Akademik Özgürlük Endeksi: Türkiye, 179 Ülke Arasında 166. Sırada

Türkiye, dünya genelinde akademik özgürlükleri ölçmeyi hedefleyen Akademik Özgürlük Endeksi’nde (AFI) 179 ülke arasında 166. sırada yer aldı. Türkiye’nin hemen üstünde Mısır; altında ise İran yer alıyor.

Akademik Özgürlük Endeksi’nin 2002-2022 arasındaki verilerine bakıldığında Türkiye’nin 2016 yılında çok sert bir düşüş yaşadığı ve bu durumun devam ettiği görülüyor.

2002’de 0,55 olan Türkiye’nin puanı 2004’te 0,56 ile en yüksek değere ulaştı. 2010 yılına kadar benzer seviyede seyreden endeks 2010’da 0,47’e düştü. Bu tarihten sonra kademeli düşük görülürken 2015’e 0,3o’a kadar geriledi.

15 Temmuz darbe girişimin yaşandığı 2016 yılında ise Türkiye’nin akademik özgürlük karnesi çok sert bir düşüş ile 0,08’e geriledi.

Akademik Özgürlük Endeksi (AFI) 2023 raporu yayınlandı. Rapor, Aralık 2022 durumunu yansıtıyor. Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre Türkiye’nin 2022 puanı 0,084. Türkiye bu puan ile 179 ülke arasında 166. sırada yer alıyor.

AFI ülkeleri “en iyi yüzde 10”dan başlayarak “en kötü yüzde 10”da sona eren 10 gruba ayırdı. Türkiye “en kötü yüzde 10” grubunda yer alıyor. Bu grup akademik özgürlüklerin en çok kısıtlandığı ülkeleri gösteriyor.

Bu grupta puan sıralamasına göre şu ülkeler yer alıyor: Küba, Ruanda, Mısır, Türkiye, İran, Nikaragua, Çin, Suudi Arabistan, Güney Sudan, Ekvator Ginesi, Bahreyn, Suriye, Belarus, Türkmenistan, Eritre, Burma/Myanmar, Kuzey Kore.

Bu ülkelerin büyük bir kısmı insan hakkı ihlalleri ile anılıyor. Türkiye’nin hemen üstünde Mısır; altında ise İran yer alıyor.

Dünyada akademik özgürlüğün en yüksek olduğu ülkeler ise şöyle: Çekya, Estonya, Belçika, İtalya, Almanya, Honduras, Lüksemburg, Letonya, Finlandiya, Arjantin, Slovakya, İsveç, Şili, Jamaika, Peru, İspanya, İsrail, Nijerya, Slovenya. Bu ülkelerin tamamı “en iyi yüzde 10”luk grupta yer alıyor.

İsveç’teki Göteborg Üniversitesi Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü (V-Dem) ile Almanya’daki Friedrich Alexander Üniversitesi Erlangen-Nürnberg Akademik Özgürlük Endeksi (AFI) dünyada akademik özgürlüğü ölçmeyi hedefliyor. Şu beş temel göstergeye dayanarak filli akademik özgürlük düzeyini değerlendiriyor:

Araştırma ve öğretme özgürlüğü
Akademik değişim ve yayma özgürlüğü
Kurumsal özerklik
Kampüs bütünlüğü
Akademik ve kültürel ifade özgürlüğü

AFI, dünya çapında farklı ülkelerden 2 bin 197 uzman tarafından yapılan değerlendirmelere, standartlaştırılmış anketlere ve V-Dem projesi tarafından uygulanan istatistiksel modellere dayanıyor. V-Dem projesi, demokrasinin çeşitli boyutları hakkında kapsamlı veri ve analizler üretiyor.

Endeks 0 ile 1 arasında değişiyor. 1 özgürlüğün en iyi durumda olduğunu gösterirken 0 özgürlüklerin kısıtlandığına işaret ediyor.

Paylaşın

İsrail’den Gazze’de Barış İçin Üç Ön Koşul

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’a karşı saldırıları arttırma niyetini vurguladı ve “Gazze’deki Filistinli komşularla” barışa ulaşmak için üç şart gerektiğini belirtti: Hamas yok edilmeli, Gazze Şeridi askerden arındırılmalı ve Filistin toplumu radikalizmden arındırılmalı.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre; İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Amerikan Wall Street Journal gazetesinde 25 Aralık’ta yayımlanan makalesinde İsrail’in barış için üç ön koşulu olduğunu yazdı.

Netanyahu, koşullardan ilkini, İran’ın “yakın vekili” olarak tanımladığı Hamas’ın yok edilmesi olarak sıralıyor:

“ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve daha birçok ülke İsrail’in terör örgütünü yok etme niyetini destekliyor. Bu amaca ulaşmak için askeri yeteneklerinin ortadan kaldırılması ve Gazze üzerindeki siyasi egemenliğinin sona ermesi gerekiyor” diyor.

Netanyahu uluslararası hukuka “tam uyumlu hareket etmeye devam edeceklerini” söylüyor ve “broşürler atarak, kısa mesajlar göndererek ve Gazzelileri tehlikeden uzak durmaları konusunda uyarmak için başka yöntemler kullanarak sivil kayıplarını en aza indirmek için” İsrail’in elinden geleni yaptığını savunuyor.

İsrail Başbakanı ikinci ön koşullarının Gazze’nin “silahtan arındırılması” olduğunu söylüyor ve şu ifadeleri kullanıyor:

“İsrail, bölgenin bir daha asla kendisine saldırmak için üs olarak kullanılmamasını sağlamalıdır. Bu, başka önlemlerin yanı sıra, Gazze çevresinde geçici bir tampon bölgesi kurulmasını ve Gazze ile Mısır arasındaki sınırda İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan ve bölgeye silah kaçakçılığını önleyen bir denetim mekanizması kurulmasını gerektirecektir.

Filistin Yönetimi’nin Gazze’yi silahsızlandıracağı beklentisi boş bir hayal. Şu anda Yahudiye ve Samiriye’deki terörizmi finanse ediyor ve yüceltiyor ve Filistinli çocukları İsrail’i yok etmeye yönelik eğitiyorlar.

Gazze’yi silahtan arındırma konusunda ne kapasite ne de irade göstermemesi şaşırtıcı değil. Hamas 2007’de kendisini bölgeden çıkarmadan önce bunu başaramadı ve bugün de kontrolü altındaki topraklarda bunu başaramadı. Öngörülebilir gelecekte İsrail, Gazze üzerindeki güvenlik sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacak.”

Netanyahu yazısında üçüncü ön koşulun Gazze’nin radikalleşmesinin önlenmesi olduğunu belirtiyor ve bunu şöyle anlatıyor: “Okullar çocuklara ölümden ziyade yaşama değer vermeyi öğretmeli ve imamlar Yahudilerin öldürülmesi için vaaz vermeyi bırakmalıdır.

Filistin sivil toplumunun, halkının terörü finanse etmek yerine terörle mücadeleyi desteklemesini sağlayacak şekilde dönüştürülmesi gerekiyor. Bu muhtemelen cesur ve ahlaki liderlik gerektirecektir. Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas, 7 Ekim zulmünü kınamaya bile cesaret edemiyor.

Bakanlarından bazıları cinayetlerin ve tecavüzlerin gerçekleştiğini inkar ediyor veya İsrail’i kendi halkına karşı bu korkunç suçları işlemekle suçluyor.”

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tüm bunlar gerçekleştikten sonra, Gazze’nin yeniden inşa edilebileceğini ve Orta Doğu’da daha geniş bir barış ihtimalinin gerçeğe dönüşeceğini belirtiyor.

İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim’de kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 8 bin 200’ü çocuk, 6 bin 200’ü kadın olmak üzere, 20 bin 915 Filistinli öldürüldü, 54 bin 918 kişi de yaralandı. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 159’u karadan işgal sürecinde olmak üzere 492 askerinin öldürüldüğünü duyurdu. Çatışmalara 24 Kasım’da 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani arada” 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 303 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 26 Lübnanlı sivil, 126 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 9 İsrail askeri öldü.

Paylaşın

CHP Lideri Özel: 1984’ten Beri Kaç Bildiriye İmza Attık, Neyi Çözdük?

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, TBMM’de 4 partinin imza attığı bildiriye imza atmamaları hakkında, “1984’ten beri kaç bildiriye imza attık? Neyi başardık, neyi çözdük?” dedi ve ekledi:

“Bundan sonra ne ezbere iktidar var, ne de ezbere muhalefet var. Faşizme, ‘Sen neden böyle yapıyorsun’ denmez. Mikroba, ‘Sen neden hasta ediyorsun’ diye sorulmaz. Muhalefet, iktidarın pozisyonuna güç veriyorsa o ülkede iktidar değil muhalefet sorgulanır. Sorumluluğumun farkındayım.”

Özel, konuşmasının devamında, “Elbette sorularımız var. 20 aydır Pençe-Kilit operasyonu şehit geldikçe hatırlanıyor. Bu operasyonun amacı ne, hedefi ne? Ulaştıysa neden oradayız, ulaşmadıysa neden ulaşmadı? Bu şartlarda koruyamıyorsak mehmetçiğin hayatı için başka tedbirler alınması gerekmiyor mu?” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Birileri bir yandan kendi sorumluluklarını örtmek, birilerini kendi sorumluluklarına ortak etmek ve süreci kendileri açısından hasarsız atlatmanın hesabı içine girdiler ve bir büyük oyunun, bir büyük algı operasyonun da ilk günlerini yaşadığımızı akıl sahibi, vicdan sahibi her birimize hissettirdiler.

Ankara’da birileri alışılmış ezberleri tekrar etmekle tekrar ettirmekle meşguldüler.

Biz 12 askerimizin nasıl şehit olduğunu milletimize anlatılmasını, Meclisimizin bilgilendirilmesini, Cumhurbaşkanı ya da MSB Bakanı eliyle halkın huzuruna çıkıp bir şeyler söylenmesini hem de Meclis’in bilgilendirilmesini istedik. Çünkü bölgeden çok çelişkili haberler geliyordu, hala da devam ediyor. Bu konuda sorularımızı, önerilerimizi birazdan sıralayacağım.

Öncelikle hep beraber bir milli yas ilan edilsin, bayraklar yarıya indirilsin, eğlenceler iptal edilsin, açılışlar iptal edilsin ve bu ülke bu acıda ortaklaşsın dedik. Bu daha önce yapılmadı mı? Yapıldı. Kanunu var, yetkisi belli, ilan edecek kişi belli ama hiç oralı olmadılar hiç buralı olmadılar, hiç bunu hissetmediler.

Daha önce bu yetkiyi Suudi Arabistan kralı öldüğünde 3 gün süreyle kullanmıştı. Onlar Suudi Arabistan kralı ölünce bu ülkede milli yas ilan edilmesi gerektiğini düşünüyorlar ama bu milletin 12 evladı hayatını kaybettiğinde burada milli yas ilan edecek bir şey görmüyorlar. İşte böyle bir anlayışla karşı karşıyayız ve onlar iktidar, biz muhalefet tarafındayız.

Milli yas ilan etmeyelim, Suudi kralı kadar değerli değiller, ne yaşanıyor size anlatmayalım çünkü milletin vekili olsanız da sarayın muhatabı değilsiniz ama bir göreviniz var bu A4 kağıda imza atacaksınız hep beraber kınama yapacağız. Biz o gün dedik ki milli yas ilan edilmeden, meclis bilgilendirilmeden sizin sorumluluğunuza ortak olacak, sizi meşrulaştıracak, sizinle birlikte hiçbir imzayı atmayacağız.

Biz artık hiçbir evladımız bir daha şehit olmasın diye askerlerimiz daha iyi korunsun diye kimse şehitlerimiz üzerinden siyaset yapmasın diye anneler gözyaşları dökmesin diye artık sizin istediğiniz A4’ler üzerinde imzalar koyup iktidarın peşinden koşturup terör belasını bu topraklardan silmek yerine bir sonraki şehit cenazesine kadar unutan anlayışla ortaklaşmadık, bundan sonra da ortaklaşmayacağız.

Bizi nelerle muhatap edecekler göze alıyoruz onlardan korkmuyoruz ama bu partinin karşısındakinden değil arkasında durduğunu düşündüğünden bir dost ateşi almak dışında bir endişesi yoktur kendimize güveniyoruz kimseden korkmuyoruz, kimseden korkmuyoruz.

1984’ten beri kaç ortak bildiri imzaladık? Sonucunda ne elde ettik neyi çözdük neyi başardık? Hala daha niye annelerin gözü yaşlı? Babaların yüreğinde taş var? ve halen daha sürekli ne zaman ama ne zaman Türkiye’de artık bir şeyler iyiye gidecek dendiğinde şehit cenazeleri geliyor artık insanlar bu sorunun cevabını istiyorlar. öyle ne ezbere iktidar var ne bundan sonra öyle ezbere muhalefet var. CHP’yi bundan önce hesaba katmayanlar bundan sonra o kirli hesaplarını iki kere yapsınlar çünkü yanılacaklar.

İktidar, demokratik değilse geldiği demokrasiyi araçsallaştırıp gücünü mutlaklaştırıyor her geçen gün biraz daha acımasızlaşıyorsa, sertleşiyorsa, faşizme kayıyorsa, faşizm dönemlerindeki uygulamaları örnek alıyorsa o iktidara sen niye böyle yapıyorsun denmez. Ama böyle bir iktidar gücünü mutlaklaştırıyorken karşısında muhalefet bu iktidara varlığıyla güç veriyorsa o ülkede iktidar değil muhalefet sorgulanır. Sorumluluğumuzun farkındayız.

CHP bu bildiriye imza koymadı. Böyle bir bildiri imzaladılar, şu bildiriye biz imza koymadık. Sonra bir yalana sarılıyorlar, CHP tepki gelince kendi bildiri imzaladı diye. Biz bu bildiri imzalanırken, yollayın o bildiriyi görelim bile demedik. Soruyorlar ya hangi kelimesine karşısınız. Bildiriyi görelim bile demedik çünkü dedik ki bu milletin evlatları neden öldü, hangi tedbirler alınmadı bundan sonra hangi tedbirler alınmalı konuşulmadan gerçekten bu konuda samimi bir bilgilendirme olmadan kimseyle ortaklaşmayız dedik.

Sayın Ali Yerlikaya’yı arayıp emniyet mensuplarına teşekkür ettim. Acılarını yaşamak yerine bu meselelerde defalarca telefon edip ‘Yapanları lanetliyoruz. Özgür Bey bizim ailemizin çocuğu’ diyen Budak ailesine yürekten teşekkür ediyorum. Biz son zamanlarda 28 imza atmışız, onlar genel başkanmızın önüne mermi koydurmuş, Meclis’te yumruk attırmış, Çubuk’ta linç girişimiyle karşı karşıya bırakmışlar. Önce imza atıp sonra eleştirseydiniz diyen varsa aklını peynir ekmekle yemesin. Yazan çizen herkese söylüyorum. Erdoğan da Bahçeli de çok iyi siyasetçi ama bunlar kötü insanlar.

Seçim döneminde montaj videolarla bizi Kandil ile birlikte göster, sıkışınca Abdullah Öcalan’dan mektup oku. Sonra da ‘yerli ve milli siyaset’ de. Yere batsın yerliliğin ve milliliğin.”

Bahçeli bugün dedin ya PKK’nın adını anmaz hain onlar diye. PKK’nın adını anmayan bir hain arıyorsan işte Recep Tayyip Erdoğan’ın tweeti. Öyle bedava siyaset yok. Hain arıyorsan burada.

Biz imza atmışız, onlar genel başkanımızın önüne kurşun koymuşlar biz imza atmışız onlar genel başkanımıza grup çıkışında yumruk attırmışlar. Biz imza atmışız onlar Çubuk’ta genel başkanımızı linç etmeye çalışmışlar. Linçten sonra da nereye gideceğine dikkat etsinler demişler Anıtkabir’de bile genel başkanımızın elini havada bırakmışlar.

Hala daha bu kötücül akılla önce imza atsaydık sonra eleştirseydik diyen varsa aklını peynir ekmekle yemesin.

İstanbul seçiminden önce bunlar kazanırsa İSPARK’ı PKK’ya verecekler de, sıkışınca son gece Abdullah Öcalan’dan mektup okut ondan sonra yerli ve milli siyaset… Yere batsın yerliliğin, yere batsın milliliğin!

“Ağzına geleni söyleyen Devlet Bahçeli…”

Sayın Bahçeli HDP’yi dinlemedi CHP’yi dinlemedi ama sayın Bahçeli oturdu ittifak ortağı HÜDAPAR’ı dinledi. HÜDAPAR Genel Başkanı, konuşması sırasında önce bir kere mikrofon kapandı diye açılınca ikinci kez elinde hilafet yeşili parti programıyla sanki inadına dönüp MHP sıralarına bakarak şunları okudu: ‘Olumlu ve olumsuz tüm yönleriyle eyalet sistemi, özerklik gibi yönetim modelleri serbestçe tartışılabilmelidir’

Erdoğan bu sistemin olumsuz yönlerini saysın. Ağzına geleni söyleyen Devlet Bahçeli, ağzını aç da konuş bakalım bu sistemin olumlu yönlerini de sen anlat ittifak ortağın yerine.

Sayın Devlet Bahçeli, ittifak ortağının söylemiyle söyleyeyim ‘Kimler kimlerle beraber’

Bu iktidar herkes bilsin ki devlet değildir. Devletin kanatları iktidarı korumak için değil halkı milleti korumak içindir. Parti, parti devleti olmaz devletin de partisi olmaz ama muhalefet de ne devlet için ne iktidarı arkalamak için ne zor duruma düştüm dediğinde iktidarı meşrulaştırmak için değil ancak ve ancak yetkinin alındığı millet için yapılır, halk için yapılır.

Biz, bize oy verenlerin saray rejimine oy vermediğini biliyoruz. Biz, bize oy verenlerin bu anlayışa oy vermediğini biliyoruz bu yüzden de biz milletin olmayan bu yoldan yürümeyeceğiz. Her alanda yetki kullanıp hiçbir sorumluluk almayan iktidarı o konforlu alanında rahat bırakmayacağız.

Bu ülke herkes için zenginleşene kadar hep birlikte çalışacağız fakir fukaranın şehit olduğu bunların zengin olduğu bu düzene dur diyeceğiz. Artık yeter, artık yeter, artık yeter!”

Paylaşın

Merkez Bankası Açıkladı: Ekonomiye Güven Azaldı

Reel kesim güven endeksi aralık ayında bir önceki aya göre 1,1 puan azalarak 99,1 seviyesinde gerçekleşti. Endekisin 100’ün altına gerilemesi reel kesim temsilcilerinin ekonomik faaliyetlere ilişkin güveninin azaldığı kötümser bir görünüme işaret ediyor.

Haber Merkezi / Öte yandan mevsimsellikten arındırılmış reel kesim güven endeksi Aralık ayında bir önceki aya göre 0,5 puan azalarak 103,4 seviyesinde gerçekleşti.

İmalat sanayi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı bir önceki aya göre 0,2 puan azalarak yüzde 77,3 seviyesinde açıklandı. Mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı ise bir önceki aya göre 0,5 puan azaldı ve yüzde 77,5’e geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) raporunu yayınladı. Buna göre; 2023 yılı Aralık ayında mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE-MA), bir önceki aya göre 0,5 puan azalarak 103,4 seviyesinde gerçekleşti.

Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, genel gidişat, sabit sermaye yatırım harcaması, mevcut toplam sipariş miktarı, mevcut mamul mal stoku ve gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarına ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde etkilerken, son üç aydaki toplam sipariş miktarı, gelecek üç aydaki toplam istihdam ve gelecek üç aydaki üretim hacmine ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.

Mevsimsellikten arındırılmamış Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) bir önceki aya göre 1,1 puan azalarak 99,1 seviyesinde gerçekleşti.

Son üç aya yönelik değerlendirmelerde, iç piyasa sipariş miktarında azalış bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği görülmektedir. Üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında artış bildirenler lehine olan seyrin ise azalış bildirenler lehine döndüğü gözlemlendi.

Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmeler ile mevcut mamul mal stokları seviyesinin mevsim normallerinin üstünde olduğu yönündeki değerlendirmelerin bir önceki aya göre zayıfladığı görüldü.

Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi ve iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre zayıfladığı, ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin ise güçlendiği görüldü. Gelecek on iki aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre güçlendiği, gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentilerin ise zayıfladığı gözlemlendi.

Ortalama birim maliyetlerde, gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler ve son üç ayda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin zayıfladığı görüldü. Gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentilerin ise güçlendiği gözlemlendi. Gelecek on iki aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 2,4 puan azalarak yüzde 58,8 seviyesinde gerçekleşti.

İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda, bir önceki aya kıyasla daha iyimser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 8,9’a, daha kötümser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 15,4‘e yükselirken, aynı kaldığını belirtenlerin oranı yüzde 75,7’ye geriledi.

Paylaşın

İklim Değişikliği: Türkiye İçin Turizm Uyarısı

COP28 Turizm ve İklim Değişikliği Raporu’nun Türkiye ile ilgili bölümünde önemli uyarılar var. Türkiye’de ki turizm faaliyetlerinin küresel ısınma karşısında kırılgan olduğuna dikkat çekilen raporda, kısa ve orta vadede fırtına, sel, yangın ve sıcak hava dalgaları gibi aşırı olaylara, uzun vadede ise deniz seviyesindeki yükselmelere hazırlıklı olunması gerektiği dile getiriliyor.

İklim krizi ve turizm ilişkisini dünya çapında değerlendiren ilk kapsamlı çalışma olarak tanımlanan “Turizm ve İklim Değişikliği Durum Değerlendirmesi Raporu” COP 28 İklim Konferansı sırasında yayınlandı. Raporu hazırlayan uzmanlardan Doç. Dr. Cenk Demiroğlu turizm sektörünün günümüzde, doğrudan ve dolaylı olarak, küresel salımların yaklaşık yüzde 8 ila 10’undan sorumlu olduğunu aktardı.

Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre; Artan iklim tehditlerinin, turizm ekonomisi ve iklim kırılganlığı nispeten yüksek olan Türkiye dahil birçok ülkede, turizme darbe vurmasının beklediğini belirten Demiroğlu, turizmi olumsuz etkilemesi beklenen en önemli unsurlar arasında aşırı sıcaklar ve artan yangınların olduğunu kaydetti.

Dünyanın en turistik 100 şehrinde riskli derecede sıcak günlerin 1950’lerden bu yana neredeyse yüzde 20 arttığını ifade eden Demiroğlu, bu artışın 2050’lere kadar ise yüzde 13 ila 18 daha artması beklendiğini dile getirdi.

Demiroğlu raporda yer alan önemli başlıklardan bazıları ile ilgili aktardığı notlar şöyle:

“İklim değişikliği nedeniyle deniz suyu seviyelerinde yaşanacak artış, özellikle kıyı turizmi açısından ciddi bir tehlike. Dünya Mirası Listesi’ndeki birçok yapı, deniz kıyısında yer alıyor. Listedeki 340 alanın analizi, bunların yarısından fazlasının yüzyıl sonunda kısmen veya tamamen sular altında kalma riski bulunduğunu ortaya koyuyor. Çalışmaya göre, Türkiye’deki kıyısal miras alanlarının ise yüzde 10’a kadar batma tehlikesi altında olduğu söylenebilir.

Kayak turizmi, alçak rakımlı bölgelerdeki ısınma ve kar yağışındaki azalmadan olumsuz etkileniyor; ileri seviyelerde karlama yapılan bölgelerde dahi kayak sezonu kısalıyor. Raporun bulgularına göre, 2050 yılında küresel ısınmanın kaç derece gerçekleşeceğine bağlı olarak, kayak sezonundaki ortalama kısalma yüzde 15 ile 22 arasında değişecek. Kayak sezonunun 2080 yılında bugüne kıyasla yüzde 20 ile 42 daha kısa olacağı tahmin ediliyor.

Maddi kayıpları sınırlandırmak için karlama uygulamalarının giderek daha fazla öne çıkacağı söylenebilir. Bugün dünyadaki altı bine yakın kayak alanının üçte birinde karlama yapılıyor. İklim değişikliğinin kar sezonu üzerindeki olumsuz etkisi arttıkça, bu tekniğin de yayılması bekleniyor.

Turizm salımlarının eşit olmayan dağılımı ve iklim tehlikelerinin potansiyel etkileri, iklim adaleti açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Turizm – ve özellikle uzun mesafe, uluslararası seyahatlerle ilgili yapılan çalışmalar, dünya nüfusunun yüzde 90’ının her sene uçağa binmediğini gösteriyor.

Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’nin yeni bir raporuna göre, 2010 ve 2019 yılları arasında turizm kaynaklı salımlar yüzde 2,5 arttı. Böylelikle, küresel salımların yüzde 1,3’lük artışını geride bırakmış oldu.

Küresel turizm salımları ağırlıklı olarak yüksek gelirli dış pazarlarda yoğunlaşıyor. Örneğin uluslararası uçuşların yüzde 50’si Avrupa’ya varıyor. Az gelişmiş ülkeler için ise bu oran – küresel nüfusun yüzde 12’sini oluşturmalarına rağmen – yalnızca yüzde 1,7.

Hava yolculuğu ve kruvaziyer turizmi de 2030 salım azaltma hedeflerine ulaşamayacak. Hava yolculuğu, küresel turizmin ciddi salım azaltımlarını gerçekleştirebilmesi konusunda en zorlu bileşen olmaya devam ediyor. 2019 yılı verilerine göre, yolculukların yalnızca dörtte biri hava yoluyla gerçekleşse de, hava ulaşımı tüm turizm ulaşım salımlarının dörtte üçünden sorumlu.”

Paylaşın

Anket: İmamoğlu, AK Partili Muhtemel Rakiplerine Fark Atıyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, anket şirketleri de seçimlere ilişkin çalışmalarına hız verdi. Son olarak MetroPoll Araştırma, aralık ayı araştırmasında İstanbul seçimlerine odaklandı.

Anket, 9 – 13 Aralık’ta İstanbul’un 39 ilçesinde 1500 kişiyle bilgisayar destekli telefon görüşmesi ile yapıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya veya eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yarışması halinde hangi adayın ne kadar oy alabileceği araştırıldı.

Sözcü yazarı İsmail Saymaz‘ın aktardığı ankete göre, İmamoğlu ile Murat Kurum arasındaki bir yarışta İmamoğlu rakibine yaklaşık 15 puan fark atıyor.

Murat Kurum’a 15 puan fark

Ankette “Önümüzdeki yerel seçimde İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı için adaylar aşağıdaki gibi olursa hangisine oy verirsiniz?” sorusuna katılımcıların yanıtı şöyle oldu:

Ekrem İmamoğlu: 48.3
Murat Kurum: 33.9
Cevap Yok: 17.8

Ali Yerlikaya’ya 10 puan fark

Araştırmada İmamoğlu ile Ali Yerlikaya arasındaki muhtemel yarış da soruldu. Ekrem İmamoğlu’na oy vereceğini söyleyenlerin oranı 46.5 olurken, Yerlikaya 37.1 puanda kaldı. ‘Cevap Yok’ diyenler ise 16.4 puan oldu.

Selçuk Bayraktar’a 7 puan fark

Ankette katılımcılara son olarak Ekrem İmamoğlu ile Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar arasındaki olası yarış soruldu. Ekrem İmamoğlu’na oy vereceğini belirtenlerin oranı 45.1 puan oldu. ‘Cevap yok’ diyenlerin puanı 16.8 olurken, Selçuk Bayraktar’a oy vereceğini kaydedenlerin oranı 38.1’de kaldı.

Paylaşın

Bahçeli’den Özgür Özel’e Sert Sözler: Zirzop, Üç Kuruş Akıllı

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “DEM ve CHP’nin haricinde TBMM’de grubu bulunan 4 parti, ortak metne imza koyarak terör saldırılarını şiddetle kınamışlardır. CHP, bu metnin neresini beğenmedi? Niçin telaşa kapıldı? DEM’in siyasi kolonu olmayı nasıl hazmetti. CHP, DEM’in peşinde yuvarlana yuvarlana ahlaki tarihi mirasını kaybetmiştir. Bu kesindir. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısına geçmiştir” dedi ve ekledi:

“Hepsine birden yazıklar olsun diyorum. Özgür Özel zıvanadan çıkmış, zırvaya gömülmüş, zirzop siyasetiyle bindiği dalı kesmeye başlamıştır. Terörist Demirtaş’ı selamlayan bu gafilin sonunda kafese alınıp bölücülük narkozuyla uyuşturulduğu ortadadır. Demlenmiş CHP yönetimi yüz karasına dönüşmüştür. TBMM’nin ortak açıklamasına imza atmayarak PKK’nın safına geçen CHP, DEM kadar milli güvenlik tehdididir. Terör saldırılarından hemen sonra Milli Savunma Bakanımızdan Meclis’i bilgilendirmesini isteyen zihniyet sorumsuzdur. Memleketi Manisa’da protesto edilen bu şahıs, aklını başına almazsa sokakta dahi yürüyemeyecektir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Konuşmasında CHP, CHP Lideri Özgür Özel ve DEM Parti’yi hedefine koyan Bahçeli, şunları söyledi:

“Tetiği çeken PKK’lı teröristtir ancak mermiyi veren, hedefi gösteren güçler de terörü ve terörizmi himaye eden alçaklardır. Milli birlik ve kardeşliğimizi yaralamak için menfur bir operasyon devrededir. Bu operasyonda CHP’nin demlenmesi amaçlanmıştır. Ne zaman Türkiye başını kaldırsa, bir adım öne çıksa, çok geçmeden farklı kaynaklardan olsa da aynı gayeye hizmet eden musibetlerle karşılaşıyoruz.

Ne zaman küresel zeminde zulme karşı dursak yumuşak karnımızdan darbe yiyoruz. Her yerden üstümüze geliyorlar. Gözümüzün içine baka baka ihanetin fermanını okuyorlar. Göstere göstere terörizme güzelleme yapıyorlar. Dişimizi sıkıyoruz ve sabır diyoruz. Ne var ki estirilen tahrik kampanyası sağ duyulu duruşumuzu gittikçe sarsıyor. Hınıslı Said isimli bir haine yapılan övgülerden tutun da bölücü mesajlara, terör diline kadar görülmedik şey kalmamıştır.

TBMM, teröristlerin, bölücülerin, aklanma, paklanma, sığınma ve meydan okuma yeri değildir. Aksine, hizmet eden kim varsa hasmımızdır, vatan hainidir. MHP’nin açık çağrısı şudur; teröristlere hangi milletvekili hoşgörüyle yaklaşıyorsa suçludur. Biz TBMM’de terörist istemiyoruz. Düşman istemiyoruz. Katil istemiyoruz. Canilerin sırtını sıvazlayan namertleri asla istemiyoruz. PKK’nın yerine gözetleme kulesi görevi gören, İstiklal Marşı söyleyemeyen, sözde Kürdistan havariliğinden vazgeçemeyen, devletin bölünmez bütünlüğüne düşman kesilen sözde partilerin TBMM’de bulunması, Hazine yardımı ve maaş alması rezalettir, cinayettir, milletimize karşı en aşağılayıcı muameledir.

Gelişmeler karşısında ilk önerim, 57 DEM milletvekilinin maaşının ve bu terör yuvasına ödenecek Hazine yardımının derhal kesilerek terörle mücadeleye ve şehit ailelerine aktarılmasıdır. İkinci önerim, teröre yardım ve yataklık yapan sözde milletvekillerin görüşülmeyi bekleyen dokunulmazlık dosyalarının karara bağlanarak bu haşaratların acilen mahkemeye çıkarılmasıdır. Üçüncü önerim, AYM statüsünün radikal şekilde ele alınarak yeniden yapılandırılması ya da bu mahkemenin kapatılmasıdır. Dördüncü önerim de TBMM’de kürsü dokunulmazlığı sınırlarının yeniden çizilmesidir. AYM’nin malum başkanı ve üyeleri şehit haberleri karşısında acaba ne hissetmişlerdir? Nasır tutmuş vicdanları biraz olsun sızlamış mıdır?

AYM’nin önünde görüşülmeyi bekleyen 129 bin 140 bireysel başvuru dosyası varken mahkum Can Atalay dosyasını acilen inceleyip hak ihlali verilmesinin izahını kara cübbeli işbirlikçiler nasıl yapacaktır? Aynı özen ve dikkat neden ve niçin HDP ve devamı partilerin kapatılmasında gösterilmemektedir? AYM’nin başkan ve üyeleri, kulak veriniz, bana şehitlerimizin omzunda vatan toprakları emanet edildi, onların katilleri aramızda dolaşıyor. Uzaktan kumandalı yargı da yargıç da olmaz diyen Bay Zühtü, senin ipin kimin elindedir?

“Özgür Özel zıvanadan çıkmış, zırvaya gömülmüş, zirzop siyasetiyle bindiği dalı kesmeye başlamıştır”

DEM ve CHP’nin haricinde TBMM’de grubu bulunan 4 parti, ortak metne imza koyarak terör saldırılarını şiddetle kınamışlardır. CHP, bu metnin neresini beğenmedi? Niçin telaşa kapıldı? DEM’in siyasi kolonu olmayı nasıl hazmetti. CHP, DEM’in peşinde yuvarlana yuvarlana ahlaki tarihi mirasını kaybetmiştir. Bu kesindir. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısına geçmiştir. Hepsine birden yazıklar olsun diyorum. Özgür Özel zıvanadan çıkmış, zırvaya gömülmüş, zirzop siyasetiyle bindiği dalı kesmeye başlamıştır.

Terörist Demirtaş’ı selamlayan bu gafilin sonunda kafese alınıp bölücülük narkozuyla uyuşturulduğu ortadadır. Demlenmiş CHP yönetimi yüz karasına dönüşmüştür. TBMM’nin ortak açıklamasına imza atmayarak PKK’nın safına geçen CHP, DEM kadar milli güvenlik tehdididir. Terör saldırılarından hemen sonra Milli Savunma Bakanımızdan Meclis’i bilgilendirmesini isteyen zihniyet sorumsuzdur. Memleketi Manisa’da protesto edilen bu şahıs, aklını başına almazsa sokakta dahi yürüyemeyecektir.

CHP, işgal edilmiş, Türkiye düşmanlarının eline geçmiştir. Bu acıklı tablo ülkemiz ve demokrasimiz adına çok ciddi bir risktir. CHP Genel Başkanı’nın Tuzla Piyade Okulu’nda yaşananlardan sonra başarılı, dirayetli ve cesur yürekli Milli Savunma Bakanımıza saldırması alçaklıktır, korkaklıktır, hunhar terör örgütüne vekâlet etmektir. Görevini onurla yapan Milli Savunma Bakanımıza, “Ya aklını başına alacak ya da biz onun aklını başına getireceğiz” diyerek üst perdeden ve tehditvari şekilde konuşan özelleşmiş esir zihniyet, bugüne kadar kaç kişinin aklını başına getirmiş de, böylesi bir özgüvenle atıp tutmaktadır. Emperyalizmin özelleştirdiği bu şahısta akıl olsa zaten böyle konuşmaz, konuşamazdı.

Terörle mücadele eden bakanlarımızdan komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ve Polis Teşkilatımızın her kademesinde görev yapan kahramanlarımıza dil uzatanların dilinin, el uzatanların elinin, göz koyanların gözünün, parmak sallayanlarını da parmağının hesabını sorar, bedelini misliyle ödetiriz. Daha önce söylemiştim, yine söylüyorum, bunların alayının aklını alırım. Milli Savunma Bakanımızın, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta heyetinin, kahraman asker ve polislerimizin sonuna kadar arkasındayız.

31 Mart 2024 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerinde AK Parti ile 30 büyükşehir ve 29 ilde işbirliği yapma kararı aldığımızı, 22 ilde de demokratik yarış halinde olacağımızı buradan bir kez daha açıklıyorum.”

Paylaşın

Üç Bakanlık, Süresi İçinde Hiçbir Önergeyi Yanıtlamadı

28. Dönemin başından bu yana Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a 939, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya 743, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a 127 soru önergesi gönderildi. Bu bakanlar, süresi içinde hiçbir önergeyi yanıtlamadı.

Konuya ilişkin değerlendirme yapan CHP Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı “Biz burada temsil ettiğimiz vatandaşlarımızın refahı, ülkemizin huzuru ve Cumhuriyetimizin geleceği adına denetleme yetkimizi kullanmaya çalışıyoruz” dedi ve ekledi:

“Bakanlar şeffaf şekilde bu halktan toplanan vergilerin ve ülke adına yapılan işlerin hesabını vermekle yükümlüler. Ancak tek adamlık rejiminde bakanlar Meclise değil Saraya hesap verme derdinde. 83 milyonu değil, 1 kişinin ağzına bakıyorlar. O nedenle Milletvekillerinin önergeleri yanıtsız bırakılıyor, cevaplananlar ise sözde yanıtlar içeriyor. Denetimin olmadığı yerde demokrasi olmaz, hırsızlık olur.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı Meclis Başkanlığına milletvekillerinin soru önergelerine süresi içinde yanıt veren ve önergeleri yanıtsız bırakan bakanları sordu. Soru önergesine Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ yanıt verdi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Bozdağ’ın yanıtına göre milletvekilleri, 28. Dönemin başından bu yana Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a 939, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya 743, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a 127 soru önergesi gönderdi. Bu bakanlar süresi içinde hiçbir önergeyi yanıtlamadı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç süresi geçtikten sonra 28 önergeyi yanıtlarken, 64 önergenin yanıtlanma süresinin devam ettiği görüldü. Bakan Tunç 847 soru önergesini yanıtsız bıraktı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya 418 önergeyi süresi geçtikten sonra yanıtlarken, 76 önergenin yanıtlanma süresinin devam ettiği görüldü. İçişleri Bakanı Yerlikaya 249 önergeyi yanıtsız bıraktı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy süresi geçtikten sonra 25 önergeyi yanıtlarken 77 önergeye halen yanıt vermedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz 285 soru önergesinin 173’ünü süresi içinde yanıtladı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş 205 soru önergesinin 104’ünü süresi içinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan 358 önergenin 126’sını; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki 524 önergenin 193’ünü, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 55 önergenin 22’sini, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar 159 önergenin 84’ünü, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak 120 önergenin 36’sını,

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 180 önergenin 98’ini, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin 450 önergenin 201’ini, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler 48 önergenin 33’ünü, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 504 önergenin 117’sini, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır 52 önergenin 30’unu, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı 539 önergenin 64’ünü, Ticaret Bakanı Ömer Bolat 97 önergenin 32’sini ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu 316 önergenin 214’ünü süresi içinde yanıtladı. Bakanlara toplamda 5731 soru önergesi verildi. Bunların 1553’ü süresi içinde yanıtlanırken 2644 tanesi yanıtsız bırakıldı.

Soru önergesinin Anayasal bir denetleme yetkisi olduğunu belirten Hikmet Yalım Halıcı “Biz burada temsil ettiğimiz vatandaşlarımızın refahı, ülkemizin huzuru ve Cumhuriyetimizin geleceği adına denetleme yetkimizi kullanmaya çalışıyoruz. Bakanlar şeffaf şekilde bu halktan toplanan vergilerin ve ülke adına yapılan işlerin hesabını vermekle yükümlüler. Ancak tek adamlık rejiminde bakanlar Meclise değil Saraya hesap verme derdinde. 83 milyonu değil, 1 kişinin ağzına bakıyorlar. O nedenle Milletvekillerinin önergeleri yanıtsız bırakılıyor, cevaplananlar ise sözde yanıtlar içeriyor. Denetimin olmadığı yerde demokrasi olmaz, hırsızlık olur” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi TBMM Başkanlığına bu dönemde 1338 kanun teklifi verdi. Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi 159, Milliyetçi Hareket Partisi 50, İyi Parti 21, Saadet Partisi 4, Türkiye İşçi Partisi 10 kanun teklifi verdi. Bu kanun tekliflerinin hiçbiri yasalaşmadı. Muhalefetin verdiği Meclis Araştırma önergelerinin hiçbirisi Meclis Genel Kurulunda kabul edilmedi.

Bunların içinde çocuğa yönelik istismar, kadın cinayetleri, yolsuzluk, satılan vatandaşlık, yargıdaki liyakatsiz yapılanma, sınır güvenliği, çiftçilerin sorunları, emekçi cinayetleri, uyuşturucu, mafyalar, sığınmacı sorunu, yabancılara konut ve toprak satışı, deprem önlemleri, bağış kampanyalarında toplanan ancak yatırılmayan paraların araştırılması gibi başlıkların yer aldığı Araştırma Önergeleri Cumhur İttifakı Milletvekillerince kabul edilmedi.

Paylaşın

DEM Parti Kısaltması, Yargıtay Tarafından Kabul Edildi

Yargıtay, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin kısa ismi olan DEM Parti’yi kabul etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın resmi internet sitesine, partinin kısa ismi olan DEM Parti ve yeni logosunun yer aldığı görüldü.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) halen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 57 milletvekili bulunuyor.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) 2 ay önce adını Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak değiştirmiş, partinin eş genel başkanlıklarına Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları Oruç ve Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan seçilmişti.

Mezopotamya Ajansı’ndan Mehmet Aslan’ın haberine göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin kısa ismi olan DEM Parti’yi kabul etti.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 15 Ekim 2023’de gerçekleştirilen 4. Olağanüstü Kongre’de isim değişikliğine giderek, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi adına aldı. Partinin kısaltması ise HEDEP oldu.

Değişikliğin bildirildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HEDEP’i daha önce kapatılan Halkın Demokrasi Partisi’ni (HADEP) andırdığı gerekçesiyle kabul etmedi. Başsavcılık, bu benzerliğin Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğunu ileri sürdü.

Partiye gönderilen yazı ile HEDEP kısaltmasının değiştirilmesi istendi. Parti, bunun üzerine partinin kısa ismini 11 Aralık’ta DEM Parti olarak değiştirdi.

Değişiklik, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın resmi internet sitesine de yansıdı. Sitede partinin kısa ismi olan DEM Parti ve yeni logosunun yer aldığı görüldü.

DEM Parti’nin kurulması ardından 24 Kasım’da yeniden kurulan Yeşil Sol Parti’nin (YSP) başvurusunun da kabul edildiği görüldü. Şu anda kurulan ve Yargıtay tarafından kabul edilen siyasi parti sayısı ise 141’e ulaştığı görüldü.

Paylaşın

2024 Yılı Bütçesi Kabul Edildi: 317 Evet, 249 Hayır

2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi. Bütçeye ilişkin 566 milletvekili oy kullandı: 317 evet, 249 hayır.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası ile “2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi” 17 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu. 2024 yılı bütçesi, TBMM Genel Kurulu’nda geçerli 566 oydan 317 kabul, 249 ret oyu ile onaylandı.

2024 yılı bütçe teklifinin hayırlı olmasını dileyen Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin tümü üzerinde görüşmelerimizi tamamladık. 2024 bütçesi ülkemize, devletimize ve milletimize hayırlı olsun” ifadelerine yer verdi.

Giderin 11 trilyon 89 milyar lira olduğu bütçenin geliri ise 8 trilyon 437 milyar 100 milyon lira olarak hesaplandı. Bütçe teklifi itibariyle gelir vergisi 1 trilyon 188,9 milyar lira, kurumlar vergisi 1 trilyon 275,7 milyar lira, katma değer vergisi 2 trilyon 497,7 milyar lira, özel tüketim vergisi 1 trilyon 403,9 milyar lira, diğer vergi gelirleri 1 trilyon 41,5 milyar lira ve vergi dışı gelirler 1 trilyon 29,4 milyar lira olarak öngörüldü.

Bütçe teklifinde, “Savunma ve Güvenlik” alanında 1 trilyon 133 milyar 500 milyon lira harcama yapması öngörüldü. Eğitim için 1 trilyon 615 milyar lira, sağlık için 1 trilyon 650 milyon lira ve sosyal yardımlar için 497 milyar lira bütçe ayrıldı. Tarım sektörüne ise sadece 384 milyar lira ödenek planlandı. 2024 yılında personel giderleri için toplam 2 trilyon 865,9 milyar lira, mal ve hizmet alım giderleri içinse 669,8 milyar lira öngörüldü. Bütçe giderleri dağılımında 1 trilyon 254 milyar lira ise “faiz” kalemi için hesaplandı.

Paylaşın