gibi ekonomik alanda da öncelikli ihtiyacımız demokratik bir sistemin inşa edilmesidir.

İbrahim Akın’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İYİ Parti Neden Tek Başına Seçime Girmek İstiyor?

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere yedi aydan daha kısa bir süre kala, partilerin seçimlere yönelik açıklamaları gündem olmaya devam ediyor. Son olarak, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, seçimlere tek başlarına gireceklerini ve 81 ilde aday çıkaracaklarını söyledi.

İYİ Parti kurmaylarına göre Meral Akşener’in “ittifaksız seçim” kararının en önemli nedenlerinden birisi, seçim ittifaklarının “kutuplaşmayı” daha da keskinleştirmesi ve kutuplaşmanın kazananının da iktidar partisi olması.

Ayrıca ittifakların muhalefetin oylarını büyütememesi, ittifaklar nedeniyle İYİ Parti kimliğinin ortaya konulamaması ve büyüyememesi, aday belirleme ve ittifak süreçlerinde CHP ile güven ilişkisinin zedelenmesinin de tek başına seçime girme kararında etkili belirtiliyor.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde AKP’nin yüzde 7,5 oy kaybetmesine karşın, Cumhur İttifakı’nın oylarını havuzunda tutabildiğine dikkat çeken bir parti yöneticisi, “Ama bizde böyle bir durum olmadı. Diyelim ki CHP’den İYİ Parti’ye geçiş oldu, CHP’de hemen ‘İYİ Parti’ye karşı kaybediyoruz’ telaşı başlıyor. Halbuki aday CHP’den olacak ve bize gelen oy nihayetinde CHP’nin olacak ama CHP’nin bu stratejik bakışı yok” görüşünü dile getiriyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in gazeteci Fatih Altaylı’ya verdiği röportajda, “seçim işbirliklerine” kapıları tamamen kapatması, muhalefet cephesinde özellikle de CHP’de, yerel seçim hesaplarının değişmesine yol açacak.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; İYİ Partililer ise Akşener’in yerel seçimlerle ilgili tutumunu netleştirmesinden son derece memnun. İYİ Parti’de yeni dönemin stratejisi, ittifakla girilen seçimlerde kullanılan “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganına atıfla, “Birleşe birleşe kazanamadık, ama iktidar alternatifi olmak için ayrışa ayrışa kazanma ihtimalimiz var” sözleriyle özetleniyor.

Akşener seçimlere tek başına girme kararını 13 Eylül Çarşamba günü toplanacak Genel İdare Kurulu’na (GİK) götürerek, parti kararı haline getirecek.

Seçim yenilgisinin nedenlerine ilişkin “iç değerlendirme” süreci başlatan ve kendi deyişiyle “tefekkür sessizliğine” bürünen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bu sessizliğini partisinin Olağan Kurultayı’ndan tam 2 ay sonra, 26 Ağustos’ta Afyonkarahisar’da, Büyük Taarruz’un yıldönümünde bozmuştu.

İktidar ve muhalefet partilerine yaptığı “Bu ittifak sistemi Türkiye’yi uçuruma sürüklüyor. Gelin yerel seçimlere her birimiz ayrı girelim” çağrısı karşılık bulmayan Akşener, “her yerde seçime kendi adayları ile girecekmiş gibi hazırlandıklarını” ancak yerel işbirliklerine açık olacaklarını da söylemişti.

Akşener’in çıkışları siyasi kulislerde “ittifaka kapıları tamamen kapatmadığı, el yükseltme hamlesi” olarak yorumlanmıştı. Ancak Akşener, gazeteci Fatih Altaylı’ya verdiği röportajda, ittifaklara tamamen kapıları kapattı.

Oysa CHP’de, “Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a karşı aday çıkarmaz” beklentisi hakimdi.

Afyonkarahisar’daki açıklamasının tersine, Akşener’in son açıklamasıyla seçim işbirliklerine tamamen kapıları kapatması da soru işaretlerine neden oldu.

İYİ Parti’de bu konuda birden fazla neden gösteriliyor ancak en önemli etkenin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “İstanbul ittifakını kurma”, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “rozetsiz aday olarak yola çıktığı” yönündeki açıklamalarından duyulan rahatsızlık olduğu ifade ediliyor.

İki belediye başkanının ve CHP’nin, Afyon’da verilen mesajları doğru okuyamadığı düşünülüyor:

“Akşener’in Afyonkarahisar’daki konuşması bir rest çekme, el yükseltme değildi. Oradaki mesajları doğru okuyamadılar. Genel Başkan, bazı yerlerde işbirliği olabilir derken, kastettiği aslında Ankara ve İstanbul’du.

“Ama sanki buna karşı bir hamle gibi iki belediye başkanı da adaylıklarını açıkladı. Bizimle istişare edilmedi, bir şey sorulmadı. Bir anlamda bize hareket alanı bırakmadılar ve ‘İYİ Parti zaten cepte’ diye düşündüler. Bu da Genel Başkan’ın hoşuna gitmedi.”

Akşener’in ittifaka tamamen kapıları kapatma kararını hızlandırmasına neden olarak; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ankara’da Mansur Yavaş’ın İYİ Parti’den aday olmasına dönük formüllere “CHP’li belediye başkanlarının olduğu yerde CHP’li belediye başkanları vardır, devam eder. Bunun ortası olmaz. Her halükarda Ankara’da da İstanbul’da da dominant olan parti CHP’dir” açıklaması gösteriliyor.

İYİ Parti kurmaylarına göre Akşener’in “ittifaksız seçim” kararının en önemli nedenlerinden birisi, seçim ittifaklarının “kutuplaşmayı” daha da keskinleştirmesi ve kutuplaşmanın kazananının da iktidar partisi olması.

Ayrıca ittifakların muhalefetin oylarını büyütememesi, ittifaklar nedeniyle İYİ Parti kimliğinin ortaya konulamaması ve büyüyememesi, aday belirleme ve ittifak süreçlerinde CHP ile güven ilişkisinin zedelenmesinin de tek başına seçime girme kararında etkili belirtiliyor.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde AKP’nin yüzde 7,5 oy kaybetmesine karşın, Cumhur İttifakı’nın oylarını havuzunda tutabildiğine dikkat çeken bir parti yöneticisi, “Ama bizde böyle bir durum olmadı. Diyelim ki CHP’den İYİ Parti’ye geçiş oldu, CHP’de hemen ‘İYİ Parti’ye karşı kaybediyoruz’ telaşı başlıyor. Halbuki aday CHP’den olacak ve bize gelen oy nihayetinde CHP’nin olacak ama CHP’nin bu stratejik bakışı yok” görüşünü dile getiriyor.

İYİ Parti’de Akşener’in son çıkışıyla, “belediye başkanlığı pazarlığında el yükselttiği dedikodularının da önünün kesildiği” düşünülüyor.

“Akşener’in kararının parti kararı haline gelmesi bekleniyor”

Meral Akşener, seçimlere tek başına girme kararını 13 Eylül’de toplanacak Genel İdare Kurulu’nun onayına sunacak. GİK’ten sürpriz karar çıkmayacağı belirtilirken, Akşener’in kararının parti kararı haline gelmesi bekleniyor.

Tek başına seçime girme kararıyla ilk aşamada yerel seçimlerde başarı sağlayarak “Refah Partisi’nin geçmişte ortaya koyduğu hizmet belediyeciliği” anlayışını yeniden canlandırma hedefi dile getirilirken, asıl hedefin 2028 seçimlerinde iktidar alternatifi haline gelmek olduğu belirtiliyor.

2018’den bu yana tüm seçimlere ittifakla girilmesine karşın muhalefetin toplam oyunun artmadığına dikkat çeken parti kurmayları, İYİ Parti’nin iktidar kanadından oy alabilmesi için de seçimlere tek başına girmesinin doğru bir tercih olduğuna işaret ediyorlar.

Partide bundan sonra izlenecek strateji ise şöyle özetleniyor:

“Birleşe birleşe kazanacağız iyi bir slogandı ama değişen sistem nedeniyle başarı sağlanamadı. Birleşe birleşe kazanamadık ama iktidara alternatif olabilmek için ayrışa ayrışa kazanma ihtimalimiz var.”

İYİ Parti’de GİK kararından sonra, yeniden ittifak masasına dönülmesi zor görülüyor. Ancak bunun tek istisnasının ittifak isteyen karşı tarafın, örneğin CHP’nin “fedakarlık yapması” olacağı ifade ediliyor:

“Diyelim ki CHP bizimle işbirliği yapmak istiyor. Neden hep bizim onların adayını desteklememiz gerekiyor? Belki bizim adayımız kazanacak. Madem seçim işbirliği istiyorlar, örneğin Ankara’da bizim adayımız lehine adaylarını çekebilirler.”

İYİ Parti GİK toplantısı sonrası sahaya inecek

GİK toplantısından sonra İYİ Parti aday belirleme sürecini başlatacak. Akşener de GİK toplantısından sonra aday belirleme ve seçim çalışmaları için sahaya inecek.

Akşener’in tek başına seçime girme kararını, seçim takvimini de dikkate alarak erkenden kamuoyuna açıkladığı ifade ediliyor: “Yerel seçimlere hazırlanmak için yeterli bir süreye ihtiyacımız vardı. Bu süreyi kazandık. Çünkü belirleyeceğimiz adayların kamuoyunda tanınmaya ihtiyacı vardı. Kararı şimdiden açıklayarak, bunun için de zaman kazanılmış oldu.”

Paylaşın

Brezilya’da Tropikal Kasırga: 36 Kişi Hayatını Kaybetti

Brezilya’nın güney bölgesinde etkili olan tropikal kasırgada 36 kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu. Kasırgada, 1650 kişinin evsiz kaldığı ve 3 bini aşkın kişinin de geçici olarak güvenli yerlere gittiği duyuruldu.

Brezilya’da şiddetli yağışların yol açtığı sel ve heyelanlarda yılbaşından bu yana çok sayıda kişi hayatını kaybederken binlerce kişi de evsiz kaldı.

Brezilya’nın güney bölgesinde hafta sonundan bu yana etkili olan tropikal kasırgada ölü sayısı artıyor.

Rio Grande do Sul Bölge Valisi Eduardo Leite, düzenlediği basın toplantısında, tropikal kasırganın yol açtığı heyelan ve sellerde hayatını kaybedenlerin sayısının 28’e çıktığını açıkladı, “Görülmemiş iklimsel bir felaketle boğuşuyoruz” dedi.

Leite, arama kurtarma çalışmalarının Pardo Nehri Vadisi’nde yoğunlaştığını belirterek, ölü sayısının artma olasılığının bulunduğunu söyledi.

Reuters ise bu sabahki haberinde, kasırgada 36 kişinin hayatını kaybettiğini yazdı.

Yetkililer, Rio Grande do Sul bölgesinde 67 kasabanın şiddetli fırtına ve sellerden etkilendiğini, 1650 kişinin evsiz kaldığını ve 3 bini aşkın kişinin de geçici olarak güvenli yerlere gittiğini duyurdu.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, kasırga sebebiyle hayatını kaybeden kişilerin ailelerine başsağlığı dileğinde bulunarak, “Halka yardım etmek için her türlü gayreti göstereceğiz” demişti.

Brezilya’da şiddetli yağışların yol açtığı sel ve heyelanlarda yılbaşından bu yana çok sayıda kişi hayatını kaybederken binlerce kişi de evsiz kaldı.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “İklim Çöküşüne Giriyoruz” Uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, “iklim çöküşünün” başladığı uyarısında bulunarak, “Gezegenimiz kaynayan bir mevsimi -kayıtlardaki en sıcak yazı- daha yeni arkada bıraktı” dedi. 

BM Genel Sekreteri Guterres İngilizce’de yazın en sıcak günleri için kullanılan “köpek günleri”* deyimine atıfta bulunarak “Yazın köpek günleri yalnızca  havlamakla kalmıyor, ısırıyor” dedikten sonra insanlığın dizginlerini salıverdiği fosil yakıtlara bağımlılığının sonuçlarını sıraladı.

António Guterres, iklim krizinin dünya çapında gitgide daha aşırı hava koşullarını tetiklemeye devam ederken, liderlere “şimdi iklim çözümleri için ateşi körükleme” çağrısında bulundu.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) raporu Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres’in kuzey yarımkürede küresel ısınma rekorlarının kırıldığı 2023 yazının yol açtığı gelişmelere yönelik çarpıcı ifadelere yer verdiği bildirisiyle eş zamanlı olarak yayımlandı.

WMO raporu her yıl 7 Eylül’de kutlanan “mavi gökyüzü için Uluslararası Temiz Hava Günü” arifesinde yayınlandı. 2023 kutlamalarının teması Temiz Hava İçin Birlikte, hava kirliliğinin üstesinden gelmek üzere ortaklıkları güçlendirme, yatırımları artırma ve sorumluluğu paylaşma ihtiyacına odaklanıyor.

Dünya, yazılı kayıtlara geçen -büyük bir farkla- en sıcak Ağustos ayını ve 2023 Temmuz’undan sonra tarihte şimdiye kadarki en sıcak ikinci ayı geride bıraktı. Haziran’ı da içine alan verilerle birlikte yerküre tarihte bugüne kadarki en sıcak üç aylık dönemi geçirmiş oldu. 2023, genel olarak, 2016’dan sonra kaydedilen ikinci en sıcak yıl oldu.

“İklim çöküşünün” başladığı uyarısında bulunan BM Genel Sekreteri, “Gezegenimiz kaynayan bir mevsimi -kayıtlardaki en sıcak yazı- daha yeni arkada bıraktı” dedi.

Guterres İngilizce’de yazın en sıcak günleri için kullanılan “köpek günleri”* deyimine atıfta bulunarak “Yazın köpek günleri yalnızca  havlamakla kalmıyor, ısırıyor” dedikten sonra insanlığın dizginlerini salıverdiği fosil yakıtlara bağımlılığının sonuçlarını sıraladı.

BM Genel Sekretei, iklim krizinin dünya çapında gitgide daha aşırı hava koşullarını tetiklemeye devam ederken, liderlere “şimdi iklim çözümleri için ateşi körükleme” çağrısında bulundu.

Genel Sekreter’in açıklamasının hemen ardından yayımlanan 2023 WMO Hava Kalitesi ve İklim Bülteni, dünyanın dikkatini sıcak hava dalgalarının yol açtığı tahribata çekiyor.  WMO, yüksek sıcaklıkların yalnızca kendi başlarına bir tehlike olmakla kalmadığını, aynı zamanda hava kirliliğini de tetiklediklerini belirtiyor.

2022 verilerine dayalı olarak hazırlanan rapor, geçtiğimiz yıl sıcak hava dalgalarının hava kalitesinde nasıl tehlikeli bir düşüşü  körüklediğini gösteriyor.

WMO Genel Sekreteri Prof. Petteri Taalas, raporun bulgularına ilişkin açıklamasında “Sıcak hava dalgaları, insan sağlığı, ekosistemler, tarım ve esasen gündelik yaşamlarımız üzerindeki zincirleme etkileriyle hava kalitesini kötüleştiriyor” dedi. Taalas, kısır döngüden çıkabilmek için iklim değişikliği ve hava kalitesinin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

“İklim değişikliği demleniyor”

İklim değişikliği, sıcak hava dalgalarının sıklığını ve yoğunluğunu artırıyor. Bülteni derleyen Küresel Atmosfer İzleme ağındaki WMO bilim görevlisi Lorenzo Labrador, “Orman yangınlarından çıkan duman[ın], sadece hava kalitesini ve sağlığını etkilemekle kalmayıp, bir cadı kazanındaki gibi aynı zamanda bitkilere, ekosistemlere ve mahsullere de zarar veren ve atmosferde daha fazla karbon salımına ve dolayısıyla daha fazla sera gazına yol açan kimyasallar içer[diğini]” açıklıyor.

Geçtiğimiz yaz kuzey yarım küredeki sıcak hava dalgası, zararlı parçacıklar ve azot oksitler benzeri reaktif gazlar türünden kirletici konsantrasyonların çoğalmasına neden oldu. Avrupa’da, yüzlerce hava kalitesi izleme alanı, sekiz saate kadar varan sürelerde Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ozon hava kalitesi alarm düzeyi olan 100 μg m3 (metreküpte 100 mikrogram) üzerinde değerler kaydetti.

Isı söz konusu olduğunda, kentlerde yaşayanlar genellikle sıcak havalardan en yoğun biçimde etkileniyorlar. Yoğun altyapı ve çok sayıda yüksek binayla kuşatılan kentsel alanlar, kırsal çevreye kıyasla çok daha yüksek sıcaklıklarla karşı karşıya kalıyorlar.

Bu etki genellikle bir “kentsel ısı adası” oluşumu olarak adlandırılıyor. Gece gündüz sıcaklık farkının büyüklüğü değişebilir ancak geceleri 9° C’ye  kadar ulaşabilir. Sonuçta kentlerde yaşayan ve çalışan insanlar, geceleri bile tehlikeli ısı stresi altında kalabilirler.

Ancak, Brezilya’nın São Paulo kentinde yapılan bir araştırma kapsamında hem sıcaklık hem de CO2 ölçümlerinin, iklim değişikliği için doğa temelli çözümlerin yararlarını gösterdi. Şehirlerde daha fazla yeşil alan sağlanarak olumsuz etkilerin kısmen azaltıldığını gösterdi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Davutoğlu Ve Babacan’dan ‘Orta Vadeli Program’a Sert Tepki

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları açıklama ile bugün açıklanan yeni Orta Vadeli Program’a tepki gösterdiler.

Haber Merkezi / Ali Babacan, “Bu yıl sonunda tek hane enflasyon vadeden Erdoğan, tek haneyi kâğıt üstünde bile ancak 2026 sonunda öngörüyor” derken, Ahmet Davutoğlu, “OVP ‘Kaybedilen 10 yılın belgesi’ olmuş” yorumunu yaptı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Orta Vadeli Program’a sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

“Şimdi bize kaybolan yıllarımızı kim verecek? Orta Vadeli Programda 2014’te sahip olduğumuz kişi başına düşen milli gelire ancak 2024’te, tek haneli enflasyona da ancak 2026’da ulaşabileceğimiz öngörülmüş. En son tek haneli enflasyon 2016 yılında gerçekleşmişti. OVP ‘Kaybedilen 10 yılın belgesi’ olmuş.

2021 yılında açıklanan OVP’de 2023 enflasyonu yüzde 8 olarak vaat etmiştiniz. Bu hatalarla yüzleşmeden milletin size nasıl inanmasını bekliyorsunuz? Sayın Erdoğan; Madem ‘Kur Korumalı Mevduat görevini yerine getirdi’, bugüne dek ne kadar kamu kaynağı aktarıldığını da açıklayın da milletimizin cebinden yaptığınız israfın bilançosu ortaya çıksın.

OVP’de milletten toplayacağınız vergilerin enflasyonun çok üstünde olacağı görülüyor. Siz kamuda herhangi bir tasarruf yapmayı düşünüyor musunuz?”

“Erdoğan, kendisi dışında herkesi sorumlu görmeye devam ediyor”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise, Orta Vadeli Program’a sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

“Bugünkü Orta Vadeli Program (OVP) konuşması gösterdi ki sayın Erdoğan yüksek enflasyon konusunda hâlâ kendisi dışında herkesi sorumlu görmeye devam ediyor.

Devleti batırma projesi olan Kur Korumalı Mevduat (KKM) konusunda samimi bir itiraf yapmak yerine kelime oyunlarıyla KKM’yi savunuyor. Bu yıl sonunda tek hane enflasyon vadeden Erdoğan, tek haneyi kâğıt üstünde bile ancak 2026 sonunda öngörüyor.

OVP’de Merkez Bankası bağımsızlığını güçlendirecek, şeffaflığı artıracak hiçbir somut adım yer almıyor. Programda rant gelirlerinin vergilendirilmesiyle ilgili hiçbir adım yok. Yük yine dar ve sabit gelirliler üzerine yıkılıyor.

OVP yapısal adımlar konusunda bugüne kadar tekrarlanan soyut ve genel ifadeleri tekrarlamaktan öteye gitmiyor. Özetle, yapılan yanlışlardan bahsetmeyen, içsel tutarlılığı zayıf, somut adımlar yerine soyut ve genel ifadeler içeren bir programla güven tesis edilemez, öngörülebilirlik sağlanamaz.”

Paylaşın

DSÖ’de Koronavirüs Endişesi: Yeni Varyant Ve Alt Varyantlar Yayılıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Ghebreyesus, Şu anda dünya çapında tek bir baskın virüs varyantı olmamasına rağmen Omikron alt varyantı EG.5’in yükselişte olduğunu belirterek, 11 ülkede yüksek mutasyona uğramış BA.2.86 alt varyantının yol açtığı bazı vakaların da tespit edildiğini söyledi.

DSÖ Başkanı Ghebreyesus, tespit edilen varyantların “Bulaşıcılıklarını ve potansiyel etkilerini değerlendirmek için yakından izlendiğini” sözlerine ekledi. Ghebreyesus, ayrıca, korona enfeksiyonu nedeniyle hastaneye başvurularda ve ölümlerdeki artışın bu salgının “kalıcı olduğunu ve bununla mücadele etmek için sürekli araçlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyduğunu” söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) önümüzdeki kış mevsiminde korona virüsü vakalarında küresel ölçekte artış kaydedilmesinden endişe duyulduğunu bildirdi. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus bugün internet aracılığıyla düzenlenen basın toplantısında dünya genelinde korona vakalarındaki artışla ilgili güncel verileri paylaştı.

Ghebreyesus, burada yaptığı açıklamada, ülkeler tarafından vaka sayılarına ilişkin tam olarak raporlama yapılmaması nedeniyle mevcut enfeksiyon seviyelerine dair sınırlı verilere ulaşıldığını ifade etti.

Ancak eldeki sınırlı veriler ışığında bile Covid-19 vakalarında gözle görülür bir artış tespit edildiğini vurgulayan Ghebreyesus, “Kış mevsimi yaklaşırken kuzey yarımkürede Covid-19 vakalarında endişe verici eğilimler görmeye devam ediyoruz” dedi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre şu anda dünya çapında tek bir baskın virüs varyantı olmamasına rağmen Omikron alt varyantı EG.5’in yükselişte olduğunu belirten Ghebreyesus, ayrıca 11 ülkede yüksek mutasyona uğramış BA.2.86 alt varyantının yol açtığı bazı vakaların da tespit edildiğini söyledi.

DSÖ Başkanı Ghebreyesus, tespit edilen varyantların “Bulaşıcılıklarını ve potansiyel etkilerini değerlendirmek için yakından izlendiğini” sözlerine ekledi.

Öte yandan, DSÖ Pandemik Korona Programı Başkanı Maria Van Kerkhove, ön verilerin mevcut korona aşılarının söz konusu varyantlara karşı yeterli koruma sağladığını gösterdiğini belirtti. DSÖ Başkanı Ghebreyesus, ise kendilerini daha çok hatırlatma aşısı yaptırmayan risk grubundaki kişilerin endişelendirdiğini söyledi.

‘Yüz binlerce insanın korona nedeniyle…’

Ghebreyesus, korona enfeksiyonu nedeniyle hastaneye başvurularda ve ölümlerdeki artışın bu salgının “kalıcı olduğunu ve bununla mücadele etmek için sürekli araçlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyduğunu” söyledi.

DSÖ Başkanı Ghebreyesus, korona ölümlerinin şu anda Ortadoğu ve Asya’nın bazı bölgelerinde artış gösterdiğini, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde ise hastaneye yatışlar ve yoğun bakım ünitelerindeki doluluk oranlarının arttığını kaydetti.

“Şu anda yüz binlerce insanın korona nedeniyle hastaneye kaldırıldığını tahmin ediyoruz” diyen Van Kerkhove ise bu durumun yaklaşan kış mevsimi nedeniyle endişelerini arttırdığını söyledi. Van Kerkhove, soğuk kış mevsiminde daha fazla insanın kapalı alanlarda daha uzun süre vakit geçirdiğini belirterek, “Bu da korona gibi hava yoluyla bulaşan virüslere ortam sağlıyor” dedi.

Uzman, grip ve RSV virüslerinin de bu dönemlerde daha fazla yayıldığına işaret ederek, test ve aşılamanın önemine vurgu yaptı.

Paylaşın