Gıda Fiyatları, Dünya Genelinde Yüzde 11 Düştü, Türkiye’de Yüzde 73,6 Arttı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, açıklanan her veri yaşanan ekonomik krizin derinliğini ortaya koyuyor. Son olarak, dünya genelinde gıda fiyatları son 1 yılda yüzde 11,8 gerilerken, Türkiye’de yüzde 73,6 artış gösterdi.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Küresel Gıda Fiyatları Endeksi Ağustos verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre; Küresel gıda fiyatları, yemeklik yağ, süt ürünleri ve temel gıda maddelerinin tedarikine ilişkin endişelerin devam ettiği bir ortamda, iki yıldan uzun bir sürenin en düşük seviyesine geriledi.

FAO, Küresel Gıda Fiyat Endeksi’nin geçen ay zayıf talep ve verimli bitkisel yağ ve süt üretimi nedeniyle yüzde 2,1 düşerek 121,4’e gerilediğini belirtti. Göstergeler, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle tahıl ihracatının Mart 2022’de kesintiye uğrayarak rekor seviyelere ulaşmasından bu yana yüzde 24 geriledi.

Ülkelerin tahıl alanında uyguladığı regülasyonlar ve iklim koşulları da gıda tedarikinde tehdit oluşturdu. Örneğin, Hindistan, dünya çapında milyarlarca insanın beslenmesinin hayati bir parçası olan pirince ihracat kısıtlamaları getirerek FAO’nun Pirinç Endeksi’ni geçen ay 15 yılın zirvesine çıkarmıştı.

Diğer taraftan, sıcak hava koşulları çeşitli mahsulleri etkilerken, yüksek enerji ve işçilik maliyetleri nedeniyle birçok ülkede gıda enflasyonu yüksek seyretti. FAO yayımladığı raporda ayrıca, süt ürünleri, bitkisel yağ ve et fiyatlarının geçen ay en az yüzde 3 oranında düştüğünü açıkladı.

TÜİK verilerine göre, enflasyon Ağustos’ta bir önceki aya göre yüzde 9,09, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 58,94 olarak gerçeklemişti. Ana harcama gruplarına bakıldığında bir önceki yılın aynı ayına göre en yüksek artış yüzde 89,31 ile lokanta ve otellerde görülmüştü. Bu grubu yüzde 73,6 ile gıda izlemişti.

Bu verilere göre, dünyada gıda fiyatları son 1 yılda yüzde 11,8 gerilerken, Türkiye’de Gıda Fiyat Endeksi Ağustos’ta yıllık yüzde 73,6 artış gösterdi.

Paylaşın

Bilim İnsanları Endişeli: Antarktika Tahmin Edilenden İki Kat Fazla Isındı

Yeni yayımlanan bir araştırma, Antarktika’nın her 10 yılda 0,22 ila 0,32 derece ısındığını ortaya koydu. Daha önceki iklim modelleri kıtadaki ısınma oranını 0,18 derece olarak tahmin ediyordu.

Sıcaklıkların yükselmesine karşı daha kırılgan olduğu değerlendirilen Batı Antarktika’da, ısınma oranlarının daha önceki iklim modellerinin ortaya koyduğundan iki kat fazla olduğu belirlendi. Kıtanın bu bölümündeki buz tabakasının kırılması durumunda tüm dünyada su seviyesinin birkaç metre yükselebileceği tahmin ediliyor.

Dr. Kyle Clem, bölgedeki deniz buzlarının kaybının okyanusların ısınması ve deniz ekosistemiyle ilgili ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Küresel su seviyelerinin yükselmesininse, tüm dünyada görülmemiş seviyede sel ve su taşkınlarına yol açabileceği belirtiliyor.

İklim değişikliğiyle ilgili son bilimsel araştırma, Antarktika’daki ısınmanın daha önce tahmin edilenden neredeyse iki kat daha fazla olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, bu durum küresel su seviyelerindeki yükselişe ilişkin geniş kapsamlı sonuçlara neden olabilir.

Kıtada son 1000 yılın sıcaklıklarını tespit etmek için Antarktika’dan alınan 78 buz çekirdeğini inceleyen bilim insanları, ısınmanın doğal temponun dışında gerçekleştiğini tespit etti.

Nature Climate Change isimli bilimsel dergide yayımlanan araştırma, Antarktika’nın her 10 yılda 0,22 ila 0,32 derece ısındığını ortaya koydu. Daha önceki iklim modelleri kıtadaki ısınma oranını 0,18 derece olarak tahmin ediyordu.

Sıcaklıkların yükselmesine karşı daha kırılgan olduğu değerlendirilen Batı Antarktika’da, ısınma oranlarının daha önceki iklim modellerinin ortaya koyduğundan iki kat fazla olduğu belirlendi. Kıtanın bu bölümündeki buz tabakasının kırılması durumunda tüm dünyada su seviyesinin birkaç metre yükselebileceği tahmin ediliyor.

İklim bilimciler uzun süredir kutup bölgelerinin, gezegenin geri kalanından daha hızlı ısınmasını bekliyordu. Daha önce Kuzey Kutbu’nda da görülen bu fenomene “kutup amplifikasyonu” ismi verilmişti.

Independent Türkçe‘de yer alan habere göre; Bilimsel araştırmanın yazarlarından Dr. Mathieu Casado, Antarktika’da da kutup amplifikasyonuna ilişkin kanıtlar elde ettiklerini belirtirken, “Antarktika’da doğal değişkenliğin ötesinde bu kadar ciddi bir ısınma görmek çok endişe verici” diye konuştu.

Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden buz çekirdeği uzmanı Dr. Sarah Jackson, “Bulgular çok endişe verici. Gelecekteki su seviyesine ilişkin tahminlerimiz, bulduğumuz düşük ısınma oranlarına dayanıyordu. Modellerimiz, eriyecek buz miktarını olduğundan düşük tahmin etmiş olabilir” dedi.

Yeni Zelanda’daki Wellington Victoria Üniversitesi’nde iklim bilimci Dr. Kyle Clem ise, bölgedeki deniz buzlarının kaybının okyanusların ısınması ve deniz ekosistemiyle ilgili ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.

Küresel su seviyelerinin yükselmesininse, tüm dünyada görülmemiş seviyede sel ve su taşkınlarına yol açabileceği belirtiliyor.

Antarktika

Antarktika, Güney Yarımküre’nin en güneyinde bulunan ve Güney Kutbu’nu içeren kıta. Afrika ve Okyanusya’nın güneyinde olan ve içinde ülke bulunmayan tek kıta. Dünyanın en kurak yeridir, kıtanın bazı yerlerine 2 milyon sene yağmur yağmamıştır.

Güneydeki efsanevi kıtanın bulunması 200 yıllık bir arayıştan sonra; ancak 1840’ta başarıyla sonuçlanmıştır. Yelkenlisiyle kıyılar boyunca yaklaşık 2.000 km yol alan Charles Wilkes, denizlerden oluşan Kuzey Kutbu’nun tersine, Güney Kutbu’nun olduğu yerde gerçekten büyük bir kıta bulunduğunu kanıtlamıştır.

14,4 milyon km²’lik yüz ölçümüyle bu kıta neredeyse Afrika’nın yarısı büyüklüğündedir. Bu bölgenin içinde Güney Shetland, Güney Georgia gibi birkaç takımada da yer alır. Adı, “Arktika’nın karşısındaki” (Yunanca: Antarktikos) anlamına gelir. Antarktika’yı ortalama 2.000 m kalınlığında büyük bir buz katmanı zırh gibi örter.

Bir zamanlar “ulaşılamaz” diye adlandırılan kutup noktasında buzun kalınlığı 4.335 m’yi bulur. Bu buz kütlesi 24 milyon km³’lük hacmi ile yeryüzündeki bütün buzların yüzde 92’sini oluşturmaktadır. Kıyılarından kopan 350–600 m kalınlığındaki buz parçaları günde 1–3 m hızla ilerler ve birbiri üstüne yığılır.

Bu tür yüzen yığınlardan biri olan Ross Buz Sahanlığı 540.000 km²’yi bulan alanıyla neredeyse Fransa büyüklüğündedir. Gelgit olayının buzlardan kopardığı büyük parçalar yüzerek çevreye dağılır. Bu tür buzdağları arasında 20.000 km² büyüklüğe ulaşanlar olur.

Güney Kutbu’nda yeryüzünün en soğuk ve en fırtınalı iklimi egemendir. Ortalama sıcaklık yaz aylarında -20 °C’dir ve bu, güneyden fırtınalar estiğinde -70 °C’ye kadar düşebilir. Coğrafi Güney Kutbu noktasında bulunan ABD gözlem istasyonunda yapılmış ölçümlerde sıcaklığın yıllık ortalamasının -50 °C olduğu, en sıcak ayda ancak -29 °C’ye yükseldiği belirlenmiştir.

Yani yeryüzünün bu en büyük buzdolabının sıcaklığı Kuzey Kutbu’ndan ortalama 22 derece daha düşüktür. Antarktika’nın uluslararası telefon kodu +672’dir.

Paylaşın

CHP’den Anayasa Mahkemesi’ne Ek MTV’nin İptali İçin İkinci Başvuru

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), ek Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin (MTV) iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ikinci kez başvurdu. CHP’li Günaydın, “AYM’nin daha fazla gecikmeden bu konuda bir karar üretmesini bekliyoruz” dedi.

Günaydın, “İçeride AYM Genel Sekreteri Yardımcısı’na da söyledim. Neyi bekliyorsunuz bir karar almak için? Yurttaş MTV’yi ikinci kez ödesin, olası bir iptal kararına rağmen bu geriye alınamasın diye mi bekliyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın, Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin (MTV) ikinci kez alınmasını öngören yasal düzenlemenin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle bugün ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

AYM’nin önünde gazetecilere açıklama yapan Günaydın, 15 Temmuz’da Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeden 9 gün sonra 24 Temmuz’da AYM’ye gittiklerini hatırlattı.

26 Temmuz’da AYM ilk incelemeyi yaptığını, kanunun esastan görüşülmesine karar verdiğini kaydeden Günaydın aradan geçen 1,5 ayda yüksek mahkemenin bir karar vermediğini ifade etti.

Günaydın “İçeride AYM Genel Sekreteri Yardımcısı’na da söyledim. Neyi bekliyorsunuz bir karar almak için? Yurttaş MTV’yi ikinci kez ödesin, olası bir iptal kararına rağmen bu geriye alınamasın diye mi bekliyorsunuz?” dedi.

“AYM’nin bir karar üretmesini bekliyoruz”

CHP’li Günaydın ayrıca, “AYM’nin daha fazla gecikmeden bu konuda bir karar üretmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Günaydın devamında şunları söyledi: Bu Anayasaya uyarlı mıdır? Hukuk devleti ilkesi, sosyal devlet ilkesi aynı zamanda eşitlik ilkesi, adalet ilkesi, verginin genelliği ve adaleti ilkesi, herkese mali gücü oranında vergilendirme ilkesi, bunların tamamını ihlal eden bir yasa ile karşı karşıyayız.

1999’da Anayasa Mahkemesi benzer bir uygulamayı deprem harcamaları için uygun görmüş. Ancak 2003’te bu yol ikinci kere denendiğinde iki kez ‘Bu Anayasa’ya aykırıdır’ diyerek girişimi iptal etmiş.

Oysa AKP hükümeti, bu iki iptal kararına rağmen bunu TBMM’den geçirerek yasalaştırmada sakınca görmedi. Bunun söylediğimiz gibi eşitlikle, adaletle herkesin mali gücü oranında vergi kullanma yetkisi ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Hem kanuna aykırılık hem de telafisi zor zararların doğma olasılığını birlikte gördüğümüz için bu kanunun yürütmesini durdurulmasına yönelik bir talebimiz oldu.

Umuyoruz ki; Anayasa Mahkemesi temmuz ayında alınan bu vergilerden sonra ikinci dilimin kasım ayında alınmasından evvel hem yürütmenin durdurulmasına hem de iptaline yönelik bir karar verir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının üzerinden ağır bir yük olmaktan çıkar.

Paylaşın

YSP: Erdoğan’ın ‘Ekonomistim’ Dediğinde Sorunun Psikolojik Olduğunu Anlamıştık

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomiye ilişkin sarf ettiği “Sorun ekonomik değil, psikolojiktir” sözlerine ilişkin, “Şunu da biliyoruz yoksullaşan başta kadınlar olmak üzere bütün toplum ekonomik kriz yaşadığı bir yerde bu ülkenin cumhurbaşkanı ‘sorun ekonomik değil psikolojiktir’ dedi. Gerçi kendisi ‘ben ekonomistim’ diye kendisini tarif ettiğinde bu meselenin psikolojik olduğunu anlamıştık” dedi:

Haber Merkezi / “Derin bir yoksulluk ve krizle karşı karşıyayız. Bu yoksulluğu savaş ve rant politikalarından, tecrit politikalarından elbette ayrı ele alamayız. Türkiye’de yürütülen ekonomi bir savaş ekonomisidir. İktidar savaş ekonomisiyle ayakta durabiliyor. Şunu da biliyoruz; yoksullaşan başta kadınlar olmak üzere bütün toplumdur. Ekonomik krizin yaşandığı bir yerde bu ülkenin cumhurbaşkanı “Sorun ekonomik değil psikolojiktir” dedi. Gerçi kendisi ekonomistim de diyor.

Ekonomist olarak kendisini tarif eden cumhurbaşkanının bitirdiğini iddia ettiği üniversitede anlıyoruz ki sadece saray ekonomisi, sadece savaş ekonomisi anlatılmış. Bunu kendisi de dile getiriyor. Aynı zamanda savaşa yapılan harcamalarla övünen iktidar “Mümin olan sabreder” diyor. Bunu telkin eden iktidar, insanların yaşam hakkına ve en temel haklarına sabredemiyor. Sabredenler mümin de siz kimsiniz o zaman?”

Yeşil Sol Parti (YSP) Kadın Meclisi, partinin ekim ayında gerçekleşecek büyük kongresi öncesi kongre karar önerilerinin hazırlanacağı, 2 gün sürecek olan konferansına başladı. Konferansın açılış konuşmasını YSP Eş Sözcümüz Çiğdem Kılıçgün Uçar yaptı. Kılıçgün Uçar, şunları söyledi:

“Hiçbir dönemde kadın mücadelesi kolaylıklarla geçmedi. Her dönem saldırılarla karşı karşıya olan kadın mücadelesi yeni bir yolu açmıştır. Uzun, zor, zahmetli ve bir o kadar mücadele dolu bir sürecin ardından bugün Yeşil Sol Parti Kadın Konferansımızı gerçekleştiriyoruz.

Evet, hiçbir dönem kadın özgürlük mücadelemiz açısından kolay olmadı. Büyük emekler ve bedellerle bugünlere geldik.  Bu uğurda yüzlerce yoldaşımızı yitirdik. Yitirdiğimiz her bir kadın yoldaşımızın mücadelesini omuzlayarak yolumuzu örmeye devam ediyoruz. Anıları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. Selam olsun Rozalardan Sakinelere bu mücadeleyi omuzlayan tüm kadınlara, zindanda rehin tutulan yoldaşlarımıza, selam olsun Perişan Akçelik ve Adalet Safalı şahsında onurlu barış demekten bir an olsun vazgeçmeyen Barış Annelerimize.

Berfo Ana şahsında her türlü zulme karşı Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini sormaktan vazgeçmeyen Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine selam olsun. Emine Şenyaşar’ın adalet mücadelesine selam olsun. Patronlara, sermayedarlara boyun eğmeyen kadın işçilerin direnişine binlerce kez selam olsun. Bedenim, emeğim, kimliğim, inancım, yaşamım diyen ve mücadelesinden bir adım geri durmayan tüm kadınlara selam olsun. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Mücadelemizle, örgütlülüğümüzle yan yanayız. Bugün burada bu mücadeleyi ve örgütlülüğü büyütmenin yol ve yöntemlerini tartışacağız. Örgütlülüğümüzle ve dayanışmamızla buradayız. Kadın özgürlük mücadelemizi sindirmeye çalışanlara karşı tüm farklılıklarımızla, sesimiz ve sözümüzle bir aradayız. Savaş ve tecrit politikalarına karşı duranlarız. 3’üncü Yolun inşasında öncü olanlarız.

Kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı sokaklarda, alanlarda, meydanlarda isyanı örgütleyenleriz. “Katledilen her kadın isyanımızdır” diyerek yola çıkanlarız. “Jin, jiyan, azadî” felsefesini rehber edinenleriz. Bizler LGBTİ+’lara yönelik nefrete karşı duranlarız. Bizler bu ülkenin en büyük kurucu gücüyüz. Günlerdir annelerimizle ve ailelerimize evlatlarının kemikleri gönderiliyor. Bu zulmü kabul etmiyoruz. Bu fotoğraf AKP-MHP faşizminin fotoğrafı. Bu mücadelemizi daha da büyütmemiz gerektiğini gösteriyor.

Yakın zamanda Barış Annelerimizden Perişan ve Adalet Annemizi bir trafik kazasında kaybettik. Annelerimizin uyduruk iddianamelerle ifadeye çağrılması ve dönüş yolunda hayatlarını kaybetmelerini kaza olarak kabul etmiyoruz AKP’nin yol açtığı bir cinayettir. Her iki annemizin de barış umudunu birlikte büyütmenin buradan sözünü veriyoruz. Aynı şekilde özellikle son 1 aydır ailelerimize zarf ve kutular içerisinde cenazeler gönderiliyor.

İnsanların barışı konuşmak için alanlara çıktığı bir dönemde, 1 Eylül’de Erzurum’da bir ailenin hayatını kaybeden evladının kemikleri kutu içerisinde gönderildi. Sokakta 7 gün cenazesi kalan Taybet Ananın kızı Hezni İnan’ın yanmış elbiseleri bir zarf içerisinde ailesine gönderildi. Bu fotoğraf AKP’nin fotoğrafı, buna karşı mücadele edeceğiz. Bu mücadeleyi daha da büyüteceğiz. Kürde, kadına, işsize, emekçiye, mücadele veren herkese karşı savaş yürüten bir iktidarla karşı karşıyayız.

Sevgili kadınlar; Kürde, kadına, işçiye, emekçiye, doğaya düşman bu faşist iktidarın çok boyutlu saldırılarına karşı çok boyutlu direnişi örgütlemek hepimizin sorumluluğudur. Çoklu mücadele alanlarımızdan biri de 28’inci dönem olarak tanımladığımız parlamento olacak. AKP’nin kadın kazanımlarını hedef alan kirli ittifaklarıyla karşı karşıyayız. Kadın kazanımları üzerinden pazarlıklarla iktidara gelen bu yapıya Kontra uzantıları diyoruz. Biz 90’lı yıllardan iyi tanıyoruz bu yapıyı. Konca Kuriş’in katili olarak tanıyoruz biz Hizbul-Kontrayı. Kürt özgürlük mücadelesini 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetlerle ve saldırılarla engellenmeye çalışmasından tanıyoruz.

Hizbul-Kontra emin olun ki AKP-MHP iktidarının hem müttefiki hem de ortağıdır. Kürt halkı ve kadınlar Hizbul-Kontraya ve uzantılarına 90’lı yıllarda nasıl cevap verdiyse bugün de en büyük mücadeleyi hem Meclis’te hem de sokakta vermeye devam edecek. Bizler Meclis’e girdiğimizde nasıl bir durumla karşı karşıyayız. 1 Ekim başladığında en çok karşılaşacağımız başlıklardan biri denetimli serbestlik olacak. Bu düzenleme ile AKP kadın katillerini, taciz tecavüz faillerini serbest bırakıyor. Uşaki Tarikatinin lideri 12 yaşındaki bir çocuğa istismarda bulundu.

Onun gibilerin serbest bırakılması ya da az bir ceza ile salınması anlamına geliyor bu düzenleme. Yine haklarımız ve kazanımlarımız üzerinde kirli bir pazarlıkla Adalet Bakanı binbir emekle elde ettiğimiz nafaka hakkına müdahale edeceklerini ifade etti. Medeni Kanun’da yapılacak bir düzenleme ile bu konunun bir kez daha ele alınacağını söyledi. Demek istediği şu; kadınlara nafaka verilmeyecek, İstanbul Sözleşmesine dönülmeyecek, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinde kazandığı bütün kazanımları AKP-MHP gasp etmeye devam edecek. Bizler de elbette bunun karşısında duracağız.

“Derin bir yoksullukla karşı karşıyayız”

Derin bir yoksulluk ve krizle karşı karşıyayız. Bu yoksulluğu savaş ve rant politikalarından, tecrit politikalarından elbette ayrı ele alamayız. Türkiye’de yürütülen ekonomi bir savaş ekonomisidir. İktidar savaş ekonomisiyle ayakta durabiliyor. Şunu da biliyoruz; yoksullaşan başta kadınlar olmak üzere bütün toplumdur. Ekonomik krizin yaşandığı bir yerde bu ülkenin cumhurbaşkanı “Sorun ekonomik değil psikolojiktir” dedi.

Gerçi kendisi ekonomistim de diyor. Ekonomist olarak kendisini tarif eden cumhurbaşkanının bitirdiğini iddia ettiği üniversitede anlıyoruz ki sadece saray ekonomisi, sadece savaş ekonomisi anlatılmış. Bunu kendisi de dile getiriyor. Aynı zamanda savaşa yapılan harcamalarla övünen iktidar “Mümin olan sabreder” diyor. Bunu telkin eden iktidar, insanların yaşam hakkına ve en temel haklarına sabredemiyor. Sabredenler mümin de siz kimsiniz o zaman?

Bu kriz ortamında bizlerin yükselteceği barış politikalarının çok değerli bir yeri var. 2013-2015 yılları arasında hepimizin tecrübe ettiği çok kıymetli bir süreç vardı. Savaş durdurulduğunda hem istihdamın arttığını hem işsizliğin azaldığını hem de refahın arttığını deneyimledik. Bunun mücadelesini vermek durumundayız. Bu ülkede savaşın hukuksuzluğunu, savaşın dilini topluma dayatan bir AKP-MHP var. Soralım gerçekten Türkiye’deki Kürt sorunu çözümsüz mü? Kimsenin bu konu ile ilgili bir çözüm önerisi yok mu?

Elbette İmralı’da uzunca bir süredir tecrit altında tutulan Sayın Abdullah Öcalan bu konuda çözüm üretti. Kürt sorununda onurlu bir barış, gerçek bir barış konusunda tek çözüm önerisi olan Sayın Abdullah Öcalan’dır. Kendi cümlesidir; “Bana imkan verilirse bu sorunu bir hafta içerisinde çözerim” demiştir. 2013 yılında sayın Öcalan’ın yayınladığı deklarasyonun bizim hafızamızda olmaya devam edecek. Bunun mücadelesini vermekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Yine siyasetimizin bu ülkeye kazandırdığı çok önemli başlıklar var. Eşbaşkanlık sistemi, eşit temsiliyet, fermuar sistemi bu başlıklardan biri. Bunlar Türkiye’de demokratik siyaset açısından en önemli konuların başında geliyor. Karşı karşıya olduğumuz erkek egemenliği karşısında bütün bu ifade ettiğim başlıklar hem kadın mücadelesini büyüten hem de Türkiye’de demokratik bir siyasetin, daha kadın bir siyasetin hayat bulacağının göstergesi oldu. Bunu savunmaya devam edeceğiz.

Eşbaşkanlık sistemini, eşit temsiliyet ve fermuar sistemini binbir emekle yaratan arkadaşlarımız bugün Kobani Kumpas Davasında yargılanmaya devam ediyorlar. Her birimiz bu kumpas davasını takip ediyoruz. Orada tam tersine erkek egemenliğini yargılayan kadın siyasetçilerimizdir. Bu bizim siyasetimize güç vermeye devam ediyor. Bizler demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmamızdan geri adım atmadık, bundan sonra da atmayacağız. Şimdi bu paradigmayı kadınlardan oluşturmanın zamanı. Erkek devletin ve AKP iktidarının bizi yok saydığı her alanda sözü kesilen biz olmayacağız; sözü kesilen AKP-MHP iktidarının kendisi olacak.

“Başarı vazgeçmemektir”

Kritik bir seçimi geride bıraktık, her birimiz açısından değerliydi. Bu seçimlerde bize pay edilen bir başarısızlık var. Açık ifade edelim AKP bu seçimde oy kaybetti. AKP ve MHP’nin toplumun yarasından fazlasından onay almadığı bir seçim oldu. Devletin bütün olanaklarına rağmen, hile ve oyunlara rağmen nicel ve sayısal olarak ancak 2-3 puan öne geçebildiler.

Dolayısıyla AKP’nin bizi mahkum etmek istediği erkek egemenliğine, bizi mahkum etmek istediği yenilgi ruh haline kesinlikle teslim olmayacağız. Bir başarı değildir AKP’nin bir buçuk puan fazla alması. Başarı vazgeçmemektir; başarı yenilse bile onun üzerinden yeniyi inşa edebilmektir. Ve kadın mücadelemiz çok ciddi badireler atlattı, hiçbir zaman vazgeçmedi, bundan sonra da vazgeçmeyecek. Biz seçimlerden sonra diğer partilerin yapamadığını yaptık. Binlerce kadınla bir araya geldik.

Sürecin eleştiri ve özeleştiri temelinde bir muhasebesini yaptık. Çok cesur eleştiriler ile karşı karşıya kaldık. Bu cesurluk bize şunu anlatıyor; paradigmamız doğru, partimizin daha da güçlenmesi gerekiyor. Bütün eleştirilerden güç aldık. Çünkü bu paradigmadan güç alan halklarımız, bu partinin bu anlamda demokratik siyasette Türkiye ve coğrafyamıza gerçek anlamda eşitliği ve özgürlüğü, kalıcı barışı getirebileceğini göstermiş oldu. Bu sahiplenmenin, bu güç vermenin desteği ile yeni dönemi nasıl inşa edeceğimizi bugün hep birlikte tartışacağız.

Bizi bekleyen bir yerel seçim var. İktidar savaş temelinde seçim çalışmasını yeniden başlattı. Konferanslarımızda yerel seçimleri konuşacağız, yol haritamızı belirleyeceğiz ama değişmeyen bir yol haritamız var. Kendimize ait olanı geri alacağız. Kadınların emeği ile var ettiğimiz halkçı belediyeciliğin nasıl olacağını hem kendimizle hem de beraber yürüdüğümüz yol arkadaşlarımızla beraber belirleyeceğiz. Şimdi kazanma zamanı. Bundan hiç vazgeçmeden, bu mücadeleyi büyüteceğiz. Bu mücadele büyüyecek ve kazanacak. Yolumuz uzun, hepimize başarılar diliyorum.”

Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Canan Çalağan da şunları söyledi: “Bugün “İsyanımızla örgütleniyor, özgürlüğümüzü savunuyoruz” şiarıyla kadın konferansını gerçekleştiriyoruz. Umutluyuz, kararlıyız ve inançlıyız. Çünkü biz kadınlar birlikte güçlüyüz. Dün 12 Eylül faşist cuntasına, bugün AKP-MHP faşist iktidarına karşı direnerek zindanları mücadele sahasına çeviren Gültan Kışanak’ı, Figen Yüksekdağ’ı, Leyla Güven’i, Sebahat Tuncel’i, Ayla Akat’ı ve cezaevlerindeki tüm yoldaşlarımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bu topraklarda her türlü baskı, gözaltı ve tutuklamalara rağmen adaletten ve onurlu barış mücadelesinden vazgeçmeyen Cumartesi Annelerinin, Barış Annelerinin mücadelelerini selamlıyorum. İfade vermeye giderken geçirdikleri trafik kazasında yaşamlarını yitiren Barış Annelerimiz Perişan Akçelik ve Adalet Safalı’yı saygıyla anıyorum. Bir kez daha diyoruz ki Barış Annelerin barış mücadelesi faşizm karanlığını dağıtacak en büyük güçtür.

Sevgili kadınlar; iktidarın bizi karanlıkta ve umutsuz bırakmak istediği bu eşikte kadınlar meydanlarda cesaret ve umut saçıyor. Bugün barış, adalet, emek, insan hakları, eşitlik ve özgürlük mücadelelerinin verildiği her yerde kadınlar var. Ülkedeki faşist otoriter ve baskıcı rejime itirazların yükseldiği her direnişe kadınlar öncülük ediyor. Yaşamın her alanında emek, adalet ve özgürlük mücadelesi veren bütün kadınları selamlıyorum!

Kadın özgürlük mücadelemize yönelik çok boyutlu saldırıların olduğu böylesi bir dönemde kadın konferansımızı gerçekleştiriyoruz. Konferanslar her zaman için bizler açısından umudun, direnişin, mücadelenin tazelendiği dönemler olmuştur. Nitekim iki gün sürecek olan bu konferansımızdan da büyük bir umut, kararlılık ve motivasyonla çıkacağımızdan şüphemiz yok.

Bu konferansın bizler açısından anlamı ve önemine dönük birkaç noktaya değinmek istiyorum. Hepinizin bildiği gibi 14 Mayıs seçimleri sonrasında partimiz yeniden yapılanma sürecine girerek bunu tüm kamuoyuna deklare edip çalışmalarına başladı. Bizler de HDP ve Yeşil Sol Parti Kadın Meclisleri olarak kadın özgürlük mücadelemizi en güçlü şekilde örgütleyerek kadın dayanışmasının büyütmenin yol ve yöntemleri üzerinden tartışmalarımızı başlattık. Mücadele geleneğimizin olmazsa olmazı olan eleştiri-özeleştiri mekanizmamızdan hareketle örgütlü olduğumuz tüm il ve ilçelerde, mahallelerde, köylerde kadın toplantıları, buluşmaları gerçekleştirdik.

Tüm bu toplantılardan açığa çıkan değerlendirme ve öneriler üzerinden merkezi düzeyde 2 büyük çalıştay gerçekleştirerek illerde hazırlık konferansı toplantılarımızı gerçekleştirdik. Gün bu konferanstan en güçlü kararlarla çıkma günüdür. Bu kararları hayata geçirecek gücü ortaya koyma günüdür. Direniş ve mücadeleyi büyüterek AKP-MHP iktidarı eliyle kurumsallaşmış faşizmin yansımaları olan Kürt ve kadın düşmanlığını, gittikçe ağırlaştırılan tecridi, emeğin sömürüsünü, inanç ve kimliklerin baskı altına alınmasını, doğa talanını, rant ve yolsuzluğu püskürtmeye dönük iradeyi açığa çıkarma günüdür.

“Yollarımız farklı akacağımız deniz aynı”

Sevgili kadınlar; dünyanın neresinde olursa olsun erkek egemen iktidarlara karşı kadın mücadelesini büyütmenin yolunun birlikte hareket etmekten, karar alma süreçlerini en geniş katılımla örgütlemekten geçtiğini biliyoruz. Dili, inancı, kültürü ne olursa olsun; biz kadınları buluşturan ortak payda erkek egemen iktidarlara karşı kadın özgürlük mücadelemizi büyütmektir.

Bu mücadeleyi yürütürken farklı yollardan yürüyebiliriz, ancak biliyoruz ki hepimiz aynı denize akıyoruz. Bu inanç ve kararlılıkla konferans sürecimizi örerken en geniş katılımı hedefledik. Yeni dönem mücadele hattımızı belirlerken elimizden geldiğince her kadına ulaşmaya çalıştık. Cezaevlerindeki yoldaşlarımızdan avukatlar aracılığıyla kıymetli önerilerini aldık. Kadın toplantılarımıza, buluşmalarımıza katılan kadınların bugün bu salonda olmasa da fikirleri ve önerileri burada.

Bilinmelidir ki; konferansımızdan çıkacak her karar bu fikir ve öneriler ışığında alınacaktır. Eş Sözcümüz ülke gündemine, kadın gündemine dair kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Ben de çok detaya girmeden ancak konferansımızdan muradımızı açmak adına birkaç noktanın altını çizmek istiyorum. Kadınlar her gün sokak ortasında katledilirken, şiddete maruz kalırken iktidarın cezasızlık politikaları kadına yönelik şiddeti meşrulaştırmaktadır.

Kadına yönelik her türlü şiddetin faili olan erkekler cezasızlıkla ödüllendirilmektedir. Kısmi aflarla, torba yasalarla, denetimli serbestliklerle erkeklere kadına şiddet uygulamaları teşvik edilmektedir. Kayyımlar eliyle kadına yönelik şiddetle mücadele merkezleri ve sığınma evleri kapatılarak şiddet gören kadının başvuracağı tek bir mekanizma bırakılmamıştır. Bizler bulunduğumuz her yerde kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı mücadelemizi büyüttük, büyütmeye devam edeceğiz.

Haklarımız ve kazanımlarımız üzerinden kirli pazarlıklar sonucunda ittifak kurarak 28’nci Dönem Parlamentosuna giren kadın düşmanı gruplara karşı örgütlülüğümüzü büyüterek mücadelemizi yükseltmek hepimizin sorumluluğundadır. Bu gruplar parlamentoya geldikleri andan itibaren harekete geçerek karma eğitimi hedef almış, boşanmayı zorlaştıran yasaları hayata geçirecek politikalarla kadınların nafaka hakkına göz dikmiştir.

Kadınların büyük mücadeleler sonucu kazandığı nafaka hakkının ortadan kaldırılmasına dönük politikalara elbette sessiz kalmayacağız. Kadın düşmanı bu ittifaka karşı hiçbir hakkımızdan ve hiçbir kazanımımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Bu irade ve kararlılıkla bu konferanstan çıkacağımızdan eminiz.

Değerli arkadaşlar; ülkenin içine sürüklendiği kaos, derinleşen ekonomik kriz ve artan kadın yoksulluğu AKP-MHP erkek egemen iktidarının savaş, şiddet ve tecrit politikalarının bir sonucudur. Bulunduğumuz her yerde söyledik, söylemeye devam edeceğiz; savaşa ayrılan her kuruş kadınların emeğinden, sofrasından, yaşamından çalınmaktır.

Kadınları savaşlarla evlerinden, yaşam alanlarından ayırmak göç yollarında kadına yönelik her türlü şiddet ve katliamın önünü açmaktır. Mülteci olarak gittikleri yerlerde emek sömürüsünü en ağır şekilde kadınlara yaşatmaktır. Kadın yoksulluğunu, işsizliğini derinleştirmektir. Bu iktidarın kadın yoksulluğunu, işsizliğini giderme gibi bir derdi yoktur. Bu iktidarın derdi, kadınları yoksulluk kıskacına alıp erkeğe bağımlı hale getirmektir.

Tecridi bir rejim haline getirerek kadınları yaşamın her alanında ötekileştirmek de evlere hapsetmektir. Çünkü biliyoruz ki ülkede dünya ortalamasının çok üzerinde olan kadına yönelik her türlü şiddet ve ayrımcılık, Kürt sorununun çözümsüzlüğünden, savaştan ve tecrit politikalarından bağımsız değildir. İnsanlık suçu olan mutlak tecrit kırılmadan, kadına yönelik şiddet ve katliamların, kadın yoksulluğunun ve işsizliğinin artarak devam edeceğini çok iyi biliyoruz. Konferansımızda yürüteceğimiz her tartışmayı bu gerçeklik üzerinden konuşarak kararlarımızı alacağız.

“Topyekun saldırılar karşısında topyekun mücadele”

Kadın özgürlük mücadelemize yönelik gerçekleştirilen topyekûn saldırılar karşısında topyekûn mücadeleyi büyüteceğiz. Direnişimizi örgütleyeceğiz. Mücadele yöntemlerimizi, kadın örgütleme mekanizmamızı en güçlü şekilde işletmenin yol ve yöntemlerini burada kararlaştıracağız. Bizler gücümüzü; emek, adalet, barış, eşitlik, demokrasi mücadelesi yürüten Kürt, Türk, Arap, Rum, Çerkes, Pomak, Roman, Ermeni, Acem, Süryani, Êzidî kadınlardan alıyoruz.

Doğamıza açılan savaşa karşı “Yerimizi, doğamızı, asla vermeyeceğiz.” diyen Akbebelenli kadınlardan, “Acılardan rant devşiren bu fırsatı felaket iktidarına karşı gitmedik, buradayız” diyen Dikmeceli kadınlardan, “Bu iktidarın rant ve talan politikalarına vereceğimiz tek bir ağacımız, ormanımız yok” diyerek Cudi’ye yürüyen kadınlardan alıyoruz.

Biz gücümüzü; yaşlı, çocuk, engelli bakımını kadınlara yükleyen sağlamcı politikalara karşı engelsiz bir yaşam mümkün diyerek mücadelesini örgütleyen kadınlardan alıyoruz. Yoksulluğun kadınlaşmasına izin vermeyeceğiz diyerek iş yerlerini, alanları, meydanları isyanıyla örgütleyen direnişimizden alıyoruz. Biz gücümüzü kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı 8 Martlarda, 25 Kasımlarda isyanıyla geceleri aydınlatan yürüyüşlerimizden alıyoruz.

Yaşamın her alanında ben varım diyerek her türlü baskı, gözaltı ve tutuklamalara karşı diz çökmeyen, boyun eğmeyen cezaevlerindeki yoldaşlarımızdan alıyoruz; Rojava’da kadın öncülüğünde gerçekleşen ve tüm dünya kadınlarına ilham olan Rojava Kadın Devriminden alıyoruz. Gücümüzü demokratik, ekolojik kadın özgürlükçü paradigmamızdan alıyoruz. Büyük kadın konferansımızı bu coşku, umut ve kararlılıkla başlatıyoruz. Hepimizin yolu açık olsun, bir kez daha konferans delegasyonumuzu selamlıyorum. An Serkeftin, an serkeftin! Yaşasın kadın dayanışması! Jin, jiyan, azadî!”

Paylaşın

JP Morgan’dan Yatırımcılara, “TL’de Ağırlık Artır” Tavsiyesi

ABD merkezli yatırım bankası  JP Morgan, yatırımcılara gönderdiği bilgi notunda, “TL’de ağırlık artır” tavsiyesinde bulundu. Bilgi notunda, “Temmuz başında opsiyonlarda TL uzun pozisyonu almıştık. Artık risk/ödül dengesinin doğrudan TL alımdan yana olduğunu düşünüyoruz” denildi.

Ortodoks politikalara geçişin kararlı olduğu belirtilen bilgi notunda, 250 baz puan artış olacağı yönündeki piyasa beklentilerine karşın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), en son toplantısında politika faizini 750 baz puan artırarak yüzde 25’e çıkardığı, bu sinyallerin, siyasi destekle hareket edildiğine işaret ettiği kaydedildi.

Para politikasında beklentiyi aşan sıkılaşma ve OVP’den enflasyonla mücadele konusunda verilen kararlı mesajların ardından yabancı kurumların pozitif yorumlarına yenisi eklendi. JPMorgan Türk lirasında sınırlı hacimde uzun pozisyon tavsiyesinde bulundu.

BloombergHT’de yer alan habere göre; Aralarında Anezka Christovova’nın da olduğu JPMorgan analistleri yayımladıkları notta, Dolar/TL put spreadleri üzerinden önerdikleri mevcut lira iyimser pozisyonuna “küçük boyutta” lira uzun pozisyon eklediklerini bildirdi.

Analistler, politika yapıcıların dolar/TL’yi yukarı yönlü serbest bırakarak enflasyonu yükseltmeyi istemediklerini atıfta bulunarak “Artık risk/ödülün doğrudan lira uzun pozisyonlarına doğru kaydığına inanıyoruz” dedi

Raporda “Önceki analizlerimiz Türk lirasının ucuz ve rekabetçi olduğunu, bu nedenle ek devalüasyona gerek olmadığını gösteriyor” ifadeleri yer aldı.

Analistler yetkililerin Döviz rezervlerini kaybetmeden dolar/TL’yi sabit tutabileceklerini ifade ettiğine dikkat çekerken döviz rezervlerinin ılımlı bir şekilde artmasının daha olası olduğuna dikkat çekti.

Turizm gelirleri, kredi büyümesindeki yavaşlama ve artan kredi faizlerinin Ağustos-Ekim döneminde ılımlı cari işlemler fazlasına yol açacağını belirten analistler buna karşılık, istikrarlı dolar/TL kurunun pozitif toplam döviz getirisi sağlamaya başlaması gerektiğini ifade etti.

Paylaşın

Kuzey Kore “Nükleer Denizaltısını” Tanıttı: Hero Kim Kun Ok

Kuzey Kore, ülkenin ilk operasyonel “taktik nükleer saldırı denizaltısını” denize indirdi. Pyongyang bu denizaltıyı, Kore yarımadası ile Japonya arasındaki sularda devriye gezen filoya tahsis etti.

Haber Merkezi / Denizaltıların yerinin tespiti su altındayken çok zor olduğundan bu tür bir silahın geliştirilmiş olması Pyongyang’a, karadaki donanımı vurulmuş bile olsa, denizde muarızlarını vurma konusunda üstünlük sağlayabilir. Bu denizaltı gerçekten tam olarak çalışır durumda mı?

Bunun cevabını bilmiyoruz. Yanıt için Kuzey Kore’nin tatbikatlarla bu denizaltının nükleer başlıklı füzeleri başarıyla atabileceğini sergilemesi gerekecek.

Analistler, “Hero Kim Kun Ok” adı verilen geminin, Kuzey Kore`nin 1970`lerde Çin’den satın aldığı ve yurt içinde üretmeye başladığı, değiştirilmiş Sovyet dönemi Romeo sınıfı bir denizaltı gibi göründüğünü söyledi.

Bununla birlikte, gemideki fırlatma tüpü kapaklı tasarımının büyük olasılıkla balistik füzeler ve seyir füzeleriyle silahlandırıldığı tahmin ediliyor.

Nükleer saldırı amaçlı bir denizaltı, uzun süredir Kuzey Kore’nin inşa etmeyi hedeflediği silahlar listesindeydi ve Kim nükleer programının çok önemli bir parçasını oluşturacak bu denizaltının geliştirilmesi üzerinde yıllardır çalışıyordu.

Medyaya dağıtılan fotoğraflarda Kim Jong-un, bir tersanede çevresinde deniz subaylarıyla birlikte nükleer füze atma kapasitesine sahip olduğu söylenen dev bir denizaltının yanında duruyor.

Denizaltının denize indirdiği törende konuşan Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, bu geminin ülkesinin, ABD ve Asyalı müttefiklerine karşı nükleer silahlarla güçlendirilmiş bir donanma kurma çabalarında büyük önem taşıdığını bildirdi.

Donanmayı nükleer silahlarla silahlandırmanın acil bir görev olduğunu belirten Kim, deniz kuvvetleri için taktik nükleer silahlarla donatılmış daha fazla su altı ve su üstü gemisi sözü verdi.

Bu arada Associated Press, Güney Koreli yetkililerin denizaltının nükleer saldırı potansiyeline karşı temkinli yaklaştığı ve muhtemelen operasyonel göreve hazır olmadığı görüşünü taşıdığını aktardı.

Paylaşın

Batı Afrika Ülkesi Mali’de Çifte Saldırı: 64 Ölü

Afrika’nın sekizinci büyük ülkesi olan Mali’de düzenlenen saldırılarda 64 kişi hayatını kaybetti. 49 sivilin, 15 askerin hayatını kaybettiği saldırıları El-Kaide’ye bağlı cihatçılar üstlendi.

Mali, kuzeyde etnik Tuaregler tarafından yönetilen bir isyanın patlak verdiği 2012 yılından bu yana güvensizlikle mücadele ediyor.

Bölgedeki gerilim geçtiğimiz haftalarda, yıl sonuna kadar Mali’den ayrılacağı açıklanan BM barış gücü misyonunun Timbuktu yakınlarındaki iki üssü silahlı kuvvetlere devretmesinin ardından yeniden canlandı.

Batı Afrika ülkesi Mali’de dün Nijer nehri üzerindeki bir ordu üssüne ve bir yolcu teknesine cihatçıların yaptığı çifte saldırıda en az 64 kişi hayatını kaybetti.

France24’te yer alan habere göre, hükümetten yapılan açıklamaya göre, iki ayrı saldırı Nijer nehri üzerindeki Timbuktu teknesini ve kuzey Gao bölgesindeki Bamba’da bir ordu mevzisini hedef aldı.

Tekne üç ayrı roketle vurulurken, tahliye işlemlerinin yapıldığı teknede onlarca kişi sağ kurtarıldı.

Mali’deki çatışmalar

Saldırıları, Mağrip El-Kaidesi’nin (AQIM) Sahel’den sorumlu kolu Cemaat Nusra el İslam ve Müslim (JNIM) üstlendi. Örgüt geçen ay Mali’nin kuzeyindeki tarihi kavşak şehri Timbuktu’yu abluka altına aldığını duyurmuştu.

Mali, kuzeyde etnik Tuaregler tarafından yönetilen bir isyanın patlak verdiği 2012 yılından bu yana güvensizlikle mücadele ediyor.

Cihatçılar, isyanlar birlikte Mali’nin merkezi, Nijer ve Burkina Faso’ya doğru harekete geçerek Sahel’de şok dalgaları yarattı.

Mali’nin kuzeyindeki bölgesel isyan, 2015 yılında isyancılar ve Mali hükümeti arasında imzalanan bir barış anlaşmasıyla resmen sona erdi.

Ancak 2020 yılında sivil hükümetin devrilmesi ve yerine bir cuntanın geçmesinin ardından bu kırılgan anlaşma zora girdi.

Bölgedeki gerilim geçtiğimiz haftalarda, yıl sonuna kadar Mali’den ayrılacağı açıklanan BM barış gücü misyonunun Timbuktu yakınlarındaki iki üssü silahlı kuvvetlere devretmesinin ardından yeniden canlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

“Kadın Cinayetleri” Meclis Gündemine Taşındı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Van Milletvekili Gülderen Varlı, kadın cinayetlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşıdı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na (KDCP) göre; Ağustos ayında 29 kadın cinayeti işlenmiş, 21 kadın ise şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi.

Haber Merkezi / Gülderen Varlı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde, kadın cinayetlerinin özellikle son zamanlarda şüpheli ölüm diye kayda geçmesinin, suçlu ya da suçluların cezasız kalmasının, yaşamını yitiren kişi sayısında artışı beraberinde getirdiğini vurguladı ve ekledi:

“Her gün onlarca kadın, erkek şiddetinin mağduru olarak sokak ortasında yaşamını yitirirken yapılan iyi hal ceza indirimi, haksız tahrik, iktidarın cezasızlık politikaları da suçluları hukuken aklamaktadır. Etkin ve bütünlüklü uygulanmayan politikalar, şüpheli kadın ölümlerinin soruşturmalarının dikkatli bir şekilde incelenmemesi ve hızlıca sonuçlandırılmaması, her gün sayısız kadını yaşamından etmektedir.”

Bakan Göktaş’a “Kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine dönük bir eylem planınız var mıdır?” sorusunu yönelten Varlı, soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:

“Kadın cinayetlerinin özellikle son zamanlarda şüpheli ölüm diye kayda geçmesi, suçlu ya da suçluların cezasız kalması, yaşamını yitiren kişi sayısında artışı beraberinde getirmektedir. Her gün onlarca kadın, erkek şiddetinin mağduru olarak sokak ortasında yaşamını yitirirken yapılan iyi hal ceza indirimi, haksız tahrik, iktidarın cezasızlık politikaları da suçluları hukuken aklamaktadır. Etkin ve bütünlüklü uygulanmayan politikalar, şüpheli kadın ölümlerinin soruşturmalarının dikkatli bir şekilde incelenmemesi ve hızlıca sonuçlandırılmaması, her gün sayısız kadını yaşamından etmektedir.

Bianet’in yayınladığı rapora göre; Ağustos’ta en az 31, 2023’ün ilk sekiz ayında ise en az 205 kadın yaşamını yitirmiş, 45 kadın tacize uğramış, 88 çocuk istismar edilmiş, 512 kadın şiddete maruz kalmıştır. Erkekler tarafından en az 188 kadın seks işçiliğine zorlanırken, 170 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansımıştır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun raporuna göre; Ağustos 2023’te 29 kadın cinayeti işlenmiş, 21 kadın ise şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiştir.

Ayrıca Van, Hakkâri, Şırnak, Siirt, Muş, Diyarbakır ve Mardin illerinde 2023’ün ilk 8 ayında en az 28 kadın erkek şiddetine maruz kalarak yaşamını yitirmiştir. Van, Hakkâri, Şırnak, Siirt, Muş, Diyarbakır ve Mardin illerinde en çok kadınların etkilendiği; işsizlik, yoksulluk, ekonomik kriz gibi sosyoekonomik sorunlar başta gelmektedir. Bu sorunlar ve erkek şiddetinin sonucunda özellikle Hakkâri ilinde 2023 yılının ilk 6 ayında yaşanan 11 ölüm, intihar olarak basına yansımıştır.

Yaşanan bu ölümler kadın ve gençlerden oluşmaktadır. Kentte yaşanan Şüpheli ölümlere dair en son basına yansıyan; 5 Eylül 2023’te Şemdinli ilçesine bağlı Karşıyaka Mahallesi’nde 23 yaşındaki Keje S. isimli kadının evinde şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiği, 16 Haziran 2023’te Hakkâri’nin Bulak Mahallesi’nde, şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren 23 yaşındaki A.K.Y. isimli bir kadının intihar ettiği yönünde haberler olmuştur.

Yaşanan bu sorunlarla beraber kadın haklarını savunan uygulamaların hukuken güvence altına alınmamasından kaynaklı, kadıların erkekler tarafından gördüğü; psikolojik, cinsel ve öldürmeye varan fiziksel şiddet cezasız kalmakta ve yaşamlarını yitirmelerine neden olmaktadır.”

Gülderen Varlı, soru önergesinin devamında, Bakan Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

“1. Son beş yılda, Türkiye de yaşanan kadın cinayetlerinin sayısı kaçtır?
2. Son beş yılda, öldürülen kaç kadın devletten koruma talebi olmasına rağmen yaşamını yitirmiştir? Koruma kararı olmasına rağmen güvenlik önlemlerinin alınmamasının gerekçesi nedir?
3. Kadına yönelik şiddet ile kadın cinayetlerine dair bir veri tabanınız var mıdır? Var ise kamuoyu ile ne zaman paylaşacaksınız?
4. Kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine dönük bir eylem planınız var mıdır?

5. Van kentinde kadına yönelik şiddete ilişkin herhangi bir araştırmanız var mıdır? Var ise kamuoyu ile ne zaman paylaşacaksınız?
6. Van ilinde son 10 yılda erkek şiddetinden dolayı yaşamını yitiren kadın sayısı kaçtır?
7. Hakkâri ilinde son bir yılda artan intihar vakalarına yönelik bir çalışmanız var mıdır? Herhangi bir çalışma başlatılmamışsa bunun gerekçesi nedir?”

Paylaşın

Fransa’da Okullarda “Abaya” Yasağı Kesinleşti

Fransa’da Danıştay, hükümetin abaya ve entari tarzı uzun elbiselerin laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle okullarda giyilmesini yasaklamasına ilişkin yapılan itirazı reddetti. Bu kararla, okullarda abaya yasağı kesinleşmiş oldu.

Fransa’da Eğitim Bakanı Gabriel Attal, yeni eğitim dönemi öncesinde laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle devlet okullarında abayanın yasaklanacağını açıklamıştı.

Bakan erkeklerin de “kamis” adı verilen uzun gömlekleri giymesinin yasaklandığını duyurmuştu. Bakan, yasağa gerekçe olarak ülkede geçerli olan laiklik ilkesini göstermiş, laiklik ilkesi gereğince devlet okullarından dini sembollerinin yerinin olmadığını belirtmişti.

Hükümet Sözcüsü Olivier Veran, 28 Ağustos’ta ülkedeki okullarda giyilmesinin yasaklanacağı abaya ve benzeri uzun elbiseler için “politik bir saldırı aracı” olduğu yorumunu yapmıştı.

Mahkemenin kararına göre, abaya yasağı özel hayata saygı, din özgürlüğü, eğitim hakkı ve çocuğun refahı haklarını ihlal etmediği gibi, ayrımcılık yasağı ilkesine de aykırılık teşkil etmiyor.

Fransa Danıştayı, okullarda abaya gibi tesettür giysilerinin daha fazla giyilmesinin “dini bir arka planı” olduğu değerlendirmesinde bulundu. Mahkeme, bunun öğrencilerin ifadelerinden anlaşıldığını vurguladı. Yüksek Mahkeme, yasanın devlet okullarında herhangi bir dine aidiyet göstergesi olan giysileri yasakladığına dikkat çekti.

Fransa’da 2004 yılında çıkan bir yasada devlet okullarında derslere dini simge ve objelerle girilmesi yasaklanmıştı. Bu kararın ardından okullarda baş örtüsü yasağı gelmişti.

Bundan sonra ne olacak?

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen talimatnameye göre, abaya giymekte itiraz eden öğrencilerin aileleriyle önce “diyalog süreci” başlatılacak, bunun sonucunda bu giysiyi giymek isteyenler ısrar ederse okuldan atılacak.

Danıştay’ın ilgili dairesi, hükümetin abaya ve entari tarzı uzun elbiselerin laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle okullarda giyilmesini yasaklamasına ilişkin yapılan itirazla ilgili önceki gün bir duruşma düzenlemişti.

Müslümanların haklarını savunan ADM Derneğinin yaptığı başvuruyu değerlendirmek üzere düzenlenen duruşma yaklaşık iki saat sürmüştü.

Yasak kararını temel özgürlüklere aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay’a götüren dernek, duruşmada birkaç ay önceye kadar abayanın “dinle ilgisi olmayan kıyafet” olarak kabul gördüğünü ve bu konuda derin bir tartışma olduğu yolunda savunma yaptı.

Bu yasak nedeniyle abaya giydiği için okula giremeyen öğrencilerin özel hayatının ve kişisel özgürlüğünün ihlal edildiğini savunan derneğin avukatı, bu öğrencilerin kıyafetlerinden dolayı “damgalandığı” görüşünü dile getirdi.

ADM Derneği avukatı Vincent Brengarth, Eğitim Bakanlığının “abayanın” ne tarz bir giysi olduğunu tam anlamıyla tarif eden bir belgesi olmadığını kabul ettiğini söyledi. Brengarth, “Bir şeyin dini nitelikte olup olmadığını belirlemek Eğitim Bakanlığının görevi değil.” ifadesini kullandı.

Abaya kıyafetinin dinle ilgisi olmadığını belirten Brengarth, Fransa İslam Konseyi’nin (CFCM) de bu görüşte olduğunu bildirdi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan OVP Açıklaması: Dağ Fare Doğurdu

Orta Vadeli Programı (OVP) değerlendiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Önümüzdeki üç yılı (2024-2026) kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) nihayet açıklandı. Ama yine, ‘dağ fare doğurdu.’ Bir ekonomik programın başarısı programın ‘teknik kalitesine’, ‘uygulayıcıların liyakatine’ ve ‘siyasi sahiplenmeye’ bağlıdır” dedi.

Haber Merkezi / OVP’de KKM’ye ilişkin bir stratejinin olmamasını eleştiren Kılıçdaroğlu, Tüm uyarılarımıza rağmen, OVP ’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasından çıkış için ciddi bir strateji de ortaya konmamış. KKM’nin bugüne kadar bütçe ve TCMB’ye yükü 900 milyar lirayı aştı. 2024’de devletin bütçeden yapacağı yatırım harcamalarının 788 milyar lira olduğu düşünüldüğünde, KKM’nin sebep olduğu yük ve tahribat daha iyi anlaşılabilir” dedi ve ekledi:

“‘KKM olmasaydı bütçenin faiz yükü ne olurdu?’ diyenler, bir zahmet OVP ’de faiz giderlerindeki patlamaya da bir baksın. 2023’de % 108 artan bütçenin faiz ödemeleri, 2024’de % 94 artacak.”

Kılıçdaroğlu, açıklamasının sonunda ise, “Tüm bu yıkıma sebep olanların şimdi çıkıp ‘sorun ekonomik değil, psikolojik’ demesi ise siyasetin değil, olsa olsa tıbbın konusudur. Ne de olsa olmadığı halde kendini ‘ekonomist’ zannedip, bir de ‘faiz sebep, enflasyon netice’ diyerek, durduk yere ülkeyi perişan etmenin başka bir izahı olamaz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün açıklanan Orta Vadeli Programı (OVP) değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun sosyal medyada yaptığı değerlendirmeler şöyle:

Önümüzdeki üç yılı (2024-2026) kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) nihayet açıklandı. Ama yine, “dağ fare doğurdu.” Bir ekonomik programın başarısı programın “teknik kalitesine”, “uygulayıcıların liyakatine” ve “siyasi sahiplenmeye” bağlıdır.

Son ikisinden başlarsak; uygulayıcıların hali ortada… Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümü 2023 için, 2011’de sözler verdiler. Türkiye ilk 10 ekonomi arasına girecek. Milli Gelir 2 trilyon $; fert başına gelir 25 bin $, ihracat 500 milyar $ olacak. İşsizlik % 5’e düşecekti.

Bunları devletin 10. Kalkınma Planına resmi hedef olarak da yazdılar. Şimdi getirdikleri OVP ile 2026’ya kadar, bu hedeflerin yanına bile yaklaşamıyorlar. Ama 2023 hedeflerinin neden ıskalandığına dair OVP ’de tek bir izahat yapmıyorlar; milletten özür dilemiyorlar.

Çünkü ortada 2023 hedeflerini sahiplenen samimi bir siyasi irade hiç olmadı. Aynı siyasi iradenin şimdi getirdiği OVP’ye göre Türkiye; ilk 10 ekonominin uzağında kalmaya, buna karşın dünya enflasyon şampiyonlar liginde oynamaya devam edecek.

OVP ’nin teknik tarafına gelirsek, burada da izaha muhtaç ciddi sıkıntılar var. Saray Hükümeti önümüzdeki üç yılda “Türkiye’nin potansiyel büyümesinden çok da taviz vermeden, enflasyonu üç yılda yüzde 65’lerden yüzde 8,5’e indireceğim” sözünü veriyor. Peki, bunu nasıl yapacak?

OVP ’deki bu büyüme ve enflasyon hedeflerinin beraberce sağlanması, iç talebin ciddi şekilde baskılanması ve dış talepten büyümeye ciddi bir katkı gelmesiyle ancak mümkün. 2024’de yurtiçi talepten büyümeye gelen katkının, 2023’e göre, yarı yarıya düşeceği anlaşılıyor. Perşembenin gelişi, Çarşambadan bellidir. Yerel seçimlerden sonra, daha yüksek faiz ve vergi yükü yolda.

Diğer taraftan OVP’ye göre gelecek üç yılda net ihracatın büyümeye katkısı son derece sınırlı. Yani önümüzdeki üç yılda da büyüme iç talep ağırlıklı olacak. Peki, bu büyüme kompozisyonuyla, enflasyon tek haneye nasıl düşecek?

OVP’nin dolar kuru tahminleriyle de enflasyon hedefleri uyumlu değil. OVP’ye göre 2024’de Amerikan Doları, TL’ye karşı yüzde 54 değer kazanacak. Yani TL pul olmaya devam edecek. TL’nin değeri pul olurken, enflasyon yüzde 65’lerden, yüzde 33’e nasıl düşecek?

Saray hükümeti yine selden kütük kaçıracak. Ekonomide işlediği tüm günahların vebalini milletin sırtına yıkacak. 2024’de hedeflenen enflasyon % 33, ama diğer tarafta hedefledikleri vergi tahsilatındaki artış % 73. OVP ’ye göre vatandaşın vergi yükü olağanüstü artacak.

Tüm uyarılarımıza rağmen, OVP ’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasından çıkış için ciddi bir strateji de ortaya konmamış. KKM’nin bugüne kadar bütçe ve TCMB’ye yükü 900 milyar lirayı aştı. 2024’de devletin bütçeden yapacağı yatırım harcamalarının 788 milyar lira olduğu düşünüldüğünde, KKM’nin sebep olduğu yük ve tahribat daha iyi anlaşılabilir.

“KKM olmasaydı bütçenin faiz yükü ne olurdu?” diyenler, bir zahmet OVP ’de faiz giderlerindeki patlamaya da bir baksın. 2023’de % 108 artan bütçenin faiz ödemeleri, 2024’de % 94 artacak.

Tüm bu yıkıma sebep olanların şimdi çıkıp “sorun ekonomik değil, psikolojik” demesi ise siyasetin değil, olsa olsa tıbbın konusudur. Ne de olsa olmadığı halde kendini “ekonomist” zannedip, bir de “faiz sebep, enflasyon netice” diyerek, durduk yere ülkeyi perişan etmenin başka bir izahı olamaz.

Paylaşın