Ekrem İmamoğlu: Terörün Artmasının Sorumlusu Hükümet

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Terörün sona ermesi, ülkede terörle ilgili sürecin manipüle edilerek bir siyasi mekanizma haline getirilmemesi hepimizin temennisi. Bunun acısını bu memleket özellikle son zamanlarda daha çok çekiyor ve çok üzücü süreçler yaşıyoruz” dedi ve ekledi:

“Bu ülkede bir hükümet var. Hükümet bu ülkenin her alanını yönetiyor. Güvenlikten ekonomiye, eğitim politikalarından sanayi politikalarına aklınıza gelen her unsuru bu ülkenin hükümeti yönetiyor. Böylesi vahim olaylar yaşandığında öyle enteresan bir dünya var ediyorlar ki yani sanarsınız ki hükümet yok bu ülkede, hükümet bir anda muhalefete dönüşüyor ve bir anda muhalefet suçlu duruma geliyor.”

İmamoğlu, açıklamasının devamında, ” Vatan haini ilan ediliyor birileri. Linç girişimlerine varıncaya kadar bir şeyler organize ediliyor. Bu da sanki normalmiş gibi ama hükümetin fertleri ama hükümetin paydaşları çıkıp muhalefete laf etmeyi kendilerine marifet görüyorlar. Ama bu milletin vicdanında karşılık görmeyecek. Terörün artmasının ya da terörle ilgili tedbir alınmamasının sorumlusu hükümettir. Hükümetin sorumlusu da sayın Cumhurbaşkanı’dır. Hesap vermesi gereken kişi odur” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, SZC TV’de Senem Toluay Ilgaz moderatörlüğünde; Duayen Gazeteci ve Sözcü Yazarı Uğur Dündar, Sözcü Tv Sunucusu İpek Özbey ve Sözcü Yazarları İsmail Saymaz ile Deniz Zeyrek’in sorularını yanıtladı. İmamoğlu, şunları söyledi:

“Terörün sona ermesi, ülkede terörle ilgili sürecin manipüle edilerek bir siyasi mekanizma haline getirilmemesi hepimizin temennisi. Bunun acısını bu memleket özellikle son zamanlarda daha çok çekiyor ve çok üzücü süreçler yaşıyoruz. Bu ülkede bir hükümet var. Hükümet bu ülkenin her alanını yönetiyor. Güvenlikten ekonomiye, eğitim politikalarından sanayi politikalarına aklınıza gelen her unsuru bu ülkenin hükümeti yönetiyor.

Böylesi vahim olaylar yaşandığında öyle enteresan bir dünya var ediyorlar ki yani sanarsınız ki hükümet yok bu ülkede, hükümet bir anda muhalefete dönüşüyor ve bir anda muhalefet suçlu duruma geliyor. Vatan haini ilan ediliyor birileri. Linç girişimlerine varıncaya kadar bir şeyler organize ediliyor. Bu da sanki normalmiş gibi ama hükümetin fertleri ama hükümetin paydaşları çıkıp muhalefete laf etmeyi kendilerine marifet görüyorlar. Ama bu milletin vicdanında karşılık görmeyecek.

Terörün artmasının ya da terörle ilgili tedbir alınmamasının sorumlusu hükümettir. Hükümetin sorumlusu da sayın Cumhurbaşkanı’dır. Hesap vermesi gereken kişi odur.

“Memlekette birçok şeyin üstü kapandı”

Bir metne imza atılmadı, sayın Genel Başkanı’mızın bakışıyla oradaki partimizin yetkili kurullarının aldığı karar üzerine yayınladıkları metnin içeriğine baksınlar. Ne yayınlanmış burada? Yayınladıkları metinde bir sıkıntı mı var? Ama şunu yapma isteğinde bulunmadılar. Hiçbir dönem dinlediğim kadarıyla, artık şuna dönü mesele: Hükümetin bilgi paylaşmadığı bir ortama dönüşmüş. Meclis’te buna dönük bir talep var. Bunun hesabını sormak, bu konuda bilgi istemek ve bu detayları almak bir vatandaş olarak söylüyorum benim de hakkım. Memlekette birçok şeyin üstü kapandı.

“Can Atalay acilen TBMM’deki koltuğuna oturmalıdır”

Can Atalay’ın yeri TBMM’dir. Eğer şu anda ülkemizde Can Atalay, TBMM’de değilse büyük bir hukuki suç işleniyor. Can Atalay acilen TBMM’deki koltuğuna oturmalıdır. Türkiye’de yargı sistemini sınıfta bırakıyorsunuz. Türkiye’deki demokrasiyi, anayasal hakları sınıfta bırakıyorsunuz. Dünyaya karşı rezil oluyoruz. Sırası geldiğinde bir başka ülkenin talimatıyla hapisten birini serbest bırakıp uçağa bindirip ülkesine yollayabiliyorsunuz.”

İYİ Parti ile işbirliği ve Akşener’in açıklamaları

Hiçbir şekilde üstüme alınmadım. Dolayısıyla beni ilgilendiren bir tarafı yok sözlerin. Bazen diyorlar ki ‘seni hedef alıyor’. Evet, bazı hedef aldığını ya da hissettiğim belki 1-2 parçası olabilir. Üzülüyorum. Sözler söylenebilir ama bazı hukukları önemsiyorum. Buradaki bazı sokakta söylenen abla, kardeş hukukundan bahsederler. Meselenin daha da geçmişi vardır, o abla kardeş hukukunu inşa eden. Hiç üzerime alındığım tarafı yok. Üzüldüğüm tarafları var ama gün gelir abla kardeşi ile oturur, karşılıklı oturulur halledilir bu meseleler diye düşünüyorum.

Sert ifadeler, sert söylemler bir rota değişimi bir parti için doğaldır. Ama bunun muhatabı biz değiliz. Kumpas, şu bu vs… Bizi hiç ilgilendirmez bile. Nereye kadar ilgilendirir? Çok basit. Bir mesele var, bu meselenin üç aşaması var. Genel İdare Kurulu, karar alıyor. Diyor ki ‘Biz kendi adayımızı çıkaracağız’. Benim için nokta. Ama bazen sordular bana. ‘Ümit bitmiş midir?’ Siyasette bitmez.

İYİ Parti’nin İBB Grup Başkanvekili, Ekrem İmamoğlu’na geliyor diyor ki ‘Başkanım bir başka yol bulamaz mıyız?’ İYİ Parti’nin İBB Grup Başkanvekili nedir, daimi olarak Ekrem İmamoğlu ile muhatap olan kişidir. Gelip bu kadar iyi niyetle söyleyen bir insana ne dedim: ‘Olabilir ama kabul görür mü?’ Detaylarını anlatmıyorum.

Bir gün sonra yine gelip, ‘İl Başkanı’na da bilgi verdim. Başkanım biz buna çalışalım’. ‘Hay hay’ dedim. Mevkidaşı olarak kabul ettiğim arkadaşlarımı da görevlendirdim CHP Meclis Grubu’ndan. Bir araya geldiler, çalıştılar.

Benimle muhatap olan İYİ Parti’nin Grup Başkanvekili. Bilgi verdi ve iyi niyetle çözüm arıyor o arkadaşımız. Çalışma yapıldı, bana iletildi. Beni aradı, ‘Müsaade ederseniz ben bunu Genel Başkanı’mızla paylaşmak istiyorum’ dedi. Dedim, ‘İbrahim Bey, şimdi paylaşmayın, doğru olmaz. Salı günü Genel Başkanı’mla toplantım var, görüşeyim, ondan sonra sizi bilgi sahibi yapayım, sonra sayın Genel Başkanı’nızı arayın’ dedim.

Salı günü sayın Özgür Özel ile buluştuk. Çayımızı içerken arkadaşlarım geldi. Dediler ki: ‘İYİ Parti Grup Başkanvekili görevden alındı.’ O dönemde bizim ilişkimiz bu kadar. Bir tane milletvekili istifa ediyor, bir başka İYİ Parti milletvekili ‘İmamoğlu satın aldı’ diye tweet atıyor. Şaka gibi.

Bunlara elbette canım sıkılıyor ama benim baktığım pencerede sayın İYİ Parti Genel Başkanı sayın Meral Akşener hanımefendi, evet bir abla kardeş ilişkisiyle yönettiğimiz bir süreç var. 2019’da seçildiğim ve beraber mücadele ettiğimiz süreç 2024 Mart ayında bitiyor. Biz oraya kadar müttefikiz ve onların müfettik oldukları bir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu olarak onların asla yüzünü aşağıya eğdirmeyecek gururla anlatacakları belediye başkanlığı yaptığımı düşünüyorum. Bugün söylenen sözlerin hiçbiri bana değmiyor.

Benim böyle bir bilgim yok. Kendisiyle en son çok samimi bir sohbetimiz oldu. Sayın Özgür Özel’in kendisini ziyaret etmeden önce Genel Başkanı’mın da bilgisiyle kendisini arayıp yarım saate yakın bir telefon sohbetimiz oldu. ‘Her zaman buradayım’ dedim. Nezakette, saygıda asla kusur etmem. Bazı sözler beni incitmiştir. Abla kardeş bir gün çözeriz onu.

Bir siyasi partinin kendi yol yürüyüşündeki eksen değişikliği ya da farklı bir strateji çizmesi ancak saygı duyabileceğimiz bir husustur.”

Paylaşın

AK Parti İle MHP’nin İşbirliği Yapacağı İl Sayısı 29’a Yükseldi

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde seçim çalışmaları hız kazandı. Cumhur İttifakı içerisinde yer alan AK Parti ve MHP’nin seçimlerde işbirliği yapacağı il sayısı da 29’a yükseldi.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), bazı illerde tek aday bazı illerde de kendi adayıyla yarışacak.

Evrensel’de yer alan habere göre; MHP’nin AK Parti’nin adayını destekleyeceği iller Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Artvin, Batman, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Burdur, Çanakkale, Çorum, Edirne, Giresun, Hakkari, Iğdır, Kırşehir, Muş, Rize, Siirt, Sinop, Şırnak, Tunceli, Yalova ve Zonguldak olarak açıklandı.

AK Parti ise 5 ilde MHP’nin adayını destekleyecek. Bu iller Erzincan, Bartın, Kars, Kırklareli ve Osmaniye olarak belirlendi.

AK Parti ve MHP, 22 ilde ise kendi adaylarıyla seçime dahil olacak. Bu iller Afyonkarahisar, Aksaray, Amasya, Bayburt, Bolu, Çankırı, Düzce, Elazığ, Gümüşhane, Isparta, Karabük, Karaman, Kastamonu, Kırıkkale, Kilis, Kütahya, Nevşehir, Niğde, Sivas, Tokat, Uşak ve Yozgat olarak belirlendi.

Erzincan’da AK Parti ile MHP’nin ortak belediye başkan adayının ise mevcut Belediye Başkanı Bekir Aksun olması bekleniyor.

Paylaşın

Nostradamus’un 2024 İçin Yaptığı 4 Kehanet

16. yüzyılda yaşayan Fransız astrolog Nostradamus’un (Michel de Nostredame) 1555 yılında yayınlanan Les Propheties eserindeki kehanetleri dünyanın ilgisini çekmeye devam ediyor.

Haber Merkezi / Nostradamus’un kehanetlerinin doğruluğuna ilişkin yorumlar çoğu zaman zorlayıcı olsa da yüzyıllar boyunca tartışmalara yol açmış ve okuyucuların ilgisini çekmiştir.

Nostradamus’un 2023 yılı kehanetlerine ilişkin yorumlar farklılık gösterse de, kehanetler, yaklaşmakta olan bir savaşa, kötüleşen iklim krizine ve büyüyen toplumsal huzursuzluklar gibi sorunları önceden haber vermiş görünüyor.

Nostradamus’un 2024 yılı için kehanetleri ise, çevresel felaketler de dahil olmak üzere potansiyel felaketlere işaret ediyor. İşte Nostradamus’un 2024 yılına ilişki bazı kehanetleri:

İklim felaketleri: Nostradamus, günümüzde yaşanan ve 2024 yılında da yaşanması olası şiddetli hava anormalliklerine işaret ediyor. Nostradamus’un “kurak toprak” ve “büyük sellere” gönderme yapan cümleleri, potansiyel olarak aşırı iklim olaylarına işaret ediyor.

Papalık değişikliği: Nostradamus, önümüzdeki yıl için yeni bir Papa olasılığına değiniyor. Papa Franciscus’un yaşı ve sağlık sorunları Vatikan’da olası bir Papa değişikliği olası görünüyor. Ancak Nostradamus’un kehaneti, yeni Papa’nın “zayıf görüşlü” olacağı yönünde de bir uyarı taşıyor

Birleşik Krallık’ta taht değişikliği: Nostradamus’un bir başka kehaneti Birleşik Krallık’ta kraliyet çevrelerinde yaşanabilecek olası huzursuzluklara işaret ediyor. Kehanete ilişkin yorumlar farklılık gösterse de, “Adaların Kralı” olarak bilinen bir şahsın tartışmalara maruz kalacağı ve sonunda görevden alınacağı yönünde.

Kehanet, Kral III. Charles’ın tahttan çekileceği ve Prens William’ın yerine Prens Harry’in kral olacağı şeklinde yorumlanıyor.

Artan jeopolitik çatışmalar: Nostradamus’un 2024 yılına ilişkin kehanetleri küresel siyaset alanına da uzanarak potansiyel jeopolitik gerilimlere işaret ediyor. Kehanete ilişkin yorumlar, Çin’in artan etkisi ve onun modern ‘Soğuk Savaş’a benzer yeni bir gerilim çağını tetikleme potansiyeli etrafında dönüyor.

Kehanette ‘Kızıl düşman’a yapılan atıfla birlikte ‘deniz savaşı’ndan söz edilmesi, Çin ve ABD’yi kapsayan potansiyel bir çatışmaya ilişkin varsayımları gündeme getiriyor.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 21 Bin 320’ye Yükseldi

Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonuyla başlayan Filistin – İsrail savaşının 83. günü geride kalırken, Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in son 24 saatte gerçekleştirdiği saldırılarda 210 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, Gazze’de İsrail saldırılarında 7 Ekim’den bu yana 21 bin 320 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlık, saldırılarda yaralı sayısının ise 55 bin 603’e yükseldiğini aktardı.

İsrail ordusunda ise Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 167’si karadan olmak üzere 501 askerin öldürüldüğü duyuruldu.

Birleşmiş Milletlere (BM) göre, İsrail saldırılarında Gazze’deki 2,3 milyonluk nüfusun yaklaşık yüzde 85’i evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA), Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 40’ının açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildirdi.

Gazze’de her gün yiyecek ve su bulmak için hayatta kalma mücadelesi verildiğini belirten White, şunları kaydetti: Gazze Şeridi felaket boyutunda açlık sorunu yaşıyor; nüfusun yüzde 40’ı şu anda açlık tehlikesiyle karşı karşıya. Gerçek şu ki Gazze halkı için daha fazla yardıma ihtiyacımız var ve geriye kalan tek umut insani ateşkestir.

İsrail, Gazze Şeridi’ndeki şehirleri, köyleri ve mülteci kamplarını bombalamayı perşembe günü de sürdürdü. Gazze Sağlık Bakanlığı kuzeydeki Beyt Lahiye, güneydeki Han Yunus ve merkezde yer alan Magazi mülteci kampına düzenlenen saldırılarda en az 50 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Filistin Kızılayı da Han Yunus’taki El Emel Hastanesi yakınlarına düzenlenen bir saldırıda 10 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. 7 Ekim’den bu yana 20 binden fazla Filistinli öldürüldü ve Gazze’deki 2,3 milyonluk nüfusun yaklaşık yüzde 85’i evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Kuzey Gazze’nin büyük bir kısmı yerle bir edildi, nüfus büyük ölçüde azaldı ve haftalarca bölgenin geri kalanından izole edildi. Bölgenin güneyinin de ilerleyen günlerde benzer bir kaderi yaşamasından endişe ediliyor.

İsrail’in Beyt Lahiye kasabasındaki bir eve düzenlediği hava saldırısında, bir aile üyesinin söylediğine göre aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 21 kişi hayatını kaybetti.

Hastane kayıtlarına göre, yakınlardaki Deir al-Balah kasabasındaki bir hastaneye, beşi çocuk ve yedisi kadın da dahil olmak üzere bir gecede öldürülen 25 kişinin cenazeleri alındı.

Nuseyrat kampında yaşayan Saeed Mustafa çarşamba günkü hava saldırısı sonucu yıkılan bir evin yıkıntıları arasındaki insanların seslerinin hala geldiğini söyledi. Mustafa “Onları dışarı çıkaramıyoruz. Çığlıklarını duyuyoruz ama ekipmanımız yok,” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’in işgali altında Batı Şeria’da insan haklarının hızla hızla ilerleme uyarısında bulunarak İsrail’deki Filistin halkına yönelik “hukuksuz öldürmeleri” durdurmaya çağrıldı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından Perşembe günü yayımlanan ve 7 Ekim’den bu yana işgal altında Batı Şeria ve ilhak edilen Doğu’nun Kudüs’teki insan hakları ihlallerine ilişkin raporda, bu şekilde 27 Aralık’a kadar bölgede 300 Filistinlinin öldürüldüğü doğrulandığı kaydedildi.

Bu 300 kişinin en az 291’in İsrail güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü, 8’inin Yahudi yerleşimcileri ve bir Filistinlinin de ya da güvenlik güçlerinin öldürüldüğü belirtildi. Ölenlerin 79’unun çocukluğunu kaydeden BM, 7 Ekim öncesinde de çözülemeyen oldukça kötüleştiğine dikkat edilerek, 2023’te bu tarihe kadar 200 Filistinlinin öldürüldüğü belirtildi.

Raporda, İsrail güvenlik güçlerinin 4 bin 700’den fazla Filistinliyi de kayıt altına alınmış ek, “Bazıları çırılçıplak soyuldu ve uzun saatler boyunca elleri kelepçeli ve ayaklara bağlı biçimde gözaltında kaldılar. Bu esnada İsrail askerlerinin kafalarına ve sırtlarına bastı, üzerlerine tükenmeleri, duvarlara vuruldular, tehdit Aşağılandılar ve bazı vakalarda cinsel ve cinsiyete dayalı şiddete maruz bırakıldılar” ifadelerine yer verildi.

Filistinlilere yönelik şiddet vakalarında artış

Hamas’ın İsrail’e saldırdığı 7 Ekim’den 20 Kasım’a kadar hava saldırılarında, mülteci kampı ve bolluğunda yoğun olduğu diğer bölgelerdeki saldırılarda keskin bir artış olduğu belgelenen raporda; Bu saldırıların ölüm, yaralanma ve sivil yapılanmalara geniş çapta zarara neden olduğu belirtildi.

Sürekli olarak bu yana silahla ateş açılması, evlerin ve arabaların yıkılması, ağaçların sökülmesi de dahil olmak üzere Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında da belirgin bir artış, kayıtlara geçiş ifade edildi.

BM’nin raporunda kolluk kuvvetlerinin operasyonlarında silah ve askeri savaşların kullanımı son olarak, Filistinlilere yönelik keyfi gözaltı ve kötü muamelenin bitirilmesi ve ayrımcı kıstlamaların yaralanması talep edildi.

BM İnsan Hakları Komiseri Volker Türk, “Kolluk kuvvetlerinin askeri taktikleri ve silahların kullanılması, gereksiz ya da orantısız güç kullanımı ve Filistinlileri geniş, anahtar ve ayrımcı hareket kısıtlamaları son derece bilgi vericidir” den faydalandı. Türk, bölgesel şiddet ve baskının boyutlarının yıllar boyu görülmemiş boyutlara yayıldığını vurguladı.

Türk, “İsrail’i Filistin halkına yönelik yerleşimci dağılımını bitirmeye, yerleşimciler ve İsrail Güvenlik Güçleri tarafından uygulanan tüm şiddet vakalarının souşturulması ve Filistinli grupların etkili biçimde korunmasının sürdürülmesine yönelik hızlı, kesin ve etkili adımlar atmaya çağırıyorum” dedi.

Paylaşın

Babacan: Biz Ne Tehdide Boyun Eğeriz Ne De Menfaatle Cezbediliriz

Partisinin 2024 yerel seçimleri için düzenlenen Aday Tanıtım Toplantısı’nda konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Bizim varlığımızdan o kadar rahatsız oluyorlar ki bildiğiniz gibi değil. 14 Mayıs, seçim akşamı. Seçim sonuçlandı, İstanbul’da Kısıklı’daki evinin önünden doğaçlama bir konuşma yaptı, değil mi? Ne dedi Sayın Erdoğan, daha ikinci üçüncü dakikada, ‘Babacan’ dedi, ‘DEVA’ dedi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Geldi Ankara’ya, konuşmasının ilk birkaç dakikasında ‘Babacan’ dedi, ‘DEVA’ dedi. Çünkü niye, bizim bu sağlam duruşumuz var ya, bizim bu ilkeli duruşumuz var ya, bizim bu boyun eğmememiz var ya, o kadar rahatsız ediyor ki. Çünkü biz arkadaşlar, o etrafındakilerin çoğu gibi korkuyla, tehditle sindirdiklerinden de değiliz, gayrimeşru, gayriahlaki şekilde nemalandırdıklarından da değiliz. Ve biliyor ki biz ne tehdide boyun eğeriz ne de menfaatle cezbediliriz. Gayet iyi biliyor, onun için çok rahatsız.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 2024 yerel seçimleri için düzenlenen Aday Tanıtım Toplantıları’nın ikincisinde konuştu. Programda, ilk etapta açıklanan belediye başkan adaylarına ek olarak yeni belediye başkan adayları kamuoyuna tanıtıldı.

Nâzım Hikmet Kongre ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen etkinlik parti mensuplarının ve davetli konukların yoğun ilgisiyle gerçekleştirildi. Aday tanıtım programına gençlere bilhassa selam göndererek başlayan Ali Babacan’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

“Bizim varlığımızdan o kadar rahatsız oluyorlar ki bildiğiniz gibi değil. 14 Mayıs, seçim akşamı. Seçim sonuçlandı, İstanbul’da Kısıklı’daki evinin önünden doğaçlama bir konuşma yaptı, değil mi? Ne dedi Sayın Erdoğan, daha ikinci üçüncü dakikada, ‘Babacan’ dedi, ‘DEVA’ dedi. Geldi Ankara’ya, konuşmasının ilk birkaç dakikasında ‘Babacan’ dedi, ‘DEVA’ dedi. Çünkü niye, bizim bu sağlam duruşumuz var ya, bizim bu ilkeli duruşumuz var ya, bizim bu boyun eğmememiz var ya, o kadar rahatsız ediyor ki.

Çünkü biz arkadaşlar, o etrafındakilerin çoğu gibi korkuyla, tehditle sindirdiklerinden de değiliz, gayrimeşru, gayriahlaki şekilde nemalandırdıklarından da değiliz. Ve biliyor ki biz ne tehdide boyun eğeriz ne de menfaatle cezbediliriz. Gayet iyi biliyor, onun için çok rahatsız. Özellikle, ekran başındaki ve burada, bu salonda bulunan gençleri selamlamak istiyorum. Çocuk yaştan itibaren, sokakta, okulda baskıyla yaşamak zorunda kalan gençler; sabahın karanlığında, güneşi görmeden okula gitmek zorunda kalan gençler; günlük ihtiyaçları artık lüks haline gelen, Avrupa’daki yaşıtlarını ekranlardan izlemek zorunda kalan, hayatını ağız tadıyla yaşayamayan gençler.

Özellikle gençlere hoş geldiniz diyorum. Hep ne diyorum: ‘Bizler gençlerin yanında değil, arkasından yürüyoruz’ diyorum. Bu iktidar gençlere ne diyor, sizlere ne diyor? ‘İş var, ama bu gençler iş beğenmiyor’ diyor. Sevgili arkadaşlarım, beğenmediğiniz ne varsa haklısınız! Bugünkü hayatınız, çocukken hayal ettiğiniz hayattan farklıysa, hayallerinize benzemiyorsa; elbette beğenmeyeceksiniz.  Bugün, bu ülkede yarınlarınızı göremiyorsanız; elbette beğenmeyeceksiniz.

Bu ülkenin sizlere bir ‘gençlik’ borcu var! Evet, sizlere bir ‘gençlik’ borcumuz var. Ve bunun gayet iyi farkındayız. İstediklerinize kavuşamıyorsunuz. Hepsinin farkındayız. İşte, geçtiğimiz günlerde açıklandı: 2021 ve 2022’de ekonomik kriz ve hayat pahalılığı sebebiyle, tam 728 bin öğrenci üniversiteyi bırakmış. Türlü hayallerle hazırlanıp, binbir zorlukla sınavı geçip üniversiteye başlıyorsunuz; Ardından ekonomik kriz yüzünden okulu bırakmak zorunda kalıyorsunuz. Hatta bazı aileler eğer oğlu kızı bulunduğu şehirde değil de bir başka şehirde üniversite kazandıysa ve yurt çıkmadıysa çocuklarını üniversiteye kayıt bile ettiremiyorlar. Yurt yok.

Bu barınma fiyatları ile bu gıda fiyatlarıyla ben seni oğlum kızım başka bir şehirde okutamam diyorlar. Ülkenin gençliği açlığa, yokluğa terk edilir mi ya? DEVA partisinin ülkemizdeki siyasete en önemli katkılarından birisi, sadece 18 yaş üstü değil, her yaştan insanın rahatlıkla izleyebileceği temiz, sakin ve seviyeli siyaset üslubu oldu. İsmi lazım değil, bazı genel başkanlar grup konuşması yaparken kürsüye çıktıklarında televizyon haberlerinde mutlaka bir uyarı sayfası veya işareti koyulmalı, ancak 18 yaş üstü bunu izleyebilir diye bir uyarı yapılmalıdır. 2001 yılında yola çıkarken, ‘siyasetin kaybolmuş seviyesine irtifa kazandıracağız’ diyenler, bugün siyasetin dilini ahlak ve hukuk zemininden hızla uzaklaştırıyorlar.

İbretle izliyoruz. Öfke, kin ve hırs dolu sözlerin, siyasette bir hitabet sanatı olduğunu savunanlar; kutuplaşmanın ve toplumsal ayrışmanın daha da derinleşmesine sebep oluyorlar. Dünyada rüzgâr nereden eserse essin, siyasette moda ne olursa olsun biz, kafatasçı bir zihniyetin, otoriter bir anlayışın bu ülkeye yaptıklarını, bu ülkenin insanına çektirdiklerini hiç unutmadık. Dini inancı yüzünden yuhalanan vekilleri de unutmadık; Meclis çıkışı gözaltına alınan vekilleri de unutmadık. 28 Şubat’ta, devlet eliyle adliye koridorlarında yapılan zulümleri de unutmadık; işkencehaneye çevrilen karakollardaki zulümleri de unutmadık. Kısacası: Nereden geldiğimizi, nasıl bir ülkede yaşamak isteyeceğimizi unutmayacağız.

Nereden nereye. Kimlerle iş tuttuklarını görüyoruz şu an. Sayın Erdoğan bir yanına almış Bahçeli’yi bir yanına almış Perinçek’i yarınların Türkiye’sini oralarda görüyor. O kafalarda görüyor o zihniyetlerde görüyor. Halbuki bunlar o geçmişin Türkiye’sinin karanlık temsilcileri olan isimler. Bir okula, zamanının ünlü işkencecilerinden birinin adını vermeye kadar işi götürdüler. Meclis kayıtlarında tutanaklarında sabit.  İşkenceci olduğu tescillenmiş.  Bir okula ismini veriyorlar, körpecik çocuklara rol model olarak gösteriyorlar. Şu kafaya bakın.

“28 Şubatların, baskının, ayrımcılığın ittifakını kurmadılar mı?”

İşte arkadaşlar, kolunuzu bir kere kaptırırsanız bundan kaçış yok. Seçimlere zaten böyle bir ittifakla girmediler mi? Böyle bir otoriter kafayla girmediler mi? Faili meçhullerin, 28 Şubatların, baskının, ayrımcılığın ittifakını kurmadılar mı? İşte gerisi de çorap söküğü gibi geliyor. Tek bir taviz arkasından neleri getiriyor görüyoruz. Bu büyük ve güzel ülke, Anayasa Mahkemesi’nin açık kararlarının uygulanmadığı, ihlal edildiği bir ülke haline geldi. Bu büyük ve güzel ülke, bir kişinin inadı yüzünden, insanların haksız yere hapishanelerde ömür tükettiği bir ülke haline geldi. İşte 30 Aralık geliyor. Bu büyük ve güzel ülke, Sinan Ateş’lerin hukuk cinayetlerine kurban gittiği, insanların hesap sormaktan korktuğu bir ülke haline geldi.

Aziz şehitlerimizin manevi hatıratını incitecek sorumsuz beyan ve davranışları üzülerek izliyoruz. Kutsal kitabımızda, haklarında ‘ölü’ tabirinin bile kullanılmasının uygun görülmediği şehitlerimizin ebediyete uğurlandığı törenleri, kaosa dönüştürmek, siyasi şov alanına çevirmek, istismar siyasetinden başka bir şey değildir, arkadaşlar. Yazık, gerçekten çok yazık. Bu vesileyle şunu da vurgulamak istiyorum ki; Terörün ve şiddetin karşısında milletçe tek vücut olmamız gerekiyor. Komşularımız ve müttefiklerimiz şunu anlamalı: Mesele bu ülkenin egemenliğiyse, mesele bu ülkenin siyasi birliği ve toprak bütünlüğüyse; Türkiye Cumhuriyeti, devletiyle, milletiyle bir olur; gereken her türlü mücadeleyi verir.

Otoriter rejimler var ya, Avrupa’nın, dünyamızın dört bir yanını sarmış durumda. Bu otoriter anlayış, bu ‘ben dedim olsun, ben hukuk tanımam anayasa tanımam’ anlayışı maalesef sadece Türkiye’ye özgü bir şey değil. Dünyanın pek çok bölgesinde şu anda var olan bir gerçek. Hamaset, bu kafatası milliyetçiliği günden güne ivme kazanıyor. Şöyle bir meclise bakın… Aşırılıkta, ayrımcılıkta, kutuplaştırmada yarışan yarışana… Seçimde aradığını bulamayan da gidiyor hamaset yapıyor, seçimi kazanan zaten hamaset üstüne bir siyaset üretmiş durumda. E dolayısıyla koskoca TBMM fikrin değil hamasetin üretildiği bir kurum haline geliyor. Ama arkadaşlar hiç endişeniz olmasın biz buradayız.

Her sokağa çıkışımızda, farklı siyasi görüşlerden, farklı sosyokültürel çevrelerden gelen yüzlerce yurttaşımızı dinliyoruz. Ne zaman çarşıya pazara şöyle adımımızı atsak ki Ankara’da bunu hemen hemen her hafta yapıyoruz. Sokak sokak gezerken, esnafımızın derdini dinlerken, bir şey dikkatimizi çekiyor. Bakın, bu dikkatimizi çeken şey ne? Bizim yanımıza gelen, önümüzü kesen ya da selam verdiğimiz hiç kimse ‘Siz iktidara gelirseniz, çalarsınız çırparsınız’ demiyor. Hiç kimse, bize ‘İhaleleri arkadaşlarınıza, eşinize dostunuza verirsiniz’ demiyor. Hiç kimse, ‘Benim hayat tarzıma, kılığıma kıyafetime karışırsınız’ demiyor. Biz, çok şükür, bu güveni insanlarımıza verdik ve DEVA kadroları olarak bu güveni vermeye devam ediyoruz. Fakat yeter mi? Yetmez. Daha fazlasını yapmalıyız.

Bu ülkede belediye deyince insanların kafasında ilk çağrışım yapan kelime rant. Belediye seçimlerini bir rant kapma yarışı olarak görüyorlar. Bir rant paylaşım yarışı olarak görüyorlar. Belediyecilik arkadaşlar bir rant kapma, rant paylaşma yarışı değildir. Belediyecilik hizmet yarışıdır. Ve bu hizmeti temiz bir şekilde yapmanın yarışıdır. İşte biz bu inançla bu ilkeyle yola çıktık. Ve inşallah arkadaşlar göreceğiz ki bizim başkanlarımız örnek belediyecilik nedir, tüm Türkiye’ye gösterecekler.

Ülkenin cumhurbaşkanı çıktı öyle yıl ortasında artısı falan yok dedi. Peki, aynı ülkenin aynı iktidarı demiyor mu? 2024 yılında yüzde 36 enflasyon olacak diye. Merkez Bankası’nın açıkladığı ve TÜİK’in makyajlanmış enflasyonuna göre hesap edilen hedef, rakam yüzde 36 değil mi? Bu ne demek? Şu anda ülkenin iktidarı asgari ücret alan bütün işçilerin ve sabit Türk lirası cinsinden maaşı olan herkesin 2024 yılının sonu geldiğinde yüzde 36 fakirleşeceğinin ilanı değil mi bu. Hesap basit. Maaş yıl sonuna kadar sabit. Fiyatlar yüzde 36 artacak. Ne demek? Her ay her ay her ay daha fakirleşeceksiniz. Öyle Temmuz ayı geldiğinde de ben dinlemem anlamam demek. Her Allah’ın günü satın alma gücü düşecek bu ülkede.

“Çocukların beslenme ihtiyacını karşılayamayan bir ülke haline getirdiniz Türkiye’yi”

Türkiye’de her yüz öğrenciden yaklaşık yirmisi, haftada en az bir gün ki üç gün beş gün olanlar da var, parası olmadığı için yemek yiyemiyor bu ülkede. Yani yüz öğrencimizden yirmisi haftada en az bir gün okulda aç derslere giriyor. PISA testi sonuçları da ortada. Bütün OECD ülkeler içerisinde başarı seviyesi en düşük olan ülkelerden birisi biziz. Ya siz çocukların en temel ihtiyacını, beslenme ihtiyacını artık karşılayamayan bir ülke haline getirdiniz bu Türkiye’yi. Gerçekten bu işleri hiç yapmasak, hiç bilmiyor olsak deriz ki ya ne yapalım çalışıyorlar ama bu kadar oluyor. Dış güçler var, bilmem şu var, bu var falan filan diye belki biz de kanabiliriz. Ama bu ülkenin tam 11 yıl ekonomisinin başında olan bir arkadaşınız olarak söylüyorum ki bu ülkenin ekonomisinin içine düştüğü durumun tek bir sebebi var. O da tek bir kişi.

Türkiye böyle kötü yönetilmeyi hak etmiyor. İşte tam da bu noktada, bizlere çok büyük işler düşüyor. DEVA Partililer olarak biz sapasağlam ve dimdik şekilde tam demokrasi hedefimizden şaşmadan yürümeye devam etmek zorundayız arkadaşlar. Biz doğru yerde duruyoruz. Ancak bizim üzerimize düşen bu durduğumuz doğru yeri vatandaşlarımıza daha iyi anlatmak, daha sık anlatmak, daha çok anlatmak. Biz hukuk ve adalet hedefimizden şaşmadan yürümeye devam edeceğiz. Ne demişti büyük şairimiz Mehmet Âkif? ‘Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki hak yoludur, dönme binmeyiz, yürürüz.’ Hep beraber yürüyeceğiz inşallah, hep beraber.

Buradan hep birlikte tarihe bir not düşmek istiyorum bakın. İleride içinde bulunduğumuz bugünler anlatılırken birileri bu kaydı görsün, izlesin, duysun istiyorum. Çünkü eğer bugünlerin tarihini Sayın Erdoğan’ın kitap yazdırdığı kişilere bırakırsak gelecek nesiller ‘Türkiye o günlerde ne güzelmiş’ diyecekler. ‘Hiç kimsenin hiçbir sıkıntısı yokmuş’ diyecekler. ‘Her şey güllük gülistanlıkmış’ diyecekler. Durmadan kitap yazdırıyor ya. Şimdi ben sizden değerli arkadaşlar bir kez daha bir şahitlik istiyorum. Şahitlik yapın ki ülkenin içinde bulunulduğu bu durum tarih kayıtlarına girsin, dijital kayıtlara girsin, bugünün tarihi yazıldığında insanlar gerçekleri bilsin.

Gerçeklerden sadece şu anda bu ülkede yaşayanlar değil yarınların da haberi olsun. 2023 yılı Türkiye’sinde, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu Türkiye’de, insanların bir kilo peynir almakta zorlandığı bir dönem yaşıyoruz. Şahit misiniz? 2023 Türkiye’sinde, yerli ve milli kelimeleri dilinden düşünmeyen bir iktidar, böyle bir iktidar iş başındayken, her işin başında yerli milli diyen bir iktidar iş başındayken, vatandaşlarımızın yerli sebze meyveyi taneyle alabildiği bir dönem yaşıyoruz. Şahit misiniz? 2023 yılı Türkiye’sinde, Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bir tarihte, üç tarafı denizlerle çevrili bu ülkede insanlar balık yemeye hasret kaldılar. Şahit misiniz?”

“Yardım için sıraya girenleri hatırlamamız gerekiyor”

2023, üstesinden gelmesi zor bir yıl oldu. Ben de her yurttaşımız gibi 2023 yılındaki olumsuzluklardan nasibimi aldım. Ve bugün yol arkadaşlarını, en sevdiklerini, annesini babasını kaybetmiş bir arkadaşınız, bir dostunuz, ve kardeşiniz olarak buradayım, karşınızdayım… Fakat; insanları enkaz altından o enkaz altında kalanları çıkarmak için çaba gösteren gençleri, kadınları, yaşlıları da hatırlamamız gerekiyor.

Yurdun dört bir yanından, su şişelerini, yiyecekleri, montları, battaniyeleri kolilere yerleştiren; futbolcusundan öğrencisine, oyuncusundan bekçisine, yardım için sıraya girenleri hatırlamamız gerekiyor. Deprem bölgesine akın eden sivil, polis, asker, gönüllüleri, madencilerimizi hatırlamamız gerekiyor. Gecesini gündüzlüğüne katan sağlık çalışanlarımızı, kovulma pahasına işini gücünü bırakıp insanlara erzak taşıyan motokuryeleri, kazanlarını kepçelerini alıp insanlara yemek vermek için yollara düşen aşçılarımızı hatırlamamız gerekiyor. Onları unutmadık değil mi?

Biz zor günde, nasıl toplum olarak birbirimize kenetlendiğimizi işte o 6 Şubat depremlerinde gayet iyi gösterdik.  Sınavda kalan iktidardakiler oldu. Harekete geçemeyen, kilitlenen o ilk 48 saat, ilk 72 saat hiçbir şey yapmadan, sadece olanı izlemek durumunda olan iktidar oldu. Vatandaşlarımız depremin ilk dakikalarından itibaren harekete geçtiler, beklemediler onu bunu. Ve değerli arkadaşlarım; biz, hiçbir duygu barındırmayan çehreleriyle, insanlar enkaz altındayken kameraya kin kusanlardan ibaret değiliz. Bu ülke öyle bir ülke değil, bunu hatırlatmak istiyorum.

Hükûmetin ilk on ayki icraatından memnun musunuz, değil misiniz? Bunun da bir mesajı olacak yerel seçimler. Dolayısıyla bu yerel seçimler vatandaşlarımıza hükûmeti uyarmak için, arkadaş ben sana kerhen de olsa oy vermiştim, ki elli iki puanın içinde kerhen oy veren çok insan var, ben sana oy vermiştim ama yanlış yoldasın, yanlış yapıyorsun, bu ülke fakirleşmeye devam ediyor, bu ülkede adaletsizlik hukuksuzluk çoğalıyor mesajı vermek için de çok önemli bir fırsattır. Dolayısıyla biz bütün bu yerel seçim çalışmalarımızda ne diyeceğiz, bir biz daha etkin yönetiriz iyi yönetiriz, diyeceğiz, iki temiz yönetiriz diyeceğiz; ama aynı zamanda diyeceğiz ki eğer hükûmeti, iktidarı uyarmak istiyorsanız yerel seçimler aynı zamanda hükûmete sarı kartı göstermenin çok önemli bir vesilesidir diyeceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyonla Mücadele Açıklaması: Geri Adım Yok

Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyonla mücadelede geri adım atılmayacağının altını çizerek, rakamlar inen enflasyonun ateşinin düşmeye başladığına işaret ettiğini, piyasa gerçekleriyle açıklanamayacak fahiş fiyat artışlarına giden açgözlülere yönelik denetimleri yoğunlaştıracaklarını söyledi.

Hayat pahalılığının farkında olduklarına işaret eden Erdoğan, bütçe imkanlarını zorlama pahasına çalışanların ve emeklilerin maaşlarında yüksek oranlı artışlara gidildiğini, 2024 yılı asgari ücret rakamını da bu tablonun tamamlayıcısı olarak gördüklerini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeni asgari ücretle çalışanları enflasyona ezdirmeme sözümüze bir kez daha sadık kaldık. Yeni asgari ücretin işverenlere, çalışanlara ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu’nda, Muhtarlar Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Muhtarlar toplantımızın 53’üncüsünde sizlerle birlikteyiz. Bugün Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını temsilen 81 ilden gelen 2023 muhtarımızla bir aradayız. Muhtarlarımızı özlemişiz. 2024 senesinde 51 ilimizde 179 muhtar hizmet binamızın yapımına başlıyoruz.

Önümüzdeki seçimlerde köylerine ve mahallerine hizmet için adaylığını koyacak muhtar adaylarımıza başarılar diliyorum. Deprem bölgesinde yaptığımız ziyaretlerde şehirlerimizin muhtarların da aralarında olduğu temsilcileri dinlemeye önem verdik. Bu yıl sizlerle arzu ettiğimiz sıklıkla bir araya gelemedik.

2015 yılı şubat ayından bu yana toplantılar yaptık. Niçin muhtarlarla bu kadar sık irtibat halindeyiz. Muhtarlar bu yönetim sisteminin temelidir. Hem milletimizin nabzını en iyi şekilde tutacağımızı hem de 85 milyona ulaşabileceğimizi hem de ülkenin gerçek fotoğrafını bulabileceğimizi biliyoruz. 2002’den beri demokrasimizin uçbeyleri olarak gördüğümüz muhtarlarımızı destekledik.

Muhtarlarımızın maaşlarını, sigortalarını ve diğer özlük haklarını yaptıkları işlerle mütenasip hale getirdik. Adrese dayalı kayıt sistemini muhtarlara da açtık. Metruk binaları muhtarlarımız sistem üzerinden bildirebiliyor. Ayni yardımlara muhtarları da dahil ettik.

Belediye başkanlığı, kaymakamlık, valilik gibi üs müesseselerle ilişkilerin sürdürülebilir olmasını muhtarlıklarımız temin ediyor. Muhtarlık kurumunun lağv edilmesi gibi önerilere biz katılmıyoruz. Güvenlikten sosyal desteklerin adaletli dağıtımına kadar pek çok vazife üstlenen muhtarlıklarımız gereklidir. Muhtarlıklarımızın daha işlevsel hale getirilmesi düşünülebilir. Bu dönüşüm kolayca yapılabilir.

Buradan İçişleri Bakanımıza talimat veriyorum; muhtarlıklarımızın günümüz şartlarına göre yeniden yapılandırılası çalışmalarını gündeme alın. Vatandaşlarımızın, muhtarlarımızın, belediye başkanlarımızın, kaymakamlarımızın, valililerimizin görüşlerini alarak çalışmayı süratle hayata geçirelim. Meclis tatile girmeden, yetişmezse önümüzdeki yasama yılında çözüme kavuşturalım. Biz buralara “Muhtar bile olamazsın” manşetlerini alt ederek geldik.

Türkiye binlerce yıllık geçmişi, coğrafyamızdaki bin yıllık hakimiyeti, ilk asrını geride bıraktığımız cumhuriyetiyle dünyanın en kadim devletlerinden birisidir. Bu topraklar insanlığın en gözde yerleşim yeri olması hasebiyle gözlerin üzerinde olduğu coğrafyadır.

Son bir buçuk asrımız epeyce zorlu geçti. Çanakkale’den Sarıkamış’a kadar çok büyük fedakârlıklalar yürüttüğümüz sürecin ardından Cumhuriyetimizle yeni dönemin kapılarını açtık. İstiklal ve istikbal mücadelemiz hiç bitmedi. Düşmanlarımız son 40 yıldır PKK ve uzantılarıyla aynı sinsi hedefin peşinde koşuyor. Bugüne kadar emellerine ulaşamadılar ama asla da vazgeçmediler. Biz de son 21 yıldır devletimiz ve milletimiz adına bu coğrafyada yaşamanın bedelini her gün ödedik ve ödüyoruz.

Asıl mesele ülke içinde birilerinin hala Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada neye tekabül ettiğinin farkına varamamış olmasıdır. Dış politikadan terörle mücadeleye kadar her konuda bu çarpıklığın tezahürleriyle karşılaşıyoruz. Muhalefetin hali bizi üzmekle beraber, biz sorumluluklarımız yerine getirmeye çalışıyoruz.

Ülkemizin son 6-7 yılı terörle mücadele bakımından en başarılı yılları olarak tarihe geçmiştir. Risklere prim vermedik. Türkiye yakın tarihinin en önemli terörle mücadele harekatlarını gerçekleştirmiştir. 12 şehidimiz oldu. Ardından ne oldu? 3 gün içerisinde 59 teröristi gömdük.

Sınırlarımız ötesindeki operasyonlarımızı sürdürüyoruz. Teröristlerin vatan topraklarını kirletmesine müsaade etmiyoruz. Daha önce, kendi şehirlerimizde, kendi dağlarımızda, kendi karakollarımızda içimizi acıtan alçak terör eylemlerine maruz kalıyorduk. Şimdi teröristleri kendi üstlerinde, mağaralarında imha ediyoruz. Bugün sınırlarımız içinde terör bitme noktasına geldiyse Irak ve Suriye’de yürüttüğümüz operasyonlardır.

2 ayrı çatışmada 12 şehidimizin acısı milletçe hepimizin yüreğini dağladı. Şehitlerimizin kanını yerde bırakmadık, bırakmıyoruz. MİT, Suriye’nin kuzeyindeki terör altyapısına ve elebaşlarına yönelik son derece başarılı operasyonlar icra ediyor. Terör örgütü için kritik önemde 70 tesis vuruldu. Bu operasyonlarımıza son terörist de tehdit unsuru olmaktan çıkana kadar devam edeceğiz.

Kuzey Irak’taki operasyon bölgemiz coğrafi ve iklim şartları bakımından çok zor. Teröristler bu zorluğu kullanarak ülkemiz topraklarına rahatça girip çıktılar. Kan döktüler, vahşet sergilediler. Askerlerimizin operasyon yürüttüğü yerler o kadar zor ki, kalıcı üs bölgelerini hemen kurmak ve güvenlik sistemlerini çalıştırmak mümkün olmuyor. Şartlar arzu ettiğimiz hızda ilerlememizi güçleştiriyor. Baharla birlikte yeni üs bölgelerimizi tamamlayacak, teröristleri ayak basamayacak hale getireceğiz.

Bölgedeki şartları bilmeyen, taktiklerden haberi olmayan birileri PKK uzantıları ağzıyla güya bizi eleştiriyor. Hiçbir ülkede kendi devletinin güvenlik stratejilerini değersizleştirmeye çalışan muhalefet örneği yoktur.

Ülkemizin tek derdi terörle mücadele olsa, güvenlik güçlerimiz ile milletimizin birlikte ve beraberliğiyle bunun üstesinden geleceğimize şüphemiz yok. Coğrafyamızın bize dayattığı başka sınamalarla karşı karşıyayız. Deprem, iklim değişikliği gibi sorunlar bunlardan biridir. Türkiye tüm bu mücadeleleri aynı anda yürütebilecek kararlılığa sahiptir.

Bir yandan 6 Şubat depremlerinde yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldıracak faaliyetleri sürdürürken, diğer yandan deprem tehdidi altındaki şehirlerimiz güçlendirmeye devam ediyoruz. İstanbul’da 350 bin konutun dönüşümünü tamamlamayı hedefliyoruz. Hane başına toplam 1,5 milyon liralık desteği içeren bu programın hayırlı olmasını diliyorum.

31 Aralık’ta yürürlüğe girecek olan bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. Geçtiğimiz 20 yılda depremler sebebiyle yapılan harcamaların tutarı, vergi gelirlerimizin 8 katını bulmaktadır. Devletimiz vatandaşını desteklemek için imkanlarını seferber etmektedir.

Merkez Bankası rezervlerimize dair en müjdeyi de paylaşmak istiyorum. Rezervler; 145 milyar 456 milyon dolara ulaşarak rekor kırmıştır. Bu rakamı daha da artıracağız. Hayat pahalılığının farkındayız. Bütçe imkanlarını zorlama pahasına çalışanların ve emeklilerin maaşlarında yüksek oranlı artışlara gittik. 2024 yılı asgari ücret rakamını da bu tablonun tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Yeni asgari ücretle çalışanları enflasyona ezdirmeme sözümüze bir kez daha sadık kaldık. Yeni asgari ücretin işverenlere, çalışanlara ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum.

Enflasyonla mücadelede geri adım atmayacağız. Rakamlar enflasyonun ateşinin düşmeye başladığına işaret etmektedir. Piyasa gerçekleriyle açıklanamayacak fahiş fiyat artışlarına giden açgözlülere yönelik denetimleri yoğunlaştıracağız.”

Paylaşın

AK Partili Zengin, Muhalefeti Hedef Aldı: Hukuk Da Sizi Korumuyor

TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada muhalefeti hedef alan AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “Hukuk da sizi korumuyor, merak etmeyin, siyaset de milletimiz de sizi bu manada korumayacaktır” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hak ihlali kararına rağmen hapiste tutulması tepki çekmeye devam ediyor.

Anketlerde yurttaşın hukuk organlarına olan güveninin düşük olduğu belirtilirken; bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den de bu yönde bir çıkış geldi. Özel, konuya ilişkin anketlerde Türkiye’de her 100 kişiden 83’ünün (yüzde 83) adalet sistemine güvenmediğini gözlemlediklerini belirtti.

Bu yöndeki tartışmalar devam ederken AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in 25 Aralık’ta Meclis kürsüsünden sarf ettiği ifadeler, yeniden gündem oldu. Erdoğan ve partisine olan eleştirileri ‘düşmanlık’ olarak niteleyen AK Partili Özlem Zengin, sözlerinin devamında ‘hukukun ve siyasetin’ hedef aldığı kişileri korumadığını da söyledi.

Zengin’in konuşmasındaki ilgili bölüm şöyle:

“Yeni gelen konular var, konuşmalar var, bu konuşmalar konusunda tabii, Filistin meselesine özel bir alan açmak istiyorum. Şöyle bir tablo görüyorum: Medeni Kanunu tabii, biz hukuk fakültelerinde eski medeni kanunları da okuma imkânımız oluyor, eski Medeni Kanun’un 2’nci maddesinin ikinci fıkrasını size okumak istiyorum, diyor ki: ‘Bir hakkın sırf gayri ızrar eden suistimalini kanun himaye etmez.’

Yani, bir kötü niyetle, aslında, suistimal ederek, zarar vermek kastıyla bir hakkın kullanımını hukuk korumaz. Biliyor musunuz, siyaset de korumuyor. Siyaset de korumuyor. Bundan neyi kastediyorum? Şimdi, Filistin’le alakalı bu kürsülerde konuşmalar duyuyoruz. Fakat, bu yüksek hacimli, yüksek volümlü içinde bir sürü de aslında yalan da olan konuşmalar yapılırken aman Allah’ım, Netanyahu’nun adı geçmiyor. İsrail, hiç ortada yok.

Varsa yoksa ne var? ‘Erdoğan… Erdoğan… Erdoğan… AK Parti… AK Parti… AK Parti…’ Yahu, bir fail varken önce failden bahsedersiniz, önce failden. Siz, faili bir kenara koyuyorsunuz, neymiş efendim, ‘Faile öyle değil de böyle yapılsaymış’ diye faili neredeyse hiç anmadan AK Parti ve Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapıyorsunuz.

Vallahi, hakikaten, bunlar çok üzüntü verici işler, memleket adına üzüntü verici işler. Bunları görmekten hicap ediyorum, bunu söylemem lazım. Bu nasıl bir düşmanlıktır ya? Bu nasıl bir düşmanlıktır? İnanılır gibi değil! Hukuk da sizi korumuyor, merak etmeyin, siyaset de milletimiz de sizi bu manada korumayacaktır.”

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Swap Hariç Net Rezervi Eksi 36,4 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) swap hariç net rezervi geçen hafta eksi 36,4 milyar dolar oldu. Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri ise 145 milyar 453 milyon dolara yükseldi.

Haber Merkezi / Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları ise 22 Aralık haftasında, 30,4 milyar lira gerileyerek 2,65 trilyon lira oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 22 Aralık haftasına ait para ve banka istatistiklerini yayımladı.

Buna göre, Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 2 milyar 158 milyon dolar artışla 97 milyar 557 milyon dolara yükseldi. Brüt döviz rezervleri, 15 Aralık’ta 95 milyar 399 milyon dolar seviyesindeydi.

Merkez Bankası’nın (TCMB) swap hariç net rezervi geçen hafta eksi 36,4 milyar dolar olurken, önceki hafta eksi 39,2 milyar dolar civarındaydı.

Söz konusu dönemde altın rezervleri de 767 milyon dolar artarak 47 milyar 129 milyon dolardan 47 milyar 896 milyon dolara çıktı.

Böylece Merkez Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri, söz konusu dönemde bir önceki haftaya göre 2 milyar 925 milyon dolar yükselişle 142 milyar 528 milyon dolardan 145 milyar 453 milyon dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Toplam rezervlerde mayıs sonundan 22 Aralık ile biten haftaya kadar geçen sürede artış, 46 milyar 995 milyon dolar olurken, söz konusu yükseliş yüzde 47,7’ye karşılık geldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) 22 Aralık haftası verilerine göre; Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 30,4 milyar TL geriledi.

Böylelikle son bir ayın en hızlı çıkışın yaşandığı Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları2,65 trilyon TL’ye düştü.

Paylaşın

YRP Lideri Erbakan: Verilen Sözler Yerine Getirilmedi

Dün akşam açıklanan ve milyonlarca vatandaşı ilgilendiren asgari ücretle ilgili yazılı açıklamada bulunan YRP Lideri Erbakan, genel seçimler öncesi yapılan ittifak protokolünde yer alan ekonomiye ilişkin verilen sözlerin yerine getirilmediğini hatırlattı:

“Yeniden Refah Partisi olarak, Mayıs 2023 Genel Seçimleri için Ak Parti ile yapmış olduğumuz ‘İttifak Protokolü’ ile iktidardan “çalışanların ve emeklilerin aylık gelirlerinin yoksulluk sınırından aşağıda olmamasının temin edilmesi” ve “çalışanlar arasındaki ücret dengesizliklerinin giderilmesi” hususlarında gerekli sözleri Aziz Milletimiz adına aldık.

Ancak 2024 yılı asgari ücreti olarak açıklanan 17 bin 2 TL, verilmiş olan sözlerin yerine getirilmesinden oldukça uzak olunduğunu ortaya koymuştur. İktidarı, Yeniden Refah Partisi nezdinde Aziz Milletimize vermiş olduğu sözleri yerine getirmeye davet ediyoruz. Borç-faiz-zam-vergi ekonomisinin ülkemize, ekonomimize ve Aziz Milletimize vermiş olduğu zararları iktidarın artık kabullenmesini ve bu anlayışı terk etmesini bekliyoruz.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, milyonlarca vatandaşı ilgilendiren asgari ücretle ilgili yazılı açıklamada bulundu. Erbakan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“İktidar, 2024 yılı asgari ücret rakamını 17 bin 2 TL olarak açıklamıştır. Yeniden Refah Partisi olarak; emekçimizin bu gelir seviyesiyle yaşamasının mümkün olmadığını, belirlenmesi gereken asgari ücretin en az 23 bin TL olması gerektiğini kamuoyuyla paylaştık.

Bugün 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını ifade eden gıda ihtiyacının 15 bin TL’ye, yoksulluk sınırının 46 bin TL’ye dayandığı hesap edildiğinde, 2024 yılı için belirlenen asgari ücretin ülkemiz gerçeklerinden ne denli uzak olduğu açıkça görülmektedir. 17 bin TL asgari ücretin ülkemizin çalışan nüfusunun yarısını ve ailelerini sadece yoksulluğa değil aynı zamanda gıda, kira, eğitim, giyim, ulaşım, elektrik ve ısınma gibi temel ihtiyaçlar bakımından yoksunlukla yüz yüze bırakmasına da yol açacağı açıktır.

17 bin 2 TL tutarındaki asgari ücret, yoksulluk sınırının altındadır ve birkaç ay içerisinde yüksek enflasyon ve zamlar nedeniyle açlık sınırının da altına gerileyecektir. Bu nedenle şimdiden ifade ediyoruz: Belirlenen asgari ücret, emekçimizin sadece gıda gereksinimi bakımından o da yalnızca 2-3 ay nefes alması için yeterli olacaktır. Ekonomi yönetiminin şimdiden, asgari ücretin Temmuz ayında yeniden artırılması yönünde karar alması, emekçilerimizin ve ailelerinin açlığa, yoksulluğa ve yoksunluğa terk edilmemeleri sağlanmalıdır.

Elbette, asgari ücretin çalışan yönü olduğu kadar, işveren yönü de bulunmaktadır. Açıklanan asgari ücretten üreticinin, tüccarın ve esnafın, olumsuz ekonomik koşullar ve artan maliyetlerle birlikte sürdürülebilirlikleri olumsuz etkilenmemesi için gerekli adımların atılmalı. Çok sayıda çalışanı olan işletmeler ve az sayıda çalışanı olan işletmeler için iki farklı asgari ücret destek paketi oluşturularak işveren kesiminin rahatlaması sağlanmalı ve işletmelerimizin sürdürülebilirlikleri teminat altına alınmalıdır.

Özellikle az sayıda çalışanı bulunan ve zar zor ayakta kalabilen esnafımızın sırtında bir yük olan stopaj uygulamasına son verilerek rahat bir nefes alması sağlanmalıdır. İşverene yönelik destekleyici uygulamaların hayata geçirilmemesi halinde, asgari ücrete yapılacak iyileştirme zamlarına rağmen, maliyeti artan işletme sahiplerinin yapacağı zamlarla ekonominin enflasyon, zam ve yoksulluk sarmalı içerisine daha da derinlemesine girmesi söz konusu olacaktır.

Yeniden Refah Partisi olarak, Mayıs 2023 Genel Seçimleri için Ak Parti ile yapmış olduğumuz ‘İttifak Protokolü’ ile iktidardan “çalışanların ve emeklilerin aylık gelirlerinin yoksulluk sınırından aşağıda olmamasının temin edilmesi” ve “çalışanlar arasındaki ücret dengesizliklerinin giderilmesi” hususlarında gerekli sözleri Aziz Milletimiz adına aldık.

Ancak 2024 yılı asgari ücreti olarak açıklanan 17 bin 2 TL, verilmiş olan sözlerin yerine getirilmesinden oldukça uzak olunduğunu ortaya koymuştur. İktidarı, Yeniden Refah Partisi nezdinde Aziz Milletimize vermiş olduğu sözleri yerine getirmeye davet ediyoruz. Borç-faiz-zam-vergi ekonomisinin ülkemize, ekonomimize ve Aziz Milletimize vermiş olduğu zararları iktidarın artık kabullenmesini ve bu anlayışı terk etmesini bekliyoruz.

Her zaman ifade ettiğimiz gibi, 54. Hükümet Dönemi’nde takip edilen Millî Görüş’ün Ekonomi Modeli, başarısı ispat edilmiş bir model olarak önümüzde durmaktadır. İktidarı çok geç olmadan “önce millet anlayışına sahip, israftan kaçınan, yerli ve milli kaynaklara yönelen ve reel üretim odaklı olan” Millî Görüş’ün Ekonomi Modelini uygulamaya davet ediyoruz.”

Paylaşın

RTÜK’ten “Yılmaz Güney” Cezası

RTÜK, Tele 1’de yayınlanan ‘5. Boyut’ programında oyuncu ve yapımcı Yılmaz Güney’in hayatı hakkında yorumlar yapılırken, sanatçının işlediği cinayeti haklı ve masum gösterildiği öne sürülerek, Tele 1’e üst sınırdan idari para cezası uyguladı.

Haber Merkezi / RTÜK, Kızıl Goncalar dizisinin yayınlandığı FOX TV’ye idari para cezası ile iki kez program durdurma cezası verdi. Cezanın “toplumun milli ve manevi değerlerine” aykırılık gerekçesiyle verildiği belirtildi.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), FOX TV, Halk TV, KRT, Sözcü Televizyonu, TELE1 ve TGRT’ye idari para cezası kesti.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) RTÜK üyesi İlhan Taşcı, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda RTÜK’ün televizyon kanallarına yönelik cezalarını şu şekilde sıraladı:

“Tarikat ve cemaatlerin iç yüzünü kurgusal olarak anlatan Kızıl Goncalar dizisine “toplumun milli ve manevi değerlerine” aykırılıktan Üst Kurul yüzde 3 idari para 2 kez de program durdurma cezası verdi.

Fox TV’ye Somali Cumhurbaşkanının oğlunun kurye Yunus Emre Göçer’e çarparak ölümüne neden olması ve hakem Halil Umut Meler’e saldıran Ankaragücü’nün eski başkanı Faruk Koca’nın saldırmasına ilişkin değerlendirmeler nedeniyle ‘tarafsız! davranmadığı savıyla yüzde 3 idari para cezası

Halk TV’ye “terör eylemini, faillerini ve mağdurlarını terörün amaçlarına hizmet edecek sonuçlar doğuracak şekilde” sunulduğu iddiasıyla yüzde 3 idari para; aynı kanalda LGBT+konusundaki değerlendirmeler nedeniyle milli ve manevi değerlere aykırılıktan yüzde 3 idari para cezası verildi

SZC televizyonundaki programda TÜİK çalışanının işsizliği az göstermelerinin karşılığında prim, terfi aldıklarına ilişkin sözlerinin aktarılması nedeniyle “tarafsızlık” ihlali savıyla yüzde 3 idari para cezasına RTÜK oy çokluğuyla karar verdi.

RTÜK, Tele 1’e “kişileri küçük düşürmekten” yüzde 3; aynı kanala kara para aklama yöntemlerinin tartışıldığı program nedeniyle yüzde 3,  kanalda Yılmaz Güney’in tartışıldığı programa da “suçluyu övmekten” yüzde 3 idari para cezasına karar verdi.

KRT’de Zafer Arapkirli’nin Çalışma Bakanı Işıkhan’ı “aşırı yoksulluk yok” sözleri Sağlık Bakanı Koca’yı da yurtdışına giden doktorlar için “para” için gittiklerine dönük el işaretini eleştirmesinden dolayı “küçük düşürmekten” kanala yüzde 3 idari para cezası verildi.

TGRT’ye haber bülteninde Starbucks bardağının görünmesi nedeniyle “gizli ticari iletişim”den yüzde 3 idari para cezası verildi.”

Paylaşın