İki Süper Güç Arasında Nükleer Gerilimi: Blöf Mü Askeri Manevra Mı?
ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve eski Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev arasında sosyal medya üzerinden yaşanan söz düellosu, nükleer gerilimi artıran bir boyuta ulaştı.
Kurtuluş Aladağ / ABD Başkanı Trump, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için Rusya’ya önce 50 gün, ardından 10 gün gibi kısa bir süre tanıyan ültimatomlar vermiştii. Bu ültimatomlar, Rusya’ya ekonomik yaptırımlar ve Rusya’nın petrol alıcılarına ikincil yaptırımlar uygulanacağı tehdidini içeriyordu.
Medvedev, sosyal medya hesabı üzerinden Trump’ın bu ültimatomlarını “tehdit oyunu” olarak nitelendirmiş ve “Rusya ne İsrail ne de İran’dır. Her yeni ültimatom, Rusya ile ABD arasında doğrudan bir savaş tehdididir” diyerek sert bir yanıt vermişti.. Medvedev ayrıca, Trump’ı “Sleepy Joe (Biden) yoluna gitmemesi” konusunda uyarmıştı.
31 Temmuz’da Medvedev, Telegram’da Trump’a hitaben, Sovyet döneminde geliştirilen ve nükleer bir karşı saldırıyı otomatik olarak tetikleyebilen “Dead Hand” (Perimeter) sistemine atıfta bulunmuştu. Medvedev, Trump’ın favori dizisi “The Walking Dead” ile kıyamet sonrası senaryoları hatırlatarak nükleer tehdidi dolaylı olarak vurgulamıştı.
1 Ağustos’ta Trump, Medvedev’in bu “son derece kışkırtıcı” açıklamalarına karşılık olarak iki nükleer denizaltının “uygun bölgelere” konuşlandırılması emrini verdiğini duyurmuştu. Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social’da yaptığı paylaşımda, “Sözler çok önemlidir ve istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Umarım bu durum öyle olmaz” demişti. Trump, nükleer kelimesinin ciddiyetine vurgu yaparak “Bu nihai tehdittir, hazırlıklı olmalıyız” ifadesini kullanmıştı.
Trump, denizaltıların nükleer güçle çalışan mı yoksa nükleer silah taşıyan mı olduğuna dair detay vermemişti. ABD’nin Ohio sınıfı nükleer denizaltılarının Trident II D5 balistik füzeleri taşıyabildiği biliniyor, ancak Pentagon veya Beyaz Saray bu konuda “stratejik belirsizlik” politikası izlemeyle yetindi.
Trump, Ukrayna savaşını bitirme vaadiyle ikinci dönemine başladı, ancak Rusya’nın barış görüşmelerine yanıt vermemesi ve devam eden saldırılar (örneğin, Temmuz 2025’te Ukrayna’ya 6.443 insansız hava aracı saldırısı) Trump’ın sabrını zorluyor gibi görünüyor.
Medvedev, 2008 – 2012 yılları arasında Rusya Devlet Başkanı iken daha ılımlı bir figür olarak ifade ediliyordu. Ancak 2022’deki Ukrayna işgalinden sonra Kremlin’in en şahin seslerinden biri haline gelmiş durumda. Analistlere göre, Medvedev’in kışkırtıcı açıklamaları Kremlin tarafından onaylanıyor ve Putin’e doğrudan eleştiri yapmadan Trump’ın hedefi olarak kullanılıyor.
Kremlin, Trump’ın denizaltı hamlesine şu ana kadar resmi bir yanıt vermedi. Rus medyası, Trump’ın hareketini “öfke nöbeti” veya “anlamsız blöf” olarak nitelendirirken, Rus yetkililer sessiz kalmayı tercih etti. Rus milletvekili Viktor Vodolatsky, Rusya’nın daha fazla nükleer denizaltıya sahip olduğunu ve ABD’nin hareketinin kontrol altında olduğunu iddia etmişti.
Güvenlik uzmanları, Trump’ın denizaltı hamlesini daha çok retorik bir tırmanış olarak değerlendiriyor. ABD’nin nükleer denizaltıları zaten dünya genelinde rutin devriyelerde bulunuyor, bu nedenle fiziksel bir yer değişikliği olup olmadığı belirsiz.
Bazı analistler ise, Trump’ın Medvedev’i hedef alarak Putin’le doğrudan diyaloğu açık tutmaya çalıştığını öne sürüyor. Eski ABD Moskova Büyükelçisi Mike McFaul, Trump’ın nükleer denizaltı hamlesini eleştirerek, Ukrayna’ya daha fazla silah sağlamanın daha etkili olacağını savunmuştu.
Medvedev’in nükleer tehditleri ve Trump’ın buna karşılık askeri hareketliliği, yanlış anlaşılmalara yol açabilecek bir gerilim yaratıyor. Ancak uzmanlar, Medvedev’in Kremlin’de karar alma yetkisinin sınırlı olduğunu ve bu atışmaların daha çok propaganda amaçlı olduğunu düşünüyor.
Haziran 2025’te Medvedev, ABD’nin İran nükleer tesislerine yönelik saldırıları sonrası İran’a nükleer savaş başlığı sağlanabileceği imasında bulunmuş, Trump buna sert tepki göstermişti. Medvedev daha sonra Rusya’nın böyle bir niyetinin olmadığını belirtmişti.
Trump, 2016’da Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile benzer bir nükleer söz düellosuna girmiş, ancak bu diyalog diplomasiye dönüşmüştü. Rusya ile durumun daha karmaşık olduğu belirtiliyor.
START Anlaşması
2010 yılında imzalanan ve 2026 yılına kadar uzatılan Yeni START Anlaşması, ABD ve Rusya’nın nükleer savaş başlıklarını sınırlamayı amaçlıyor. Ancak Rusya, 2022 yılında Ukrayna işgali sonrası anlaşma kapsamındaki denetimleri askıya aldı ve görüşmelere katılmayı reddetti. ABD, Rusya’yı anlaşmaya uymamakla suçlarken, Moskova da ABD’nin denetimleri engellediğini iddia ediyor.
Kasım 2024’te Vladimir Putin, nükleer silah kullanım eşiğini düşüren yeni bir doktrin imzalamıştı. Bu doktrin, Ukrayna’nın Batı tarafından sağlanan konvansiyonel füzelerle Rusya’ya saldırması durumunda nükleer yanıt verilebileceğini belirtiyor. Kremlin, bunu caydırıcılık politikası olarak savunurken, ABD’nin Ukrayna’ya uzun menzilli füzeler için kullanım izni vermesi bu gerilimi tetiklemişti.
Temmuz 2025’te ABD’nin, 2008’den bu yana ilk kez İngiltere’ye taktik nükleer silahlar konuşlandırdığına dair haberler, Rusya’da tepki yaratmıştı. Rusya, buna karşılık Belarus ve Kaliningrad’da nükleer kapasitesini güçlendirebileceğini belirtmişti. Ayrıca, Rusya’nın S-500 anti-nükleer füze sistemlerinin üretimini hızlandırdığı raporlanmıştı.
Araştırmalar, ABD ve Rusya arasında olası bir nükleer savaşın milyonlarca insanın ölümüne ve uzun vadeli çevresel felaketlere yol açabileceğini gösteriyor. Örneğin, Rutgers Üniversitesi’nin 2022 çalışması, böyle bir savaşın 5 milyardan fazla insanın açlıktan ölmesine neden olabileceğini öngörüyor. Princeton Üniversitesi ise ilk saatlerde 34 milyon ölüm tahmin ediyor.






























