Libya Şiddetli Çatışmalarla Sarsıldı: 27 Ölü, 100’den Fazla Yaralı

Libya’nın başkenti Trablus, rakip iki grup arasında çıkan çatışmalarla sarsıldı. Çatışmalardaki ölü sayısı belirsizliğini korurken, en az 27 kişinin öldüğü, 100’den fazla kişinin de yaralandı bildirildi.

2011’de NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) destekli bir ayaklanma sonrası Libya’da güvenlik ve barış sağlanamadı. 2014’te ülke birbiriyle savaşan doğu ve batı bölgeleri arasında bölündü.

Doğu güçlerinin batıdaki Trablus’a yaptığı saldırı 2020’de sona ererken, savaşın çoğunu durduran bir ateşkese yol açtı. Trablus hükümetini destekleyen Türkiye, Libya’da askeri varlığını sürdürdü.

Ancak, savaşın kalıcı bir siyasi çözümü için çok az ilerleme kaydedildi. Ülkede resmi statü ve finansman kazanmış silahlı gruplar gücü ellerinde tutmaya devam ediyor.

Çatışmalar, Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı “444 Tugayı” Komutanı Albay Mahmud Hamza’nın pazartesi günü Libya Başkanlık Konseyine bağlı Suç ve Terörle Mücadele Birimi “Rada” tarafından tutuklanmasının ardından başladı. Özel Caydırıcılık Gücü ve 444 Tugayı, Trablus’taki en güçlü askeri güçlerden ikisi.

Her iki grup da geçen yıl kısa süren çatışmalarda geçici Ulusal Birlik Hükümeti’ni (GNU) desteklemişti. İki grubun aniden çatışması, Trablus’ta aylardır süren görece sakinliği bozarak, çözümsüz kalan bir çatışma riskini doğurdu.

Ulusal Birlik Hükümeti Sözcüsü Muhammed Hammude, Mahmud Hamza’nın “tarafsız bir kesime” teslim edilmesi ve ateşkes sağlanması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurdu. İçişleri Bakanlığı ateşkesi denetlemek üzere bir güvenlik birimi oluşturdu ve şehrin en gergin bölgelerine güçlerini konuşlandırdı.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili dün öğleden sonra yaptığı açıklamada, Trablus’ta “durumun sakinleştiğini” ve Türk birliklerinin güvenliği ile ilgili herhangi bir sorun olmadığını söyledi. Diplomatlar, Mitiga Havaalanı’nda Türk askerinin bulunduğunu söylüyor.

Bir Reuters tanığı, Trablus’taki bir diğer önemli silahlı grup olan İstikrarı Destekleme Birimi’nin kontrol ettiği bölgelerde sokaklarda savaşçıları ve araçları olduğunu, ancak çatışmalara karışmadığını söyledi.

Libya’daki BM misyonu, olayları ve siviller üzerindeki etkilerini endişeyle takip ettiğini belirterek derhal gerilimin düşürülmesi ve diyalog çağrısında bulundu. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, İtalya ve Avrupa Birliği büyükelçilikleri de çatışmaların durdurulmasını istedi.

Paylaşın

Hawaii’deki Yangında Can Kaybı 106’ya Yükseldi

Hawaii’nin Maui Adası’nda büyük yıkım yaratan yangınlarında hayatını kaybedenlerin sayısı 106’ya yükseldi. Öte yandan yangının çıkış nedeni belirsizliğini koruyor. Yetkililer, yangının çok hızlı bir şekilde yayılmasında adanın güneyinde etkili olan kasırganın da rolü olduğuna dikkat çekiyor.

ABD Başkanı Joe Biden’ın yakın bir tarihte felaket bölgesini ziyaret etmesi bekleniyor. “Eşim ve ben en yakı zamanda Hawaii’ye gideceğiz” diyen Biden yangının ardından başlayan kurtarma çalışmalarına engel olmamak ve rahatsızlık vermemek için seyahati hemen gerçekleştirmediğini ifade etti. Biden, yangın mağdurlarına ihtiyaçları olan “tüm desteğin verileceğini” taahhüt etti.

Hawaii Valisi Josh Green, “Böylesine büyük bir kayıp karşısında acımız çok büyük” açıklaması yaptı. Vali Green, basın mensuplarının soruları üzerine kurbanlar arasında çocukların da bulunduğunu söyledi. Green, ölü sayısının daha da yükselebileceği uyarısında bulundu.

Vali Green, 12 bin kişinin yaşadığı Lahaina’da halkın ya kaçtığını ya da yangında öldüğünü söyledi. Vali Green düzenlediği basın toplantısında henüz yüzde 25’lik bir alanın arandığını aktardı.

Adadaki orman yangınları henüz tam olarak kontrol altına alınamadı. Yangınlar, ABD’de yüzyıldan uzun süredir görülen en ölümcül yangınlar.

Afet bölgesinde metal yığınları ve kül yığınları arasında kalan cesetleri bulabilmek için kente 20 kadavra tespit köpeği getirildi. Ölenler arasında ilk isimler açıklanırken, kömürleşen cesetlerin kimlik tespitinin de uzun sürebileceği kaydediliyor.

Maui Polis Müdürü Jeff Pelletier, 13 kilometrekarelik bir alanda ceset araması yapılacağını söyledi. Hawaii Başsavcısı da yangınlara müdahale konusunda “kapsamlı bir inceleme” başlatıldığını duyurdu.

8 Ağustos’ta başlayan yangınlarda Maui Adası’nın birçok kesimi etkilenirken özellikle 13 bin nüfuslu tarihi Lahaina kenti büyük hasar aldı. Sokakların savaş bölgesini andırdığı kentin merkezi ise yangında tamamen kül oldu. 2 binden fazla bina tamamen veya kısmen yanarken yangında meydana gelen maddi hasarın milyarlarca dolar olduğu belirtiliyor.

Paylaşın

Sudan’ın Yüzde 40’ı Açlıkla Karşı Karşıya

Sudan’daki çatışmaların, insanların yaşamı ve sağlığı üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğuna belirten DSÖ Sözcüsü Margaret Harris, “Çatışmalardan en çok etkilenen bölgelerdeki hastanelerin yaklaşık yüzde 67’si hizmet dışı kaldı. DSÖ çatışmaların sürdüğü bu 4 ayda sağlık merkezlerine 53 saldırıyı doğruladı. Bu saldırılar 11 ölüm, 38 yaralanma ve 10 binlerce insanın sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesiyle sonuçlandı.” dedi.

Sudan’da devam eden kızamık, sıtma, ve dang humması gibi salgınların da bozulan sağlık sistemi nedeniyle kontrol edilmesinin zor olduğunu vurgulayan Harris, ülkenin yüzde 40’ından fazlasının açlıkla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Sözcüsü William Spindler, BM Cenevre Ofisinin haftalık basın toplantısında, Sudan ordusu ile hükümetin isyancı ilan ettiği paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 15 Nisan’dan bu yana devam eden iç savaşa ilişkin değerlendirme yaptı.

Spindler, “Sudan’da çatışmaların başlangıcından bu yana 4,3 milyon kişi zorla yerinden edildi. Bu sayıya komşu ülkelere giden 900 binden fazla mülteci ve sığınmacı ile Güney Sudan’a dönmek zorunda kalan 195 bin Güney Sudanlı dahildir. Sudan’da çatışmaların başından bu yana 3,2 milyondan fazla kişi ise ülke içinde yerinden edildi” dedi.

Sudanlıların bulundukları yerden kaçmaya devam etmesi halinde Sudan içinde ve komşu ülkelerde gittikleri yerlerdeki kalabalığın artacağına dikkati çeken Spindler, ulaşabildikleri her yerde hayat kurtaran desteklerine devam ettiklerini belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Margaret Harris de Sudan’daki çatışmaların, insanların yaşamı ve sağlığı üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğuna işaret etti:

“Çatışmalardan en çok etkilenen bölgelerdeki hastanelerin yaklaşık yüzde 67’si hizmet dışı kaldı. DSÖ çatışmaların sürdüğü bu 4 ayda sağlık merkezlerine 53 saldırıyı doğruladı. Bu saldırılar 11 ölüm, 38 yaralanma ve 10 binlerce insanın sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesiyle sonuçlandı.”

Sudan’da devam eden kızamık, sıtma, ve dang humması gibi salgınların da bozulan sağlık sistemi nedeniyle kontrol edilmesinin zor olduğunu vurgulayan Harris, ülkenin yüzde 40’ından fazlasının açlıkla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Ne olmuştu?

Sudan ordusu, bir dönem desteklediği ancak bağımsız ve paralel bir ordu gibi davranması nedeniyle tehdit olarak gördüğü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK), 2 yıl içerisinde tamamen orduya entegresini istedi.

HDK’nin ise sivil bir hükümetin ardından yaklaşık 10 yıla yayılan bir süreçte bunu kabul edebileceğini açıklamasıyla başlayan gerginlik, 15 Nisan sabahı taraflar arasında başkent Hartum ve çeşitli şehirlerde silahlı çatışmaya dönüştü.

Ordu ile HDK arasında başkent çevresi ve ülkenin batısında yoğun olmak üzere çatışmalar devam ediyor.

Paylaşın

El Kaide’den İsveç ve Danimarka’ya Saldırı Çağrısı

İsveç ve Danimarka’da son zamanlarda küçük gruplar tarafından düzenlenen gösterilerde İslamiyetin kutsal kitabı Kur’an yakılıyor ya da yere atılarak çiğnenirken, El Kaide, bu ülkelere ve dış misyonlarına yönelik saldırılarda bulunma çağrısı yaptı.

Saldırı çağrısının yapıldığı bildirinin gerçekten El Kaide tarafından kaleme alınıp alınmadığı ise bağımsız olarak henüz doğrulanamadı.

1988 yılında kurulan El-Kaide, BMGK (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi), NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar ile birçok ülke tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaktadır.

El-Kaide’ye ait olduğu ileri sürülen bir bildiride, İsveç ve Danimarka’daki Kur’an yakma eylemlerine misilleme olarak bu ülkelere ve dış misyonlarına yönelik saldırılarda bulunma çağrısı yapıldı.

Kur’an yakma eylemlerine destek verenlerin “en sert cezalara” çarptırılması, dünya genelindeki İsveç ve Danimarka büyükelçiliklerinin ise bombalanması istenen bildiri Pazartesi gecesi terör örgütüne yakın bir internet sitesinde yayınlandı.

El-Kaide imzalı olduğu belirtilen bildirinin devamında, “Tüm Avrupa, Charlie Hebdo olayının mesajını doğru anlayamadı. Bu gün, gereken şekilde caydırıcı olarak cezalandırılmadığı görünüyor” ifadelerine yer verildi.

Temmuz tarihli bildirinin gerçekten El Kaide tarafından kaleme alınıp alınmadığı ise bağımsız olarak henüz doğrulanamadı.

İsveç ve Danimarka’da son zamanlarda küçük gruplar tarafından düzenlenen gösterilerde İslamiyetin kutsal kitabı Kur’an yakılıyor ya da yere atılarak çiğneniyor. Bu durum birçok Müslüman ülkede öfkeye ve protestolara neden oldu. Danimarka ve İsveç, Kur’an’a yönelik eylemler nedeniyle terör saldırıları düzenlenmesinden endişe ediyor. İki İskandinav ülkesi bu nedenle sınır denetimlerini artırdı.

İslamcılar, Muhammed peygamberin karikatürünü yayınlayan Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Paris’teki merkezini 2015 yılının Ocak ayında basmış, 12 kişiyi öldürmüştü. El-Kaide, saldırının sorumluluğunu üstlenmişti.

El-Kaide

Dünya çapında faaliyet gösteren Radikal İslamcı ve Selefî silahlı örgüt. Kökenleri Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a müdahalede bulunduğu döneme dayanan örgüt, 1988 yılında kurulan örgüt, BMGK, NATO, Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar ile birçok ülke tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaktadır.

Aralarında 11 Eylül ve 2002 Bali saldırılarının da bulunduğu, bir kısmı sivilleri hedef alan çeşitli saldırıların sorumluluğunu üstlenmiştir.

Kuruluşundan, 2 Mayıs 2011’de Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlı kuvvetler tarafından gerçekleştirilen harekât sonucunda öldürülmesine kadar liderliğini, kurucusu Usame bin Ladin’in yürüttüğü örgütün liderliğini günümüzde Usame bin Ladin’in iki yardımcısından biri olan Eymen ez-Zevahiri sürdürmektedir.

Ez-Zevahiri, yayınladığı ses kaydında Taliban’ın yeni lideri Ahtar Mansur’a bağlılığını açıklamıştır. El-Kaide, Yemen’de birçok yeri ele geçirmiş durumdadır.

Paylaşın

DSÖ’den “Eris” Uyarısı: 51 Ülkede Tespit Edildi

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şu ana kadar 51 ülkede tespit edilen Kovid alt varyantı Eris’e karşı uyardı. Eris, bulaş oranı yüksek olabileceği için “ilgili varyant”  olarak kategorize edildi. DSÖ ayrıca virüsün geçmişte olduğu gibi mevsimsel olmadığını da bildirdi.

DSÖ’ye danışmanlık yapan bir uzman panelinde yer alan Maria Van Kerkhove, Çin, Kore, Japonya ve Kanada’da da tespit edilen yeni alt varyantla ilgili rakamların dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Kerkhove, dünyanın sadece yarısında Kovid testleri yapıldığı için, Eris’in yayılımının testlerin gösterdiğinden çok daha yaygın olabileceğini belirtti.

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Asya’da Kovid enfeksiyonları ve hastaneye yatışlar artıyor. Sağlık yetkilileri, ilk olarak Kasım 2021’de ortaya çıkan Omicron varyantının EG.5 “Eris” alt varyantına işaret ediyor.

Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), “Eris” olarak da adlandırılan EG.5’in, daha bulaşıcı veya şiddetli olabileceği için diğerlerinden daha yakından izlenmesi gerektiğini açıkladı.

DSÖ, yeni varyant nedeniyle ülkeleri Kovid önlemlerini kaldırmamaları konusunda uyardı.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi verilerine göre, Kovid’den hastaneye yatışlar haziran ayından bu yana yüzde 40’tan fazla arttı ancak Ocak 2022 Omicron salgını sırasında görülen en yüksek seviyelerin hâlâ yüzde 90 altında.

ABD çapında atık sularda tespit edilen virüs miktarı ve Kovid tedavisi Paxlovid için haftalık reçete sayısı da geçtiğimiz ay önemli ölçüde artış gösterdi.

“Rakamların dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor”

Yeni alt varyant Omicron ile hemen hemen aynı semptomlara sahip. Eris alt varyantı, şu ana kadar 51 ülkede tespit edildi ancak DSÖ bunun muhtemelen bu ülkelerin Kovid testi konusunda daha aktif olmalarından kaynaklandığını öne sürdü.

DSÖ’ye danışmanlık yapan bir uzman panelinde yer alan Maria Van Kerkhove, Çin, Kore, Japonya ve Kanada’da da tespit edilen yeni alt varyantla ilgili rakamların dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Kerkhove, dünyanın sadece yarısında Kovid testleri yapıldığı için, EG5’in yayılımının testlerin gösterdiğinden çok daha yaygın olabileceğini belirtti.

Kerkhove ayrıca virüs mutasyonunun nerede başladığına dair varsayımlarda bulunulmaması konusunda da uyarıda bulunarak “Bence varyantların bir ülkeden ya da başka bir ülkeden ortaya çıkabileceği düşüncesi yanlış ve tehlikeli çünkü sorunun başka bir yerde olduğunu düşünüyorsunuz.” ifadelerini kullandı.

“Virüs şu anda o kadar çok dolaşımda ki evrim geçiriyor.” diyen Kerkhove, EG5’in dünya genelinde pozitif testlerin yüzde 17,4’ünü oluşturduğunu da sözlerine ekledi.

EG5, bulaş oranı yüksek olabileceği için “ilgili varyant” olarak kategorize edildi. DSÖ ayrıca virüsün geçmişte olduğu gibi mevsimsel olmadığını da bildiriyor.

Paylaşın

Bir Kez Daha Kur’an Yakıldı: İslam Dini İsveç’te Yasaklansın

İslam dininin İsveç’te yasaklanmasını isteyen Salvan Momika, parlamento binası önünde Kur’an-ı Kerim yaktı. Momika, İslam dini İsveç’te yasaklanana kadar eylemlerine devam edeceğini söyledi.

Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre; İsveç Parlamentosu önüne geniş polis koruması altında gelen Momika, çevreden gelen tepkilere rağmen önce kitabın üzerine bastı, ardından İslam’a hakaret içeren sözler sarf etti ve son olarak kitabı yaktı.

Momika, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Irak’taki Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr’ın fotoğraflarının bulunduğu bir kağıtla da ayaklarını sildi. Momika’ya, Salvan Nacim isimli bir Irak vatandaşı da yardım etti.

Bölgede toplanan ve sosyal medya üzerinden örgütlenen “Kur’an’ı yakmayı durdurun” isimli grup ise Momika ve Nacim’e tepki gösterdi. İsveçli aktivistler tarafından kurulan grubun üyeleri, itfaiye erlerinin baretlerinden giyerek “Irkçı eylemi durdurun” sloganları attı.

Bir kişi gözaltına alındı

Göstericilerden biri Momika’yı engellemeye çalıştı ancak İsveç polisi fiziksel müdahaleye engel oldu. Polis memurları fiziksel olarak saldırıda bulunan göstericiyi gözaltına aldı.

Ülke kanunlarına göre başkalarına ve başkalarının mallarına fiziksel zarar verilmediği sürece fikirlerin ifade edilmesi ve her türden protesto eylemi özgürlük alanı içerisinde mümkün. Bu türden protesto eylemleri sivil özgürlük olarak görüldüğü için eylemcilerin zarar görmemesi de yine polisin sorumluluğunda.

Eylem sonrası olay yerinden ayrılan Momika ve Nacim’e, 10’u zırhlı olmak üzere 20 polis aracı ve yaklaşık 150 polis eşlik etti.

Paylaşın

Dilan Yeşilgöz, Hollanda’nın İlk Kadın Başbakanı Olabilir

Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanı Dilan Yeşilgöz-Zegerius, Demokrasi ve Özgürlük İçin Halk Partisi’nin yeni genel başkanı ve başbakan adayı oldu. Yeşilgöz, partisinin 22 Kasım’da yapılacak seçimlerden zaferle çıkması halinde Hollanda’nın ilk kadın başbakanı olacak.

12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nda (DİSK) görevli Tunceli doğumlu sendikacı Yücel Yeşilgöz’ün kızı olan Dilan Yeşilgöz, 1977 yılında Ankara’da dünyaya geldi. Ailesinin 80 darbesi sonrası Hollanda’ya iltica etmesi nedeniyle 8 yaşında Hollanda’ya yerleşen Kürt kökenli Yeşilgöz, Mart 2017’den beri VVD partisi üyesi olarak görev yapıyor.

Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanı Dilan Yeşilgöz-Zegerius, Kasım ayında yapılacak genel seçimlerin ardından aktif siyaseti bırakacağını açıklayan Başbakan Mark Rutte’nin partisi Demokrasi ve Özgürlük İçin Halk Partisi’nin yeni genel başkanı ve başbakan adayı oldu.

46 yaşındaki Türkiye kökenli politikacı Yeşilgöz-Zegerius, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bu görevin kendisi için “büyük bir onur” olduğunu belirterek kendisine duyulan güvenden ötürü teşekkür etti.

Demokrasi ve Özgürlük İçin Halk Partisi (VVD) Merkez Yönetim Kurulu ve tüm örgütlerin oybirliğiyle genel başkanlığa aday gösterilmişti. Yeşilgöz, partisinin seçimden zaferle çıkması halinde Hollanda’nın ilk kadın başbakanı olacak. Ülkede seçimler 22 Kasım’da yapılacak.

Dilan Yeşilgöz, 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nda (DİSK) görevli ve Tunceli doğumlu sendikacı Yücel Yeşilgöz’ün kızıdır. Babası 12 Eylül darbesinin hemen ardından, 1980 yılında Türkiye’den kaçarak Hollanda’da sığınma talebinde bulundu.

Dilan Yeşilgöz de 1984 yılında annesi ve kız kardeşiyle birlikte kaçak yolla bir tekneyle Yunanistan’ın Kos adasına geçti ve oradan bir mülteci olarak Hollanda’ya sığındı. Dilan Yeşilgöz, 1991-1997 yılları arasında, Amersfoort’taki Vallei Koleji’nde ortaöğretimini tamamladı.

Ardından sosyal ve kültürel bilimler alanında VU Üniversitesi’nde eğitim gördü ve 2003 yılında Kültür, Organizasyon ve Yönetim alanında yüksek lisans derecesi aldı. Yeşilgöz, 25 Mayıs 2021’de Hollanda Hükûmeti’nde Ekonomik İşler ve İklim Politikası Devlet Bakanı olarak atandı. 10 Ocak 2022 tarihinden itibaren Güvenlik ve Adalet bakanı olarak görev yapıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kuzey Kore Lideri Kim’den “Silah Ve Füze Üretimini Artırın” Talimatı

Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un, askeri yetkililere silah ve füze üretiminin “ciddi ölçüde artırılması” talimatını verdi. Kim, daha öncede askeri yetkililere “Güney Kore’ye karşı tam teşekküllü savaş hazırlıkları yapma” çağrısında bulunmuştu.

Kuzey Kore’nin düşmanlarını “kesinlikle yok edecek ezici bir askeri güce sahip olması” gerektiğini belirten Kim, “herhangi bir savaşla başa çıkmak için tam olarak hazırlanmaları” gerektiğini savundu.

Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) bu ay Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatı yapacak. Tatbikat Kuzey Kore’yi de hareketlendirdi. Kuzey Kore lideri tatbikat öncesi yeni bir karar daha alarak ülkedeki silah ve füze üretiminin “ciddi ölçüde artırılması” talimatını verdi.

Karar Gazetesi’nin Kuzey Kore’nin resmi Kore Merkezi Haber Ajansı’ndan (KCNA) aktardığına göre Kim, hafta sonu ülkenin önemli silah fabrikalarını ziyaret etti.

Ziyaretleri sırasında açıklamalarda bulunan Kim, silah ve füze üretiminin “ciddi ölçüde artırılması” talimatını vererek cephedeki birliklerin ihtiyaçlarının karşılanması için seri üretime geçilmesinin hedeflendiğini söyledi.

Kuzey Kore’nin düşmanlarını “kesinlikle yok edecek ezici bir askeri güce sahip olması” gerektiğini belirten Kim, “herhangi bir savaşla başa çıkmak için tam olarak hazırlanmaları” gerektiğini savundu. Kim, “Savaş hazırlıklarının niteliksel düzeyi silah sanayisinin gelişimine bağlıdır ve fabrikalar bu hazırlıkları hızlandırmada çok önemli bir sorumluluk taşımaktadır.” dedi.

Güney Kore ve ABD de ortak savunmalarını güçlendirmek amacıyla gelecek hafta ortak askeri tatbikata başlayacaklarını duyurdu. Güney Kore Genelkurmay Başkanlığından (JCS) yapılan açıklamada, “Ulchi Özgürlük Kalkanı” adı verilen tatbikatın 21-31 Ağustos’ta yapılacağı bildirildi.

Açıklamada, tatbikatın son yılların “en büyüğü” olacağı ifade edilerek buna bağlı olarak özellikle Kuzey Kore’nin füze tehditlerine karşı önlem amaçlı hazırlanan senaryolara dayalı tatbikatlar düzenleneceği belirtildi.

Genelkurmay Başkanı görevden alınmıştı

KCNA, Kore İşçi Partisi Merkezi Askeri Komisyonunun Kim Jong Un başkanlığında toplandığını bildirmişti. KCNA’ya göre, Kim toplantıda ayrıca Genelkurmay Başkanı General Pak Su’yu görevden aldığını da açıklamıştı. Genelkurmay Başkanlığına Pak Su Il’in yerine Mareşal Ri Yong Gil getirilmişti.

Haberde, Ri’nin bakanlık görevini de sürdürüp sürdürmeyeceğinin henüz belli olmadığı ifade edilirken, geçen sene göreve getirilen Pak’ın neden pozisyondan alındığına dair bilgi paylaşılmamıştı.

Cheong Seong-chang ise Fransız haber ajansı AFP’ye “askeri operasyonlarda yeterli yetkinlik gösteremediği” gerekçesiyle Pak’ın görevden alınmış olabileceğini söylemişti. Cehong, “Kim Jong-un, genellikle görevlerini yerine getirmekte yetersiz gördüğü yetkilileri hızla değiştirme eğiliminde oluyor” demişti.

71 yaşındaki General Ri, Ağustos 2013 – Ocak 2016 ve 4 Haziran 2018 – 6 Eylül 2019’da da Genelkurmay Başkanı olarak görev yapmıştı.

Güney Kore Birleşme Bakanlığı’ndan kimliğini açıklamayan bir yetkili AFP’ye “Bence tehditkar bir hareketle Güney Kore’ye mesaj göndermeyi amaçlıyor” yorumunu yapmıştı. Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un, geçen hafta da ülkedeki silah fabrikalarını gezerek, savaş hazırlıklarının hızlandırılmasını istemişti.

Paylaşın

Arjantin’deki Ön Seçimlerde En Çok Oyu Aşırı Sağcı Aday Aldı

Eski ABD Başkanı Donald Trump’a hayranlığını sıklıkla dile getiren aşırı sağcı popülist aday Javier Milei, Arjantin’de Ekim’de düzenlenecek genel seçimler öncesi yapılan ön seçimlerde en çok oyu alan aday oldu.

Milei toplam oyların yaklaşık yüzde 30’unu alırken, ana muhalefet koalisyonu Değişim için Birlik’in adayları yüzde 28, mevcut iktidar koalisyonu Vatan için Birlik’in adayları ise yüzde 27 oranında oy aldı.

Seçim sonuçlarına ilişkin konuşan Javier Milei, “Bu ülkede var olan asalak, yozlaşmış ve işe yaramaz siyasi kastın sonunu getireceğiz. Bugün Arjantin’in yeniden inşası için ilk adımı attık. Her zaman olduğu gibi aynı insanlarla farklı bir Arjantin mümkün değildir.” ifadelerini kullandı.

Aşırı sağcı ve popülist görüşleriyle bilinen Milei, Arjantin Merkez Bankasının kapatılmasını savunuyor. Ayrıca Milei, iklim değişikliğinin yalan olduğunu, insan organlarının satışının legal olması gerektiğini ve silahların serbestleştirilmesi gerektiğini dile getiriyor.

Seçim öncesinde analistler, 52 yaşındaki Milei’nin beklenenden daha iyi bir performans göstermesinin mali piyasaları altüst edeceği ve başkan olması halinde uygulayacağı ekonomi politikalarına ilişkin belirsizlik nedeniyle Arjantin pesosunun değerinde keskin bir düşüşe yol açacağı uyarısında bulunmuşlardı.

İlk sonuçlara göre Arjantin, seçmenlerin geleneksel siyasetçilere karşı öfkelerini ifade etmek için dışarıdan bir adaya yöneldiği, bölgedeki son ülke oldu.

Yıllık yüzde 100’ün üzerinde enflasyon, artan yoksulluk ve hızla değer kaybeden para birimi ile mücadele eden Arjantin’de hoşnutsuzluk yaygın. Milei Arjantin pesosunu ABD doları ile değiştirmesi çağrısında bulunarak destek topladı.

Arjantin’de genel seçimler 22 Ekim’de düzenlenecek. Ülkede düzenlenen ön seçimlerin sonuçları ise genellikle genel seçimlerin sonuçlarıyla benzer oluyor.

Üç ayrı etaptan oluşan Arjantin tipi seçim sisteminde ilk önce halk aday adaylarını seçiyor. Yani Türkiye’den farklı olarak parti içi aday adaylarını parti üyeleri değil direkt olarak halk seçiyor. 2009’de kurulan PASO (Birincil, Açık, Eş zamanlı, Zorunlu) adını verdikleri bu sistem bir ön seçim.

Seçimin ilk ayağını oluşturmakta ve her partinin başta devlet başkanı adayı olmak üzere, senatör, milletvekili aday listelerini belirlemesini ve asıl seçime bu listelerin gitmesini sağlar.

Kamuoyunun bir kısmı, olumlu karşılanan bu ön seçimli sistemi ülkeye daha demokratik bir atmosfer sağladığını, partilerin adaylarını da halk seçtiği için parti içi tekelciliği engellediği tezini savunuyor.

Ülkenin diğer bir kısmı ise seçim döneminin ikinci tura kalma durumunda toplamda 3 seçim yapılmasına ve dolayısıyla bu uzayan seçim döneminin ülkeye daha fazla maddi külfet getirdiği kanaatindeler.

Arjantin’in siyasi görünümü

Arjantin, idari olarak 23 eyalet ve özerk Buenos Aires kentinden oluşan federal bir cumhuriyet. Başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Kuvvetler ayrılığı prensibi hâkim. Yürütme ağırlıklı olarak Cumhurbaşkanına aittir. Yasama erki Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan iki kamaralı Kongre’nin, yargı ise Yüksek Mahkeme’nin yetkisi altında.

Cumhurbaşkanlık süresi 1994’te yapılan anayasa reformuna kadar 6 yıl iken, bir kez yinelenebilir olmak üzere 4 yıla indirildi. 1994 Reformlarıyla, eyaletlerin ve özerk Buenos Aires şehrinin Senatör sayısı üçe çıkarıldı. Senato 72, Temsilciler Meclisi 257 üyeden oluşuyor.

Arjantin’de 27 Ekim 2019’da düzenlenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerini “Herkesin Cephesi (Frente de Todos)” ittifakının adayı Alberto Fernandez ilk turda kazandı ve görevi 10 Aralık 2019’da devralmadı. İktidarda Herkesin Cephesi Koalisyon Hükümeti bulunuyor.

Paylaşın

Katolik Kilisesi Lideri Papa: Göçmen Ölümleri İnsanlığın Açık Yarası

Vatikan’daki Pazar duası sonrası konuşan Katolik Kilisesi Ruhani Lideri Papa Francesco, “Birkaç gün önce Akdeniz’de trajik bir tekne kazası daha meydana geldi: 41 kişi hayatını kaybetti. Onlar için dua ettim” dedi ve ekledi:

“Acı ve utançla söylemek zorundayız: bu yılın başından beri neredeyse 2 bin erkek, kadın ve çocuk Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken bu denizde öldü. Bu insanlığımızın açık yarasıdır.”

BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın aktardığına göre, “Dayanışma ve kardeşlik duygularıyla, bu yarayı sarmaya yönelik siyasi ve diplomatik çaba” gösterilmesi çağrısı yapan Papa, ayrıca göçmenleri kurtarmak için çalışanların kararlılığını desteklediğini de vurguladı.

İtalya’da Ekim 2022’de iktidara gelen aşırı sağ liderliğindeki koalisyon hükümeti, Akdeniz’de göçmenleri kurtarmak için çalışan sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini zorlaştırmaya çalışmakla suçlanıyor. Hükümetin, STK’ların kurtarma gemilerine en yakın limanları açmak yerine bu gemileri daha uzak limanlara yönlendirme gibi uygulamaları eleştiriliyor.

İtalya hükümetinin girişimleri üzerine Avrupa Birliği bu yaz, düzensiz göçü önlemek amacıyla Tunus ile bir anlaşmaya varmıştı. Bu yıla kadar Orta Akdeniz hattından İtalya’ya ulaşan göçmenler ağırlıkla Libya’dan denize açılıyordu. Bu yıl ise Tunus, göçmenlerin en sık kullandığı kalkış limanı haline geldi.

İtalya’ya bu yıl deniz yoluyla ulaşan göçmen sayısı, geçen yıla kıyasla iki katın üzerine çıkarak 94 bine yaklaştı. Orta Akdeniz hattını kullanarak Avrupa’ya ulaşmaya çalışan yaklaşık 2 bin göçmen de hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Göç Örgütü, Orta Akdeniz’i “dünyanın bilinen en ölümcül göç rotası” olarak tanımlıyor. Denizde hayatını kaybedenlerin yanı sıra, bu göç rotasının önceki ayağı olan Kuzey Afrika’da göçmenlerin sıklıkla kötü muameleye tabi tutulduğuna dair haberler de gündemde.

Papa Francesco da geçen hafta yaptığı bir açıklamada bu unsura da dikkat çekmiş ve göçmenlerin Kuzey Afrika’daki “lager’lerde” (toplama kampı) suiistimal edildiklerini söylemişti. Geçen Pazar günü Portekiz seyahatinden dönerken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Papa, “Göçmenlerin sömürülmesi suçtur… Kuzey Afrika’daki lager’lerdeki göçmenlerin yaşadıkları korkunç” demişti.

Daha önce Akdeniz’in gittikçe bir mezarlığa dönüştüğü uyarısı yapan, “Mare nostrum’un (bizim denizimiz) kasvetli bir ‘mare mortuum’a (ölü deniz) dönüşmesine izin vermeyelim” diyen Papa, bu kez bu konuda şunları söyledi: Akdeniz bir mezarlık, ama en büyük mezarlık değil. En büyük mezarlık Kuzey Afrika.

Paylaşın