OECD Ülkelerinde Enflasyon Yüzde 5.7, Türkiye Yüzde 67.1

OECD ülkelerinin dörtte üçünde enflasyon düşerken, en büyük aylık düşüş Polonya ve İsveç’te, en büyük artış ise Türkiye’de ve Kolombiya’da kaydedildi. OECD ülkelerinde enflasyon yüzde 5,7, Türkiye yüzde 67,1 oldu.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD), Türkiye, İngiltere, ABD, Avrupa’nın çoğu büyük ülkesi, Meksika, Şili ve İsrail’in de aralarında olduğu 38 üyesi bulunuyor.

Merkezi Paris’te bulunan OECD, 38 üye ülkesinde Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ile ölçülen yıllık enflasyonun Mayıs 2023’ten bu yana yüzde 6 civarında dalgalanarak, Şubat 2024’te yüzde 5,7 seviyesinde sabit kaldığını açıkladı. Türkiye’deyse enflasyon 67,1 oranında gerçekleşti.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre; OECD ülkelerinin dörtte üçünde enflasyon düştü; en büyük aylık düşüş Polonya ve İsveç’te, en büyük artış ise Türkiye’de ve Kolombiya’da kaydedildi.

Türkiye, yerel para birimindeki düşüşün ithalat maliyetlerini arttırmasına bağlı olarak, gıda enflasyonunda hızlı bir artış yaşayan ülkelerin başında yer aldı. Para birimi liranın değerindeki düşüş, aynı zamanda enerji fiyatlarında da keskin bir artışa yol açınca, enflasyonda büyük artış yaşandı.

OECD ülkelerinin tamamında gıda enflasyonundaki artış Şubat 2024’te yüzde 1’in altında kaldı, enerji enflasyonundaki artış ise eksiye geçti. Türkiye’deyse Şubat ayında gıda enflasyonu yüzde 18, enerji enflasyonu ise yüzde 3,6 arttı.

Buna göre, Ocak 2024 gıda enflasyonu yüzde 69,7, Şubat 2024 gıda enflasyonu da yüzde 71,1 oranında gerçekleşti. Genel enflasyon rakamı ise Şubat 2024’te yüzde 67,1 oranında gerçekleşti.

OECD’ye göre genel enflasyon OECD’ye üye 7 ülkede yüzde 2’nin altında, Kosta Rika’da ise negatifte kaldı. Gıda enflasyonu art arda 15’inci ayda da düşmeye devam ederek, Ocak’taki yüzde 6,3’ün ardından, Şubat’ta yüzde 5,3’e ulaştı. Gıda enflasyonu Kasım 2021’den bu yana ilk kez genel enflasyonun altında kaldı.

Hane halkı üzerindeki enflasyonist baskıların azaldığını gösteren rakamlara göre, dünyanın en zengin ülkelerinde gıda fiyatları Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’yı işgali öncesinden bu yana en yavaş oranda arttı.

Euro bölgesinde düşüş, G20’de artış

OECD bölgesindeki çekirdek enflasyon (gıda ve enerji hariç enflasyon) düşmeye devam etti ancak hizmet fiyatlarındaki katılığın bir yansıması olarak Şubat ayında yüzde 6,4 ile yüksek kaldı.

Farklı ülkeler arasındaki enflasyonu karşılaştırmak için kullanılan Euro Bölgesi’ndeki Uyumlaştırılmış Tüketici Fiyatları Endeksi (HICP), Ocak ayında yüzde 2,8’ken Şubat ayında yüzde 2,6’ya geriledi. Gıda enflasyonundaki düşüş OECD’dekinin yaklaşık iki katı kadar hızlı olurken, çekirdek enflasyondaki düşüş OECD ile benzer hızda gerçekleşti.

G7’de yıllık enflasyon da Şubat 2024’te yüzde 2,9 ile istikrarlı seyrederek Nisan 2021’den bu yana en düşük seviyesine ulaştı.

Buna karşılık, Şubat 2024’te enflasyonda en büyük düşüşler İngiltere ve Almanya’da kaydedildi. Şubat 2024’te çoğu G7 ülkesinde ana enflasyona en büyük katkıyı çekirdek enflasyon sağladı.

G20’de yıllık enflasyon, Ocak’taki yüzde 6,4 ile Mart 2023’ten bu yana en yüksek seviyesini gördükten sonra Şubat’ta yüzde 6,9’a yükselerek, Mart 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştığı belirtildi.

OECD’ye göre, bu yükseliş kısmen Çin’deki manşet enflasyonundaki artıştan kaynaklandı ve bu artış küresel bazda olumluya döndü. Ağustos 2023’ten bu yana ilk kez, genel enflasyon rakamları Suudi Arabistan ve Endonezya’da da arttı, Arjantin’de ise daha da yükseldi. Brezilya ve Güney Afrika’da ise genel olarak istikrarlıydı.

Analistler, merkez bankalarının düşen enflasyona tepki olarak bu yıl çok sayıda faiz indirimi yapacağını tahmin ediyor ancak son haftalarda herhangi bir indirimin boyutu konusunda daha temkinli olmaya başladı.

OECD’nin Türkiye, İngiltere, ABD, Avrupa’nın çoğu büyük ülkesi, Meksika, Şili ve İsrail’in de aralarında olduğu 38 üyesi bulunuyor.

Paylaşın

İYİ Parti’de Başkanlığa Bir Aday Daha: Çok Keyifli Bir Kongre Yaşayacağız

Mehmet Tolga Akalın, yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de genel başkanlığa aday oldu. Koray Aydın ve Müsavat Dervişoğlu da genel başkanlığa aday olduklarını açıklamışlardı.

Mehmet Tolga Akalın, adaylığına ilişkin yaptığı açıklamada, “ Biz bir partimizi Erdoğan’a birlikte kaybettik. Aday olacağımı açıkladığım gün ikinci defa Erdoğan’a bir parti kaybetmemek üzere yola çıktık” dedi.

Koray Aydın ve Müsavat Dervişoğlu’nun adaylıklarını açıklamasına dair de Mehmet Tolga Akalın “Her iki de çok kıymetli abim benim. Benim kişisel arzum benim siyasal liderliğine talip olduğum siyasal harekette onları da bu hareketin manevi lideri olarak görmekti. Ama her birini en doğal hakları adaylık, başarılar diliyorum. Çok keyifli bir kongre yaşayacağımız ve partimizi büyüterek çıkacağımızı söylüyorum” ifadelerini kullandı.

2017 yılında Meral Akşener liderliğinde kurulan İYİ Parti, 31 Mart yerel seçiminde yüzde 3,77 oy almış ve CHP, AK Parti, Yeniden Refah, DEM Parti ve MHP’den sonra altıncı parti konumunda yer almıştı. İYİ Parti’nin 2019 yerel seçimindeki oy oranı ise yüzde 7,45’ti.

İYİ Parti TBMM Grup Başkanı Koray Aydın ve İYİ Parti TBMM Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, 27 Nisan’da yapılacak olağanüstü kongrede aday olduğunu açıkladı.

İYİ Parti Göç Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Tolga Akalın, 27 Nisan’da yapılacak seçimli Olağanüstü Kurultay’da Genel Başkanlığa aday olduğunu açıkladı. Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Akalın genel merkezde düzenlediği basın toplantısında Meral Akşener’in ‘aday olmayacağım’ açıklamasını “Kendisinden beklenen tarihi bir adım attı. Zaferin 100 tane babasının olduğu ve hezimetin öksüz bırakıldığı Türk siyasetinde o ‘hezimeti’ tek başına göğüsleme cesaret ve basiretini gösterdi” sözleriyle değerlendirdi.

32 yıldır aktif siyasetin içinde olduğunu anımsatan Akalın, “Siyasette yapmadığım bir tek görev var o da genel başkanlık. Türkiye’de bedel ödemeden Türk devletini ve Türk milletini yönetmeye talip olmak mümkün değil. Bugün Türk siyasetinde politik merkez boşaltıp kendini merkeze ikame edebilen İYİ’ler Hareketinin siyasi genel başkanlığına ve liderliğine talip oluyorsam sebebi bu hareketin cesur insanlarının Türk devletini önümüzdeki dönemde yöneteceğine olan kati inancımdan dolayıdır. Ben bir koca ömrü bu inanç vesilesiyle yaşadım. Bu sebeple karşınızdayım. Bu inancımın yok olduğu gün sessizce evime dönüp hayatımın geri kalanını kendi ailemle yaşamak üzere her gün yoldayım” diye konuştu.

Akalın, şöyle devam etti: “Ne oldu da bu muazzam siyasal hareket bugün yaşadığı krizi yaşıyor. Ana eksenini merkezileşmede bir ana ölçü olarak yitirmemizde merkezileşme için bulduğumuz karakterler üzerinden merkezileşmeyi bir karakter meselesi zannetmemizden ve bazı karakterleri partinin merkezine oturtarak merkezileşmeyi gerçekleştireceğimizi zannetmemizden kaynaklanan ve ana omurgamızın zaman içerisinde merkezi alanımıza olan güvenini kaybetmesinden kaynaklanıyor.

Ben niye aday oldum bugün? Çok uzun süre direnmemize rağmen o elin tekrar bir teşebbüse geçtiğini gördüm. Biz bir partimizi Erdoğan’a birlikte kaybettik. Aday olacağımı açıkladığım gün ikinci defa Erdoğan’a bir parti kaybetmemek üzere yola çıktık. Önce kendi iç bütünlüğünü ve politik eksenini tahkim edeceğiz sonra kadim Türk milliyetçiliği hareketini bir zeminde tekrar buluşturacağız. Ondan sonra da en geç 2028 yılında Türk devletini Türk vatanseverleri ile birlikte yöneteceğiz.”

Akalın, açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Adaylık öncesinde Akşener ile bir görüşme gerçekleştirip gerçekleştirmediğine ilişkin soruya Akalın, “Ben icazet üzerinden siyaset tanzim etmiyorum icazet alarak istikbal oluşturmam. Devlet yönetmeye talip oluyorsanız bunu icazet üzerinden değil, burada icazeti isteyeceğiniz tek makam vardır o da kadim milletimizdir, kadim delegedir. Bu kapsamda bir görüşme yapmadık” yanıtını verdi. Akalın, partinin kongre kararının açıkladığı gün toplantıda “Biz bir siyasal hareketsek bu 22 günlük kongre bir baskın kongre olarak anılır, süreyi biraz daha açalım dedim. Ama her halükarda da ilk olağanüstü kongrede partimizin genel başkanlığa aday olacağımı ifade ettim” dediğini aktardı.

Seçildiği takdirde ilk icraatının ne olacağına ilişkin bir soru üzerine de Akalın, “Bu büyük yürüyüşün ilk 6 aylık dönemi ana omurgamızın, bize seçimde kızıp ayrılan seçme grupları da dahil olmak üzere partide yeniden oluşturulması olacak. Sonraki 1 yıllık süreç Türkiye’de 3. Yol’un geniş tabanlı katılımını temin etmek olacak. Ondan sonrası iktidar yürüyüşü zaten” dedi.

Çok keyifli bir kongre yaşayacağız”

Koray Aydın ve Müsavat Dervişoğlu’nun adaylıklarını açıklamasına dair de Akalın “Her iki de çok kıymetli abim benim. Benim kişisel arzum benim siyasal liderliğine talip olduğum siyasal harekette onları da bu hareketin manevi lideri olarak görmekti. Ama her birini en doğal hakları adaylık, başarılar diliyorum. Çok keyifli bir kongre yaşayacağımız ve partimizi büyüterek çıkacağımızı söylüyorum” ifadelerini kullandı.

Partideki kırılma noktasının sorulması üzerinde de Akalın, “Siyaset matematik bir alan değil ama önemli hadiselerden bir tanesi şu; 2018 Afyon’dan sonra Genel Başkanımız merkezileşmeyi bana göre karakterler üzerinden tanımladı. Bir partinin merkezileşmesi o partinin ana omurga insanları eliyle yapılır. Bizde ana çelik çekirdeği hikayemizi bilmeyen insanlar oluşturdu. Tabanımız da genel başkanımızın her fiilini sorgulamaya başladı. Bu çelik çekirdeğinizi doğru tanzim ederseniz kimi getirseniz getirin o politik taban der ki bu siyasidir.

Bu çelik çekirdeğiniz doğru değilse her türlü tasarrufunuz soru işareti altında oluşur. Oluşan güvensizlik iklimi zamanla tüm doğruları kaldırır ve kakofoni hakim olur. Kakofoni dedikoduyu dedikodu da bazı çözülmeleri getirir, biz bunu yaşadık. Biz Ümit Özdağ’ı, Yavuz Ağıralioğlu’nu, Durmuş Yılmaz’ı muhafaza edebilmeliydik, çok insan var. Biz mutlaka Bilge Hoca’yı muhafaza etmeliyiz. Bizim o dönemdeki ana eksiğimiz güçlü karakterleri yeteri kadar idare edememektir. Ben her birini kapısını genel başkan olduğum gün çalmaya başlayacağım bu büyük zeminli yürüyüşün inşası için” açıklamasını yaptı.

İYİ Parti

İYİ Parti 2017’de kuruldu. 2018’de ilk kez seçimlere katıldı. Millet İttifakı çatısı altında girdiği genel seçimde yüzde 9,96 oyla 43 milletvekili çıkardı. Parti lideri Meral Akşener ise cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların yüzde 7,29’unu aldı.

Akşener, genel başkanlık görevinden istifa etti ve yeniden aday olmayacağını açıkladı. Partililerden gelen destek sonrası kararını geri alan 12 Ağustos 2018’de yapılan İYİ Parti 2. Olağanüstü Kurultayı’nda yeniden Genel Başkanı seçildi.

20 Eylül 2020’de yeniden göreve seçilen Akşener, 2019’da yapılan yerel seçimlerde yine Millet İttifakı’ndaydı. İl Genel Meclisi seçimlerinde yüzde 8,12 oy alan İYİ Parti hiçbir ilde belediye başkanlığı kazanamadı ancak birçok büyükşehirde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adaylarının zaferinde önemli rol oynadı.

İYİ Parti geçen yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi 3 Mart’ta Millet İttifakı’ndan ayrıldı, 6 Mart’ta ittifaka geri döndü. Cumhurbaşkanı adayı çıkarmayan İYİ Parti, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek verdi. İYİ Parti genel seçimde ise yüzde 9,69 oyla yine 43 milletvekili çıkardı.

İYİ Parti geçen yılki seçimler sonrası Millet İttifakı’ndan ayrıldı yerel seçimlere “hür ve müstakil” olarak tüm seçim bölgelerinde kendi adaylarıyla girme kararı aldı. Partinin oyu dün yapılan yerel seçimlerde yüzde 3,77’ye geriledi. İYİ Parti 81 ilde sadece Nevşehir’de yerel seçimi kazanabildi.

Paylaşın

Fenerbahçe’den Yeni Açıklama: Dik Durmaya Devam Edeceğiz

Süper Kupa karşılaşmasında sahadan çekilerek gösterdikleri tepkiye dair kamuoyuna açıklama yapan Fenerbahçe, açıklamasında, “Dün olduğu gibi bugün ve yarınlarda da adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı dik durmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Süper Kupa Finali’nde Galatasaray ile Fenerbahçe Şanlıurfa’da karşı karşıya geldi. Hakem Volkan Bayarslan’ın yönettiği karşılaşmanın 2. dakikasında Fenerbahçe, sahadan çekildi. Sahadan çekildikten sonra açıklama yapan Fenerbahçe, konuya ilişkin yeni bir açıklama yaptı.

Fenerbahçe’den yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Fenerbahçe Futbol A takımı 7 Nisan 2024 tarihinde Galatasaray ile oynayacağı Türkiye Süper Kupa Final müsabakasında sahadan çekildi. Fenerbahçe Spor Kulübü, ülkesinde son 20 yıldır adaletsiz futbol düzenine karşı mücadele veriyor. Sportif ve hukuki bir çok alanda mücadelesini sürdüren Fenerbahçe camiası verilen ve verilmeyen kararlar ile Türk futbolunda adaletsiz sisteme karşı bir duruş sergiliyor.

2000’li yılların başından bu zamana geçen 20 yıllık süreç içerisinde Fenerbahçe; 2006 yılında oyunun yabancı maddelerin sahaya atılması sebebiyle çok kez durduğu Denizlispor müsabakası başta olmak üzere, 7 sezon içerisinde 3 kez şampiyonluğu son maçlarda kaybetmiş,

2010-2011 sezonunda devletin içerisinde sızmış bir terör örgütü tarafından yapılan kumpas ile şike yaptıkları iftirasına uğramış, yargılanmış, 2011’den 2021 yılına kadar yargı süreci devam etmiş, 10 yıllık büyük bir hukuk mücadelesi sonrasında ancak haklılığını ispat edebilmiş,

Kulübe kurulan kumpas sebebiyle ticari olarak büyük zararlara uğramış kısa sürede şirket değeri yarı yarıya azalmış, Türkiye Futbol Federasyonu eliyle, yargı sonucu beklenmeden Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı 2 sezon elinden alınmış,

Kulübe kumpas kuran illegal yapıyla “Fenerbahçe’ye Kumpas Davası” adlı yeni bir yargılama sürecine girişmiş ve halen bu dava ile hak arama mücadelesine devam eden, uğradığı maddi ve manevi zararlar sebebiyle başta Türkiye Futbol Federasyo’nu (TFF) olmak üzere, Türkiye’deki yetkili mercilere tazminat davaları açmış ve dava süreçleri halen devam eden,

4 Nisan 2015 tarihinde Dünya Futbol tarihinde eşi benzerine çok az rastlanabilecek şekilde otobüsü kurşunlanmış ancak aradan geçen 9 yıllık sürece rağmen olayın faillerinin halen meçhul kaldığı, bir kulüptür.

Tüm bu yaşananların sonucunda son olarak; Fenerbahçe’nin 17 Mart 2024 tarihinde deplasmanda oynadığı Trabzonspor karşılaşmasında yetersiz güvenlik önlemleri sebebiyle, maç sonunda yüzlerce kişi sahaya girerek futbolcuları linç girişimi ile karşı karşı kalmıştır.

Trabzon’da organize şekilde saldıranlara karşı sadece kendini koruma refleksi ile hareket eden futbolcularımızın “savunması”, ülke futbolunu yöneten kurum TFF tarafından cezaya layık görülmüştür. Yaşanan tüm gelişmelerden sonra Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu, 18 Mart 2024 tarihinde kulüp üyelerini toplama ve istişare etme kararı almıştır.

Bu doğrultuda Fenerbahçemiz, uğratıldığı tüm adaletsizliklere 2 Nisan 2024 tarihinde rekor sayıda (23 bini aşkın) kongre üyemizin katılımı ile Olağanüstü Genel Kurul düzenleyerek bir yol haritası belirlemiştir.

Bu Genel Kurul’da alınan kararlardan birisi; Fenerbahçemiz ve ülke futbolu açısından büyük önem taşıyan UEFA Konferans Ligi Çeyrek Final maçlarımız dolayısıyla Süper Kupa finalinin ileri bir tarihe ertelenmesi ve adaletsiz futbol iklimine karşı bu maçın yabancı bir hakem tarafından yönetilmesi, aksi durumda sahaya U19 Takımı ile çıkılması yada hiç çıkılmamasıdır.

Kulübümüzün ilgili başvurusu da Türkiye Futbol Federasyonu tarafından reddedilmiştir. Fenerbahçemiz bu kararların ardından TFF’nin son reddine ve tüm bu yaşananlara tepki olarak kupaya uzanmaya çok yakın olduğu Süper Kupa Finaline 19 Yaş Altı Futbol Takımımızla çıkmıştır.

İlgili maç takımımızın sahadan çekilmesiyle son bulmuştur. Kazanmak için değil doğruları savunmak için sahaya çıktığımız ve Türk futbolu için tarihi bir günde, tavrımızı özetlemek adına vurgulamak istediğimiz şey şudur ki;

“Sadece futbolda değil yarıştığımız her branşta 117 yıllık mazisiyle Türk sporuna hizmet eden, müzesinde alınterinin, emeğin izlerini taşıyan binlerce kupası olan, 30 milyon taraftarıyla ülkesinin milli değerlerini benliğinde hisseden Dünyanın En Büyük Spor Kulübü olarak Dün olduğu gibi bugün ve yarınlarda da adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı dik durmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Türkiye’de İsrail Sermayeli 505 Şirket Var

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de İsrail sermayeli toplam 505 şirket var. Bunların bir kısmı Türkiyeli ortaklarla faaliyet gösteriyor. “Yabancı sermaye” listesinde bu firmaların 431 milyon dolarlık doğrudan yatırımları gözüküyor.

Gazze’de İsrail saldırılarında yaşamını yitirenlerin sayısı son 24 saatte 32 artarak 33 bin 207’ye yükseldi. Yaralananların sayısı ise son 24 saatte 47 artarak 75 bin 933’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Kısa Dalga’nın haberine göre İsrailli firmaların, saldırılar sürerken de Türkiye’ye gelip şirketler kurmaya devam ettikleri ortaya çıktı.

Şirket kuruluş ve kapanışlarının verilerini açıklayan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) kayıtlarına göre, Gazze saldırıları hazırlığı ve saldırı başladıktan sonra, Ekim – Kasım – Aralık 2023 ve bu yılın ilk 2 ayı itibariyle toplam 18 İsrail sermayeli şirket Türkiye’de kuruluş gerçekleştirdi.

TOBB kayıtlarına göre hareketin başladığı 2023 Ekim’inde 3 anonim, 3 de limited (Ltd) şirket kuruldu. Bunu İzleyen Aralık ayında ise 2 limited şirket daha kuruluş gerçekleştirdi. Bu yılın Ocak- Şubat aylarında ise 10 Ltd. şirket kuruldu. Yani saldırıların başladığı Ekim ayından bu yana 5 ayda 18 şirket kuruldu.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın verilerine göre ise Türkiye’de İsrail sermayeli toplam 505 şirket var. Bunların bir kısmı Türkiyeli ortaklarla faaliyet gösteriyor. “Yabancı sermaye” listesinde bu firmaların 431 milyon dolarlık doğrudan yatırımları gözüküyor.

Paylaşın

Türkiye’de Kadınların Yüzde 80’den Fazlası Hijnenik Pede Erişemiyor

Derin Yoksulluk Ağı Girişimi’nin 2022 yılı araştırmasına göre Türkiye’de kadınların yüzde 82’si hijyenik pede erişemiyor. Kadın sağlığı açısından büyük önem taşıyan hijyenik ped yoksulluğu artık dar gelirli kişilere yardım kalemlerinden biri.

“Hijyenik ped erişimi her kadının hakkı” cümlesi ile duyurulan haber, Türkiye’de regl yoksulluğu ile mücadele için önemli bir adım olarak görülüyor. Daha önce de Kadın Savunma Ağı, hijyenik pedlerin ücretsiz olması talebiyle Hazine ve Maliye Bakanlığına dilekçe sunmuştu.

Regl yoksulluğu sadece Türkiye’de değildünya çapında bir sorun. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 500 milyon kadın ve kız çocuğu, regl döneminde ihtiyaç duydukları hijyenik ürünlere ulaşamıyor ve ömürleri boyunca regl yoksulluğu ile mücadele ediyor.

Türkiye’de marketlerdeki ürün fiyatlarını tırmandıran ekonomik kriz, temel ihtiyaç ürünlerine ulaşılmasını giderek zorlaştırıyor. Ulaşılması zor ürünlerin başında da kadınların her ay regl olduklarında ihtiyaç duyduğu hijyenik ped geliyor.

Regl yoksulluğu ile mücadele amacıyla kurulan Konuşmamız Gerek Derneği’nin yaptığı pazar araştırmasına göre 24’lü hijyenik ped fiyatları Nisan 2024’te bir önceki yılın aynı dönemine göre 2,2 katına çıktı. Menstrüel ürünlerin fiyat artışını resmi rakamlara göre tespit etmek mümkün olmuyor. Nedeni ise Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon hesaplamasının temelini oluşturan madde fiyat listesini Haziran 2022’den bu yana açıklamaması.

Ancak TÜİK’in 2022 tarihli verileri de hijyenik ped fiyatlarında son yıllardaki artışı gözler önüne seriyor. Buna göre hijyenik pede 2022 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 51 zam gelmişti.

Mart 2022’de aralarında hijyenik pedin de bulunduğu temel ihtiyaç maddelerinin Katma Değer Vergisi (KDV) oranı yüzde 18’den yüzde 8’e indirilmiş, ancak bu ped fiyatlarındaki artışı önlemeye yetmemişti. Temmuz 2023’te ise aralarında hijyenik pedlerin de bulunduğu bir grup temel ihtiyaç ürününün KDV oranı yüzde 8’den yüzde 10’a çıkarıldı. 2023 yılında ise pede yaklaşık yüzde 186 oranında zam geldi.

Derin Yoksulluk Ağı Girişimi’nin 2022 yılı araştırmasına göre Türkiye’de kadınların yüzde 82’si hijyenik pede erişemiyor. Kadın sağlığı açısından büyük önem taşıyan hijyenik ped yoksulluğu artık dar gelirli kişilere yardım kalemlerinden biri. İlk kez bir belediye sınırları içerisinde yaşayan tüm kadınlara ücretsiz menstrüel ürün desteği uygulaması başlattı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), 31 Mart yerel seçimlerinin ardından ilk icraat olarak belediye bünyesindeki Kadın Danışma Merkezleri aracılığıyla ayda bir kez şehirde yaşayan tüm kadınlara hijyenik ped desteği sağlanacağını duyurdu.

“Hijyenik ped erişimi her kadının hakkı” cümlesi ile duyurulan haber, Türkiye’de regl yoksulluğu ile mücadele için önemli bir adım olarak görülüyor. Daha önce de Kadın Savunma Ağı, hijyenik pedlerin ücretsiz olması talebiyle Hazine ve Maliye Bakanlığına dilekçe sunmuştu.

Regl yoksulluğu sadece Türkiye’de değildünya çapında bir sorun. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 500 milyon kadın ve kız çocuğu, regl döneminde ihtiyaç duydukları hijyenik ürünlere ulaşamıyor ve ömürleri boyunca regl yoksulluğu ile mücadele ediyor.

Regl yoksulluğu tam olarak nedir?

2016 yılından beri regl tabusu ve regl yoksulluğu ile mücadele eden Konuşmamız Gerek Derneği kurucularından İlayda Eskitaşçıoğlu, bu sorunu “Regl yoksulluğu, regl olan kişilerin bu dönemde ihtiyaç duydukları hijyenik ped, tampon gibi menstrüel ürünlere, temiz iç çamaşırı, temiz güvenli bir tuvalet ve temiz su kaynaklarına erişebilmesi problemi” olarak tanımlıyor.

DW Türkçe’den Ece Çelik‘in sorularını yanıtlayan Eskitaşçıoğlu, belli bir kesimin rahatça ulaşamadığı hijyenik koşulların yanı sıra regl hakkında açık bilgiye ulaşamamanın regl yoksulluğunun önemli bir boyutunu oluşturduğu görüşünde.

Toplumda büyük bir regl tabusu olduğunu ifade eden Eskitaşçığlu, “Bu tabu regl olmanın ve regl olan bedenler hakkında konuşmanın ayıp, günah ya da kirli sayıldığı regl deneyimlerini kamu politikalarından tamamen dışlayan sosyal norm haline gelmiş durumda” diye konuşuyor.

Menstrüel adaleti sağlayabilmek için çalıştıklarını vurgulayan Eskitaşçıoğlu, deprem döneminde bu adaletsizliğin zirve yaptığını vurguluyor. Şubat 2023’ten itibaren deprem sahasında aktif şekilde menstrüel bakım ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalıştıklarını söyleyen Eskitaşçıoğlu, menstrüel bakım kitleri oluşturarak depremden etkilenen bölgelere dağıttıklarını, regl olmakla ilgili açık ve doğru bilgiyi paylaşmak için güvenli alanlar oluşturduklarını anlatıyor.

Kadın çemberleri ve ergen oturumlarıyla deprem bölgesinde çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Eskitaşçıoğlu yerel seçimlerin ardından ABB’nın bu uygulamasının tüm kadınlar açısından bir kazanım olduğunu söylüyor.

Konuşmamız Gerek Derneği’nin Türkiye’nin 81 ilinde 18 yaşından büyük 4108 kişiyle yaptığı Türkiye’de Regl Yoksulluğu Araştırması’na göre kadınların sadece yüzde 26,4’ü menstrüel ürünleri satın alırken hiçbir zaman zorluk yaşamadığını, yüzde 42,5’i nadiren zorluk yaşadığını, yüzde 22,6’sı sıklıkla zorluk yaşadığını ve yüzde 8,5’i her zaman zorluk yaşadığını belirtiyor.

Regl yoksulluğu dezavantajlı grupları daha çok etkiliyor. UNFPA’in 2022 yılında yayımladığı Türkiye’deki Mülteci Kadınlar ve Kız Çocuklarında Menstrüel Hijyen Yönetimi raporu Türkiye’de yaşayan her iki mülteci kadın ve kız çocuğundan birinin “çok pahalı” olduğu için hijyenik regl ürünlerine ulaşamadığını ortaya koyuyor.

Bu uygulamanın belediyelerin menstrüel adalet alanında oynayabilecekleri önemli bir rolün göstergesi olduğunu belirten Eskitaşçıoğlu, “Belediyenin menstrüel bakım ihtiyaçlarını temel ihtiyaç olarak görüp bütçesini buna göre planlıyor olması, herkese açık olması ve sadece belirli bir merkezden değil ilçelerde bulunan kadın lokallerinden alınabilecek olması çok değerli” diyor.

Yalnızca hijyenik ped dağıtmanın regl yoksulluğunu ortadan kaldırmayacağını hatırlatan Eskitaşçıoğlu, regl odaklı oturumları da kapsayan eğitim programlarıyla birlikte uygulamanın genişletebileceğini ve bu uygulamaların diğer belediyelere de yayılmasını umduklarını söylüyor.

Her ay ücretsiz hijyenik ped desteği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da seçim vaatleri arasında yer alıyordu. İmamoğlu daha önce düzenli olmamakla birlikte yurtlarda ücretsiz ped dağıtmıştı.

31 Mart yerel seçimlerinden önce İmamoğlu, ücretsiz ped desteğinin yanı sıra kadınlara yönelik yılda bir kez ücretsiz ultrason hizmeti, jinekolojik sağlık kontrolü, SMEAR ve HPV testi gibi vaatlerde bulunmuştu.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 33 Bin 207’ye Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 185. günü geride kalırken Gazze’de İsrail saldırılarında yaşamını yitirenlerin sayısı son 24 saatte 32 artarak 33 bin 207’ye yükseldi. Yaralananların sayısı ise son 24 saatte 47 artarak 75 bin 933’e çıktı.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a konuşan bir Hamas yetkilisi, Kahire’de İsrail, Katar ve ABD heyetlerinin katıldığı yeni tur Gazze ateşkes görüşmelerinde herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini söyledi.

İsminin açıklanmasını istemeyen Hamas yetkilisi haber ajansına yaptığı açıklamada, “İşgalin tutumunda bir değişiklik yok ve bu nedenle Kahire görüşmelerinde yeni bir şey yok. Henüz bir ilerleme yok” dedi.

Mısır’ın resmi haber kanalı El Kahera ise bu sabah üst düzey Mısırlı bir kaynağa dayandırdığı haberinde, müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini bildirmişti.

CIA Direktörü William Burns Cumartesi Mısır’ı ziyaret etmiş, onun hemen ardından da İsrail ve Hamas’a görüşmeler için Kahire’ye gitmişti. ABD İsrail’e bir süredir Gazze’de tutulan rehineleri serbest bırakacak ve Gazze’deki insani krizi hafifletecek bir anlaşmaya varılması için baskı yapıyor.

Ekim ayından bu yana Gazze Şeridi’nde devam eden savaşta taraflar şimdiye kadar bir anlaşmaya varamadı.

Hamas İsrail’in saldırılarına son vermesini ve bölgeden tamamen çekilmesini isterken, İsrail savaşı sona erdirme taahhüdü olmaksızın hapishanelerde tutulan bazı Filistinliler karşılığında Gazze’deki rehineleri serbest bırakacak bir anlaşma istiyor.

Gazze’de 6 ayın bilançosu

İsrail, resmi verilerine göre 1200 kişinin öldüğü 260 kişinin de rehin alındığı 7 Ekim Hamas saldırısına misilleme olarak başlattığı hava ve kara operasyonlarında 6. ayına girdi.

Birleşmiş Milletler (BM) kıtlık uyarısını yineledi ve Gazze’ye yardım ulaştırılması ve dağıtılması önündeki engelleri eleştirdi. Kıtlık tehlikesi ABD’nin de dikkat çektiği bir konu.

İsrailli yetkililer Gazze’ye yardım erişimini arttırdıklarını ve gecikmelerden sorumlu olmadıklarını söylüyor. Gazze içindeki yardım dağıtımını BM insani yardım kuruluşları sorumluluğunda olduğunu da savunuyor. İsrail Hamas’ı yardımları çalmakla suçluyor. Hamas bu suçlamaları reddediyor.

Gazze’de son olarak Amerika merkezli sivil toplum kuruluşu World Central Kitchen gönüllüsü 7 kişi hayatını kaybetti. Kurucu Amerikalı ünlü şef Jose Andres, İsrail saldırısının World Central Kitchen yardım kuruluşuna ait konvoyu sistematik bir şekilde “araç araç kasıtlı olarak hedef aldığını” söyledi.

Gönüllü kuruluşun konvoyunda hayatını kaybedenler arasında Avustralya, İngiltere ve ABD vatandaşları da bulunuyordu.

İsrail ordusu, konvoydaki araçların ayrıntılarını içeren mesajı gözden kaçırdıklarını, konvoydaki kişilerden birinde silah olduğu gerekçesiyle yanlışlıkla vurduklarını savundu. Ancak insan hakları grupları ve yardım çalışanları bunun sık rastlanılan bir durum olduğunu iddia ediyor.

İsrail’in 7 Ekim terör saldırılarının ardından Hamas’ı yok etme çabasında, ordunun neyi hedef aldığı ve kaç sivilin ölümüne izin vereceğini belirleme konusunda kendisine geniş bir hareket alanı tanıdığını söylüyor.

Hamas kontrolündeki Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail saldırılarında üçte ikisi kadın ve çocuklardan oluşan 33 binden fazla Filistinli öldürüldü. Bu sayı siviller ve Hamas mensupları arasında ayrım yapılmadığını ortaya koyuyor.

İsrail’in gerçekleştirdiği binlerce saldırının yanısıra kara operasyonlarındaki bombardımanlarda hedefin yanlış tespit edilip edilmediğini bilmek imkansız.

Neredeyse her gün, içinde Filistinli ailelerin bulunduğu binalar vuruluyor, kadınlar erkekler ve çocuklar öldürülüyor. Hedefle ilgili hiçbir açıklama yapılmıyor ya da saldırının orantısız olup olmadığı konusunda bağımsız bir hesap sorma mekanizması yok.

İsrailli insan hakları grubu B’Tselam sözcüsü, World Central Kitchen saldırısının sadece yabancılar öldürüldüğü için dünyanın dikkatini çektiğini söyledi.

Filistinli tanıklar aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu kişilerin beyaz bayrak taşırken İsrail’in hedef olduğunu anlatıyor. El Cezire haber kanalı tarafından Mart ayında yayınlanan görüntülerde Gazze sahilinde yürüyen ve ellerinde beyaz bayrak bulunan iki Filistinlinin öldüğü bir kişinin de yaralandığını saldırıyı İsrail ordusu kabul etmişti.

Aralık ayında Maghazi kampında en az 68 kişinin ölümüne neden olan saldırıda hedefin yakınlarındaki binaların da vurulduğunu ve muhtemelen sivillere de zarar verdiği İsrail Ordusu tarafından kabul edilmişti.

İsrail Ordusu ayrıca Gazze’de Hamas esaretinden kurtulan ve elinde beyaz bayrak sallayan üç İsrailli rehinenin de yanlışlıkla vurularak öldürüldüğünü kabul etti.

Sınır Tanımayan Doktorlar grubunun bombalandığı saldırının soruşturmasında yer alan eski İngiliz Ordusu mensubu Chris Cobb-Smith, İsrail ordusunun son derece pervasız davranışlardan oluşan tutarlı bir model izlediğini savundu.

Eski bir İngiliz istihbarat subayı olan Cristal Lincoln-Jones ise AP haber ajansına yaptığı açıklamada İsrail’in savaş kurallarına uymadığını şu sözlerle savundu: “Bunu bir NATO insansız hava aracı pilotunun yapmasına imkan yok. Bu eylem, yargılanma hatta hapis cezası ihtimali ile karşı karşıya kalmayı gerektirebilir.”

Paylaşın

Ogilvie Sendromu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Ogilvie sendromu, kolondaki istemsiz, ritmik kas kasılmalarını (peristaltizm) etkileyen anormalliklerle karakterize, nadir görülen, edinilmiş bir hastalıktır. Peristalsis, kasların, sinirlerin ve hormonların koordinasyonu yoluyla yiyecek ve diğer materyalleri sindirim sistemi yoluyla ilerletir.

Haber Merkezi / Kolon genellikle önemli ölçüde genişler (genişler). Semptomlar diğer bağırsak psödo-tıkanıklıklarına benzer ve mide bulantısı, kusma, karın şişkinliği veya şişliği ve kabızlığı içerebilir. Ogilvie sendromunun semptomları kolonun mekanik tıkanıklığını taklit eder, ancak böyle bir fiziksel tıkanıklık mevcut değildir. Mekanik tıkanma, gıdanın ve diğer materyallerin gastrointestinal kanaldan geçişini fiziksel olarak engelleyen bir şeyi (örn. tümör, yara dokusu vb.) ifade eder.

Ogilvie sendromu genellikle altta yatan bir bozukluk, travma veya ameliyatla ilişkilidir. Ogilvie sendromu konservatif tedaviyle tedavi edilebilir, ancak tanınmazsa ve tedavi edilmezse ciddi, potansiyel olarak yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir.

Ogilvie sendromunun semptomları ve ciddiyeti kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir. Ogilvie sendromu potansiyel olarak ciddi, yaşamı tehdit eden komplikasyonlara neden olabilir. Bu bozukluk çoğunlukla altta yatan bir hastalığı olan ya da yakın zamanda ameliyat olmuş, hastanede ya da bakımevinde yatan hastalarda ortaya çıkar.

Ogilvie sendromunun yaygın semptomları arasında karın şişliği (şişkinlik) ve şişkinlik, karın ağrısı, bulantı ve kusma yer alır. Bazı bireylerin kronik, bazen şiddetli kabızlık geçmişi vardır. Karın şişliği genellikle birkaç gün içinde gelişir, ancak potansiyel olarak 24 saatlik bir süre içinde hızla gelişebilir. Kolon distansiyonu çok büyük olabilir.

Ateş, belirgin karın hassasiyeti ve genellikle enfeksiyona bağlı olarak beyaz kan hücrelerinin sayısında anormal bir artış (lökositoz) gibi ortaya çıkabilecek ek semptomlar. Ateş, belirgin karın hassasiyeti ve lökositoz, perforasyon veya iskemisi olan kişilerde daha sık görülür, ancak bu durumların yokluğunda da ortaya çıkabilir.

Ogilvie sendromunda kolonun şişmesi potansiyel olarak kolon duvarında bir delik oluşması (perforasyon) veya kolona kan akışının olmaması (iskemi) gibi ciddi, yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir. Perforasyon, kolon içeriğinin karın boşluğuna dökülmesine izin verebilir. Delikli bir bağırsak yoğun karın ağrısına, ateşe ve ciddi bir kan enfeksiyonu olan sepsise neden olabilir. Kalın bağırsakların başlangıcını işaret eden büyük kese olan çekum, en sık olarak en fazla genişlemenin meydana geldiği ve dolayısıyla perforasyon riskinin en fazla olduğu alandır. Ogilvie sendromunda perforasyon, etkilenen bireylerin yalnızca yüzde 1-3’ünde nadir olarak gelişmektedir.

İskemik bağırsak, bağırsağın etkilenen kısmında doku hasarına veya ölüme neden olur. Delikli veya iskemik bağırsağı olan kişilerde ateş görülme sıklığı daha yüksektir ve periton iltihabı (peritonit) belirtileri gösterebilir. Periton, karın duvarının iç kısmını kaplayan ve karın organlarının çoğunu kaplayan ince dokudur.

Ogilvie sendromunun kesin nedeni ve altında yatan mekanizmalar tam olarak anlaşılamamıştır ve tartışmalıdır. Bu bozukluk çoğunlukla yakın zamanda ciddi bir tıbbi durum veya cerrahi prosedür geçirmiş kişilerde ortaya çıkar.

Ogilvie sendromuyla ilişkilendirilen durumların listesi oldukça geniştir. Ogilvie sendromuyla ilişkili en yaygın üç durum ameliyat dışı travma, enfeksiyon ve kalp hastalığı, özellikle kalp krizi (miyokard enfarktüsü) veya konjestif kalp yetmezliğidir. Ogilvie sendromuyla ilişkili en yaygın enfeksiyonlar zatürre ve sepsistir. Ogilvie sendromuyla ilişkili ameliyatlar arasında abdominal, ortopedik (özellikle total kalça protezi), nörolojik, ürolojik ve kalp cerrahisi yer alır. Şiddetli akciğer hastalığı, malignite, böbrek (böbrek) hastalığı, solunum yetmezliği, metabolik bozukluklar ve ciddi elektrolit dengesizlikleri de Ogilvie sendromuyla ilişkilendirilmiştir.

Nöroleptik ilaçlar, antikolinerjikler, amfetaminler, steroidler ve narkotikler dahil olmak üzere bazı ilaçların kullanımı Ogilvie sendromunun gelişimiyle de ilişkilendirilmiştir.

Ogilvie sendromu büyük ihtimalle otonom sinir sisteminin kolonik motor fonksiyon kontrolünü etkileyen anormalliklerden kaynaklanmaktadır. Otonom sinir sistemi, sinir sisteminin kalp atış hızı, kan basıncı, sıcaklık düzenlemesi, nefes alma ve daha fazlasını içeren belirli istemsiz vücut fonksiyonlarını kontrol eden veya düzenleyen kısmıdır. Otonom sinir sistemi ayrıca bağırsakları ve mesaneyi de kontrol eder veya düzenler.

Ogilvie sendromu tanısı, karakteristik semptomların tanımlanması, ayrıntılı bir hasta öyküsü, kapsamlı bir klinik değerlendirme ve diğer koşulları dışlamak veya altta yatan nedenleri belirlemek için çeşitli özel testlere dayanarak konur.

Ogilvie sendromunun spesifik bir tedavisi yoktur. Terapötik seçenekler arasında destek tedavisi, ilaçlar, dekompresyon ve ameliyat yer alır. Tedavi seçeneklerinin çoğu kapsamlı kontrollü klinik çalışmalara tabi tutulmamıştır.

Spesifik terapötik prosedürler ve müdahaleler, hastalığın ilerlemesi gibi çok sayıda faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebilir; belirli semptomların varlığı veya yokluğu; bağırsağın durumu; bireyin yaşı ve genel sağlığı; ve/veya diğer unsurlar. Belirli tedavi seçeneklerinin kullanımına ilişkin kararlar, hekimler ve sağlık ekibinin diğer üyeleri tarafından, hastanın durumunun özelliklerine göre dikkatli bir şekilde danışılarak alınmalıdır; olası yan etkiler ve uzun vadeli etkiler de dahil olmak üzere potansiyel faydalar ve risklerin kapsamlı bir şekilde tartışılması; hasta tercihi; ve diğer uygun faktörler.

Tedaviyi planlarken, doktorlar genişlemiş kolonun cerrahi dekompresyonuna karşı konservatif tedavi ve gözlemi tartmalıdır. Çoğu birey muhafazakar yönetime yanıt verir.

Ogilvie sendromunun ilk tedavisi, bağırsak perforasyonu veya iskemi belirtilerini tespit etmek için bir muayene gerektirir. Bu komplikasyonların belirtileri acil tıbbi müdahale gerektirir.

Ogilvie sendromunun tanımlanabilir bir nedeninin (örn. solunum yetmezliği, konjestif kalp yetmezliği, enfeksiyon) belirlendiği durumlarda, altta yatan durumun tedavisi zorunludur. Ogilvie sendromu belirli ilaçların kullanımıyla bağlantılıysa, etkilenen kişilerin ilaçları almayı bırakması gerekir.

Destekleyici tedavi, oral gıda ve sıvı alımının durdurulmasını, sıvı ve elektrolit dengesizliklerini düzeltmek için intravenöz sıvıların uygulanmasını, havanın kolonun daha da genişlemesini önlemek için yutulan hava miktarını sınırlamak için nazogastrik aspirasyonun uygulanmasını ve kolonun içine uzun, ince bir tüpün yerleştirilmesini içerebilir. rektal tüpten yerçekimi drenajına kadar bilinen bir prosedür olan gaz ve dışkının salınmasına izin vermek için rektum. Opiatlar ve antikolinerjikler gibi kolon hareketliliğini etkileyebilecek ilaçların kullanımının durdurulması da önerilir. Destekleyici tedavinin başarısı etkilenen bireyler arasında farklılık gösterir.

Ogilvie sendromu için klinik çalışma yapılan az sayıdaki tedavi seçeneğinden biri, neostigmin olarak bilinen bir ilaçtır. Çalışmalar, neostigmin’in intravenöz uygulanmasının, konservatif tedaviye yanıt vermeyen Ogilvie sendromlu bireylerde kolonun hızlı dekompresyonuna yol açtığını göstermiştir.

Neostigminin, nörotransmiter asetilkolinin parçalanmasına müdahale ederek asetilkolinin süresini ve aktivitesini arttırdığına inanılmaktadır. Asetilkolin, sindirim sistemindekiler gibi sinir ve kas hücreleri arasındaki iletişime yardımcı olur. Neostigmin gastrointestinal motiliteyi iyileştirir ve gıdanın ve diğer materyallerin gastrointestinal kanaldan geçişini arttırır. Nadiren de olsa, neostigmin ile başarılı tedavi sonrasında kolonik distansiyon tekrar ortaya çıkabilir.

Ogilvie sendromlu bazı bireyler, kolon içindeki basıncı azaltan bir prosedür olan kolonik dekompresyon ile tedavi edilebilir. Genellikle bu tedavi, diğer tedavi seçeneklerine yanıt vermeyen, kalıcı, belirgin kolonik distansiyonu olan kişilere uygulanır. Kolonoskopik dekompresyon olarak bilinen, ince, esnek bir tüpün anal kanala yerleştirildiği ve kolona kadar geçirildiği özel bir prosedür kullanılabilir.

Kolonoskopik dekompresyon klinik olarak araştırılmamış olmasına rağmen, tıbbi literatürdeki çok sayıda rapor, bunun kolondaki havayı uzaklaştırmak ve potansiyel olarak perforasyon riskini azaltmak için etkili bir yöntem olduğunu belirtmektedir. Ek olarak, bazı kişiler dekompresyonu sağlamak veya tekrarlama riskini azaltmak için kolonun içine bir dekompresyon tüpünün yerleştirilmesini gerektirebilir. Dekompresyon teknikleri perforasyon dahil riskler taşır. Ayrıca hastalığın tekrarlama riski de vardır.

Nadir durumlarda Ogilvie sendromlu bireylerde cerrahi müdahale gerekebilir. Etkilenen bireylerde perforasyon veya iskemi belirtileri görüldüğünde veya diğer tedavi seçeneklerine yanıt alınamadığında cerrahi uygulanır. Cerrahi, kısmen altta yatan durumun ciddiyetine bağlı olarak önemli morbidite ve mortalite ile ilişkilendirilebilir.

Kullanılan spesifik ameliyat türü bağırsağın durumuna bağlı olarak değişebilir. Perforasyon veya iskemi mevcut değilse genellikle çekostomi yapılır. Çekostomi, çekumda yapay bir açıklığın oluşturulduğu ve doktorların kolondaki fazla havayı veya içeriği “havalandırmasına” olanak tanıyan bir prosedürdür. Bu işlemin Ogilvie sendromlu bireylerde başarı oranı yüksektir.

Perforasyon veya iskemi mevcutsa kolonun bir kısmının çıkarılması ameliyatı (subtotal kolektomi) gerekli olabilir. Kullanılan spesifik cerrahi prosedür, çekumun durumu gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak değişebilir.

Paylaşın

Okur Chung Nörogelişimsel Sendrom Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Okur Chung nörogelişimsel sendromu (OCNDS), CSNK2A1 genindeki değişikliklerin (varyantlar veya mutasyonlar) neden olduğu son derece nadir bir genetik nörogelişimsel sendromdur. Bu gen varyantları bireyleri farklı şekilde etkileyen semptomlara neden olur.

Haber Merkezi / Yaygın semptomlar arasında konuşma ve motor gecikmeler, zihinsel engeller, davranışsal zorluklar, uyku sorunları ve diğer nörolojik sorunlar yer alır. OCNDS’nin bilinen bir tedavisi veya tedavisi yoktur, bu nedenle tedavi semptom yönetimine odaklanır.

Çoğu zaman, bu gen değişikliği kendiliğinden gerçekleşir ve kalıtsal değildir, ancak CSNK2A1 gen varyantını ebeveynlerinden miras alan hastalar da rapor edilmiştir. OCNDS, otozomal dominant kalıtım modelini takip eder; bu, OCNDS’li bir bireyin CSNK2A1 varyantını her çocuğa geçirme riskinin %50 olduğu anlamına gelir.

Genel olarak OCNDS’li bireylerde şiddete göre değişen gelişimsel gecikmeler vardır. Aşağıdaki klinik bulgulara sahip bireylerde OCNDS düşünülmelidir:

Hafif ila orta dereceli gelişimsel gecikme (DD) veya zihinsel engellilik (ID),
Bebeklik ve/veya çocuklukta genelleştirilmiş hipotoni,
Konuşma gecikmesi,

Ve

Bebeklik veya çocukluk döneminde ortaya çıkan aşağıdaki özelliklerden herhangi biri:

Bebeklerin beslenme güçlükleri,
Tek bir nöbet olayından tedavisi zor epilepsiye kadar değişen nöbetler,
Tekrarlayan (basmakalıp) hareketler, otizm spektrum bozukluğu, saldırganlık ve öfke nöbetleri ve dikkat eksikliği/öfke nöbetleri dahil davranışsal bulgular/ hiperaktivite bozukluğu,
Yavaş büyüme, gelişememe veya kilo almada zorluk,
Spesifik olmayan yüz farklılıkları (örn. yuvarlak yüz, kısa geniş burun ucu).

Semptomların sıklığı, başlangıç ​​yaşı ve çözülme yaşı tam olarak belirlenmemiştir ancak OCNDS’nin en çok gözlenen semptomları şunlardır:

Konuşma gecikmesi/konuşamama,
Motor gecikme (örn. yürüme),
Zihinsel engeller, öğrenme güçlükleri, otizm spektrum bozukluğunun özellikleri,
Öfke nöbetleri, el çırpma diğer stereotipik hareketler gibi davranış zorlukları,
Uyku-uyanıklık döngüsünün bozulması nedeniyle uyku sorunları (sirkadiyen ritim),
Nörolojik özellikler (örneğin, düşük kas tonusu (hipotoni), beceriksiz hareketler, küçük kafa (mikrosefali), epilepsi (nöbetler) yürüyüş anormallikleri),

Beyindeki spesifik olmayan yapısal anormallikler,
Kısa boy; sıklıkla büyüme hormonu eksikliği olmadan,
Doğumdan itibaren beslenme güçlükleri, reflü (mide yanması), kabızlık,
Kulak ve akciğerlerde küçük enfeksiyonlar,
Çarpık (yan yana sıralanmış) dişler ve çürükler,
Hipermobilite, fıtıklar, kalça displazisi,
Şaşılık, yakın/yakın görme gibi görme sorunları uzağı görememe, astigmatizma,
Omurgalarda küçük iskelet deformasyonları.

OCNDS, CSNK2A1 genindeki değişikliklerden (varyantlar veya mutasyonlar) kaynaklanır . OCNDS otozomal dominant kalıtımı takip eder. Bu, bir bireyin tıbbi sorunlara neden olması için CSNK2A1 geninde yalnızca tek bir patojenik varyanta (heterozigot olarak adlandırılır) ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Gen varyantı ebeveynden kalıtsal olabilir veya etkilenen bireyde değişen bir genin sonucu olabilir. Gen varyantının etkilenen ebeveynden çocuğa geçme riski her hamilelik için %50’dir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Heterozigot mutasyonlar, vücudun talimatlarında bir genin iki farklı versiyonunun bulunması gibidir. Genler vücuda nasıl büyüyeceğini, gelişeceğini ve düzgün çalışacağını söyleyen küçük kod parçaları olarak düşünülebilir. Genellikle bir gen dizisini annemizden, diğer bir diziyi de babamızdan alırız. Bir varyant meydana geldiğinde, bu gen setlerinden birinde küçük bir değişiklik olduğu anlamına gelir.

Heterozigot, iki genin her birinde genetik kodun farklı olduğu anlamına gelir (yani, bir genin normal koda sahip olduğu ve diğer genin biraz değiştirilmiş bir koda sahip olduğu). Bazen varyantlar, OCNDS gibi benzersiz özelliklere veya sağlık sorunlarına yol açabilir.

CSNK2A1 geni , kazein kinaz 2 (CK2) adı verilen bir proteinin alfa alt biriminin üretilmesi (kodlanması) için talimatlar sağlar. CK2 beyinde bol miktarda bulunan ve nöronların gelişimi ve sinaptik iletim için önemli olan önemli bir kinazdır (enzim). Sinaptik iletim, nöronların birbirleriyle nasıl iletişim kurduğudur; sinaps adı verilen küçük boşluklar üzerinden mesajlar gönderirler. Bu süreç beynimizin bilgiyi işlemesine yardımcı olur ve öğrenme ve hafıza için önemlidir. CSNK2A1’deki varyantların normal işleyişi nasıl etkilediğini belirlemek için araştırmalar halen devam etmektedir.

OCNDS’ye yalnızca genetik testlerle (örneğin, tam ekzom veya tam genom dizilimi) teşhis konulabilir. Testlere erişim eksikliği nedeniyle resmi bir tanıya sahip olmayan OCNDS’li birçok kişi olması muhtemeldir. OCNDS, semptomları diğer birçok nörogelişimsel bozuklukla paylaşır ve bir klinisyeni genetik test istemeye sevk eden, tanının gecikmesine veya yanlış teşhise yol açabilecek spesifik bir semptom yoktur. Ailelerin karşılaştığı teşhis zorlukları arasında testlere ve genetik danışmanlara erişim eksikliği yer alıyor.

Temmuz 2023 itibarıyla hiçbir klinik uygulama veya fikir birliği kılavuzu yayınlanmamıştır.

Önerilen değerlendirmeler aşağıdakileri içerir:

Nörolojik (EEG, MRI, yürüyüş/koordinasyon),
Gelişim (motor, bilişsel, konuşma/dil),
Nöropsikiyatrik (davranışsal kaygılar, uyku sorunları, kaygı, DEHB, OSB benzeri davranışlar),
Gastrointestinal (beslenme durumu, oromotor fonksiyon),
Oftalmolojik,
Kardiyovasküler,
Genitoüriner,
Solunum/uyku,
Genetik danışmanlık.

Kullanılabilecek tedaviler şunları içerir:

Beslenme tedavisi (gastrostomi tüpü dahil),
Büyüme hormonu tedavisi (büyüme hormonu eksikliği kanıtı olan bireylerde boy kısalığını tedavi etmek için),
Epilepsili bireyler için standartlaştırılmış nöbet önleyici ilaçlar (ASM). Hiçbir ASM’nin özellikle OCNDS için etkili olduğu gösterilmemiştir.
Ortopedi, fizik tedavi, mesleki terapi (motor koordinasyon sorunları için),
Gelişimsel gecikme/zihinsel engellilik için erken müdahale programları,
Otizm spektrum bozukluğu için uygulamalı davranış analizi (ABA) terapisi,
Diğer tedaviler uygun olabilir. Bireye bağlı olarak gelişimsel pediatri uzmanları ve/veya pediatrik psikiyatristlerle yapılan görüşmeler faydalı olabilir.

Paylaşın

Olivopontoserebellar Atrofi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Olivopontoserebellar atrofi (OPCA) terimi tarihsel olarak merkezi sinir sistemini etkileyen bir grup bozukluğu tanımlamak için kullanılmış ve beynin belirli kısımlarındaki sinir hücrelerinin ilerleyici bir şekilde bozulmasına neden oldukları için nörodejeneratif hastalıklar olarak adlandırılmıştır.

Haber Merkezi / Bu koşullar, ilerleyici denge sorunları (dengesizlik), istemli hareketleri koordine etme yeteneğinin ilerleyici bozulması (serebellar ataksi) ve konuşma güçlüğü veya geveleyerek konuşma (dizartri) ile karakterize edilir.

OPCA klinik, genetik ve nöropatolojik bulgulara göre sınıflandırılmıştır ve özellikle multipl sistem atrofisi (MSA) ve spinoserebellar ataksi (SCA) olmak üzere iki farklı hastalık grubuyla ilişkisi nedeniyle tıp literatüründe önemli tartışmalar ve kafa karışıklıkları vardır. Kalıtsal OPCA genellikle SCA ile örtüşen hastalık grubunu ifade eder.

Bu koşullar, otozomal dominant kalıtsal ataksilere ilişkin NORD raporunda ayrıntılı olarak tartışılmaktadır. Sporadik OPCA, henüz kalıtsal bir bileşeni olduğuna dair kanıt bulunmayan hastalık grubunu ifade eder.

Sporadik OPCA’lı bazı bireylerde MSA gelişecektir ve bu bozukluk, NORD’un MSA raporunda ayrıntılı olarak tartışılmaktadır. Ek olarak, Fickler-Winkler tipi OPCA ve pontoserebellar hipoplazi koşulları dahil otozomal resesif kalıtımı takip eden nadir OPCA türleri de vardır. Bir tür SCA, X’e bağlı kalıtımı takip eder. Şu anda nörologlar, genetik testlerle veya diğer koşulları dışlayarak daha spesifik bir tanı konulana kadar genellikle OPCA terimini ön tanı olarak kullanıyorlar.

Farklı sınıflandırmalar arasında şiddet ve başlangıç ​​yaşı açısından geniş farklılıklar vardır. OPCA’nın semptomları kişiden kişiye farklılık gösterir. Çoğu hasta, bacaklarda ve kollarda denge ve koordinasyonda zorluk (ataksi) ve geveleyerek konuşma (dizartri) yaşar.

Diğer semptomlar kas spazmlarını veya kasların zayıflığını ve sertliğini içerebilir; ellerde veya ayaklarda uyuşma veya karıncalanma; el veya kolun titremesi (titreme); hareketlerin azaltılması veya yavaşlaması; düşünme ve/veya hafıza becerilerinin kaybı; mesaneyi veya bağırsakları kontrol etmede zorluk; ve ayağa kalkıldığında baygınlık hissi. Bazı hastalarda ayrıca yorgunluk ve/veya uyku sorunları da görülür. Genellikle OPCA semptomları yetişkinliğin ortasında başlar ve yıllar boyunca yavaş yavaş ilerler.

OPCA, beyindeki belirli yapıların, özellikle de beyincik, pons ve alt olivanın ilerleyici dejenerasyonu ile karakterize edilir. Beyincik, denge ve duruşun korunmasında ve istemli hareketlerin koordine edilmesinde rol oynayan beynin bir parçasıdır. Pons beyin sapının bir parçasıdır ve beyin, omurilik ve beyincik arasındaki önemli nöronal yolları içerir. Pons, bu yapılar arasındaki mesajlar için bir geçiş noktası görevi görür. Alt oliva, denge, koordinasyon ve motor aktiviteyle ilgili çekirdekleri içeren iki yuvarlak yapıdır.

Kalıtsal OPCA türlerinin çoğu, otozomal dominant kalıtımı takip eden spinoserebellar ataksilerdir. Baskın genetik bozukluklar, belirli bir hastalığa neden olmak için anormal bir genin yalnızca tek bir kopyasının gerekli olduğu durumlarda ortaya çıkar. Anormal gen, ebeveynlerden herhangi birinden miras alınabilir veya etkilenen bireyde yeni bir mutasyonun (gen değişikliği) sonucu olabilir. Anormal genin etkilenen ebeveynden yavruya geçme riski her hamilelik için %50’dir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Fickler-Winkler tipi OPCA ve pontoserebellar hipoplazi koşulları otozomal resesif kalıtımı takip eder. Resesif genetik bozukluklar, bir bireyin aynı özellik için anormal bir genin iki kopyasını, her bir ebeveynden birer tane olmak üzere miras almasıyla ortaya çıkar. Bir kişi hastalık için bir normal gen ve bir de hastalık geni alırsa, kişi hastalığın taşıyıcısı olacaktır ancak genellikle semptom göstermeyecektir.

Taşıyıcı olan iki ebeveynin hem kusurlu geni geçirme hem de etkilenmiş bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %25’tir. Anne-baba gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her gebelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveynden de normal genler alma ve söz konusu özellik açısından genetik olarak normal olma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Tüm bireyler 4-5 anormal gen taşır. Yakın akraba (akraba) olan ebeveynlerin her ikisinin de aynı anormal geni taşıma şansı, akraba olmayan ebeveynlere göre daha yüksektir, bu da resesif genetik bozukluğu olan çocuk sahibi olma riskini artırır.

OPCA-X (SCA-X1), X’e bağlı kalıtımı takip eder. X’e bağlı resesif genetik bozukluklar, X kromozomu üzerindeki anormal bir genin neden olduğu durumlardır ve çoğunlukla erkeklerde görülür. X kromozomlarından birinde hastalık geni bulunan dişiler bu hastalığın taşıyıcılarıdır. Taşıyıcı dişiler genellikle semptom göstermezler çünkü dişilerde iki X kromozomu vardır ve biri inaktive olduğundan o kromozom üzerindeki genler çalışmaz. Genellikle anormal gene sahip olan X kromozomu etkisiz hale getirilir.

Erkeklerde annelerinden miras alınan bir X kromozomu vardır ve eğer bir erkek hastalık genini içeren bir X kromozomunu miras alırsa genellikle hastalığa yakalanır. X’e bağlı bir bozukluğun kadın taşıyıcıları, her hamilelikte kendileri gibi taşıyıcı bir kız çocuğuna sahip olma şansına %25, taşıyıcı olmayan bir kız çocuğuna sahip olma şansına %25, hastalıktan etkilenen bir oğula sahip olma şansına ve %25 şansa sahiptir. Etkilenmemiş bir oğul sahibi olma şansı %25.

X’e bağlı bozuklukları olan erkekler, hastalık genini taşıyıcı olacak kızlarının tümüne aktarırlar. Bir erkek, X’e bağlı bir geni oğullarına aktaramaz çünkü erkekler, erkek yavrularına her zaman X kromozomu yerine Y kromozomunu aktarır. Sporadik OPCA’nın nedeni henüz tanımlanmamıştır ancak bozulan sinir hücrelerinde bulunan alfa-sinüklein proteinindeki anormalliklerle ilişkilidir.

OPCA tanısı, kapsamlı bir klinik muayene ve karakteristik semptomların tanımlanmasıyla konulan bir ön tanıdır. Kalıtsal OPCA, aynı durumun aile öyküsüne dayanarak veya bu durumla ilişkili olduğu bilinen gen mutasyonları için moleküler genetik testlerle teşhis edilebilir. SCA’ların birçoğu için moleküler genetik testler mevcuttur.

Kalıtsal OPCA’lar ve OPCA semptomlarıyla ilişkili diğer durumlar dışlanırsa sporadik OPCA tanısı konur. Test, diğer koşulları dışlamak için kan tahlili, beyin sapındaki dejeneratif değişiklikleri aramak için beyin MRI taramaları, kasların ve sinirlerin elektriksel testlerine bakmak için EMG testini ve bazen de omurilik sıvısının incelenmesini içerebilir.

OPCA’lı bireyler için özel bir tedavi mevcut değildir. Tedavi semptomatik ve destekleyicidir. Kalp, akciğerler, omurga, kemik ve kasları ilgilendiren olası komplikasyonları önlemek için sürekli tıbbi gözetim gerekli olabilir. OPCA’nın ileri evrelerine sahip bireylerin bakımında enfeksiyonun önlenmesi zorlu bir iştir.

Parkinson hastalığı olan bireyleri tedavi etmek için kullanılan dopaminerjik ilaçlar bazen OPCA’lı bireyler için de kullanılır, ancak çoğu zaman sınırlı fayda sağlar. Propranolol ilacı, OPCA ile ilişkili titremeyi tedavi etmek için de sınırlı faydayla kullanıldı. Spastisite için baklofen reçete edilebilir.

OCPA’lı bireyler sıklıkla fiziksel, mesleki ve konuşma terapisi alırlar. Bazı durumlarda yürümeye yardımcı cihazlar (örn. baston) gerekli olabilir. Kalıtsal OPCA’lı bireyler ve aile üyeleri için genetik danışmanlık önerilmektedir.

Paylaşın

Ollier Hastalığı Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Ollier hastalığı, anormal kemik gelişimi (iskelet displazisi) ile karakterize nadir bir iskelet bozukluğudur. Bu bozukluk doğumda mevcut olabilir (doğuştan), ancak deformiteler veya uygunsuz uzuv büyümesi gibi semptomların daha belirgin olduğu erken çocukluk dönemine kadar belirgin olmayabilir.

Haber Merkezi / Ollier hastalığı öncelikle uzun kemikleri ve kol ve bacak eklemlerindeki kıkırdakları, özellikle de uzun bir kemiğin gövdesi ile başının birleştiği bölgeyi (metafiz) etkiler. Pelvis sıklıkla etkilenir; ve daha nadiren kaburgalar, göğüs kemiği (göğüs kemiği) ve/veya kafatası da etkilenebilir.

Ollier hastalığı, bacaklardaki ve kollardaki uzun kemiklerdeki kıkırdağın normalden daha fazla büyümesiyle kendini gösterir, böylece büyüme anormal olur ve kemiğin dış tabakası (kortikal kemik) incelir ve daha kırılgan hale gelir. Bu kıkırdak kitleleri, enkondrom olarak bilinen iyi huylu (kanserli olmayan) tümörlerdir.

Enkondromlar herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Hastaların yaklaşık %30’unda enkondromlar, kondrosarkomlar gibi kansere dönüşecek şekilde malign değişikliklere uğrayabilir. Uzun tübüler ve yassı kemiklerde malign dönüşümün meydana gelme olasılığı daha yüksektir.

Ollier hastalığı her zaman doğumda belirgin değildir, ancak belirtiler genellikle erken çocukluk döneminde belirgin hale gelir. Bir ila dört yaşları arasında sıklıkla kol ve bacaklarda anormal ve/veya yavaş büyüme gözlenir. Genellikle bir bacak ve/veya kol etkilenir, ancak her iki bacak ve/veya kol da etkilenebilir. Her iki bacak da tutulmuşsa boy kısalığı ortaya çıkabilir; yalnızca bir bacak söz konusuysa, etkilenen kişi topallayabilir.

Bazen pelvis tutulur ve nadiren kaburgalar, göğüs kemiği (sternum) ve/veya kafatası etkilenebilir. El ve ayak bileklerinde de şekil bozuklukları gelişebilir. Etkilenen bazı bireylerde uzuv kısalması ve uzun kemiklerin eğilmesi meydana gelebilir.

Ollier hastalığı ayrıca kemiğin düzgün gelişimini (ossifikasyon) da engeller. Kırıklar bu rahatsızlıktan etkilenen kişilerde sık görülen bir durumdur ve genellikle iyi iyileşir. Bazı hastalarda kötü huylu kemik büyümesinin bazı formlarının gelişimi Ollier hastalığıyla ilişkilendirilmiştir.

Gliomalar ve jüvenil granüloza hücreli tümörler gibi diğer nadir komplikasyonlar da ortaya çıkabilir. Gliomalar bir tür beyin tümörüdür; beyin tümörlerinin beyin dokusunun içinde büyümesine atıfta bulunan eksen içi beyin tümörleri olarak adlandırılırlar. Juvenil granüloza hücreli tümör (JGCT) nadir görülen bir yumurtalık kanseridir; Erken teşhis edilirse prognozu olumludur.

Ollier hastalığının altında yatan neden bilinmemektedir. IDH1, IDH2 ve PTHR1 genlerindeki değişiklikler (mutasyonlar) Ollier hastalığı ve Maffucci sendromuyla ilişkilendirilmiştir. Mutasyonlar somatik mozaikçilikten kaynaklanmaktadır; bu, mutasyonun vücuttaki tüm hücrelerde değil, yalnızca hücrelerin bir yüzdesinde mevcut olduğu anlamına gelir. Ollier hastalığında mutasyon yalnızca enkondromlarda mevcuttur.

Şu ana kadar Ollier hastalığının tüm vakaları ailelerinde sporadik olarak görülüyor ve kalıtsal değil. Ancak teorik olarak yumurta veya spermde (germline) bir gen mutasyonu mevcutsa, bu durum otozomal dominant bir şekilde aktarılabilir.

Baskın genetik bozukluklar, belirli bir hastalığa neden olmak için çalışmayan bir genin yalnızca tek bir kopyasının gerekli olduğu durumlarda ortaya çıkar. Çalışmayan gen, ebeveynlerden herhangi birinden miras alınabilir veya etkilenen bireydeki de novo mutasyona uğramış (değişmiş) genin sonucu olabilir. Çalışmayan genin etkilenen ebeveynden çocuğuna geçme riski her hamilelik için %50’dir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Ollier hastalığını teşhis etme yöntemleri arasında kemik biyopsisi, röntgen, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve iç vücut görüntülerinin kaydedilmesi (tomografi) yer alır. Etkilenen kişiler, kemiklerde ve eklemlerde kötü huylu değişiklikler (örneğin kondrosarkom) açısından bir doktor tarafından rutin olarak kontrol edilmelidir.

Etkilenen uzuv(lar)daki deformitelerin cerrahi olarak düzeltilmesi yararlı olmuştur. Ağır vakalarda yapay (protez) eklem değişimi gerekli olabilir. Kırıklar rutin olarak komplikasyonsuz iyileşir. Ollier hastalığı olan çocuklara yönelik destekleyici ekip yaklaşımı faydalı olabilir. Böyle bir ekip yaklaşımı fizik tedaviyi ve diğer tıbbi, sosyal veya mesleki hizmetleri içerebilir. Diğer tedaviler semptomatik ve destekleyicidir.

Paylaşın