Türkiye AİHM’de Birinci Sırada: 23 Bin 400 Dava

31 Aralık 2023 itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor. Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor.

2023 yılında Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

AİHM’nin 2023 bilançosu mahkemenin Strasbourg’daki merkezinde bugün düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın aktardığına göre; Türkiye, 2022’yi olduğu gibi 2023’ü de “AİHM gündeminde en fazla davaya sahip ülke” olarak kapattı. 31 Aralık 2023 itibarıyla AİHM gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor.

Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor. 31 Aralık 2022 tarihinde Türkiye hakkında AİHM gündeminde 20 bin 100 dava başvurusu bulunuyordu.

AİHM gündemindeki Türkiye başvurularının ezici çoğunluğu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası alınmış tedbirler kapsamında gerçekleştiği iddia edilen hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor. AİHM’nin İrlandalı Başkanı Siofra O’Leary, 15 Temmuz sonrası tedbirlere bağlı dava başvurularının Türkiye hakkındaki toplam başvuruların yüzde 96’sını oluşturduğunu bildirdi. Bu başvurular büyük ölçüde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili beşinci ve adil yargılanmayla ilgili altıncı maddelerini kapsıyor.

15 Temmuz sonrası başvurular arasında Gülen yapılanması tarafından kullanılan şifreli haberleşme programı ByLock dava grubu da bulunmakta. AİHM gündeminde sadece bu dava grubuna ilişkin 8 bin civarında başvuru mevcut. AİHM geçen yıl bu konuda Yüksel Yalçınkaya davasında emsal niteliğinde karar açıklamış, benzer bin dava başvurusunu da görüş için geçtiğimiz haftalarda Türk hükümetine tebliğ etmişti.

Dava başvurularında Türkiye’yi sırasıyla Rusya Federasyonu (12 bin 450), Ukrayna (8 bin 750), Romanya (4 bin 150), İtalya (2 bin 750), Yunanistan (2 bin 450), Azerbaycan (bin 900), Polonya (bin 650), Sırbistan (bin 550) ve Moldova (bin 150) izliyor. Diğer 37 ülkeden gelen dava başvuruları AİHM iş yükünün sadece yüzde 12’sini oluşturmakta.

Ukrayna’yı işgali nedeniyle Mart 2022’de Avrupa Konseyi’nden dışlanan Rusya’ya karşı AİHM gündemine taşınmış derdest davalarla ilgili işlemler devam ediyor. Türkiye, Rusya, Ukrayna, Romanya ve İtalya kaynaklı dava başvuruları AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 75’ini oluşturuyor.

Başvurular ülke nüfusuna orantılı ele alındığında San Marino (10 bin kişiye 4,71 başvuru), Slovenya (4,62), Karadağ (2,80), Hırvatistan (2,63), Moldova (2,60) ve Macaristan (2,57) önde geliyor. Avrupa ortalamasının 0,41 olduğu bu hesaplamada Türkiye 0,98 ile orta sıralarda yer alıyor. Nüfusa oranla en az dava başvurusuna sahip ülkeler ise sırasıyla Birleşik Krallık (10 bin kişiye 0,03 dava), İrlanda (0,04), Almanya (0,05), İspanya (0,09), Fransa (0,11), Hollanda (0,13) ve İsveç (0,14).

Türkiye hakkında 78 karar

AİHM geçen yıl toplam bin 14 (1014) karar açıkladı. Hakkında en fazla karar açıklanan ülke Rusya (217 karar) oldu. Rusya’yı bu alanda sırasıyla Ukrayna (130), Türkiye (78), Romanya (74), İtalya (52), Azerbaycan (40), Macaristan (37), Polonya (33), Bulgaristan (30), Hırvatistan (27), Fransa (26) ve Ermenistan (25) izledi.

Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

2023 yılı, 1953’te yürürlüğe giren AİHS’nin 70’inci yıldönümü oldu. Türkiye AİHS’yi 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış, 18 Mayıs 1954’te onaylayarak yürürlüğe koymuştu.

Paylaşın

Türkiye’de 2017’den Sonra İşkence Ve Kötü Muamele Arttı

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), Türkiye kaynaklı işkence ve kötü muamele iddialarının 2017 yılından bu yana arttığına dikkat çekti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3’üncü maddesi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), kimi Avrupa cezaevi ve polis merkezlerinde sistematik işkence ve kötü muamele gözlemlendiğini, bu ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğunu not eden bir karar oyladı.

DW Türkçenin haberine göre; karar, AKPM’nin Strasbourg’da devam eden genel kurul toplantılarında oylamaya katılan 67 parlamenterden 66’sının oyunu alarak kabul edildi, bir üye ise çekimser kaldı. Oylamaya AKPM Türkiye heyetinden sadece DEM Partili Berdan Öztürk katıldı. Öztürk karar lehinde oy kullandı.

Kararda, Avrupa genelinde işkence ve kötü muamelenin henüz sonlanmadığı, hatta kimi ülkelerde sistemleşme ve/veya genelleşme eğiliminde olduğunun gözlemlendiği kaydediliyor. Bu ülkelere örnek olarak Rusya, Azerbaycan ve Türkiye gösteriliyor. Avrupa Konseyi’ne üye birçok ülkede gözaltında kötü muamele şikayetleri alındığı belirtiliyor.

Karar metninin Türkiye’ye ilişkin bölümünde, resmi makamların “işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans” mesajına rağmen “son yıllarda gözaltında ve cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin arttığı”, bunun da Türkiye’nin bu alanda geçmişte kaydettiği ilerlemeleri “ikinci plana ittiği” görüşü dile getiriliyor. Kötü muamelenin yasaklanması hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından son yıllarda verilen kararların “memnuniyet verici” olduğu belirtilip, diğer ulusal yargı organlarına bu içtihadı uygulama çağrısında bulunuluyor.

Karara temel oluşturan ayrıntılı rapor Kıbrıslı Sosyal Demokrat parlamenter Constantinos Efstathiou tarafından hazırlandı. Raporda, 1993-2011 döneminde Türkiye’de özellikle tutuklama, gözaltı, sorgulama ve barışçıl gösterilerin dağıtılması esnasında güvenlik güçlerinin uyguladığı işkence ve kötü muamele konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemine taşınan davaların kararları hatırlatılıyor ve bu kararların uygulatılmasıyla ilgili sürecin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi gündeminde olduğu not ediliyor.

AİHM’nin Abdullah Öcalan, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarına göndermede bulunuluyor; “olası kötü muamele riskine karşı Avrupa Konseyi’nin bu dosyaları yakın takibe alması” isteniyor.

Raporda, bir Avrupa Konseyi organı olan Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin (CPT) gözlem ve bulgularına da değiniliyor. CPT’nin 2019’da Türkiye’de kimi cezaevleri ve polis merkezlerine düzenlediği ziyaretlere ilişkin 2020’de yayımlanan raporunda, güvenlik güçlerinin gözaltındaki kimi bireylere karşı “aşırı güç ve/veya fiziki kötü muamelede bulunduğuna” dair bulgulara yer verdiği aktarılıyor.

Türkiye kaynaklı işkence ve kötü muamele iddialarının 2017’den bu yana arttığına dikkat çeken AKPM, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 2016, 2018 ve 2021 yıllarında CPT tarafından Türkiye’de kimi cezaevi ve polis merkezlerine düzenlenen periyodik ziyaretlerle ilgili raporların henüz yayımlanmadığını bildiriyor. CPT kurallarına göre, bu ziyaretlerle ilgili raporların yayımlanabilmesi için ilgili ülke hükümetinin onayı gerekiyor.

AKPM raporunda CPT tarafından Arnavutluk, Ermenistan, Bulgaristan, Hırvatistan, Kıbrıs, Yunanistan, Karadağ, Kuzey Makedonya, Macaristan, Moldova, Portekiz, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Ukrayna, Bosna-Hersek ve İspanya’da cezaevleri ve polis merkezlerine düzenlenen denetim ziyaretlerinde özellikle polisteki sorgulamalar sırasında kötü muamele şikayetleri alındığı not ediliyor.

“İşkenceye karşı önlemler alınmalı”

Kabul edilen kararda Avrupa Konseyi üyesi ülkeler işkence ve kötü muameleye karşı etkin önlem almaya çağrılıyor. Bu önlemler arasında işkence ve kötü muamelenin orantılı ve caydırıcı ceza donanımıyla spesifik suç haline getirilmesi, bu suçlardan sorumlu yetkililerin hesap vermelerinin sağlanması, bu suçlar için zaman aşımı uygulanmaması, etkin soruşturma yürütülmesi, sorgulamaların video kaydına alınması, işkence ve kötü muamele uygulanarak elde edilen itirafların mahkemeler önünde kanıt olarak kabul edilmemesi, polis içinde ve cezaevlerinde işkence ve kötü muameleyi ihbar etmenin cesaretlendirilmesi ve ihbar edenlerin korunması ve CPT raporlarının devletlerin izni olmaksızın yayımlanması da var.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 46 üye ülke hakkında 2023 yılında açıkladığı bin 14 (1014) kararın 345’inde 3’üncü maddenin ihlâline hükmetti. AİHS’nin 3’üncü maddesinin en çok ihlâl edildiği ülkeler Rusya, Ukrayna ve Romanya oldu.

Paylaşın

Meral Akşener Hakkında Çarpıcı İddia: AK Partili İsimlerle Görüştükten Sonra Döndü

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Ankara’da bulunan Togo Kuleleri’nde eski AK Partili iki isimle yaptığı görüşme olduğunu ve bu görüşmeden sonra 180 derece dönüşüm yaşadığı iddia edildi.

İddiada bulunan İYİ Parti’den istifa eden İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Grup Başkanvekili İbrahim Özkan.

İYİ Partisi’ndeki istifa ve görevden alma dalgaları sürerken İYİ Parti’den geçtiğimiz haftalarda istifa eden İbrahim Özkan, Halk TV’de Meral Akşener’e ilişkin çarpıcı iddialarda bulundu.

İbrahim Özkan, İYİ Parti’nin CHP’nin iş birliği tekliflerini reddetmesinin nedeninin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Ankara’da bulunan Togo Kuleleri’nde eski AKP’li iki isimle yaptığı görüşme olduğunu ve bu görüşmeden sonra 180 derece dönüşüm yaşadığını iddia etti.

İşte Özkan’ın yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar: “Çok üzerinde durulmadı ama ben söylemek isterim. Sayın Meral Akşener’in, Togo Kuleleri’ndeki AK Partili Cemil Çiçek ve Abdulkadir Aksu ile yaptığı görüşmeleri inceleyin.

Muhalefette bulunan bir siyasi partinin genel başkanının, orada iki tane AK Partili eski bakanla ne görüştüğünü merak ediyorum. Benim kafam buradaki görüşmeye takılmış durumda.

Toplantıdan hemen sonra enteresan dönüşümler yaşandı. Mesela 26 Ağustos’ta Afyonkarahisar’a dönün. Ben oradaydım ve yerel dinamiklerde iş birliği yapılacağı söylendi. 2 gün sonra sayın Fatih Altaylı’nın programında yaptığı açıklamalara tamamen şoke oldum.”

Muhalefetle iş birliğine bütün kapıları kapatır bir hale döndü. Orada ne olduğunu çözemedik ve biz de tabii ki komplo teorisyeni olduk. Biz bu dönüşümü seçmene de anlatamıyoruz. Ne oldu diye soruyor insanlar. Çünkü bu yerel seçimler çok önemli.”

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduat, 2 Trilyon 502,6 Milyar Liraya Geriledi

19 ocak ile biten haftada kur korumalı mevduat ve katılma hesapları 2 trilyon 529 milyar liradan 2 trilyon 502,6 milyar liraya geriledi. Merkez Bankası’nın (TCMB) net rezervi ise 5,8 milyar dolara indi.

Haber Merkezi / Öte yandan tüketici kredilerinin tutarı, 19 Ocak itibarıyla 11 milyar 390 milyon lira azalışla 1 trilyon 513 milyar 980 milyon liraya geriledi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre, 19 Ocak ile biten haftada kur korumalı mevduat ve katılma hesapları 2 trilyon 529 milyar TL’den 2 trilyon 502,6 milyar TL’ye geriledi.

Aynı haftada yurt içi yerleşiklerin pariteden arındırılmış döviz mevduatı bir öncesi haftaya göre 982 milyon dolar yükselirken, yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı geçen hafta 345,8 milyon dolar artışla 177,3 milyar dolar olarak kaydedildi.

19 Ocak biten haftada Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt rezervleri 138,1 milyar dolara geriledi. Bir önceki hafta brüt rezervler 139,8 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

Net rezervler tarafındaki düşüş ise daha belirgin gerçekleşti. 19 Ocak haftasında net rezervler 5,8 milyar dolar düşüşle 23,7 milyar dolar oldu. Böylelikle kur korumalı mevduatın duyurulduğu Aralık 2021’den bu yana net rezervlerde en hızlı düşüş kaydedildi.

Swap hariç net rezervler 19 Ocak haftasında eksi 41,8 milyar dolar oldu. Bir önceki hafta bu rezervler eksi 39,3 milyar dolar düzeyindeydi.

Tüketici kredilerinin tutarı, 19 Ocak itibarıyla 11 milyar 390 milyon lira azalışla 1 trilyon 513 milyar 980 milyon liraya geriledi. Söz konusu kredilerin 436 milyar 635 milyon lirası konut, 94 milyar 9 milyon lirası taşıt ve 983 milyar 336 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 7 milyar 955 milyon lira artarak 1 trilyon 408 milyar 703 milyon liraya çıktı.

Paylaşın

ABD Başkanı Biden’dan Kritik ‘F-16’ Hamlesi

Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya üyelik protokolünü Meclis’te kabul etmesinin ardından ABD Başkanı Joe Biden’dan kritik F-16 hamlesi geldi. Biden, ABD Kongresi’ne Türkiye’ye F-16 satışının onaylanmasını içeren mektup gönderdi.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın ABD Kongresi’ne Türkiye’ye 20 milyar dolarlık F-16 uçağı satışının onaylanmasını içeren bir mektup gönderdiği belirtildi.

Gün içerisinde ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin F-16 savaş uçağı filosunun modernizasyonu hakkında açıklama yaptı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel yaptığı açıklamada, İsveç’in NATO üyeliğine Türkiye tarafından onay verilmesinin ABD tarafından memnuniyetle karşıladığını belirterek, Macaristan’ın da bu süreçte adım atmasını sabırsızlıkla beklediğini aktardı.

ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Türkiye’nin F-16 savaş uçağı filosunun modernizasyonunu desteklediğini belirten Patel, ancak ABD Kongresi’nin bu konuda kilit bir rol oynadığının farkında olduklarını belirtti:

” Türkiye parlamentosunun İsveç onayını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak süreç henüz tamamlanmış değil. Macaristan’ın adım atmasını bekliyoruz. Biden yönetimi Türkiye’nin F-16 filosunu modernize etmesini destekliyor. Ancak Kongre’nin süreçte kilit rolü var.”

İsveç’in NATO’ya katılım protokolü, Türkiye adına TBMM Genel Kurulu’nda oy çokluğuyla kabul edildi. Protokol, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzalamasının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.

İsveç’in NATO üyeliğini henüz onaylamayan bir diğer ülke de Macaristan. Macaristan Başbakanı Viktor Orban İsveç Başbakanı’nı NATO’ya katılım konusunda görüşmeler yapmak üzere ülkesine davet etti.

Macaristan parlamentosu Şubat ayı ortasına kadar tatilde. NATO’ya katılma başvurusunda bulunan ülkelerin ittifaka resmi olarak üye olabilmesi için tüm NATO üyelerinin onayı gerekiyor.

Türkiye’nin 20 aydır devam eden uzun bir sürecin ardından İsveç’in NATO üyelik protokolüne onay vermesi, ABD tarafından memnuniyetle karşılandı. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, “Bu Başkan Biden için önemli bir öncelikti” dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Sosyal medya platformundan paylaştığı mesajda Sullivan, “İsveç güçlü ve yetkin bir savunma ortağı ve NATO’ya üyeliği, ABD’yi ve ittifakı daha güvenli ve daha güçlü hale getirecek” ifadelerini kullandı.

TBMM’nin İsveç’in NATO’ya katılım protokolüne onay vermesinin ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake de sosyal medya platformundan paylaştığı mesajda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin İsveç’in NATO’ya girmesine onay verme kararını büyük bir takdirle karşıladığını yazdı.

Jeff Flake, “İsveç’in NATO’ya katılımı bugün her zamankinden daha önemli olan İttifak’ın güçlendirilmesi yönünde atılmış kiritk öneme sahip bir karardır. Türkiye’nin NATO ittifakına olan bağlılığı sarsılmaz ortaklığımızı açıkça ortaya koymaktadır. Türk halkına ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Süreç neden gecikti?

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuş; 2022 yılı Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki ülkenin terörle mücadelede daha fazla adım atmasını talep ederek itirazını gündeme getirdi.

Türkiye 2023 yılı Nisan ayında Finlandiya’nın NATO’ya katılımına onay verdi; ancak İsveç’in protokolüne onay sürecini geciktirmeyi sürdürdü.

2022’de Madrid’de yapılan NATO toplantısında Türkiye, İsveç ve Finlandiya silah ambargosunun kaldırılması ve PKK üyelerine karşı daha sert adımların atılması konusunda anlaşmaya vardı.

Bu anlaşma sonucunda İsveç aynı yıl Türkiye’ye askeri teçhizat ihrac edilmesine yönelik yasağı kaldırmış ve geçen yıl da terör örgütüne üye olmayı suç haline getiren yeni bir terörle mücadele yasasını kabul etti.

İsveç’te, Kuran’ı Kerim yakma eylemleri de Stockholm ve Ankara arasında gerilime neden olmuş; İsveç bu tür eylemlerin engellenmesi amacıyla yasa değişikliği yapılıp yapılamayacağını gözden geçireceklerini belirtti.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 25 Bin 700’e Yükseldi

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 110. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında 24 saatte 210 kişi hayatını kaybederken, toplamda can kaybı ise 25 bin 700’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 63 bin 740’a yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulanırken, sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Hamas’ın kalıcı ateşkes yerine geçici süreliğine çatışmaların durdurulması halinde de rehine takasına açık olabileceği bildirildi.

Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen Mısırlı yetkililer, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a (WSJ), çatışmalara önemli bir süre ara verilmesi karşılığında Hamas’ın elindeki İsrailli esirleri serbest bırakmaya sıcak baktığını söyledi.

Haberde, gelişmenin Hamas’ın pozisyonunda önemli bir değişime işaret ettiğine dikkat çekildi. Şimdiye dek örgüt, sadece savaşın sonlanması koşuluyla rehine takasını kabul edeceğini duyurmuştu. Mısırlı yetkililer, Hamas’ın elindeki tüm kadın ve çocuk sivilleri serbest bırakacağı bir anlaşmaya açık olduğunu söyledi. Arabulucular, Hamas’ın bu hamlesinin Tel Aviv’in teklifinin ardından geldiğini ifade etti.

Söz konusu teklifte üç aylık bir ateşkes sağlanması, İsrail güçlerinin Gazze’nin bazı bölgelerinden çekilmesi ve Filistinli sivillerin bölgede serbestçe hareket etmesine izin verilmesi karşılığında tüm sivil esirlerin serbest bırakılması öngörülüyor.

WSJ, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin ve Hamas’ın yorum taleplerini reddettiğini aktardı.

Taraflar arasında olası rehine takası ve ateşkes anlaşması için görüşmeler sürerken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Netanyahu’yu iki devletli çözüme yanaşmadığı için eleştirdi. Guterres, pazartesi günkü açıklamasında Tel Aviv yönetiminin bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını reddetmesinin “kabul edilemez olduğunu” söyledi.

İki devletli çözümün savaşı sonlandıracak tek seçenek olduğuna dikkat çeken Guterres, “Filistin halkının devlet kurma hakkının inkar edilmesi, küresel barış ve güvenlik için büyük bir tehdit haline gelen bu çatışmayı süresiz şekilde uzatacaktır” dedi.

ABD de son dönemde Netanyahu’ya iki devletli çözümü kabul etmesi için baskı yapıyor. Başkan Joe Biden, 19 Ocak’ta Netanyahu’yla gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde konuyu tekrar gündeme getirmişti. Netanyahu ise Gazze’nin güvenliğinin İsrail’de olması gerektiğini savunarak iki devletli çözümü reddediyor.

Paylaşın

TÜİK’ten Eleştirilere Yanıt: Manipülatif Ve Art Niyetli

Hissedilen enflasyon ile TÜFE arasındaki farklılaşmaya ilişkin yazılı bir açıklama yapan TÜİK, 2023 yıl sonunda TÜFE yıllık değişim oranı yüzde 64.77, tüketicilerin tahmininin yüzde 96 olduğu belirtti.

TÜİK, açıklamasında, “Tüketicilerin geçmiş 12 aydaki enflasyon algısını yansıtan ve tek soruluk veri setinden elde edilebilen sonuçlar üzerinden, resmi TÜFE verisini eleştirmek manipülatif ve art niyetli bir yaklaşımdır. Zira tüketicinin enflasyon tahmini ile TÜFE’nin farklılaşması son derece doğaldır” ifadeleri kullanıldı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), gerçek verileri açıklamadığı gerekçesiyle ekonomistler, siyasiler ve kamuoyu tarafından eleştirilmesi üzerine açıklama yaptı. TÜİK, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bazı basın yayın organları ile sosyal medya hesaplarında Algılanan Enflasyon ve TÜFE’nin farklılaşmasına yönelik haberlerin çarpıtıldığı görülmektedir. TÜFE, her ay 81 il 228 ilçe kapsamında 564.710 fiyat derlenerek enflasyonu uluslararası standartlarda ölçen hesaplama sistemidir.

Basında Algılanan Enflasyon olarak ifade edilen veri ise yine TÜİK tarafından gerçekleştirilen Tüketici Eğilim Anketi kapsamında yer alan ve vatandaşlara yöneltilen ‘Geçen 12 aylık dönemde tüketici fiyatlarının % kaç arttığını / azaldığını düşünüyorsunuz? Lütfen tahmini oran veriniz’ sorusuna verilen cevaplar üzerinden hesaplanabilmektedir.

Söz konusu anketin mikro verisi, TÜİK Veri Araştırma Merkezi aracılığıyla talep eden tüm araştırmacıların kullanımına açıktır.

Tüketicilerin geçmiş 12 aydaki enflasyon algısını yansıtan ve yukarıda arz edilen tek soruluk veri setinden elde edilebilen sonuçlar üzerinden, resmi TÜFE verisini eleştirmek manipülatif ve art niyetli bir yaklaşımdır. Zira tüketicinin enflasyon tahmini ile TÜFE’nin farklılaşması son derece doğaldır.

Algılanan enflasyon ile TÜFE arasındaki oransal fark Avrupa Birliği ülkelerinde 5 ila 6 kata kadar çıkarken, ülkemizde bu farklılaşma çok daha düşüktür. 2023 yıl sonunda TÜFE yıllık değişim oranı %64.77 iken, tüketicilerin tahmini %96’dır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Paylaşın

Suudi Arabistan, İlk Alkol Mağazasını Açmaya Hazırlanıyor

Alkol kullanmanın haram sayıldığı ve şeriata göre yönetilen Suudi Arabistan, başkent Riyad’da sadece gayrimüslim diplomatların alışveriş yapabileceği ilk alkol mağazasını açmaya hazırlanıyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, konu hakkında bilgi sahibi olan kaynakların verdiği bilgilere ve belgelere göre, müşterilerin bir mobil uygulama üzerinden kayıt yaptırmaları, dışişleri bakanlığından izin kodu almaları ve alışverişlerinde aylık kotalara uymaları gerekecek.

Reuters’ın ulaştığı belgede, yeni alkol mağazasının Riyad’da büyükelçiliklerin bulunduğu ve diplomatların ikamet ettiği Diplomatik Bölge’de yer alacağı ve gayrimüslimlere satılsa bile “kesinlikle sınırlı” olacağı bilgisi yer alıyor.

Ülkede yaşayan ve Müslüman olmayan diğer gurbetçilerin mağazaya erişip erişemeyeceği henüz belli değil.

Suudi Arabistan’da milyonlarca yabancı yaşıyor ancak bunların çoğunu Asya ülkeleri ve Mısır’dan gelen Müslüman işçiler oluşturuyor. Plana vakıf bir kaynak, alkol satan mağazanın gelecek haftalarda açılmasının beklendiğini dile getirdi.

Suudi Arabistan’da alkol kullanımına karşı yüzlerce kırbaç, sınır dışı edilme, para cezası ya da hapisle cezalandırılabilen katı yasalar bulunuyor. Keza yabancılar da sınır dışı tehlikesi ile karşı karşıya.

Ancak son dönemlerde hayata geçirilen reformlar kapsamında kırbaç cezasının yerini büyük ölçüde hapis cezası aldı. Ülkede alkol sadece diplomatik posta yoluyla ya da karaborsadan temin edilebiliyor.

Riyad yönetimi konuya dair yorum yapmazken devlet destekli medya, bu hafta hükümetin diplomatik sevkiyatlar kapsamında alkol ithalatına yeni kısıtlamalar getirdiğini, bunun da yeni mağazaya olan talebi artırabileceği yönünde haberler aktardı.

Söz konusu adım, alkol kullanmanın haram sayıldığı, şeriata göre yönetilen ülkenin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde turizm ve ticarete açılması çabaları kapsamında bir kilometre taşı olarak görülüyor.

Bu adım aynı zamanda “Vizyon 2030” olarak tanımlanan ve petrol sonrası ekonomiyi inşa etmeyi amaçlayan geniş kapsamlı planların da bir parçası niteliğinde.

Zira Riyad, “Vizyon 2030” girişimi kapsamında ekonomiyi petrole bağımlılıktan kurtarmak ve teknoloji dahil yerlileşmeyi de öncelikleyen dinamik bir ekonomi oluşturmak istiyor.

Vizyon 2030 aynı zamanda yerel endüstrilerin ve lojistik merkezlerinin geliştirilmesini içeriyor. Bu da Suudi vatandaşları için yüz binlerce yeni istihdam yaratılmasının hedeflendiği anlamına geliyor.

On yıllar boyunca nispeten dışa kapalı olan Suudi Arabistan, son yıllarda kamuya açık alanlarda kadın ve erkeklerin ayrılması ve kadınların tüm vücudu örten siyah kıyafetler ya da abaya giymesi gibi katı sosyal kuralları gevşetti.

Diğer yandan Prens Muhammed bin Selman, ülkeyi din dışı turizme ve konserlere açmak ve kadınların araba kullanmasına izin vermek gibi değişikliklerin yanı sıra iktidarını güçlendirme adımları çerçevesinde muhalefete ve siyasi rakiplerine yönelik baskıları arttırdı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Hafize Gaye Erkan” Mesajı

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan ve ailesi hakkındaki iddialarla gündeme gelmeye devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Merkez Bankası rezervleri artıyor harekete geçiyorlar” dedi ve ekledi:

“Akla ziyan dedikodularla ekonomide binbir güçlükle temin ettiğimiz güven ve istikrar iklimini bozacak kampanyalar yürütüyorlar. Tüm umutlarını ülkemizin tökezlemesine bağlayanları, daha önce olduğu gibi yine hüsrana uğratmakta kararlıyız. Dedikodular üzerinden bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan fitne tüccarlarını kesinlikle umursamıyoruz.”

Merkez Bankası çalışanı Büşra Bozkurt, Başkan Gaye Erkan’ın babası Erol Erkan tarafından işten çıkarıldığı iddiasıyla CİMER’e şikayette bulundu. Erol Erkan’ın çalışanlara baskı uyguladığının belirtildiği bu şikayetin ardından Erkan ailesinin TCMB Sosyal Tesisi ve İzmir kampını mevcut ve emekli çalışanlar kapatıp kendilerine özel olarak kullandığı öne sürülmüştü.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Ankara’daki aday tanıtım toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Turgut Altınok ve diğer adaylarımız da yakında aynı adımları atacaklar. Keçiören’de yazdığı hizmet destanıyla tarihe geçen Turgut Altınok kardeşimizin büyükşehir projesiyle Ankara’nın altın çağına gireceğine yürekten inanıyorum.

AK Parti, kurulduğu günden beri genel yerel her seçimde milletimizin karşısına iddialı projelerle, hayırlı hizmet hazırlıklarıyla çıkmış bir partidir. Buradan milletime sesleniyorum; diyorumki AK Parti’nin yerel yönetim seçimlerine girdiği her yerde şunu unutmayın. Gerek merkezi yönetim, gerekse yerel yönetim el ele vermek suretiyle milletimize hizmette onların sağlayacağı başarıyı özellikle muhalefetin sağlaması mümkün değil.

Dikkat ederseniz, AK Parti ve Cumhur İttifakı dışında vizyoner programlara projelere önem başka siyasi partilerde yok. Çünkü onların milletimize hizmet etmek gibi dertleri yok. Kendi iç çekişmelerinden, rant paylaşım kavgalarından, ülke ve millet düşmanlarıyla işbirliği çabalarından herhalde programa, projeye vakit bulamıyorlar. Bırakınız yeni eser yapmayı, devam eden çalışmaların üstünü kapatan, verilen hizmetleri kesintiye uğratan, tüm oyun planlarını yalan ve algı üzerine kuran iş bilmezlerin elinde şehirlerimiz perişan oldu.

Dikkat ediniz söz verdiği şeylerden bazılarını çeşitli sebeplerle yapamayanlardan değil, yıllarca yönetimde kaldığı halde hiçbir şey yapmayanlardan bahsediyorum.

Gerçi hiçbir şey yapmadılar demek doğru değil, mesela bol bol şov yaptılar. Mesela bol bol tatil yaptılar. Mesela iç ve dış karanlık odaklarla ittifaklar yaptılar. Mesela belediye birimlerini siyasi paylaşım mezesi yaptılar. Kısacası, kendi şehirlerinin meselelerinin çözümü hariç her işi yaptılar. Daha buram buram kibir kokan edalarıyla sergiledikleri komiklikleri saymıyorum bile. Daha bölücü örgütün güdümündeki partileri şehirlerine ortak etme hesaplarını saymıyorum bile.

Ama ülkeye millete şehirlerine hizmet etme, eser kazandırma namına herhangi bir varlıklarını gören, duyan, şahit olan yok. Buna karşılık şehirlerimizin  ihmal edilmişliği, gerileyişi izaha muhtaç olmayacak kadar açıktır.

Biz sadece milletimizin derdini, beklentisini özellikle dile getiriyoruz. Üstelik bu muhasebeyi sadece muhalefet adayları için yapmıyoruz.

Temel atmama törenleriyle ve atılan temellerin üzerini kapatmakla vakit geçiren, yüzü kızarması gereken halde şehri için hiçbir büyük projesi olmamakla övünen, yıllardır hiçbir altyapı çalışması yapmayıp sadece tabela değiştiren, istismar ve korkıu siyasetiyle insanların iradesine ipotek koyan yıllardan söz ediyorum… Milletimiz bunun hesabını hiç şüphesiz 31 Mart’ta sandıkta soracaktır.

Ancak, bizim başka endişelerimiz de var. Seçim öncesi ne dedilerse, iş başına gelince tam tersini yapan bu zübük siyasetçi tiplemeleriyle gençlerimize kötü örnek teşkil etmemesini diliyoruz. AK Parti kurulduğu günden beri eser ve hizmet siyasetiyle milletimizin gönlünde yer etmiştir.

Biz işimizi düzgünce yapar, milletimizin gönlünü kazanırsak, şayet biz vaktimizi, enerjimizi milletimizin emrine amade kılarsak, şayet biz boş lafla, yalanla, şovla, reklamla değil gerçek hizmetlerle milletimizin huzuruna çıkarsak, şayet biz gösterişe, şatafata, kibre itibar etmeden, işimizi mütevazı bir şekilde yürütürsek yani biz doğru olursak emin olun eğri zaten belasını bulur.

Başkalarının ne dolaplar çevirdiğinin bizim açımızdan önemi yoktur. Varsın onlar siyaseti basit bir toplama çıkarma işlemine indirgesinler, varsın onlar siyaseti ikbal kapısı olarak görmeye devam etsinler. Biz işimize bakacağız. Öyleyse, gelin şimdi buradan, şu salondan öyle bir ses verelim ki 81 vilayetimizden duyulsun.

Ey muhalefet, ne yaparsanız yapın uzaya füzeler gitmeye devam edecek. Denizlere, fırkateynlerimiz sürekli olarak inecek. Çünkü biz karada, denizde, havada bütün her yerde inşallah savunma sanayimizde gövde gösterimizi devam ettireceğiz.

Deprem bölgesini ayağa kaldırmak için gece gündüz çalışırken de sınırlarımızı hedef alan terör örgütüyle mücadele ederken de aynı çelmelerle karşılaştık. Ülkemizin başına gelen her türlü felaketten sadistçe bir keyif alan, işler düzgün gittiğinde bundan rahatsızlık duyan bu hastalıklı güruhun gürültüsü çoğu sefer kendi cüsselerinden büyük oluyor.

Hafize Gaye Erkan açıklaması

Merkez Bankası rezervleri artıyor harekete geçiyorlar. Akla ziyan dedikodularla ekonomide binbir güçlükle temin ettiğimiz güven ve istikrar iklimini bozacak kampanyalar yürütüyorlar. Tüm umutlarını ülkemizin tökezlemesine bağlayanları, daha önce olduğu gibi yine hüsrana uğratmakta kararlıyız. Dedikodular üzerinden bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan fitne tüccarlarını kesinlikle umursamıyoruz.”

Paylaşın

2023 Yılında Beyaz Eşya İhracatı Yüzde 12 Düştü

Türkiye’de beyaz eşya ve küçük ev aletleri sektörünün %90’ını temsil eden TÜRKBESD’in paylaştığı bilgilere göre, 2023 yılının ilk 9 ayında, 6 ana üründe yurt içi satışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 arttı. TÜRKBESD’e üye firmaların ihracatları ise bu dönemde yüzde 12 oranında düştü.

Haber Merkezi / Yılın ilk 9 ayında altı ana üründe ihracat ve iç satışlardan oluşan toplam satışlar yaklaşık 24 milyon adet olarak gerçekleşti ve geçen yılın ilk 9 ayına göre yüzde 4 oranında azalma gösterdi. Üretim miktarı da bir önceki döneme göre yüzde 1 azaldı.

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD), düzenlediği basın toplantısında sektörün 2023’ün ilk 9 ayında aldığı sonuçları değerlendirdi. Türkiye’de beyaz eşya ve küçük ev aletleri sektörünün %90’ını temsil eden TÜRKBESD’in paylaştığı bilgilere göre, 2023’ün ilk 9 ayında, 6 ana üründe yurt içi satışlar geçen yılın aynı dönemine göre %18 arttı.

TÜRKBESD’e üye firmaların ihracatları ise bu dönemde %12 oranında düşüş gösterdi.  Yılın ilk 9 ayında altı ana üründe ihracat ve iç satışlardan oluşan toplam satışlar yaklaşık 24 milyon adet olarak gerçekleşti ve geçen yılın ilk 9 ayına göre %4 oranında azalma gösterdi.  Üretim miktarı da bir önceki döneme göre %1 azaldı.

Beyaz eşya sektörü olarak küresel konjonktür sebebiyle ihracat daralması ile karşı karşıya kalınan bu dönemde üretim hacmi ve istihdamı koruma çabası içerisinde olduklarını belirten TÜRKBESD Başkanı Gökhan Sığın, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Türkiye, 2028 yılı için önüne 400 milyar dolar ihracat hedefi koydu. Biz de beyaz eşya sektörü olarak bu hedefe önemli bir katkı sağlayacağımıza inanıyoruz. Ayrıca yeşil ve dijital dönüşümü de odağına alan yeni Orta Vadeli Planda yer verilen düzenleme ve teşvikleri memnuniyetle karşıladık. Ülkemizin kalkınması için gerekli olan yeşil dönüşümün teşvik edilmesi kaynakların sanayiye dönmesi rekabetçiliğimizi güçlendirecektir.

Sektör olarak zaten gelişmiş ülke pazarlarına uygun ürünler üretiyoruz, yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm süreçlerini AB ile eşzamanlı gerçekleştirmek için büyük çaba içindeyiz, ARGE gücümüz bizi dünyanın en büyük ikinci üreticisi konumuna getirdi, bu çalışmalarımızın devam etmesi ihracat hedefine de katkı sunacaktır. Beyaz eşya sektöründe hacim aynı zamanda istihdam demektir. Büyüme süreklilik arz ettikçe istihdam da korunmuş olacaktır. Üretim hacmimizi ve istihdamımızı koruma çabası içerisinde, ülkemize katma değer sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Sığın sözlerine şöyle devam etti: “İhracattaki azalmanın üretim üzerine negatif etki yapmasını engellemenin yolu iç pazarın kaldıraç etkisinden faydalanmaktır. İhracattakidüşüşü bu zamana kadar iç satışlar büyük oranda dengeledi. Böylece üretim ve istihdam yapımızı koruyabildik.  Gelinen noktada tüketimi kısmaya yönelik; kredi kartı taksit sayılarının azaltılması, kredi faiz ve komisyon oranlarının yükseltilmesi gibi uygulamalar bulunduğunu gözlemliyoruz. Bunların yaygınlaştırılması, sektörümüzün bu yıl itici gücü olan iç piyasa dinamizmini etkileyerek üretim ve istihdam dengemizi riske atabilecektir.”

Gökhan Sığın, Türk beyaz eşya sanayisinin 1950’lerde montaj sanayi ile başlayan serüveninin bugün küresel alanda rekabet edebilir hale geldiğine dikkat çekerek, “Türkiye, beyaz eşya üretiminde Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise ikinci en büyük üretim üssü konumunda. Bu başarı, ülkemizin endüstriyel potansiyelini ve rekabet gücünü ortaya koyan önemli bir gösterge” diye konuştu.

Beyaz eşya sanayisinin Cumhuriyetin 100 yıllık yolculuğunda önemli bir gelişim ve dönüşüm göstererek büyük bir başarı hikâyesi yazdığını ifade eden Sığın, şunları söyledi: Sanayi ve istihdamın yanı sıra toplumsal kalkınmaya destek olmanın gururunu da taşıyoruz.  Cumhuriyetimizin ilk yüzyılında eğitimden toplumsal cinsiyet eşitliğine, spor faaliyetlerinden doğal afetlere kadar her alanda ülkemiz bize nerede, ne zaman ihtiyaç duyduysa sektör olarak mutlaka orada, ülkemizin yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz.

“SKDM’de cezai yaptırımlara maruz kalmamak için doğru raporlama kritik”

Ekim itibariyle başlayan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması geçişini değerlendiren TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Özkadı ise, “Global tedarik zincirindeki rekabet dikkate alındığında, tedarikçi konumundaki şirketlerimizin ve KOBİ’lerimizin, raporlamalar için gerekli olan bilgileri eksiksiz olarak sağlaması son derece önemli olacaktır. Zira bu dönemde, raporlamadaki hatalar nedeniyle cezai hükümler söz konusudur. Bu nedenle, tedarikçilerle iletişim halinde olarak hazırlanmak son derece kritiktir. İlerleyen süreçte SKDM’den muaf olmak için ülkemizde de AB ile uyumlu bir ETS’nin tesisi ve toplanan gelirlerin yeşil dönüşüme aktarılması önem taşımaktadır” dedi.

“Girdi maliyetlerini etkileyen politikalar kritik hale geliyor”

Üretimin korunmasının öncelik olduğu bir dönemde girdi maliyetlerine dikkat çeken TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Yavuz sektörün temel girdisi olan yassı çelikte gümrük vergilerinin giderek artırıldığına işaret etti.

Mehmet Yavuz, bu dönemde üretimin itici gücünün iç tüketim olması sebebiyle yerli ve ithal tedariğin maliyetinin yükseldiğini, bu durumun birim fiyatlara yansımasının kaçınılmaz hale geldiğini, sektörün üzerinde zaten GEKAP gibi vergi benzeri yükümlülükler bulunduğunu söyledi. Yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm için ülkemizin kaynaklarının sanayileri desteklemek üzere kullandırıldığının altını çizen Yavuz, “Kaynaklarımızdan en fazla verimi elde edebilmek için destek ve maliyet konularına bütüncül bakılması gerektiğini düşünüyoruz, sanayi teşvikleri korumacı ticaret politikaları ile etkisiz hale getirilmemelidir” dedi.

“Yetkili servis bilgilerine SERBİS üzerinden ulaşmak mümkün”

TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri ise aldatıcı servis hizmetleri yüzünden yaşanan tüketici mağduriyetlerinin önüne geçebilmek için Ticaret Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Servis Bilgi Sistemi – SERBİS uygulamasının önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Beyaz eşya sektörü dev bir ekosistemin merkezinde yer alıyor. Sanayimiz sadece üretim ve satıştan ibaret değil. Sonrasında da ürünlerimizin bakım ve onarım servislerini de üstleniyoruz. 15 bin bayimiz ve 3500 yetkili servisimizle tüm Türkiye’de tüketicilerimize ulaşıyoruz. Bu noktada yetkili servislerimize erişim çok önem verdiğimiz bir konu.

Yetkili olmadığı halde yetkili servis gibi kendilerini tanıtan ve asıl amaçları dolandırıcılık olan kişiler nedeniyle çok sayıda tüketici mağduriyetine ve ürün kaybına şahit oluyoruz. Bu olumsuz durum ayrıca firmaların ticari itibarlarına ve marka değerlerine de zarar verebiliyor.

Bu nedenle yetkili servis bilgilerine güvenilir bir platformdan doğru bir şekilde erişim sağlanması önemli hale geldi. Bu kapsamda, tüketici yetkili servislere ilişkin bilgilere doğru ve kolay bir şekilde erişim sağlanmasını temin etmek için Ticaret Bakanlığı tarafından Servis Bilgi Sistemi – SERBİS kullanıma açıldı. Aldatıcı servisler yüzünden yaşanan tüketici mağduriyetlerinin önüne geçilebilmesi için herkesi www.servis.gov.tr adresli bu site üzerinden servislere ulaşmaya davet ediyoruz.”

Paylaşın