Mısır, Turistik Kasabayı 22 Milyar Dolara Birleşik Arap Emirlikleri’ne Sattı

2024 yılı içerisinde 40 milyar dolar borç ödemesi gereken Mısır’ın Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 22 milyar dolar karşılığında, Akdeniz kıyısında bulunan Ras El-Hekma’yı Birleşik Arap Emirlikleri’ne sattı.

109 milyon nüfusu sahip Mısır’da enflasyon ağustos verilerine göre yıllık yüzde 40’ın üstünde. Mısır’da halkın yarısından fazlası açlık sınırının altında bir gelirle yaşıyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; Mısır, başkent Kahire’nin yaklaşık 350 kilometre kuzeybatısında, Akdeniz kıyısında bulunan Ras El-Hekma bölgesinde yaklaşık 22 milyar dolar tutarında yatırım yapması için Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaşıldığı yolundaki basında çıkan haberleri resmen teyit etti.

Mısır Serbest Bölgeler Yönetimi Genel Müdürü Hüssam Heiba, “CNBC Arabistan” kanalına verdiği demeçte, Ras el-Hikma’yı geliştirme projesinin 22 milyar dolara mal olacağının tahmin edildiğini söyledi.

Ras El-Hekma bölgesini geliştirmek için yerel ortaklarla birlikte çalışmak üzere BAE’den bir konsorsiyumun seçildiğini kaydeden Mısırlı yetkili, projeye yönelik ilk yatırımların 22 milyar doları aşabileceğini bildirdi.

Mısırlı yetkili, BAE konsorsiyumunun projenin finansmanından, geliştirilmesinden ve yönetilmesinden sorumlu olacağını belirterek, “Projenin uygulanmasına yerli ve yabancı firmaların katılacak. Müzakereleri tamamladık ve şimdi sözleşme imzalamaya hazırlanıyoruz” dedi.

Bloomberg, Abu Dabi’nin, Mısır’ın kuzey kıyısındaki arazileri satın almak ve geliştirmek için görüşmelerde bulunduğunu ilk kez gündeme getirmişti. Bu arada “Middle East Eye” adlı internet haber sitesinin aktardığına göre, şehrin geliştirilmesi için planlanan proje, Mısır İmar Bakanlığı ile ve BAE Maliye Bakanlığı arasında yürütülecek.

Muhalefetten sert eleştiriler

Basında çıkan haberlerde, ülkenin yaşadığı ciddi döviz sıkıntısı yüzünden zor günler geçiren Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin turistik kasabayı satma planı muhalifleri tarafından sert bir şekilde eleştirilmesine yol açmıştı.

Muhalifler, döviz sıkıntısını aşma uğruna Mısır’ın en güzel kıyı bölgelerinden biri olan Ras el-Hikma’dan vazgeçmesine tepki gösteriyor.

Hisham Sabri isimli emekli bir güvenlik yetkilisi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada satılan tatil kasabasını “yeryüzündeki cennet” diyerek tanımlarken, “Cidden Sisi’nin felaketlerine ayak uyduramıyorum. O, saatte 250 km hızla kazaya gidiyor” dedi.

Sinema oyuncusu Amr Waked ise “Burayı satmanıza kim izin verdi, burası annenizin ya da babanızı özel mülkü mü?” diyerek tepkisini dile getirdi.

Mısır ulusal para birimi, ülkenin yaşadığı ekonomik darboğaz yüzünden son bir yıl içinde karaborsada ABD doları karşısında yüzde 50 değer kaybetti.

IMF heyeti, 10 milyar dolar tutarında yeni bir kredi açılması için ülkeye yaptığı iki haftalık ziyareti dün tamamladı. 109 milyon nüfusu sahip Mısır’da enflasyon ağustos verilerine göre yıllık yüzde 40’ın üstünde.

Mısır’da halkın yarısından fazlası açlık sınırının altında bir gelirle yaşıyor. Sisi’nin son 10 yıllık iktidarı döneminde Mısır’ın dış borcu 164 milyar dolara çıktı. Merkez Bankası’nda 34 milyar dolar döviz rezervi kalan Mısır’ın bu yıl 40 milyar dolar borç ödemesi gerekiyor.

Paylaşın

DEM Parti, İstanbul Yarışına Meral Danış Beştaş Ve Murat Çepni İle Katılıyor

DEM Parti, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlerde sonucu en çok merak edilen İstanbul’da adaylarının Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni olduğunu açıkladı. Açıklama parti sözcüsü Ayşegül Doğan tarafından yapıldı.

Haber Merkezi / İstanbul’da mevcut belediye başkanı ve CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu ile AK Parti’nin adayı Murat Kurum’un adı öne çıkıyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin seçim hazırlıklarına ilişkin bilgi verdi ve güncel gelişmeleri değerlendirdi. Doğan şunları söyledi:

“Kıymetli ilgilerini ve dikkatlerini bize çevirenleri, DEM Parti adına tek tek sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Cizre’den geliyorum, ayağımın tozuyla karşınızdayım. 1 Şubat’tan bu yana Kars ve Van’dan başlayarak ilerleyen Özgürlük Yürüyüşü bugün 9’uncu gününde. Yeni duraklarda devam ediyor, çok coşkulu ve heyecanlı buluşmalar ve karşılamalarla devam ediyor. Özgürlük Yürüyüşü eşitlik, özgürlük, adalet ve barış talebi ile 15 Şubat’a kadar devam edecek. Buradan Özgürlük Yürüyüşçülerine azimleri, kararlılıkları ve yarattıkları umut için DEM Parti adına en sıcak selamlarımızı gönderiyorum.

Tecrit sadece İmralı Adası’nda veya hapishanelerde değil; ne yazık ki çoğumuzun hayatında. İşte bu yüzden tecrit her yerde diyoruz. İtiraz hakkımız, adalet talebimiz, ifade ve düşünce özgürlüğümüz kuşatılmış vaziyette. Bu yüzden tecrit her yerde. Tecrit bir kartopu gibi büyüyerek ne yazık ki Türkiye’yi rehin alıyor. Kartopu büyüyor, çünkü ülkenin her bireyine tek tek yeni bir yaşam biçimi ve formu dayatıyor. İşte buna karşı yürüyen Özgürlük Yürüyüşçülerine buradan selam olsun.

“Hesap soracağız, helalleşmeyeceğiz”

Hatay’da, Adıyaman’da, Maraş’ta büyük yıkımın yarattığı acılara rağmen itirazlarını, isyanlarını ve seslerini yükselten herkese, tüm acılı depremzedelere bir kez de yalnız olmadıklarını söylüyoruz. Yaşananlar, bizlere bu acıları reva görenler, gördürmeye devam edenler unutulmayacak, unutturulmayacak. Mutlaka takipçisi olacağız. Hesap soracağız, helalleşmeyeceğiz. Bunun da ayrıca bilinmesini istiyoruz. Toplumsal talepleri, önerileri, itiraz ve isyanları en çok duyan parti olarak birlikte hesap soracağız, birlikte affetmeyeceğiz ve birlikte helalleşmeyeceğiz. Türkiye’de hangi koşullarda ve nasıl yerel seçimlere hazırlandığımızı, işte bu acı olayları da yaşananları da her açıklamamızda hatırlatarak başlıyoruz. Basın toplantımızın bir gündemi de yerel seçimler.

Geçen hafta toplanan Merkez Yürütme Kurulumuz sonrası aldığımız kararları da sizlerle paylaşmıştım. O gün de hatırlamıştım, bugün de hatırlatmak istiyorum. Parti olarak aldığımız tüm kararlarda, Türkiye’nin çok çeşitli yerlerinde yaptığımız çeşitli buluşmalar, halk buluşmaları ve toplantılardaki talepler, eleştiriler ve öneriler belirleyici oldu.

Merkezi Seçim Koordinasyonu çalışmalarımız netleştikçe aşama aşama sizlerle paylaşıyoruz, paylaşmaya da devam edeceğiz. Yeni bir aşamadayız bugün itibariyle. Gelinen aşamada ön seçim, eğilim yoklaması ve kent uzlaşısı kapsamında belirlenen seçim bölgelerini ve adaylarımızı açıklamaya devam ediyoruz. Kent uzlaşısı hem ön seçimi hem eğilim yoklamasını hem de çeşitli yan yana gelişleri kapsayan ve bizim 2024 31 Martı’na hazırlanırken hazırlıklarımızı sürdürdüğümüz bir çerçeve. Adaylarımız il il şöyle:

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Ayşe Serra Bucak Küçük – Doğan Hatun
Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Devrim Demir – Ahmet Türk
Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Neslihan Şedal – Abdullah Zeydan

Bursa Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Kasım Yıldırım – Bilmez Erboğa
Antalya Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Kemal Bülbül – Nesibe Bahadır
Eskişehir Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Gamze Toprak – Suat Başaraner
Denizli Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Cevahir Kayar – Hanifi Yıldırım
Sakarya Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Engin Güleser – Emine Melis Tantan

Konya Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Gülbahar Gündüz – Bülent Kılıç
Samsun Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: İnci Aydın – Hasan İlten
Ordu Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Zeynep Toptaş Yılmaz – Necmettin Durmuş
Trabzon Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Leyla Üzüm – Samedin Gündoğan
Kayseri Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı: Remziye Erener – İhsan Sarıyar

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Fatma Şıkyürek – Ali Ardıç
Malatya Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Sevim Şimşek Bayram – Abdulvahap Ekim
Ağrı Belediye Eşbaşkan adayları: Hazal Aras – Memet Akkuş
Batman Belediye Eşbaşkan adayları: Gülüstan Sönük – Mehdi Öztüzün
Bitlis Belediye Eşbaşkan adayları: Sümeye Kızıltepe – Enver Barin

Hakkari Belediye Eşbaşkan adayları: Viyan Tekce – Mehmet Sıddık Akış
Iğdır Belediye Eşbaşkan adayları: Nejla Kum – Mehmet Nuri Güneş
Kars Belediye Eşbaşkan adayları: Arzu Savaş Derman – Kenan Karahancı
Siirt Belediye Eşbaşkan adayları: Safiye Alağaş – Mehmet Kaysi
Bolu Belediye Eşbaşkan adayları: Birsen Baş – Veli Saçılık

Yalova Belediye Eşbaşkan adayları: Songül Hacıoğlu Dağ – Cengiz Topbaşlı
Çanakkale Belediye Eşbaşkan adayları: Canan Aytaç – Çetin Avcı
Sivas Belediye Eşbaşkan adayları: Semiha Şahin – Cemal Pir
Erzincan Belediye Eşbaşkan adayları: Elmast Tolmaç – Birhat Onuk
Uşak Belediye Eşbaşkan adayları: Azize Karadağ – Ahmet Ak

Artvin Belediye Eşbaşkan adayları: Fatma Biçer – Levent Serhan
Edirne Belediye Eşbaşkan adayları: Aylin Hacaloğlu – Mevlüt Aykoç
Giresun Belediye Eşbaşkan adayları: Feride Kızgit – Ümit Bozan
Kırıkkale Belediye Eşbaşkan adayları: Şehmiran Güneş – Razi Taşkın
Kırklareli Belediye Eşbaşkan adayları: Arzu Fırat – Adnan Aydın

Kırşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Kadriye Turan – Cemil Akkaş
Yozgat Belediye Eşbaşkan adayları: Merve Eylül Bütün – Bager Aşkın
Zonguldak Belediye Eşbaşkan adayları: Çağla Özgençtürk – İbrahim Nebioğlu
Tokat Belediye Eşbaşkan adayları: Dilber Demir – Reşat Yıldız
Sinop Belediye Eşbaşkan adayları: Filiz Yalçın – Erol Aydemir

Rize Belediye Eşbaşkan adayları: Nurettin Aydın – Semanur Akar
Niğde Belediye Eşbaşkan adayları: Başak Caner Aktaş – Hacı Zırığ
Nevşehir Belediye Eşbaşkan adayları: Helin Elif Geyik – Erdem Eren Bektaş
Kütahya Belediye Eşbaşkan adayları: Sibel Temel – Hakan Etemoğlu
Kastamonu Belediye Eşbaşkan adayları: Hatice Uçar – Yakup Akyol

Gümüşhane Belediye Eşbaşkan adayları: Gülşen Işık – Abdulsamed Gültekin
Çankırı Belediye Eşbaşkan adayları: Azize Akoğlu – Veysel Yıldırım
Burdur Belediye Eşbaşkan adayları: Fatma Arslan – Tamer Kaş
Bayburt Belediye Eşbaşkan adayları: Tülay Kılınç – Recep Özmen
Bartın Belediye Eşbaşkan adayları: Leyla Danış – Kemal Eroğlu

Bilecik Belediye Eşbaşkan adayları: Züleyha Çengel – Ömer Ege
Karabük Belediye Eşbaşkan adayları: Emine Kaya – Adnan Aksu
Isparta Belediye Eşbaşkan adayları: Meral Karakuş – Nizam Aktepe
Afyonkarahisar Belediye Eşbaşkan adayları: Zehra Yalçın – Sezer Erikli
Amasya Belediye Eşbaşkan adayları: Güvercin Ünaldı – Reşit Güneç

Düzce Belediye Eşbaşkan adayları: Ayfer Fatma Çelik – Zabit Vurdu
Aksaray Belediye Eşbaşkan adayları: Hanife Gedik Başer – Azad Demirağ
Akdeniz Belediye Eşbaşkan adayları: Hoşyar Sarıyıldız – Nuriye Arslan
Cihanbeyli Belediye Eşbaşkan adayları: Eylül Yaylacı – Hasan Ateşci
Kulu Belediye Eşbaşkan adayları: Ayşe Özdemir – Bekir Karakurt

Vakit geldi, İstanbul diyorsunuz bekliyorsunuz. İstanbul’u açıklamadan önce parti olarak bazı açıklamalar yapmak istiyoruz. Tüm bu kararları halk oylamaları, ön seçim ve eğilim yoklamasıyla aldık dedik. Ama bizi bu sürece getiren bazı hatırlatmalar da yaptık. Yüzlerce halk buluşması dedik. Alanlardayız, meydanlardayız dedik. DEM Parti çatısı altında yan yana gelen demokrasi güçleriyle birlikte alıyoruz bu kararları dedik. Amacımız o güçleri çoğaltmak, bu sesleri ve yan yana gelişleri daha da büyütmek dedik en başından beri.

İstanbul’u açıklamadan önce size yine bir hatırlatma yapmak istiyorum. 4 Aralık’ta burada MYK’da çıkan eğilimi açıkladığımızda; yani Türkiye’nin her yerinde seçime kendi adaylarımızla girme eğilimini açıkladığımızda bunu Parti Meclisine götüreceğimizi açıklamıştık. PM’de bu öneriler değerlendildi, ardından bir yazılı açıklama yapıldı. DEM Parti olarak bu açıklamadan sonraki tartışmaları, analizleri, yorumları, değerlendirmeleri bizler de izliyoruz. Gelinen aşamada bu açıklamadan bazı hatırlatmalar yapma ihtiyacı hissettik. O gün vereceğimiz kararlar ve kuracağımız stratejik denklemlerle bütün Türkiye halklarımıza kazandıracağız dedik.

Parti Meclisi toplantısından sonra, yerel seçimlere ilişkin stratejimizin ve bu kapsamda neler yapacağımızın maddelendirildiği bir metin paylaşıldı kamuoyuyla. Metni hatırlamayanlar için tekrar ben metinden bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum geldiğimiz aşamanın daha net ve anlaşılır olması için.

“Her bağımsız siyasi partinin yapacağı gibi yerel yönetim seçimlerinde kendi adaylarımız ve listelerimizle kent yönetimlerinde yer alma eğilimimiz, Parti Meclisi toplantımızda yapılan tartışmalarla daha fazla güçlenmiştir. Parti Meclisimiz partimizin tüm kurullarıyla kapsayıcı, katılımcı, şeffaf ve demokratik aday olma süreçlerini yerel seçimlerin hazırlık çalışmalarının önemli bir aşaması olduğunu vurgulamış ve sürecin bir demokrasi şölenine dönüşmesinin önemine vurgu yapmıştır. (Aynen bunu uygulamaya çalıştık.) Ayrıca PM’de ortaya çıkan irade önümüzdeki seçimlerde sadece bir başarıyı değil büyük bir zaferi getirecektir. Biz kazanınca bu ülkenin emekçileri, ezilenleri, dışlananları, yok sayılanları kazanacak, kentler kazanacak.”

Yine metinde kadın özgürlükçü, halkçı, demokratik yerel yerel yönetimler anlayışımızın özellikle altı çizilmiş oldu. Çok önem verdiğimiz bir başka açıklamayı hatırlatmak istiyorum. İdeolojik, politik, siyasi duruşumuz ve dilimizle ne statükocu ne de restorasyoncu çizgiye benziyoruz.

Yol temel stratejik hattımızdır

Demokrasi, barış, özgürlük ve adalet değerlerini üretecek 3. Yol stratejisi temel hattımızdır. DEM Parti kendisini mücadele ve müzakere partisi olarak görmektedir. Bu yol sadece seçimde kazanım elde etme yolu değildir; bu yol aynı zamanda Kürt sorununun demokratik çözümünün yoludur. Bu yol kayyım gasplarına karşı halk iradesine sahip çıkma, yolsuzluk ve çürümüşlüğe karış halkın aşına, yaşamına ve özgürlüğüne sahip çıkma yoludur. Bunu bugün neden hatırlatma ihtiyacı hissettik? Çünkü tartışmalar bazen dünden, olanlardan, bugüne kadar kat edilen yollardan bağımsız ele alınabiliyor. Küçük bir katkımız olsun istedik böyle bir hatırlatmayla.

İstanbul Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adaylarımız Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni. Kendilerine başarılar diliyoruz. Diğer tüm belediye eş başkan adaylarımıza, il ve ilçe örgütlerimize, bizimle yol büyüyen yürümeye devam eden herkese teşekkürler. İstanbul’a DEM geliyor, artık tam zamanıdır diyoruz.

DEM Partililer, halklar demokrasi ve özgürlükler için birlikte yan yana, el ele ve omuz omuza mücadele ediyor. Sorumluluğumuzun farkındayız. Çabamız buna layık olmak içindir. Sürecin başından bu yana kararlı ve ısrarlı bir biçimde, hiçbir gelgit yaşamadan bu ülke yurttaşlarının yani hepimizin kazanacağı tüm seçenekler değerlendirildi. İddialıyız; DEM gelir, devran döner diyoruz. Kaybettirmek ya da kazandırmak için değil kazanmak için iddialıyız. Kaybettirmek ya da kazandırmak seçeneklerine sıkıştırılamayacak kadar tecrübeli ve güçlü bir siyasal hareketiz. Dün de öyleydik, bugün de öyleyiz. Kararlarımızı kimilerine rest ya da kimilerine jest olsun diye almıyoruz.

Dolayısıyla kimseye rest çekmiyor, kimseye de jest yapmıyoruz. Her şey oldukça açık ve son derece ilkeli ve şeffaf bir biçimde ortaya konuyor. Mücadele ve müzakere partisi olduğumuz gerçeğini hatırlatıyoruz. Siyaset halklar için eşitlik, adalet, özgürlük, refah ve daha iyi koşulların oluşması amacıyla yapılır. Diğer partiler kendilerine daha iyi hissetsin diye ya da daha kötü hissetsin diye değil. Bizim amacımız bu değil. Biz algı operasyonları ile yönlendirilebilecek bir parti değiliz. Gözü kulağı, gönlü bizimle olanlarla olmayanları ayırt edecek kadar büyük bir deneyimden ve ağır bedellerden süzülüp gelen bir hareketiz. Bunları ayırt edecek gücümüzün olduğunun bilinmesini isterim.”

Paylaşın

Erdoğan, CHP’li Belediyeleri Hedef Aldı

Partisinin Antalya aday tanıtım toplantısında konuşan Erdoğan, “Bir önceki seçimde iş başına gelen CHP zihniyetinin ideolojik esareti altında boğulan, tüm umutları tükenen şehirlerimizi çok kısa sürede yaşanabilir hala getirdik” dedi ve ekledi:

“İstnabul ve Ankara başta olmak üzere bizim hizmet ve eser siyasetimizle taşınan şehirlerimiz. Çeyrek asır boyunca adeta altın devirlerini yaşadı. İstanbul harap oldu, Ankara harap oldu. İzmir zaten berbat. Antalya zaten harap oldu.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “CHP’nin elindeki belediyelerimizi gerçek belediyecilik anlayışıyla tekrar buluşturmakta kararlıyız. Şehirlerimizi kişisel kariyer peşinde dolaşanlara bırakamayız. İnşallah 31 Mart’ta Antalya Cumhur İttifakı ile yeni bir döneme yelken açacak. Buna hazır mıyız?” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Expo Fuar Alanı’nda AK Parti Antalya İlçe Belediye Başkan Adayları Tanıtım Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Daha önce mahalli idarelerde hiç görülmemiş hizmetleri vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Şehirlerimizin nüfusunun çoğalmasıyla birlikte insanlarımızın belediyelerden beklentileri de değişti.

AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bu değişimi karşılamanın çabasındayız. Aziz milletimize daha iyi hizmet etmek için sadece kadrolarımızı değil belediyecilik vizyonumuzu da değiştirdik. 30 yıllık zengin tecrübemizi iktidardaki çalışmalarımızla yoğurduk.

“Antalya, Cumhur İttifakı ile yeni bir döneme yelken açacak”

CHP şehirlerimize irtifa kaybettirdi. İstanbul harap oldu, Ankara harap oldu. İzmir zaten berbat. Antalya zaten harap oldu. CHP’nin elindeki belediyelerimizi gerçek belediyecilik anlayışıyla tekrar buluşturmakta kararlıyız. Şehirlerimizi iş yapmak, milletin sıkıntılarına çözüm bulmak yerine şov yapan, kişisel kariyer peşinde koşan muhterislerin insafına bırakamayız. İnşallah 31 Mart’ta Antalya Cumhur İttifakı ile yeni bir döneme yelken açacak. Buna hazır mıyız?

Antalya’da doğru dürüst bir havalimanımız bile yoktu. Bugünkü havalimanını kimler hazırladı? Ülkemiz genelinde 2024 turizm hedefimiz de 60 milyon ziyaretçi, 60 milyar dolar turizm geliridir.

CHP yöneticilerinin gündeminde ne ülkenin meseleleri ne milletin sıkıntıları var. İnsanlığın hangi sınamalarla karşılaştığından haberleri bile yok. Kimin adamının nerede aday gösterileceğinden başka meseleleri yok. Bunlar çantada keklik olarak gördükleri belediyeler için adete meydan muhaberesi yaşıyorlar. Biz bay Kemal ile en azından siyasi bir mücadele yürütüyorduk. Özgür Özel’in ise sesi çıkmıyor. İşte bay Kemal’i Ankara’da bir köşeye hapsettiler.

“Bizim milletimize kazandıracak daha çok hizmetimiz olacak”

CHP bir alacakaranlık siyasetinin içine girmiş durumdadır. Bu siyasetlerini ülkeye bulaştırmalarına izin veremeyiz. Demokrasinin önemli bir unsuru olan muhalefetin bu durumu içimizi acıtıyor. Önümüzdeki seçimler şehirlerimizin gerçek belediyecilikle buluşması dışında CHP’de de taşların yerine oturmasını sağlayacak. Bizim de milletimize kazandıracak daha çok hizmetimiz olacak.

Antalya’yı hak ettiği eser ve hizmetlerle buluşturup en üst lige taşıyacağız. Birlikten güç doğar. Bu inançla gece gündüz demeden koşturacağız. “

Paylaşın

İsrail İstedi: Meta, Hamaney’in Instragram Hesabını Kapattı

Facebook ve Instagram’ın çatı kuruluşu Meta, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in İngilizce ve Farsça hesaplarını kapattı. Hamaney’in Farsça hesabının 5,1 milyon, İngilizce hesabını ise 200 binin üzerinde kişi takip ediyordu.

Akademisyen ve İran hükümetinin eski danışmanlarından Muhammad Marandi, “Ben dahil binlerce İranlının Facebook ve Instagram hesapları askıya alındı ya da silindi. Dolayısıyla bu beklenmedik bir durum değil. Ayetullah Hamaney Filistin’deki direnişi destekleyen ve güçlendiren tek dünya lideridir. Onun suçu bu.” diye konuştu.

İran’da Facebook ve Twitter gibi sosyal medya platformları uzun yıllardır yasaklı olsa da kullanıcılar VPN kullanarak kısıtlamaları aşabiliyor. Keza yasağa rağmen, aralarında Ali Hamaney’in de bulunduğu bazı İranlı yetkililerin bu mecralarda da hesapları bulunuyor.

Sosyal medya platformu Facebook ve Instagram’ın çatı kuruluşu Meta, İsrail yanlısı grupların uzun süredir devam eden baskılarının ardından İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in İngilizce ve Farsça hesaplarını kapattı. Hamaney’in Farsça hesabının 5,1 milyon, İngilizce hesabını ise 200 binin üzerinde kişi takip ediyordu.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; Bir Meta sözcüsü, yaptığı açıklamada, “Defalarca ‘Tehlikeli Kuruluşlar ve Kişiler’ politikamızı ihlal ettikleri için bu hesapları kaldırdık” iddiasında bulundu.

Meta, söz konusu uygulama uyarınca, “şiddeti öven ya da şiddete başvuran örgüt ya da kişileri” platformlarından çıkarıyor. İsrail yanlısı gruplar ve İran muhalefeti, özellikle de 7 Ekim’de başlayan İsrail-Hamas savaşı sonrası, Hamaney’in sosyal medya hesaplarının yasaklanması için çağrıda bulunuyordu.

Tahran, Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği saldırılarla herhangi bir dahli olduğu iddialarını reddediyor. Bununla birlikte İran dini lideri, sosyal medyada, İsrail’de yaklaşık 1,200 kişinin ölümüne neden olan hadiseyi övmekle suçlandı.

Ancak Ali Hamaney İsrail’in Gazze’ye yönelik bombardımanına karşı ‘Filistin direnişini’ ve Yemen’deki Şii Husi grubun, Kızıldeniz’de seyreden gemilere yönelik saldırılarını açıktan destekledi. Selefi Humeyni’nin 1989’da ölmesinin ardından bu makama gelen Hamaney’in Instagram hesapları 2019’da da askıya alınmış bir süre sonra tekrar iade edilmişti.

Akademisyen ve İran hükümetinin eski danışmanlarından Muhammad Marandi, MEE’ye verdiği demeçte, İsrailli yetkililerin ülkelerinin Gazze’deki eylemlerine verdikleri destek nedeniyle benzer kısıtlamalarla karşılaşmadığını söyleyerek Meta’yı “ikiyüzlülük yapmakla” suçladı.

Marandi, “Ben dahil binlerce İranlının Facebook ve Instagram hesapları askıya alındı ya da silindi. Dolayısıyla bu beklenmedik bir durum değil. Ayetullah Hamaney Filistin’deki direnişi destekleyen ve güçlendiren tek dünya lideridir. Onun suçu bu.” diye konuştu.

İran’da Facebook ve Twitter gibi sosyal medya platformları uzun yıllardır yasaklı olsa da kullanıcılar VPN kullanarak kısıtlamaları aşabiliyor. Keza yasağa rağmen, aralarında Ali Hamaney’in de bulunduğu bazı İranlı yetkililerin bu mecralarda da hesapları bulunuyor.

Paylaşın

AK Parti’den Yeniden Refah Partisi’ne Sitem!

Yeniden Refah Partisi ile yapılan görüşmeler hakkında bilgi veren AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, “4 toplantı yaptık. Nurettin Taş bey, Doğan Ayda hoca ile oturduk. Bu masada her şeyi konuşalım dedik. Bakış açıları farklı olabilir. Konuşuyor olmak çok önemli. Karşı grup konuşuyor mu?” dedi.

Yapılan görüşmelerde konuşulanların ortaya çıkmasına tepki gösteren Yavuz, “Orada konuşulanların dışarıya saçılmasını doğru bulmuyoruz. Doğan hocam birkaç açıklama yaptı. Aradım ben böyle demedim ki dedim. Ben ne dediğimi biliyorum. Her bilgiyi açıklamak durumunda değiliz. Biz bir şeyi açıklıyorsak doğru açıklarız. Bir problem yok” dedi ve ekledi:

“1 Şubat’ta oturduk. 5 Şubat’a kadar karşılıklı tekliflerde bulunduk. Bir kısım belediyelerde tekliflerde bulundular. Biz sadece meclis üyesi ile sınırlı tekliflerde bulunmadık. Yeniden oturup oturmayacağımızın cevabı bende yok. Bizim tekrar konuşuruz dediğimiz noktada cumartesi günü açıklama yaptılar. Masada Kocaeli ve Malatya’nın ismi geçti. Ama Sakarya’nın ismi geçmedi. Ben her şeyi not alan bir adamım. Karşılıklı bir müzakere yürüttük.”

AK Parti Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimlere işbirliğine dair diğer partilerle yapılan görüşmelere ilişkin açıklamada bulundu. CNN Türk’e konuk olan Yavuz, yerel seçim sürecinde MHP, BBP, HÜDA PAR ve Yeniden Refah’la görüşmeler gerçekleştirdiklerini aktardı.

MHP ve BBP ile gerçekleştirilen görüşmelerin iyi geçtiğini aktaran Yavuz, söz konusu toplantılara ilişkin şöyle konuştu:

“MHP ile 13 toplantı yaparak süreç işlettik. Toplantılar ilkelere ayrıldı. Meclis üyesini nasıl belirleyeceğimiz de konuştuk. Nerede ittifak yapacaksak 2019’daki o zemin üzerinden hareket edeceğiz. MHP’nin aldığı oy, bizim aldığımız oy belli. İnce işçilik ortaya çıkartacağız. Zemin belli anlaştık biz. AK Parti ve MHP’nin birlikteliğini önemsiyorum. Çok bereketli işlere imza attığımızı düşünüyorum.

BBP ile benzer bir işbirliği yapmıştık. BBP ile 7 toplantıyı yaptık. BBP büyükşehirlerde AK Parti’ye destek vereceğini açıkladı. İyi gitmeyen bir şey olduğunu düşünmüyorum.”

Ali İhsan Yavuz, Mayıs 2023’te gerçekleştirilen cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde ittifak yaptıkları ve kendi listelerinden yer vererek 4 adaylarını Meclis’e soktukları HÜDA PAR’la da görüştüklerini açıkladı. Yavuz’un açıklamasına göre; AKP, Hizbullah’la olan bağlantısı nedeniyle sıkça gündeme gelen HÜDA PAR’la 6 defa görüşme gerçekleştirdi.

Yavuz konuya dair, “HÜDA PAR ile 6 toplantı yaptık. İcap ettiğinde tekrar bir toplantı yaparız. Çok net bir çerçeve yakalayamadık. Kendi adaylarını çıkarıyorlar diye biliyorum” dedi.

Uzun süredir Yeniden Refah Partisi ile devam eden ve geçtiğimiz günlerde tıkanan ittifak pazarlıklarına da değinen Yavuz, Yeniden Refah’la yaptıkları toplantıları dair şu ifadeleri kullandı: “Yeniden Refah Partisi ile 4 toplantı yaptık. Nurettin Taş bey, Doğan Aydal hoca ile oturduk. Bu masada her şeyi konuşalım dedik. Bakış açıları farklı olabilir. Konuşuyor olmak çok önemli. Karşı gurup konuşuyor mu?

Orada konuşulanların dışarıya saçılmasını doğru bulmuyoruz. Doğan hocam birkaç açıklama yaptı. Aradım ben böyle demedim ki dedim. Ben ne dediğimi biliyorum. Her bilgiyi açıklamak durumunda değiliz. Biz bir şeyi açıklıyorsak doğru açıklarız. Bir problem yok.

1 Şubat’ta oturduk. 5 Şubat’a kadar karşılıklı tekliflerde bulunduk. Bir kısım belediyelerde tekliflerde bulundular. Bizim sadece meclis üyesi ile sınırlı tekliflerde bulunmadık. Yeniden oturup oturmayacağımızın cevabı bende yok. Masada Sakarya’nın adının geçtiğini hatırlamıyorum. Ben her şeyi not alırım. Karşılıklı müzakere yürüttük. Başta konuştuklarımız var. Ben AK Parti’nin tavrını ortaya koymaya çalıştım.”

“AK Parti’den iki büyükşehir istedik”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanvekili Prof. Dr. Doğan Aydal, TV100’de katıldığı bir programda, AK Parti ile yapılan ittifak görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

AK Parti’den iki büyükşehir ve 35 ilçe istediklerini belirten Doğan Aydal, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bunu ilk telaffuz eden benim. AK Parti’den iki büyükşehir istedik. Kocaeli ve Sakarya. Neden bunu istedik? Rahmetli Erbakan Hocamızın sanayi bölgelerine olan hassasiyetini biliyorsunuz.

Biz de benim özgeçmişime baktığınızda bir sanayi şehrini çok rahatlıkla kalkındıracak birçok Ar-ge’nin başkanıyım aynı zamanda. İlk iki toplantıda bunları Sayın Cumhurbaşkanı’na ileteceklerini ifade ettiler. Devamını getireyim. 35 tane ilçe talep ettik. Çünkü neden? Önlerine grafik olarak koydum. Biz olmadan 76 ilçeyi kazanma şansları yoktu.”

Öte yandan Gazete Duvar’a açıklamalarda bulunan Yeniden Refah Partisi (YRP) İstanbul İl Başkanı Mustafa Doğan, AK Parti ile görüşmelerin sonuçsuz kaldığını, kendi adaylarını çıkaracaklarını yineledi. Ancak Doğan, “Siyasette 24 saat uzun bir süre. Ne olacağını kestirmek zor” diyerek bir ihtiyat payı da bıraktı.

Paylaşın

Demirtaş’tan Aylar Sonra Yazılı Açıklama: Kirlenmemiş Şeyler Uğruna

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Kirlenmemiş Şeyler Uğruna” başlığıyla yazdığı yazıda, Başak Demirtaş’ın İstanbul adaylığı sürecinde yaşananları değerlendirdi.

Haber Merkezi / Başak Demirtaş’ın sosyal medya hesabından yayınlanan yazıda Selahattin Demirtaş, şu ifadeleri kullandı:

Halkın yararına, yoksulların, emekçilerin, ezilenlerin yararına siyaset yapmıyorsanız yaptığınız şey siyaset değil, ‘ucuz kasaba tüccarlığıdır.’ Şu son yirmi günde yaşanan tartışmalara bile bakarak maalesef ki şu tespiti rahatlıkla yapabiliriz; Türkiye’de artık siyaset değil ‘tüccarlık’ yapılıyor. Yaptığımız her siyasi hamlenin altında illaki bir hinlik, bir cinlik arayanlar herkesi kendileri gibi zannediyor. Kimsenin aklına, erdemli bir amaç için siyasi hamle yapılmış olabileceği gelmiyor. Çok yazık, çok üzücü ama siyasi partiler birer koltuk, makam, rant elde etme mekanizmasına dönüştü.

O nedenle Başak Demirtaş’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adaylığını da Dem Parti’nin üçüncü yol çabalarını da anlamıyor, anlayamıyorlar. Herkesin aklına ilk olarak mutlaka kirli bir pazarlık yapılmış olma ihtimali geliyor ama kimse demokrasi ve barışın gelişmesi için insanların siyaset yapabileceğini düşünmüyor. Çünkü hakim siyaset yapma biçimi “çıkar siyaseti” oldu, değerler siyaseti artık unutuldu. Bunun çok hazin ve vahim bir durum olduğunun ne kadar farkındasınız bilmiyorum ama bu toplumsal çöküş, önümüzdeki yılların çoktan kaybedildiğini gösteriyor, eğer şimdiden müdahale etmezsek.

“Bizimle ilgili bunca spekülasyon yapılırken susmak da olmazdı”

Mahkemelerdeki savunmalarım dışında uzun süredir konuşmuyordum, konuşmaya niyetim de yoktu. Fakat bizim dışımızda ama bizimle ilgili bunca spekülasyon yapılırken susmak da olmazdı. Her spekülasyonu, her yalanı ve iftirayı ciddiye alıp her birine tek tek cevap verecek değilim. Sadece söylemem gerekenleri söyleyip tekrar yerime çekileyim.

Lafı hiç dolandırmadan, madde madde anlatayım.

– DEM Parti ile AKP arasında bir görüşme trafiği var mı bilmiyorum. Ama eğer yoksa bu, iki parti için de büyük bir eksikliktir. Tüm partiler ülkenin, toplumun sorunlarının çözümü için görüşebilmelidir, konuşabilmelidir. Bu son derece meşrudur, hatta geldiğimiz süreç itibarıyla bir görev, bir sorumluluktur.

– DEM Parti ile CHP arasında basına da yansıyan görüşmeler oldu. Çok daha fazla görüşmeliler, konuşmalılar. Aynı şekilde diğer tüm partiler de birbirleriyle konuşabilmelidir. Bunun aksini savunmak siyasetin doğasına aykırıdır.

– Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi kamplaştırmayı, kutuplaştırmayı, düşmanlaştırmayı bitirip herkesin herkesle konuşabileceği bir siyasi atmosferi yaratmaya katkı sunma amacıyla yapılmıştı. Halen dağlardan şehirlere gencecik evlatlarımızın cenazeleri gelmeye devam ederken “terörü kınama” korosunun timsah gözyaşları dökmesi dışında, birilerinin elini taşın altına koyması tüm belediye koltuklarından daha değerli değil mi? “Değil” diyenler bundan sonra -inşallah olmaz- asker cenazelerinde tespih boncuğu gibi dizilip boy göstermesinler.

– Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi, DEM Parti’nin ısrarla kurmaya çalıştığı üçüncü yol siyasetini görünür kılmak içindi. “Biz koltuk, makam, rant için değil, halkın acil ihtiyacı olan demokrasi, adalet, barış için siyaset yapıyoruz” demek içindi. “Hayır, bu değerler benim belediye koltuğumdan kıymetli değil” diyen varsa bundan sonra adaletten, demokrasiden dem vurmasın.

– Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi sıkılı yumrukları açmak, tokalaşmayı hatırlatmak içindi. Bunun kıymetini anlayamayanlar bundan sonra yumruk yediklerinde ah vah etmesinler en azından.

– Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi, en ağır bedelleri ödemesine rağmen demokrasi ve barış demekten vazgeçmeyen Kürt halkının ve DEM Parti’nin samimi, erdemli duruşunun göstergesiydi. Hayatı boyunca tek bir bedel ödemeden oturduğu yerden “kocası için pazarlık yaptı” diyen ahlak yoksunları, en azından bundan sonra biraz olsun ahlaklı olmaya çalışsınlar.

Sonuç olarak; Kürt sorunu, Türkiye’de yaşanan ağır demokrasi ve adalet sorunu, ekonomik sorunlar bizim önceliğimizdir. Bu sorunların çözümü için konuşmak isteyen herkesle konuşuruz, ciddiyet ve samimiyet görürsek bir adıma karşılık iki adım atarız. Bunun için de kimseden ne izin ne de icazet alırız. Hele koltuk kavgasına tutuşmuş olanlara hesap verme gibi bir mecburiyetimiz asla olamaz. DEM Parti de bu özgüvenle hareket etmeli, iktidar partisi dahil ana muhalefet ve diğer tüm partilerle görüşebiliyorsa görüşmeli, ilkeler çerçevesinde ve demokrasinin gelişimi için uzlaşabiliyorsa uzlaşmalıdır. Bizim için 31 Mart seçimlerinden çok, 1 Nisan ve sonrası önemlidir.

31 Mart seçimlerini aşırı derecede önemseyenler de bizim demokrasi, adalet, barış arayışımıza, ciddiyetle yaklaşmalıdırlar. CHP meseleyi sırf 31 Mart’tan ibaret görmemeli, uzun soluklu bir demokrasi mücadelesi ittifakını önemsemelidir. AKP ise seçimsiz geçecek bir dört yılı demokrasiye dönüşün fırsatı olarak ele almalıdır. DEM Parti de her iki parti dahil tüm partilerle görüşebilmeli, kim bu ilkelere bağlı kalacaksa onunla uzlaşma aramalıdır.

Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi bu yönleriyle, DEM Parti dışındaki siyasi aktörlerce doğru değerlendirilmemiştir. Bu nedenle, başka kıymetli arkadaşlarımızla seçim yarışına girileceği anlaşılmaktadır. Oysa biz bu siyasi hamleyi seçimden çok toplumsal barış için önemsiyoruz.

Dolayısıyla toplumsal barış ve demokrasinin gelişmesi açısından diyalog ve müzakere için hiçbir zaman geç kalınmış değildir; tüm partiler birbirleriyle konuşabilmelidir. Herkes, meseleyi bu yönüyle ve serinkanlılıkla tekrar değerlendirmelidir. Biz demokrasiye, özgürlüklere ve barışa hizmet ederiz. Ödediğimiz bedeller başka hiçbir şey için değildir. Ve inanıyorum ki bu değerleri kazanacağız, hayata geçireceğiz. Bunun için irademiz de gücümüz de kararlığımız da var.”

Paylaşın

İmamoğlu, İktidarı ‘Enflasyon’ Üzerinden Hedef Aldı

İktidarı enflasyon üzerinden eleştiren İBB Başkanı İmamoğlu, “İmamoğlu aşağı, İmamoğlu yukarı. İmamoğlu da diyemiyorlar, oy kaybedecekler diye. Soyadımla bile alıp veremediği var adamın. İki defa İmamoğlu dese her deyişinde yüzde 5 oy kaybedecek. Tek derdi İstanbul, yahu sen enflasyonu düzelt. Başka işlerle uğraşmayın” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, İSKİ Ömerli Havzası Çevre Projesi Açılış Törenine katıldı. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; İktidarı enflasyon üzerinden eleştiren İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“İstanbullularla, İstanbul’u konuşmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Daha önce de yapıtılar. 2019’da iki kere seçim yaptılar. 2023’te genel seçimlerinde yaptılar. Konuyu başka mecralara geçme çabasında olacaklar. Öyle bir noktadalar ki genel seçim yaptıki, yerel seçim yapmayalım deme noktasına kadar gitmeye niyetleri var. Hükümette bizde olsun belediye de bizde olsun. Biz ne dersek o olsun bakış açısındalar.

Biz bu zihniyetin İstanbul’a verecek hiçbir şeyi olmadığını buradan ilan ediyoruz. Onlar İstanbul’dan daha ne alabiliriz derdinler. Biz İstanbul’a daha fazla ne verebiliriz derdindeyiz. İstanbul’a 2019’dan beri biz geçmiş olsun İstanbul’da diyoruz. İstanbul’da israf devri kapanmıştır, bereket devri başlamıştır. Yeniden İstanbul’u kazanabiliriz ümitleri varsa, bir dahaki seçime kadar ne kadar hükümet vakitleri var bilmiyorum ama bu zaman diliminde Melen’i bitirsinler belki o zaman yüzleri olabilirler.

O zaman belki gelip İstanbullulara ‘Bize oy verin’ diyebilirler. Yerel seçim üzerine konuşmalar yapıp İstanbul aşağı İstanb ul yukarı. İmamoğlu aşağı, İmamoğlu yukarı. İmamoğlu da diyemiyorlar, oy kaybedecekler diye. Soyadımla bile alıp veremediği var adamın. İki defa İmamoğlu dese her deyişinde yüzde 5 oy kaybedecek. Tek derdi İstanbul, yahu sen enflasyonu düzelt. Başka işlerle uğraşmayın.”

Paylaşın

Yeniden Refah Partisi: AK Parti’den 2 Büyükşehir Ve 35 İlçe İstedik

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız girme kararı alan Yeniden Refah Partisi’nin (YRP), ittifak görüşmeleri yaptığı AK Parti’den iki büyükşehir ve 35 ilçe istediği ortaya çıktı.

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanvekili Prof. Dr. Doğan Aydal, TV100’de katıldığı bir programda, AK Parti ile yapılan ittifak görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

AK Parti’den iki büyükşehir ve 35 ilçe istediklerini belirten Doğan Aydal, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bunu ilk telaffuz eden benim. AK Parti’den iki büyükşehir istedik. Kocaeli ve Sakarya. Neden bunu istedik? Rahmetli Erbakan Hocamızın sanayi bölgelerine olan hassasiyetini biliyorsunuz.

Biz de benim özgeçmişime baktığınızda bir sanayi şehrini çok rahatlıkla kalkındıracak birçok Ar-ge’nin başkanıyım aynı zamanda. İlk iki toplantıda bunları Sayın Cumhurbaşkanı’na ileteceklerini ifade ettiler. Devamını getireyim. 35 tane ilçe talep ettik. Çünkü neden? Önlerine grafik olarak koydum. Biz olmadan 76 ilçeyi kazanma şansları yoktu.”

Öte yandan Gazete Duvar’a açıklamalarda bulunan Yeniden Refah Partisi (YRP) İstanbul İl Başkanı Mustafa Doğan, AK Parti ile görüşmelerin sonuçsuz kaldığını, kendi adaylarını çıkaracaklarını yineledi. Ancak Doğan, “Siyasette 24 saat uzun bir süre. Ne olacağını kestirmek zor” diyerek bir ihtiyat payı da bıraktı.

“Yeniden oturup oturmayacağımızın cevabı bende yok”

Öte yandan Yeniden Refah’la yapılan görüşmeler hakkında bilgi veren AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, “4 toplantı yaptık. Nurettin Taş bey, Doğan Ayda hoca ile oturduk. Bu masada her şeyi konuşalım dedik. Bakış açıları farklı olabilir. Konuşuyor olmak çok önemli. Karşı grup konuşuyor mu?” dedi.

Yapılan görüşmelerde konuşulanların ortaya çıkmasına tepki gösteren Yavuz, “Orada konuşulanların dışarıya saçılmasını doğru bulmuyoruz. Doğan hocam birkaç açıklama yaptı. Aradım ben böyle demedim ki dedim. Ben ne dediğimi biliyorum. Her bilgiyi açıklamak durumunda değiliz. Biz bir şeyi açıklıyorsak doğru açıklarız. Bir problem yok” diye konuştu.

Yavuz, konuşmasını şöyle sürdürdü: “1 Şubat’ta oturduk. 5 Şubat’a kadar karşılıklı tekliflerde bulunduk. Bir kısım belediyelerde tekliflerde bulundular. Biz sadece meclis üyesi ile sınırlı tekliflerde bulunmadık. Yeniden oturup oturmayacağımızın cevabı bende yok. Bizim tekrar konuşuruz dediğimiz noktada cumartesi günü açıklama yaptılar. Masada Kocaeli ve Malatya’nın ismi geçti. Ama Sakarya’nın ismi geçmedi. Ben her şeyi not alan bir adamım. Karşılıklı bir müzakere yürüttük.”

Paylaşın

TÜSİAD’dan İktidara Sert Eleştiriler

TÜSİAD olağan Genel Kurul toplantısında konuşan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, ekonomide “yüksek enflasyon, istikrarısızlık, düşük katma değerli üretim, orta gelir tuzağı, yeşil ekonomiye uyum ihtiyacı ve orta gelir tuzağı önemli başlıklar olarak duruyor” dedi.

Bu sorunların olduğu gibi devam ettiğini dile getiren Özilhan, sorunları kesin ve kalıcı olarak çözmek yerine sadece palyatif çözümlerin vakit kaybına yol açtığını ve yapısal sorunların ertelendiğini belirtti.

Üretim artışı sağlanmadan makro ekonomik sorunlarda kalıcı iyileşmenin mümkün olmadığının altını çizen Özilhan, refahın adil dağıtılmasına dikkat çekti. Yüksek enflasyon ve refah üretmeyen büyümenin geçim sıkıntısı getirdiğinin altını çizen Özilhan, yıllardır aynı sorunları yaşayan ülkenin 2024 yılında hâlâ gelir adaletsizliğiyle mücadele ettiğini dile getirdi.

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ise TÜSİAD olarak zorlu bir dönemde görev yaptıklarını ifade ederek, “Ortak akılla yan yana durarak, birbirimizden güç alarak ve birbirimize destek vererek doğru bildiklerimizi bu dönemde de söylemeye devam edeceğiz. Atatürk’ün çizdiği yolda, ülkemizin çağdaş uygarlık yolunda ilerlemesini sağlayacağını düşündüğümüz tüm konuları, toplumumuzun en geniş kesimleriyle paylaşmaya özen gösterdik” dedi.

Türk Sanayici ve İşinsanları Derneği (TÜSİAD) olağan Genel Kurul toplantısını düzenledi. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ve TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, toplantıda bir konuşma gerçekleştirdi.

Tuncay Özilhan, konuşmasında şunları söyledi: Gündemin her zaman çok yoğun olduğu ülkemizde, genel kurullarımıza hep gündeme ilişkin değerlendirmeler damgasını vurur. Fakat gündem ne kadar yakıcı olursa olsun, zaman zaman geri yaslanıp, daha uzun bir perspektiften değerlendirme yapmak gerekir.

Nereye gittiğimizi iyi bilmeliyiz ki menzile ulaşalım. 2015 yılında üstlendiğim Yüksek İstişare Konseyi Başkanlığı görevini bugün devrederken sizlerle beraber geçen dokuz yılın değerlendirmesini yapmak istiyorum. Bunu yaparken dokuz yılda dünyanın ve ülkemizin geçirdiği değişime ve TÜSİAD’ın bu süreçte oynadığı role bakmamız gerekir.

2015 yılında görevi devraldıktan sonra yaptığım ilk konuşmada küresel mimarideki değişim dalgalarına işaret etmiştim. 19. yüzyıl, tarihte uzun 19. yüzyıl olarak bilinir. 1789’da Fransız Devrimi ile başlayan ve 1914’te Birinci Dünya Savaşına kadar devam eden dönem ulus devletlerin kurulduğu ve modern dünyanın temellerinin atıldığı bir dönemdir. Buna karşılık 20.yüzyıl kısadır. Sanıyorum yirmi birinci yüzyılın ikinci on yılı da uzun onyıl terimini hak ediyor. 2008 kriziyle başlayan belirsizlik, karmaşa, bilinmezlik, altüst oluşlar çağı soluksuz devam ediyor.

Neler görmedik ki! Dünya sürekli olarak terör olayları ve toplu cinayetlerle sarsıldı. Küresel ısınma daha önce görülmedik seviyelere ulaştı. Birisi ülkemizde olmak üzere büyük depremler, doğal afetler yaşadık. Küresel sistemde de depremler yaşandı. Bildiğimiz dünya değişti. Dünya ekonomisi bir türlü eski gücüne dönemedi. Liberal küreselleşme anlayışı ile hiç de uyumlu olmayan müdahaleler ve ticaret savaşlarına şahit olduk. Hayatımıza e-ticaret girdi. Artık ekonominin temel parametrelerini, yeşil ekonomi, yeni teknolojiler ve küresel tedarik zincirlerindeki değişimler şekillendiriyor.

Jeopolitik riskler sürekli olarak tırmandı. Demokratik ülkeler topluluğu ile Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore gibi ülkeler arasında sürekli bir gerilim yaşandı. Ortadoğu’daki huzursuzluklar hiç dinmediği gibi üzerine yenileri eklendi. Doğumuzda Azerbaycan-Ermenistan, kuzeyimizde Rusya-Ukrayna, güneyimizde İsrail-Filistin savaşlarını gördük. Avrupa Birliği bir yandan yeni aday ülkelerle genişleme sürecini devam ettirdi. Diğer yandan Birleşik Krallık üyelikten ayrıldı.

Covid pandemisi her alanda çok derin etkiler yarattı. Dünyada gelir adaletsizliği azalmakta ve yoksullukla mücadelede mesafe alınmakta idi. Ama 2019 sonrasında 70 milyon insan yeniden aşırı yoksulluğa itildi. Savaşlar, iklim krizi, ekonomik zorluklar gibi nedenler dünya üzerinde göçlere ve mülteci krizlerine neden oldu. Mülteci sayısı 2015 yılında 16 milyondan 2023 yılında 30 milyona ulaştı. Türkiye tüm dünyada İran’la birlikte en fazla sayıda göçmene ev sahipliği yapan ülke oldu.

Bütün bu olumsuz tabloya dünyanın hemen her yerinde tepkiler geldi. Toplumsal olaylar tırmandı. Sorunlara işe yarar çözümler üretemeyen merkez siyasetler cezalandırılırken popülizm tırmanışa geçti. Aşırı sağ popülizmdeki yükselişe, her konuda yetkiyi ve bilgiyi tekelinde tutan otoriterlik; bilimin, teknik becerinin, liyakatin değersizleştirildiği bir siyaset anlayışı eşlik etti.

Öte yandan, kadınların eşitlik ve hak talepleri ve cinsel istismara karşı toplumsal bilinç yükseldi. Etnik ayrımcılık karşıtı güçlü eylemler yapıldı. Teknolojide de büyük ilerlemeler gördük. Özellikle gen ve uzay teknolojileri, otonom cihazlar, yapay zeka ve dijital teknolojilerdeki gelişmeler çığır açtı. Bu gelişmeler doğal olarak bütün konuşmalarımda önemli bir yer kapladı. Çünkü dünya değişiyorken, değişimi iyi takip etmek, yönelimi doğru okumak ve zamanında pozisyon almak gerekir.

Geçtiğimiz dokuz yılda ülkemizde de baş döndürücü bir gündem vardı. Bu derin değişimler dönüşümler karşısında siyasi, ekonomik ve sosyal temellerimizi sağlamlaştırmak gerekiyordu. Dış politikada pazarlıkçı yaklaşımın yerini ilkeler bazında bir politikanın almasından yana olduğumuzu defalarca vurguladım. Batının bir parçası olduğumuzu unutmamamız gerektiğine, Türkiye’nin batı ve doğu arasında bir köprü olduğuna ve AB üyelik sürecinin önemine işaret ettim.

Küresel riskler, bölgesel tehditler, ekonomik çıkarlar dikkate alındığında, AB Türkiye için vazgeçilmez öneme sahiptir. Bunu sürekli ifade ettim. 1999 yılında yönetim kurulu başkanı olduğum yıl Türkiye AB’ye aday ülke statüsü kazanmıştı. 2015 yılında yüksek istişare konseyi başkanı olduğumda AB ile müzakerelere başlayalı 10 yıl olmuştu. 2024 yılında Türkiye hala AB üyelik sürecine devam ediyor. 2016’da bir darbe girişimi yaşadık.

Son dokuz yılda sekiz kez sandık kuruldu. 2 cumhurbaşkanlığı, 4 meclis, 1 halkoylaması, birisi gelecek ay olmak üzere 2 yerel seçim gündemimizi doldurdu. Parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtik. İktidar yapısı değişmedi ama siyasi gerilim de hiç düşmedi; hatta sürekli olarak tırmandı. Konuşmalarımda kısır siyasi çekişmeleri bir kenara bırakmak gerektiğini vurguladım. 2024 yılında Türkiye hala siyasi istikrar arayışına devam ediyor.
Terör de yakamızı hiç bırakmadı. 2024 yılında Türkiye hala terörle mücadeleye devam ediyor.

Göreve geldiğimde 1999 Gölcük depreminin üzerinden altı yıl geçmişti. Geçen sene ise yaşadığımız korkunç depremin yaralarını hala tam olarak saramadık. 2024 yılında Türkiye hala Marmara depremine nasıl hazır olunacağını tartışmaya devam ediyor. Ekonomik durum tüm konuşmaların temel başlıklarından birisi oldu.

Yüksek enflasyon, TL’nin değerinde istikrarsızlık, düşük tasarruf oranı, cari açık, düşük verimlilik, düşük katma değerli üretim, orta gelir tuzağı, teknolojide geri kalma endişesi, yeşil ekonomiye uyum ihtiyacı nitelikli eleman sorunu ekonomik durumun vaz geçilmez başlıkları idi. Bu sorunlar orta yerde duruyorken palyatif çözümler sadece vakit kaybına yol açar. Konjonktür ne kadar elverişsiz olursa olsun, geleceği kaybetmemek için uzun vadeli düşünmek, yapısal sorunları ertelemeden çözmek gerekir.

2015 yılında enflasyon %9, kişi başı gelir 11 bin dolar, cari açığın GSYH’ya oranı % 3 idi. Son verilere göre enflasyon %65, kişi başı gelir 10 bin 659 dolar, cari açığın GSYH’ya oranı ise % 3,6 oldu. 2024 yılında Türkiye hala makroekonomik istikrar arayışına devam ediyor. 2015 yılında Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisindeki payı %1.15, küresel mal ve hizmet ihracatındaki payı ise %4.1 idi. Bu oranlar 2022 yılında da değişmedi.

2024 yılında Türkiye hala küresel ekonomideki payını artırma arayışına devam ediyor. İlk konuşmamdan son konuşmama kadar hep üretim, üretim, üretim dedim. Rasyonel para ve maliye politikaları tabi ki işin a-b-c si. Ama üretim artışı sağlamadan makroekonomik sorunlarda kalıcı bir iyileşme mümkün değil. Küresel konjonktür durumu daha da önemi hale getirdi. Gelişkin bir üretim kapasitesi, hem sanayide, hem tarımda, stratejik önemde. Bu da öngörülebilirlik, iyi bir planlama ve yatırım ortamının iyileştirilmesini, yani hukuk devletinin, yargı tarafsızlığının hiçbir istisnaya müsamaha göstermeden tam anlamıyla uygulanmasına bağlı.

Konuşmalarda sıklıkla dile getirdiğim bir konu da refahın adil dağılması, yoksulluğun azaltılması gereği idi. Yüksek enflasyon ve refah üretmeyen büyüme geçim sıkıntısını getirir. Büyümenin kaynağını tüketime, kentsel ranta, verimliliğe katkısı sınırlı projelere dayandırmak doğru değildir. Oysa kaynakları verimli kullansak, toplanan vergilerde israfı önleyip, eğitim ve diğer sosyal harcamaların payını artırabilsek, durum farklı olabilirdi. 2024 yılında Türkiye hala gelir adaletsizliği ile mücadeleye devam ediyor.

Refahı artırmak için istihdam yaratmak gerekiyor. 2015 yılında işsizlik oranı %10.3 idi. Geçen yılın Kasım ayında %9 oldu. 2024 yılında Türkiye hala vatandaşlarına iyi işler yaratma mücadelesine devam ediyor.

İşsizlik sorunu yaşanırken bir de nitelikli insan kaynağı sorunu yaşıyoruz. Bunun nedeni eğitim sisteminin yeni mesleklere yönelik yeni becerileri kazandırma konusundaki yetersizliği. Konuşmalarımda beyin göçünü önlemenin, bilime, özgür düşünceye, eleştirel akla, yaratıcılığa dayalı bir eğitim sisteminin ve eğitimde fırsat eşitliğini sağlamanın önemine çok vurgu yaptım. Son 20 yılda eğitimle ilgili 17 kez değişiklik yapılmış.

2024 yılında Türkiye eğitimde nitelik ve fırsat eşitliği sorunlarını çözmek yerine hala afaki tartışmalar yapmaya devam ediyor. TÜSİAD’ın ellinci yılı için yapmış olduğumuz çalışmada, insanın, kalkınmanın hem öznesi hem de hedefi olduğunu belirtmiştik. Kalkınma her şeyden önce insan içindir. Her türlü farklılıklarıyla tüm etnik ve dini inançtan insanımız ülkemizin gücüne güç katar. Bunun için sivil toplumun önünün açılması, ifade özgürlüğü, özgür medya, akademik özgürlükler konuları da sık sık gündemimde oldu.

Kadınlar için ekonomik, toplumsal ve siyasi hayatta fırsat eşitliği sağlanması, kadına şiddetin önüne geçilmesi ve İstanbul Sözleşmesine dönülmesi de dikkat çektiğim hususlardan birisiydi. 2015 yılında mecliste kadınların oranı %15 idi. 2023’te bu oran %17 oldu. 2024 yılında Türkiye’de hala kadınların fırsat eşitliği mücadelesi devam ediyor.

Bu kısa özet karşısında eminim içinizden ülke olarak ne çok vakit kaybetmişiz diye geçiriyorsunuzdur. Gerek benim, gerek başkanların bu kürsüden sık sık dile getirdiği öneriler hayata geçmiş olsaydı, acaba bugün daha farklı bir yerde olur muyduk diye sorduğunuzu da tahmin ediyorum. Dokuz yıl boyunca yapmış olduğum önerilerin kaynağı tüzüğümüz oldu. Tüzüğümüz açık ve nettir. Amacımız insan hakları evrensel ilkelerinin, düşünce, inanç ve girişim özgürlüklerinin, laik hukuk devletinin, katılımcı demokrasi anlayışının, liberal ekonominin, rekabetçi piyasa ekonomisinin kurum ve kurallarının ve sürdürülebilir çevre dengesinin benimsendiği bir toplumsal düzenin oluşması olarak belirtilmiştir. Şimdiye kadar her yönetim bu amaçları gerçekleştirmek için çalıştı. Gün oldu bu amaçlara yaklaştık; gün oldu uzaklaştık.

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ise konuşmasında şu ifadeleri kullandı: TÜSİAD kurumsal yapısı ve yarım asırlık tecrübesiyle, ülkenin tüm sorunları karşısında çözüm üretme misyonuyla çalışır. Sorunların ağırlaştığı dönemlerde, sadece üyelerine değil esas olarak ülkeye karşı yüksek sorumluluk gerektiren bu görevi layıkıyla yerine getirmek daha da meşakkatli hale gelir. Tuncay Bey, bu zorluğun üstesinden en mükemmel biçimde geldi.

Biz de, son yönetim kurulu olarak;

– Küresel mimarinin baş döndürücü bir biçimde değiştiği,
– Pandeminin yaralarının sarılmaya çalışıldığı,
– Ülke tarihimizin en büyük deprem felaketini yaşadığımız, biri kuzeyimizde biri güneyimizde iki
savaşın bölgemizi ateş topuna çevirdiği,
– Cumhuriyetimizin 100. Yılını idrak ettiğimiz bu dönemde,
– Devraldığımız bayrağı layıkıyla ileri taşıma uğraşında olduk.

Geçtiğimiz iki yıla sadece deprem gerçeği damgasını vurmadı;

– Yoğun jeopolitik riskler, savaşlar ve küresel ekonomideki sarsıcı değişimler oldu.
– Küresel ısınmanın etkileri şiddetini artırarak devam etti.
– Teknolojik dönüşüm, yapay zeka alanındaki gelişmelerle yeni bir düzeye ulaştı.
– Aylarca hepimizin gündemini meşgul eden bir seçim süreci yaşadık.
– Ekonomik sorunlar ağırlaştı.
– Yatırım iklimi karakışta takılı kaldı.
– Enflasyonla mücadele için denenen alternatif yöntemler tüm ekonomik parametreleri yerinden
oynattı.
– Kafalarda piyasa modeli nereye gidiyor soruları oluştu.

Bu zor dönemde beraber görev yapmış olduğum, Yönetim Kurulundaki değerli arkadaşlarıma üstlendikleri büyük sorumluluktan dolayı çok teşekkür ederim. Bize duydukları güven ve verdikleri destek için üyelerimize ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi divanına müteşekkiriz. Ayrıca, Genel Sekreterliğimize ve temsilciliklerimize de göstermiş oldukları üstün gayret için teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

– Ortak akılla,
– Yan yana durarak,
– Birbirimizden güç alarak
– Ve birbirimize destek vererek doğru bildiklerimizi, bu dönemde de söylemeye devam ettik.
– Atatürk’ün çizdiği yolda, ülkemizin çağdaş uygarlık yolunda ilerlemesini sağlayacağını düşündüğümüz tüm konuları, toplumumuzun en geniş kesimleriyle paylaşmaya özen gösterdik.

Geçen sene Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını haklı bir gururla kutladık. TÜSİAD olarak 100 yıllık kazanımlarımızın ve değerlerimizin vazgeçilmez önemini vurgularken, ilk yüzyılımızın tecrübelerini değerlendirmemiz gerektiğini de düşündük. “Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılına Girerken Türkiye” adlı çalıştay dizimizi gerçekleştirdik.

Bu çalıştayların çıktılarını hatırlayacağınız üzere Aralık ayında yayınladık. Bu yayında özetlenen fikir çeşitliliğinin siyasi partiler, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, akademi ve tüm vatandaşlarımız için kıymetli bir kaynak oluşturmasını ve temel meselelerimiz hakkında istişare etmemiz için bir vesile olmasını umuyoruz.

Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden bir sene geçti. Yüreğimiz hala sızlıyor. Depremin hemen ardından gerek oluşturduğumuz Deprem Destek Ağı, gerekse üyelerimizin şirketlerinin ağlarıyla depremden etkilenen illerimizin öncelikli ihtiyaçlarını karşılamak için, bir seferberlik başladı. İş dünyası olarak depremin yaralarını sarmaya, sosyoekonomik toparlanma çalışmaları ile devam ettik.

TÜSİAD olarak ayrıca, Deprem Görev Gücü’müz ile beklenen Marmara depremi karşısında, özel sektörün hazırlıklı olması için çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Afet yönetimi çok ciddi bir planlama, hazırlık ve koordinasyon gerektiriyor. Geçen sene yaşadığımız yıkıcı deprem bu gerçeği en acı biçimde öğretti. Kurumlarımızı ve kurallarımızı güçlendirip, kentlerimizi depreme dirençli hale getirmeliyiz. Bu konularda vakit kaybetmenin vebalini alamayız.

Ülke gündeminin önemli başlıklarından biri yerel seçimler. Umuyorum ki önümüzdeki yerel seçimler genel seçim mantığında ilerlemek yerine kentlerdeki yaşam kalitesinin iyileştirilmesine yönelik somut projeleri tartışacağımız bir zemin oluştursun. Tüm siyasi partilerimizden örneğin akıllı kent projelerini, teknolojiyi kent yaşamına nasıl entegre edeceklerini duymak isteriz.

Yerel yönetimler demokrasinin aşağıdan yukarıya inşa edilmesinde büyük rol sahibi. Yerindenlik ilkesi, merkezî yönetimle yerel yönetimler arasındaki yetki ve görevlerin paylaşımının düzenlenmesi açısından kilit bir kavram. Yurttaş tercihinin dikkate alınması ve yetki ve sorumluluğun halka en yakın birimler tarafından yerine getirilmesi, hizmetlerin etkinliği açısından önem taşır.

Siyaseti yerelleştirerek çoğulculuğu güçlendirmek, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılı için gerçekleştirdiğimiz çalıştaylarımızda da gündeme gelen bir konu olmuştu. Yerel yönetimlerin güçlenmesi ve halkın karar alma mekanizmalarına aktif katılımının gelişmesi, demokrasiyi ve Cumhuriyet’i aynı anda geliştirmek açısından çok önemli.

Bunun yanında uzun yıllardır kadınların siyasete katılımının önemini vurgulamaya devam ediyoruz. Şimdiye kadar açıklanmış olan adaylara baktığımızda, maalesef bu yerel seçimlerde de seçilebilecek yerlerden gösterilen adaylar arasında, kadınların ağırlığı beklentilerimizi karşılamaktan uzak.

Çok zorlu bir ekonomik dönemden geçtik. Ekonomide yanan ateşi söndürmek için rasyonel politika
çerçevesine bağlı kalmaya devam etmemiz gerekiyor. Enflasyonla mücadelede para politikasının sosyal politikalar ve maliye politikası ile de desteklenmesini önemsiyoruz. Bu süreç sadece enflasyonun düşürülmesi açısından değil, aynı zamanda özellikle sabit gelirliler üzerindeki olumsuz etkilerin hafifletilmesi açısından da son derece önemlidir.

Hiç şüphesiz Türkiye ekonomisinde yaşanan sorunlar sadece para ve maliye politikaları ile aşılabilir
nitelikte değildir. Sorunların etrafından dolaşmak, pansuman önlemlerle çözümü geleceğe ötelemekülkenin çıkarına olmuyor.

– Üretim yapısını son teknolojik devrime uygun biçimde dönüştürmeden,
– Verimlilik artışı sağlamadan,
– Sanayi ve tarımda yüksek katma değerli üretimi artırmadan,
– Beyin göçünün önüne geçmeden,
– Nitelikli eğitim ve nitelikli insan kaynağı sorununu çözmeden ekonomimizin rekabetçiliğini
koruyamayız.
– Enflasyonda kalıcı bir iyileşme elde edemeyiz.
– Geçim sıkıntısını çözemeyiz.
– Cari açık sorununu tarihe havale edemeyiz.
– İstihdam yaratamayız.
– Orta gelir tuzağından kurtulup yüksek gelirli ülkeler arasına katılamayız.

Belirsizlik ve dönüşümlerin giderek daha yoğunlaştığı bir dönemde, bu adımları vakit kaybetmeden
atmamız gerekiyor. Ekonomimizin rekabetçiliğini artırmak için, kayıt dışı ile mücadeleyi daha da güçlendirmeliyiz. Vergisini kuruşuna kadar doğru ödeyen, her türlü mevzuata harfiyen uyan işletmeler kayıt dışı çalışan işletmelerin karşısında rekabette zorlanıyor. Kayıt dışı ekonomi kayıtlı kesimin vergi yükünün ağırlaşmasına yol açıyor.

Üstelik kayıt dışı ekonomi, çevre kirliliği, halk sağlığı, çalışanların sosyal güvenlik hakları, iş sağlığı ve güvenliği, hatta suç ekonomisi gibi bir dizi negatif unsur ile de iç içe geçer. Bu nedenle kayıtlı ekonomiye geçişin özendirilmesini çok önemsiyoruz. Bugün Türkiye’de girişimcilerin de, çalışanların da, emeklilerin de, gençlerin de, kadınların da, esnafın da, çiftçinin de, işsizin de yüzünün gülmesini istiyorsak, izlememiz gereken yol açık ve net. TÜSİAD’ın ellinci yılı vesilesiyle 2021’de yayınlanan Geleceği İnşa raporumuzda bunun üç sütun üzerinde, yani “insan, bilim ve kurumlar” üzerinde inşa edilmesi gerektiğini söylemiştik.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında müreffeh, adil, çevreci ve saygın bir Türkiye hedefi doğrultusunda doğru ve iyi çalışan kurumların, insanın ve bilimin önemini tüm faaliyetlerimizde vurguluyoruz. Konuşmalarımızda çok sık gündeme getiriyoruz. Dünya çoklu krizler çağında yaşıyor. Jeopolitik, ekonomik, teknolojik, toplumsal, siyasi, demografik, ekolojik çok sayıda dinamik iş başında.

Bu değişim ve dönüşümlerin savaşlar, göçler, terör eylemleri, toplumsal huzursuzluklar, ekonomik ve mali krizler, olağandışı hava olayları gibi, bir dizi riski barındırdığını biliyoruz. Bu değişim sürecinin iyi yönetilememesi halinde, bu olumsuzluklardan birinin gerçekleşmesinin diğerlerini de tetikleyebileceğinin farkındayız. Bu mutlaka kötü bir ihtimal ama, hafife alınabilecek bir ihtimal değil.

Şu anda dünyada birçok siyasi lider ve düşünce insanı bu ürkütücü senaryonun nasıl önlenebileceği üzerinde çalışıyor. Biliyoruz ki insanlığın elinde bütün bu olumsuz gelişmeleri önlemek ve tersine çevirmek için gerekli ve yeterli araçlar var. Bu araçların zamanında ve etkili biçimde kullanılması için gereken ise, demokratik siyaset ve kural bazlı uluslararası sistemin kurumlarının etkin çalışması.

Bu açıdan 2024 yılı dünya demokrasisi için tarihi bir yıl olacak. Bu yıl dünya nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı 76 ülkede sandıklara gidilecek. Seçimlerin sonuçları, dünyanın geleceğinin şekillenmesi açısından önemli olacak. Küresel jeopolitiğin yeniden tanımlandığı, küreselleşmenin beklentileri yerine getiremediği, liberal demokratik değerlerde gerileme tartışmalarının yoğunlaştığı ve kurumların alt üst olduğu bir dönemdeyiz.

Tedarik zincirleri, enerji yolları, güç dengeleri de değişiyor. Görüyoruz ki pek çok sorunumuz aslında çağdaş dünyanın sorunları ile ortak. Tam da bu nedenle ortak sorunlarımıza ortak çözümler üretme iradesinin bir parçası olmak için çok doğru bir zaman. Küresel sistemin reforme edilmesi için, genelde Batı ile özelde AB ile birlikte, bu ilişkilerimizi yeniden ilerleme çıpası haline getirebiliriz.

Gençlerimizin geleceklerini ülkemizde değil de, yurt dışında aramaya başlamış olmalarını uzun vadeli etkisi bakımından ülkemizin önündeki tehditlerin en ciddisi olarak görüyoruz. En iyi liselerimizden mezun gençlerimizin üniversite eğitiminde ağırlıklı olarak yurtdışını tercih etmelerinin nedenleri ve sonuçları üzerinde uzun uzun durmak gerektiğini düşünüyoruz. Üniversite çağına kadar bin bir emek ile yetiştirdiğimiz gençlerimizi, parlak beyinler olarak başka ülkelere kaptırıyoruz. Artık neredeyse tüm kentlerimizde üniversite var. Fakat görüyoruz ki üniversite mezunları arasında işgücüne katılma oranı düşüyor; işsizlik oranı ise artıyor.

Eğitim masrafları artıyor, eğitimin getirisi ise geriliyor. Oysa yapay zeka ve robotikteki gelişmeler nitelikli eğitimi her zamankinden önemli kılıyor. Otomasyona tabi olabilecek işler risk altında. Rekabet gücünü korumak ve verimliliği artırmak isteyen işletmeler yeni teknolojilere yatırım yapıyor. Firmalar, yeni teknolojilerin gerektirdiği becerilere sahip çalışanları istihdam etmek konusunda yurtdışı rakipleri karşısında zorlanıyor. Beceri uyumsuzluğu nedeniyle bir yandan işsizlik artarken bir yandan da işletmelerimiz insan kaynağı sıkıntısı yaşıyor.

– Eğitimin niteliğini yükseltemezsek,
– Nitelikli eğitimde fırsat eşitliği sağlayamazsak,
– Gençlerimizi yeni çağın becerileriyle donatamazsak,
– İşimiz zor.
– Ne rekabet gücümüzün asli unsuru olan işgücünü yetiştirebiliriz ne de gençlerimizi mutlu edip
beyin göçünü önleyebiliriz.

Daha önce de vurgulamış olduğumuz gibi, çağı yakalamamızı sağlayacak olan eğitim sistemi, ezberciliği değil, eleştirel ve yaratıcı düşünceyi önceliklendirmekten geçer. Bilimin yol göstericiliğine sıkı sıkı sarılmalıyız. Bu sistemde cemaat ve tarikatlara da, siyasetle ilişkilendirilen yapılara da yer olmaması gerekir.

Unutmayalım ki, geleceğimizi üzerine inşa edeceğimiz en önemli sütunlarından biri insan. Belki de en önemlisi. Bu temeli tahkim etmeliyiz. Eğitimde laiklik ve bilimsellik ilkelerinden ve fırsat eşitliğinden uzaklaşılırsa insani kalkınma, bilimsel gelişme ve nitelikli kurum ve kurallar hedeflerimizden de uzaklaşırız.

Bir ülkenin en önemli performans göstergesi, her etnik köken ve inançtan insanının, genciyle-yaşlısıyla, kadınıyla-erkeğiyle hepsinin mutluluğu, sağlığı, refahı, geleceğe güvenle bakmasıdır. Oysa veriler bunu doğrulamıyor. Geçen hafta TÜİK gelir dağılımı verilerini açıkladı. Veriler 2007’den
sonraki en bozuk tabloya işaret ediyor.

Gelir dağılımında adalet, refah artışından toplumun farklı kesimlerinin hak ettikleri payı alması, kapsayıcı büyüme, kimseyi dışarıda bırakmamak, TÜSİAD’ın araştırmalarında ve söylemlerinde uzun zamandır hep ön planda oldu. Gerek TÜSİAD’ın 50. Yılı vesilesiyle yapılan “Geleceği İnşa” çalışmasında, gerekse geçen yıl yaptığımız “Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılına Girerken Türkiye” çalışmamızda, temel önceliklerden birisi adil bölüşüm oldu. Toplumsal barışın yolu, adil bölüşümden geçiyor.

Biliyoruz ki, yaşam mücadelesi ağırlaşırken, her alanda adil rekabet şartlarından uzaklaşılması toplumsal yapıda korozyona neden oluyor. Günlük yaşamda gerginlikler de daha önce hiç şahit olmadığımız kadar yükseldi. Eski gerilimlerin üzerine yenileri ekleniyor. Günlük yaşamın hemen her alanında gördüğümüz gerginlik, kutuplaşma ve şiddet eğilimi birbirimize güvenimizi zedeliyor. Bu durum siyasetteki gerilimin tırmanmasına yol açıyor. Siyasetteki gerilim de toplumsal kutuplaşmaları derinleştiriyor. Bu negatif döngüyü kırmak zorundayız.

Siyasetteki gerilimi ve toplumsal kutuplaşmayı önlemenin bildiğimiz en etkili yolu, demokratik süreçlerin daha iyi işlemesinden geçiyor. Cumhuriyet’in İkinci Yüzyıla Girerken Türkiye çalışmamızdaki başlıklardan biri Cumhuriyeti ve demokrasiyi nasıl güçlendireceğiz? tartışmasına ayrılmıştı. Bu tartışmalarda vurgulanan noktalardan birisi de Cumhuriyetimizin çok önemli kazanımları olmasına rağmen, istikrarlı bir demokrasi ve demokratik standartların yükseltilmesi yolunda daha alınması gereken mesafe olduğu idi.

– Haklar ve özgürlükler,
– Eşit yurttaşlık,
– Denge ve denetleme mekanizmaları,
– Siyasal hayata katılım gibi başlıklarda ilerleme sağlamak gerekiyor.

Özellikle de hukukun üstünlüğü başlığında.

– Adalete güven duygusunun güçlü olması için mahkeme kararlarında çelişki olmaması, yargı organları arasında uyumun sağlanması, kararların herkes için bağlayıcı olması,
– Adil yargılanma hakkının mutlaka Avrupa İnsan Hakları Sözleşme standartlarında uygulanması,
– Her düzeydeki mahkeme kararının parçası olduğumuz uluslararası normlara ve sözleşmelere de
uygun olması gerekiyor.

Ancak tarif ettiğim standart ve referanslara uygun bir adalet anlayışı ile siyasi ve toplumsal gerilimlerin düşürülmesi yönünde ilerleyebilir; yargının hakemliği konusundaki tereddütleri ortadan kaldırabiliriz. Cumhuriyetimizin yüz yıllık kazanımlarından biri olarak, siyasi ve toplumsal olgunluğumuz en ağır sorunları bile meşru zeminde tartışarak çözüm üretebilecek düzeyde. Milli iradenin tam olarak tecelli etmesi, milletin oyuyla seçilmiş vekillerin ve yerel yöneticilerin görevlerini yapmalarını gerektiriyor.

Son bir yılı nice acıyla geçirdik. Şehitlerimizin acısı hala yüreğimizde. Kahramanmaraş depremlerinde 50 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetti. Filistin’de ölen çocukların sayısı 11 bini aştı. 2024’te acılarımızı dindirebilmeyi temenni ediyorum. Ülkemizin karşı karşıya olduğu tüm güçlükleri aşabileceğimiz konusunda kafamda hiçbir şüphe yok.

– Yetişmiş insan potansiyelimiz,
– Bilim insanlarımız,
– Her alandan uzmanlarımız,
– Yetkin sivil toplumumuz,
– Yüreği ülkesi için çarpan 85 milyon vatandaşımız var.
– Her türlü ekonomik ve siyasi sorunu nasıl olsa bir şekilde çözebiliriz. Ama yiten giden canları
yerine getiremeyiz. Katledilen doğayı, bozulan ekolojik sistemi geri döndüremeyiz. Fırsat eşitliği
sağlayamadığımız gençlerimize iyi bir gelecek sunamayız.

Vakit geçirmeden ülkemizin geleceği için yaşamsal olan konulara odaklanalım;

– Kayıkçı kavgasını bir kenara bırakalım.
– Kısa vadeli kısır çekişmelere rağbet etmeyelim.
– Şahsi ikbal peşinde koşmak yerine ülkenin geleceği için rekabet edelim.”

Paylaşın

Erdoğan, Kılıçdaroğlu Üzerinden Muhalefete Yüklendi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör örgütleri üzerinden siyaseti yönlendirme çabaları hiç bitmiyor. Birden artış gösteren terör eylemleri, provokasyonlar boşuna değildir. Hepsi de aynı senaryonun bir parçasıdır. Bu oyunu kuranların bilmedikleri bir şey var. O da Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığıdır. İktidara geldiğimizde önce güven ve istikrar iklimini tesis edecek adımlar attık. Elbette pek çok sinsi eylemle önümüz kesilmeye çalışıldı” dedi ve ekledi:

“Gezi olaylarından darbe girişimine, ekonomik tuzaklara kadar her yolu denediler. Son olarak şanslarını Cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinde denediler. Yolda birbirlerini görseler selam vermeyecek olanları aynı ittifak çatısı altında birleştirdiler yine de beceremediler. Bütün bu yükü de Bay Kemal’in sırtına yükleyip çekildiler. Bay Kemal’e ilk hançeri vuranlar ise toplam oyları yüzde biri bulmadığı halde sırtında Meclis’e taşıdığı uyanıklar oldu.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adıyaman’da Deprem Konutları Kura ve Anahtar Teslim Töreni’nde ve AK Parti Adıyaman İlçe Belediye Başkan Adayları Tanıtım Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu.

Erdoğan’ın kura ve anahtar teslim töreninde yaptığı konuşmada öne çıkan bölümler şöyle: “Adıyaman, 6 Şubat depremlerinde en çok yara alan şehirlerimizden biridir. Adıyaman’da 8 bin 565 insanımız hayatını kaybetti.

Şu anda kuralar çekildi. Bugün 2 bin 798 konutumuzun teslimini yapıyoruz. Biraz sonra da anahtar teslimlerini gerçekleştireceğimiz hak sahiplerine yeni konutlarının hayırlı olmasını diliyorum. Adıyaman’da 8561 insanımız hayatını kaybetti. Depremde yıkılan 6 binin üzerindeki binaya ek olarak ağır hasarlı 19 binin üzerinde bina vardı. 39 bini konut 3400’e yakın iş yeri, toplam 45 bin 325 hak sahibi belirlendi.

Halen inşası süren 32 bin konutumuzu yıl sonuna kadar peyderpey teslim edeceğiz… 91 binin üzerinde çadır gönderdik Adıyaman’a. 35 bine yakın konteyner kurarak 118 bin vatandaşımıza hizmet verdik. Toplam 1,2 milyar TL’ye yakın kaynak kullanarak 27 bin 609 haneye kira yardımı yaptık.

Çok daha fazlasını hayata geçirdiğimizi biliyorsunuz. Sadece konut ve işyeri yapmakla kalmıyoruz. Aynı zamanda şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak yatırımları da hayata geçiriyoruz… Halen inşası süren 32 bin konutumuzu yıl sonuna kadar peyderpey teslim edeceğiz.

91 binin üzerinde çadır gönderdik Adıyaman’a. 35 bine yakın konteyner kurarak 118 bin vatandaşımıza hizmet verdik. Toplam 1,2 milyar TL’ye yakın kaynak kullanarak 27 bin 609 haneye kira yardımı yaptık… Adıyamanımıza savunma sanayisi şirketlerimizin ortaklığıyla ve TUSAŞ’ın ortaklığı ile kablo konektör ve kablaj tesisi kuruyoruz.

Emin olun dünyada 14 milyon insanı etkileyen böylesine büyük bir felaketin altından bu kadar kısa bir sürede kalkabilecek başka bir ülke yoktur. Gelişmiş ülkelerin bile bizimkine göre çok daha küçük afetlerde bile nasıl çaresiz kaldığını görüyoruz.

Terör örgütleri üzerinden siyaseti yönlendirme çabaları hiç bitmiyor. Birden artış gösteren terör eylemleri, provokasyonlar boşuna değildir. Hepsi de aynı senaryonun bir parçasıdır. Bu oyunu kuranların bilmedikleri bir şey var. O da Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığıdır. İktidara geldiğimizde önce güven ve istikrar iklimini tesis edecek adımlar attık. Elbette pek çok sinsi eylemle önümüz kesilmeye çalışıldı.

Gezi olaylarından darbe girişimine, ekonomik tuzaklara kadar her yolu denediler. Son olarak şanslarını Cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinde denediler. Yolda birbirlerini görseler selam vermeyecek olanları aynı ittifak çatısı altında birleştirdiler yine de beceremediler. Bütün bu yükü de Bay Kemal’in sırtına yükleyip çekildiler. Bay Kemal’e ilk hançeri vuranlar ise toplam oyları yüzde biri bulmadığı halde sırtında Meclis’e taşıdığı uyanıklar oldu.

Yine akıllara ziyan arayışlara giriştiler. Terör örgütleriyle ilişkileri tescilli partilerle bir araya gelmek mi dersiniz, Çağlayan Adliyesi’ne saldırı düzenleyen terör örgütlerine kol kanat germek mi dersiniz. Bir yandan da kendi içlerinde kavga halindeler. Ülke iyi ki bunların ellerine kalmadı diye milletimiz hamd ediyor. Mart seçimlerinin ardından da aynı şükrü şehirlerimizdeki vatandaşlarımız yapacaklar.

Biz ülkemize, milletimize, şehirlerimize, en başta da deprem bölgesine neler yapabileceğimize, eksikleri nasıl tamamlayabileceğimize bakıyoruz. Gençlerimize büyük, güçlü Türkiye’yi teslim edene kadar mücadeleyi sürdüreceğiz. En çok kadınıyla, genciyle, Adıyamanlı tüm kardeşlerimden ümitliyim.”

“Her gün yeni bir Bizans oyununa şahit oluyoruz”

Erdoğan’ın aday tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada öne çıkan bölümler şöyle: “11 ildeki deprem konutları sayısını 389 bine tamamlayacağız. Hedefimiz 2 ayda 75 bin konutun teslimini yapmak. Biz tutamadığımız sözü vermeyiz. Söz verdiğimiz zaman da onu yerine getirmeden rahat etmeyiz. Adıyaman’ın bize olan güvenini Allah’ın izniyle boşa çıkarmayacağız.

Adıyaman 6’lı masanın yalan siyasetine fırsat vermedi. Fırsatçıların oyununa gelmedi. Son 8 aya baktığımız zaman Adıyaman’ın nasıl doğru bir tercih yaptığını çok net görebiliyoruz. Altılı masa bir proje yapıydı. Yere göğe sığdıramadıkları zatın bugün adının anılmasına dahi tahammül edemiyorlar.

Seçim yenilgisinin tüm faturasını bir kişiye kestiler. Bunun yanında kim varsa siyasetten diskalifiye ettiler. Ama CHP ve ortaklarının kavgasının sesi hiç kesilmedi. Her gün yeni bir Bizans oyununa şahit oluyoruz. Eskisi yenisi CHP yönteminin ülkenin sorunlarına çözüm üretmek gibi bir derdi yoktur.

Bizim gündemimizde milletimizi hedefleri ve hayalleri ile buluşturmak var. Biz asrın felaketini yaşamış şehirlerimizi nasıl imar ve ihya ederiz buna kafa yoruyoruz. Biz, üzerimize salınan terör örgütlerinin başını ezme mücadelesini veriyoruz. Muhalefet gibi laf üstüne laf koymanın derdinde değiliz. Hizmet üretmenin eser bırakmanın derdindeyiz. CHP gibi kapalı kapılar ardında terör örgütü uzantılarıyla DEM’lenmek yerine sözümüzü doğrudan millete söylüyoruz.

Belediyecilik konusunda AK Parti ve Cumhur İttifakı ile yarışabilecek hiçbir babayiğit yoktur. Hizmet ve eser siyasetinde bizimle aşık atabilecek kimse yoktur. Bugüne kadar hep kendimizle yarıştık. Siyaset ve toplum mühendisliği ile seçim kazanmak yerine milletimizin gönlüne girerek seçim kazandık. Siyaseti basit toplama çıkarma işlemine indirgeyenler öyle olmadığını 31 Mart akşamı görecekler. “

Paylaşın