Meclis’te HDP Milletvekili Kalmadı: Sancar Ve Buldan YSP’ye Geçti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın Yeşil Sol Parti’ye (YSP) geçişiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) HDP milletvekili kalmadı. Yeşil Sol Parti’nin milletvekili sayısı ise 57’ye yükseldi.

HDP’nin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan 14 Mayıs seçimlerine Yeşil Sol Parti listelerinden katılmışlardı.

Anayasa Mahkemesi’nde devam eden kapatma davasının yarattığı risk nedeniyle 14 Mayıs seçimlerine Yeşil Sol Parti listeleriyle giren Halkların Demokratik Partisi (HDP), 27 Ağustos’ta gerçekleştirdiği kongresinin ardından çalışmalarının tümünü yeni partiye devretti.

Alınan bu kararla birlikte HDP, aktif siyasete bir nevi ara vermiş oldu. HDP’yi Meclis’te temsil eden iki milletvekili; partinin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan da bu kararın ardından Yeşil Sol Parti’ye geçti. Bu geçişle birlikte Meclis’te HDP milletvekili kalmadı.

HDP’nin hiç milletvekili kalmadı

HDP’nin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan 14 Mayıs seçimlerine Yeşil Sol Parti listelerinden katıldı. Yeşil Sol Parti’den seçilen 57 milletvekili arasında bulunan iki eş genel başkan ittifak yasası doğrultusunda kayıtlarını HDP Milletvekili olarak yaptırdı.

HDP’nin Meclis’teki varlığını sürdürmek ve kapatma davası sonuçlanana kadar partinin Eş Genel Başkan düzeyinde temsiliyetini sağlamak adına alınan bu karar sonucu Meclis’te 55 Yeşil Sol Parti, 2 HDP milletvekili görev almış oldu.

Gazete Duvar’dan Ceran Bayar‘ın haberine göre; HDP’nin 27 Ağustos kongresinde aldığı ‘partinin çalışmalarının tümünü Yeşil Sol Parti’ye devretmesi’ kararıyla birlikte HDP’nin Eş Genel Başkanları Buldan ve Sancar da istifa ederek Yeşil Sol Parti’ye geçti.

Meclis kayıtlarındaki milletvekili sandalye dağılımı bu istifalarla birlikte değişmiş oldu. Yeşil Sol Parti’nin 55 olan milletvekili sayısı 57’ye çıkarken HDP’nin hiç milletvekili kalmadı.

Paylaşın

Özel’den “Aday Olacak Mısınız?” Sorusuna Yanıt: Kemal Bey İle Yarışabiliriz

“CHP Genel Başkanlığı’na aday olacak mısınız?” sorusuna yanıt veren Özgür Özel, “Yaşadığımız süreç beni adaylığa o günden daha fazla yaklaştırdı. Bu işin sonunda bir adaylık olursa da o özgüvenim, inancım, kararlılığım var. Adaylık noktasında kem küm ediyor değilim ama bir süreç var ve tamamlanması gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Yenmek, yenilmek değil. Biz kurultayda Kemal bey ile yarışabiliriz. Bu hainlik değildir. Bazıları diyor ki “Kemal beye ihanet mi ediyorsun?”. Kemal beyin başarısı için bir şeyleri eksik yapmak ihanettir, ben yapmadım. Kemal beyin başarısı için, en yakını kimse en yakını kadar inandım.

Kemal bey ‘Bu kürsüde son kez sesleniyorum, bir yolculuğa çıkıyorum’ dedi. Babam gibi hissettiğim bir insana tutamadım kendimi ağladım. ‘Ağlıyordun, aday olamazsın’ diyorlar. Ben üç kez ağladım siyasette. İmamoğlu, İstanbul’u kazandı. 19 gün sandık üstünde yattık. Haber geldi mazbatayı veriyorlar, oradan İBB’ye. Balkona çıktım, bir gürültü başladı. İzmir Marşı çalıyor, İmamoğlu arabadan indi. O anı gördüm hüngür hüngür ağladım. Kemal bey adaylığını açıkladı tutamadım kendimi ağladım. Bir de Soma Davası bitti, büyük haksızlık yaptılar kapının önünde ağladım.”

Genel seçimlerin ardından CHP’de yaşanan “değişim” tartışmalarında ismi genel başkan adaylığı için geçen Özgür Özel, Halk TV’de İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah’ın konuğu oldu. “Aday olacak mısınız?” sorusuna yanıt veren Özel şunları söyledi:

Ben burada adayım desem hem partiye, hem kamuoyuna hem de birlikte yol yürüdüğümüz insanlara ve başta genel başkana karşı şu anda bunu buradan açıklamak doğru olmaz. Süreci tamamlayacağım, tutum belgesini açıklayacağız. Bir eş zamanlılıkla belki bir basın toplantısıyla, belki kadrolarımızla birlikte… Önce tutum belgemizi kamuoyu ile paylaşacağız. Daha sonra aday olacağımız sırada, önceden benim sözüm var. Önce aileme, sonra genel başkana haber vereceğim. Yani genel başkan televizyondan duymayacak. Ondan sonra da kurultayla ilgili gerekli süreci başlatacağız.

28’inde hiç niyetim yoktu. Haziran’ın ortasına geldiğimizde partinin hiçbir şey yokmuş gibi davranmasının seçmene büyük bir haksızlık olduğunu gördüm. Partimizin özeleştiri yapmamasını büyük bir haksızlık olarak gördüm. Partimizin bir yenilenme, değişim meselesine geçmemesinin seçmeni kaybettiğini gördüm. Partide de, ülkede de işlerin iyi gitmediğini gördüm. Orada sorumluluk üstlenebilirim dedim. Yaşadığımız süreç beni adaylığa o günden daha fazla yaklaştırdı. Bu işin sonunda bir adaylık olursa da o özgüvenim, inancım, kararlılığım var. Adaylık noktasında kem küm ediyor değilim ama bir süreç var ve tamamlanması gerekiyor.

Görüşmemiz gereken herkesle görüşüyoruz. Başta genel başkanımız, partimizin kadrolarını asla incitmemeye, üzmemeye çalışıyoruz. İnsan baba evini yakıp yıkmaz, bazıları benim yaptığım görevleri yapıp partiden gitti.

Yenmek, yenilmek değil. Biz kurultayda Kemal bey ile yarışabiliriz. Bu hainlik değildir. Bazıları diyor ki “Kemal beye ihanet mi ediyorsun?”. Kemal beyin başarısı için bir şeyleri eksik yapmak ihanettir, ben yapmadım. Kemal beyin başarısı için, en yakını kimse en yakını kadar inandım.

Kemal bey “Bu kürsüde son kez sesleniyorum, bir yolculuğa çıkıyorum” dedi. Babam gibi hissettiğim bir insana tutamadım kendimi ağladım. “Ağlıyordun, aday olamazsın” diyorlar. Ben üç kez ağladım siyasette. İmamoğlu, İstanbul’u kazandı. 19 gün sandık üstünde yattık. Haber geldi mazbatayı veriyorlar, oradan İBB’ye. Balkona çıktım, bir gürültü başladı. İzmir Marşı çalıyor, İmamoğlu arabadan indi. O anı gördüm hüngür hüngür ağladım. Kemal bey adaylığını açıkladı tutamadım kendimi ağladım. Bir de Soma Davası bitti, büyük haksızlık yaptılar kapının önünde ağladım.

“Erdoğan’ı yenebilir misiniz?”

Yeneriz. Erdoğan ve AK Parti’yi böyle putlaştırmaktan, gereğinden fazla önemsemekten başka bir yere geçmek lazım. AK Parti’nin siyasetinin ve onun sizi ayırdığı kısma razı olmayarak yeneriz. AK Parti bir ayrılık alanı buluyor onun üzerinde tepiniyor. Günü gününe sağcılar-solcular, Aleviler-Sünniler, Kürtler-Türkler…

Kendinden olmayanı şeytanlaştırıyor, kendi arkasını sağlamlaştırıyor. Arkasına aç, işsiz, yoksul, güvencesiz insanları bambaşka saiklerle korkutarak arkasına topluyor. Beşli çete, beşli çete, beşli çete evet ama Türkiye’nin dört bir yanında irili ufaklı binlerce çetenin yaptığı bütün talanlara hep birlikte direnen bir siyasete ihtiyaç var.

Paylaşın

Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na Sert Sözler: Senden Bir Şey Olmaz

Kılıçdaroğlu’nun “Kitleler Sayın Erdoğan’a oy veriyorsa o kitlenin sorgulanması gerek. Toplumsal sorunumuz vardır” sözleri ile ilgili bir soruya yanıt veren Erdoğan, “Sen kalkıyorsun 11, 12 yenilgi alıyorsun ve yenilgiden sonra hala faturayı millete kesiyorsun. Parlamentoda ne yazıyor? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyor. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olduğuna göre millet seni istemiyor, , sana ‘git’ diyor” dedi ve ekledi:

“‘Sen bu işten anlamazsın’ diyor. Ama sen hala kalkıyorsun. ‘Altılı masa’ diyorsun, ‘Gerekirse on altılı masa’ diyorsun. Sen kaç tane masa kurarsan kur, senden bir şey olmaz. Sen işi bitirmişsin. Şu anda sandalyeyi nasıl korurum ona bakıyorsun. Senin belediye başkanın geliyor, otobüsün üzerinden sana bir tane koltuk hediye ediyor, atıyor onu aşağıya. Sen hala o koltuğa tutunmaya çalışıyorsun. Bir defa demokrasi mücadelesini ve demokrasiyi de anlamış değil.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ziyareti dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Soçi’de Rsuya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmeyi değerlendiren Erdoğan, tahıl anlaşması konusunda kısa sürede neticeye varacaklarına inandığını söyledi.

Arap aşiretleri ve YPG arasındaki çatışmalar

Suriye Deyrizor’da Arap aşiretleri ve YPG arasında yaşanan çatışmaşlara ilişkin bir soruya yanıt veren Erdoğan, “Suriye’deki bu gelişmelerde PKK’ya YPG’ye karşı artık Arap aşiretlerin bir bütün haline geldiğini, hatta şu anda katılımın artmasıyla Arap aşiretlerin güçlendiğini görüyoruz. Sayın Putin de bölgenin sahipleri olarak Arap aşiretlerinin bir araya gelerek, terör örgütüne karşı mücadele vermesinin önemli olduğunu söyledi” dedi.

Erdoğan şöyle devam etti: Şu anda yaşanan, Arap aşiretlerinin birlik, beraberlik içerisinde kendi topraklarına sahip çıkma hamlesidir, adımıdır. Arap aşiretler oraların gerçek sahipleridir. Oraların gerçek sahipleri bu terör örgütleri değildir. Ne PKK ne YPG buraların sahibi değil, bunlar sadece terörist. Aşiretlerin bir araya gelmek suretiyle PKK’ya, YPG’ye karşı koydukları tavır, haysiyetli bir onur mücadelesidir. Terör örgütünün bölge halkı için ne kadar büyük bir tehlike olduğu bir kez daha görülmüştür.

Suriye ile ilişkiler

Suriye ile ilişkileri normalleştirme konusu ile ilgili soruya yanıt veren Erdoğan, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın yaklaşımını eleştirdi. Erdoğan, “Esed bizim normalleşme ile ilgili Türkiye-Rusya-İran-Suriye formatında atılan adımları maalesef uzaktan, tribünden seyrediyor” dedi.

“Yani işin içerisinde bir türlü yer almıyor” diyen Erdoğan, “Biz ise Suriye’nin bu işin içerinde yer alacağını ümit ederek bu çalışmalara kapımızı açtık, “Biz buna varız” dedik. Ancak hala Suriye tarafında olumlu bir tavır yok. Temenni ederiz ki sürecin devamında onlar da masada yerini alır” diye konuştu.

Erdoğan şöyle devam etti: Terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların güvenli, gönüllü ve onurlu dönüşleri kapsamlı şekilde dörtlü dışişleri bakanları toplantısında ele alınıyor. Bu başlıklarda ilerleme kaydedilirse Suriye rejimiyle de ilişkilerin normalleşmesi mümkündür.

BM’nin Rusya’ya önerisi

Tahıl koridoru konusunda Birleşmiş Milletler’in Rusya için hazırladığı teklifin içeriği ile ilgili soruya Erdoğan şu yanıtı verdi: Rusya’nın iki tane özel isteği var. Birisi Rusların tarım bankasının, Ziraat Bankasının SWIFT sistemine bağlanması. Şu anda yaptırımlardan dolayı Rus bankaları SWIFT sisteminden çıkmış durumda. Biliyorsunuz bu ülke, senede 120-130 milyon ton tahıl ihracatı yapıyor. Sayın Putin’de basın toplantısında söyledi, 62 yıldır satıyorlar. Satışın devamı için iki şeyin hayata geçmesi lazım. Birincisi satış sonucu parayı alması gerekiyor, ikincisi de taşımada kullanılan gemilerin sigortalanması gerekiyor.

Gemilerin Avrupa veya başka limanlara mal taşıyabilmesi için sigorta edilmesi şart. Yaptırımlardan dolayı İngiliz merkezli sigorta şirketi, gemilerin sigortasını yapmıyor. Rus bankalarının SWIFT sisteminden çıkartılması nedeniyle de para transferi olmuyor, bunun ikisinin mümkün olmasını Ruslar şart koşuyorlar. Şimdi Birleşmiş Milletler biraz geriden başlayan bir pozisyonla Türkiye’nin de sürekli katkısıyla süreci bir noktaya getirdi. En son 28 Ağustos’ta BM Genel Sekreteri Gutteres, gönderdiği mektupta, Rusların istediği gibi direkt SWIFT değil ama SWIFT işleminden kaynaklanacak bir aracılık mekanizması teklif etti. Sigorta meselesi için de çalışmaları olduğunu söylediler.

Sayın Putin’in Soçi’ye hareketinden önce Amerika Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı. “ABD ve Birleşmiş Milletler, hayat kurtaran tahıl girişimine aracılık çalışmaları nedeniyle Türkiye’ye minnettardır” diye bir açıklaması var. Ancak gerek SWIFT olayı gerekse sigorta konusunda, Batı, Rusya’ya çok değişik bir bakış sergiliyor.

Değişik bakış sergileyişi sebebiyle de şu anda Sayın Putin “bana karşı bunlar edimlerini yerine getirmiyor, getirmediği için de ben bu konuda bunlarla müşterek bir çalışmanın içine girmem” diyor. Bir de tahılın yüzde 44’ü Avrupa’ya gidiyor. Afrika’ya ise yüzde 14’ü gidiyor. Sayın Putin, “Avrupa zaten bana düşman. Avrupa verdiği sözleri yerine getirmeden bende bu konu da adım atmayacağım” diyor. Ama şimdilik 1 milyon ton tahılı 6 ülkeye göndermeyi düşündüğünü söyledi. “Katar ile beraber bunu bir görüşelim” dedi.

“Kerkük’ün yapısını bozacak faaliyetlerden uzak durulmalı”

Irak Kerkük’te yaşanan olaylarla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, konuyu yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “Bölgenin barış ve huzuru için Kerkük’ün yapısını bozacak faaliyetlerden uzak durulmalı. Kerkük’ün yapısını bozacak her eylem, Irak’ın bütünlüğünün bozulması demektir. Türkmen yurdu Kerkük, yüzlerce yıldır farklı kültürlerin bir arada barış içinde yaşadığı coğrafya olmuştur. Bu coğrafyanın huzurunun, bütünlüğünün bozulmasına izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

“Rus gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarılmasıyla ilgili çalışmalar ne aşamada?” sorusuna yanıt veren Erdoğan şunları söyledi: Bu konuyla ilgili Türkiye olarak değişik bir plan sunuyoruz. İstanbul’daki Finans Merkezimiz gibi, Londra’da, Hamburg’da belli işler için kurulmuş merkezler örneğinde olduğu gibi doğalgazla ilgili de bir merkez kurma planımız var. Rusya ile bu planımızı görüşeceğiz. Trakya’daki hatların ötesinde ülkemizi böyle bir merkez haline getirelim istiyoruz. Bu merkezi de sadece doğalgaza hitap eden değil, enerjiye, madenciliğe hitap eden bir merkez olarak planlıyoruz. Geniş çaplı hedefleri olan bir merkez oluşturalım istiyoruz. Enerji, doğalgaz, madencilik gibi.

“Sen kaç tane masa kurarsan kur, senden bir şey olmaz”

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kitleler Sayın Erdoğan’a oy veriyorsa o kitlenin sorgulanması gerek. Toplumsal sorunumuz vardır” sözleri ile ilgili bir soruya yanıt veren Erdoğan, “Bu sorunun muhatabı aslında Kılıçdaroğlu’nun kendisidir. Bu açıklamaları anlamak mümkün değil. Burada gerçekten akli bir sıkıntı var” dedi.

Erdoğan Kılıçdaroğlu’na yönelik şu sözleri söyledi: Sen kalkıyorsun 11, 12 yenilgi alıyorsun ve yenilgiden sonra hala faturayı millete kesiyorsun. Parlamentoda ne yazıyor? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyor. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olduğuna göre millet seni istemiyor, , sana “git” diyor. “Sen bu işten anlamazsın” diyor. Ama sen hala kalkıyorsun. “Altılı masa” diyorsun, “Gerekirse on altılı masa” diyorsun. Sen kaç tane masa kurarsan kur, senden bir şey olmaz. Sen işi bitirmişsin. Şu anda sandalyeyi nasıl korurum ona bakıyorsun. Senin belediye başkanın geliyor, otobüsün üzerinden sana bir tane koltuk hediye ediyor, atıyor onu aşağıya. Sen hala o koltuğa tutunmaya çalışıyorsun. Bir defa demokrasi mücadelesini ve demokrasiyi de anlamış değil.

CHP Genel Başkanının demokrasi anlayışına bir kez daha üzülerek şahit oluyoruz. Milli iradeye saygısız bir kişilik olarak yaptığı açıklamalar nedeniyle CHP’ye gönül veren vatandaşlarımı incitiyor. Daha partisinde demokrasiyi işletmeyen bir şahsın, millet iradesine saygı duymasını beklememek lazım. Terör örgütlerine tek bir söz söylemeyen, kendisine oy isteyen teröristlerden rahatsızlık duymayan Kılıçdaroğlu, herkesten de kendisi gibi terörist sevici olmasını bekliyor. Kılıçdaroğlu’ndan seçim başarısı bekleyen vatandaşlarım da bunun artık bir hayal olduğunu anlamışlardır.

Çünkü başarısızlık karşısında tavrı sorgulanması gerekenin siyasiler değil, vatandaş olduğuna inanan bir genel başkanları var. Genel başkan sıfatıyla girdiği her seçim hezimetine farklı bahaneler bulan, kendinden başka herkesi suçlu ilan eden Kılıçdaroğlu, bu açıklamalarıyla siyaseti bilmediğini bir kez daha kanıtladı. Ancak millet iradesine saygı duymayan, demokrasiyi içselleştirmemiş, varlığını vesayet odaklarına endekslemiş bir muhalefeti de ne ülkemiz ne de vatandaşlarımız hak etmiyor. Değişimden söz edenler öncelikle millete tepeden bakan tavırlarını terk etmeli ve milletin beklediği asıl değişimi gerçekleştirmelidir.

Akşener’in “ittifaksız seçime girme” çağrısı

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in tüm partilere yaptığı yerel seçimlere ittifaksız girme çağrısı ile ilgili de yorumlarda bulunan Erdoğan şunları kaydetti: Bizim Cumhur İttifakı olarak oturmuş bir yapımız var. Bu oturmuş yapıyla biz yolumuza devam ediyoruz. Hedefimiz Türkiye genelinde 81 vilayetin 81’inde de en ideal adaylarımızı inşallah bulup, bunlarla beraber yola devam etmek. Her şeyden önce İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerimizi, deprem darbesi yemiş olan 11 vilayetimizi, hepsini masaya yatırıp buralarda güzel bir çıkış sağlamak ve bu çıkışla beraber de 31 Mart seçimlerinde hedeflerimize ulaşmayı Cumhur İttifakı olarak belirledik. Yolumuza da bu şekilde devam edeceğiz.

Yerel seçimlere dair Cumhur İttifakı olarak istişarelerle yol alıyoruz. Anladığım kadarıyla onların bir istişare zemini bile yok. Biri işbirliğinden diğeri ayrılıktan söz ediyor. Hanımefendinin bu yaklaşımı pazarlıkta el yükseltme gayretinden başka bir şey değil. Geride bıraktığımız seçimde masaya bir oturan bir kalkan siyaset anlayışından ne kadar tutarsız siyaset yaptıklarını gördük. Seçim yaklaştıkça aynı manzaraları göreceğimizden milletimizin şüphesi olmamalı. Kimlere ne sözler verildi, kiminle hangi pazarlıklar yapıldı bunların bir kısmı ortaya saçıldı, bir kısmı da ilerleyen günlerde ortaya dökülecektir. Yerel seçimde de kimlere neler verileceğini, hangi kavgaların çıkacağını yenilgilerinin sonunda öğreniriz.

“81 ilde MHP ile işbirliğinden söz edebilir miyiz? Yerel seçimlere Cumhur İttifakı olarak mı gireceksiniz?” sorusuna ise Erdoğan, “81 vilayeti masaya yatırıp nerede, nasıl, kimle kazanırız, bunların hepsini konuşacağız. Görevlendirdiğimiz arkadaşlarımız bunları beraberce görüşecekler, nihai kararları da biz vereceğiz ve o şekilde yola devam edeceğiz. Cumhur İttifakı’nda bizim bir sıkıntımız yok. Kimsenin şüphesi olmasın Cumhur İttifakı olarak bizler milletin çizdiği istikamette ilerlemeye devam ediyoruz ve devam edeceğiz.

Devlet Bey ile son görüşmemizde de bu işleri en güzel şekilde ele aldık. Devlet Bey’in de hitabıyla ‘koçbaşlarını belirleyip’ yola öyle devam edelim. Cumhur İttifakını en iyi temsil edecek, ilkelerimizi yerelde yaşatacak adaylarla milletimizin karşısına çıkacağız. Şehirlerimizi CHP’nin çöp, çamur, çukur siyasetinden kurtaracak en doğru adayları belirleyeceğiz. İnanıyorum ki Türkiye’nin yönetimini CHP ve şürekâsına teslim etmeyen vatandaşım, şehirlerinin idaresini de işin ehline yani Cumhur İttifakına teslim edecektir” yanıtını verdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Bloomberg: Dünya Bankası, Türkiye’nin Kredi Limitini Artıracak

Dünya Bankası, Türkiye ekonomisinin istikrara kavuşmasına yardımcı olmak amacıyla ülkeye verdiği desteği potansiyel olarak iki katına çıkarmak için görüşmeler yürütüyor. Dünya Bankası’nın halihazırda yürürlükte olan 17 milyar dolarlık programa ek olarak, önümüzdeki üç yıl için 18 milyar dolara kadar taahhütte bulunmasını içeriyor.

Yapılacak anlaşmanın Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’dan oluşan yeni ekonomi yönetimine güvenoyu anlamına geleceği düşünülüyor.

Kaynaklar, Dünya Bankası’nın 18 milyar dolarlık finansmanının üçte ikisinin doğrudan yatırımlar ve garantilerle özel sektöre aktarılmasını, geri kalan kısmının ise hükümete doğrudan borç vermede kullanılmasını bekliyor.

Konuyla ilgili doğrudan bilgi sahibi kaynaklara göre Dünya Bankası, Türkiye ekonomisinin istikrara kavuşmasına yardımcı olmak amacıyla ülkeye verdiği desteği potansiyel olarak iki katına çıkarmak için görüşmeler yürütüyor.

Bloomberg’de Kerim Karakaya ve Onur Ant imzasıyla yer alan habere göre görüşmeler, Dünya Bankası’nın halihazırda yürürlükte olan 17 milyar dolarlık programa ek olarak, önümüzdeki üç yıl için 18 milyar dolara kadar taahhütte bulunmasını içeriyor.

Söz konusu finansmanın hükümete doğrudan kredi verilmesinin yanı sıra özel sektöre yönelik desteği de kapsayacağı belirtildi. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Dünya Bankası konuya ilişkin yorum yapmadı.

Yapılacak anlaşmanın Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’dan oluşan yeni ekonomi yönetimine güvenoyu anlamına geleceği düşünülüyor.

Öte yandan Dünya Bankası ile Türkiye arasında gerçekleşebilecek anlaşma Erdoğan’ın Körfez ziyaretinden beri en yüksek finansman kaynağı olabilir.

Bloomberg’e bilgi veren kaynaklar, Dünya Bankası’nın 18 milyar dolarlık finansmanının üçte ikisinin doğrudan yatırımlar ve garantilerle özel sektöre aktarılmasını, geri kalan kısmının ise hükümete doğrudan borç vermede kullanılmasını bekliyor.

Ayrıca yeni aktarılan fonların bir kısmının 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelerin yeniden inşasında kullanılması bekleniyor. Dünya Bankası ilk etapta deprem sonrası hasar maliyetinin 34 milyar dolar olarak ölçmüş, yeniden inşaat maliyetinin ise bu rakamın çok üstünde olabileceğine dikkat çekmişti.

Morgan Stanley ve Bank of America

Öte yandan, ABD merkezli yatırım bankası Morgan Stanley ve ile ABD’nin önde gelen bankalarından Bank of America, Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yukarı yönlü revize etti.

Morgan Stanley ekonomistleri Hande Küçük ve Alina Slyusarchuk yayımladıkları notta “İki ay üst üste çok güçlü gelen TÜFE verileriyle karşı karşıya kalan yeni PPK enflasyon beklentilerinde daha fazla bozulmanın önüne geçmek ve kredibilitesini daha da artırmak için yukarı yönlü sürprizlere devam etmeyi tercih edebilir. Böylece TCMB’nin yüzde 30 politika faizine bizim öngördüğümüzden daha erken ulaşabileceğini görebiliriz” dedi.

Ekonomistler yıl sonu TÜFE tahminini yüzde 62’den yüzde 66’ya revize etti. Daha öncesinde enflasyonun tepe noktasını ise Mayıs 2024’te yüzde 68 olarak öngören ekonomistler bu tahminini yüzde 72’ye yükseltti.

Açıklamada “Manşet enflasyonu tahminimize göre yüzde 42’ye indirebilecek sıkılaştırma adımları ve 2024’ün ikinci yarısından itibaren olumlu baz etkisi devreye girene kadar özellikle hizmet fiyatlarındaki yapışkanlık, kurda potansiyel düzeltmeler ve yönetilen-yönlendirilen fiyatlar enflasyonda yukarı yönlü baskı yaratacak” ifadesi yer aldı.

BofA Securities ekonomisti Zümrüt İmamoğlu imzasıyla paylaşılan bir raporda Türkiye’de ağustos enflasyonunun tahminleri aşması nedeniyle daha fazla faiz artışına ihtiyaç olduğu belirtildi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ağustos ayında sürpriz biçimde 750 baz puanlık faiz artışı yaptığı belirtilen raporda “Önceki 2 ay beklentinin altında kalan faiz artırımları sonrası bu adım olumlu bir sürpriz oldu. Ancak enflasyon beklentilerinin daha da artması nedeniyle daha fazla faiz artırımına ihtiyaç var ve asıl soru Mart ayındaki yerel seçimlerden önce bu tür bir artışın yapılıp yapılmayacağı..” değerlendirmesi yapıldı.

Enflasyonun ağustos ayında yüzde 59’a ulaştığını hatırlatan kurum, yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 58’den yüzde 70’e yükseltti. 2024 beklentisi de yüzde 38’den yüzde 40’a çıktı.

Öte yandan enflasyonun gelecek yıl mayıs ayında yüzde 78 ile zirve yapacağı öngörüldü. Önceki beklenti ise yüzde 65 seviyesindeydi. Kurum ayrıca TCMB’nin faiz artışlarına devam edeceği ancak yerel seçim öncesi kış aylarında duraklayacağını belirtirken, yıl sonuna ilişkin politika faizi tahminini yüzde 30’a çıkardı.

Seçimden sonra, 2024’ün 2. çeyreğinde ise politika faizinin yüzde 45’e çıkmasının beklendiği bildirildi. Raporda TCMB’nin mart ayına kadar finansal koşulları seçici olarak sıkılaştırmak için daha fazla niceliksel önlem alabileceği tahminine de yer verildi.

Paylaşın

George Orwell’in ‘1984’ Romanının İlk Satırının Anlamı

Herhangi bir kitabın açılış cümlesi, o kitabın konusunun oluşturulmasında çok önemli bir rol oynar. “Nisan ayında parlak soğuk bir gündü ve saatler on üçü vuruyordu.”, George Orwell’ın 1984 romanının ilk cümlesi.

Haber Merkezi / Romanın ilk cümlesi konunun geçtiği distopik dünyanın tonunu hemen belirliyor.

“Nisan ayında parlak soğuk bir gün”: Bu ifade, rahatsızlık ve huzursuzluk hissi yaratmak için “parlak” ve “soğuk” gibi çelişkili unsurları yan yana getirir. Her ne kadar gün yüzeyde hoş görünse de, bu dünyada altta yatan bir sertlik ve sıcaklık eksikliğinin olduğunu öne sürüyor.

“Saatler on üçü vuruyordu”: Cümlenin belki de en dikkat çekici kısmı burasıdır. Normal bir toplumda saatler, 12 saatlik bir zaman diliminde birden on ikiye kadar sayılır. Ancak ‘1984’ dünyasında saatlerin on üçü vurması, bir şeylerin ciddi şekilde ters gittiğinin sinyalini verir. Bu, bildiğimiz tanıdık gerçeklik olmadığının ince ama güçlü bir göstergesi.

Genel olarak bu cümle, ‘1984’teki distopik toplumun baskıcı ve kafa karıştırıcı doğasına bir giriş niteliğindedir. Günlük yaşamın en temel yönlerinin bile totaliter bir rejim tarafından kontrol edildiği ve çarpıtıldığı, gerçekliğin manipüle edildiği, sıradan olanın tuhaf ve rahatsız edici hale getirildiği bir dünyaya işaret ediyor. Okuyucunun romanın merkezinde yer alan gözetim, manipülasyon ve gerçeğin çarpıtılması temalarını keşfetmesine zemin hazırlıyor.

Kitabın başlığı ‘1984’ incelendiğinde: George Orwell’in romanının başlığı ‘1984’ anlamlıdır ve öykü ve temaları bağlamında birçok amaca hizmet eder. Başlığı analiz ederken göz önünde bulundurmanız gereken bazı önemli noktalar şunlardır:

Zamansal Ortam: ‘1984’ kasvetli ve baskıcı bir gelecek tasavvur eden distopik bir romandır. Hikayeyi 1984 yılında kurgulayan Orwell, bir aciliyet duygusu yaratıyor ve anlattığı olayların uzak bir ihtimal olmadığını, yakın gelecekte meydana gelme potansiyeli olduğunu öne sürüyor. Başlık, totalitarizmin tehlikeleri ve bireysel özgürlüklerin erozyonu konusunda bir uyarı niteliğindedir.

Sembolizm: Başlıktaki rakamlar, özellikle ‘1984’ semboliktir. Zamanın belirli bir noktasını ve daha geniş anlamda, romanda parti tarafından empoze edilen sabit, değiştirilemez bir gerçeklik fikrini temsil ederler. 1984 yılı, rejimin tarih üzerindeki kontrolünün ve gerçeğin manipülasyonunun sembolü haline gelir.

İroni: Kitabın 1949’da yayınlandığı 1984 yılının hala uzak bir gelecek olması anlamında başlık ironiktir. Orwell bu ironiyi siyasi baskının potansiyel sonuçlarını ve kontrolsüz hükümet gücünün tehlikelerini vurgulamak için kullanıyor. Toplum totalitarizme karşı önlem almazsa geleceğin parti kontrolünün kabus gibi bir yansıması olabileceğini öne sürüyor.

Totalitarizm ve Gözetim: Başlık, romandaki yaygın gözetim ve kontrol mekanizmalarına işaret ediyor. 1984’ün distopik dünyasında, Büyük Birader’in liderliğindeki hükümet, mahremiyetin ve kişisel özgürlüğün kaybına vurgu yaparak vatandaşların hayatlarının her yönünü izliyor.

Distopik Temalar: ‘1984’ sansür, düşünce kontrolü, propaganda ve gerçeğin manipülasyonu gibi temaları araştırıyor. Başlık, hikayeyi totaliter bir geleceğin kabus gibi vizyonuyla eşanlamlı hale gelen bir yılda kurgulayarak bu temaları özetliyor.

Zamansızlık: Romanın başlığı belirli bir yıla atıfta bulunsa da, araştırdığı temalar zamansızdır ve hükümet gözetimi, propaganda ve sivil özgürlüklerin erozyonu ile ilgili tartışmalarda güncel olmaya devam etmektedir. Başlığın kalıcı geçerliliği, romanın uyarılarının kalıcı doğasını vurguluyor.

Özetle ‘1984’ başlığı sadece bir tarih değil, romanın sembolik ve uyarıcı bir unsurudur. Hikayenin distopik temalarını özetliyor, totalitarizmin tehlikeleri hakkında bir uyarı görevi görüyor ve baskıcı rejimler karşısında bireysel özgürlükleri ve gerçeği korumanın önemini hatırlatarak okuyucularda yankı bulmaya devam ediyor.

Kitabın tamamının özetlenmesi: ‘1984’, Büyük Birader olarak bilinen esrarengiz figürün liderliğindeki parti tarafından yönetilen totaliter bir toplumda geçen distopik bir romandır. Hikaye, baskıcı rejimi ve onun insanların hayatlarının her alanı üzerindeki kontrolünü sorgulamaya başlayan orta yaşlı parti üyesi Winston Smith’i konu alıyor.

Temel Unsurlar

Totalitarizm: Parti, gücünü sürdürmek için propaganda, gözetleme ve düşünce kontrolünü kullanarak Okyanusya vatandaşları üzerinde tam kontrol uygular. İfadeyi sınırlandırarak isyankar düşünceleri ortadan kaldırmak için tasarlanmış bir dil olan “Yenisöylem” kavramı tanıtıldı.

Gözetim Durumu: Hükümet vatandaşlarını tele ekranlar, gizli mikrofonlar ve Düşünce Polisi aracılığıyla izliyor. Mahremiyet yoktur ve kişisel düşünce ve duygular bile suç sayılmaktadır.

Winston Smith: Kahraman Winston, Hakikat Bakanlığı’nda çalışıyor ve tarihi kayıtları partinin propagandasına uyacak şekilde değiştiriyor. Rejim konusunda hayal kırıklığına uğrar ve tehlikeli bir isyan eylemi olan gizli bir günlük tutmaya başlar. Winston’ın aşkı ve asi arkadaşı Julia, onun Parti’ye olan küçümsemesini paylaşıyor. İlişkileri, aşkın cesaretinin kırıldığı bir toplumda direnişin ve kişisel özgürlüğün sembolü haline gelir.

Oda 101: Bireylerin en büyük korku ve fobilerine maruz bırakıldığı, inançlarına ihanet ettirildiği, nihai işkence ve yeniden eğitimin yapıldığı yer. Düşünce suçu: İsyankar veya sadakatsiz düşünceleri düşünmek bile suç sayılıyor ve Düşünce Polisi, düşünce suçu işleyenleri amansızca takip ediyor.

O’Brien: Başlangıçta Winston ve Julia’nın davasına sempati duyan, ancak sonunda onlara ihanet ederek partinin kontrolünün ve zulmünün gerçek boyutunu ortaya çıkaran yüksek rütbeli bir parti üyesi.

Roman totalitarizm, sansür, bireyselliğin kaybı ve devlet kontrolünün kişisel özgürlük üzerindeki sonuçlarını araştırıyor. Otoriterliğin tehlikeleri ve gerçeğin manipülasyonu konusunda bir uyarı görevi görüyor.

‘1984’, gözetim, hükümet kontrolü ve sivil özgürlüklerin erozyonu ile ilgili güncel meselelerle olan ilgisi nedeniyle okuyucularda yankı uyandırmaya devam eden, distopik edebiyatın klasik ve düşündürücü bir çalışması olmaya devam ediyor.

Paylaşın

JP Morgan, Türkiye İçin 2023 Yıl Sonu Enflasyon Tahminini Değiştirdi

Türkiye için daha önce yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 62 olarak açıklayan JP Morgan, yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 65’e yükseltti. Banka, 2024 yıl sonu tahminini yüzde 33 olarak güncellemişti.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), Temmuz ayında yaptığı bir açıklamada, 2023 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 58’e yükseltmişti.

Banka, 2024 yıl sonu tahminini yüzde 33 olarak güncellemiş ve 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 15’e gerileyeceğini tahmin ettiklerini belirtmişti.

Ağustos ayına ilişkin resmi enflasyon rakamlarının beklenenin üzerinde gerçekleşmesi üzerine JP Morgan, Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 65’e yükseltti.

ABD merkezli yatırım bankası, daha önce yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 62 olarak açıklamıştı. JP Morgan, Mayıs 2024’te de enflasyonun yıllık bazda yüzde 73 ile zirve yapacağını tahmin ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ağustos ayı verilerine göre, geçen ay tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yüzde 9,09 arttı, yıllık enflasyon ise yüzde 58,94’e yükseldi.

Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verilerine göre ise TÜFE’deki artış yıllık bazda yüzde 128,05 oldu.

JP Morgan, yıl sonu politika faizi oranı tahmini yüzde 35’te tutsa da, 2024 yılı için faiz öngörüsünü yüzde 40’tan 45’e yükseltti.

JP Morgan’ın Türkiye ekonomisti Fatih Akçelik, müşterilere gönderdiği bilgilendirme notunda “Ağustos ayı TÜFE verileri uzun süreli dezenflasyon sürecine işaret ediyor” dedi.

Akçelik, Mart 2024’teki yerel seçimlerden sonra enflasyon baskısına karşı daha fazla parasal sıkılaştırma beklediklerini ifade etti.

Merkez Bankası, Temmuz ayında yaptığı bir açıklamada, 2023 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 58’e yükseltmişti.

Banka, 2024 yıl sonu tahminini yüzde 33 olarak güncellemiş ve 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 15’e gerileyeceğini tahmin ettiklerini belirtmişti.

Türk lirasındaki keskin düşüş ve son dönemlerdeki vergi artışlarının ardından enflasyon oranı Temmuz’dan sonra Ağustos ayında da artış kaydetti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan – Putin Görüşmesi Sona Erdi: Dikkat Çeken Mesajlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’de gerçekleştirdiği görüşme sona erdi. Yaklaşık 3 saat süren görüşme sonrası iki lider ortak basın açıklamasında dikkat çeken mesajlar verdi.

Haber Merkezi / “Bölgemizde kalıcı barış, istikrar ve refahın tesisine yönelik çalışmalarımızı sürdürme kararlılığındayız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle;

“Kıymetli dostum Putin’e nazik daveti için tekrar teşekkür ediyorum. Bu vesile ile deprem ve yangınlar sırasında gösterdikleri dayanışma için teşekkür ediyorum.

Kendisi ile son olarak Astana’da bir araya gelmiştik. Bugüne kadar Sayın Putin ile daime telefon diplomasisini sürdürdük. Bugün ise ikili ve heyetler arası görüşmelerde bir araya geldik.

İkili ticaret hacmimiz 69 milyar dolara ulaştı. 100 milyar dolar hedefine emin adımla ilerliyoruz. 5 milyon 230 bin Rus vatandaşını ülkemizde ağırlamıştık. Bu sayının kalan dönemde daha da artacağına inanıyoruz.

Üzerinde durduğumuz konulardan biri de tahıl girişiminin canlandırılması. Eksikler giderilerek girişim devam etmeli. Rusya’nın girişimin yeniden başlama konusundaki beklentileri tüm tarafların malumudur. Biz de bu talepleri ifade ettik, ediyoruz. Bu konudaki görüşlerimizi sevgili dostum ile de paylaştım. Yeni öneri paketinden sonuç alacağımıza inanıyoruz.

Devam eden çatışmaların bir an önce kalıcı ve adil bir barışla sona erdirilmesini arzu ediyoruz. Savaşın kazananı barışın kaybedeni olmaz. Taraflar arasında doğrudan müzakerelere ev sahipliği yaptık. Bu konuda üzerimize düşeni yine yapmaya hazırız.

Suriye Güney Kafkasya Libya ve Afrika’daki son gelişmeleri de değerlendirdik. Bu temel üzerine inşa edilen tüm Rus münasabetlerinin faydalarını çok geniş alanda gördük, görüyoruz. Sayın Putin’e şahsıma ve heyetime göstermiş olduğu hüsnükabul için teşekkür ediyorum.”

“Batı bizi aldatıyordu”

“Biz tahıl anlaşmasını canlandırmaya hazırız tabii eğer Rus tahıl ürünlerinin ihracatı ile ilgili yaptırımlar kaldırılırsa” diyen Putin’in konuşmasından öne çıkanlar ise şöyle;

Rusya’nın doğalgaz konusunda Türkiye’nin en büyük partneri olacağının altını çizmek istiyorum. Rusya her zaman olduğu gibi sevkiyatlar konusunda güvenli ve sorumlu bir ortak olacaktır. Türkiye’de doğalgaz merkezi projesinde Gazprom, BOTAŞ’a yol haritasını sundu, sırada ortak çalışma grubunun kurulması var.

Geçen sene ticareti hacmimiz bu sene ilk 6 ayda yüzde 19 arttı. Turizm alanındaki işbirliğimiz bu sene yılın ilk yarısında 2.2 milyon turistti. Umarız ilerleyen süreçte bu daha da artacak. Rus turistlerimizin güvenli ve huzurlu tatil yapması için elimizden geleni yapıyoruz aynı şekilde Türk tarafları da ellerinden geleni yapıyorlar.

Şubat ayındaki depremde Rusya ilk yardım eli uzatan ülkelerdendi. Yangınlar için de yangın söndürme uçakları gönderdik.

Karadeniz Tahıl Girişimi’nin sona ermesinden de bahsettik. Biz dedik ki, bizi bu karara zorladılar. Özellikle şunun altını çizmek istiyorum tahıl anlaşmasının sona ermesi küresel gıda pazarını çok fazla etkilemedi. Dağıtım kısmında sorun var. Bunun da Karadeniz Tahıl Girişimi ile bir alakası yoktu.

Batı bizi aldatıyordu. Yüzde 70’i gelişmiş ülkelere ulaştı ve fakir ülkelere çok azı ulaştı. Ben ilkesel tutumumu tekrar dile getirmek istiyorum. Biz tahıl anlaşmasını canlandırmaya hazırız tabii eğer Rus tahıl ürünlerinin ihracvatı ile ilgili yaptırımlar kaldırılırsa. Ben Sayın Erdoğan’a da bunu ilettim.

Suriye’de işbirliğimizi çok önem veriyoruz. Astana formatı da çok önemli. Suriye konusunda etkin bir mekanizma söz konusu. Libya’da kapsamlı bir işbirliği ve çözümden yanayız.”

Paylaşın

Ticaret Bakanlığı Açıkladı: Dış Ticaret Açığı 82,4 Milyar Dolar

2023 yılı Ocak-Ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine göre; İhracat, yüzde 0,4 oranında azalarak 164 milyar 907 milyon dolar, ithalat, yüzde 3,5 oranında artarak 247 milyar 321 milyon dolar oldu. Başka bir ifadeyle dış ticaret açığı ise yüzde 12,1’lik yükselişle 82,4 milyar dolara ulaştı.

Haber Merkezi / Aynı dönemde dış ticaret hacmi, yüzde 1,9 oranında artarak 412 milyar 228 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Ticaret Bakanlığı, ağustos ayına ilişkin dış ticaret verilerini açıkladı. Buna göre; Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre; İhracat, yüzde1,6 oranında artarak 21 milyar 619 milyon dolar, İthalat, yüzde 6,3 oranında azalarak 30 milyar 494 milyon dolar, Dış ticaret hacmi, yüzde 3,2 oranında azalarak 52 milyar 114 milyon dolar olarak gerçekleşti.

2023 yılı Ocak-Ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine göre; İhracat, yüzde 0,4 oranında azalarak 164 milyar 907 milyon dolar, İthalat, yüzde 3,5 oranında artarak 247 milyar 321 milyon dolar, Dış ticaret hacmi, yüzde 1,9 oranında artarak 412 milyar 228 milyon dolar olarak gerçekleşti.

2023 yılı Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre; İhracatın ithalatı karşılama oranı 5,5 puan azalarak yüzde 70,9 olarak gerçekleşti. Enerji verileri hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı 3,1 puan azalarak yüzde 79,7 olarak gerçekleşti. Enerji ve altın verileri hariç tutulduğunda ise, ihracatın ithalatı karşılama oranı sabit kalarak yüzde 91,3 olarak gerçekleşti.

Ağustos ayında en fazla ihracat yaptığımız ülkeler sırasıyla; Almanya (1 milyar 783 milyon dolar), ABD (1 milyar 322 milyon dolar) ve Irak (1 milyar 91 milyon dolar) oldu. İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içerisindeki payı yüzde 46,3 oldu.

Ağustos ayında en fazla ithalat yaptığımız ülkeler sırasıyla; Çin (3 milyar 828 milyon dolar), Rusya Federasyonu (3 milyar 420 milyon dolar) ve Almanya (2 milyar 556 milyon dolar) oldu. İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içerisindeki payı yüzde 60,8 oldu.

Ağustos ayında en fazla ihracat yaptığımız ülke grupları sırasıyla; Avrupa Birliği (AB-27) (8 milyar 520 milyon dolar), Yakın ve Ortadoğu Ülkeleri (3 milyar 814 milyon dolar) ve Diğer Avrupa Ülkeleri (3 milyar 463 milyon dolar) oldu.

Ağustos ayında en fazla ithalat yaptığımız ülke grupları sırasıyla; Avrupa Birliği (AB-27) (8 milyar 539 milyon dolar), Asya Ülkeleri (7 milyar 921 milyon dolar) ve Diğer Avrupa Ülkeleri (5 milyar 720 milyon dolar) oldu.

Ağustos ayında Geniş Ekonomik Grupların (BEC) sınıflamasına göre, en çok ihracat 11 milyar 162 milyon dolarla (yüzde 3,3 azalış) “Hammadde (Ara malları)” grubunda yapılırken, bu grubu sırasıyla 7 milyar 533 milyon dolarla (yüzde 2,5 artış) “Tüketim Malları” ve 2 milyar 647 milyon dolarla (yüzde 25,7 artış) “Yatırım (Sermaye) Malları” grupları takip etti.

Ağustos ayında Geniş Ekonomik Grupların (BEC) sınıflamasına göre, en çok ithalat 21 milyar 824 milyon dolarla (yüzde 15,6 azalış) “Hammadde (Ara malları)” grubunda yapılırken, bu grubu sırasıyla 4 milyar 520 milyon dolarla (yüzde 19,9 artış) “Yatırım (Sermaye) Malları” ve 4 milyar 134 milyon dolarla (yüzde 44,1 artış) “Tüketim Malları” grupları takip etti.

Ağustos ayında sektörlere göre ihracatın payı sırasıyla; İmalat Sanayi yüzde 94,7 (20 milyar 470 milyon dolar), Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık sektörü yüzde 3,4 (726 milyon dolar), Madencilik ve Taş Ocakçılığı sektörü yüzde 1,4 (307 milyon dolar) oldu.

Ağustos ayında sektörlere göre ithalatın payı sırasıyla; İmalat Sanayi yüzde 84,0 (25 milyar 609 milyon dolar), Madencilik ve Taş Ocakçılığı sektörü yüzde 10,7 (3 milyar 262 milyon dolar), Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık sektörü yüzde 2,8 (864 milyon dolar) oldu.

Paylaşın

Erdoğan’dan Tahıl Koridoru Açıklaması: Afrika’ya Yönelik Önemli Bir Adım Olacak

Putin’le Soçi’deki görüşme öncesi açıklamada bulunan Erdoğan, “Buradan Tahıl Koridoru ile ilgili bugün ne çıkacak diye bunu bekliyorlar. İnanıyorum ki yapacağımız görüşmeden sonra da basın toplantısı ile verilecek mesaj dünyaya, özellikle az gelişmiş Afrika ülkelerine yönelik bir adım çok çok önemli olacak” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye ile Rusya arasındaki dış ticaret hacminin 62 milyar dolara ulaştığını ve 100 milyar dolar hedefine doğru yürüdüklerini belirten Erdoğan da, “Bugün burada Merkez Bankası başkanlarımızın bir araya gelmesi, birbirleri ile ayrıca görüşecek olmaları, aramızdaki ikili ilişkilerde yerli para birimine adım atma noktasında da önemli olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nde çalışmaların iyi bir şekilde devam ettiğini ve santral kapsamında 25 bine yakın istihdam gerçekleştiğini belirten Erdoğan, “Kaldı ki daha önce görüştüğümüz gibi Sinop Nükleer Enerji Santrali ile de bir adım atmamız söz konusu olacak diye düşünüyorum. Trakya’da bir HUB’ın olacak olması o da ayrı bir zenginlik ve bir canlılık unsuru” diye konuştu.

Rusya ile doğal gazda çok önemli bir ilişki içinde olduklarını ve bu ilişkinin daha da geliştirilerek devam edeceğine inandığını belirten Erdoğan, turizm konusunda da Rusya’nın önemli bir rol oynadığını ve Türkiye’de bir numara konumunda olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in Soçi’deki kritik görüşmesi başladı. İki lider görüşme öncesi açıklamalarda bulundu. Erdoğan özetle şunları söyledi:

“Akkuyu Nükleer enerji santralindeki gelişmeler gayet iyi bir şekilde şu anda devam ediyor. 25 bine yakın orada istihdamın olması önemli bir olay.

Sinop nükleer enerji santraliyle ilgili de bir adım atmamız söz konusu olacak diye düşünüyorum, tabii Trakya’da bir hubın olacak olması o da ayrı bir zenginlik ve bir canlılık unsuru.

Türkiye-Rusya arasındaki en önemli adımlardan bir tanesi turizm noktasındaki gelişmeler. Turizmde de şu anda Rusya bizde bir numara.

Herkes bugün Türkiye-Rusya ilişkilerinde, bu ziyaretimizde tahıl koridoru meselesine bakıyor. Buradan tahıl koridoru ile ilgili bugün ne çıkacak diye bunu bekliyorlar. İnanıyorum ki yapacağımız görüşmeden sonra da basın toplantısıyla verilecek mesaj dünyaya özellikle az gelişmiş Afrika ülkelerine yönelik bir adım çok çok önemli olacak.

Aramızdaki bir diğer en önemli konu savunma sanayine yönelik attığımız ve atacağımız adımlar

Şu anda Türkiye ile Rusya arasındaki dış ticaret hacmimiz 62 milyar dolar. 100 milyar hedefine yürüyor olmamız bizi çok mutlu ediyor. Yaz mevsimiyle ilgili orman yangınları, bu konuda bize gönderdiğimiz uçakla çok ciddi derdimize derman olduğnuuz. Bunu bir kat daha artırabilirsek daha isabetli olacak. Yaz mevsimi devamlı tehdit altındayız.”

Putin: Tahıl anlaşmasıyla ilgili konuları…

Putin’de “Ukrayna krizi bağlantılı konuların” görüşme gündeminde olacağını belirterek “Tahıl anlaşmasıyla ilgili konuları gündeme getirmek istediğinizi biliyorum. Bu konuda görüşmelere açığız” dedi. Türkiye ile çeşitli iş birliği alanları arasında Türkiye’de bir doğal gaz merkezi oluşturulmasına da vurgu yapan Putin, Erdoğan’a bu konuda görüşmeleri sonuçlandırmayı umduklarını söyledi.

Paylaşın

2023 Yılında Otomobil Satışları Yüzde 64,3 Arttı

2023 yılı Ocak-Ağustos döneminde otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 64,7 oranında artarak 755.282 adet olurken, otomobil satışları ise, aynı dönemde geçen yıla göre yüzde 64,3 oranında artarak 582.419 adet, hafif ticari araç pazarı yüzde 66,4 artarak 172.863 adet oldu.

Haber Merkezi / Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazarı Ocak-Ağustos 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2023 yılı Ocak-Ağustos döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 64,7 oranında artarak 755.282 adet olarak gerçekleşti.

Otomobil satışları, aynı dönemde geçen yıla göre yüzde 64,3 oranında artarak 582.419 adet, hafif ticari araç pazarı yüzde 66,4 artarak 172.863 adet oldu. Ağustos ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı geçen yılın ağustos ayına göre yüzde 78,9 artarak 86.454 adet oldu.

Ağustos ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 87,7 artarak 66.131 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 55,1 artarak 20.323 adet oldu. Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 10 yıllık ağustos ayı ortalama satışlara göre yüzde 48,8 arttı.

Otomobil pazarı, 10 yıllık ağustos ayı ortalama satışlara göre yüzde 50,2 artış gösterdi. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık ağustos ayı ortalama satışlara göre yüzde 44,6 arttı.

Otomobil pazarı segmentlere göre; Pazarın yüzde 88,9’unu vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 316.521 adetle yüzde 54,3 pay, B segmenti otomobiller 196.114 adetle yüzde 33,7 pay aldı.

Otomobil pazarı gövde tiplerine göre; Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobiller (yüzde 49,3 pay, 287.343 adet) oldu. SUV otomobilleri, yüzde 27,3 pay ve 159.105 adet satış ile Sedan, yüzde 21,1 pay ve 123.034 adet satış ile H/B otomobiller takip etti.

Otomobil pazarı motor tipine göre; Benzinli otomobil satışları 401.118 adetle yüzde 68,9 pay, Dizel otomobil satışları 91.492 adetle yüzde 15,7 pay, Hibrit otomobil satışları 60.489 adetle yüzde 10,4 pay, Elektrikli otomobil satışları 22.891 adetle yüzde 3,9 pay ve Otogazlı otomobil satışları 6.429 adetle yüzde 1,1 pay aldı.

Otomobil pazarı motor hacmine göre; 1600cc altındaki otomobil satışları yüzde 58,5 artarak yüzde 84,8 pay, 1600-2000cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 50,2 artarak yüzde 0,7 pay, 2000cc üstü otomobil satışları yüzde 104,9 artarak yüzde 0,3 pay aldı.

Otomobil pazarı emisyon seviyelerine göre; 100-120 gr/km arasındaki otomobiller 238.091 adetle yüzde 40,9 pay, 120-140 gr/km arasındaki otomobiller 127.403 adetle yüzde 21,9 pay aldı.

Otomatik şanzımanlı otomobiller; 466.770 adetle yüzde 80,1 pay alırken, manuel şanzımanlı otomobiller 115.649 adetle yüzde 19,9 pay aldı. Hafif ticari araç pazarı gövde tipine göre; Van gövde tipi yüzde 79,2 pay ve 136.951 adet ile en çok tercih edilen gövde tipi olurken; Kamyonet gövde tipi yüzde 8,3 pay ve 14.266 adetle 2. sırada yer aldı.

Paylaşın