Ahmet Türk, DEM Parti’nin Mardin Adayı

31 Mart’ta yapılacak seçimler yaklaştıkça, partilerde seçim ve aday çalışmalarını hızlandırdı. Mardin Büyükşehir Belediye başkan adaylığı için ilk turda rakibine fark atmasına rağmen adaylıktan çekilen Ahmet Türk, ikna edildi ve diğer adayın çekilmesi ile belediye başkan adayı oldu.

Ahmet Türk, 2014 ve 2019 yerel seçimlerinde de Mardin Büyükşehir Belediye başkanı olmuş, ancak iki kez yerine kayyım atandığı için toplam 17 ay belediye başkanlığı yapmıştı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı için Ahmet Türk ve Devrim Demir’i aday göstereceğini açıkladı. Kentte bulunan bir düğün salonunda yapılan açıklamayı Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır yaptı. Açıklamaya çok sayıda kişi de katıldı.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; İlk tur seçimlerinde kentin mevcut belediye eş başkanı Ahmet Türk ve Devrim Demir’in halk oylamasında en çok oy alan iki aday adayı olduğunu belirten Keskin Bayındır, “Kürt siyasetinde ve yerel yönetimlerde önemli bir tecrübesi olan Sayın Ahmet Türk’ün yeniden aday olması için Mardin halkı, delegeler ve kent dinamikleri yoğun bir ısrar ve arayış içerisinde olmuştur.

Öte yandan ön seçimlerde ikinci sırada yer alan Sayın Azad Yıldırım arkadaşımız kent dinamiklerinin, delegelerin ve halkımızın çağrısına uyarak demokratik bir olgunluk ve sorumlulukla aday adaylığından feragat ettiğini Mardin İl Seçim Koordinasyonumuza bildirmiştir.

Ön seçimlerin yapılması sürecine ve kent dinamiklerinin çağrılarına demokratik bir duyarlılıkla karşılık veren Azad Yıldırım, Gülizar İpek Bilek ve diğer tüm aday adayı arkadaşlarımıza tüm Mardin halkı adına teşekkür ediyoruz. Buna göre 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak yerel seçimlerde Ahmet Türk ve Devrim Demir arkadaşlarımızın Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkan adaylarımız olduğunu başta Mardin halkı olmak üzere tüm kamuoyuna duyuruyoruz.

Ön seçimlerle verdiğimiz güçlü demokrasi sınavını, bir adım ileriye taşıyarak 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak yerel yönetim seçimlerinde zafere ulaştıracağız. Her bir aday adayı arkadaşımız partimizin zafer halayının en ön saflarında yer almaya devam edecektir. Ön seçimlerle gerçekleştirdiğimiz demokrasi devrimini, Kürt halkının iradesi ve özgürlük mücadelesi etrafında zafere ulaştıracağımıza olan inancımız tamdır” dedi.

“Vereceğimiz sınav çok önemli”

Ahmet Türk yaptığı açıklamada, “Demokrasi mücadelemizin uzun bir tarihi var. Halkımız, zulme ve baskılara karşı geleceğini, kimliğini, dilini ve yerinde yönetime sahip çıkmak için çok büyük fedakarlıklar yaptı. Önümüzde bir yerel seçim var. Ama bu Kürt halkının geleceğini ilgilendiren bir seçim. ‘Kürtler hakkına, hukukuna, geleceğine, sahip çıkacak mı, sahip çıkmayacak mı?’ Bunun mesajını verecek.

Bugün alanlarda olan bizler, zindanlarda olan ve açlık grevinde olan yoldaşlarımızın sorumluluğunu taşıyoruz. Halkımızın sorumluluğunu taşıyoruz. Geleceğimizi belirlemek için vereceğimiz sınav gerçekten çok önemlidir. Biz çok iyi biliyoruz ki, bugün Kürt halkını sindirmeye çalışan, hatta yok etmeye çalışan bir mantıkla karşı karşıyayız. Eğer güçlü bir çıkış göstermezsek, birliğimizi ve beraberliğimizi güçlü bir hale getiremezsek, gerçekten daha fazla zulüm ile karşı karşıya kalacağız” diye konuştu.

Aday adaylarından Azad Yıldırım’a teşekkür eden Türk, “Azad arkadaşımız ikinci sırada seçimleri bitirdi ve feragat etti. Kendisine teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki hep birlikte bütün yoldaşlarımızla, arkadaşlarımızla bir bütünlük içerisinde bu sınavdan geçeceğiz. Devrim arkadaşımız ‘inşallah kazanırız’ dedi. Ben kazanacağımızdan eminim yeter ki görevimizi yapalım. Yeter ki halkımıza karşı sorumluluğumuzu yerine getirelim” dedi.

Mardin Büyükşehir Belediyesi eş başkanlığı için yaptığı aday adaylığı başvurusunu birinci turda seçilememesi nedeniyle çektiğini belirten Ahmet Türk, “Daha önce yüzde 50’yi aşmamam durumunda çekileceğimi açıklamıştım. Halkın sahiplenmesinde dolayı halka teşekkür ediyorum. Aktif siyasetten çekiliyorum. Kürt halkının mücadelesini farklı platformlarda sürdüreceğim” demişti.

Paylaşın

BM’den Filistin’i Tanıma Çağrısı

Filistin – İsrail savaşının 107. günü geride kalırken Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “İsrail ve Filistinliler için iki devletli çözümü ve Filistin halkının bir devlet kurma hakkını reddetmek kabul edilemez” dedi.

Haber Merkezi / Guterres, Uganda’da Bağlantısızlar Hareketi zirvesinde dün yaptığı konuşmada, Filistinlilerin kendi devletlerini kurma hakkının tanınması gerektiğine vurgu yaptı. BM Genel Sekreteri, bu hakkı reddeden bir tutumun “Dünya barışı ve istikrarı için büyük bir tehdit olan bir çatışmayı belirsiz bir süre için uzatacağı” uyarısında bulundu.

Ortadoğu’da bir Filistin devletinin kurulmasını reddeden İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu üzerinde iki devletli çözüme destek vermesi yönünde uluslararası baskı artıyor.

ABD Başkanı Joe Biden, yaklaşık bir ay aradan sonra İsraiI Başbakanı Benyamin Netanyahu ile yaptığı telefon konuşmasında bağımsız bir Filistin devleti kurulmasına yönelik olası çözümler hakkındaki görüşlerini yinelerken, ‘ordusu olmayan’ bir Filistin devleti fikrini de olası seçenekler arasında gösterdi.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre, görüşmede İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılar, rehinelerin durumu ve bölgeye insani yardım gönderilmesi ele alındı.

Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby basına yaptığı açıklamada, Biden’ın bu çağrıyı (iki devletli çözüm) “uzun süredir” yapmayı planladığını söyledi. Kirby, bu çağrının Netanyahu’nun perşembe günü İsrail’in güvenliğini garanti etmeyen Filistin devletine karşı oldukları yolundaki açıklamasına yanıt olmadığını söyledi.

Biden, basına yaptığı açıklamada iki devletli çözüme Netanyahu’nun iktidarda olmasının engel olmadığını söyledi. Netanyahu’nun bir açıklamasında, “iki devletli çözüme karşıyım” demesinin ardından bir muhabirin “Netenyahu iktidardayken iki devletli çözüm imkansız mı?” sorusuna Biden “hayır değil” yanıtını verdi.

Basının, “Netanyahu’nun tek devletle ilgili söyledikleri dikkate alındığında, İsrail’e verilen yardımlara ilişkin koşulları yeniden değerlendirecek misiniz? sorusuna Biden, şu yanıtı verdi: Bir şeyleri çözebileceğimizi düşünüyorum. İki devletli çözümlerin çeşitli türleri var. BM’ye üye olup hala kendi orduları olmayan birçok ülke var. Bazı eyaletlerde sınırlamalar var ve bence bunun işe yarayabileceği yollar var.

Kirby, “Başbakan Netanyahu bu konudaki endişelerini açıkça dile getirdi. Başkan Biden, iki devletli çözümün hala doğru yol olduğuna dair güçlü inancını açıkça ortaya koydu. Ve bu inancı sürdürmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

İki devletli çözüm neydi?

İki devletli çözüm anlaşmasının taslağı, İsrail ve Yaser Arafat’ın El Fetih örgütü liderliğindeki FKÖ’nün, Norveç’in arka planda aracılık ettiği müzakerelerin ardından 1993 yılında iki devletin karşılıklı olarak birbirini tanımasını kabul etmesinden sonra oluşturuldu.

Oslo süreci olarak adlandırılan süreçte, hiçbir zamansona gelinemedi ve geride çözülmesi eskisinden çok daha zor olan sorunlar kaldı.

Barış için toprak anlaşmaları, Filistin Yönetimi’nin İsrail’in 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda ele geçirip işgal ettiği topraklarda özyönetim kurmasını sağladı.

Ancak askeri işgal ve Yahudi yerleşim faaliyetleri devam etti ve “kalıcı statü sorunları” adı verilen meseleler daha sonraki müzakerelere bırakıldı.

Bunlar arasında, 1948’deki ilk Arap-İsrail Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler’in 1947’de bölünme yönünde oy kullanmasıyla İsrail’in kurulduğu topraklardaki Filistinli mültecilerin durumu da vardı.

İsrail, 1967’de Doğu Kudüs’ü ilhak etmişti ve bu da bir başka muammaydı çünkü kutsal mekanlar her iki taraf için de taviz vermeyi kabul etmeyecek kadar önemliydi.

Yıllar süren diplomatik tartışmalardan sonra, sorunlar nihayet 2000 yılında Camp David’de dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın ev sahipliği yaptığı basına kapalı zirvede ele alındı, ancak İsrail Başbakanı Ehud Barak ve Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat arasındaki uçurum kapanmadı.

Başarısızlıkla ilgili herkes birbirini suçladı. İsrailli ve ABD’li yetkililer Arafat’ın o güne kadar elde edebileceği en cömert anlaşmayı geri çevirdiğini söyledi. Filistinlilerse anlaşmayı, Doğu Kudüs’te bir başkent kurulması gibi şartların çok altında kalan bir sahtekarlık olarak nitelendirdi.

İsrail’in ana düşmanını etkisiz hale getirme hedefine çoktan ulaştığını savunan eleştiriler yapıldı. Peki, Filistin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde güvenlik kontrolü Filistin Yönetimi’ne devredilirken, bu kadar çok yatırım yaptığı yerden neden vazgeçiyordu?

Arafat, müzakereleri zayıf bir pozisyonda yürütürken, ABD’li arabulucu İsrail ile tarihteki tüm devletlerden tartışmasız daha yakın bir ilişki içindeydi. İki devletli çözüme giden yolda aşılamaz olduğu ortaya çıkan başka önemli faktörler de vardı.

1987’de Gazze’de kurulan İslami Direniş Hareketi (Hamas), rakibi El Fetih’in barış konusundaki tavizlerine karşı çıktı ve 1994’ten itibaren görüşmeleri intihar saldırılarıyla sabote etmek için çok sayıda fırsat buldu.

Yahudi yerleşimciler aynı zamanda Tanrı’nın kendilerine vaat ettiğine inandıkları topraklardaki varlıklarını genişletmek ve güçlendirmek için bu ertelemeleri fırsat olarak kullandılar.

Paylaşın

“Ekrem İmamoğlu – Murat Kurum Yarışına İki Aday Daha Katılacak” İddiası

Siyasi partilerin, yaklaşık 2.5 ay sonra yapılacak yerel seçimler ilişkin çalışmaları devam ederken, sonucu en çok merak edilen kent ise İstanbul. İstanbul’da İmamoğlu ve Kurum arasında geçen yarışa 2 adayın daha katılacağı öne sürüldü.

2019 yerel seçimlerinde İstanbul’da aday çıkararak 103 bin oy alan Saadet Partisi bu seçimde daha iddialı bir aday ve güçlü bir kampanya yürütmeyi planlıyor. AK Parti tabanından oy alma potansiyeli olduğunu söyleyen Demokrat Partililer de İstanbul’da aday çıkarmak için son hazırlıklarını yapıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Yerel seçim sonuçlarında gözlerin çevrileceği İstanbul’da AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı adayı Murat Kurum ile ittifaksız seçime gireceği görülen CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu yarışacak.

Ancak bu ikili yarışın sonucunu belirlemede diğer partilerin tutumu da etkili olacak. Özellikle AK Parti’den oy alabilecek partilerin çıkaracakları adaylar ve yürütecekleri kampanyalar özel önem taşıyor. Bu noktada yeni hamlelerse son genel seçimde Millet İttifakı içinde yer alan iki partiden bekleniyor.

2019 yerel seçimlerinde İstanbul’da aday çıkararak 103 bin oy alan Saadet Partisi bu seçimde daha iddialı bir aday ve güçlü bir kampanya yürütmeyi planlıyor. Partililer son aylarda sıkça kullanılan “3. yol” ifadesine gönderme yaparak, “O bahsedilen 3. yol biz olacağız” diyor.

Saadet’in İstanbul adayının bu ay sonunda açıklanması planlanıyor. AK Parti tabanından oy alma potansiyeli olduğunu söyleyen Demokrat Partililer de İstanbul’da aday çıkarmak için son hazırlıklarını yapıyor.

Demokrat Parti’de seçim sürecine dair, “2019 seçimlerinin ilk turu 13 bin oyla kazanıldı. Demokrat Parti 22 bin oy almıştı. Önümüzdeki seçimde İstanbul’da aday çıkarmamızın İmamoğlu’na katkısı olacağını düşünüyoruz. O nedenle muhalefet içinde partiler birbirine karşı daha çok saygılı olmalı” uyarısı yapılıyor.

Aday belirleme çalışmalarını sürdüren siyasi partilerin şubat ayı başında kampanya sürecini başlatması bekleniyor. Seçim kampanyası sürecine milletvekillerinin katılımı için de Meclis’in ara vermesi planlanıyor. Edinilen bilgiye göre Meclis’in gündeminde emeklilere ek zam, asgari ücret desteğini içeren teklifin yanı sıra, Rekabet Kurulu, Sağlık ve İçişleri Bakanlığının taleplerini içeren tekliflerle, bir yargı paketi gelecek.

İsveç’in NATO üyeliği de gündemdeki başlıklar arasında. AK Partili yetkililer 31 Mart 2019 seçimlerinde Meclis’in mart ayı başında ara verdiğini belirterek önümüzdeki seçimler için de benzer bir takvim uygulanacağını kaydediyor. Planlandığı gibi olursa milletvekilleri de yerel seçim sürecinde son bir ay sahada olacak.

Paylaşın

Bilim İnsanları, Mars’ta Donmuş Su Keşfetti

Mars bir kez daha büyüleyici bir keşifle şaşkına çevirdi. Son araştırmalar, kızıl gezegenin ekvatorunda dev buz tabakaları olduğunu gösteriyor. Bu buz tabakaları birkaç kilometre derinliğe sahip, eritilirse Mars’ın tüm yüzeyini kaplamaya yetecek oranda.

Kızıl gezegenle ilgili son keşif, muhtemelen Mars’ta bir zamanlar yaşamın var olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Mars’ta bir zamanlar nehirlerin aktığına dair kanıtlar daha önce bulunmuştu.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; Avrupa’nın “Mars Express” yörünge aracını kullanan bilim insanları, Mars yüzeyinin altında devasa buzlu su birikintileri olma ihtimalinin yüksek olduğunu duyurdu.

Bu birikintilerin yaklaşık 3,7 kilometre kalınlığında olduğu tahmin ediliyor. Bu da erimeleri halinde dünyadaki Kızıldeniz’i doldurabileceği ya da Mars’ın tamamını yaklaşık iki metre derinliğinde bir su tabakasıyla kaplayabileceği anlamına geliyor.

Bilim insanlarına göre bu yeni bulgular, Mars’ın bir zamanlar buzullar, göller ve nehir kanallarıyla bugünkünden çok farklı bir görünüme sahip olduğunu gösteriyor.

Avrupa Uzay Ajansı’nda (ESA) görevli Colin Wilson yeni buluşla ilgili euronews’e şunları söyledi: “Buzullara, artık orada olmayan tükenmiş buzullara ve aynı zamanda tozla kaplı bazı buzullara dair kanıtlar gördük. Bugün Mars’ta gördüğümüz su buzunun çoğu, sıcaklıkların daha soğuk olduğu ve bu nedenle buzun stabil olabileceği daha yüksek enlemlerde.”

Birkaç kilometre kalınlığında su buzu yığınlarının birikmesinin, geçmişte Mars’ta ne kadar su bulunduğunun da bir kanıtı olduğunu kaydeden Wilson, “Bu çok büyük miktarda su demek. Dolayısıyla, Mars yüzeyinde çok miktarda su bulunduğuna dair kanıtları başka yerlerde de gördük,” ifadesini kullandı.

ESA’nın Mars Express yörünge aracı Kızıl Gezegen’deki buz varlığını ilk kez 2004 yılında teyit etti. Yörünge aracı 2007’de bu birikintileri keşfetti, ancak bunların nasıl oluştuğu net değildi.

Bunların belki de dev toz, volkanik kül ya da tortu birikintileri olabileceği konusunda görüşler bulunuyordu. NASA 2015 yılında ise Mars’ta akan tuzlu su akıntıları olduğunu açıkladı.

NASA Gezegen Bilimi Direktörü Jim Green düzenlediği bir basın toplantısında Mars’ta elde edilen bulgularla ilgili şunları söyledi: Bugün, bu gezegene ilişkin bakışımızda adeta devrim yaşıyoruz. Keşif araçlarımız havada hayal ettiğimizden çok daha fazla nem olduğunu keşfediyor.

Bilim insanlarına göre Mars Express’in yeni verileri birikintilerin aslında toz ve buz katmanları olduğunu açıkça gösteriyor.

Mars’a insanlı yapılacak yolculuklar

Bu arada buzlu suyun kutuplarda değil ekvatorda bulunmasının bilim insanlarını da şaşırttığı görülüyor.

Son buluş bir anlamda bilim insanlarını insanlı keşif görevlerinin potansiyeli konusunda ciddi bir şekilde heyecanlandırdı.

NASA’ya göre Mars’ın 20 derece ile –153 derece arasında soğuk bir gezegen olduğu göz önüne alındığında, kutup bölgeleri yerine düşük enlemlerde su buzu bulmak insan keşif görevlerini kolaylaştırabilir.

ESA görevlisi Wilson, “Düşük enlemlerde su buzu bulma konusunda heyecanlanmamızın nedenlerinden biri, gelecekteki keşif görevlerinin, özellikle de insanlı keşif görevlerinin, yörünge mekaniği ve ayrıca güç kullanılabilirliği nedeniyle inmek zorunda kalacağı yer olması.” dedi.

Bilim insanları toz ve buz katmanlarının üzerinde birkaç yüz metre kalınlığında koruyucu bir toz veya kül tabakası bulunduğuna dikkat çekiyor.

Buz katmanlarının yeri konusundaki endişelerini de dile getiren Wilson, “Ancak, eğer 300 metre aşağıdaysa, bu keşif hedefleri için pek yardımcı olmaz. Ne yazık ki, bu muhtemelen insanlı keşif ihtiyaçlarımıza cevap olmayacak.” dedi.

Avrupa’nın Mars Express sondası Haziran 2003’te Dünya’dan ayrılmış ve Aralık 2003’te Mars’a ulaşmıştı. Kısa bir süre önce Kızıl Gezegen’i incelemeye başlamasının üzerinden tam yirmi yıl geçti.

Paylaşın

Irak’taki ABD Askeri Üssü Füzelerin Hedefi Oldu

Irak’ın Anbar ilinde ABD ve IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) karşıtı koalisyon güçlerinin bulunduğu Ayn el-Esed askeri hava üssüne füzeli saldırı düzenlendi. Son saldırıyı henüz üstlenen olmadı.

Konuya ilişkin olarak bilgi veren ABD’li bir yetkili, saldırıya ilişkin eldeki ilk verilere göre saldırının balistik bir füzeyle düzenlendiğini gösterdiğini söyledi. Ancak farklı bir türde roket saldırısının da olası olduğu belirtilirken saldırıya ilişkin soruşturmanın sürdüğü açıklandı.

Son dönemde Irak’ta başkent Bağdat ve Kuzey Irak’taki Erbil Havalimanı yakınlarındaki üsler de dahil olmak üzere ABD üslerine çok sayıda saldırı düzenlendi. İsrail’in Gazze saldırılarının başlamasının ardından bölgedeki ABD üslerine saldırılar arttı.

İsrail’in bugün Suriye’nin başkenti Şam yakınlarında düzenlediği hava saldırısında İranlı Devrim Muhafızlarından 5 kişi hayatını kaybetmişti. İran pazartesi günü ise Kuzey Irak Kürt Özerk Bölgesi’nde İsrail gizli servisi Mossad tarafından kullanıldığını iddia ettiği bir binayı tahrip etmişti.

Paylaşın

DEM Parti’den Dikkat Çeken “İstanbul Ve Ankara” Açıklaması

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Eş Başkanı Bakırhan, Türkiye geneli için İstanbul, Ankara ve birkaç büyükşehir bütün partiler için çok önemli, seçim sonucu açısından. Bizim de bu kentlerde sonucu belirleyebilecek çok yüksek oranda oyumuz var” dedi ve ekledi:

“Oylarımız sonuçları belirleyecek durumdadır. Şimdilik sadece Ankara’yı değil, seçime gireceğimiz 7 il 27 ilçe açıkladık. Buralarda en geniş kent uzlaşısıyla adaylarımızı belirleyip seçime gireceğiz. Bunların dışında iş birliği yapacağımız kentlerde; adayın nitelikleri, demokrasiye, kadına, Kürt meselesine; emekçilere, yoksullara, ekolojiye, sanata, evrensel hukuk ilkelerine nasıl baktığıyla da ilgileniyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin genel merkezinde T24’ün sorularını yanıtladı. Bakırhan’ın söyleşisinden öne çıkan kısımlar şöyle:

Genel seçimlerin ardından “Gizli pazarlık yok, şeffaflık olacak” dediniz. CHP ile bu anlamda görüşmeler yaptınız. Görüşmeleriniz şeffaflık çerçevesinde mi devam ediyor?

Geçmişte de gizli pazarlıklar yoktu. Biz onu şu vesile ile söyledik: Siyasi partiler dolaylı destek almayı biz söz konusu olunca yeğliyorlar. Biz ona itiraz ettik. Parlamentonun üçüncü büyük siyasi partisiyiz, resmi yasal bir kurumuz. Çok önemli bir gelenekten geliyoruz. Her oyumuz çok kıymetli, çok değerli. Eğer bir iş birliği olacaksa bu iş birliğini talep eden siyasi partilerle açık oturup konuşuruz dedik. Bu çerçevede CHP ile de görüşüldü.

Netleşmiş bir iş birliği, güç birliği yok. Sadece hangi kentlerde iş birliği yapılabilir konusunda bir komisyon görevlendirdik. Onlar çalışmalar yürütüyorlar. İş birliği olacaksa da kamuoyunun bilgisi dahilinde olacak. Geçmiş dönemde farklı bir taktik, strateji vardı. İktidara kaybettirmek, muhalefete kazandırmak. Şimdi ‘kazan kazan’ dedik. Halkın, emekçilerin, yoksulların iradesinin yönetime yansıyabileceği bir stratejiyi benimsiyoruz.

İş birliğimiz halinde, kentlerin kazanılması halinde birlikte yönetebileceğimiz, söz ve karar süreçlerinde bulanabileceğimiz kentler üzerinde bir çalışma yürüteceğiz. Nereye evrilir, nasıl bir sonuç ortaya çıkar onu şimdiden söyleyemeyiz.

“İş birliği sadece CHP ile sınırlı değil”

CHP taleplerinize nasıl yaklaştı?

Aslında herhangi bir talep yok, çok net. Formül şu: İki partinin de oylarının bir araya gelerek kazanacağı kentleri belirlemeye çalışıyoruz. CHP’nin iddialı olduğu yerlerde kendi adayları, bizim iddialı olduğumuz yerlerde kendi adaylarımız. İş birliklerinde karşılıklı fayda esastır. Bu sadece CHP ile sınırlı değil, sol, sosyalist, demokrat diğer partilerin de iddialı olduğu yerler var. EMEP, TİP, DEVA, SAADET için de bunlar geçerlidir. Oylarımızın bir araya gelmesiyle kazanma şansının ortaya çıktığı kentlerde birlikte çalışmak temel önceliğimizdir.

CHP ile ittifak gerçekleşirse İstanbul dahil batıdaki büyükşehirlerde nasıl bir yol izleyeceksiniz

Türkiye geneli için İstanbul, Ankara ve birkaç büyükşehir bütün partiler için çok önemli, seçim sonucu açısından. Bizim de bu kentlerde sonucu belirleyebilecek çok yüksek oranda oyumuz var. Oylarımız sonuçları belirleyecek durumdadır. Şimdilik sadece Ankara’yı değil, seçime gireceğimiz 7 il 27 ilçe açıkladık.

Buralarda en geniş kent uzlaşısıyla adaylarımızı belirleyip seçime gireceğiz. Bunların dışında iş birliği yapacağımız kentlerde; adayın nitelikleri, demokrasiye, kadına, Kürt meselesine; emekçilere, yoksullara, ekolojiye, sanata, evrensel hukuk ilkelerine nasıl baktığıyla da ilgileniyoruz.

İddialı olduğunuz yerlerden biri de Mersin’in Akdeniz ilçesi. Burada bir ittifak gerçekleşirse CHP’den destek alabilecek misiniz?

Akdeniz, daha önce tek başımıza girdiğimiz seçimlerde her şeye rağmen kazandığımız bir ilçemizdi. CHP ile iş birliği yaptığımız seçimlerde belediyeyi kaybettik. Bence bu sorunun muhatabı aslında CHP’dir. Sayın Özgür Özel’dir. Nasıl telafi ederler onlara sormak gerekiyor. Orada ön seçim yaptık. Çok nitelikli, genç, yetenekli iki eş başkan adayımız seçildi. Yönetimimiz seçimlere burada da özenle ve kapsayıcı bir şekilde hazırlanıyor.

CHP’nin belirleyeceği özellikle büyükşehirlerdeki adaylarına ilişkin sizin bir tavsiyede bulunma durumunuz olur mu?

Biz başka bir siyasi partinin adaylarına karışmayız. İlkelerimiz var, ölçüler çok net. Kadın düşmanı, demokrasi düşmanı, rantçı, çevre ve doğa düşmanı, ırkçı, milliyetçi bir adayı desteklemeyiz. Ölçülerimiz çok net. Biz başka bir partinin şu aday olsun, bu olmasın gibi tartışmalarına asla müdahil olmayız. Biz ancak ilkelerimizi ortaya koymakla mükellefiz.

“Abartılı talepler doğru değil, ortaklaşmadan yanayız”

Genel seçimlerde TİP’le ittifaka gidildi. Yerel seçimde TİP’le bir ittifaka gidilecek mi? Ayrıca Tunceli’de EMEP’in de içinde yer aldığı bazı partilerle bir ittifak söz konusu olacak mı?

Bileşen ve birey hukukuna sahip bir partiyiz. Aynı zamanda Halkların Demokratik Kongresi’ne üye bir partiyiz. 6 birleşeni olan ve birçok sol, sosyalist, demokrat ve mütedeyyin bireyin 11 yıldır birlikte yürüttüğü bir gelenekten bahsediyoruz. Yaptığımız iş birliklerinde ilkelere bakarız, ilkeler üzerinde iş birlikleri ve ittifaklar kurarız. Bir önceki seçimde Emek Özgürlük İttifakı’nı kurduk.

Şu anda bütün Emek Özgürlük İttifakı bileşenleri ile tek tek görüşüyoruz. Dün de bugün de görüştük. Dışında kalanlarla da görüşüyoruz. Sol Parti, Halk Evleri, dergi çevreleri gibi birçok kesimle görüşüyoruz. Yerel seçimlerde toptan bir ittifak olmuyor. Kimi yerlerde TİP var, kimi yerlerde EMEP var. Başka yerlerde başka bir siyasi gelenek, siyasi parti var. Dolayısıyla yerelin özgünlüğüne göre kiminle iş birliği yapmamız gerektiği zaten ortaya çıkıyor. O çerçevede görüşmeler sürüyor. TİP’le de görüşüyoruz, görüştük. Onların bazı kentlerde iddiaları var. Bazı kentlerde olası ortaklaşmalar üzerine bir çalışma yürütebiliriz.

Dersim bizimle birlikte demokratik yerel yönetimler anlayışıyla tanıştı. Sonra başka deneyimler oldu, kayyım oldu. Ben Dersim halkının bu deneyimlerin bütününü karşılaştırarak bir karar vereceğine inanıyorum. Dersim’de iş birliği anlayışımız devam ediyor. Zorlayacağız. Abartılı talepler doğru değil, ortaklaşmadan yanayız. Bu dönem DEM Parti adı altında Dersim’de büyük bir zaferi hep birlikte, ortaklaşarak kazanmalıyız. Dersim’de birçok siyasi parti ve anlayışla ilçelerde de iş birliği olabilir. Biz açığız. Gelenle oturup konuşuruz. Olursa birlikte yürürüz. Birçok merkezde Dersim dahil olmak üzere görüşmelerimiz devam ediyor.

Paylaşın

İmamoğlu: Ekonomiyi Yönetemeyenler, Kentsel Dönüşümü Yönetmezler

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “Çok zorlu bir ekonomik süreçten geçiyoruz. Dünyada savaşın içinde olan ülkelerde dahi bu kadar yüksek enflasyon, faiz, maliyet artışları dünyanın hiçbir yerinde yok. Dünyada maalesef enflasyon ve faizde bize çağ atlatan bir yönetimle karşı karşıyayız” dedi ve ekledi:

“Ekonomiyi yönetemeyenler, kentsel dönüşümü yönetmezler. Bir yandan işsizlik yoksulluk yaratırlarken bir yandan da kentsel dönüşüm mağdurlarını dinlemeye dahi tahammül edemiyorlar. Halkın sesini duyurmak istemedikleri için vatandaşların kamerasını dahi kapatıyorlar. Ben istiyorum ki ne biz ne de tek bir yöneticim böylesi bir duruma hiçbir vatandaşın huzurunda düşmesin. Düşmeyecekler de.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Eyüpsultan’da; Yeşilpınar Evleri 2. Etap Anahtar Teslim Töreni’ne katıldı. Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Ekrem İmamoğlu, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Yeşilpınar’da benim de heyecanla beklediğim, hanımefendilerle beyefendileriyle ve onların çok değerli aileleriyle birlikte. Deprem meselesi en önemli sorun. Bu konuda hep birlikte el birliğiyle iş üretmemiz gerekiyor. İstanbul’un en hayati sorunudur. Sağlıklı ve güvenli binalarda yaşamak zorundayız. İstanbul ve Türkiye adına yüzde yüz bir beka sorunudur. Hayatta ve ayakta kalabilmek meselesidir.

Kentsel dönüşüm bir önemini sıralarız. Kentsel dönüşüm ihmal edilmiştir. Bu iş başka yönüyle ele alınmıştır. Deprem; dönüşüm gelişim, sosyal konutlar derken İstanbul’a yüzbinlerce lüks konut yaparak halka dağıtılmayan, bir avuç insanı mutlu eden bir rantta dönüşmüştür. Kentsel dönüşüm oluşamamıştır. Biz 2019 yılından bu yana hem örnek bir dönüşüm süreci var etmeye devam ederken bir yandan da devletimizin kurum ve kuruluşlarıyla eş güdümlü çalışabilmek arayışında olduk, kapıları çalmaya gayret ettik.

Ama ne yazık ki kulaklarını bu süreçlere tıkadılar. Çünkü kentsel dönüşüm meselesi eğer siz birlilerinin kazanç sahası haline getirseniz buradan başarı elde etme şansınız olmaz. Vatandaşların çıkarlarını her şeyin üstüne koymazsanız bu sistem yürümez Biz vatandaşların çıkarını en yükseğe koyduk. Her sürecini vatandaşımızla şeffaf bir biçimde konuşarak yaptık. Vatandaşımızın mülk sahibi olduğunu bildik.

“Ekonomiyi yönetemeyenler, kentsel dönüşümü yönetmezler”

Çok zorlu bir ekonomik süreçten geçiyoruz. Dünyada savaşın içinde olan ülkelerde dahi bu kadar yüksek enflasyon, faiz, maliyet artışları dünyanın hiçbir yerinde yok. Dünyada maalesef enflasyon ve faizde bize çağ atlatan bir yönetimle karşı karşıyayız. Ekonomiyi yönetemeyenler, kentsel dönüşümü yönetmezler.

Bir yandan işsizlik yoksulluk yaratırlarken bir yandan da kentsel dönüşüm mağdurlarını dinlemeye dahi tahammül edemiyorlar. Halkın sesini duyurmak istemedikleri için vatandaşların kamerasını dahi kapatıyorlar. Ben istiyorum ki ne biz ne de tek bir yöneticim böylesi bir duruma hiçbir vatandaşın Huzurunda düşmesin. Düşmeyecekler de.

2018 yılında satılmaya çalışılan bir alanda yüzlerce vatandaşlarımızın sağlam, dirençli yuvalarına kavuşmasının gururu bir başka. Ben o dönemde en az 3 kez buraya geldim. Vatandaşın durumunu görmek için de geldim. Temel atamda bir feryat duymuştum, bir takım yanlış yönlendirmelerle insanımız tedirgin olmuştu. Onlara da kızmamıştım çünkü geçmişte kaygılanacakları birçok hatayı yönetimler yapmıştı. Biz öyle değiliz.

Kentsel dönüşümde kimsenin kaybetmediği, herkesin kazançlı çıktığı bir süreci hep birlikte ortaya koyuyoruz. Biz bunun iyisini yapıyoruz. Bir başkası daha iyisini yapmak için mücadele etsin. Biz aşağı bastırmak için değil. Deprem iş, kentsel dönüşüm işi birlikte kol kola yapma işi. Birlikte açılışlarını beraber yapalım. Bizden sadece mal kaçırmak isteyenler meseleyi sadece şuraya koyuyorlar, “Biz kazalım” ben de diyorum ki biz kazanlım.

O ben diyen akıldan çıkıp millet kazancayız bunu bir türlü öğretmedik.  Bizim huzurumuz bu güzel işler sayesinde arttıkça, kafamızı yastığa güzel koydukça güzel ve kısa uykularımızla geceyi geçirince yine tam enerjik yola koştukça bazılarının da uykuları kaçıyor. Bunu anlıyorum. Onları uykusuz bırakmaya devam edeceğiz. Çünkü vatandaşımızı boş vaatlerle ve seçime endeksli projelerle kandırmadık, kandırmayacağız. Kandırmaya çalışanların da kandırmasına fırsat veremeyeceğiz.

İmamoğlu’ndan Murat Kurum’a gönderme: Halkın sesini duyurmak istemedikleri için vatandaşların kamerasını dahi kapatıyorlar. İstanbul’u israftan kendi ifadeleri ile ihanetten uzak tutacağız. İnsanına hizmet eden anlayışı getirdik. Büyüterek devam edeceğiz. İsraf üreten kaybedecek kazanan 16 milyon İstanbullu olacak.”

Paylaşın

Batık Krediler 192 Milyar Liraya Yükseldi

CHP Milletvekili Bekir Başevirgen, kötü ekonomi yönetiminin yurttaşları içinden çıkılmaz bir borç batağına soktuğunu belirterek, “Bu korkunç tablo her geçen hafta, her geçen gün daha da karanlık bir hal alıyor” dedi ve ekledi:

“Bankaların vadesinde tahsil edemediği için icra takibine aldığı batık krediler 2023 yılının son haftasında alışılmadık bir şekilde 16,3 milyar lira arttı. 191,4 milyar liraya kadar tırmanan batık krediler 5 Ocak itibariyle de 192 milyar liraya çıktı.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sol Haber’in aktardığına göre; Başevirgen, tüketicilerin bankalara olan borcundaki hızlı artışa dikkat çekti.

Bankaların bireysel kredi ve kredi kartı nedeniyle vatandaşlardan alacakları, yılın ilk haftasında 24,9 milyar lira arttı. Bu artışla 2 trilyon 753 milyar liraya çıkan tüketicilerin banka borcu, son üç haftada 125 milyar lira arttı. Bankaların zamanında tahsil edilemediği için icra takibine aldıkları vatandaşlardan olan alacakları ise 1 milyar liraya yakın artarak 46,3 milyar lirayı buldu.

Kötü ekonomi yönetiminin yurttaşları içinden çıkılmaz bir borç batağına soktuğunu söyleyen Başevirgen, “Bu korkunç tablo her geçen hafta, her geçen gün daha da karanlık bir hal alıyor. Bankaların vadesinde tahsil edemediği için icra takibine aldığı batık krediler 2023 yılının son haftasında alışılmadık bir şekilde 16,3 milyar lira arttı. 191,4 milyar liraya kadar tırmanan batık krediler 5 Ocak itibariyle de 192 milyar liraya çıktı” dedi.

“Tüketicilerin banka borcu son 3 haftada 125 milyar lira arttı”

Vatandaşların borçlarının yılın ilk haftasında da büyüdüğüne dikkat çekti: Vatandaşların bankalara olan bireysel kredi ve kredi kartı borcu da kredi faizlerindeki yükselişe rağmen büyümesini 2024 yılının ilk haftasında da sürdürdü. Bankaların bireysel kredi ve kredi kartı nedeniyle vatandaşlardan alacakları yılın ilk haftasında 24,9 milyar lira arttı. Bu artışla 2 trilyon 753 milyar liraya çıkan tüketicilerin banka borcu son üç haftada 125 milyar lira arttı.

“Yüksek faize rağmen, borçlanmadaki bu yüksek artış, yüksek enflasyon beklentisi nedeniyle vatandaşların, fiyatlar daha fazla artmadan tüketim taleplerini öne çekmeye devam ettiklerini gösteriyor. Yılın ilk haftasında tüketici kredilerinin bakiyesinde 3,6 milyar liralık, kredi kartı borç bakiyesinde ise 21,4 milyar liralık artış yaşandı. Bankaların zamanında tahsil edilemediği için icra takibine aldıkları vatandaşlardan olan alacakları ise söz konusu haftada 1 milyar liraya yakın artarak 46,3 milyar oldu”.

Yurttaşların TOKİ’ye olan borçlarındaki artışa da dikkat çeken Başevirgen, “Merkez Bankasının hazırladığı Finansal İstikrar Raporuna göre, varlık yönetim şirketlerinin kontrolünde ise 41 milyar liralık batık tüketici kredisi alacağı bulunuyor. Dolayısıyla vatandaşların faizleri ve icra masrafları hariç 86 milyar liraya yakın icralık kredi borcu bulunuyor. Vatandaşların TOKİ’ye borcu da azımsanamayacak noktaya ulaştı. Yurttaşların TOKİ’ye de 59 milyar liralık taksitli konut borcu bulunuyor” dedi.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den “Yerel Seçimler” Mesajı

Katıldığı bir etkinlikte yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Lideri Özgür Özel, partisinin yönettiği belediyelerin göç aldığını, partisinin belediyecilik anlayışını ülkenin her tarafına yaymak istediklerini ifade etti:

“Göç alan kentler, ilçeler CHP yönetiminde. İnsanların göç edip ayrılmak istediği yerleri başkaları yönetiyor. Herkesi Çankaya’ya getirebilir, herkesi Yenimahalleli yapabilir miyiz? Herkes Karşıyaka, Kadıköy’de oturabilir mi? Olmaz.

Ama 31 Mart seçimlerinde eğer CHP belediyelerine oy verirseniz, böyle halkçı belediye başkanları ve bu kadar hizmetler sizin beldenize, ilçenize, şehrinize gelebilir. Onun için de yapılması gereken CHP’nin belediyecilik anlayışına sahip olacak olan belediye başkanlarımıza Anadolu’nun dört bir yanında, 973 ilçe ve 81 ilde oy vermektir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Abidin Paşa Köşkü Milli Mücadele Müzesi’nin açılışına katıldı. Çankaya Belediyesi’nin ev sahipliğindeki açılışa, Özgür Özel ile birlikte bir önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş da katıldı.

Müze için Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’e teşekkür eden Özgür Özel, CHP Genel Merkezi’nde gençlerin de müze nedeniyle heyecanlı olduğunu söyledi. Özel, “‘Oraya gideceksiniz, bütün dokümanları dijital olarak göreceksiniz, Gazi Mustafa Kemal Atatük’ün hologramı ile birlikte fotoğraf çektirebileceksiniz’ dediğimde, gözlerindeki heyecanı görmek lazımdı” dedi.

İktidarı eleştiren Özgür Özel, konuşmasına şöyle devam etti: Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Tarihini bilmeyen milletler yok olmaya mahkumdur’ der. Bozkırın ortasında bir Avrupa başkenti yaratmış, bir büyük vizyondan bahsediyoruz. Onun partisinde siyaset yapmanın, üye olmanın gururunu hepimiz taşıyoruz. Birileri başka bir Ankara düşlüyor. Ankara’nın köklü kurumlarını, devletin köklü kurumlarını İstanbul’a taşıyorlar, taşımayı hayal ediyorlar.

Ankara’ya burun kıvırıyorlar çünkü bu Ankara’nın Gazi’nin Ankara’sı ve onun büyük vizyonu olduğunu biliyorlar. Cumhuriyetin kurucu kadrolarına duydukları husumetle, Cumhuriyeti Cumhuriyet yapan değerlerle yaşadıkları çelişkilerle bir aşındırmanın telaşı içindeler. Ne diyorlar? ‘Biz 150 yıldır bunlarla karşı karşıyayız. Onlar 150 yıl önce genç Türklerden CHP akımıdır.

Biz bu genç Türklerin karşısındayız, o gün bugündür karşı karşıyayız’ diyorlar. Ben öyle ayırmak, kutuplaşmak ve çatışmaktan yana değilim. Ama madem ki ‘150 yıldır onlar başka tarafta’ diyorlar, evet biz 150 yıldır tek adam yerine meclisleri savunuyoruz. 150 yıldır buyruklar yerine anayasayı savunuyoruz. Biz İkinci Meşrutiyet için can vermeyi göze alanlarız.

“Herkes Karşıyaka, Kadıköy’de oturabilir mi?”

Yerel seçimlerle ilgili mesajlar da veren Özel, CHP’nin yönettiği belediyelerin göç aldığını, CHP’nin belediyecilik anlayışını ülkenin her tarafına yaymak istediklerini ifade etti: Göç alan kentler, ilçeler CHP yönetiminde. İnsanların göç edip ayrılmak istediği yerleri başkaları yönetiyor.

Herkesi Çankaya’ya getirebilir, herkesi Yenimahalleli yapabilir miyiz? Herkes Karşıyaka, Kadıköy’de oturabilir mi? Olmaz. Ama 31 Mart seçimlerinde eğer CHP belediyelerine oy verirseniz, böyle halkçı belediye başkanları ve bu kadar hizmetler sizin beldenize, ilçenize, şehrinize gelebilir. Onun için de yapılması gereken CHP’nin belediyecilik anlayışına sahip olacak olan belediye başkanlarımıza Anadolu’nun dört bir yanında, 973 ilçe ve 81 ilde oy vermektir.”

Paylaşın

Akşener’e Bir Tepki De Cumartesi Anneleri’nden: Kalleşçe…

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘siyasi cinayetler’ açıklamasına tepki gösteren Cumartesi Annesi / İnsanı Hanife Yıldız, “Ben bir anne olarak size oğlumu mertçe getirdim, siz benim evladımı kalleşçe yok ettiniz” dedi ve ekledi:

“Meral hanım, sen kim oluyorsun? Mertlik kim sen kim. Bırak Kürt düşmanlığını, Alevi düşmanlığını, halk düşmanlığını. Lanet olsun sizin siyasetinize de. Başkanlığınız da sizin başınızı yesin. Yeter artık gençlerin başını yediniz.”

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 982. hafta buluşması bugün Galatasaray Meydanı’ndaydı. Eylemde, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e tepki gösterilirken, gözaltında kaybedilen Abdullah Canan’ın davasındaki cezasızlığa dikkat çekildi.

Açıklamaya, hak savunucularından sadece 10 kişinin basın açıklamasına katılmasına izin verildi. Yoğun yağmura rağmen düzenlenen eylemde haftanın açıklamasını İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi (İHD) Başkanı Avukat Gülseren Yoleri okudu.

Yoleri, açıklamayı okumadan önce İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 18 Ocak Perşembe günü partisinin Sivas Belediye Başkan adayı Mehmet Ceylan’ı açıkladığı buluşmadaki ‘siyasi cinayetler’ açıklamasına tepki gösterdi.

Yoleri, şunları söyledi: “Meral Akşener yaptığı açıklamada, 90’larda işlenen siyasi cinayetlere işaret ederek mertçe ifadesini kullandı. Biz bu açıklamanın fecaat olduğunun altını çizmek istiyoruz. O yıllarda karanlık içinde karanlık güçler tarafından yapıldığını iddia bugüne kadar bu şekilde açıklanan bu siyasi cinayetlerin kayıpların mertçe istendiğini söylemek o gün işlenen suçların aynı zamanda övülmesidir.

Eğer mertçe işlendiyse neden halen bu suçlar karanlıkta. Neden failler kendilerini açıklamaktan korkuyorlar neden halen yargılanmaktan korkuyorlar. Neden biz 28 yıldır hakikatlerin açığa çıkması faillerin yargılanması için mücadele ediyoruz? Her hafta hakikatlerin katillerin kamuoyu önünde açıkladığımız için baskılarla yasaklarla susturulmak isteniyoruz? Bunu kamuoyu önünde sormak istiyoruz.”

Daha sonra açıklamayı okuyan Yoleri, “Abdullah Canan için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” diye seslendi, şöyle dedi: Bu topraklarda yaşanan gözaltında kaybetmelere ve bu suça eşlik eden cezasızlık olgusuna karşı kamuoyunu bilgilendirmek ve haklı taleplerimizi duyurmak amacıyla 982 haftadır barışçıl buluşmalarımızı sürdürüyoruz.

Cezasızlık; suç işleyen kişilerin işledikleri suçun hukuki sonuçlarından muaf tutulması durumu olarak karşımıza çıkmakta ve adalet sisteminin zayıf bir halkası olarak hukuku etkisizleştirmeye, Türkiye’yi evrensel demokrasi ilkelerinden uzaklaştırmaya devam etmektedir.

982. haftamızda bir kez daha hatırlatıyoruz: Hukukun temel değerlerine olan inancı sarsan, toplumun huzur ve barışını tehdit eden cezasızlık son bulmadan hukukun üstünlüğü korunamaz ve herkes için adil bir yargı sistemi sağlanamaz. 982. haftamızda bilinen failleri cezasız bırakılan Abdullah Canan için adalet istiyoruz.

Üç kuşak Abdullah Canan’ı arıyorlar 

Açıklama sonrasında Abdullah Canan’ın oğlu Vahap Canan da konuştu, şöyle dedi: “90’lı yıllardaki cinayetlerde babasını yitiren biri olarak söylüyorum. Mertçe olarak dediğiniz cinayetler, lanetli cinayetlerdir. O yıllar lanetli yıllardı. Sayın Akşener bunlar namertçe cinayetlerdir, bunlar geleceğimize ipotek koyan cinayetlerdir. Babamız için açılan davada gördük katil Mehmet Emin Yurdakul olduğunu gördük.”

“Yüksekova çetesini aklamaya çalışanlar vardı biz bunları da lanetliyoruz. Bizi buraya 10 kişilik bir grupla sıkıştırmaya çalışıyorlar, biz burada tüm kayıplarımızın sesiyiz sesi olmaya devam edeceğiz. Bizden öncekiler ve sonraki kuşaklar hak arayışından vazgeçmeyecek. ‘Dünya karanlığın tamamı birleşse dahi mum ışığını söndüremez’. Bizi kimse söndüremez. Biz bu ülkenin mum ışığıyı. Katil Mehmet Emin Yurdakul’u lanetliyoruz.”

Açıklamanın ardından oğlu Murat Yıldız 1995’te kaybedilen Cumartesi Annesi Hanife Yıldız da Akşener’e tepki gösterdi: Ben bir anne olarak size oğlumu mertçe getirdim, siz benim evladımı kalleşçe yok ettiniz. Meral hanım, sen kim oluyorsun? Mertlik kim sen kim. Bırak Kürt düşmanlığını, Alevi düşmanlığını, halk düşmanlığını. Lanet olsun sizin siyasetinize de. Başkanlığınız da sizin başınızı yesin. Yeter artık gençlerin başını yediniz.

Kayıp yakınları, Galatasaray Meydanı’na çiçek bırakması ile eylem sona erdi.

Abdullah Canan nasıl kaybedildi?

43 yaşındaki Abdullah Canan, Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. 17 Ocak 1996 sabahı Hakkâri’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldı. Tanık beyanlarına göre Yüksekova – Van karayolunda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı. Askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldü.

Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak, Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak Canan’ın gözaltına alındığı inkâr edildi. 21 Şubat 1996 tarihinde Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu.

Canan Ailesi, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, Abdullah Canan’ın öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul aleyhine suç duyurusunda bulundu.

Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç, savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan’ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Yurdakul’un talimatı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak, gözaltına alındığı inkâr edilen Abdullah Canan’ı o dönem tabur karargâhındaki revirde gördüğünü söyledi.

Kahraman Bilgiç, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt hakkında Diyarbakır DGM Savcılığı’nca soruşturma açıldı. Bu kişiler, Abdullah Canan’ı tasarlayarak öldürmekle suçlandı.

Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddiaları yeterli ve inandırıcı bulunmadı. 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildi. 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1. Ceza Dairesi beraat kararını onadı. (Karar No: 2001/1226)

Bunun üzerine Canan Ailesi, 1 Aralık 1997 tarihinde AİHM’e başvurdu. AİHM, “Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır.” tespitinde bulundu. Türkiye’nin iç hukuktaki yaklaşımını şaşkınlık verici olarak değerlendirip oy birliği ile mahkûmiyet kararı verdi. (Başvuru No:39436/98)

Gözaltında kaybedilişinin 28. yılında bir kez daha hatırlatıyoruz: Savcılık ifadelerinde, mahkeme tutanaklarında, TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nda, Yargıtay Başsavcısı’nın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na yaptığı itiraz yazısında, AİHM kararında Abdullah Canan’ı gözaltına alanlar, işkence ile katleden ve kaybedenlerin isimleri yazılıdır.

Devlet, Abdullah Canan’ın gözaltında kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenmeli, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yeniden yargılanıp cezalandırılmaları sağlanmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Abdullah Canan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın