Anket: İstanbul Ve Ankara’da Hangi Aday Önde?

İstanbul’da ‘Ekrem İmamoğlu seçilmeli’ diyenlerin oranı yüzde 46.3 olurken ‘Murat Kurum seçilmeli’ diyenlerin oranı yüzde 42.1. Ankara’da ise Mansur Yavaş, Turgut Altınok’un 2.1 puan önünde birinci sırada yer aldı.

Haber Merkezi / 31 Mart’ta yapılacak seçimler yaklaştıkça araştırma şirketleri de, seçimlere ilişkin anket araştırmalarına hız verdi. ASAL Araştırma, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için yaptığı anketin ön sonucunu paylaştı.

19-22 Ocak tarihlerinde 2 bin kişiyle yüz yüze görüşme yapılan ankette, katılımcılara “Bu Pazar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi Olsa Hangi Siyasi Partiye Oyunuzu Verirsiniz?” sorusu yönetildi.

ASAL Araştırma’nın yaptığı açıklamaya göre, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, AKP’nin Ankara adayı Turgut Altınok’un 2.1 puan önünde çıktı.

“Her şeye rağmen Mansur Yavaş önde olsa da kafa kafaya bir seçime doğru gidiyoruz” diyen ASAL Araştırma, şu değerlendirmeyi yaptı: “İyi Parti- DEM Parti-Yeniden Refah Partisi ile Diğer Partilerin adaylarının açıklanmasının ardından yapacağımız çalışmalarda tablo daha da netleşmiş olacak.”

İstanbul seçimleriyle ilgili son anket ise Optimar’dan geldi. Gazeteci Abdülkadir Selvi’nin köşesine taşıdığı ankette İstanbul seçimleri için Ekrem İmamoğlu birinci sırada yer aldı.

Ankete göre ‘Ekrem İmamoğlu seçilmeli’ diyenlerin oranı yüzde 46.3 olurken ‘Murat Kurum seçilmeli’ diyenlerin oranı yüzde 42.1. Kararsız olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 5.7.

‘Kim seçilecek?’ sorusunda ise fark daha da açılıyor. Bu soruya ankete katılanların yüzde 50.5’i Ekrem İmamoğlu, 41.7’si Murat Kurum diyor.

Ankete katılanların yüzde 40.3’ü Ekrem İmamoğlu’nun geride kalan 5 senede başarılı bir belediyecilik yürüttüğü görüşünde. Yüzde 33.7’si İmamoğlu’nu başarısız bulurken yüzde 26’lik bir kesim ise bir şey değişmediğini ifade etti.

Paylaşın

Mahsa Amini Eylemlerine Katılan 23 Yaşındaki Muhammed Kubadlu İdam Edildi

16 Eylül 2022 yılında gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Jina Mahsa Amini için düzenlenen protestolara katılan 23 yaşındaki Muhammed Kubadlu, idam edildi. Kubadlu’nun idamının ertelenmesi için sosyal medyada kampanyalar yürütülüyordu.

Geçtiğimiz iki yıl boyunca İran yargısı, 2022-2023 Jina Mahsa Amini protestolarına katıldığı gerekçesiyle onlarca kişiye idam cezası verdi. İdam edilme tehlikesiyle karşı karşıya olanlardan bazılarının cezaları kamuoyunun baskısı ve yürüten kampanyalar sayesinde hapis cezasına çevrildi.

Rûdaw’ın aktardığına göre, 23 yaşındaki Muhammed Kubadlu Tahran’ın Parand kasabasındaki protestolarda bir polis memurunun öldürülmesi ve beş kişinin de yaralanmasına karıştığı iddiasıyla 2022’de İran Yüksek Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılmıştı. Muhammed Kubadlu bu sabah (23-1-2024 Salı) idam edildi.

Sosyal medya platformlarında idamının durdurulması için çağrılar yapılırken Muhammed Kubatlu’nun avukatı verilen cezanın yasa dışı olduğunu ve davasının yeniden gözden geçirilmesini talep etmişti.

Kubadlu’nun avukatı Amir Reisiyen, “Muhammed Kubatlu’nun temyiz hakkı var, dolayısıyla cezasının infazı yasal olarak yerine getirilemez. Eğer cezası infaz edilirse şüphesiz bu kasıtlı bir cinayet olarak kayda geçer” dedi.

Uluslararası Af Örgütü ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, Muhammed Kubadlu’nun davasının kusurlu olduğunu,  genç adamın psikolojik sorunlarının olduğunu ve “itiraflarının işkence altında alındığını” ve dosya hakkında gizlilik kararı alındığını duyurarak, idam edilmemesi yönünde İran’a çağrıda bulunmuştu.

Oğlunun idamının durdurulması için çaba gösteren Muhammed Kubadlu’nun annesi Masuma Ahmadi sosyal medyada yayınladığı bir videoda “Oğlumun akıl sağlığı yerinde değil. Avukatsız sorgulandı ve mahkemenin ilk duruşmasında ölüm cezasına çarptırıldı” dediği görülüyor.

Geçtiğimiz iki yıl boyunca İran yargısı, 2022-2023 Jina Mahsa Amini protestolarına katıldığı gerekçesiyle onlarca kişiye idam cezası verdi. İdam edilme tehlikesiyle karşı karşıya olanlardan bazılarının cezaları kamuoyunun baskısı ve yürüten kampanyalar sayesinde hapis cezasına çevrildi.

Öte yandan ‘kamu güvenliğine karşı suç işlemek kastıyla eylemde bulunmak’ suçlamasıyla idama mahkum edilen 24 yaşındaki Mahan Saderat Merni hakkındaki karar ise, 16 yıl hapis ve sürgün cezasına çevrildi.

Mizan Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Emini protestoları sırasında gözaltına alınan ve ‘bir kişiyi bıçakla yaralamak, kamu güvenliğine karşı suç işlemek kastıyla eylemde bulunmak ve başkasına ait bir motosikleti ateşe vermekle’ suçlanan Merni hakkında karar, Yargıtay tarafından bozuldu.

Ne olmuştu?

22 yaşındaki Jina Mahsa Amini, geçen yıl başkent Tahran’a yaptığı bir gezi sırasında, “başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından karakola, birkaç saat sonra ise polis gözetiminde hastaneye götürüldü.

O esnada genç kadının baygın, hatta ölmüş olabileceğinden şüpheleniliyor. Üç gün sonra, 16 Eylül’de yapılan resmî açıklamada ise Mahsa’nın öldüğü duyuruldu. Jina Mahsa Amini’nin memleketi olan İran’ın batısındaki Kürt kasabası Sakkız’daki cenaze töreni sırasında başlayan protestolar, hızla ülke geneline yayıldı.

Çoğunluğu genç kadınlardan oluşan protestocular, başörtülerini çıkararak eylem yaptı. Bu mitingler, 1979’da İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana en büyük ve en uzun soluklu protestolara dönüştü. Tahran hükümeti, buna büyük bir baskı ve şiddetle karşılık verdi.

Kesin rakamlar bilinmemekle birlikte, bağımsız insan hakları örgütlerine göre, İran’da güvenlik güçleri 16 Eylül 2022 ile Ocak 2023 sonu arasındaki protestolarda 17’si çocuk olmak üzere en az 527 göstericiyi öldürdü.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Süleyman Soylu” Çağrısı

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Memleket bir suç cenneti. Yerlikaya’nın bakanlığı döneminde 126’sı kırmızı beşi mavi bültenle aranan 236 yabancı suçlu Türkiye’de yakalanmış. Bu mafya lideri, baronlar kimin zamanında geldi? Soylu’yu atayan kalem kime ait? Memleketi bu pisliğe batıran da Süleyman Soylu, onu atayan dolma kalem, üç kelime ile Recep Tayyip Erdoğan” dedi ve ekledi:

“Dedim ki ‘Ey Recep Tayyip Erdoğan, Eğer bu pislikten partinin kurumsal olarak ve senin şahsen bu pislikten sorumlu olmadığını söylemek istiyorsan getir soruşturma önergesini Süleyman Soylu hakkında imzalayalım, Meclis soruştursun. AYM bu kişiyi yargılasın. Bunu yapmıyorlar. Soylu dönemiyle hesaplaşmayı kapalı kapılar ardında, kendi yöntemleriyle yapıyorlar. Hukuk devletinde kapalı kapılar ardında hesaplaşma olmaz. Bakansa hesabı Yüce Divan’a verecek.”

Özel, konuşmasının devamında, “Erdoğan; hem uluslararası suçlular için hem de Ayhan Bora Kaplan -Erdoğan’ın önüne koyun çok duyuyor, çok biliyor da- Öbür tarafta Süleyman Soylu, Ankara’daki eğlence merkezleri ve devletimize emanet edilmiş kimsesiz çocuklar üzerinden önümüzdeki dönemde altından kalkamayacağınız, altında kalacağınız o rezaletler ortaya dökülmeden evvel ya Süleyman Soylu’nun gereğini yaparsın ya da ya da bu pislikten rezaletten bizzat sorumlusun” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“Kamer Genç TBMM’nin en renkli simalarından, sözünün arkasında durmasıyla, direnci cesaretiyle, ülkeye olan, Atatürk ve inkilaplarına bağlılığıyla hepimize örnek bir milletvekiliydi. Biz ilk vekil olduğumuz yıllarda Kamer Bey’in yanında oturmak büyük bir heyecandı.

Milletin derdi ne Tayyip, ne Bahçeli’nin derdi. Milletin derdi yüksek enflasyon geçim derdi. Biz onları bir kenara bırakıyoruz. Ülke her kötü yönetiliyor bunda şüphe yok. En kötüsü mutfaktaki cüzdandaki yangın. Tayyip Erdoğan bu yılı emekliler yılı ilan etmişti, ama bu yıl emeklilerle dalga geçtiği bir yıla dönüştü. En çok rahat etmesi gereken öğretmenler, sınır boylarında bayrak dalgalansın diye görev yapan askerler, okulları temizleyen hademeler görevliler. Yıllarca bu ülkeye hizmet ettiler. Emekli oldular rahat ettirilmeleri lazım ama ettirmiyorlar. Her gün kötüye gidiyorlar. TÜİK yüzünden. Tayyip’i Üzmeme İstatistik Kurumu.

6 aylık enflasyon yüzde 37’ken, emeklilere yüzde 33 zam çıktı. Emeklinin cebinden nasıl para çalındığını görüyoruz. En düşük emekli maaşı 7 bin 500 liraydı. 2002 yılında asgari ücretin yüzde 147 lirasıydı. Olması gereken 25 bin liraydı. Bugün asgari ücret 17 bin lira. Buradan bütün emeklilere sesleniyorum; bu açlık ücretini, sefalet ücretini kabul etmeyin. Bu hafta grubumuzun üzerinde duracağı hedef 17 bin liradır. En düşük emekli maaşı bir asgari ücret olana kadar mücadele edeceğiz. Milletin derdi DEM değil, zam zam zam. Bin lira, iki bin lira seyyanen zammı kabul etmiyoruz, 7 bin liralık zammı alana kadar bütün emeklileri mücadeleye davet ediyorum

“Süleyman Soylu” çağrısı

Memleket bir suç cenneti. Yerlikaya’nın bakanlığı döneminde 126’sı kırmızı beşi mavi bültenle aranan 236 yabancı suçlu Türkiye’de yakalanmış. Bu mafya lideri, baronlar kimin zamanında geldi? Soylu’yu atayan kalem kime ait? Memleketi bu pisliğe batıran da Süleyman Soylu, onu atayan dolma kalem, üç kelime ile Recep Tayyip Erdoğan.

Dedim ki ‘Ey Recep Tayyip Erdoğan, Eğer bu pislikten partinin kurumsal olarak ve senin şahsen bu pislikten sorumlu olmadığını söylemek istiyorsan getir soruşturma önergesini Süleyman Soylu hakkında imzalayalım, Meclis soruştursun. AYM bu kişiyi yargılasın. Bunu yapmıyorlar. Soylu dönemiyle hesaplaşmayı kapalı kapılar ardında, kendi yöntemleriyle yapıyorlar. Hukuk devletinde kapalı kapılar ardında hesaplaşma olmaz. Bakansa hesabı Yüce Divan’a verecek.

Erdoğan; hem uluslararası suçlular için hem de Ayhan Bora Kaplan -Erdoğan’ın önüne koyun çok duyuyor, çok biliyor da- Öbür tarafta Süleyman Soylu, Ankara’daki eğlence merkezleri ve devletimize emanet edilmiş kimsesiz çocuklar üzerinden önümüzdeki dönemde altından kalkamayacağınız, altında kalacağınız o rezaletler ortaya dökülmeden evvel ya Süleyman Soylu’nun gereğini yaparsın ya da ya da bu pislikten rezaletten bizzat sorumlusun.

Merkez Bankası’nda bir kriz yaşanıyor. Bir süredir Gaye Hanım’ın babası, çocuğu üzerinden bir şeyler yapılıyor. İddialar doğruysa durum vahim, iddialar yalansa durum vahim. AK Parti’nin kendi iç savaşının Merkez Bankası’nda yürütmesi kabul edilemez. İsimler değişiyor, vitrin değişiyor ama anlayış değişmediği için sıkıntılar bitmiyor.

Bu kurumun itibar kaybetmesi, yurt dışında itibar kaybetmesidir. AKP’nin kendi vesayet savaşının Merkez Bankası’nda yürütüyor olması, kurumu yıpratıyor. Kendi getirdiğiniz üst düzey bürokratı kendi gazetelerinizin manşetleri, trollerinizin paylaşımları ile istifaya zorlarsanız yarın yetişmiş insan kaynağı bulamazsınız. İsimler vitrin değişiyor ama anlayış değişmediği için hiçbir şey değişmiyor. MB’yi dikkatle takip etmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 25 Bin 490’a Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 109. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 195 kişi hayatını kaybederken, toplamda can kaybı ise 25 bin 490’a yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 63 bin 354’e yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulanırken, sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde, yaşanan yoğun çatışmalarda son 24 saat içinde 24 İsrail askeri öldürüldü. İsrail ordu sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari, roket güdümlü bir el bombasının İsrail güçlerini koruyan bir tanka isabet etmesi sonucu 21 askerin öldüğünü söyledi.

Aynı zamanda, askerlerin yıkmak için patlayıcı yerleştirdiği iki katlı iki binada bir patlama meydana geldi. Patlama binaların İsrail askerlerinin üzerine yıkılmasına neden oldu. Hagari sabah erken saatlerde düzenlediği basın brifinginde “Olayın detaylarını ve patlamanın nedenlerini hâlâ araştırıyoruz” dedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ise, “dayanılmaz derecede zor bir sabah” diye nitelediği olayla ilgili, “Tüm ulus adına aileleri teselli ediyor ve yaralıların iyileşmesi için dua ediyorum. Bu üzücü ve zor sabahta bile güçlüyüz ve birlikte kazanacağımızı hatırlıyoruz” açıklamasında bulundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Hamas’ı yok edene ve Gazze’de esir tutulan 100’den fazla rehine özgürlüğünü kazanana dek savaşa devam edileceğini açıklamıştı.

Fakat son saldırının ardından İsrail’de de başbakana karşı büyüyen bir tepki ve savaş konusunda fikir ayrılıkları oluşmaya başladı. Pazartesi günü rehinelerin aile üyeleri İsrail parlamentosundaki bir komite toplantısını basarak “Onlar orada ölürken siz burada oturmayacaksınız!” diye bağırdı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Batı’nın iki devletli çözüm baskılarına rağmen geçen haftasonu savaştan sonra bir Filistin devletinin kurulmasına karşı olduğunu yinelemesi Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanlarının tepkisine neden oldu.

İsrail’in savaş sonrası müzakerelerin bir parçası olması gerektiğini söyleyen Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, “Netanyahu’nun açıklamaları endişe verici. Herkes için güvenlik garantisi olan bir Filistin devletine ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.

Netanyahu’nun demecini “kabul edilemez” olarak nitelendiren İrlanda Başbakanı Micheal Martin ise “İsrail Başbakanı’nı barış ve iki devletli çözüm isteyen dünyayı dinlemeye çağırıyorum.” dedi.

İsrail’e bir eleştiri de en yakın müttefiklerinden Avusturya’dan geldi. Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, Netanyahu’nun açıklamalarını “dar görüşlü” olarak nitelendirdi ve Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını “tek çözüm” olarak savundu.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını eleştirirken iki devletli çözüm çağrısını yineledi.

AB dışişleri bakanlarının Brüksel’de İsrailli ve Filistinli en üst düzey diplomatlarla gerçekleştireceği toplantı öncesi gazetecilere konuşan Borrell, “Yapmak istediğimiz şey, iki devletli bir çözüm inşa etmek. Bu yüzden bu konu hakkında konuşalım” dedi.

Borrell, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Gazze’deki savaş sona erdikten sonra bir Filistin devleti kurulmasına yönelik çağrıları reddetmesini “kabul edilemez” olarak tanımlayan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in bu tepkisine de destek verdi.

İsrail’e “barış ve istikrarın sadece askeri yollarla inşa edilemeyeceğini” söyleyen Borrell, “Akıllarında başka hangi çözümler var? Tüm Filistinlilerin ayrılmasını sağlamak mı? Ya da hepsini öldürmek mi?” dedi.

Borrell, “Amacın, Hamas’ı ortadan kaldırmak olduğunu söylemek tek taraflı. Çünkü bu, Hamas’ın ne zaman yeterince zayıf olduğuna karar vermenin İsrail’e bağlı olacağı anlamına geliyor. Bu şekilde çalışmaya devam edemeyiz” diye konuştu.

İki devletli çözüm neydi?

İki devletli çözüm anlaşmasının taslağı, İsrail ve Yaser Arafat’ın El Fetih örgütü liderliğindeki FKÖ’nün, Norveç’in arka planda aracılık ettiği müzakerelerin ardından 1993 yılında iki devletin karşılıklı olarak birbirini tanımasını kabul etmesinden sonra oluşturuldu.

Oslo süreci olarak adlandırılan süreçte, hiçbir zamansona gelinemedi ve geride çözülmesi eskisinden çok daha zor olan sorunlar kaldı.

Barış için toprak anlaşmaları, Filistin Yönetimi’nin İsrail’in 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda ele geçirip işgal ettiği topraklarda özyönetim kurmasını sağladı.

Ancak askeri işgal ve Yahudi yerleşim faaliyetleri devam etti ve “kalıcı statü sorunları” adı verilen meseleler daha sonraki müzakerelere bırakıldı.

Bunlar arasında, 1948’deki ilk Arap-İsrail Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler’in 1947’de bölünme yönünde oy kullanmasıyla İsrail’in kurulduğu topraklardaki Filistinli mültecilerin durumu da vardı.

İsrail, 1967’de Doğu Kudüs’ü ilhak etmişti ve bu da bir başka muammaydı çünkü kutsal mekanlar her iki taraf için de taviz vermeyi kabul etmeyecek kadar önemliydi.

Yıllar süren diplomatik tartışmalardan sonra, sorunlar nihayet 2000 yılında Camp David’de dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın ev sahipliği yaptığı basına kapalı zirvede ele alındı, ancak İsrail Başbakanı Ehud Barak ve Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat arasındaki uçurum kapanmadı.

Başarısızlıkla ilgili herkes birbirini suçladı. İsrailli ve ABD’li yetkililer Arafat’ın o güne kadar elde edebileceği en cömert anlaşmayı geri çevirdiğini söyledi. Filistinlilerse anlaşmayı, Doğu Kudüs’te bir başkent kurulması gibi şartların çok altında kalan bir sahtekarlık olarak nitelendirdi.

İsrail’in ana düşmanını etkisiz hale getirme hedefine çoktan ulaştığını savunan eleştiriler yapıldı. Peki, Filistin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde güvenlik kontrolü Filistin Yönetimi’ne devredilirken, bu kadar çok yatırım yaptığı yerden neden vazgeçiyordu?

Arafat, müzakereleri zayıf bir pozisyonda yürütürken, ABD’li arabulucu İsrail ile tarihteki tüm devletlerden tartışmasız daha yakın bir ilişki içindeydi. İki devletli çözüme giden yolda aşılamaz olduğu ortaya çıkan başka önemli faktörler de vardı.

1987’de Gazze’de kurulan İslami Direniş Hareketi (Hamas), rakibi El Fetih’in barış konusundaki tavizlerine karşı çıktı ve 1994’ten itibaren görüşmeleri intihar saldırılarıyla sabote etmek için çok sayıda fırsat buldu.

Yahudi yerleşimciler aynı zamanda Tanrı’nın kendilerine vaat ettiğine inandıkları topraklardaki varlıklarını genişletmek ve güçlendirmek için bu ertelemeleri fırsat olarak kullandılar.

Paylaşın

Yeniden Refah’tan Dikkat Çeken İstanbul Ve Ankara Açıklaması

AK Parti ile ittifak görüşmelerine ilişkin değerlendirme yapan YRP’li Mehmet Altunöz, uzlaşma olmaması durumunda, “İstanbul ve Ankara’da adayımızı çıkarırız. Cumhur İttifakı içinde biz yapmamız gerekeni fazlasıyla yaptık” dedi.

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partiler arasındaki görüşmeler hız kazandı.

Sözcü yazarı İsmail Saymaz, Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Altunöz ile AK Parti ile yürütülen ittifak görüşmelerini konuştu.

Saymaz’ın yönelttiği sorulara Altunöz’ün verdiği yanıtlar şöyle:

AK Parti adaylarını açıkladı. AK Parti’den isteyeceğiniz yer kalmadı. Yanlış mı tahmin ediyorum?

Doğru. Zaten bizden ziyade onların ne teklif edeceği önemliydi.

Ne teklif ettiler?

İstanbul, Ankara ve İzmir’de meclis üyelikleri. Biz de ‘Meclis üyeliğiyle gelmeyin, kabul etmeyiz. Partimizin gücüne uygun teklif getirin ki görüşelim’ dedik. Sonra görüşme trafiği kesildi

En son ne zaman görüştünüz?

Geçen hafta pazartesi görüşülecekti, trafik kesildi. “Cumhurbaşkanıyla görüşüp döneceğiz” dediler. Orada kaldı. İstanbul’da şu, Ankara’da bu ilçe gibi bir talebimiz olmadı.

Sürpriz olur mu?

Çok da kolay olmaz. AK Parti bütün yerleri açıkladıktan sonra bize ne teklif edecek ki? Teklif edeceği bir şey kalmadı. AK Parti’nin İstanbul, Ankara ve İzmir adaylarını desteklediğimiz takdirde oyumuzun yüzde 30-35’i gidiyor. Ben destek veriyorum. Ee? Karşılığını almak isterim.

Diyelim, AK Parti karar değiştirmedi. İstanbul ve Ankara’yı CHP almasın diye aday çıkarmama gibi bir karar alır mısınız? Almayız. Biz adayımızı çıkarırız. Cumhur İttifakı içinde biz yapmamız gerekeni fazlasıyla yaptık. Yerel seçimde beka meselesi de yok.

Yazınını tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Bahçeli’den Özgür Özer’e: Dersim Diye Bir Yer Yok

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Lideri Özgür Özel’in ‘Dersim’ kelimesini kullanmasına tepki göstererek, “CHP’nin dikişi yama tutmayan genel başkanına hatırlatmak isterim ki Türkiye’de ‘Dersim’ diye bir il yoktur. Olan ise tunç yüreklilerin yaşadığı Tunceli’dir” dedi.

Devlet Bahçeli, ayrıca, imamı darp ettiği iddia edilen Kulp Kaymakamı’na destek vererek, “Kulp Kaymakamımızın ellerinden öpüyor, anasına babasına şükranlarımı sunuyorum. Bu üzücü hadiseyi fırsat verip kaymakamımıza saldıran, kinlerini kusanları biliyoruz. Hiçbirisine pabuç bırakmayacağımızı tavsiye ediyoruz. Mesele kaymakam ile imam arasında geçen tatsız olay değildir. Pusuda bekleyenlerin provokasyonları bu tespitimizi netleştirmiştir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (CHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Demlenmiş CHP, Anadolu irfanı karşısında mağlup olacaktır. Terör örgütleri, bölücü maşalar, ekonomik tetikçiler, emperyalimz piyonları, Cumhuriyet karşıtları 31 Mart’ta hiç unutmayacakları bir ders alacaktır. Cumhur İttifakı 31 Mart seçimleriyle Türkiye’nin geleceğini inşa edecek, demokrasi meşalesiyle aydınlatacaktır. Adaylarımız milletimizin takdirini kazanmıştır. Şu ana kadar 385 belediye başkan adayı ilan edilmek suretiyle duyurulmuştur. Boyun eğmeyiz, teslim olmayız, hiçbir odağa Cumhur bizim Türkiye hepimizindir. Canla başla Türkiye için çalışacağız.

İstanbul Büyükçekmece Belediyesi’nde vuku bulan şaibeler, kaba güç gösterileri her vicdan sahibi tarafından telin edilmiştir. CHP’nin siyasi ayaları bozulmakla kalmamış, bu zihniyet milletle arasına duvar çekmiştir. CHP’nin dikişi yama tutmayan genel başkanına hatırlatmak isterim ki Türkiye’de ‘Dersim’ diye bir il yoktur. Olan ise tunç yüreklilerin yaşadığı Tunceli’dir.

Ankara’yı, İzmir’i CHP’den kurtarmak istiklalin şeref bahsidir. Ankara’da demlenip Kandil’den dökülen CHP gidecek, hasretle beklenen huzur gelecektir. Demlenmiş CHP gidecek Türkiye Yüzyılı gerçekleşecektir. CHP’de çatlak sesler, çamur hesaplar öne çıkmıştır. İç karışıklık had safhadadır. Bir siyasi acziyete güven duyulamaz, yerel yönetimlerde sorumluluk verilemez. İstanbul muradına erecek, Ankara’ya altınok mühür vuracak. İzmir’de de dağın sıcaklığı tuncu eritip savuracaktır.

“Kulp Kaymakamımızın ellerinden öpüyor”

Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde yaşanan, büyütülüp mecrasından saptırılan olan konuya dahil olanların mizacını ortaya çıkarmıştır. İmam hutbeyi okurken, şehitlerimize rahmet içeren bölümü atlamıştır. Daha önce hutbeyi okuyan Kulp Kaymakamımız durumu fark edince imamı uyarmıştır. Namazın sonrasında imama neden okumadığını sorunca ‘Bana baskı yapılıyor’ deyince, ‘Sen devletin imamısın kim baskı yapabilir’ diye uyarmıştır. Baskı ve dayatmayla şehitlere rahmet dilememek, kaymakam darp etti diye rapor almak Müslümancı tavır değildir.

Müslüman iftira atmaz, nefret saçmaz, Allah’ta başkasına asla eğilmez. Şehitlerimizin Kur’an-ı Kerim’de köşkleri cennette, yerleri milletin gönlündedir. Kulp Kaymakamımızın ellerinden öpüyor, anasına babasına şükranlarımı sunuyorum. Bu üzücü hadiseyi fırsat verip kaymakamımıza saldıran, kinlerini kusanları biliyoruz. Hiçbirisine pabuç bırakmayacağımızı tavsiye ediyoruz. Mesele kaymakam ile imam arasında geçen tatsız olay değildir. Pusuda bekleyenlerin provokasyonları bu tespitimizi netleştirmiştir.”

Paylaşın

Gazze’de Çatışmalar Şiddetlendi: Son 24 Saatte 24 İsrail Askeri Öldü

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 109. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde, yaşanan yoğun çatışmalarda son 24 saat içinde 24 İsrail askeri öldürüldü. 

Haber Merkezi / İsrail ordu sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari, roket güdümlü bir el bombasının İsrail güçlerini koruyan bir tanka isabet etmesi sonucu 21 askerin öldüğünü söyledi.

Aynı zamanda, askerlerin yıkmak için patlayıcı yerleştirdiği iki katlı iki binada bir patlama meydana geldi. Patlama binaların İsrail askerlerinin üzerine yıkılmasına neden oldu. Hagari sabah erken saatlerde düzenlediği basın brifinginde “Olayın detaylarını ve patlamanın nedenlerini hâlâ araştırıyoruz” dedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ise, “dayanılmaz derecede zor bir sabah” diye nitelediği olayla ilgili, “Tüm ulus adına aileleri teselli ediyor ve yaralıların iyileşmesi için dua ediyorum. Bu üzücü ve zor sabahta bile güçlüyüz ve birlikte kazanacağımızı hatırlıyoruz” açıklamasında bulundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Hamas’ı yok edene ve Gazze’de esir tutulan 100’den fazla rehine özgürlüğünü kazanana dek savaşa devam edileceğini açıklamıştı.

Fakat son saldırının ardından İsrail’de de başbakana karşı büyüyen bir tepki ve savaş konusunda fikir ayrılıkları oluşmaya başladı. Pazartesi günü rehinelerin aile üyeleri İsrail parlamentosundaki bir komite toplantısını basarak “Onlar orada ölürken siz burada oturmayacaksınız!” diye bağırdı.

Gazze’de can kaybı 25 bini aştı

Öte yandan Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında toplam can kaybı 25 bin 295’e yükseldi. Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 63 bin 021’e yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Batı’nın iki devletli çözüm baskılarına rağmen geçen haftasonu savaştan sonra bir Filistin devletinin kurulmasına karşı olduğunu yinelemesi Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanlarının tepkisine neden oldu.

İsrail’in savaş sonrası müzakerelerin bir parçası olması gerektiğini söyleyen Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, “Netanyahu’nun açıklamaları endişe verici. Herkes için güvenlik garantisi olan bir Filistin devletine ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.

Netanyahu’nun demecini “kabul edilemez” olarak nitelendiren İrlanda Başbakanı Micheal Martin ise “İsrail Başbakanı’nı barış ve iki devletli çözüm isteyen dünyayı dinlemeye çağırıyorum.” dedi.

İsrail’e bir eleştiri de en yakın müttefiklerinden Avusturya’dan geldi. Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, Netanyahu’nun açıklamalarını “dar görüşlü” olarak nitelendirdi ve Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını “tek çözüm” olarak savundu.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını eleştirirken iki devletli çözüm çağrısını yineledi.

AB dışişleri bakanlarının Brüksel’de İsrailli ve Filistinli en üst düzey diplomatlarla gerçekleştireceği toplantı öncesi gazetecilere konuşan Borrell, “Yapmak istediğimiz şey, iki devletli bir çözüm inşa etmek. Bu yüzden bu konu hakkında konuşalım” dedi.

Borrell, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Gazze’deki savaş sona erdikten sonra bir Filistin devleti kurulmasına yönelik çağrıları reddetmesini “kabul edilemez” olarak tanımlayan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in bu tepkisine de destek verdi.

İsrail’e “barış ve istikrarın sadece askeri yollarla inşa edilemeyeceğini” söyleyen Borrell, “Akıllarında başka hangi çözümler var? Tüm Filistinlilerin ayrılmasını sağlamak mı? Ya da hepsini öldürmek mi?” dedi.

Borrell, “Amacın, Hamas’ı ortadan kaldırmak olduğunu söylemek tek taraflı. Çünkü bu, Hamas’ın ne zaman yeterince zayıf olduğuna karar vermenin İsrail’e bağlı olacağı anlamına geliyor. Bu şekilde çalışmaya devam edemeyiz” diye konuştu.

İki devletli çözüm neydi?

İki devletli çözüm anlaşmasının taslağı, İsrail ve Yaser Arafat’ın El Fetih örgütü liderliğindeki FKÖ’nün, Norveç’in arka planda aracılık ettiği müzakerelerin ardından 1993 yılında iki devletin karşılıklı olarak birbirini tanımasını kabul etmesinden sonra oluşturuldu.

Oslo süreci olarak adlandırılan süreçte, hiçbir zamansona gelinemedi ve geride çözülmesi eskisinden çok daha zor olan sorunlar kaldı.

Barış için toprak anlaşmaları, Filistin Yönetimi’nin İsrail’in 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda ele geçirip işgal ettiği topraklarda özyönetim kurmasını sağladı.

Ancak askeri işgal ve Yahudi yerleşim faaliyetleri devam etti ve “kalıcı statü sorunları” adı verilen meseleler daha sonraki müzakerelere bırakıldı.

Bunlar arasında, 1948’deki ilk Arap-İsrail Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler’in 1947’de bölünme yönünde oy kullanmasıyla İsrail’in kurulduğu topraklardaki Filistinli mültecilerin durumu da vardı.

İsrail, 1967’de Doğu Kudüs’ü ilhak etmişti ve bu da bir başka muammaydı çünkü kutsal mekanlar her iki taraf için de taviz vermeyi kabul etmeyecek kadar önemliydi.

Yıllar süren diplomatik tartışmalardan sonra, sorunlar nihayet 2000 yılında Camp David’de dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın ev sahipliği yaptığı basına kapalı zirvede ele alındı, ancak İsrail Başbakanı Ehud Barak ve Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat arasındaki uçurum kapanmadı.

Başarısızlıkla ilgili herkes birbirini suçladı. İsrailli ve ABD’li yetkililer Arafat’ın o güne kadar elde edebileceği en cömert anlaşmayı geri çevirdiğini söyledi. Filistinlilerse anlaşmayı, Doğu Kudüs’te bir başkent kurulması gibi şartların çok altında kalan bir sahtekarlık olarak nitelendirdi.

İsrail’in ana düşmanını etkisiz hale getirme hedefine çoktan ulaştığını savunan eleştiriler yapıldı. Peki, Filistin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde güvenlik kontrolü Filistin Yönetimi’ne devredilirken, bu kadar çok yatırım yaptığı yerden neden vazgeçiyordu?

Arafat, müzakereleri zayıf bir pozisyonda yürütürken, ABD’li arabulucu İsrail ile tarihteki tüm devletlerden tartışmasız daha yakın bir ilişki içindeydi. İki devletli çözüme giden yolda aşılamaz olduğu ortaya çıkan başka önemli faktörler de vardı.

1987’de Gazze’de kurulan İslami Direniş Hareketi (Hamas), rakibi El Fetih’in barış konusundaki tavizlerine karşı çıktı ve 1994’ten itibaren görüşmeleri intihar saldırılarıyla sabote etmek için çok sayıda fırsat buldu.

Yahudi yerleşimciler aynı zamanda Tanrı’nın kendilerine vaat ettiğine inandıkları topraklardaki varlıklarını genişletmek ve güçlendirmek için bu ertelemeleri fırsat olarak kullandılar.

Paylaşın

DEM Partili Tuncer Bakırhan: Bu Defa Atı Alan Üsküdar’ı Geçemeyecek

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, usulsüz seçmen kaydırmalarına ilişkin, “Arkadaşlarımız hazırlanıyor, birçok merkezde seçimi kaybetmemize sebebiyet verecek olan bu 51 bin kaçak hayali seçmen hakkında da suç duyurusunda bulunacağız” dedi ve ekledi:

“Yok öyle bedava AKP’cilik yapıp, gelip oy kullanmak. İlçe nüfus müdürleri hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Bu defa atı alan Üsküdar’ı geçemeyecek. Bu defa herkes yaptığı hilenin hurdanın hesabını verecek. Tüm il ve ilçe örgütlerimize ve vekillerimize çağrımızdır, hayalet seçmen avcıları olarak bize düşen görev, her oya sahip çıkmaktır. Halka nefes aldırmayanlara, sandıklarda çalıp çırpanlara güçlü bir cevap vermektir. Emin olun hep birlikte mücadele ederek, onlar bir çaldıkça, bizler iki kazanarak çalmalarının önüne geçebiliriz. 31 Mart’ta zafer kazanacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Türkiye’de ve dünyada yükselen ırkçılığa, 31 Mart yerel seçimlerine, usulsüz seçmen kaydırmalarına ve gündemdeki birçok konuya değinen Bakırhan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Bu ırkçı ve milliyetçi akım, dünyayı, Orta Doğu’yu ve Türkiye’yi giderek bir uçuruma sürüklüyor. Bu dalgayı arkasına almak isteyen ırkçı ve milliyetçiler her gün ülkemizde düşmanlık tohumları ekiyor. Türkü Kürde, Arabı Farsa, Sünniyi Aleviye düşman etmeye yeminli siyaset tüccarları bu dönemde de Türkiye’de de ortaya çıkmıştır.

Birinci yüzyılda milliyetçi ve ırkçı toplumsal sözleşme hepimize kaybettirdi. İlk yüzyılı savaşlarla, çatışmalarla, asimilasyon politikalarıyla, ret ve inkarla geçirdik. Milliyetçi çevreler bir kez daha farklı kimlikleri ve inançları susturmak için ağız birliği etmişçesine yine saldırmaya çalışıyorlar.

Şimdi biz bunlara diyoruz ki, başta biz Kürtler olarak, bir yüzyıl daha bizi yok sayan bu anlayışa teslim olmayacağız. Açık söyleyelim, biz Türk değiliz ama bizim Türk halkıyla, Türkiye halklarıyla herhangi bir sorunumuz yok. Biz Kürtler olarak bu bölgede Farslar, Türkler, Araplar hangi haklara sahipse onlarla eşit haklara sahip olmak istiyoruz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Hiçbir halkı ve hiçbir halkın hakkını yok saymıyoruz. Bizim olan hakkımızı talep ediyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘asimilasyona karşı en büyük silah çocuklarımıza anadillerini öğretmek’ deyip peşine de ‘Kürtler hariç’ diye ekliyor. Bizim de buna sessiz kalmamızı istiyor. Erdoğan bu sözlerini Kürtler için de söyler mi? Anadili Kürtlerin de hakkıdır. Kürtlerin hakkını yok saymak bu sözleri boşa çıkarır.

Özgürlükler ve demokrasi konusunda yok sayılıyoruz. Ekonomik tablo da biraz önce saymış olduğum yaklaşımlardan çok farklı değil. Bakın, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan sosyo ekonomik gelişmişlik endeksinde illerin sıralamasını göstereceğim. Bu haritada Kürtlerin payına yine yoksulluk, açlık, işsizlik düşüyor.

Biz kardeşiz, Kürtlere eşit davranıyoruz diyenlere, bizzat bu tabloyu göstermek isterim. Bu tablo gri olan yerler Kürt illeridir. Yüzyıldır ne yaşandığımızın en iyi fotoğrafı bu tablodur. Sadece diline, yaşamına, özgürlüğüne bir düşmanlık yok. Ekonomik olarak da aç bırakmaya çalışıyorlar. Bizim itirazımız bu tabloyadır.

Bunlar istiyorlar ki bir yüzyıl daha kadın katliamlarına ses çıkarmayalım. İşçiler katledilsin, buna fıtrat deyip geçelim. Süryanice iki kelime konuşulmasın. Kürtçe bilinmeyen dil olarak geçsin. İhaleler yandaşların elinden dolaşıp dursun.

Türkiye’nin en temel sorunu Kürt sorunudur ve çözümü dışarıda değil, Türkiye içerisindedir. Kaybolanı, kaybolan topraklarda aramaya devam edeceğiz. Eğer aklıselim düşünmeye meyilli bir devlet aklı kırıntısı varsa şunu görmeli, İmralı kapıları her aralandığında demokratik çözüm umudu büyüdü. Türkiye çözümünde yıllardır ısrar eden Öcalan’a kulak vermeli, oturup konuşmalıdır.

Kürt coğrafyasının olduğu her ilde ve ilçede nerede bir jandarma binası varsa, nerede bir karakol varsa sahte seçmenle doldurdular. Çünkü bunların tek bir kıblesi var; o da hiledir.

Herkes bu açık, aleni, resmi kayıtlara geçmiş hile ve hırsızlığı can kulağıyla dinlesin: Iğdır merkezde 2019 seçimlerini bin 511 oyla oyla kazandık. Iğdır merkeze en az 4 bin 361 kaçak seçmen taşımışlar. Milletvekili seçildiğim Siirt merkezinde 2019 seçimlerini bin 161 fark oyla kazanmıştık, merkeze en az 6 bin 819 seçmen taşımışlar.

Siirt’in Kurtalan ilçesinde 700 oy farkla seçimi kazanmıştık, sadece bir sandığa 976 seçmen taşımışlar. Şırnak’ın Uludere ilçesinde 2 bin 200 oyla birinci parti olduk, yurtiçinde kaçak seçmen bulamamışlar bu sefer Uludereli olmayan, yurtiçinde oy kullanmayan, yurtdışı kayıtlı 3 bin 55 kişiyi taşımışlar. 2019 seçimlerinde hile ve hurdayla Ağrı Belediyesini aldılar. 7 bin 252 oy farkla şuanda birinci partiyiz belediye sınırları içerisinde. Şimdi halkın iradesine kayyım atamak için Ağrı’ya binlerce kaçak seçmen taşıdılar.

Sanıyorlar ki yanlarına bırakacağız. Emin olun bu ret kararını veren ilçe seçim kurulu başkanları hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Arkadaşlarımız hazırlanıyor, birçok merkezde seçimi kaybetmemize sebebiyet verecek olan bu 51 bin kaçak hayali seçmen hakkında da suç duyurusunda bulunacağız. Yok öyle bedava AKP’cilik yapıp, gelip oy kullanmak. İlçe nüfus müdürleri hakkında suç duyurusunda bulunacağız.

Bu defa atı alan Üsküdar’ı geçemeyecek. Bu defa herkes yaptığı hilenin hurdanın hesabını verecek. Tüm il ve ilçe örgütlerimize ve vekillerimize çağrımızdır, hayalet seçmen avcıları olarak bize düşen görev, her oya sahip çıkmaktır. Halka nefes aldırmayanlara, sandıklarda çalıp çırpanlara güçlü bir cevap vermektir. Emin olun hep birlikte mücadele ederek, onlar bir çaldıkça, bizler iki kazanarak çalmalarının önüne geçebiliriz. 31 Mart’ta zafer kazanacağız.

“31 Mart’ta zaferin şifresi kent uzlaşıdır”

Değerli arkadaşlar, 31 Mart’ta zaferin şifresi kent uzlaşıdır. Bizler yerelden demokrasiye, kent uzlaşısından, Türkiye uzlaşısına ulaşmak için mücadele ediyoruz. Derdimiz öyle kimin hangi belediyeyi alacağıyla ilgili değil kim bizimle birlikte hareket etmek istiyorsa demokratik adil bir Türkiye’nin şifresi olan Türkiye uzlaşısına hazır olmalıdır. Bizler güçlü bir demokratik ittifakı, güçlü bir kent uzlaşısını, Türkiye uzlaşısıyla taçlandıracağız. Tek çare budur.

Biz kurucu bir iddia ile seçimlere giriyoruz. Kent uzlaşısı, Türkiye uzlaşısı demokratik bir modeldir. Yerelden demokrasiye, kent uzlaşısından Türkiye uzlaşısına ulaşmanın yoludur. Bir kez daha siz değerli vekilleri ve halkımızı uyarıyoruz. Bugüne kadar çeşitli sebeplerden dolayı sandığa gelemeyen, kent dışında yaşayan seçmenlerimiz de bu hileye karşı bu yapılan irade gaspına karşı bu sefer ne pahasına olursa seçmen olarak bulundukları sandıklara gelmeleri gerekiyor.

Oy kullanmaları gerekiyor, emin olun bizler, emekçiler, yoksullar, Kürtler, Türkler eğer demokratik bir Türkiye’de, özgürlükçü bir Türkiye’nin inşasında uzlaşabilir isek ırkçılık çatışma ve savaş naraları atan ama yolsuzluk, hile, haramın dışında bir şey yapmayan, bu ülkeyi yöneten zor zulüm yönetimini sonlandırabiliriz.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den DEM Parti’yle Diyalog Mesajı

Tunceli’de konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri sürecine girdiklerini ve Türkiye’nin 81 ilinde çok önemli çalışmalar yürüttüklerini söyledi.

Haber Merkezi / Parti olarak seçimlere motive olduklarını belirten Özel, CHP’nin adaylarının yeşili, doğayı seven, koruyan, doğaya ihanet etmeyen, kente ihanet etmeyen, kentin değerlerini savunan, kentin değerlerine sahip çıkan, yönettiği kentlere değer katan kişiler olduğunu ifade etti.

Özel, diğer siyasi partilerle yaptıkları görüşmelere değinerek, “Randevu istediler, verdik geldiler, görüştük. Seçimlerini yaptılar, tebrik ettik, hayırlısı olsun ziyaretine gittik. Şuradan ilan ediyoruz ki bizim DEM Partisiyle Tayyip Bey istemiyor diye ilişkimizi koparacak kadar seçmenine saygısız değiliz.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ve beraberindekiler, eski CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç için Nazımiye’de düzenlenen anma programına katıldıktan sonra il merkezine geldi. Moğultay Mahallesi’ndeki CHP İl Başkanlığını ziyaret eden Özel, partililerle buluştu.

CHP Lideri Özel, burada yaptığı konuşmada, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlerine ilişkin şu ifadeleri kullandı: Bir yerel yönetim seçimi süreci içindeyiz. Bu seçimlere Türkiye’nin 81 ili ve bütün ilçelerde çok önemli bir iddia ile hazırlanıyoruz. Adaylarımız, örgütümüz motive, parti meclisimiz, milletvekillerimiz motive.

Her birimiz sahaya çıkmak ve bu seçimlerde CHP’nin başarılı sosyal demokrat ve sosyal belediyeciliğini, temiz belediyeciliğini, yeşili, doğayı seven, koruyan, doğaya, kente ihanet etmeyen, kentin değerlerini savunan, kentin değerlerine sahip çıkan, yönettiği kentlere değer katan belediyecilik için Türkiye’nin dört bir yanında birbirinden kıymetli adaylarımız var. Biraz önce bir tanesi belediye başkanı adayımız sizlere seslendi.

Ben buradan CHP’nin Genel Başkanı olarak adayımızı CHP’lilere, ‘Tunceli iyi yönetilsin, dürüst ve temiz yönetilsin, iyi hizmetler alsın’ diyen herkese CHP’nin bütün büyükşehir belediyeleri Tunceli Belediyesi’ne kardeş belediye olsun diye, ağabey ve kardeş gibi çalışsınlar, Tunceli bugüne kadar görmediği hizmetleri alsın diye adayımızı size emanet ediyorum.

Bir yandan da iktidar partisinin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, işi gücü bırakmış CHP ile uğraşıyor. Sürekli tutturmuş ‘DEM, DEM, DEM’ diyor. Buradan açıkça söylüyoruz, Meclis’te grubu bulunan hiçbir siyasi parti ve bu milletten oy alan hiçbir siyasi parti bizim gözümüzde şeytan değildir.

Randevu istediler, verdik, geldiler görüştük. Seçimlerini yaptılar, tebrike ve hayırlı olsun ziyaretine gittik. Şuradan ilan ediyoruz ki bizim DEM Partisi ile Tayyip Bey istemiyor diye ilişkimizi koparacak kadar seçmenine saygısız değiliz. Ama yine buradan ilan ediyoruz ki DEM Partisi gözünüzün önünde, ne ilişki kuruyorsak onu kuruyoruz.

Yani ‘Kapalı kapılar ardında konuşuyorlar, gizli anlaşmalar yapıyorlar, şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar…’ Bunların hepsi Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim yalanından ibarettir. DEM Parti resmi bir partidir, her parti gibi gözler önünde bir ilişki içindeyiz. Ama Recep Tayyip Erdoğan her gün DEM diyorsun da her gün zam yapıyorsun. Milletin derdi DEM değil senin yaptığın zam, zam, zam.

Paylaşın

Akşener Hakkında ‘Siyasi Cinayetler’ Sözleri Nedeniyle Suç Duyurusu

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in geçen hafta yaptığı bir konuşmasında söylediği “Biz geçmişimizde siyasi cinayetlere tanık olduk ama mertçeydi, onun için de hiçbirimiz korkmadık” sözlerine ilişkin suç duyurusunda bulunuldu.

Suç duyurusunda, İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in şahit olduğu ve övdüğü kere, bahse konu cinayetlerle ilgili bağlantısı ve sorumluluğu ölçeğinde TCK’nin suçuna denk gelen maddelerinden cezalandırılması talep edildi.

Gazete Duvar’da Selçuk Arslan’ın habere göre; Bodrum Cumhuriyet Savcılığı’na verilen suç duyurusu dilekçesinde, Akşener’in sözleri itiraf olarak değerlendirilerek araştırılması talep edildi.

Bodrum Yurttaş İnisiyatifi Sözcüsü Ayhan Karahan, suç dilekçesiyle ilgili şu açıklamada bulundu:

“Bilindiği üzere faili meçhul cinayetler bu ülkenin kanayan yarasıdır. Ve faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin anneleri 982 haftadır hiç olmazsa çocuklarının kemiklerine ulaşabilmek için bir araya geliyorlar. Ancak bu ortalama insan vicdanının kabul etmeyeceği acı gerçekle ilgili 4 gün önce önemli bir itiraf geldi. Meral Akşener isimli şüpheli bu cinayetlere alenen şahit olduğunu söylüyor.

Şüpheli Akşener’den; hangi siyasi cinayetlere ve ne ölçüde tanık olduğunun mutlaka sorulması gerektiği aşikardır. Bu kadar siyasi cinayetlere vakıf ise ayrıca iştirakinin olup olmadığının da araştırılması hukuken elzem bir durum olsa gerek. Ancak daha vahimi bu siyasi ya da faili meçhul cinayetleri, ‘mertçe’ şeklinde tanımlıyor. Yani cinayetlere ve katillere ya da tetikçilere de bir övgü söz konusudur.”

“Siyasi cinayetlere şahit olduk ama mertçeydi”

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçim çalışmaları kapsamında Sivas’ta partililerle bir araya gelen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ankara’da, 30 Aralık 2022 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in kendisini ziyaret ettiğini anlattı

Akşener, “Ben ısrarla her şeyi takip ederim ama siyasi malzeme haline getirmem. Ama bunu kendisi anlattığı için sizlerle paylaşmak isterim. Ayşe benim evladım gibi. Telefon açtı bana dedi ki, ‘Abla çocuklarla sana gelmek istiyoruz’. Ben de dedim ki, ‘Eve mi?’; ‘Her yere olabilir’ dedi. Dedim ki ‘Partiye olabilir mi çocuklar da eğlensin, işte herkes seviyor onları, kalabalık’. ‘Olur’ dedi” ifadelerini kullandı.

Akşener sözlerinin devamında, “Küçük kızı elleri buz gibi, ayaklar buz gibi, burun buz gibi. Neden biliyor musunuz? Haykıra haykıra ağlayasım var. ‘Anne gözümün önünden ayrılma ya seni de babam gibi vururlarsa’. Nasıl biliyor musunuz, titriyor. Çünkü torbacılar öldürdü, katletti. Biz geçmişimizde siyasi cinayetlere şahit olduk ama mertçeydi.

Onun için de hiçbirimiz korkmadık ama o çocuğun babasını katledenler torbacılar, torbacılar. Ve onların yarın ne yapacaklarını o çocuk bilmiyor. Koruma polisleri çocuğu aldılar, bütün telefon numaralarını verdiler. Bir çocuğa bunu yaşatmaya kimsenin hakkı yok. Bu çocukların ahının yerde kalmaması için bizi seçin.” dedi.

Paylaşın