Kur Korumalı Mevduat Hesapları 2,38 Trilyon Liraya Geriledi

Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları, 2 şubat ile biten hafta 76,1 milyar düşerek 2,38 trilyon liraya geriledi. Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervleri ise 135 milyar 444 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 2 şubat ile biten haftaya ilişkin bankacılık sektörü verilerini açıkladı.

Buna göre; Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 76,1 milyar düşerek 2,38 trilyon TL oldu.

Krediler ise 11 trilyon 837,5 milyar TL’den 11 trilyon 941,1 milyar TL’ye yükselirken, mevduat 15 trilyon 101,3 milyar TL’den 14 trilyon 871,1 milyar TL’ye geriledi.

Tüketici kredileri 1 trilyon 526,9 milyar TL’den 1 trilyon 533,2 milyar TL’ye, bireysel kredi kartları 1 trilyon 206,9 milyar TL’den 1 trilyon 247,4 milyar TL’ye çıktı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2 şubat ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini açıkladı.

Açıklanan verilere göre; Merkez Bankası’nın (TCMB), toplam rezervleri, 1 milyar 717 milyon dolar azalışla 137 milyar 161 milyon dolardan 135 milyar 444 milyon dolara geriledi.

Aynı dönemde bankanın brüt döviz rezervleri 2 milyar 616 milyon dolar azalışla 86 milyar 538 milyon dolara geriledi.

Bu dönemde altın rezervleri ise 898 milyon dolar artışla 48 milyar 7 milyon dolardan 48 milyar 905 milyon dolara yükseldi.

Paylaşın

Ahmet Türk: CHP, Kürt Sorununu Çözecek Kabiliyette Değil

DEM Parti’nin Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ahmet Türk, CHP’nin 14 Mayıs seçimleri sürecinde kendileri ile açık görüşme yapılmadığını hatırlatarak, “CHP bu kadar muazzam bir sorunu çözecek kabiliyette değil” dedi ve şöyle konuştu:

“Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir araya gelmenin ve güçlü iki adaydan birinin etrafında toplanmanın doğru olduğuna inanıyorum. Çok farklı ideolojilerde olan partilerin bir araya gelmesiyle altılı masanın güçlü bir mesaj veremeyeceği inancı da bende vardı. Sayın Kılıçdaroğlu bir taraftan, açık açık bir görüşmenin içine girmediler bizle, çünkü biz cüzzamlı olarak görülüyoruz herkes uzaktan mesaj göndererek temas kurmaya çalışıyor, bu yanlıştır.

Ahmet Türk, açıklamasının devamında, “Buna rağmen bütün gücümüzle Kürdistan’da Kılıçdaroğlu’na destek verdiğimiz ortaya çıkıyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununu çözeceğine inancımız yoktu. Bugün de yok. CHP bu kadar muazzam bir sorunu çözecek kabiliyette değil. Bugün bir lider yok orada. Sayın Özgür Özel demokratik bir insan ama parti içinde Kürtleri kucaklayacak, hak ve özgürlüklerini sahiplenecek bir yapının CHP’de olduğunu düşünmüyorum.

Kürtlerin inkarı üzerinden bir siyaset yürütülmüş, bugün Kürtler CHP’den uzak durmuşsa bunun tarihi nedenleri var. Bugün bütün kurumlar Erdoğan’ın kontrolü altında. CHP’nin Kürt sorununu çözme gibi bir anlayışla ortaya çıkması halinde bunu çözebilecek bir güce sahip olmadığını ifade etmeye çalıştım. Bugün Kürtler üzerinde en büyük zulmü yürüten bugünkü iktidardır” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, KRT’de katıldığı programda gündemi değerlendirdi.

Çözüm sürecinin yeniden başlamasının kolay olmadığını belirten Türk, “Yeniden toplumu ortaklaştıracak bir siyasetin ortaya çıkmasıdır çabamız. Bugün milliyetçilik üzerinden apolitik kesimi kendi elinde tutmaya çalışan bir anlayış var. Kürtlerle ilgili düşmanca söylemler ortaya çıkıyor. Şu anda bir çözüm sürecinin başlayacağı konusunda da bir inanca sahip değilim” diye konuştu.

“Mardin’de büyük bir coşku ve partiyi sahiplenecek tutum var” diyen Ahmet Türk, kayyım konusunda ise görüşlerini şöyle dile getirdi:

“Bizim üzerinde durduğumuz halk iradesinin ortaya çıkmasıdır. İki dönemdir halk iradesi yok sayıldı. Bizim mücadelemiz bir demokrasi mücadelesidir. Türkiye’de adaletin, eşitliğin, barışın olduğu bir süreci yakalamaktır. Halka hizmet önemli ama bu ülkede demokrasinin kalıcı hale gelmesi için de mücadele ediyoruz. Kayyum atayabilirler ama bizim için önemli olan halkımızın buna rızasının olmadığını ortaya koymak. Elbette halkımıza hizmet etmek isteriz, yerel yönetimleri önemseriz. Bugün hukukun, adaletin olmadığı bir ülkede her şey olabilir.”

Başak Demirtaş’ın adaylık başvurusunda bulunması ardından da adaylığını çekmesi konusunda Demirtaş’a hak verdiğini söyleyen Ahmet Türk, şöyle konuştu:

“Başak Demirtaş’ın tutumu bence doğruydu. Partiyi sahiplenecek bir tavır gösterdi. Burada önemli olan Türkiye’nin her yerinden aday çıkarılması konusunda bir mesajdı. Bizim mücadelemiz bir demokrasi mücadelesidir. Kürt halkının sindirilme politikasına karşı demokrasiyi kalıcı hale getirmek için mücadele ediyoruz. ‘Zayıf’ aday ‘güçlü’ aday tartışması yürütüldü. Bizim siyasetimiz belli. Bugüne kadar inkar edilen bir halkın mücadelesini verdiğimiz için tabanımız niçin mücadele ettiğimizi çok iyi görüyor ve anlıyordur diye düşünüyorum.

Çözüm sürecinin yeniden başlayıp başlamayacağı konusunda görüşü sorulan Ahmet Türk, “Şu anda bir çözüm sürecinin başlayacağı konusunda da bir inanca sahip değilim” dedi. Türk, şöyle konuştu:

“Elbette ki mücadelemiz bir çözümün ortaya çıkması için, bunun mücadelesini veriyoruz. Kürtlere karşı yürütülen acımasız bir siyasetin sonuç almayacağını kendisi de görmek durumundadır. Cumhurbaşkanının kendi deyimiyle nasıl Filistinliler bitmezse Kürtler de bitmez.

Yeniden toplumu ortaklaştıracak bir siyasetin ortaya çıkmasıdır çabamız. Bugün milliyetçilik üzerinden apolitik kesimi kendi elinde tutmaya çalışan bir anlayış var. Kürtlerle ilgili düşmanca söylemler ortaya çıkıyor.

Şu anda bir çözüm sürecinin başlayacağı konusunda da bir inanca sahip değilim. Kobanê davası boş bir dava, bir kumpas davası. Kim ne derse desin sayın Öcalan’ın söylemlerinin Kürtler üzerinde bir etkisi var. Avukatlarıyla görüşeceği yeni bir sürecin başlamasının mesajını verecek bir süreci zorunlu görüyoruz.

‘Kürtler potansiyel tehlikedir, Türkiye’yi bölmeye çalışıyor’ mesajlarıyla ırkçı kesimleri Kürtlere karşı bir yere getiriyor. Bizim başından beri söylediğimiz halkların ortak demokratik değerler etrafında buluşmasıdır. Cumhuriyet’ten bugüne kadar Kürtleri susturmaya, sindirmeye çalışan bir mantıkla karşı karşıya kaldık. Bu mantık ne Türklere ne Kürtlere bir şey getirir.

Biz bir siyasi partiyiz, kimsenin arka bahçesi değiliz. Demokrasiyi içselleştiren kesimi kucaklayan bir siyasetimiz de var. Bizim tabanımız politize olmuş bir taban, ne yapacağını gayet iyi biliyor.”

“Bir sorunu çözmeniz için bir hakkı, hukuku içselleştirmeniz gerekiyor”

Çözüm sürecinin sona ermesi konusunda ise Erdoğan’ı işaret eden Türk, şunları söyledi: “Erdoğan’ın kontrolü dışında bir geliştiğine inanmıyorum. 7 Haziran seçimlerinde partimiz yüzde 13’lere çıktı. Erdoğan, Kürtlerin kendisine destek vereceğini düşünürken partimize destek verdi. Bir sorunu çözmeniz için bir hakkı, hukuku içselleştirmeniz gerekiyor. Kürtlerin bir halk olduğunu bir dilinin, kültürünün olduğunu içselleştireceksiniz. Televizyon karşısında bir araya gelerek bir sorun çözülmez.

CHP’nin tutumu da eleştiren Ahmet Türk, 14 Mayıs seçimleri sürecinde kendileri ile açık görüşme yapılmadığını hatırlatarak “CHP bu kadar muazzam bir sorunu çözecek kabiliyette değil” dedi ve şöyle konuştu:

“Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir araya gelmenin ve güçlü iki adaydan birinin etrafında toplanmanın doğru olduğuna inanıyorum. Çok farklı ideolojilerde olan partilerin bir araya gelmesiyle altılı masanın güçlü bir mesaj veremeyeceği inancı da bende vardı. Sayın Kılıçdaroğlu bir taraftan, açık açık bir görüşmenin içine girmediler bizle, çünkü biz cüzzamlı olarak görülüyoruz herkes uzaktan mesaj göndererek temas kurmaya çalışıyor, bu yanlıştır.

Buna rağmen bütün gücümüzle Kürdistan’da Kılıçdaroğlu’na destek verdiğimiz ortaya çıkıyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununu çözeceğine inancımız yoktu. Bugün de yok. CHP bu kadar muazzam bir sorunu çözecek kabiliyette değil. Bugün bir lider yok orada. Sayın Özgür Özel demokratik bir insan ama parti içinde Kürtleri kucaklayacak, hak ve özgürlüklerini sahiplenecek bir yapının CHP’de olduğunu düşünmüyorum. Kürtlerin inkarı üzerinden bir siyaset yürütülmüş, bugün Kürtler CHP’den uzak durmuşsa bunun tarihi nedenleri var. Bugün bütün kurumlar Erdoğan’ın kontrolü altında. CHP’nin Kürt sorununu çözme gibi bir anlayışla ortaya çıkması halinde bunu çözebilecek bir güce sahip olmadığını ifade etmeye çalıştım. Bugün Kürtler üzerinde en büyük zulmü yürüten bugünkü iktidardır.”

“İlkeli bir siyaseti esas almak lazım”

Ahmet Türk’ün açıklamalarından bazı satırbaşları ise şöyle: “Doğru bir rota izlediğinizde toplum sizi anlar ama bakıyoruz sol siyaset çok güçsüz. O zaman hem sosyalistler, devrimciler hem de demokrasi mücadelesi verenler kendilerini gözden geçirmelidirler. İlkeli bir siyaseti esas almak lazım.

Geçmişteki gibi bir akademisyen üzerinden verilecek bir mesajın anlamı yok. Sayın Öcalan’ın avukatları vardır, üç yıldır görüşmüyor. İstediği mesajı verme zemini ortada yok. Avukatlarıyla görüşürse, bazı mesajlar verilirse halk üzerinde bir karşılığı olacağını kabul etmek gerekiyor. Kürtler üzerinde elbette önemli bir etkisi var.

Paylaşın

Zühtü Arslan: Anayasa Mahkemesi Kararlarına Uyulması Zorunluluktur

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, “AYM’nin kararlarını ve yorumlarını beğenmeyebilir, katılmayabiliriz ama uygulanması bir anayasal zorunluluktur” dedi ve ekledi:

“Anayasanın 153. maddesine göre AYM kararları kesin olup yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare organlarını, gerçek ve tüzel kişileri kapsar. 153. madde olmasaydı da sonuç değişmez. Kararların uygulanması anayasanı hepimizi bağlayan bir toplum sözleşmesini olmasının bir ürünüdür.”

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yeni üyesi Yılmaz Akçil için yemin töreni düzenlendi. Törene yargı mensuplarının yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, törende yaptığı konuşmada uygulanmayan AYM kararlarıyla ilgili konuştu. Arslan’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde;

“Göreve başlarken Anayasayı ve temel hak ve özgürlükleri koruyacağımıza, görevimizi sadece vicdanımızın sesine uyarak yerine getireceğimize söz veriyoruz. Verilen sözün tutulması anlamına gelen ahde vefa toplum ve devlet hayatı için vazgeçilmez önemde ahlaki ve hukuki bir ilkedir. Ahde vefa ilkesinin yaşanan ters dalgalarla zedelendiğini görüyoruz.

Anayasa Mahkemesi norm denetimi ve bireysel başvuruda özellikle son 10 yılda karşı karşıya kaldığı ağır sınamalardan başarıyla çıkabilmiştir. Bireysel başvuru Türk yargı tarihinin en büyük reformlarından ve en büyük kazanımlarından biridir.

AYM bireysel başvuru kapsamında yüzbinlerce karar vermiş bunu yaparken de başvurucunun kimliğine bakmamıştır. Aralarında ağır cezalara mahkum edilmiş ve cezaları kesinleşmiş olanların da bulunduğu hemen her siyasi görüşten milletvekilinin ve siyasetçinin hak ihlali iddiaları incelenmiş, bunların bir kısmında ihlale hükmedilmiştir. Farkıl görüşlerden yayın kuruluşu, gazeteci ve yazarın yaptığı başvurularda basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Toplumun her kesiminden yapılan başvuruları özenle inceleyip karara bağlamaktadır.

“AYM, anayasaya uygunluk denetimi yapmaktadır”

Bireysel başvuru ile ilgili yanlış anlaşılan bazı hususları bir kez daha ifade etmek istiyorum. İlk olarak AYM, anayasa şikayeti olarak da anılan bireysel başvuruda temyiz incelemesi değil, anayasaya uygunluk denetimi yapmaktadır. Bu anlamda AYM’nin baktığı herhangi bir anayasal hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediği hususudur.

Bireysel başvuruda AYM önündeki anayasal uyuşmazlığı anayasanın hükümlerini yorumlamam ve uygulamak suretiyle karara bağlar.

AYM’nin verdiği karar sonra görüş ve yorum farklılıklarının bulunduğu gerekçesiyle AYM kararlarına uyulmamasının hiçbir anayasal ve yasal zemini, temeli yoktur. Bireysel başvurunun etkili olabilmesi ihlalin giderilmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına bağlıdır. AYM bu ihlalin nasıl giderileceğini de göstermek zorundadır. İhlal, yargı kararından kaynaklanıyorsa bu yargı kararının ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir.

Elbette AYM’nin kararlarını ve yorumlarını beğenmeyebilir, katılmayabiliriz ama uygulanması bir anayasal zorunluluktur. Anayasanın 153. maddesine göre AYM kararları kesin olup yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare organlarını, gerçek ve tüzel kişileri kapsar. 153. madde olmasaydı da sonuç değişmez. Kararların uygulanması anayasanı hepimizi bağlayan bir toplum sözleşmesini olmasının bir ürünüdür.”

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 6 Haftada 10 Milyar Dolar Eridi

Merkez Bankası (TCMB) brüt döviz rezervleri 1 milyar 717 milyon dolar azalışla 135 milyar 444 milyon dolara geriledi. Brüt rezervlerdeki gerileme altı haftada 10 milyar doları buldu.

Haber Merkezi / Öte yandan Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 76,1 milyar düşerek 2 trilyon 38 milyar lira oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2 şubat ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini açıkladı.

Açıklanan verilere göre; Merkez Bankası’nın (TCMB), toplam rezervleri, 1 milyar 717 milyon dolar azalışla 137 milyar 161 milyon dolardan 135 milyar 444 milyon dolara geriledi.

Aynı dönemde bankanın brüt döviz rezervleri 2 milyar 616 milyon dolar azalışla 86 milyar 538 milyon dolara geriledi.

Bu dönemde altın rezervleri ise 898 milyon dolar artışla 48 milyar 7 milyon dolardan 48 milyar 905 milyon dolara yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 2 şubat ile biten haftaya ilişkin bankacılık sektörü verilerini açıkladı.

Buna göre; Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 76,1 milyar düşerek 2,38 trilyon TL oldu.

Krediler ise 11 trilyon 837,5 milyar TL’den 11 trilyon 941,1 milyar TL’ye yükselirken, mevduat 15 trilyon 101,3 milyar TL’den 14 trilyon 871,1 milyar TL’ye geriledi.

Tüketici kredileri 1 trilyon 526,9 milyar TL’den 1 trilyon 533,2 milyar TL’ye, bireysel kredi kartları 1 trilyon 206,9 milyar TL’den 1 trilyon 247,4 milyar TL’ye çıktı.

Paylaşın

Küresel Sıcaklıklar Ocak Ayında Da Rekor Kırdı

İklim Değişikliği Servisi Copernicus, bilim insanlarının “insanlık için bir uyarı” nitelemesine atıfla, Dünya’nın son 12 ay boyunca sanayi öncesi dönemden 1,5 derece daha sıcak olduğunu açıkladı.

İklim bilimcilerine göre 2024 yılı, 1850-1900 dönemi için tahmin edilen ocak ayı ortalama sıcaklığına göre 1,66°C daha sıcak bir başlangıç yaptı. Bu da, ön-sanayi dönemi referans periyodu olarak kabul edilen zaman dilimindeki ocak ortalamasının üzerinde bir sıcaklık artışına işaret ediyor.

Avrupa Birliği’ne bağlı İklim Değişikliği Servisi Copernicus (C3S) tarafından yapılan ölçüm, “Ocak 2024″ün küresel ölçekte kayıtlara geçen en sıcak ocak ayı olduğunu ortaya koydu.

Copernicus’un uydu izleme sistemiyle yaptığı küresel yüzey hava ve deniz sıcaklıkları ve deniz buzu örtüsü ile hidrolojik değişkenlerde gözlemlenen değişikliklere ilişkin aylık iklim güncellemesi yayımlandı.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, Ocak 2024’te ortalama yüzey hava sıcaklığı 13,14 derece olarak ölçüldü.

Söz konusu ölçümün ocak için 1991-2020 ortalamasının 0,70 derece, 2020’de kaydedilen bir önceki en sıcak ocak ayının da 0,12 derece üzerinde olduğu kaydedildi.

Açıklamada son 8 ayın üst üste kaydedilen en sıcak aylar olduğu belirtilerek, son 12 aydaki (Şubat 2023 – Ocak 2024) küresel ortalama sıcaklığın 1991-2020 ortalamasının 0,64 santigrat derece üzerinde ölçüldüğü belirtildi.

Copernicus’un açıklamasında, bilim insanlarının “insanlık için bir uyarı” nitelemesine atıfla, Dünya’nın son 12 ay boyunca sanayi öncesi dönemden 1,5 derece daha sıcak olduğu dile getirildi.

İklim bilimcilerine göre 2024 yılı, 1850-1900 dönemi için tahmin edilen ocak ayı ortalama sıcaklığına göre 1,66°C daha sıcak bir başlangıç yaptı. Bu da, ön-sanayi dönemi referans periyodu olarak kabul edilen zaman dilimindeki ocak ortalamasının üzerinde bir sıcaklık artışına işaret ediyor.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezinin (ECMWF) “ERA5” diye isimlendirilen küresel saatlik değerlendirme verileri, dünya genelindeki uydular, gemiler, uçaklar ve meteoroloji istasyonlarından alınan milyarlarca ölçüm kullanılarak yapılıyor.

Kuruluş son on iki aydaki (Şubat 2023 – Ocak 2024) küresel ortalama sıcaklığın, 1991-2020 ortalamasının 0,64C ve 1850-1900 sanayi öncesi ortalamasının 1,52C üzerinde, kayıtlardaki en yüksek sıcaklık olduğunu bildirdi.

C3S Direktör Yardımcısı Samantha Burgess, “2024 rekor kıran başka bir ayla başlıyor, sadece kayıtlardaki en sıcak ocak ayı değil, aynı zamanda sanayi öncesi döneminin 1,5C’nin üzerinde 12 aylık bir dönem yaşadık” diyor ve ekliyor: Sera gazı emisyonlarının hızla azaltılması küresel sıcaklık artışını durdurmanın tek yolu.

Öte yandan Avrupa’da geçen aya (Ocak 2024) ait sıcaklıklar, kuzey ve güney bölgelerde farklılık gösterdi. Örneğin İskandinav ülkelerinde 1991-2020 ortalamasının çok altında olan sıcaklıklar, güney ülkelerde bu ortalamanın çok üstünde seyretti.

Avrupa dışında, sıcaklıklar Kanada’nın doğusu, Afrika’nın kuzeybatısı, Orta Doğu ve Merkezi Asya’da ortalamanın oldukça üzerinde, Kanada’nın batısı, ABD’nin orta bölgeleri ile Sibirya’nın doğusunda ortalamanın altında kaldı.

El Nino hava olayı, ekvatoral Pasifik’te zayıflamaya başlasa da deniz hava sıcaklıkları genel olarak alışılmadık derecede yüksek bir seviyede kaldı.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Gazze’de Açlık 12 Kat Arttı

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 125. günü geride kalırken, BM Sözcüsü Stephane Dujarric, “Bölgedeki insani yardım ortaklarımızın araştırmasına göre, Gazze’de açlık, 7 Ekim 2023 öncesine göre, 12 kat arttı” dedi.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 123 artarak 27 bin 708’e yükseldi. Yaralananların sayısı ise 67 bin 147’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Sözcüsü Stephane Dujarric, günlük basın toplantısında Gazze’deki duruma dair açıklama yaptı.

Bianet’in aktardığına göre; 7 Ekim’in ardından Gazze’deki gıda kıtlığı, sağlık hizmetlerindeki yıkım, yetersiz temiz su tesisleri ve hijyen koşulları nedeniyle 5 yaş altı çocuklar, hamile ve emziren kadınları ciddi riske attığını belirten Dujarric, “Bölgedeki insani yardım ortaklarımızın araştırmasına göre, Gazze’de açlık, 7 Ekim 2023 öncesine göre, 12 kat arttı” diye konuştu.

Dujarric, gerekli tedavi ve önleyici hizmet sağlanmazsa durumun çok daha kötü olacağına işaret ederek, insani yardım çalışanlarının 5 yaş altı çocuklar ile hamile ve emziren kadınlara yardım sağladığını bildirdi.

BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, BM Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri ve Genel Sekreter’le krizden çıkış yollarını görüşmek için New York’a geldiğini, bunun gerçekleşmesi için siyasi engellerin iyi bilindiğini ancak üstesinden gelinmesi gerektiğini söyledi.

“Hızlı ve kolay bir çözüm yok. Çok ciddi diplomatik çaba gerekecek” diyen Wennesland, sahadaki taraflarla hareket edilmesi gerektiğini kaydetti.

Wennesland, İsrail’in Refah’a saldırı hazırlığıyla ilgili, “İsrailliler durumu çok iyi bilmelerine rağmen 1,2 milyon kişinin bulunduğu Refah’ta aktif savaş planlıyorlar. İnsani yardımların iki giriş noktasından birisi de burası. İsrail’in Refah’a saldırısı tam bir felaket olur” uyarısında bulundu.

Wennesland, her şeyini kaybeden Gazze halkına söyleyecek söz bulmanın zor olduğunu belirterek, “Güvenli bir yerden cehennemin ortasındaki insanlara umut vermek kolay değil” dedi.

Değişimi tetikleyecek hususlar üzerinde baskı kurulması gerektiğini söyleyen Wennesland, “Bulunduğumuz noktadan ateşkes olmadan çıkamayız” diye konuştu.

Birleşmiş Milletler tesislerine 290 saldırı

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), 7 Ekim’den bu yana İsrail’in yoğun saldırıları altındaki Gazze Şeridi’ndeki duruma ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, İsrail, Gazze Şeridi’ne 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki 150 UNRWA tesisinin 290 saldırının hedefi olduğu kaydedildi. İsrail saldırılarda, UNRWA’ya sığınan yerinden edilmiş 389 Gazzelinin yaşamını yitirdiği ve 1374 kişinin de yaralandığı belirtilen açıklamada, öldürülen UNRWA çalışanı sayısının 5 Şubat itibarıyla 154’e çıktığına işaret edildi.

Son 15 günde Han Yunus ve çevresinde görülen yoğun çatışmaların can kaybına yol açtığı aktarılan açıklamada, bu çatışmaların Birleşmiş Milletlere (BM) ait tesisler de dahil olmak üzere altyapının hasar görmesine neden olduğu kaydedildi.

UNRWA bünyesinde Gazze’de bulunan 22 sağlık tesisinden yalnızca 4’ünün faaliyetine devam edebildiği vurgulanan açıklamada, operasyonel olan bu sağlık merkezlerinin Refah kentinde ve Gazze’nin orta kesimlerinde yer aldığı belirtildi.

Açıklamada, söz konusu sağlık merkezleri ve UNRWA sığınaklarında 15 bin 977 Gazzelinin tedavi gördüğü aktarıldı.

Ayrıca, kıtlık riskiyle karşı karşıya Gazze’nin güney bölgelerinde UNRWA tesisleri dışında yaşayan Filistinli 359 bin 54 aileye un dağıtımı yapıldığı kaydedilen açıklamada, Gazze nüfusunun yüzde 75’ini oluşturan 1,7 milyon Gazzelinin yerinden edildiği, bir kısmının güvenlik arayışı içinde sığındıkları bölgeleri de terk etmek zorunda kaldığı hatırlatıldı.

Paylaşın

Merkez Bankası Tek Haneli Enflasyon İçin Tarih Verdi: 2026

Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı’nda konuşan Merkez Bankası (TCMB) Fatih Karahan, “2024, 2025 ve 2026 yıl sonu enflasyon tahminleri bir önceki rapordaki haliyle korunmuştur. 2024 yıl sonu tahmini yüzde 36, 2025 yıl sonu tahmini ise yüzde 14 olarak kalmıştır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Tahmin aralıklarının alt ve üst noktaları da 2024 yılı için yüzde 30 ve 42, 2025 yılı için ise yüzde 7 ve 21’e tekabül etmektedir. Enflasyonun 2026 yılını tek haneli seviyelere gerileyerek yüzde 9 ile tamamlaması, orta vadede ise yüzde 5 hedefinde istikrar kazanması öngörülmektedir. Amacımız enflasyonu hedeflediğimiz patikada düşürmektir.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, enflasyon raporu bilgilendirme toplantısında konuştu. Karahan’ın konuşması şöyle:

“Merkez Bankası’nın görevi fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir. Bu amaçla, bildiğiniz gibi, 2023 yılı haziran ayında parasal sıkılaştırma sürecini başlattık.

Bu süreçte, politika faizini yüzde 8,5’den yüzde 45’e yükselttik. Miktarsal sıkılaştırma ve seçici kredi adımlarıyla parasal sıkılaştırmayı destekledik. Makroihtiyati çerçevede de sadeleştirme sürecini başlatarak piyasa mekanizmasının işlevselliğini artırdık. Türk lirası mevduata geçişi teşvik ettik ve Türk lirası varlıklara olan talebi güçlendirdik.

Bu politikaların sonucu olarak, bir önceki Rapor döneminden bu yana, hem reel hem de finansal göstergeler para politikamızın doğru yolda ilerlediğini teyit etmektedir. Enflasyon, hedefimizle uyumlu seviyelere gerileyene kadar, gereken parasal sıkılığı korumakta kararlıyız.

Enflasyon beklentilerini ve fiyatlama davranışlarını yakından takip ediyoruz. Enflasyon görünümünde herhangi bir bozulmaya kesinlikle izin vermeyeceğiz.

Uyguladığımız politikalar etkisini göstermeye başlamakla beraber, kalıcı fiyat istikrarına ulaşana kadar, politika duruşumuzu sürdürerek enflasyonu tahmin ettiğimiz patikada düşürecek ve orta vadede ekonomimizi kalıcı fiyat istikrarına ulaştıracağız.

Küresel çapta sıkı para politikaları ve kısıtlayıcı finansal koşulların büyümeyi baskılayıcı etkisi, geçtiğimiz yılın ortasından itibaren belirginleşmiştir. İhracatımızla ağırlıklandırılmış küresel büyüme, kademeli gerilemesini takiben son çeyrekte önceki Rapor dönemine kıyasla yatay seyretmiştir.

Küresel büyüme görünümü ve kompozisyonu, jeopolitik riskler, finansal koşullar ve arz yönlü faktörler emtia fiyatları üzerinde belirleyici olmaktadır. Önceki rapor döneminden bu yana enerji hariç emtia fiyatları sınırlı gerilemesini sürdürmüştür. Bu dönemde, doğal gaz fiyatları başta olmak üzere enerji emtia fiyatları düşmüştür.

Petrol fiyatları önceki rapor döneminden bu yana belirgin şekilde gerilerken, kısa vadede yüksek oynaklık sergilemeyi sürdürmektedir. Bu görünüm altında, küresel enflasyondaki düşüş eğilimi yılın son çeyreğinde, enerji fiyatlarının da katkısıyla, hızlanmıştır.

Birçok ekonomide çekirdek enflasyon da son aylarda gerilemektedir. Bununla birlikte enflasyon, küresel düzeyde, hedeflerin üzerinde seyretmektedir. Riskler devam etmekle birlikte, enflasyonun yıl içinde gerilemeyi sürdürmesi beklenmektedir.

“Faiz indirimlerinin zamanlaması ve hızı önem kazanmıştır”

Bu enflasyon görünümü altında, gelişmiş ülke merkez bankaları, politika faizlerinin mevcut seviyesini, enflasyon hedefleri için yeterli gördüklerini belirtmektedir. Önümüzdeki dönemde, faiz indirimlerinin zamanlaması ve hızı önem kazanmıştır.

Gelişmekte olan ülkelerin bir kısmında ise, enflasyon görünümündeki iyileşmeyle birlikte faiz indirim süreçleri devam etmektedir. Önceki Rapor dönemine kıyasla, gelişmiş ülke merkez bankalarının politika faizlerini daha erken indireceğine yönelik piyasa beklentileri artmıştır.

Diğer taraftan, enflasyonist riskler dikkate alındığında, merkez bankalarının indirim süreçlerini kademeli bir şekilde sürdürecekleri ve küresel ölçekte parasal sıkılığın korunacağı değerlendirilmektedir.

2023 yılının son çeyreğinde küresel risk iştahı belirgin toparlanmış ve gelişmekte olan ülke piyasalarına portföy girişleri artmıştır. Yıl başından itibaren ise, gelişmiş ülke merkez bankalarının, faiz indirimlerine daha ihtiyatla yaklaşan sözlü yönlendirmeleri sonucunda, portföy girişleri yavaşlamıştır.

Öncelikle, sıkılaştırma sürecinde, 2023 yıl sonuna kadar enflasyon ve fiyatlama davranışları üzerinde etkili olan unsurlardan bahsedeceğim. Sonrasında ise, zamana bağlı fiyat belirleme eğiliminin güçlü olduğu, dolayısıyla bu özelliği ile diğer aylardan ayrışan bir görünüm sergileyen ocak ayına, ayrı bir pencere açacağım.

Ayrıca, önümüzdeki dönemde enflasyon üzerinde etkili olacak faktörler hakkındaki değerlendirmelerimizi aktaracağım. 2023 yılı son çeyreğinde enflasyon, önceki rapor tahminleriyle tutarlı seyrederek, yıl sonunda yüzde 64,8 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Hatırlayacak olursak, üçüncü çeyrekte petrol fiyatları, vergiler, döviz kuru, akaryakıt fiyatları, asgari ücret artışı gibi birden fazla şok bir arada gerçekleşmişti. Tarihsel eğilimlere kıyasla yüksek oranda olan bu şokların kısa bir süre zarfında ve bir arada gerçekleşmesi, beklenti ve fiyatlama davranışlarında ilave bozulmaya yol açmıştı. Söz konusu şokların enflasyona yansıması üçüncü çeyrekte büyük ölçüde tamamlanmıştı.

Son çeyrekte ise, parasal sıkılaştırmanın etkileriyle, fiyatlama davranışlarında ve enflasyonun ana eğiliminde gerçekleşen iyileşmeye bağlı olarak, enflasyon 3,3 puan ile sınırlı oranda artmıştır. Bu artışın önemli bir kısmı olan 2,4 puanı da doğal gazda 25m3 bedelsiz kullanım sınırının aşılmasından kaynaklanmıştır.

Bu dönemde, enflasyon üzerinde, bir önceki çeyrekte akaryakıt fiyatlarındaki artışın dolaylı etkileri sürerken, parasal sıkılaştırmayla birlikte talep koşulları enflasyonu 1 puan civarında aşağı çekmiştir.

Yüksek ve oynak seyreden enflasyon, emtia fiyatlarının 2022 yılı sonrasında düşüşe geçmesinin ardından, 2023 yılında giderek daha fazla talep kaynaklı hale gelmiştir. Ancak, sıkılaştırma adımlarımızla, talepte dengelenme süreci başlamıştır.

Perakende satış hacminin büyümesi, 2023 yılının ikinci yarısında belirgin şekilde yavaşlamış, kasım itibarıyla çeyreklik bazda negatife dönmüştür. Politikalarımız, talepteki aşırılığın giderilmesinde başarılı olmakla birlikte, perakende satışların mevcut seviyesinin halen dirençli olduğunu değerlendiriyoruz.

Yurt içi talebin dezenflasyon sürecini sürükleyici yönde hareket etmesini sağlamak için parasal duruşumuzu korumakta kararlıyız. Talepteki aşırılık, 2023 yılının ilk yarısında artan ithalat yoluyla, dış ticaret dengesine de olumsuz yansımıştı.

İç talepteki dengelenmeyi takiben, son dönemde ithalat eğilimi zayıflamıştır. Nitekim, 2023 yılının ilk yarısında bir önceki yarıya kıyasla yüzde 8,5 artan altın ithalatı, yılın ikinci yarısında yüzde 18,6 azalmıştır. Benzer şekilde, tüketim malları ithalatında artış eğilimi, aynı dönemde belirgin zayıflamıştır. Mücevher hariç dayanıklı tüketim malı ithalatı da gerilemiştir. İlave olarak, otomobil ithalatının artışı da bu dönemde hız kesmiştir.

Ocak ayına ilişkin geçici veriler, hem toplam hem de altın ve enerji hariç bakıldığında, dış ticaret dengesindeki iyileşme eğiliminin devamına işaret etmiştir. 2023 yılı ilk çeyreğinde altın ve tüketim malları ithalatındaki artış, cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 5,7 seviyesine ulaşmasına neden olmuştu.

2023 yıl sonu itibarıyla ise, cari açığın, milli gelire oranla, yüzde 4 civarına gerilediğini tahmin ediyoruz. Bu dönemlerde, talebin zayıflamasıyla ve beklentilerin iyileşmesiyle birlikte, cari dengede düzelme gerçekleşmiştir. Mevcut parasal sıkılaştırma süreci de öncekilere benzer şekilde, başta altın ve dayanıklı tüketim malı olmak üzere, ithalat kanalıyla cari dengeye katkıda bulunmaya başlamıştır.

2024 yılında, parasal aktarımın gecikmeli etkilerinin devreye girmesiyle, yurt içi talepte dengelenme ile birlikte, cari dengede iyileşme sürecinin devamını öngörüyoruz. Finansal koşullardaki sıkılaşma ve iç talepteki dengelenmenin mal ve hizmet gruplarında fiyatlama davranışlarına olumlu yönde yansımaları olmuştur.

Finansal koşullardan görece daha hızlı etkilenen dayanıklı tüketim malları sektöründe, özellikle otomobil, beyaz eşya, mobilya ve ev aletlerinde fiyat artışları yavaşlamıştır. Dayanıklı mal enflasyonu üç aylık ortalamalara göre, 2023 yılının ağustos ayındaki yüzde 9 seviyesinden aralık ayı itibarıyla yüzde 1,3’e gerilemiştir.

Bu görünümde, özellikle otomotiv ve beyaz eşyada talebi yeniden canlandırmak amacıyla yapılan fiyat indirimleri etkili olmuştur. Hizmet enflasyonu eğiliminde de son çeyrekte yavaşlama kaydedilmekle birlikte, katılık sürmektedir. Parasal sıkılaştırma, kısa vadede, mal enflasyonu üzerinde daha etkilidir.

Hizmet enflasyonu ise, düzenlemeye tabii yönetilen kalemler ile eğitim ve sağlık hizmetleri ve kira gibi geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi güçlü kalemler sebebiyle önemli bir atalet sergilemektedir. Bu kalemler, şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun bir süreye yayılmasına neden olmaktadır.

Ücret/fiyat güncellemeleri ve sözleşme yenilemelerinde önemli bir ay olan ocakta, hizmet fiyatlarında yüksek oranlı artışlar gözlenmiştir. Hizmet enflasyonundaki katılığın önemli bir bileşeni ise kiralardır. Bu bağlamda, konut piyasası önem arz etmekte olup, buradaki gelişmeler öncü gösterge olarak yakından takip edilmektedir.

“Gayrimenkul talebi, konut fiyatlarında yüksek oranlı artışlara sebep oldu”

Hizmet enflasyonunun yavaşlamasında, kiralar üzerindeki baskının azalması ve enflasyon beklentilerinin çıpalanması önemli rol oynayacaktır. Konut piyasasına bakıldığında, 2022 yılı sonrasında enflasyondan korunma davranışıyla artan gayrimenkul talebi, konut fiyatlarında yüksek oranlı artışlara sebep olmuştur. Bu durum, kiralara da gecikmeli ve güçlü bir şekilde yansımaktadır.

Sıkılaştırma sonrası dönemde ise, büyük kentlerde konut fiyatlarındaki artış hızı belirgin şekilde yavaşlamıştır. Parasal sıkılaştırmanın finansal koşullara ve beklentilere olan yansımasıyla, konut fiyat enflasyonu yıllık bazda düşüş göstermiştir.

Konut fiyat artışındaki yavaşlamanın sürmesi, kira ve dolayısıyla hizmet enflasyonu kanalıyla, 2024 yılında dezenflasyon sürecine katkı sağlayacaktır. Hizmet grubunda ataletin azalmasında, beklentilerin çıpalanması da kritik olacaktır.

Piyasa katılımcıları anketinde 12 ay sonrası enflasyon beklentisi, ekim ayından sonra 6 puan gerileyerek ocak ayında yüzde 39 olmuştur. Beklentilerin dağılımında da merkezi eğilim etrafındaki uzlaşı artmaktadır. Anket mikro verileri, firma ve tüketicilerin enflasyon beklentilerinin, seviyesi yüksek olmakla birlikte, son dönemde düşüş kaydettiğini göstermektedir.

Beklentilerdeki bu eğilimin devam etmesi ve beklentilerin tahmin aralığına yakınsaması para politikası duruşu açısından önemli bir ölçüttür. Tüketici enflasyonu, dördüncü çeyrek boyunca tahmin aralığının orta noktasına yakın hareket etmiş ve 2023 yılını yüzde 64,8 ile yıl sonu tahminiyle uyumlu tamamlamıştır. Ocak ayında da, tahmin aralığının orta noktasına yakın seyir korunmuştur.

Nitekim ücret, yönetilen/yönlendirilen fiyat ayarlamaları ve geriye doğru endeksleme davranışının etkisiyle, hizmet grubunda aylık enflasyon tahminimizin bir miktar üzerinde gelerek, belirgin yükselmiştir. Bu görünümde, asgari ücret artışının öngörülerimizin üzerinde gerçekleşmesinin de etkisi hissedilmiştir.

Fiyatlama davranışlarının iyileşme göstermesi, aylık enflasyonun ana eğiliminde düşüşe yol açmıştır. Dışlama, istatistiksel ve model bazlı göstergelerimizin ortalaması, aylık enflasyonun ana eğiliminin, son çeyrek boyunca belirgin şekilde yavaşladığına işaret etmektedir.

Üç aylık ortalamalar, aralık ayında yaklaşık yüzde 2,9’a gerilemiş, ocak ayında ise geçici etkilerle yüzde 3,9’a yükselmiştir. Tabloda da görüleceği üzere, önceki rapordan bu yana göstergeler, tahmin ettiğimizden daha hızlı gerilemiş bir ana eğilime işaret etmektedir. Bu durum, parasal sıkılaştırmanın fiyatlama davranışlarını öngördüğümüzden daha güçlü etkilediğini ima etmektedir.

Son PPK karar metninde vurguladığımız gibi, enflasyonun ana eğiliminde hedeflediğimiz patikayla uyumlu, belirgin bir iyileşme görmeyi, para politikasının seyri açısından önemli buluyoruz. Ocak ayındaki yükseliş sonrasında, enflasyonun ana eğiliminin zayıflayacağını değerlendiriyoruz.

Bununla birlikte, ana eğilim üzerinde riskler de söz konusudur. Özellikle, ücret ayarlamalarının talep üzerindeki yansımalarını yakından takip ediyor olacağız.

Bildiğiniz gibi politika faizimizi, parasal sıkılaştırma sürecinde yüzde 8,5’ten yüzde 45 seviyesine çıkardık. Bu süreçte, kademeli ve bütünsel bir yaklaşımla, parasal sıkılaştırmayı destekleyici uygulamaları da devreye aldık.

Bu kapsamda, bankacılık sistemindeki fazla likiditeyi miktarsal sıkılaştırma ile sterilize ediyoruz. Ayrıca, iç talepteki dengelenmeyi desteklemek amacıyla, seçici kredi sıkılaştırmasını uyguladık. Tüm bunların yanında, piyasa mekanizmasının işlevselliğini yeniden tesis etmek amacıyla, makroihtiyati politika çerçevesini sadeleştirdik ve TL mevduat payının artırılmasını destekledik.

Makroihtiyati çerçeveyi, KKM’ye geçişi teşvik eden ve kredi kullandırımını sınırlayan menkul kıymet düzenlemelerini kaldırarak sadeleştirdik. Böylece, tahvil ve kredi piyasalarının işlevselliğinin artmasını, getiri eğrisinin normalleşmesini ve parasal aktarımın güçlenmesini sağladık.

Diğer taraftan, KKM’nin azalmasına ve Türk lirası mevduatın payının artmasına yönelik uygulamalara devam edilmektedir. Tüm bunlara ek olarak, parasal aktarım mekanizmasının güçlendirilmesi amacıyla, 2023 temmuz ayından itibaren zorunlu karşılık düzenlemeleriyle 1 trilyon Türk lirasından fazla likidite sterilize edilmiştir.

Ayrıca, dönemsel olarak oluşan geçici likidite fazlasının sterilize edilmesi amacıyla, TL depo alım ihalelerine başlanmıştır. Bu kapsamda, 2023 yıl sonu itibarıyla 290 milyar TL olan TL depo alım ihalesi bakiyesi, Ocak ayında 603 milyar TL’ye çıktıktan sonra, 5 Şubat itibarıyla 100 milyar TL’ye gerilemiştir.

Önümüzdeki dönemde TL likiditesinin ikincil piyasa faizlerine etkileri yakından takip edilecek Türk lirası likidite fazlasının zorunlu karşılıklarla sterilize edilmesi ve sonrasında zorunlu karşılık kaynaklı fonlama maliyetinde meydana gelen artış, TL mevduat faizlerinde aşağı yönlü baskı oluşturmuştur.

Bu kapsamda, TL zorunlu karşılıklara, KKM’nin TL mevduata geçişine yönelik hedeflere bağlı olarak faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Alınan bu kararla, TL mevduatın payının artırılması ve KKM’den TL mevduata geçişin desteklenmesi ile parasal aktarımın güçlendirilmesi hedeflenmektedir.

Politika faizinin ocak ayıda ulaştığı seviye ve parasal aktarımı güçlendirmek için atmakta olduğumuz destekleyici adımlarla birlikte, dezenflasyonun tesisi için gerekli parasal sıkılık düzeyine ulaştığımızı değerlendiriyoruz.

Bu noktada belirtmek isterim ki, politika faizinin mevcut seviyesi gerektiği müddetçe sürdürülecektir. Bu süreçte iki ana koşul gözetilecektir: Bunlardan ilki, aylık enflasyonun ana eğiliminin belirgin bir düşüş göstermesidir. Bu kapsamda, ana eğilim, iç talep, ithalat ve finansal koşullara ilişkin göstergeleri yakından izleyeceğiz.

İkincisi ise, enflasyon beklentilerinin öngörülen tahmin aralığına yakınsamasıdır. Bu çerçevede, geniş kapsamlı enflasyon beklentisi göstergeleri takip edilecektir. Öte yandan, enflasyon görünümünde belirgin bir bozulma öngörülmesi halinde, parasal sıkılık gözden geçirilecektir. Bu süreçte;

Enflasyon beklentileri, fiyat belirme davranışları, kamu harcama ve vergi politikası, ücretler, özel tüketim, gibi unsurların enflasyon görünümünde tahminimizden belirgin bir sapmaya yol açacağının anlaşılması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır.

Parasal sıkılaştırma sürecinde, kredi ve mevduat faiz oranları da yükselmiş, finansal koşulların sıkılaşması sağlanmıştır. Ticari kredi ile mevduat faiz oranları arasındaki geniş negatif fark ortadan kalkarak normalleşmiştir.

Bu süreçte, kredi faizleri hızla yükselirken mevduat faizlerindeki artış daha kademeli gerçekleşmiştir. Ocak ayında ise, TL mevduat faizlerinde sınırlı bir gerileme gözlenmiştir. Öte yandan, öncü veriler, son düzenlememizle birlikte TL mevduat faizlerinin yeniden artmaya başladığına işaret etmektedir.

Bireysel kredilere bakıldığında, parasal sıkılaştırmanın etkileri belirgindir. Nitekim, 2023 yılının ilk yarısında oldukça güçlü seyreden bireysel kredi büyümesi, takip eden sıkılaştırma döneminde zayıflamıştır. Diğer yandan, aralık ayında özellikle bireysel kredi kartı bakiyesinde bir ivmelenme görülmüştür. Bunda, dönemsel kampanyaların ve beklenen ücret artışlarının tüketimi öne çekmesi etkili olmuştur.

Tüketici kredilerinin, iç talepteki dengelenmeyi tesis edecek bir hızda normalleşmesini sağlamak, parasal aktarımımız için kritik önemdedir. Bu çerçevede, kredi büyümesinde oluşabilecek aşırılıklara izin vermeyeceğiz.

Ticari kredilerde ise istediğimiz sıkılık düzeyinde dengeli bir ilerleyiş söz konusudur. Reel sektöre sürdürülebilir oranlarda sağlıklı bir kredi akışı sağlanmaya devam ederken, özel bankaların da ticari kredi tarafında, toplam aktif büyüklükleriyle uyumlu olarak daha etkin rol oynadığını görüyoruz.

Mevduat tarafında, parasal sıkılaştırma ile, ağustos sonundan itibaren Türk lirası vadeli mevduata güçlü bir geçiş gerçekleşmiştir. Son 5 ayda, TürkLirası mevduat 2,4 trilyon TL artmış, Kur Korumalı Mevduat 910 milyar TL azalmış, yabancı para mevduat, 1,3 milyar dolar, parite ve fiyat etkisinden arındırılmış olarak ise 3,6 milyar dolar azalmıştır.

Böylece, Türk lirası mevduat payı yüzde 30’lu seviyelerden yüzde 43’e yükselirken, Kur Korumalı Mevduatın payı yüzde 16’ya gerilemiştir. Bununla birlikte, ocak ayında Türk lirası mevduat payındaki artışın yavaşladığını gözlemledik. Son yaptığımız düzenlemenin TL mevduat payının artışını destekleyeceğini öngörüyoruz.

Mevduat faizleri ve TL mevduat payı, politika çerçevemizin önemli bir bileşeni olmaya devam edecektir. Parasal sıkılaştırma ve sadeleştirme adımlarımız, tahvil piyasasına da olumlu yansımış, getiri eğrisini parasal duruşla uyumlu hale getirmiştir.

Bu kapsamda, getiri eğrisinde normalleşme gözlenmektedir. Bu süreçle birlikte, negatif eğimin belirginleşmesi de dikkat çekicidir. Parasal sıkılaşma adımlarımız ile birlikte uluslararası rezervlerimizdeki artış, bölgemizde artan jeopolitik risklere karşın, piyasa bazlı risk göstergelerinde belirgin iyileşmeyi beraberinde getirmiştir.

Mayıs ayında 700 baz puanın üzerine çıkan 5 yıllık CDS primi, 300 puanın altına gerilerken, son haftalarda gelişen ülke piyasalarında yaşanan oynaklığa karşın, bu hafta itibarıyla 325 baz puan seviyelerinde işlem görmektedir.

Bu gelişmeler çerçevesinde, sermaye girişlerinde güçlü bir artış gözlenmiştir. 2023 Ocak-Mayıs ayları arasında aylık bazda ortalama 800 milyon dolar sermaye çıkışı gözlenirken, yılın ikinci yarısında ise toplam 12,6 milyar dolar sermaye girişi olmuştur.

Bu dönemde, haziran-ekim arasında aylık ortalama girişler, 600 milyon ABD dolarına çıkmış, Kasım ve aralık aylarında ise girişler ivmelenerek, ortalama 4,5 milyar doların üzerine yükselmiştir. Sermaye akımları, ocak ayıyla birlikte ivme kaybetse de pozitif düzeyde kalmayı sürdürmüştür.

Sermaye hareketlerinde görülen olumlu gidişatın da katkısıyla, uluslararası rezervlerimizde önemli bir ilerleme kaydedilmiştir. 2023 yılı mayıs ayında 98 milyar dolara gerileyen rezervler yıl sonunda 40 milyar doların üzerinde artarak 140 milyar dolar seviyesine ulaştıktan sonra, 2024 ocak ayında bir miktar gerilemiştir.

Aynı dönemde, net rezervlerde de 35 milyar dolar civarında güçlü bir artış gerçekleşmiştir. Piyasa koşullarını yakından takip etmeye ve rezervlerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz. Orta vadeli tahminler oluşturulurken, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar, ara hedeflerimize bağlılığımızı yansıtacak şekilde, para politikasındaki sıkı duruşun sürdürüleceği bir görünüm esas alınmıştır.

Bu çerçevede, 2024, 2025 ve 2026 yıl sonu enflasyon tahminleri bir önceki rapordaki haliyle korunmuştur. 2024 yıl sonu tahmini yüzde 36, 2025 yıl sonu tahmini ise yüzde 14 olarak tahmin edilmektedir. Tahmin aralıklarının alt ve üst noktaları da 2024 yılı için yüzde 30 ve 42, 2025 yılı için ise yüzde 7 ve 21’e tekabül etmektedir.

Enflasyonun 2026 yılını tek haneli seviyelere gerileyerek yüzde 9 ile tamamlaması, orta vadede ise yüzde 5 hedefinde istikrar kazanması öngörülmektedir. 2024 yılı tahminimizi korumamızda, bir dizi faktörün birbirini dengelemesi etkili olmuştur.

Ücret ayarlamaları ve kamu harcamaları nedeniyle, 2024 yılı birinci çeyreğinde önceki Rapora göre çıktı açığının daha yukarıda olacağını tahmin ediyoruz. Sıkı para politikası ve maliye politikasının eşgüdümünün katkısıyla, iç talepteki dengelenme sürecinin devam edeceğini de değerlendiriyoruz.

Bu görünüm altında, çıktı açığı tahmini güncellememiz 2024 yılı enflasyon tahminimizi 0,4 puan artırıcı yönde etkilemiştir. Buna ek olarak, birim işgücü maliyetinin, öngörülenin üzerinde gelen ücret artışları nedeniyle yükselmesi, tahminimizi 1,5 puan yukarı yönlü etkilemiştir.

Gıda fiyatları ve Türk lirası cinsi ithalat fiyatlarından gelen güncellemelerin toplam etkisi ise 1,4 puandır. Söz konusu yukarı yönlü etkilere karşın, enflasyonun ana eğilimindeki iyileşme tahminleri aşağı yönlü etkilemiştir. Öncelikle, parasal sıkılığın fiyatlama davranışlarına yansıması, öngördüğümüzden daha güçlü olmuştur.

Buna ilaveten, politika duruşumuzun ara hedefimiz doğrultusunda, bir önceki raporda öngörülenden daha uzun süre korunacak olması da ana eğilime olumlu yansıyacaktır. Bu unsurların etkisi, tahminlerimizi 3,2 puan düşürücü yönde olmuştur. Konuşmamı, enflasyon ve para politikamıza ilişkin değerlendirmelerimizle sonlandırmak istiyorum.

Yılın ilk yarısında, mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyonun ortalama olarak yüzde 4’ün altında, ocak hariç ise yüzde 3 civarında seyredeceğini öngörüyoruz. Enflasyonun tepe noktasına ulaşacağı mayıs sonuna kadar, ocak ayında olduğu gibi bazı geçici etkiler görülecektir.

Mayıs sonrasında, yıllık manşet enflasyonda hızlı bir düşüş göreceğimiz, dezenflasyon dönemine gireceğiz. Bu dönemde olumlu yöndeki baz etkileri ve daha önemlisi enflasyonun ana eğilimindeki düşüşün devamı etkili olacaktır. Bu süreçte, iç talepteki dengelenmenin devamı, ücret güncellemelerinin tamamlanmış olması ve manşet enflasyondaki düşüşün beklentilerde oluşturacağı ilave iyileşme önemli rol oynayacaktır.

“Gerileme süreci 2025 yılında da devam edecektir”

Böylelikle, mevsimsellikten arındırılmış ortalama aylık enflasyonun önce yüzde 2,5’in altına, yılın son çeyreğinde ise yüzde 1,5 civarına gerileyeceğini öngörüyoruz. Hizmetlerdeki katılığın da bu süreç içerisinde çözülmesi ve parasal duruşun hedeflerle uyumlu şekilde yönetilmeye devam edilmesiyle birlikte, enflasyonun ana eğiliminde tarihsel ortalamalara gerileme süreci 2025 yılında da devam edecektir.

Görevimiz ve amacımız, enflasyonu hedeflediğimiz patikada düşürmektir. İç talepte dengelenme sürecini, kredilerdeki normalleşmeyi, Türk lirasına geçişi ve bunlarla birlikte, fiyatlama davranışlarında iyileşmeyi parasal aktarım mekanizması içinde bir bütün olarak değerlendiriyoruz.

Güçlü parasal sıkılaştırmamızla birlikte, bir önceki Enflasyon Raporu’na kıyasla enflasyonun ana eğilimi, kredi büyümesi, altın ve tüketim malı ithalatı büyümesi, öngörülerimizle uyumlu ve belirgin şekilde gerilemiştir.

Türk lirası mevduata geçiş süreci de tasarladığımız biçimde gerçekleşmektedir. Mevcut sıkılık düzeyi ve elimizdeki araçlar, bahsettiğimiz bu gelişmelerin öngördüğümüz şekilde devamını sağlayabilecek güçtedir. Bu çerçevede, politika faizinin mevcut seviyesini, enflasyonun ana eğiliminde belirgin bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri tahmin aralığına yakınsayana kadar sürdüreceğiz.

Mevduat faizi ve kredi arzı tarafında, parasal aktarımı zayıflatan oynaklıklara izin vermeyeceğiz. Bu çerçevede, likidite sterilizasyonuna ön alıcı bir anlayışla ve güçlü şekilde devam edeceğiz. Enflasyon görünümü üzerinde belirgin bir bozulma öngörülmesi durumunda ise, parasal sıkılık gözden geçirilecektir.”

Paylaşın

33 İlde Eş Zamanlı IŞİD Operasyonu: 147 Gözaltı

IŞİD’e yönelik 33 ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen “Kahramanlar-49” operasyonlarında 147 şüphelinin yakalandığını açıklayan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Terörle mücadelemiz son terörist etkisiz hale getirilince kadar kararlılıkla devam edecek” dedi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, terörle mücadele kapsamında IŞİD’e karşı 33 il genelinde “Kahramanlar-49” operasyonları düzenlendiğini belirtti.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığı ve Terörle Mücadele Daire Başkanlığı koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüklerince yürütülen operasyonlarda IŞİD içerisinde faaliyet yürüttüğü tespit edilen toplam 147 şüpheli yakalandı.

İçişleri Bakan Yerlikaya, Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Bingöl, Bitlis, Bolu, Bursa, Çorum, Diyarbakır, Düzce, Eskişehir, İstanbul, Gaziantep, İzmir, Karabük, Kayseri, Kırıkkale, Elazığ, Kırşehir, Kilis, Kocaeli, Konya, Kütahya, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa ve Yalova’da düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan kişilerin sayısına dair de bilgi verdi.

Operasyonları gerçekleştiren polisleri tebrik eden Yerlikaya, “Allah ayaklarına taş değdirmesin. Yılın 365 günü, 4 mevsim, 12 ay, gece gündüz demeden operasyonlar düzenliyoruz. Terörle mücadelemiz son terörist etkisiz hale getirilince kadar kararlılıkla devam edecek” dedi.

Paylaşın

ABD Senatosu’nda Türkiye’ye F-16 Satışını Engelleme Çabası

ABD Senatosu’nda, Cumhuriyetçi Senatör Rand Paul, Türkiye’ye F-16 satışını engellemek için ortak bir yasa tasarısı sundu. Kongre yabancı bir ülkeye silah satışını engelleyebilir ancak bunun için hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’dan aksi yönde karar çıkması gerekiyor.

Kaynaklar, ABD Senatosu’ndaki bu son gelişmeye ilişkin ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle diyaloğu sürdürecekleri ve Biden yönetimini muhatap aldıkları mesajını verdi. Kaynaklar, “F-16 satış süreci planlandığı şekilde devam etmektedir. Bu süreçte muhatabımız ABD Yönetimi’dir” mesajını iletti.

ABD Senatosu’nda, Joe Biden yönetiminin Türkiye’ye F-16 satış planına itiraz geldi. Cumhuriyetçi Senatör Rand Paul, Türkiye’ye F-16 satışını engellemek için ortak bir yasa tasarısı sundu.

Paul’ün 5 Şubat’ta sunduğu ve kamuoyuna bugün yansıyan yasa tasarısı, Biden yönetiminin Türkiye’ye tedarik etmeyi öngördüğü F-16’lar dahil tüm askeri teçhizat, malzeme ve hizmetlerin satışının yasaklanmasını talep ediyor.

ABD Senatosu’nun Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Paul’ün sunduğu tasarının kabulü için ABD Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğun onayı gerekiyor.

Paul bir süre önce de Mısır’a silah satışının engellenmesi için aynı şekilde Senato Dış ilişkiler Komisyonu’na karar tasarısı sunmuştu.

Paul Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun bir üyesi, dolayısıyla böyle bir tasarı sunma hakkı bulunuyor ancak tasarının bir sonuca varma ihtimali oldukça düşük.

Öncelikle Dış İlişkiler Komisyonu’nda diğer senatörlerin tasarıya destek vermesi gerekiyor.

Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun eski başkanı Bob Menendez Türkiye’ye F-16 satışına karşı olduğunu birkaç defa açıklamıştı ancak komisyonun başkanı artık Menendez değil. Komisyonun Menendez’den sonraki başkanı Ben Cardin, Türkiye’ye F-16 satışına onay vermişti.

Türkiye’ye F-16 satışına Temsilciler Meclisi’nin ilgili komisyonundan da bir itiraz gelmiş değil. Kongre yabancı bir ülkeye silah satışını engelleyebilir ancak bunu ancak bunun için hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’dan aksi yönde karar çıkması gerekiyor.

Tasarı yasalaşmadığı takdirde satış resmen gerçekleşmiş olacak. İtiraz tasarıları onaylansa bile Başkan Joe Biden’ın veto hakkı bulunuyor. Bu arada Kongre’nin Türkiye’ye yapılacak satışla ilgili itiraz süresi 10 Şubat’ta doluyor.

İsveç’in NATO üyeliğinin Türkiye tarafından onaylanması üzerine Biden yönetimi Türkiye’ye F-16 satışına yeşil ışık yakmıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 27 Ocak’ta Kongre’ye, Yunanistan’a yapılacak F-35’lerin satışına dair bildirimle eş zamanlı olarak, Türkiye’ye 40 adet F-16 Blok 70 savaş uçağı ile 79 adet de F-16 Blok 70 modernizasyon kitinin satışına ilişkin resmi bildirimde bulunmuştu.

Türkiye’ye yapılacak yaklaşık 23 milyar dolar tutarındaki satış bildiriminde ayrıca askeri mühimmat, askeri teçhizat ve malzemeler de yer alıyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye 400 Milyon Euroluk Deprem Yardımı

Avrupa Birliği (AB) ile 400 milyon euroluk deprem yardımı için imzalar atıldı. Türkiye’nin, 400 milyon euroluk fonu kullanmak için 18 aylık bir süre olacak. Bu süre sonunda da fonların kullanımına ilişkin raporunu 6 ay içinde AB’ye verecek.

6 Şubat 2023 yaşanan ve 11 ilde3 büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş merkezli depremlerden bir ay sonra düzenlenen Uluslararası Bağışçılar Konferansı’nda Avrupa Birliği (AB), Türkiye’ye bir milyar euro tutarında mali destek sözü vermişti.

Uluslararası Bağışçılar Konferansı’nda toplamda Türkiye ve Suriye’ye yardım amacıyla 7 milyar euro tutarında bağış toplanmıştı.

Avrupa Birliği’nin (AB) 6 Şubat depremleri sonrasında Türkiye’ye yaptığı yardım taahhüdünün 400 milyon euroluk bölümü için Brüksel’de imza atıldı.

AB, 6 Şubat depremleri sonrasında Mart 2023’te Brüksel’de yapılan Uluslararası Donörler Konferansı’nda Türkiye’ye 1 milyar euroluk mali destek sağlamalıydı. Bu taahhüdünün 400 milyon euroluk kısmının kullanımı Avrupa Komisyonu’nun Uyum ve Reformlardan Sorumlu Üyesi Elisa Ferreira ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Kemal Bozay tarafından imzalandı.

AB Komisyonu üyesi Elisa Ferreira, AB’nin Türkiye ile dayanışma içinde olduğunu vurgularken, yardım taahhüdünün yerine dönük olarak imzalanan anlaşmanın önemli bir dönüm noktasına işaret etti.

“Yardıma ihtiyaç olduğunda AB bu yardıma izin verir. Sadece üye ülkelerde değil, yabancıların bildiği de” diyen AB yetkilisi, Türkiye’ye tahsis edilen kaynağın günümüze kadar Avrupa Dayanışma Fonu kapsamında bir gün geldiğinde verilen en büyük mali katkıya göre, Türkiye’ye de ilk kez bu fondan kaynağın sağlandığına dikkat çekildi.

Dışişleri Bakanı Yardımcısı Kemal Bozay ise 6 Şubat depreminin Türkiye’yi sarstığını belirterek, “Tek tesellimizin dostlarımızın gösterdiği güçlü dayanışma içinde olduğunu” söyledi.

AB ve Avrupa ülkelerinin ilk yardım elinin uzatıldığını vurgulayan Bozay, “Depremler sonrasında sağlanan destek için teşekkür ederiz” diye konuştu.

Yardımlar hangileri için kullanılacak?

Komisyon, Türkiye’ye sağlanacak mali kaynağın hangi alanların devam edeceğini da duyurdu. Açıklamada dağıtımı yapılan mali desteğin üç alanda yaygınlaşmasına dikkat çekildi.Buna göre destek, sağlık, eğitim, su ve atık su yönetimi alanlarında altyapının yeniden kurulumu için kullanılacak.

Ayrıca bölgesel özelliklerin karşılanması amacıyla geçici barınma imkanı sağlanacak ve ülkenin zengin kültürel dağılımının korunması için de yayılma imkanı sağlanacak.

Türkiye’nin, bir seferde ayıracağı 400 milyon euroluk fonu kullanmak için 18 aylık bir süre olacak. Bu süre sonunda da fonların kullanımına ilişkin raporunu 6 ay içinde AB’ye verecek.

Paylaşın