Merkez Bankası Gıda Enflasyonunun Nedenini Buldu: İklim Değişikliği

Merkez Bankası’nın (TCMB) “Merkezin Güncesi” blog sayfasında yer alan incelemeye göre, iklim değişikliği OECD (Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü) ülkeleri arasında yalnızca Türkiye’yi etkiledi.

OECD verilerine göre; OECD ülkelerinin ortalama gıda enflasyonu yüzde 4,7 olarak kaydedilirken, bu oran Avrupa’daki OECD üyesi ülkelerde sadece yüzde 1,8. Türkiye’nin Mayıs ayına ait gıda enflasyonu ise yüzde 68,1’lik gıda enflasyonuyla listenin en başında yer aldı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Kıdemli Ekonomisti Aslıhan Atabek Demirhan ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın eşi Yardımcı Ekonomist Saide Simin Bayraktar tarafından kaleme alınan “İklim Değişikliği ve Gıda Enflasyonu” başlıklı yazı, Merkezin Güncesi blog sayfasında yayımlandı.

İklim değişikliği ile gıda enflasyonu arasındaki ilişkinin incelendiği yazıda şu bölümler öne çıktı: “Aşırı iklim olaylarının, kısa vadeli arz şoklarına sebebiyet vererek başta gıda grubu olmak üzere genel fiyat seviyesi açısından risk oluşturduğu biliniyor. Bu nedenle iklim değişikliği konusu, öncelikli hedefi fiyat istikrarı olan merkez bankalarının araştırma gündeminde yerini aldı. Bu yazıda, ilgili göstergeleri kullanarak Türkiye’de iklim değişikliği ile gıda enflasyonu arasındaki ilişkiyi inceliyoruz.

Son yıllarda artan sıcaklık, uzayan kuraklık dönemleri, şiddetli fırtına ve seller gibi aşırı hava olaylarının daha sık ve yoğun seyretmesi, tarımsal üretim, tedarik zincirleri ve dolayısıyla gıda fiyatları açısından önemli bir risk unsuru olarak öne çıkmakta.

Yapılan çalışmalar, iklim değişikliğinin 2035 yılına kadar her yıl küresel gıda maliyetlerini ortalama yüzde 1,5 ile yüzde 1,8 puan arasında artıracağını öngörüyor. İklim değişikliğine karşı en hassas bölgeler arasında yer alan Akdeniz kuşağında bulunan ve dünyanın önde gelen meyve ve sebze üreticilerinden biri olan Türkiye için de iklim değişikliği, gıda fiyatları üzerinden önemli bir enflasyonist baskı unsuru oluşturmakta.

Yapılan analizler taze meyve ve sebze fiyatlarındaki mevsimsel yapının değiştiğine işaret ederken bu gelişmede iklim değişikliğinin önemli rol oynadığını ima etmekte. Meteoroloji verileri, 2020 sonrası dönemde sonbahar ve kışların daha ılıman, ilkbahar ve yazların ise çok daha sıcak geçtiğini, yağış miktarının ise genel olarak azaldığını göstermekte.

Sıcaklık artışları ile azalan yağış miktarları gerek ürün verimi gerekse üretim maliyeti kanalıyla gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratmakta. Nitekim, Türkiye’nin önde gelen meyve ve sebze üreticisi 5 ilin (Mersin, Adana, Antalya, Hatay, Muğla) iklim özelliklerine baktığımızda, bu illerde yaşanan ciddi kuraklıkların sebze ve meyve üretimini olumsuz etkilediği görülmekte.

Daha sıcak ve az yağışlı yaz ayları sulama ihtiyacını ve dolayısıyla tarımsal faaliyette kullanılan elektrik miktarını artırıyor. İklim değişikliği sonucu mevsimlerde gözlenen kaymaların yukarıda özetlenen şekilde arz ve maliyetleri etkilediği, bunun ise taze meyve ve sebze aylık fiyat gelişmelerinin mevsimsel yapısına yansıdığı anlaşılıyor.

2020 öncesi dönemde taze meyve ve sebze enflasyonu yaz aylarında aylık enflasyona ortalamada negatif katkı verirken, bunun 2020 sonrası dönemde tersine döndüğü görülmekte. Son dönemde gözlenen bu değişimde pandemi, tedarik zinciri aksaklıkları ve jeopolitik gelişmeler gibi faktörlerin yanı sıra iklim değişikliğinin de önemli bir payı olduğu düşünülmekte.

Özetle, iklim değişikliğinin geldiği son nokta sürdürülebilirlik ve gıda güvenliğine ek olarak fiyat istikrarı açısından da önemli bir tehdit unsuru haline geldi. İklim değişikliği ve gıda fiyatları ilişkisi özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için gerek hane halkı refahı gerekse genel enflasyon görünümü açısından kritik öneme sahip.

Bu yazıda özetlendiği üzere, iklim değişikliği kaynaklı artan sıcaklık ve aşırı hava olaylarının taze meyve ve sebze üretimi, maliyeti ve fiyatları ile ilişkili olduğu değerlendirilmekte. İklim değişikliği sonucunda artan sıcaklıklar ve yaşanan kuraklıkla meyve ve sebze üretim miktarı düşerken, üretim maliyetleri ve dolayısı ile fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşmakta. Bu gelişmeler, gıda fiyatları ve iklim değişikliğinin birlikte ele alınmasının önemi ve gerekliliğine vurgu yapmakta.”

Paylaşın

Can Atalay’dan Yeni Mesaj: Çözüm Meclis Başkanlığı’nda

TBMM’de yaşanan kavgalı oturuma ilişkin yazılı bir açıklama yapan TİP Milletvekili Can Atalay, “Bitirilmek için aylardır uğraşılan ‘olay’ her aşamada hukuku, adaleti, kurumları ve en sonunda Meclis’i nasıl içine alarak, tüketerek, kirleterek ve genişleyerek devam ediyor” dedi.

Haber Merkezi / Açıklamasının devamında, yaşanan sürecin ancak hukukun açık emri yerine getirildiği zaman durabileceğini vurgulayan Atalay, “Can Atalay’ı bir süre daha hapiste tutmanın derdinde ve çabasında olanlar bile yol açtıkları tahribatı görüyorlar. Can Atalay’ı hapiste tutmayı başarabilmek konunun en önemsiz detayı. Ancak ne var ki Anayasa’ya uymak, hukuka bağlılık basit bir işleme, Can Atalay’ın milletvekili listesine yeniden yazılmasına gelip düğümlendiği için etrafından dolaşılamıyor, bastırıldıkça daha zorlayıcı biçimde ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Can Atalay, sözlerini, “Bitti denilenin, bitmesi için her türlü usul, erkan, kurum kimliği, yasa, Anayasa’yı ayaklar altına almanın sonuç getirmediğini, olayın dönüp dolaşıp tekrar tekrar önlerine geldiğini/geleceğini artık herkesin gördüğünü” ifadeleriyle devam ettirdi. Atalay, AYM kararının basit bir işlem gerektirdiğini ve hem sorumluluk hem de çözümün Meclis Başkanı’nda olduğunu kaydetti.

Gezi Parkı Davası’nda aldığı 18 yıl hapis cezası mahkumiyeti nedeniyle Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili seçildikten sonra milletvekilliği düşürülen Can Atalay, TBMM’de yaşanan kavgalı oturuma ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Can Atalay açıklamasında, son oturum sonrasında ‘Can Atalay Olayı’nın kapanmadığını, daha da büyüdüğünü belirtti ve şöyle dedi:

“Konu ismim ile anılsa da özünde Anayasa’ya, yasalara, hukuka, hakka ve adalete sahip çıkma mücadelesini veren, keyfiliğe karşı duran, hakkımdaki uygulamanın yarattığı ve daha da yaratacağı vahim sonuçların farkında olarak eylemde bulunan, çaba gösteren, savunan, destekleyen, dayanışan, şiddete boyun eğmeyen herkese, milletvekillerine, partilere teşekkür ediyorum.

Çabalarınız ülkemizin bugünü ve geleceği bakımından çok kıymetli. Mevcut duruma bir bakalım: ‘Can Atalay Olayı kapandı mı?’ yoksa Meclis’i de içine alarak daha devasa bir boyuta mı taşındı? ‘Bitirilmek için aylardır uğraşılan ‘Olay’ her aşamada hukuku, adaleti, kurumları ve en sonunda Meclis’i nasıl içine alarak, tüketerek, kirleterek ve genişleyerek devam ediyor.

Bu süreç hukukun açık emri yerine getirildiği zaman ancak durabilir. Can Atalay’ı bir süre daha hapiste tutmanın derdinde ve çabasında olanlar bile yol açtıkları tahribatı görüyorlar. Can Atalay’ı hapiste tutmayı başarabilmek konunun en önemsiz detayı. Ancak ne var ki Anayasa’ya uymak, hukuka bağlılık basit bir işleme, Can Atalay’ın milletvekili listesine yeniden yazılmasına gelip düğümlendiği için etrafından dolaşılamıyor, bastırıldıkça daha zorlayıcı biçimde ortaya çıkıyor.

Anayasa’nın çiğnendiği yerde, çiğneyen her kurumun kendi meşruiyetini tartışmaya açtığı bir yerde artık olay Can Atalay Olayı’nı kat ve kat aşmış bir hal alıyor. ‘Bitti’ denilenin, bitmesi için her türlü usul, erkan, kurum kimliği, yasa, Anayasa’yı ayaklar altına almanın sonuç getirmediği, olay’ın dönüp dolaşıp tekrar tekrar önlerine geldiğini/geleceğini artık herkes görüyor.

Meclis’in yeniden toplantıya çağrılması yeni bir fırsattır. “Olay” zaten kaçınılmaz olarak Meclis yeniden açıldığında her gün baş gündem olacaktır. Çünkü Anayasa’nın korunması ve uygulanması için yemin eden, birinci derece sorumlu olan Meclis, kendisi Anayasa’yı çiğneyerek varlığını sürdüremez. Bu durumun görüleceğini, söyleyenin de çok iyi bildiği hukuken dayanaksız gerekçelerin arkasına sığınılmadan adım atılmasını umuyorum.

Anayasa Mahkemesi kararı basit bir işlem gerektiriyor. Sorumluluk ve çözüm Meclis Başkanı’ndadır. Milletvekilleri listesine adım yazılacak, eğer gerekli görülüyorsa karar Meclis kürsüsünden okunacak. Bütün işlem bu basitliktedir.

‘Can Atalay Olayı’nda, Anayasa hukuk mu geçerli olacak keyfilik mi baskın gelecek mücadelesinin odaklandığı bilinciyle davranan, yeniden toplantı çağrısı için çaba gösteren bütün milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.”

Ne olmuştu?

TBMM, 16 Ağustos’ta Gezi Parkı davası nedeniyle olarak hapis cezası verilen ve Anayasa mahkemesinin kararına rağmen milletvekilliği düşürülen Can Atalay için Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un çağrısıyla toplandı. Olağanüstü oturum AKP’lilerin toplu saldırısına sahne oldu.

TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın konuşması sırasında AKP’li Meclis İdare Amiri Alpay Özalan, kürsüye koşarak Şık’a vurdu. Özalan’a karşılık verirken yere düşen Şık’ı, Özalan’ın peşinden gelen kalabalık AKP’li grup linç etmeye çalıştı. AKP’lileri durdurmaya çalışan muhalefet milletvekilleri de saldırıya uğradı. DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in kaşı yarıldı. Koçyiğit’in kaşından damlayan kanlar görüntülendi.

Paylaşın

Uçak Pencereleri Neden Yuvarlaktır?

Çoğu bina yapısında kare ve dikdörtgen pencereler görmeye alışkınız. Ve tabii ki tasarıma karakter katan yuvarlak pencereler de var. Şimdi, uçakları düşünün, her zaman yuvarlak pencereler.

Haber Merkezi / Yüzyıllar boyunca kare ve dikdörtgen pencereler evlerde ve binalarda gayet iyi çalışıyorlardı, peki mükemmel tasarımı neden uçaklar için değiştirelim?

Ne yazık ki, mühendislerin uçak penceresi tasarımına yeni bir bakış açısı getirmesi için birkaç trajik olayın yaşanması gerekti. Ticari uçakların büyüdüğü ve havada parçalanmaya başladığı 1950’li yıllardı. Bunlardan ikisi, 1953 ve 1954 yılında uçuş sırasında parçalanan Havilland Comets’ti. Sebebinin … evet, kare pencereler olduğu anlaşıldı.

Mühendisler, uçakların kare pencerelerinin keskin kenarlarının doğal zayıf noktalar oluşturduğunu ve bunun da “metal yorulma arızasına” yol açtığını tespit ettiler. Bu köşeler kolayca geriliyor ve daha sonra yüksek irtifadaki hava basıncıyla daha da zayıflıyordu.

1950’lere gelindiğinde, Havilland Comets gibi uçaklar, öncüllerinden daha hızlı ve daha yüksekte uçuyordu; bu da, birden fazla uçuş ve tekrarlanan basınçlandırmadan sonra, kare pencerelerin basınçtan dolayı temelde parçalanması anlamına geliyordu.

Öte yandan yuvarlak pencereler, köşeleri olmadığından basıncı eşit şekilde dağıtır ve çatlak veya kırılma olasılığını azaltır. Dairesel şekiller ayrıca daha güçlüdür ve deformasyona karşı dirençlidir, bu da yuvarlak pencereleri uçağın içi ve dışı arasındaki tekrarlanan basınç farklılıklarına daha dayanıklı hale getiriyor.

Ayrıca, uçağın içi ile dışı arasında birden fazla akrilik katman (cam değil) olduğunu fark edebilirsiniz. Bu katmanlar yağmur, rüzgar ve sis gibi hava olaylarına karşı ek koruma sağlar.

Peki ya alttaki o minik delik? Bunlara “nefes deliği” denir ve hava basıncının çeşitli pencere katmanlarından geçmesine izin vererek uçaktaki hava basıncını nispeten sabit bir seviyede tutmaya yardımcı olarak başka bir koruma katmanı eklerler.

Öyleyse, bir dahaki sefere uçakta olduğunuzda, ister manzaranın tadını çıkarıyor olun, ister yerden ne kadar yüksekte olduğunuzu hatırlamak istemediğiniz için manzaradan kaçınıyor olun, yuvarlak pencerelere şükredin.

Paylaşın

Türkiye’den ABD’ye S-400 Önerisi: Kutulara Koyalım Siz Denetleyin

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyesi Türkiye’nin, müttefiki ABD’den 1 filo F-35, 1 filo F-35B istediği ve Rusya yapımı hava savunma sistemi S-400’ler içinse “Kutulara koyalım, siz denetleyin” önerisinde bulunduğu öne sürüldü.

ABD merkezli Forbes dergisinde ise, Türkiye’nin “Rusya’yı da kızdırmadan S-400’leri üçüncü ülkelere satabileceğine” ilişkin bir makale yayımlanmıştı.

“Pakistan veya Hindistan, Türkiye’nin Kullanılmayan Rus S-400 Füzelerini Neden İsteyebilir?” başlıklı makalede eski Bakan Cavit Çağlar’ın “Pakistan ve Hindistan, Türkiye’nin beş yıl önce teslim aldığı ancak kullanmadığı bu füzeleri, farklı nedenlerle olsa da edinmek isteyebilir” sözlerine atıf yapılmıştı.

Yunanistan karşısında hava gücünde üstünlük sağlamak isteyen Türkiye, bir yandan hava kuvvetleri filosundaki eksiklikleri gidermek için farklı seçeneklere yönelirken bir yandan 5. nesil savaş uçağı F-35’ler konusunda ABD’yi tartıyor.

Cumhuriyet’ten Doğa Öztürk’ün haberine göre; Ankara kulislerinde, NATO üyesi Türkiye’nin, müttefiki ABD’den 1 filo F-35, 1 filo F-35B istediği ve Rusya yapımı hava savunma sistemi S-400’ler içinse “Kutulara koyalım, siz denetleyin” önerisinde bulunduğu konuşuluyor. Rusya’dan 2.5 milyar dolar harcanarak alınan ve ABD ile krize neden olan S-400 hava savunma sistemleri halen depolarda bekletildiği belirtiliyor.

Kulislere göre Türkiye; F-35 programına tekrar katılmak için ABD’nin koşulu olan S-400 sorununu çözmek amaçlı bir teklifi masaya getirdi. Cumhuriyet’in ulaştığı ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden üst düzey bir yetkili ise iddiaları yalanlamadı ve “Top artık Türkiye’nin sahasında.

Türkiye’nin F-35 alımına ilişkin gereklilikler iyi bilinmektedir” ifadelerini kullanarak Washington’ın F-35 satışına yönelik şartlarını anımsattı.

Pakistan veya Hindistan formülü

ABD, S-400 hava ve füze savunma sistemi tedariki sebebiyle 2018’de Türkiye’ye yaptırım getirerek F-35 savaş uçağı teslimatlarını askıya almıştı. Türkiye için üretilen 6 adet F-35A savaş uçağı, o tarihten beri depolarda tutuluyor. Lockheed Martin tarafından üretilen bir adet F-35’in maliyetinin ise ortalama 130 milyon dolar olduğu basına yansıyor.

Öte yandan Türkiye’nin F-35 programına tekrar dahil edilmesi için “S-400’lere bir çözüm bulması gerektiği” koşulu ABD tarafından uzun zamandır öne sürülürken Ankara’nın Rus hava savunma sistemlerini üçüncü bir ülkeye satabileceği şeklindeki görüşler Amerikan basınında yankı bulmaya devam ediyor.

ABD merkezli Forbes dergisinde ise, Türkiye’nin “Rusya’yı da kızdırmadan S-400’leri üçüncü ülkelere satabileceğine” ilişkin bir makale yayımlanmıştı.

“Pakistan veya Hindistan, Türkiye’nin Kullanılmayan Rus S-400 Füzelerini Neden İsteyebilir?” başlıklı makalede eski Bakan Cavit Çağlar’ın “Pakistan ve Hindistan, Türkiye’nin beş yıl önce teslim aldığı ancak kullanmadığı bu füzeleri, farklı nedenlerle olsa da edinmek isteyebilir” sözlerine atıf yapılmıştı.

Paylaşın

Mehmet Şimşek İstifa Ederse Ne Olur?

Mehmet Şimşek’in görevden ayrılması yada kovulması olasılığını değerlendiren ünlü İngiliz Ekonomist Timothy Ash, “Sistemsel bir kriz (bankalar, bop ve kamu borcu) çok olası” dedi.

Son dönemde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in istifa etmek istediğine yönelik iddialar gündeme gelmişti.

Bakanlıktan ve Mehmet Şimşek’ten konuya dair yalanlama yapılırken Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) da olağan dışı fiyat ve miktar hareketlerine neden olan maksatlı ve yanıltıcı haberleri yapanlar ile bu haberleri yayanlara ilişkin gerekli hukuki işlem ve incelemelerin başlatıldığını duyurdu.

Ünlü İngiliz Ekonomist Timothy Ash ise Mehmet Şimşek’in görevden ayrılması halinde yaşanacak ekonomik senaryoları yazdı. Timothy Ash, sosyal medya hesabı üzerinden şunları kaydetti:

“Türkiye, açık olmak gerekirse, Şimşek istifa ederse/kovulursa, geçen yıl görülen 20 milyar doların üzerindeki portföy girişlerinin hepsi, hızlanan dolarizasyon, büyük döviz rezerv kaybı ve yine büyük bir devalüasyonla birlikte çıkacak. Sistemsel bir kriz (bankalar, bop ve kamu borcu) çok olası.

Türkiye’nin ortodoks ekonomik politikalara bağlı kalmaması durumunda, Türkiye’ye yatırım yapmak için hala bekleyen Körfez parası gelmeyecektir; çünkü onlar için en azından güvenilir makro politikalara ihtiyaç vardır.”

Paylaşın

AK Parti’nin Düşünce Kuruluşu SETA: Erdoğan’ın Zırhı Delindi

AK Parti’nin düşünce kuruluşu olarak çalışan, bürokrasiye atamalar ve tüm görevlendirmelerde basamak olarak kullanılan SETA, son raporunda, toplum psikolojisinde Erdoğan’ın dokunulmazlığının ortadan kalktığı tespitini yaptı.

AK Parti’nin yerel seçimlerdeki yenilgisinin nedenlerini ortaya koymak amacıyla hazırlanan SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) raporu, partinin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın toplumdaki algısında köklü değişiklikler olduğunu gösteriyor. Aylar süren araştırmanın sonuçları, Erdoğan’ın artık eskisi gibi dokunulmaz olmadığını, yapılan hataların faturasının doğrudan ona kesilmeye başladığını ortaya koyuyor.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan‘ın, bugün köşesinden yer verdiği raporun, Erdoğan ve AK Parti’nin üst yöneticilerine sunulduğu belirtildi. Babacan, AK Parti’nin düşünce kuruluşu olarak çalışan SETA raporundaki başlıkları şöyle özetledi:

Adaletin yitimi: Rapora göre, adalet duygusu sadece yargı alanında değil, bürokraside ve kamu kurumlarında da zedelenmiş durumda. Liyakat yerine partiye yakın grupların avantaj sağladığına dikkat çekilen rapor, bu durumun toplumsal güveni sarstığını vurguluyor.

Parti içi bölünmeler: AK Parti içinde giderek derinleşen gruplaşmalar, partiyi zayıflatıyor. Ekipler arasında süregelen dedikodular ve çatışmaların, partinin motivasyonunu önemli ölçüde baltaladığı belirtiliyor.

Ekonomik kriz ve gelir adaletsizliği: Enflasyon ve gelir dağılımındaki adaletsizlik, halkın AK Parti’den uzaklaşmasına neden oldu. Raporda, bu ekonomik sıkıntıların yerel seçim sonuçlarına doğrudan yansıdığı ifade ediliyor.

Erdoğan eleştiriden gayri değil: Belki de raporun en çarpıcı sonucu, Erdoğan’ın toplum nezdindeki dokunulmazlığını yitirdiği tespiti. Toplumun artık sadece parti yönetimini değil, Erdoğan’ı da olumsuz koşullardan sorumlu tuttuğu vurgulanıyor.

Sönük kutlama eleştirisi: AK Parti’nin kuruluş yıldönümü etkinliği de eleştirilere hedef oldu. Parti tabanı, organizasyonu zayıf ve etkisiz buldu; ‘Ortalama bir düğün gibiydi…’ yorumları yapıldı.

Öte yandan Nuray Babacan, AK Parti’nin güç odağı olmaya devam ettiği izlenimi yaratmak için yeni transferler yapmaya hazırlandığını belirterek, şu kulis bilgisini yazdı:

“Partinin güç odağı olmaya devam ettiği izlenimi yaratmak için yaptığı son transferlere yenilerinin ekleneceği de konuşulanlar arasında. Yakın zamanda Saadet Partisi’nden 1, Gelecek Partisi’nden 2 ismin AK Parti’ye geçişinin yapılacağı anlatılıyor. Bazı belediye başkanlarıyla da görüşmelerin sürdüğü aktarılanlar arasında…”

SETA’dan açıklama

SETA’dan ise konuya ilişkin açıklama geldi. Farklı konularda birçok raporun hazırlandığı belirtilen açıklamada “Bugün çeşitli medya platformlarında iddia edilen içerikle ilgili bir SETA raporu bulunmamaktadır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” denildi.

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Değişim” Mesajı CHP’yi Hareketlendirdi

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ‘değişim’ mesajı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kulislerini hareketlendirdi. Parti kulislerinde Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu’nun işbirliğine gittiği, Özgür Özel’in ise yeni dönem için uzlaşı arayışında olduğu konuşuluyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen delegelerin oranının üçte bir civarında olduğuna dikkat çeken CHP kaynakları, Özel – İmamoğlu – Kılıçdaroğlu arasında yan yana durmayı başaran iki ismin parti yönetimini dizayn edebileceğine dikkat çekiyor.

Genel başkanlık için de ‘değişim’ olasılıkları CHP kulislerinde konuşuyor. Son zamanlarda görünürlüklerini arttıran ve üstü kapalı eleştiriler yöneltilen CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’nın isimlerin ön plana çıkması, CHP Tüzük Kurultayı sonrasında olası adaylık çıkışı olarak değerlendiriliyor.

Artı Gerçek’ten Seda Taşkın’ın haberine göre; CHP’de 6-9 Eylül’de düzenlenecek Tüzük Kurultay’ına sayılı günler kala ‘değişim’ tartışmaları kulisleri hareketlendirdi. Her ne kadar Tüzük Kurultayı’nın seçimli olmayacağı önceden belli olsa da, son dönemde Genel Başkan Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalar ve peşi sıra gerçekleşen görüşmeler kurultay sonrasında hem parti genel başkanının değişebileceği ve hem de olası cumhurbaşkanı adayı konusunda görüşmelerin hızlandığı yorumlarına neden oluyor. Parti kulislerinde Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu’nun işbirliğine gittiği, Özgür Özel’in ise yeni dönem için uzlaşı arayışında olduğu konuşuluyor.

Değişim tartışmalarının fitilini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun verdiği ‘değişim’ mesaj ateşledi. İmamoğlu’nun “Geçtiğimiz yıl partimizin 100. Yılını kutladığımız etkinlikte CHP değişirse Türkiye değişir demiştim. Bu anlamda çok net ifade edeyim, CHP değişecek ve Türkiye de değişecek. Bu sürecin, bu yolculuğun başka bir sonucu olamaz, olmamalıdır” sözlerinin hemen ardından kritik bir görüşme gerçekleşti.

İmamoğlu, bu açıklamalarının ardından, kongreden sonra yan yana gelmediği eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bire bir görüşme gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun evinde gerçekleştirilen görüşmede Tüzük Kurultayı, ön seçim konusu ve Özel’in ‘normalleşme’ söylemlerinden duyulan rahatsızlık gündeme geldi. İmamoğlu daha sonra yaptığı açıklamada bu görüşmenin devamını geleceğini belirterek, Kılıçdaroğlu için ‘başımın tacı’ açıklamasında bulundu. Bu görüşme partide ‘buzların eridiği’ yönünde değerlendirirken, bir işbirliği kapısının da açılacağına yorumlarını beraberinde getirdi.

İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu bu görüşmeden kısa süre sonra bir kez daha, bu kez İstanbul’da bir düğünde bir araya geldi. CHP Tuzla eski İlçe Başkanı Hasan Uzunyayla’nın oğlunun düğününde yan yana oturan ikili, takdimler sırasında birbirlerini alkışladı. Asıl göze batan konu ise, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İstanbul’da olmasına rağmen düğünde yer almaması, hatta davet edilmediğine dair iddiaları oldu. yorumlandı.

İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu arasında peş peşe görüşmeler gerçekleşirken bu kez Özgür Özel, eski genel başkanla görüşeceğini duyurdu. Kılıdaroğlu ve Özel’in yapacağı görüşmenin ardından vereceği mesaj partililer tarafından büyük merakla bekleniyor. Görüşme gerçekleşmeden Özel’in hafta sonu yaptığı ‘cumhurbaşkanı adayı olmayacağı’ açıklaması da parti kulislerinde Ekrem İmamoğlu’na ‘uzlaşı’ çağrısı olarak yorumlanıyor. Ancak Özel kendisinin cumhurbaşkanı adayı olmayacağını açıklayarak İmamoğlu’na ‘uzlaşı’ çağrısı yaparken bir yandan da Mansur Yavaş’ın olası adaylığını hatırlatıyor. Özel’in Mansur Yavaş’ın düzenlediği etkinliklerine katılarak, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın adaylığının da önünü kapatmadığı yorumları yapılıyor.

Özel – İmamoğlu – Kılıçdaroğlu arasındaki görüşmelerin altında delege hesapları yer alıyor. Halen Kılıçdaroğlu’nu destekleyen delegelerin oranının üçte bir civarında olduğuna dikkat çeken CHP kaynakları, Özel-İmamoğlu-Kılıçdaroğlu arasında yan yana durmayı başaran iki ismin parti yönetimini dizayn edebileceğine dikkat çekiyor. Bu noktada son dönemlerde yapılan görüşmeler ve açıklamalar Tüzük Kurultayı sonrası CHP’ne hararetli bir sonbaharı beklediği izlemini veriyor.

Gökhan Günaydın ve  Oğuz Kaan Salıcı

Özel – İmamoğlu – Kılıçdaroğlu cephesinde bu gelişmeler yaşanırken, Tüzük Kurultayı sonrasında genel başkanlık için de ‘değişim’ olasılıkları CHP kulislerinde konuşuyor Son zamanlarda görünürlüklerini arttıran ve üstü kapalı eleştiriler yöneltilen CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’nın isimlerin ön plana çıkması, Tüzük Kurultayı sonrasında olası adaylık çıkışı olarak değerlendiriliyor.

Tüzük Kurultayı için herhangi bir seçimli kurultay tartışması tamamen kapanmış olsa da sonraki süreçte CHP’de yine tartışmalı günlerin beklediği iddiaları kulislerde konuşuluyor. Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu ile yaptığı görüşmenin ardından yaptığı açıklamalarda siyaseti bırakmadığını belirtmesi, siyasete geri dönüş sinyali olarak değerlendiriliyor. Parti kulislerinde, Özel yönetimindeki CHP’nin Tüzük Kurultayı’nda sergileyeceği performans ise ilerleyen zamanların kilidi olarak yorumlanıyor.

Paylaşın

Merkez Bankası: Hanehalkı Enflasyonu Yükseliş Trendinde

Merkez Bankası’nın (TCMB), ağustos ayı sektörel enflasyon beklenti anketi hanehalkının enflasyon algısının piyasa katılımcıları ve reel sektörden farklı olduğunu ortaya koydu.

Haber Merkezi / Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun yükseleceğini düşünen hanehalkı oranı 1,1 puan artarak yüzde 73,1 seviyesinde oldu. Enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı bir önceki aya göre 0,3 puan artarak yüzde 29,6 seviyesinde gerçekleşti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Sektörel Enflasyon Beklentileri Ağustos 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; “Piyasa Katılımcıları Anketi, İktisadi Yönelim Anketi ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) işbirliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi ile finansal ve reel sektör uzmanlarının, imalat sanayi firmalarının ve hanehalkının 12 ay sonrası yıllık tüketici enflasyonu beklentileri derlenerek Sektörel Enflasyon Beklentileri elde edildi.

Buna göre, ağustosta 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için 1,3 puan azalarak yüzde 28,7 seviyesine, reel sektör için 1,2 puan düşerek yüzde 53,8 seviyesine gerilerken, hanehalkı için 1,1 puan artarak yüzde 73,1 seviyesine yükseldi.

Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı bir önceki aya göre 0,3 puan artarak yüzde 29,6 seviyesinde gerçekleşti.”

Paylaşın

Meclis’te Yedinci Siyasi Parti Grubu Kuruluyor!

Demokrat Parti (DP) Milletvekili Cemal Enginyurt, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) ile TBMM’de ortak grup kurmaya yaklaştıklarını söyledi ve Meclis’in açılacağı Ekim ayını işaret etti.

Cemal Enginyurt, yeni bir grup kurma gerekçesini ise, “Meclis’te konuşma hakkımız yok. Grubumuz olmadığı için 1 dakika bile konuşamıyoruz” ifadeleriyle açıkladı.

Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, TELE1’de ekranlara gelen ‘Kayıt Dışı’ programında gündeme dair açıklamalar yaptı.

Enginyurt, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) ile Demokrat Parti’nin, TBMM’de 20 milletvekili ile ortak grup kuracak yeter sayıya ulaştığını söyledi. Yaklaşık 25 vekil ile grup kurmayı planladıklarını belirten Enginyurt, “Ekim ayında göreceğiz” dedi.

Enginyurt’un açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle: “Bizim Kemal Bey’den (Kemal Kılıçdaroğlu), CHP’den milletvekili alalım gibi bir düşüncemiz asla yok. İYİ Parti’den ayrılanlar var, partisinden mutsuz olduğunu düşündüğümüz, bir sonraki dönemde de aday yapılamayacağına kendinin bile inandığını gördüğümüz insanlar var.

Böyle bir diyalogla 25 civarında bir grup kuralım diyoruz. Bunu da şunu için kuralım: Ne DEVA ne Demokrat Parti, Meclis’te konuşma hakkımız yok. Grubumuz olmadığı için 1 dakika bile konuşamıyoruz. Ama Meclis’te konuşacak çok kabiliyetli insanlar var.

Mesela Salih Uzun, Haydar Altıntaş… Çiftçi konusunda Demokrat Parti’sin söylüyorum… DEVA’da Mehmet Emin Ekmen… Biraz bana test de gelse böyle Güneydoğu kökenli falan, Mustafa Yeneroğlu… Farklı da görsek bize göre farklı ama hümanist bir dünya görüşüyle farklı kesimlere hitap eden. İdris Şahin var, Elif Hanım var. Şu an aklıma gelenler böyle.

20’ye ulaştık diyebiliriz. 20’de sıkıntımız yok yani. Ama biz 20 olsun istemiyoruz. Çünkü Allah korusun biri ölebilir, ayrılabilir. En azından 20’yi aşan bir sayı olsun. Ekim ayında göreceğiz inşallah. Beceriksizlik olursa bizden kaynaklanmıştır.”

Paylaşın

Antik Roma’da Barlar Ve Restoranlar

Milattan Önce (MÖ) 9. yüzyılda İtalya Yarımadası’nda kurulan ve zamanla tüm Akdeniz’i çevreleyen Antik Roma Uygarlığında, vatandaşların yemek yeme alışkanlıkları da sosyal sınıflara göre büyük farklılıklar gösteriyordu.

Haber Merkezi / Toplumun çok az bir bölümünü oluşturan aristokratlar ve soylular (zenginler), evlerinde lüks bir ortamda yemek yerken, toplumun büyük bir bölümünü oluşturan plepler (avam halkı / fakirler) ise genellikle evlerinde temel yemek pişirme olanaklarından yoksundu.

Bu nedenle plepler, günümüzde bar ve restoran olarak bilinen tabernae, popinae, cauponae ve thermopolia adlı mekanları sık sık ziyaret ediyorlardı. Bu yerler, pleplerin sıcak yemek ve dönemin en önemli içeceği şaraba erişebilmesi için temel mekanlar olarak hizmet veriyorlardı.

Çeşitli isimlerine ve işlevlerindeki ufak farklılıklara rağmen, bu yerler hem yiyecek hem de içecek sunan ve bazen han veya genelev olarak da işlev gören dönemin sosyal aktivite merkezleriydi.

Antik Roma’nın önemli yerleşim yerlerinden Pompeii, Herculaneum ve Ostia’da yapılan kazılarda bu yapılar hakkında önemli bilgiler ortaya çıkarılmıştır. Sadece Pompeii’de yapılan kazılarda o dönemde 160’tan fazla tabernae olduğu kayıtlara geçmiştir. Pompeii’nin o dönemdeki nüfusu göz önüne alındığında, ortalama 160 kişiye bir tabernae düşmektedir.

Pompei’deki tabernaların neredeyse tamamı sokağa açılan, ağır ahşaptan, genellikle L veya U şeklinde yapılmıştır. Bu mekanların geceleri kapatılabilen kepenkleri, içeride bel hizasında bir servis tezgahı vardı, tezgahın önü, daha fazla görünür kılmak için, genellikle mermer veya sıva ile kaplanmıştır.

Aristokratlar ve soylular arasında, başka seçeneği olmayan plepler için bir buluşma yeri olan bu mekanlar, pis yerler olarak tanımlanıyordu, ve buralarda çalışan kadınlar da genellikle ahlaksız olarak kabul ediliyordu.

“Yergiler” adlı yapıtı ile bilinen ve Latin edebiyatının gümüş çağının önemli isimlerinden biri olan şair Juvenal, Ostia’daki bir barı şöyle tanımlamıştır: Hırsızlar, kaçak köleler, hadımlar ve cenaze levazımatçıların birlikte içki içtikleri yerler.

Antik Roma’nın barları ve restoranları, gidebilecek başka yerleri olmayan yüz binler için bir sığınaktı. Her bar ve restoran farklıydı, ancak herkes kendine ait bir şeyler bulurdu bu mekanlarda. Tivoli’de bu mekanlardan birine sahip bir kadının mezar taşında şöyle yazar: Uzaklardan ve her yerden ziyaretçileri barının cennetine çekti.

Paylaşın