Kılıçdaroğlu, Akşener ve Davutoğlu’ndan Sürpriz Görüşme

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, akşam yemeğinde bir araya geldi. Partilerden görüşmeye ilişkin bir açıklama yapılmadı.

Haber Merkezi / CHP Parti Meclisi Üyesi ve Genel Başkan Başdanışmanı Deniz Demir, sosyal medya hesabından buluşmaya ait fotoğraf paylaştı.

Demir, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu ile Ankara’da akşam yemeğinde bir araya geldi.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, yaklaşık 20 gündür Millet İttifakı ortakları CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile “ev ziyareti” ve “akşam yemeği” buluşmalarında bir araya geliyor.

Kulislere yansıyan bilgiler, Davutoğlu’nun, önümüzdeki seçime yönelik olarak, partisinin de içinde yer alacağı “yeni bir ittifak tasarımı” için mesai yaptığı yönünde.

Kılıçdaroğlu: Adayımız, Cumhurbaşkanı Olacak

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı konusunda yöneltilen bir soruya CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Millet İttifakı adayımızı belirleyecek, hiç kimse şundan endişe duymasın, 13. cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı olacak” şeklinde yanıt verdi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da Konut Görevlileri Sendikası’nı (Konut-Sen) ziyaret etti. Kılıçdaroğlu, Konut-Sen Genel Başkanı Uğur Gözel ve sendika üyeleri ile görüştü.

Görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan ve gazetecilerin sorularını yanıtlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye’yi çift paralı bir ülke olmaktan çıkartarak dış ticaretle iştigal edenler dışında herkesin işini de tasarrufunu da Türk lirasıyla yaptığı bir yer haline getirmek için herkesten destek istiyoruz” sözlerinin hatırlatılması üzerine, şöyle konuştu:

“Demek ki Sayın Erdoğan Türkiye’de çift paranın kullanıldığını kabul ediyor. Yani bir taraftan döviz bir taraftan Türk lirası. İyi de memleketi bu hale kim getirdi? Bu şikayeti yapan kişi önce sesini beşli çeteye duyurması lazım.

Dolar bazında garantiler verildi. Köprülerin, yolların bedelleri var. Aynı zamanda yüksek mevduat sahiplerine de dolar üzerinden kur garantisi verildi, nasıl oluyor bu? Vatandaşın cebinde dolar mı var? Doları taşıyanlar belli; yanında gezenler. Beşli çetenin kim olduğunu sadece ben değil bütün dünya biliyor.

Kurtarmak istiyorsan önce beşli çeteyi çağıracaksın. Diyeceksin ki ‘yolları, köprüleri doları bitiriyorum, hepsi Türk lirası olacak’ diyeceksin. Vatandaşı kandırmasınlar, herkes gerçeği biliyor. Apartman görevlilerinin dolarları mı var? İnsaf kardeşim 21’inci yüzyılda yaşıyoruz.”

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanı Sait Erdal Dinçer’in “Enflasyon hesabında ben 84 milyona karşı sorumluyum, bir yanlışa imza atarsam 84 milyonun hakkını yemiş olurum” açıklamasının hatırlatılması üzerine de şunları söyledi:

“Bürokrasinin çürüdüğünü biliyorum, ciddi bir çürüme var. Saraydan alınan talimat üzerine enflasyon rakamları açıklanıyor. Bunlar markete, pazara gitmiyorlar mı? Yumurtanın, sütün, zeytinin, yağın fiyatını bilmiyorlar mı? Kaç liradan kaç liraya çıktığını bilmiyorlar mı… 84 milyonun zaten ahını aldınız, geriye vahı kaldı, daha ne kalsın!”

Kılıçdaroğlu, partisinin Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın ”Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı belli oldu; ama seçim tarihinin belli olmasını bekliyoruz” açıklamasına ilişkin de “Millet İttifakı, adayımızı belirleyecek. Hiç kimse en ufak bir endişe duymasın. 13’üncü cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olacak” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle;

“Değerli basın mensupları, hem başkanı dinlediniz hem de apartman görevlisi arkadaşlarımızı dinlediniz. Apartman görevlileriyle yaklaşık 2,5 yıldır ilgileniyoruz tıpkı taşeron işçilerle ilgilendiğimiz gibi. Onların önce dernek kurmalarını, sendika kurmalarını, örgütlenmelerini ve bir araya gelmelerini çok arzu ettim ve bu konuda büyük çaba gösterdiler. Şu anda bir sendika başkanının yanındayız dolayısıyla son derece mutluyum. Sizin örgütlenmeniz bizim açımızdan çok önemli çünkü sizin sesinizi duyurabilmemiz için sizin derdinizi bilmemiz lazım. Sizin derdinizi anlatacak olan da ya bir dernek ya da bir sendika. Bu çerçevede elimizden gelen bütün çabaları gösterdik.

Bütün apartman görevlisi arkadaşlarıma, 1 milyonu aşkın apartman görevlisi arkadaşlarıma seslenmek isterim; moralinizi bozmayın, Türkiye güzel bir ülke, Türkiye büyük bir ülke, sizin sorunlarınız var biliyorum ama sizin sorunlarınızı çözmek benim boynumun borcudur, çözeceğim.

Elbette apartman sakinlerinin de beklentileri var sizden, elbette sizin de apartman sakinlerinden beklentileriniz var. Ama iki tarafın da en azından adalet ortamında bir araya gelmesi, adil kararlar alması, sizin çocuklarınızın, evlatlarınızın da geleceğini apartman görevlilerinin sorunlarını en azından apartman sakinlerinin de düşünmesi lazım, onlara bakması lazım, ihtiyaçları varsa gidermeleri lazım. Bu çerçevede sendikanın yaptığı faaliyet çok önemli ve biz sendikanın bütün apartman görevlilerini örgütlemesi konusundaki talebimizi iletiyoruz tekrar. Sayın Başkan büyük görev düşüyor size, çalışın.

Yaşadıkları yerlerin çok insani koşullar olmadığını ben de biliyorum. Ya bir göz odada yaşıyorlar ailece veya çok zor koşullarda güneş görmeyen yerlerde yaşıyorlar. Oysa bunlar bütün apartmanın sorunlarını bir anlamda çözmeye hazır olan kişiler. Pandemi döneminde çok büyük sıkıntılar çektiler. Bütün apartman sakinlerinin ihtiyaçlarını karşıladılar. Ben önce maskeleri apartman görevlilerine verin demiştim, önce aşıları apartman görevlilerine yapın demiştim ama bu talebimiz kabul görmedi. Ama bu talebim bugün benim ne kadar haklı olduğumu da bir anlamda gösteriyor.

Sizden isteğim tekrar örgütlenin, bir araya gelin. Bir sorunla karşılaştığınızda bilin ki, Kılıçdaroğlu kardeşiniz yanınızda, sizin yanınızda olmaya devam edeceğim. Bu ülkede fakirin, fukaranın, garibin, gurebanın yanında olan kişiyim ve bunun bir hak mücadelesi olduğunu, bunun bir adalet mücadelesi olduğunu, bunun bir insanlık mücadelesi olduğunu biliyorum. Dolayısıyla bu ülkede yaşayan herkesin huzur içinde yaşaması lazım, evlatlarına huzur içinde bakması lazım. Herkesin huzur içinde yaşarken en azından kendi kültürel ihtiyacını da bir anlamda gidermesi lazım. Bunun için de asgari ücretin yükselmesi halinde apartman sakinlerinin sadece apartman görevlilerinin ücretleri yükselmedi aslında bütün asgari ücretlilerin ücretleri yükseldi, dolayısıyla bu anlayışı da hafızalarının bir yerinde tutmaları çok önemli ve değerli.

Teşekkür ederim değerli basın mensupları. Hepinizin huzurunda bütün apartman görevlisi kardeşlerime de selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.”

Soru / Cevap

Soru: Efendim Cumhurbaşkanı Erdoğan dün akşam bir açıklama yaptı “Türkiye çift paralı bir ülke olmaktan çıkacak, herkesin tasarrufunu Türk lirasıyla yapması için destek bekliyoruz” dedi. Ama bir taraftan da dolar, euroyla ödemelerimiz var Türk lirasıyla destek beklerken ne diyorsunuz efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu: Demek ki Sayın Erdoğan Türkiye’de çift paranın kullanıldığını kabul ediyor. Yani bir taraftan döviz, bir taraftan Türk lirası. İyi de memleketi bu hale kim getirdi? Getiren kim? Bu şikayeti yapan kişi önce sesini beşli çeteye durması lazım. Dolar bazında garantiler verildi, dolar bazında köprülerin, yolların bedelleri var. Bunlar ücret alıyorlar, aynı zamanda yüksek mevduat sahiplerine de dolar üzerinden kur garantisi verildi. Nasıl oluyor bu? Bir adam bir şey söylerken en azından söylediğini bir ölçmeli, tartmalı, en azından bir kişiye bir danışmalı ya ben böyle konuşacağım da bu doğru mudur yanlış mıdır? Vatandaş ne olacak, vatandaşın zaten cebinde dolar mı var? Doları taşıyanlar belli yanında gezenler. Dolar garantisi alanlar belli onlarda yanında gezenler. Beşli çetenin kim olduğunu sadece ben bilmiyorum bütün dünya biliyor. Şimdi kalkmış efendim çift paradan Türkiye’yi kurtaracağız. Kurtarmak istiyorsan önce beşli çeteyi çağıracaksın diyeceksin ki, yolları, köprüleri, doları bitiriyorum hepsi Türk lirası olacak ey millet bunu dinleyin diyeceksin. Yok böyle bir şey. Vatandaşı kandırmasınlar. Herkes gerçeği biliyor, neyin ne olduğunu biliyor. Allah aşkına apartman görevlilerinin dolarları mı var, avroları mı var? Birde kalkmış efendim apartman görevlilerinin arabaları var diyor, cep telefonu var diye. İnsaf ya insaf kardeşim ya 21.yüzyılda yaşıyoruz ya. Yani apartman görevlisinin arabası olmasın mı? Yani bir Murat 131’i olmasın mı, bir Serçesi olmasın mı bu insanların?

Soru: Zamlara çok dikkat çekiyorsunuz ama elektrik, doğalgaz zamlarına çok dikkat çekiyorsunuz. Cumhurbaşkanı yine devlet olarak çok büyük fedakarlık yaptık zamları en alt seviyede yansıttık, devletin fedakarlığı büyük 165 milyar lira dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Fakirden fukaradan yana, garipten gurebadan yana hükümet hiçbir fedakarlık yapmamıştır. Hangi fedakarlığı yaptı? Eğer bir fedakarlık yaptıysa yani birilerine imkan sağladıysa gidin bakın dolarla ihale alanlar hepsi karlı, garanti alanlar hepsi karlı. Bankada 1 milyon tasarrufu olanlar, kur garantisi alanlar. Şu fakir fukaraların ödedikleri vergilerden alıyorsun götürüyorsun onlara kur garantisi olarak ödüyorsun, sonra da dönüyorsun adalettir, haktır, hukuktur bundan bahsediyorsun. Efendim dolardı, Türk lirasıydı getirin dolarlarınızı Türk lirasına çevirin diyorsunuz. Kendi yakınlarının, kendi akrabalarının, kendi dostlarının getirsin paralarını, dolarlarını, avrolarını getirsin Türk lirasına çevirsin. Önce bu millete bir örnek olsun bir görelim bakalım. Erdoğan kaç milyon dolarını getirip acaba Türk lirasına çevirecek bir örnek olsun.

Soru: TÜİK Başkanı bir açıklama yaptı, enflasyonun düşük açıklandığı iddialarına yanıt verdi. Ben 84 milyonun ahını alamam, enflasyonu düşük açıklama gibi bir şey yapamam dedi. Bu iddialara yanıt verdi. Siz de TÜİK’i eleştirmiştiniz enflasyon rakamları üzerinden ne dersiniz açıklamasına

Kemal Kılıçdaroğlu: Bürokrasinin çürüdüğünü biliyorum, ciddi bir çürüme var. Saraydan alınan talimat üzerine enflasyon rakamları açıklanıyor. Allah aşkına bunlar markete gitmiyorlar mı, pazara gitmiyorlar mı ya, yumurtanın fiyatını görmüyorlar mı, zeytinyağının, mısır yağının fiyatını görmüyorlar mı bunlar? Bunlar gerçekten peynirin, sütün fiyatını bunlar bilmiyorlar mı, zeytinin fiyatını bunlar bilmiyorlar mı? Kaç liradan kaç liraya çıktı diye.

Efendim ben millete hesap mı vermem diyor? 84 milyonun ahını alamam. Zaten ahını aldınız ya geriye vahı kaldı zaten daha ne kalsın? Daha ne kalsın ya?

Soru: Kurmayınız Veli Ağbaba, dün akşam canlı yayında “Millet İttifakının Cumhurbaşkanı adayı belli oldu ama seçim tarihinin belli olmasını bekliyoruz, daha sonra açıklayacağız” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu: Millet İttifakı adayımızı belirleyecek. Hiç kimse şundan endişe duymasın, en ufak bir endişe duymasın, 13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakının Cumhurbaşkanı olacaktır.

Kılıçdaroğlu’ndan Faiz Çıkışı: Tam Bir Aldatmaca

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, bankalara verilecek para için Merkez Bankası faizinin düşürüldüğünü belirtti ve “Peki bankaların faizi düştü mü? Hayır. Tam bir aldatmaca” dedi.

Haber Merkezi / Konuya ilişkin açıklamasının devamında “Merkez Bankası’nda faizler düşünce tüm bankalarda faiz düştü sanmayın” diyen CHP lideri “Tam bir aldatmaca. Devlet iç borçlanma tahvili yüzde 17’den yüzde 24’e çıktı. Hani nas vardı, hani faiz haramdı?” ifadelerini kullandı.

Osman Kavala davasına da değinen Kılıçdaroğlu, “Osman Kavala AİHM kararına rağmen 1541 gündür hapiste. Onun hapiste olması, onun kişisel sorunu değildir, Türkiye’nin sorunudur” dedi.

Kılıçdaroğlu “Adaleti dağıtmak için kurumlar oluşturmuşuz, mahkemelerimiz var, uluslararası hukuku Anayasamıza koymuşuz. Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığını, adaletin olmadığını biliyoruz. Osman Kavala 1541 gündür hapiste. Onun hapiste olması onun sorunu değil, bu Türkiye’nin en temel adalet sorunudur” diye konuştu.

“Genç bir avukata yetki verilerek, bütün rantiyeciler, vurguncular, rüşvetçilerin kendileriyle ilgili çıkan tüm haberleri çıkartmak istediklerini” iddia eden CHP lideri “Gerekirse bu avukatın adını da açıklayacağım. Biz kul hakkı yiyenin hesabını sormazsan niye iktidar oluyoruz?” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir haftalık aranın ardından partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“Osman Kavala’nın haksız yere uzun süre hapiste tutulması en büyük adaletsizlik. Osman Kavala AİHM kararına rağmen 1540 gündür hapiste. Adaletsizlik sorununu çözmek Millet İttifakı’na nasip olacak.

Bir gerçeğe adalet camiasının dikkatini çekmek isterim, özellikle İstanbul’daki adalet camiasının dikkatini çekmek isterim. Genç bir avukata yetki veriliyor. Bütün rantiyeciler, vurguncular, rüşvetçiler, yolsuzluk yapanlar, 17-25 Aralık olayları…

Kendileriyle ilgili çıkan bütün olumsuz haberleri sosyal medyadan çıkarmak istiyorlar mahkeme kararlarıyla… Bu konuda genç bir avukata yetki verildi, hakimler uyarıldı. “Bunun açtığı davaları kabul edeceksiniz” denildiğini biliyorum. Gerekirse, iş büyürse o avukatın ismini açıklarım.

“İktidarı kaybetmeden yolsuzluk dosyalarını nasıl yok ederiz” diye düşünüyorlar. Feriştahı gelse yok edemezsiniz.

Biz kul hakkının hesabını sormazsak niye iktidar oluyoruz. Kul hakkını, garip gurebanın hakkını hukuku savunmayacaksak, sormayacaksak biz niye iktidar olacağız.

Anayasa’ya göre herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Çiftçi de Bağ-kur primini ödemek zorunda. Ancak son bir yılda Bağ-kur primlerine yüzde 45 zam yapıldı. Sadece son bir ayda 30 bin çiftçi ödeyemediği için sistemden çıktı.

“Tam bir aldatmaca”

Deneme sınama yöntemiyle devleti yönetmeye kalktılar. Bankalara verilecek para için Merkez Bankası faizini düşürdüler. Peki bankaların faizi düştü mü? Hayır. Tam bir aldatmaca.

Merkez Bankası’nda faizler düşünce tüm bankalarda faiz düştü sanmayın. Tam bir aldatmaca. Devlet iç borçlanma tahvili yüzde 17’den yüzde 24’e çıktı. Hani nas vardı, hani faiz haramdı?

Bir AK Partili milletvekilinin yaptığı toplantıda, yine AK Partili bir çiftçinin çıkıp ‘açım aç’ demesi… Normalde AK Partili milletvekilinin ‘nedir kardeşim derdin’ demesi lazım gerçekle yüzleşmesi lazım. Ama tek yaptıkları o çiftçiyi salondan atmak.

Kılıçdaroğlu: Suriyeli Kardeşlerimizi Ülkelerine Yolcu Edeceğiz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “En geç iki yıl içinde Suriyeli kardeşlerimizi davul ve zurna ile ülkelerine yolcu edeceğiz. Onların kendi iradeleri ile kendi ülkelerine gitmelerini isteyeceğiz. Elbette gitmek isteyeceklerdir, can ve mal güvenliklerini sağlanmasını isteyeceklerdir. Bunun altyapısını oluşturacağız” dedi.

Haber Merkezi / Hatay Büyükşehir Belediyesi, EXPO 2021 Hatay’ın tanıtım toplantısını Ankara’da ATO Congresium’da yaptı. Toplantıya CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da katıldı. Tanıtım toplantısında EXPO 2021 Hatay’a ilişkin sunum yapıldı.

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın konuşmasının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kürsüye çıktı. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Sayın Genel Başkanım, Genel Başkanlarım; efendim Büyükşehir Belediye Başkanımız gerçekten de son derece güzel bir konuşma yaptı. Hatay’ı, Hatay’ın özelliklerini, tarihini, kültürünü, yemeklerini bütün ayrıntılarıyla anlattı.

Tarih konusunda gerçekten de Hatay’ın bir kadim kent olduğunu, sadece Türkiye için değil dünya tarihi açısından da önemli bir kent olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla inançların ve kültürlerin bir anlamda merkezi Hatay. Bizi davet etti Sayın Başkan, inşallah geliriz. Yarın sabah ne olacağını bilmediğimiz için… Ama inşallah ayın 1’inde, 1 Nisan’da bir şey olmaz, Hatay’da buluşuruz. Hatay’da olmak, Hatay kültürünü teneffüs etmek, yemeklerini tatmak, yaptığınız çalışmaları yerinde görmek elbette bizim için de son derece değerli.

Sayın Başkan, 900 bin Suriyeliye de ayrıca baktıklarını ifade etti ve Suriye’de yaşanan dramın Hatay’a büyük maliyetler çıkardığını da ifade etti. Sayın Başkanım, şöyle bir sözümüz var: En geç 2 yıl içinde Suriyeli kardeşlerimizi davulla, zurnayla kendi ülkelerine yolcu edeceğiz. Onların kendi iradeleriyle kendi ülkelerine gitmelerini isteyeceğiz. Elbette ki, onlar gidecekler, kendi topraklarında babalarının, dedelerinin, atalarının topraklarda üretmek isteyeceklerdir, çalışmak isteyeceklerdir. Dolayısıyla can ve mal güvenliklerinin sağlanmasını isteyeceklerdir. Bunun altyapısını oluşturacağız inşallah. Ve göreceksiniz Hatay eski görkemli günlerine yeniden kavuşacak.

İhracat merkezi aynı zamanda, Ortadoğu’ya açılan kapı aynı zamanda, olağanüstü bir ovası var, aynı zamanda güzel nehri var. Tarihi, coğrafyası, akarsuları, deniziyle olağanüstü güzel zenginliği var.

Kısaca bir şeyden daha söz edip sözlerimi bitireyim. Sayın Başkan, cumhuriyetin kuruluş yıllarına, 1918’lere ve o yıllarda bölgede Ortadoğu’da olup bitene de kısmen değindi. Okuduğum ve bildiğim kadarıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le saray arasında, yani imparatorluğun sarayı arasında, İstanbul arasındaki ihtilaf daha doğrusu uyuşmazlık önce İskenderun konusunda çıkmıştır. İngiliz askerleri sarayın izniyle İskenderun’dan Ortadoğu’ya geçeceklerdir. Gazi Mustafa Kemal o dönem görevlidir Suriye’de ve İngiliz askerleri oradan Ortadoğu’ya geçeceklerdir diye talimat gelmiştir. Gazi bunu kabul etmez ve sarayı tekrar uyarır der ki, “buradan geçecekler ama bu Hatay’ın bir anlamda kaybedilmesine yol açabilir.” Bunu uygun görmediğini ifade etmiştir. Saraydan tekrar bir talimat gelmiştir hayır buna izin vereceksiniz diye ve Atatürk o talimata uymamıştır. Dolayısıyla Hatay’ın böyle bir özelliği daha var. Hatay’ın korunması aslında daha çok eskilerde yani cumhuriyetin kuruluşundan çok önce Mustafa Kemal’in kafasında zaten vardır. Dolayısıyla Hatay’ı yeniden kazanmak ve bunu büyük bir diplomatik zaferle ve bütün dünyanın kabul edebileceği bir yapı içinde, bir anlayış içinde, bir hukuk sistemi içinde Türkiye Cumhuriyeti Devletine kazandırması olağanüstü güzel bir olaydır. Bu bizim tarihimiz açısından da, dünya tarihi açısından da son derece değerlidir.

Efendim cumhuriyete sahip çıkmamız konusunda beni ve Sayın Genel Başkanlarımızı da bir anlamda göreve çağırdığınız. Dediniz ki, “Ankara’dasınız, cumhuriyetimize hep beraber sahip çıkalım, Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkalım, onun devrimlerine sahip çıkalım…” Şu sözü hep beraber veriyoruz aslında: “Cumhuriyetin ikinci yüzyılında güzel cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız.” Zaten demokrasiyle taçlandıracak olanlar da Millet İttifakının temel aktörleridir. Beraber bu ülkede huzuru, bu ülkede barışı, bu ülkede kardeşliği, bu ülkede inançlara saygıyı, kültürlere saygıyı, kimliklere saygıyı hep beraber inşallah büyüteceğiz ve yeşerteceğiz. Bunu inşallah önümüzdeki süreç içinde, Nisan ayında gelir tekrar Hatay’da dillendiririz.

Efendim Hatay Büyükşehir Belediye Başkanımız gerçekten de Hatay için elinden gelen bütün çabayı gösteriyor Sayın Genel Başkanlarım. Gerçekten çalışıyor, üretiyor ve bu EXPO’nun Hatay’a gelmesi aslında başlı başına olağanüstü güzel bir olay. Katkısı dolayısıyla da sizlerin huzurunda Büyükşehir Belediye Başkanımıza teşekkür ederim.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: 3-4 Aya Birinci Parti Oluruz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Oylarımızda istikrarlı bir artış söz konusu. Bu hızla gidersek 3-4 aya kadar birinci parti oluruz. Anketler bunun ispatı. Her geçen gün güçleniyoruz” ifadelerini kullandı.

Birgün’de yer alan habere göre; CHP Parti Meclisi (PM) Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı. Olası erken seçime hazırlıksız yakalanmamak için bu yıl yapılması gereken kurultayın bir yıl ertelenmesine karar verilen toplantıda, Genel Başkan Kılıçdaroğlu, CHP’nin yakın bir zamanda anketlerde en çok oy alan parti konumuna geleceğini söyledi.

Kılıçdaroğlu’nun sunuşu ile başlayan PM’de, son ekonomik ve siyasi gelişmeler ele alındı. Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, PM üyelerine gerçekleştirdiği sunumunda, 20 Aralık günü döviz kurunda yaşanan değişimleri dakika dakika anlattı.

Faik Öztrak, “20 Aralık Finansal Kumpası olarak adlandırılan bu süreçte, bir yandan Erdoğan serbest piyasa ekonomisine ve kambiyo rejimine bağlılık mesajları verirken, bir yandan da bazı banka genel müdürleri ekranlara çıkarılarak piyasada 2 milyar dolara yakın döviz bozdurulduğu şeklinde açıklamalar yaptırıldı.

Böylece küçük yatırımcı çarpılarak döviz hesaplarını bozdurmaya yönlendirildi. Fakat banka müdürlerinin ve bakanların iddia ettiğinin aksine 20, 22 Aralık tarihlerinde ne gerçek kişiler ne de resmi, ticari ve diğer kuruluşlar dövizlerini bozdurdu. BDDK’nin günlük verilerine göre bu iki gün içerisinde hem gerçek kişilerin hem de tüzel kişilerin döviz mevduatları azalmadı, aksine arttı” dedi.

“3-4 aya kadar birinci parti oluruz”

CHP Parti Meclisi toplantısında, Genel Başkan Kılıçdaroğlu da iktidar hedeflerine yönelik önemli mesajlar verdi.

CHP’nin yakın bir zamanda anketlerde en üst sırada yer alacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Kısa süre içerisinde en çok oy alan parti konumuna geleceğimizi görüyoruz. Bu süreçte halkı dinlemeye ve çözüm üretmeye devam edeceğiz. Oylarımızda istikrarlı bir artış söz konusu. Bu hızla gidersek 3-4 aya kadar birinci parti oluruz. Anketler bunun ispatı. Her geçen gün güçleniyoruz” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, Akşener Ve Kılıçdaroğlu’na ‘Yeni İttifak’ Önerdi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, yaklaşık 10 gündür Millet İttifakı ortakları CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener arasında “ev ziyareti” ve “akşam yemeği” buluşmaları ile adeta mekik dokuyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Görüşmeye ilişkin olarak parti genel merkezlerinden, liderlerin ülke meselelerini görüştüğüne ilişkin birkaç cümlelik açıklamalar yapıldı. Ancak kulislere yansıyan bilgiler, Davutoğlu’nun, önümüzdeki seçime yönelik olarak, partisinin de içinde yer alacağı “yeni bir ittifak tasarımı” için mesai yaptığı yönünde.

‘Sürpriz görüşmeler’ zinciri

Muhalefet partilerinin genel başkanları arasında karşılıklı olarak, heyetler halinde genel merkez ziyaretleri uzunca süredir yapılıyor. Ancak son dönemde dikkat çeken ise haberciler tarafından “sürpriz ziyaret” başlığıyla duyurulan, liderlerin resmi program dışı yaptıkları görüşmeler oldu.

Bunların ilki 6 Ocak akşamı Akşener’in Davutoğlu’nu konutunda ziyaretiyle gerçekleşti ve görüşmeye ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. Daah sonra Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu Salı günü akşam yemeğinde bir araya geldi. Genel merkezler tarafından iki liderin fotoğrafları ile birlikte “güncel gelişmeleri değerlendirdiği” bilgisi paylaşıldı.

Bu görüşmeden bir gün sonra ise Davutoğlu, Meral Akşener’e bir kez daha “sürpriz ziyaret”te bulundu ve bu bilgi kamuoyuyla yine görüşme sonrasında paylaşıldı.

Millet İttifakı yerine yeni ittifak önerisi

Kulislere yansıyan bilgilere göre Davutoğlu’nun iki liderle başlattığı program dışı görüşmelerinin temel konusu ise “yeni bir ittifak tasarımı” üzerinde çalışılması önerisi.

Edinilen bilgiye göre, Akşener ve Kılıçdaroğlu’na yeni ittifak modeli ve bunun sağlıklı işlemesi için de bir mekanizma kurulması önerisi götüren Davutoğlu, liderlerin uzlaşması halinde bunun en kısa sürede bir deklarasyonla kamuoyuna açıklanmasını istiyor.

Davutoğlu’nun bu hamlesinin altında ise yeni kurulan bir parti olarak “Millet İttifakı’na eklemlendi” algısını engellemenin yanı sıra, seçmene güven verecek bir ittifak mekanizması oluşturulması arayışının yattığı konuşuluyor.

‘Millet İttifakı tıkandı, üst tasarıma geçilmeli’

Gelecek Partisi kaynakları, parlamenter sistemi savunan muhalefet partilerinin “iktidar ve sistem değişikliği” iddiasıyla yola çıktığını ve bunun için seçmene güven verecek bir ittifak modelinin ortaya konulması gerektiğini belirtirken, mevcut Millet İttifakı’nın yapısının bunun için yeterli olmadığını söylüyor:

“Millet İttifakı bir yere geldi ama tıkandı, durdu. Aralarında bir senkronizasyon sorunu var. Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli görüşmesi bile liderler zirvesi gibi oluyor. Fakat Millet İttifakı’nın liderleri onlardan daha az bir araya geliyor. İktidara aday olan ittifakın ortakları daha fazla bir araya gelmeli. Biz bu konudaki tavsiyelerimizi de söylüyoruz.

“Cumhurbaşkanlığı seçiminin kazanılması halinde Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçilecek. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçilmesinden sonra da bir seçime gidilecek ve orada da başarı sağlanması gerekiyor. Çok zorlu, sancılı bir süreç var önümüzde. Onun için ilkeleri baştan belirlenmiş, sağlıklı işlemesi için mekanizmaları oluşturulmuş daha üst bir ittifak tasarımı oluşturulması gerekiyor. Biz eğer böyle bir yeni ittifak tasarımı olursa, içinde yer alacağımızı söylüyoruz.”

‘Aday tartışması tuzağına düşülmemeli’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, muhalefeti “Kim aday olacak?” tartışması üzerinde ayrıştırmak ve çatıştırmak istediğine dikkat çeken Gelecek Partisi kurmayları, bu tartışmanın önünü kesmek için “yeni ittifak modelinin ilkeleri ve mekanizmalarının” oluşturularak bir an önce kamuoyuna açıklanması gerektiğine işaret ediyor.

Davutoğlu’nun bu görüşleri hem Kılıçdaroğlu, hem de Akşener’e ilettiği belirtilirken, iki liderin de bu önerilere sıcak baktığı vurgulanıyor.

‘Ortak deklarasyon’ önerisi

Gelecek Partisi kurmaylarının verdiği bilgiye göre Davutoğlu’nun Kılıçdaroğlu ve Akşener’le görüşmeleri önümüzdeki günlerde de “yeni bir kompozisyonla” devam edecek. CHP ve İYİ Parti liderleri ile kesin uzlaşmaya varılması halinde, “yeni ittifak tasarımı” önerisi diğer muhalefet partileriyle de tartışılacak.

Öneri konusunda iki liderle yapılan görüşmelerde önemli mesafe kat edildiğini belirten bir parti yöneticisi, BBC Türkçe’ye gelinen noktayı şöyle anlattı: “Gelecek hafta biz yine görüşmelere devam edeceğiz. Ama bu görüşmelerin biraz farklı kompozisyonu olabilir. Bu çalışmayla ilgili ortak mesaj verme yolunda çaba sarfediyoruz ve bu konuda da adım atıldı.

“Türkiye’de seçimlerde hiç kimsenin kaybettiği düşüncesine kapılmadığı, herkesin kazandığını hissedeceği bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Bu konuda seçimden önce muhalefet olarak seçmene güven verecek, ilkelerin ortaya konulduğu bir ortak açıklama yapılabilir. Bu bir deklarasyonla olabilir. Ama bunun çok gecikmeden, kısa bir süre sürede hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Genel Başkanımız da bu görüşleri Millet İttifakı’nın liderlerine iletti.”

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a ‘Adaylarını Açıklayamıyorlar’ Yanıtı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, katıldığı bir etkinlikten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Cumhurbaşkanı adaylarını açıklayamıyorlar” eleştirisine, “Seçim tarihini belirlesin biz adayımızı belirleyeceğiz. Adayımızı açıklamamız için senin ‘Ben erken seçim istiyorum, sandığı getiriyorum. Bay Kemal gel sen de oy kullan’ demesini bekliyoruz” cevabını verdi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın kendine yönelik eleştirileri hakkında “Benden uzak beni eleştiriyorsun. Çıkarsın karşıma iki uygar insan gibi tartışırız. Senin taraftarların da izlerler, beni de bütün vatandaşlar izlerler. Yani hem benden çekiniyor, arkaya dolanıyor, arkadan bir sürü laf ediyor. Ya sen çık karşıma kardeşim. Otur, beraber tartışalım. Türkiye de izlesin yani. Kaybedeceğimiz bir şey yok ki zaten. İki uygar insan gibi oturur tartışırız” dedi.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın “Edirne, İmralı’ya hesap verecek’ dedi. Sizi hedef alırken, ‘eli kanlı teröristleri güvenen siyasetçiler, Bay Kemal’ gibi. Kanda onların da payı var” ifadelerinin anımsatılması üzerine şu yanıtı verdi:

“Gidip İmralı’da masaya oturan kimdi? Şimdi İmralı’nın postacılığına soyunmuş, öyle anlaşılıyor. Posta memuru mu kendisi? Gidip tezgahı kuran, konuşan, medet uman o. Yerel seçimlerde ne yaptı? Yerel seçimlerde de ona bir akademisyen gönderdi. ‘Acaba bize oy verebilirler mi?’ diye. Selamlarını getirdi. Devletin televizyonunda bunu canlı yayınladılar. Şimdi dönüp bizi suçluyor. Ne yaparsa yapsın, beyefendi gidici artık. Millet tahammül edemiyor. Yalana, zamma, haksızlığa tahammül edemiyor. Gidecek. Beni suçluyor. Çıksın karşıma.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Zonguldak’ta Muhtarlar, STK Temsilcileri ve Kanaat Önderleri Buluşması’nda konuştu. Kılıçdaroğlu, helalleşme çağrısını yineleyerek özeleştiride bulundu ve “Bizim de yanlışlarımız oldu. Biz de sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Hatamız, eksiğimiz, yanlışımız oldu. Onları telafi etmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

Ne ezen ne ezilen, insanca, hakça bir düzen’ ifadesi bu topraklarda söylendi. 84 milyon insan evlerinde huzur içinde yaşasın diye düşünülüyorsa ezenin ve ezilenin olmadığı, barış, huzur, sevginin olduğu bir toplumu inşa etmek zorundayız. Her birimiz eleştirebiliriz. Övgüde de bulunabiliriz ama şimdi her birimizin düşünme zamanı. Memleketin iyiye gitmediğini, işsizliğin olduğunu siz de ben de biliyorum. Buradan nasıl çıkarız siz de ben de düşünüyorum. Kim buradan Türkiye’yi çıkaracak? Siyaset kurumu. Siyaset kurumu dışında başka seçeneğimiz yok. Her birimizin doğuştan siyasetle ilişkisi çıkıyor.

Zonguldak’ın şöyle bir önemi var. Altında bir hazine var. Kömür diyoruz buna. 38 milyon ton kömür tüketiyoruz bir yılda. Burada kömür varken biz neden dışarıdan kömür getiriyoruz diye Zonguldaklının sorması lazım. Doğru düşünceden hareket edeceksek 38 milyon ton kömür tüketiyoruz, 35 milyonunu neden ithal ediyoruz? 1.5 milyar ton kömür rezervi var sadece Zonguldak’ta. Bunun kararını alan siyaset kurumu. İçeriden çıkarmayalım, dışarıdan ithal edelim.

Ülkenin sorunları sadece beni değil her birimizi tek tek ilgilendiriyor. Kömür çıkarırsak ne olur? Üç temel şey olur. İstihdam yaratırsınız. Kömür çıkarırken işçi çalıştıracaksınız. Eskiden burada on binlerce işçi çalışırdı. Dışarıdan getiriyorsun döviz ödüyorsun, daha yüksek para ödüyorsun. Zonguldaklı, Türkiye kazanmıyor dışarıdaki kazanıyor. Türk Lirası ile ithal etmiyorsunuz. Öyle bir noktaya geldik ki Merkez Bankası’nın rezervleri ekside. O zaman bir taşla üç kuş vurmak varken neden üç ayrı alanda negatif bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz? Bunu düşünmemiz lazım.

Sorunun çözümü çok kolay. Siyasi otorite diyecek ki ‘Yeteri kadar çıkaramazsam dışarıdan kömür alacağım’ demesi lazım. Neden biz çıkarmıyoruz, kazanmıyoruz da başkaları kazanıyor? Bu bir siyasi tercihtir. Bu tercihe doğru diyorsanız, aynı şekilde oyunuzu gidip mevcut iktidara veriniz. Bu tercih yanlıştır diyorsanız oyunuzun rengini değiştirmek zorundasınız. ‘Biz dünyaya meydan okuyoruz’ diyorlar. İşsizle mi, eksi rezervlerle mi meydan okunur? Bir ülkenin dünyaya meydan okumasının tek yolu vardır üretim.

Demir-Çelik sektörümüz kömürü dışarıdan getiriyorlar. Uzun Mehmet’in topraklarındayız. Bu bereketi yeniden yakalamak zorundayız.

Zonguldak’ta gezdiğim zaman emeklilerle karşılaştım. ‘Emekli şehrine döndük’ diye sitem ettiler. Emekli, çalışır, alın teri döker, vergisini, sigorta primini öder, belli bir yaşa gelince de emekli olur. Diğer ülkelerin emeklileri gibi rahat yaşamak ister. Bir yasal düzenleme yapılır ve ‘Emekli milli gelir artışından pay alamaz’ diye bir kanun konuluyorsa bütün emeklilerin düşünmesi lazım. ‘Ben bu ülkenin ikinci sınıf vatandaşı mıyım?’ diye düşünülmesi lazım. Emekli geçinemeyince, bayramlarda birer maaş ikramiye verin diye meydan meydan gezdim. Bütün mitinglerde söyledim. Bir ilden bir grup emekli bana telgraf çekti. ‘Biz ikramiye istemiyoruz durumumuz iyi’ dediler. Aynı emekliler şimdi aynı telgrafı çeker mi bilmiyorum. Sizin hakkınızı savunan kişiye, bizim hakkımızı savunmayın diyor bu emekli kardeşlerimiz. Bana oy verin diye değil, sizin hakkınızı bu ülkeye yaptığınız katkılar dolayısıyla savunuyorum.

CHP olarak biz sosyal kimlikler üzerinden siyaset yapıyoruz. İşin kolayına kaçıp da etnik kimlik üzerinden, din iman üzerinden edebiyat yaparsanız ülkeyi ayrıştırırsınız. Hanginiz anne babasını seçme özgürlüğüne sahipsiniz? Biz kimliğimizle gurur duyarız. Her kimlikten insanın bizim başımızın üstünde yeri var. İnanç üzerinden siyaset de yanlış. Kimin Allah’a daha yakın ya da daha uzak olduğunu kim bilebilir? Herkesin inancı kendi vicdanıdır. Yaşam tarzı üzerinden siyaset de yanlıştır. Siyasetin konusu manav, bakkal kazanıyor mu, emekli geçiniyor mu budur… Biz bunları bıraktık başka işlerle uğraşıyoruz. Sosyal kimlikler üzerinden siyaset yaparak olayı götürmeye çalışıyoruz.

Emeklilikte Yaşa Takılanlar sorunu

Emekliye iki maaş ikramiye dedik ama biner lira verdiler. 2021’de bin 100 lira vermeye başladılar ama benim hedef iki maaş ikramiyedir.

EYT’liler neden şikayetçi? Ne kadar çok çalışırsanız o kadar az emekli aylığı alacaksınız, akıl tutulması… Bir garabet. Normali, ben daha fazla çalışır, daha fazla prim öderim daha çok emekli aylığı alırım. Bütün dünyada budur. Tek istisna var Türkiye. Çok prim ödersen daha düşük alıyorsun. O yüzden emeklilik hakkını dolduran kişi işinden ayrılıyor. Bu kanun çıkarken sendikalarımız, emeklilerimiz, işçilerimiz neredeydi? Bu Meclis’te çalışırken biz CHP olarak terk ettin ‘bu olmaz’ diye. EYT’liler haklı olarak ‘çalışamıyoruz, geçinemiyoruz’ diyorlar. Sendikaların da bunun için mücadele etmesi lazım.

Memleketin her tarafı dolar oldu, milli parayı unuttuk. Milli para itibarsız bir hale geldi. Merkez Bankası’nı 1930 yılında kurduk. Osmanlı’nın parasını basacak matbaası yoktu. Yabancılar tarafından basılırdı. Sonra 1930 yılında kendi paramızı basacak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı kurduk. Siz ekonomiyi alır yabancı bir paraya endekslerseniz, bütün fiyatları yabancı para üzerinden çözerseniz, mevduatınızı da kura ayarlarsanız bunu yapanların milliyetçiliğini ben sorgularım. Milliyetçilik, siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla taçlandırılması demektir. Ekonomik olarak güçlü değilseniz, siyasi bağımsızlığınız yoktur. Bütün fabrikaları sattık peki ne yaptık yerine? Kim üretimde güçlüyse onun parası güçlüdür. O nedenle üretim, üretim, üretim diyoruz.

‘Faizleri düşüreceğiz. Yeni bir modele geçtik’ dediler. Hangi faiz düştü? 17 Eylül’de iki yıl vadeli devlet tahlili yüzde 17.68’di faiz. Şimdi yüzde 24.41. 5 yıl vadeli devlet borçlanması Eylül ayında yüzde 17,61’di şimdi 26.44. Hangi faiz düştü? Kimin faizi düştü, kim vurgunu yaptı? 18 liradan doları bozdurup 13 liradan doları aldığın zaman milyarları kim götürdü? Araştırma önergesi verdik o da reddedildi. Benim Zonguldaklılara sözüm var. Allah’ın izniyle Millet İttifakı iktidara geldiği zaman bunu araştıracağız. Bütün soygunu milletin önüne koyacağız.

Tüketici kredisi Eylül ayında yüzde 23’dü şimdi 29.55. Hani faiz düşmüştü, hani din iman vardı, hani günahtı? Milletin derdi geçim. Bunlar tutmuyor. Her birimizin düşünmesi lazım.

“Millet İttifakı ile inşallah bu kanunu çıkaracağız”

Muhtarlar demokrasinin temel taşıdır. Bu topraklarda yapılan ilk seçim 1833 yılında Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde yapılan bir muhtarlık seçimidir. Siz de birleşik oy pusulası yok. Eğer bir rakibiniz sizin oy pusulasınızı kabinden alabilir. Neden birleşik oy pusulanız yok? Çünkü itibar yok. Size özen gösterilmiyor da onun için. Bir mahallede veya bir köyde kimin yoksul olduğunu en iyi bilen kişi mahallenin muhtarı ya da bakkalıdır. Sosyal yardımı dağıtırken neden muhtarlar aracılığıyla dağıtmıyoruz? Muhtarlık kanuna göre bir kamu kurumu olarak tanımlanmıyor. Çünkü belediyeler sizinle ortak proje geliştiremezler. Çok sayıda kanunda muhtar adı geçer. Sizin temel bir muhtarlık kanununuz yok. Onunla ilgili bir çalışma yaptık, TBMM’ye bir kanun teklifi olarak verdik. Millet İttifakı ile inşallah bu kanunu çıkaracağız.

Size birer personel verilmesi gerektiğini ısrarla söyledim. Ben bunu söylediğim de kıyameti kopardılar. Bizim çoğu belediyemiz muhtarlara bir eleman tahsis ediyor ama muhtar o zaman belediye başkanını rahat eleştiremiyor.

Bir çalışma yapılıyor. Belediye seçimleri ile muhtarlık seçimleri ayrı ayrı zamanlarda yapılsın diye. Buna karşı çıkın, sandığa kişi getiremezsiniz. Türkiye’nin kavgaya değil, helalleşmeye ihtiyacı var. Bizim de yanlışlarımız oldu. Biz de sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Hatamız, eksiğimiz, yanlışımız oldu. Onları telafi etmeye çalışıyoruz. Son 10 yılda en büyük değişimi yaşayan parti CHP’dir. Kimin derdi varsa onunla dertleşiriz.”

‘Çıkarsın karşıma iki uygar insan gibi tartışırız’

Program çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan CHP lideri, Cumhurbarşkanı Erdoğan’ın kendine yönelik eleştirileri hakkında “Benden uzak beni eleştiriyorsun. Çıkarsın karşıma iki uygar insan gibi tartışırız. Senin taraftarların da izlerler, beni de bütün vatandaşlar izlerler. Yani hem benden çekiniyor, arkaya dolanıyor, arkadan bir sürü laf ediyor. Ya sen çık karşıma kardeşim. Otur, beraber tartışalım. Türkiye de izlesin yani. Kaybedeceğimiz bir şey yok ki zaten. İki uygar insan gibi oturur tartışırız” dedi.

Erdoğan’ın, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının açıklanmaması ile ilgili eleştirilerine ise, “Gayet güzel. Seçim tarihini belirlesin biz adayımızı belirleyeceğiz. Seçim tarihini belirlemiyor. ‘Adayınız kim?’ adayımızı açıklamamız için senin ‘Ben erken seçim istiyorum, sandığı getiriyorum. Bay Kemal gel sen de oy kullan’ demesini bekliyoruz. Söylemiyor” diye yanıt verdi.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın “Edirne, İmralı’ya hesap verecek’ dedi. Sizi hedef alırken, ‘eli kanlı teröristleri güvenen siyasetçiler, Bay Kemal’ gibi. Kanda onların da payı var” ifadelerinin anımsatılması üzerine şu yanıtı verdi:

“Gidip İmralı’da masaya oturan kimdi? Şimdi İmralı’nın postacılığına soyunmuş, öyle anlaşılıyor. Posta memuru mu kendisi? Gidip tezgahı kuran, konuşan, medet uman o. Yerel seçimlerde ne yaptı? Yerel seçimlerde de ona bir akademisyen gönderdi. ‘Acaba bize oy verebilirler mi?’ diye. Selamlarını getirdi. Devletin televizyonunda bunu canlı yayınladılar. Şimdi dönüp bizi suçluyor. Ne yaparsa yapsın, beyefendi gidici artık. Millet tahammül edemiyor. Yalana, zamma, haksızlığa tahammül edemiyor. Gidecek. Beni suçluyor. Çıksın karşıma.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Erdoğan Tefecilere Hizmet Ediyor

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “AK Parti’nin ve MHP’nin milletvekilleri fakirin değil soyguncuların yanında yer almıştır. Hem hak, hukuk diyecekler 84 milyon insan soyuluyor kim soydu bunları deyince hayır diyorlar. Siz ortak mısınız onlara? Siz o soyguncuların ortağı mısınız? Erdoğan tefecilere hizmet ediyor” dedi.

Haber Merkezi / Ekonomiye ilişkin eleştirilerini sıralayan Kılıçdaroğlu, “Şu anda devlet yönetilmiyor. Hükümet çoklu organ yetmezliği yaşıyor. Adalet, devleti ekonomik bağlamda sağlıklı yönetim istiyorsanız ekonomide de adalet olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım” diye konuştu.

“Yargının en tepesindeki başkan, Anayasa Mahkemesi Başkanı da adaletsizliği söylüyor” diyen Kılıçdaroğlu, Zühtü Arslan’ın sözlerini aktardı. Kılıçdaroğlu, “Evet, temel bir meselemiz var. Adaleti sağlamazsınız devleti yönetemezsiniz, güveni sağlayamazsınız, bir araya gelemezsiniz, toplumsal bilinciniz gelişmez. Devletin dini adaletse bunların yaptığı ne? Her yerde adaletsizlik var” diye konuştu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, “20 Aralık gecesi dolarda ciddi düşüş oldu. Birileri 18 liradan dolarını bozdurdu, 13 liradan dolar aldı. Milyarlarca lira para kazandı birileri. Bunu Meclis’te araştıralım dedik. AK Parti ve MHP milletvekilleri ‘Bunu araştırmayın’ dedi. Milletime şikayet ediyorum. Hem hak, hukuk diyecekler; bu milleti kim soydu? Siz ortak mısınız onlara?” ifadelerini kullandı.

Son dönemde gelen zamları eleştiren Kılıçdaroğlu, “Bir yılda akaryakıta gelen zam 46 kez. Dolar artar zam gelir, dolar düşer yine zam gelir. Dolar yükselince zam yapıyorsun ama dolar düşünce niye zam yapıyorsun? Galiba trafik sorununu böyle çözecekler. Elektriğe yüzde 127 zam. Bir de dükkan kirası var, bir de eleman masrafı var… Nasıl geçinecek bu işletme? Bir avuç insana milyarları kazandırdılar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Elbette ki hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz, yaşam tarzlarımız farklı olabilir ama bir arada huzur içinde yaşamak istiyoruz. Güzel Türkiye’mizde, güzel coğrafyada huzur içinde yaşamak istiyoruz, birlikte yaşamak istiyoruz. O kadar güzel hasleti var ki bu toplumun, komşu komşunun külüne muhtaçtır denir. Komşuluk ilişkilerimiz vardı, dostluklarımız vardı… Neredeyse herkes birbirine düşman olmaya başladı ama Türkiye’yi bu atmosferden çekip çıkaracağız, o eski güzel günlerine, anlayışlı günlerine yeniden kavuşturacağız. Bunun sözünü 84 milyon vatandaşıma veriyorum. 84 milyon vatandaşım umutsuzluğa kapılmasın.

“Barış Akademisyenleri”nin kanun hükmünde kararname ile atılmalarının, görevlerinden atılmalarının altıncı yılı; unutmadık onları, unutmayacağız. Üniversitelerde her türlü düşünce özgürce tartışılabilmeli, üniversiteyi üniversitede yapan budur. Eğer üniversitede siz düşünceyi sınırlarsanız üniversite, üniversite olmaktan çıkar, orası bildiğimiz normal ilkokul, ortaokul, lise gibi bir kuruma dönüşmüş olur. O nedenle üniversitenin önemini ve değerini bilmemiz gerekiyor.
Bursa Orhaneli’nde 4 itfaiyeci can kurtarmaya giderken hayatlarını kaybettiler, onlara Allah’tan rahmet diliyoruz. Konyaspor’da sevilen, sayılan milli futbolcumuz Ahmet Çalık hayatını kaybetti. Konyaspor’a, Konyalılara, spor camiasına da başsağlıklarımı diliyorum.

Efendim dün 10 Ocak’tı, Dünya Çalışan Gazeteciler Günüydü. Basın özgürlüğü raporu çıktı bu konuda Basın Konseyi’nin. Sadece raporun bir bölümünü okuyacağım. Kapanan gazeteler ve 2021 tablosuyla ilgili şunu söylüyor: “Kapanan gazeteler ve televizyonlar çok sayıda işsiz kalan 12 bini aşkın basın emekçisi; gözaltına alınan, yargılanan, mahkûm edilen gazeteciler; saldırıya uğrayan, sokak eşkıyalarınca öldüresiye dövülen gazeteciler; gazetecileri hedef alan polis şiddeti; habere erişimin kamu gücüyle engellenmesi, ifade ve bazı basın özgürlüğünün hiç olmadığı kadar kısıtlanması, halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkından mahrum bırakılması demokrasilerde kabul edilemez” diyor.

Evet, aslında siyasetçiler için basın özgürlüğü kadar değerli bir şey yoktur. Çünkü biz siyasetçiler Türkiye genelinde, hatta dünyada nelerin olup bittiğini belki yeteri kadar öğrenemeyebiliriz belli bir zaman dilimi içinde. Ama medya, hele bugünkü medya, sosyal medya da dahil olmak üzere medya bize bütün doğruları araştırır ve önümüze koyar, haberi önümüze koyar ve bizler de gerçekleri öğreniriz. Bir yerde bir hata mı yapıldı? Bir yerde bir haksızlık mı yapıldı? Bir yerde birisine hakkı mı yenildi? Siyasi otorite hemen müdahale edip o haksızlığı gidermek ister. Ama siz tek sesli bir basın yaratırsınız, o zaman haksızlığı veremezsiniz. Tam tersine sizi öven, sizi alkışlayan gazeteciler… Oysa siyasetçinin alkışa değil, siyasetçinin sağlıklı ve tutarlı eleştiriye ihtiyacı var. O zaman siz devleti adaletle yönetmiş olursunuz.

Ama buradan basın dünyasına da bir şeyler söylemek isterim: Hiç meraklanmayın, az kaldı zaten. Göreceksiniz önümüzdeki süreçte kim olursa olsun, hangi kalem olursa olsun, ahlaklı davrandığı sürece basın özgürlüğünü görecekler. İstediklerini yazabilecekler, istedikleri gibi siyasetçiyi eleştirecekler, biz de o eleştirilerden ders almasını bileceğiz. Bunun altını özellikle çizmek isterim.

Efendim Adıyamanlılar, Adıyaman tütün üreticileri “illa bizim derdimiz mutlaka dile getirin” diye söylediler, onların dertlerini dile getireceğiz. Sadece Adıyaman’da değil, Adıyaman başta olmak üzere Malatya, Çanakkale, Artvin, Bitlis, Düzce, Mardin, Muş, Bingöl, Batman, Diyarbakır, Hakkari ve Hatay illerinde kıymalık tütün üretiliyor, kıyılıyor ve bu piyasada satılıyor. 3 yılla 6 yıl arasında hapis cezası “belli kurallara uymasınız” diyor. Kuralların temelinde de bir kooperatif kurun. Kooperatifler bugüne kadar kurulmadı. Şimdi 3 yılla 6 yıl arasında insanlar hapse atılacak. Ya hapishaneler dolu kardeşim ya, dolu kardeşim. Bu insanların ekmeğini niye ellerinden alıyorsunuz? Bu insanları neden hapisle tehdit ediyorsunuz? Tütün üreticileri de meraklanmasınlar, onların da sorunlarını çözmek benim boynumun borcu olacaktır. Herkes bunu bilsin.

Efendim; mağdur olan ya da hak arayan ama hakkını yeteri kadar alamayan bir grubumuz var: Engeliler. Engellilerle ilgili Anayasa’da özel bir düzenleme var. “Devlet, sakatların korunmasını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alır” diyor. Alabilir değil, “alır” diyor, “alacak” diyor. “Sakatları koruyacaksın, toplum hayatını, hayatına intibaklarını, uyumunu da sağlayacaksın” diyor. Bunu Anayasa iktidarların, yapması gereken temel bir kural olarak önüne koymuş vaziyette. Toplum hayatına uyumunu sağlamak iktidarların görevidir, engelliler için bunlar yapılacak. Tabii şöyle bir şey: Parlamento, zaman zaman gelen yasa teklifleriyle ilgili görüşlerini beyan ediyor. Örneğin engellilerin istihdamı için özel sektörde yüzde 3, kamu sektöründe de yüzde 4 kontenjan var. Bütün engelli kardeşlerim de biliyor ki, binlerce engelli kadrosu şu anda boş. Dışarıda pek çok engelli var işsiz ama bunlar istihdam edilmiyorlar. O kadroları da Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda göreceksiniz bütün engellilere hakkaniyetli, adalet ölçüsü içinde kadrolarını teslim edeceğiz. Onlar da çalışacak, onlar da üretecek, onlar da alın teri dökecek, onlar da evlerine helal ekmek götürecek. Ne zaman? Bizim iktidarımızda, milletin iktidarında.

Tabii engellinin eğitilmesi lazım, eğitim kurumları lazım. Bununla ilgili kamunun eğitim kurumları var. Özel sektörün de engellileri eğitmesiyle ilgili özel bir yasa çıkmış vaziyete, 5580 sayılı yasa. Bu yasaya göre özel sektör de engelliler için özel eğitim kurumları açıyor ve bu özel eğitim kurumlarında engellileri eğitiyor. Özel eğitim kurumları, özel eğitim olduğu için burada görev yapan öğretmenlerin bazı özelliklerinin olması lazım. Örneğin işitme engeliyle ilgili nasıl ders verecek, görme engelli ile ilgili nasıl ders verecek gibi özel niteliklerinin olması lazım ve özel programlarının olması lazım. Bunların okuyup çalışıp, sınavlara girip, mezun olmaları lazım. Bu konuda özel eğitim kurumları da ellerinden gelen çabaları gösteriyorlar. Özel eğitim kurumlarında çalışan sayısı 47 bin. Ortalama 47 bin kişi özel eğitim kurumlarında şu anda çalışıyor; kimisi öğretmen olarak, kimisi yönetici olarak, kimisi engellilere yardımcı olmak açısından çalışıyor. 425 bin engelli özel eğitim kurumlarında eğitiliyor. Engelli çocukların servis hizmetlerini bu kurumlar ücretsiz kendileri sağlıyorlar. Ailelerden de hiçbir ücret alınmıyor; her bir birey için devlet belli bir para ödüyor bunlara, özel eğitim kurumları engelleri eğitsin diye.

2006 yılında her bir engelliyi için Milli Eğitim Bakanlığı, asgari ücret kadar özel eğitim kurumlarına bir para ödüyordu. Ama bugün bu rakam asgari ücretin yüzde 20’sine kadar indi. Dün bir tebliğ yayınlandı, yüzde 35 zam yapmışlar bu ücretlere. Ya arkadaş, asgari ücret yüzde 50 arttı, elektrik fiyatları yüzde 127 arttı, mazot fiyatları yüzde 50 arttı. Peki bu insanlar nasıl yapacaklar bu eğitimi? Engellinin eğitimine bile yeteri kadar kaynak ayıramayan bir iktidar var. Bütün engelli anne babalara sesleniyorum: Bizim iktidarımızda göreceksiniz, bütün engelliler okullarında rahat huzur içinde eğitim alacaklar. Devlet her türlü desteği yapacak onlara ve o çocuklar mezun olduklarında da inşallah işleri de hazır olacak ve çalışacaklar.

Efendim, 10 Ocak zirai eğitimin başlangıcının 176’ıncı yılı. 176 yıl önce, 10 Ocak 1846’da İstanbul’da Mektebi Zirai Şahane kuruldu ve eğitime başladı. 176 yıldır bu topraklarda çiftçiye yardımcı olmak açısından ziraat mektepleri, şimdi ziraat fakülteleri görevi yapıyor. Daha önce atama bekleyen öğretmenlerle çok sohbet ettik. Çok geldiler; sadece bize değil bildiğim kadarıyla bütün siyasi partilere gidiyorlar, haklarını arıyorlar. “Okullardan mezun olduk ama bize iş lazım.” Dolayısıyla atama bekleyen öğretmenler vardı, atama bekleyen sağlık çalışanları vardı, şimdi atama bekleyen ziraat mühendisleri var. Onlar da bana geldiler, “siz dillendirin” dediler. “Siz dillendirirseniz beyefendi duyabilir” dediler. “O sesi dikkatle dinliyor” dediler. Dikkatle dinleyecek tabi, çünkü doğruları sadece ben ona söylüyorum. Başka kimse doğruları söylemiyor ona.

2 yılda bir KPSS sınavı var ziraatçılar için; 9 Eylül 2020’de yapılmış, 6 ay sonra bitecek ama bir türlü açılmıyor, ziraat mühendisleri yerleştirilmiyor. Onlar da diyorlar ki, “ya 2 yıl geçti, 6 ay kaldı 2 yılın dolmasına; yüksek puanlar aldık, atama bekliyoruz, atama niye yapılmıyor?” diye. Tabii Tarım Bakanı’na bakmak lazım. Tarım Bakanı’nın bunları atama kapasitesi var mı, bilgisi var mı, becerisi var mı, gücü var mı? Bunların hiçbirisi yok. Büyük bir ihtimalle Tarım Bakanı şunu söyleyecektir: “Gidin pazarda limon satın yahu. Siz bir de mühendissiniz, ziraat fakültesini bitirdiniz. Limon satın, tarım işiyle uğraşın.” Belki bunu söyleyecektir. Söylediği başka bir şey daha var: “Devlette çalışmak bir kızıl elmadır” diyor. Yani ayrıcalıklı bir iştir. Doğru, ayrıcalıklı bir işi olabilir. Sınava girdi, KPSS’ye girdi. Sınavı yapan devlet; başarılı olan öğrenci var, daha doğrusu mezun ziraat mühendisi var. Bunları istihdam et. “Hayır ben istihdam etmeyeceğim” diyor. Tarım Bakanı: “Yine benim onlara tavsiyem, bir yerde mutlaka toprağı eşelesinler.” Beyefendi eşelemekten çok memnunsan, git sen eşele. O kişi fakülteyi bitirdi, ziraat fakültesini bitirdi, toprakla da uğraşır, ağaçla da uğraşır, bitkiyle de uğraşır, hayatın her alanıyla da uğraşır. Senin görevin ona istihdam olanağını sağlamaktır, onunla dalga geçmek değildir. Ama buradan da atama bekleyen öğretmenler gibi, atama bekleyen sağlık çalışanları gibi, atama bekleyen ziraat mühendislerine ve teknisyenlerinin de seslenmek isterim: Allah’ın izniyle iktidarımızda kırsalın bulunduğu her yerde mutlaka bir ziraat teknisyeni veya ziraat mühendisi olacaktır. Besiciliğin yapıldığı herhangi bir yerde, nerede olursa olsun Türkiye coğrafyasında orada da bir veteriner görev yapacaktır. Çiftçiye her türlü destek verilecektir. Bunlar yapamadı, yapmak istemiyorlar; bunların derdi başka, bizim derdimiz başka. Bunları her türlü imkanı sağlayacağız, bunu da bilmelerini isterim.

Gelelim ekonomiye: Daha önce ifade etmiştim; bu iktidar, yani tek kişilik hükümet çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıyadır. Şu anda devlet yönetilmiyor. Güçler aslında siyasi otoriteye yön veriyor. Bu güçlerin bazıları uyuşturucu baronları, bazıları dolar baronları, bazıları tefeci baronları ve bunlar yön veriyorlar. Şimdi size rakamları da açıklayacağım, bilgeleri de vereceğim. Benim ne kadar doğruları söylediğimi bütün milletimin bilmesini isterim.

Adalet… Devleti ekonomik bağlamda sağlıklı yönetmek istiyorsanız ekonomide de adalet olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım. Gencecik evlatlarımız evleniyor, anneler-babalar büyük bir umutla düğünlerini yapıyorlar, borçlanıyorlar. Anne babalardan ayrı olarak ev açılıyor, evler tutuluyor. İkisi de işsiz, ne yapıyorlar biliyor musunuz? Evi bırakıp, anne ve babanın yanına geliyorlar. Kimi düşüneceksiniz. Anne babayı mı düşüneceksiniz? Yeni evli çiftleri mi düşüneceksiniz? “Ekonomik olarak geçinemiyoruz, geçinme imkanımız yok. Mecburen baba evine sığınıyoruz, bari hiç değilse orada geçinelim” diye. Ekonomiyi bu hale getirdiler, insanları da bu hale getirdiler.

Değerli arkadaşlarım; SODEV’in bir anketi var. Soruyorlar: “Türkiye iyiye gidiyor mu, kötüye gidiyor mu?” diye. Nereye gidiyor Türkiye ekonomik olarak? “İyi gidiyor” diyenlerin oranı yüzde 10,8. Demek ki bu toplumun yüzde 90’ı “ekonomi kötüye gidiyor” diyor. Gerçek öyle mi? Evet, gerçek öyle. Gerçeği her birimiz tek tek görüyor muyuz? Evet, tek tek görüyoruz. Görmenin ötesinde yaşıyor muyuz? Evet, tek tek bu zamları da, fakirliği de, birilerinin zenginliğini de tek tek görüyoruz. Mülakat dolayısıyla haksızlığa uğrayanlar vardı. Onlarla toplantılar yaptım, onların hakkını hukukunu savunmak istedim. Cahide diye bir kardeşimiz bir mesaj göndermiş. Ordu milletvekilimize gönderiyor:

“Size KPSS mülakat mağduru yüzlerce gençten biri olarak Ordu’dan yazıyorum. Ben iki branşta öğretmenlik bitirmiş, iki yüksek lisansı olan KPSS’den de kendi branşında 96 puan alan birisiyim” diyor. “Mülakatım da çok iyi geçmesine rağmen elendiğimi öğrendim. Elenme nedenlerini hiçbirimiz bilmiyoruz. O puanlar hiç kolay alınmıyor sayın vekilim” diyor. “Örneğin ben her gün Ordu’dan Giresun’a gidip geldim okul için, ki bunun 7 ayını da hamile olarak geçirdim. Bir yandan okul dersleri, bir yandan ev işleriyle, bir yandan küçük çocuğumla gecemizi gündüzümüze katarak aldım o puanı. Birkaç dakikalık bir mülakatın bunca emeği hiçe sayması çok büyük bir adaletsizlik ve haksızlık. Bu konuda sesimizi ilk kurak veren de yine adalet ve hakkaniyet noktasında hassasiyetiyle Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu oldu. Ben bu konuda sesimize ses olmanızı, hakkımızın iadesi noktasında bizi yalnız bırakmamanızı arzu ve rica ediyorum. Sayın vekilim, hürmet ve selamlarımı iletir, iyi mesailer dilerim” diyor.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan Cahide’ye ve bütün Cahidelere selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz ve diyoruz: Asla umutsuzluğa kapılmayın, adalet mutlaka gelecektir bu ülkeye ve mutlaka adaleti geri getireceğiz. Adaletsizlik o kadar yüksek boyutlara ulaştı ki, kişinin elinden ekmeğini almaya başladılar, onu açlığa mahkum etmeye başladılar. Cahide bunlardan birisidir işte.

Adaletsizlik var mı? Var… Adalet Yürüyüşü yaptık, Adalet Kurultayları yaptık ama şu da bir gerçek: Sadece biz mi söylüyoruz bunu? Hayır, yargının en tepesindeki başkan da söylüyor, Anayasa Mahkemesi Başkanı da söylüyor adaletsizliği. Şöyle diyor: 2021’de 66 bin 121 başvuru yapıldı, bireysel başvuru. Bunların yüzde 73’ünden fazlası adil yargılanma hakkı için. Bu sayı ve oranlar bize aslında vahim bir durumu işaret ediyor.” Evet, vahim bir durumu işaret ediyor. “Adil yargılanma hakkıyla ilgili bir meselemiz var” diyor. Evet, temel bir meselemiz var. Adaleti sağlayamazsınız devleti yönetemezsiniz, adaleti sağlamazsanız güveni yaratamazsınız, adaleti sağlamazsanız bir araya gelemezsiniz, adaleti sağlamazsanız toplumsal bilincimiz gelişmez. Adaleti sağlamazsanız dostluk kuramazsınız, düşmanlık yaratırsınız. E devletin dini adaletse, bunların yaptığı ne? Bunun sorgulanması lazım. Yargıda adalet yok, ekonomide adalet yok, istihdamda adalet yok, eğitimde adalet yok. Her yerde adaletsizlik var. Toplum bunun farkında ve bunu biliyor.

Bakın 20 Aralık gecesi malum dolarda ciddi bir düşüş oldu. Birileri 18 liradan dolarını bozdurdu, 2 gün sonra gitti, 13 liradan dolar satın aldı. Milyarlarca lira para kazandılar; milyon demiyorum bakın, milyarlarca lira para kazandı bazıları. Dedik ki, bunu araştıralım Meclis’te; kim parayı kazandı, kim kaybetti? Ak Parti’nin ve MHP’nin milletvekilleri “hayır, bunu araştırmayın” dediler. Buradan açıkça milletime şikayet ediyorum: Ak Parti’nin milletvekilleri, MHP’nin milletvekilleri fakirin fukaranın yanında değil, soyguncuların yanında yer almıştır.

Hem hak diyecekler, hukuk diyecekler; 84 milyon insan soyuluyor. Ya kim soydu bunu, bu devleti kim soydu? Araştıralım, “hayır araştırmayın, dokunmayın buna” diyorlar. Siz ortak mısınız onlara? Bu soruyu sormak benim hakkım, size o soyguncuların ortağı mısınız? Niye izin vermiyorsunuz? Yine SODEV araştırma yapıyor, diyor ki: “Bu önergenin kabulü ve reddi konusundaki görüşünüz nedir?” diye. Ankete katılanların yüzde 80,9’u, yani yüzde 81’i “kesinlikle bu önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor. Soygunu bu milletin bilmesi lazımdı. Kim malı götürdü bilmesi lazımdı. Ak Parti seçmeninin yüzde 66,2’si “önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor. MHP seçmeninin yüzde 74,5’i “önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor.

Şimdi ben haklı olarak geçmişte AK Parti’ye ve MHP’ye oy veren bütün kardeşlerime sesleniyorum: Soygunun arkasında duran, soyguncuları destekleyen, onları koruyan AK Parti’nin ve MHP’nin sizi sürüklediği çıkmaz yoldan bu kardeşiniz kurtaracaktır. Hiç endişe etmeyin. Herkesin hakkını hukukunu savunacağız. Öyle AK Partili ayrım yapmayacağız, MHP’li ayrımı yapmayacağız. Kim devleti soyuyorsa, araştırıp bulacağız kardeşim. Devlet soyulan bir organ değil ya da soyulacak organ değil devlet. Devlet vatandaşa hizmet eder. Bunun yapılması lazım.
Efendim fakirlik, yoksulluk artıyor; evet, doğru artıyor. Bir milletvekili arkadaşımız bir önerge vermiş, “kaç kişi doğalgaz faturalarını ödeyemedi diye?” Ankara’da. 2019 yılında 74 bin 61 kişi doğalgaz faturasını ödemediği için kapatılmış. 2020 yılında 74 binden, 87 bin 626’ya çıkıyor. 2021 ilk 8 ayında, ağustos ayına kadar, ocak-ağustos arasında 87 binden, 107 bin 679 da çıkıyor. Şimdi saray ve şürekası ona sormak zorundayız: Beyefendi sen orada rahat oturuyorsun. Bir elin yağda, bir elin balda. Ev kirası vermiyorsun, doğalgaz parası vermiyorsun, ulaşım parası vermiyorsun, su parası vermiyorsun, elektrik parası vermiyorsun. Bu adamcağızın ve doğalgaz faturasını ödeyemediği için 107 bin 679 kişinin doğalgaz saati kapatılıyor. Kim soracak bunu? Kim bunun hesabını soracak? Kim doğalgazı kapatılan fakirden, fukaradan yana olacak? Saray mı olacak? Saray görmüyor ki bunları… Biz olacağız, beraber olacağız, halkın partisi olarak onların yanında olacağız.

Akıl alacak şey değil, 1 yılda akaryakıta gelen zam tam 46 kez, bir yılda ya… Cumhuriyet tarihinde hiç böyle bir şey yaşamadık. Dolar artar zam gelir, dolar düşer yine zam gelir. Sormak lazım Ak Parti’ye, Milliyetçi Hareket Partisi’ne geçmişte oy veren kardeşlerimize, sormak lazım. Hadi dolar yükselince zam yapıyorsun biz bunu anladık, dolar düşünce niye zam yapıyorsun? Hazine tam takır oradan mı? Galiba trafik sorununu böyle çözecekler, öyle anlaşılıyor.

Elektriğe yüzde 127 zam. İnsaf ya, yüzde 127 zam! Şimdi bir kasabı düşünün veya dondurucusu olan bir esnafı düşünün; yüzde 127 zam geldiği zaman bu adam ne yapacak? Ya eti kaçtan satacak bu adam? Bir de dükkanın kirası var, bir de yanında birisi çalışıyorsa onun masrafı var. Nasıl geçinecek bu esnaf? Küçük fason iş yapan aile işletmeleri var. Denizli Babadağ Kelleci Mahallesi’nde çok sayıda kişi fason iş yapıyor. Elektriğe gelen yüzde 127 zamdan sonra yüzde 90 fason işletmeler kapatıldı. Kimse belki farkında bile değil. Belki bunların tamamı AK Parti’ye oy verdiler.

Değerli arkadaşlarım; Denizli Babadağ yine Kelleci Mahallesi’nden İbrahim Karakaya şöyle diyor: “Yaklaşık 14 yaşından beri bu mesleğin içindeyim. Bu zamana kadar hiç böyle bir darboğazla karşılaşmamıştık. Benim altı tane makinem var. Eşimle beraber işletiyoruz, kapattık makineleri, yapılır gibi değil. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim, yüzde 127 zam… Hadi yüzde 100’ünü gördük de, yüzde 127’sini görmedik, kapattık” diyorlar.

Şahin Çetin: “Kelleci Köyünde oturuyorum, yaklaşık 35 yıldır bu mesleği yapıyorum. İşlerimiz iyi bir şekilde gidiyordu. Bu elektrik faturası, elektrik fiyatının artması, dükkanı kapatmak zorunda kaldık” diyor.

Yine Babadağ Molla Ahmetler Mahallesi’nden 63 yaşında bir kadın, Zeliha Karakaya diyor ki: “Ben Zeliha Karakaya, 63 yaşındayım. Bu tezgahlar oğlumun. Elektrik çalıştığımızı kurtaramadığı için çalışmayı bıraktık. Bıktık artık… Daha önce çiftçilik yapıyorduk. Gübreye, her şeye zam geldi, bıraktık; şimdide tekstil bitti. Bunun neresi iyi bilemedim. Kim iyi yapacaksa, o gelsin artık” diyor. Zeliha; kardeşim hiç meraklanma geliyor gelmekte olan ve düzelteceğiz.

Bir şeyi daha bütün milletvekili arkadaşlarımın unutmamasını isterim: Ne diyorlardı? Bütün bu döviz dalgalanmalarıyla cumhuriyet tarihin en büyük soygununu gerçekleştirdiler. Bir avuç insana milyarları kazandırdılar. Ne dediler? “Faizi düşürüyoruz” dediler. Öyle değil mi? Herkes dedi ki: “Erdoğan faizi düşürecekse, her türlü desteği verelim” diye. Kasım başında devletin 5 yıllık borçlanması faiz oranı yüzde 19,44. Kasım ayının başında devlet 5 yıllık tahvili veriyor, borç alıyor vatandaştan. Aralık başında 19,44 olan faiz 22,70’e çıkıyor. Ocak başında -yeni dün galiba açıklandı- devletin 5 yıllık borçlanma faizi 22,70’ten 26,34’e çıktı. Hani faizler düşüyordu? Peki bu faizleri kim ödeyecek? 84 milyonu ödeyecek. Faiz artıyor, dolar da yükseliyor. Yani bu vatandaş iki ayrı yerden negatif olarak etkileniyor ve geliri eriyor ve fakirleşiyor. Bilinmesini isterim: Tefecilere hizmet eden kişinin adı Erdoğan’dır, hiç kimse unutmasın. Öyle “faize karşıyım, faiz olmaz” bunların hepsi hikaye. Çıksın şunu söylesin: “Ey Kılıçdaroğlu” desin. Ya da onun ifadesiyle diyeyim: “Bay Kemal; sen faiz yükseldi diyorsun, devletin borçlanma faizi senin dediğin rakamlar değil, tam tersine düştü” desin. Desin, “sen doğruları söylemiyorsun” desin. Diyebilir mi? Diyemez. Duyabilir mi? Duyamaz. Haksızlık olduğunu biliyor mu? Biliyor. Kime hizmet ediyor? Açık ve net söylüyorum: Tefecilere hizmet ediyor, 84 milyona değil. Dolar baronlarına hizmet ediyor, vatandaşa değil. Bakın tam bir çöküş yaşanıyor ekonomide. Dedim ya çoklu organ yetmezliği, tam bir çöküş yaşanıyor. 3 ayrı yerden çöküşü paylaşacağım sizlerle:

Birincisi yüksek mevduatı olanlara verilen rüşvet. Kur garantili mevduat var ya… 1 milyar liran var, 1 milyon liran var, 10 milyon liran var ama “döviz kuru artınca ben tamamlayacağım” diyor. Fakirin mi bu, fukaranın mı bu? Hayır. Garibin mi bu? Hayır kimin? Bir avuç zenginin bankada biriktirdiği mevduata “ben sana para vereceğim, sen yeter ki paranı orada tut” diyor. Bu nedir? Fakir fukaradan aldığını zengine aktarmaktır. Yani ona rüşvet vermektir. Vatandaşın sırtından rüşvet veriyor.

İkincisi, baktılar yine maya tutmuyor, bu dolar yukarıya doğru gidiyor, o zaman dediler ki ihracatçılara: “Kardeşim ihracat mı yapıyorsun? Alkışlıyorum seni ama ihracat bedelinin yüzde 25’ini getireceksin, Merkez Bankası’na yatıracaksın.” İhracatçının sırtına çöktüler şimdi. Ya ihracatçı kardeşim; parasını ödeyecek, geliri olacak, gideri olacak, borcunu ödeyecek, dolara ihtiyacı olacak… “Yüzde 25’ini getireceksin, yatıracaksın” diyor.

Üçüncüsü -bu Bahçeliye kapak olsun- vatandaşlığı satmak. Konut alana vatandaşlık veriliyordu. Baktılar bu çok fazla tutmadı, “bankaya 500 bin dolar para yatırsan, sana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı vereceğim” diyor. 500 bin dolara vatandaşlığı satıyorsun ya. Uyuşturucu baronları niye bunları satın alıyorlar? İnsan ticareti yapanlar, vergi cennetlerinde milyar dolarları olanlar, kendilerini aklamak için “500 bin dolar yatırsan, ben sana vatandaşlığı veriyorum” diyor. Hani siz milliyetçiydiniz? Hani siz ülkücüydünüz? Hani siz vatanseverdiniz? Ya biz insanımızın tırnağına zarar gelmesin diye mücadele ederken, sen dolar baronlarına getir parayı, uyuşturuculara getir parayı, tefecilere “getir parayı, koy 500 bin doları ben sana vatandaşlık vereceğim” diyor. Bunların tamamını düzelteceğim ve o beylerin burnundan fitil fitil getireceğim; hiç kimse endişe duymasın.

Türkiye’yi öyle bir itibarsızlaştırdılar ki, içim acıyor gerçekten. Şimdi bir Merkez Bankası Kanunu teklifi getirdiler, Merkez Bankası Kanunu’nda bir değişiklik getirdiler. Bir maddelik bir değişiklik, gerekçeyi okuyorum: “Bu maddeyle merkez bankaları arasında kurulan ilişkilerin işin gerektirdiği diplomatik hassasiyet ve ekonomik güven temelinde yürütülmesini teminen diğer merkez bankalarının banka nezdinde para, alacak, mal, hak ve varlıklarının haczedilmemesi amaçlanmaktadır.” Yani Katar Merkez Bankası bizim Merkez Bankası’na para gönderdiği zaman bizden herhangi birisi gidip o parayı haczedemeyecek, kanun getiriyorlar. Gerekçesi ne? Diyor ki, “güven temelinde yürütülmesini teminen.” Demek ki hiç kimse sana borç para vermeye güvenmiyor. Türkiye’yi en güvensiz, en itibarsız devlet haline getirdiler. Bir daha ifade edeyim: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dünyadaki bütün merkez bankaları nezdinde en itibarsız, en güvensiz ülke haline getirdiler ve diyorlar ki: “Sen haczedilmeme garantisini verirsen, ben ancak getiririm oraya.” Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yoktu, Merkez Bankası Kanunu’nda da böyle bir şey yoktu. Yurtdışından paralar gelirdi, paraları öderdik. Şimdi öyle bir noktaya geldi ki, parayı vereceğim; ya ödemezse? Tabii soru şu: Gelen bu paralar kimin parası? Kimin parası? Niye o ülkeler size güvenmiyorlar? Başka bir ülkenin parasını biz niye haczedelim? Bu sorunun cevabı hala açıkta. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülecek. Şimdi ben yine bütün ülkücüler adına, bütün milliyetçiler adına Sayın Bahçeli’ye soruyorum: Bu maddeye hangi gerekçeyle siz evet diyeceksiniz? Hadi Ak Partilileri saymıyorum, onları saymıyorum.

Çünkü sultanın sofrasına oturan alimin bilgisine itibar edilmez. Onlar sultanın sofrasına oturdular. Ben MHP milletvekillerinin sultanın sofrasına oturduğunu düşünmüyorum ama onların vicdanına sesleniyorum: Bu memleket sadece benim memleketim değil, hepimizin memleketi. O zaman başka bir ülkenin Merkez Bankası, bizim Merkez Bankası’na para yatırdığında biz bunu haczetmeyeceğiz garantisi veriyorsunuz. Kimden korkuyor bu devletler? Niye korkuyorlar? Neden Türkiye’ye güven duymuyorlar? Neden Türkiye’nin itibarı bu kadar ayaklar altında? E sorun kardeşim, bir sorun bakalım. Soracaklar mı? El kaldırıp indirecekler. Sormayacaklar, sormazlar… Zaten Türkiye’nin sorunu da o. Ne dedik? Adalet ve ahlak, adalet ve ahlak… Hem adaleti kaybediyorsunuz; adaleti kaybettiğinizde zaten ahlak olmaz. Ahlakı kaybettiğinizde itibarı olmaz, itibarı kaybettiğinizi dünya size farklı bir gözle bakar. O nedenle kimse umutsuzluğa kapılmasın, sözlerimi öyle bitireyim.

Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın, bütün bunların tamamını düzelteceğiz. 6 ay içinde Allah’ın izniyle göreceksiniz; Türkiye’nin bütün çarkları “adalet” diye dönecek. Türkiye’nin bütün çarkları üretim diye dönecek, Türkiye’nin bütün çarkları Türkiye’nin itibarı için dönecek. Bunları yapacağız.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu ‘Millet İttifakı’nın Adayını Tarif Etti

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bu kişinin toplumun tanıdığı bir isim olacağını belirten ana muhalefet partisi lideri, “Devleti çok iyi bilmesi lazım, devlet aklını bilmesi lazım” ifadelerini kullandı.

Gerçek Gündem’de yer alan habere göre; Seçimler normal zamanında yapılırsa Türkiye, 2023 yazında sandık başına gidecek. Ancak muhalefet ekonomideki krizi de kaldıraç olarak kullanarak sandığın bu yıl bitmeden halkın önüne konmasını istiyor.

İlginçtir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün Karaman’da yaptığı konuşmada seçimin yine bir buçuk yıl sonra zamanında yapılacağını söylerken açılışa katılan AKP’lilerden daha şimdiden kapı kapı gezmelerini isteyerek bir erken seçim ihtimalini de aklında tuttuğunu ortaya koydu.

Peki o seçimde kimler yarışacak? Cumhur İttifakı’nın adayının mevcut cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sık sık hatırlatıyor. Erdoğan’ın da buna itirazı olmadığı en azından şimdilik açık. O halde Millet İttifakı’nın adayı kim olacak? Muhalefetteki ittifakın ortaklarından Meral Akşener, hedefini başbakanlık olarak belirleyince gözler Cumhuriyet Halk Partisi’ne çevrildi. CHP’de Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş ile birlikte ağırlıklı olarak konuşulan üç isim den genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, dün Habertürk’te Fatih Altaylı’nın programı Teke Tek’te bu soruya muhatap oldu.

CHP Genel Başkanı, ‘‘Cumhurbaşkanı adayını ben değil, Millet İttifakı belirleyecek. Millet İttifakı’nın belirleyeceği bir aday hakkında ‘Beyler bizim adayımız budur’, ‘ben adayım ya da öbürü adaydır’ diye açıklama yapmam doğru olur mu? Olmaz. Bizim ittifak anlayışımızda büyüklük küçüklük yoktur. Eşitler arasında ilişki vardır. Bizim oyumuzun fazla olması, mecliste grubumuz olması yeni katılan partilerinin mecliste grubu olmamasının önemi yok. Beraber oturur konuşuruz’’ dedi.

CHP lideri, adayı bugünden açıklanması talebinin tuzak olduğunu düşünüyor ve ittifakın ortak kararının adayı şekillendireceğinin altını çiziyor:

‘‘Herkes bir şey yazıyor bir şey söylüyor. İşin doğrusu şu. İki konuyu gündeme almamız lazım. Bir, cumhurbaşkanı adayı nasıl olmalı? İki, cumhurbaşkanı adayını nasıl belirleyeceğiz? Nasıl belirleyeceğimiz gayet basit. İttifakı oluşturan bileşenler bir araya geleceğiz, üzerinde tartışacağız; ‘Ali mi olsun veli mi olsun.’ Baştan beri öngördüğümüz ve sağlıklı bir şekilde götürdüğümüz olayı tuzla buz edelim isteniyor Biz neden bu tuzağa düşelim? Bir araya geleceğiz hep beraber oturacağız bir aday üzerinde karar kılacağız.’’

“Olay cumhurbaşkanı olayı değil, olay sistem olayı”

Tam da bu noktada Kılıçdaroğlu’nun sözünü kesen Fatih Altaylı, ‘‘Herkesin kafasında bir aday olacak?’’ diye sorarak bu tartışmanın nasıl yapılacağını sormak istedi ancak CHP lideri, ‘‘Nereden biliyorsunuz herkesin kafasında bir aday olduğunu ya herkesin kafasında bir aday varsa’’ yanıtını verdi. Altaylı, ‘‘Kim o aday?’’ diye sorarak yeniden o ismi almak için hamle yaptı. CHP Genel Başkanı, ‘‘Ben bilmiyorum. Fatih Bey. Ben diğer liderler adına konuşursam en büyük haksızlığı yapmış’’ diyerek asıl mesajını gündeme getirdi. Kılıçdaroğlu ısrarla isimden çok adayın niteliğini tartışmak ve o nitelikleri temsil edecek adayın Millet İttifakı’nın adayı olmak hususunu vurguluyor.

CHP lideri, ‘‘Adayın nitelikleri ne olmalı? Devleti çok iyi bilmesi lazım, devlet aklını bilmesi lazım.  Örnek olması lazım, verdiği sözün arkasında lazım. Yetkiyi verdik, cumhurbaşkanı seçildi. ‘Nereden çıktı bu güçlendirilmiş parlamenter sistem?’, dememesi lazım. Devleti tanımak şu açıdan önemlidir. Devletin ilişkileri karmaşıktır. Sizin neyi nasıl yapacağınız, öncelikleriniz ne olduğu bilinmeli. Biz gittik oturduk oraya. Bugünden ne yapacağımızın temel normlarını belirlememiz lazım. Olay cumhurbaşkanı olayı değil, olay sistem olayı. Biz bu sisteme devam edecek miyiz etmeyecek miyiz? Sisteme edecekseniz Erdoğan var zaten, etmeyecekseniz onun karşısında oturan kişi var. Onun karşısındaki kişi devletin sigortası olacak.  Şu anda devletin sigortası yok. Olayı isme indirgerseniz en büyük hatayı yapmış olursunuz. Bizi isim mi kurtaracak sistem mi kurtaracak? Sistem kurtaracak. Kim olursa kazanır. Sen bu sistemi istiyorsan ona oy ver, istemiyorsan onu göster. Biz kimi gösterirsek kazanır’’ diye konuştu. Kılıçdaroğlu, Sonrasında da Millet İttifakı’nın adayının toplumun tanıdığı bir isim olacağını ifade etti.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Beraber Mücadele Etmek Zorundayız

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘Roman Buluşması’nda yaptığı konuşmada, “Adımız ‘halk partisi.’ Yani halkın partisi. Yani sizlerin partisi. Yani kimsesizlerin kimsesizliğini ortadan kaldıracak olan parti. * Beraber çalışmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bizim partimiz aynı zamanda sizin partiniz olmak zorundadır. O nedenle beraber mücadele etmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasında, “Eğer biz yüz yıl içerisinde Roman kardeşlerimizin sorununu çözememişse hepimizin oturup düşünmesi lazım. Kendi haklarımıza sahip çıkmanız lazım. Hukukun size verdiği hakları seslendirmeniz lazım. Bu kardeşiniz sizin sesinizi sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya duyuracak. Hiç kimse bu cumhuriyette kendisini kimsesiz hissetmeyecek.  Türkiye coğrafyasına yayılmış olan Romanların ötekileştirildiğini görüyoruz. İyi eğitim almadıklarını görüyoruz.” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Yeteri kadar sizlerle beraber olmadık. Yeteri kadar sorunlarınızı dinlemedik. Bu roman kardeşlerim ile beş ya da altıncı buluşmam. Benim kadar Romanlar ile beraber olan ikinci bir siyasi lider yoktur” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da Romanlar ile bir araya geldi. İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen programa CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı Ertan Aksoy da katıldı.

Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada özetle şu ifadeleri kullandı;

“Eğer biz, bir yüzyıl içinde Roman kardeşlerimizin sorunlarını çözememişsek ve çözülmemişse ve bunun bir numaralı sorumlusu da siyaset kurumuysa hepimizin oturup düşünmesi lazım. Ben de düşüneceğim, siz de düşüneceksiniz. Kendi haklarınıza sahip çıkmanız lazım. Anayasanın, hukukun size verdiği hakları seslendirmeniz lazım.

Yeteri kadar seslendiremiyorsunuz, biliyorum. Seslendirseniz duyuramıyorsunuz, bunu da biliyorum. Ama bir şeyden emin olmanızı isterim: Bu kardeşiniz sizin sesinizi sadece Türkiye’ye değil, gerekirse bütün dünyaya duyuracak. Bu konuda emin olmanızı isterim.

“Romanların haklarının verilmediği görüyoruz”

Cumhuriyeti kurarken, ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’ demişiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önümüze koyduğu hedef bu. Hiç kimse bu cumhuriyette kendisini kimsesiz hissetmeyecek. Ama rakamlar bize farklı bir şey söylüyor. Türkiye coğrafyasına yayılmış olan Romanların haklarının verilmediği görüyoruz. Ötekileştirildiğini görüyoruz.

Dikkate alınmadıklarını görüyoruz. İyi eğitim almadıklarını görüyoruz. O zaman bu sorunun çözülmesi lazım. Hepinizin şunu çok iyi bilmesini isterim: Adımız ‘halk partisi.’ Yani halkın partisi. Yani sizlerin partisi. Yani kimsesizlerin kimsesizliğini ortadan kaldıracak olan parti.

Beraber çalışmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bizim partimiz aynı zamanda sizin partiniz olmak zorundadır. O nedenle beraber mücadele etmek zorundayız. Eğer bu mücadeleyi birlikte yapabilirsek, parlamentoda, parlamento dışında da sizin sorunlarınızı dillendiririz.

Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda, okula giden bütün Roman çocuklara burs vereceğiz. Ama tek şartımız var: Okula devam ettiği sürece burs hiç kesilmeyecek, okulu bırakırsa kesilecek.

Onun bütün eğitim masraflarını karşılayacağız. Böylece aile çocuğunun sürekli okula gitmesini isteyecek. Göreceksiniz, nasıl diğer ailelerin çocukları okuyorsa sizinkiler de okuyacak. Özellikle müzik konusundaki üstün yeteneklerinden faydalanacağız.

Hiçbir ailenin, Türkiye coğrafyasının neresinde yaşarsa yaşasın, asgari ücretin altında gelirinin olmasını istemiyoruz. Bunun güvencesini Aile Destekleri Sigortası’nı vererek düzelteceğiz. Her birimizin, toplumda huzur içinde yaşamamız için en azından ortalama bir gelire sahip olmamız, yaşadığımız kentin sokaklarında özgürce, huzur içinde dolaşmamız gerekir. Her evde mutlaka bir sigortalı olacak.

Bunu sadece söylemde bırakmamak gerekiyor. İster belediye, ister merkezi hükümet eleman alırken önce sigortası olmayan hanelerden bir kişiyi sigortalı olarak alacak. O zaman evlerde huzur, bereket olacak. Bu ödemeyi yaparken kadının banka hesabına para yüklenecek. Kişinin onurunu koruyacağız, yoksulluğunu teşhir etmeyeceğiz. Bunu yapmak kanunlara aykırı mı? Lütuf mu?

“Gücünüzü ve sesinizi birleştirmeniz lazım”

Sosyal devlet dediğimiz bir kavram var. Sosyal devlet vatandaşı ezmeyen devlet demektir. Devlet size bu yardımı yapmak zorundadır, sizler de bunu isteme hakkına sahipsiniz. Bu hak anayasal bir hak. Toplumun değişik kesimlerinde gördüğüm bir farklı tabloyu sizin aranızda da görüyorum. Ayrışıyorsunuz. Kamplara bölünüyorsunuz. Birleşmeniz lazım. Beraber olmanız lazım.

Birlikten kuvvet doğar. Gücünüzü ve sesinizi birleştirmeniz lazım. Birlik olursanız gücünüz daha yüksek olur, sesiniz daha yüksek çıkar ve Ankara’daki beyler de duymuş olur. Duymuyorlar, görmüyorlar. ‘Ne olacak, verdik 2 kilo makarna, mesele bitti. Gel bize oy ver’ diyorlar.

Bu iş 2 kilo makarna işi değildir. Bu iş, devletin sizi sürekli koruma altına alması işidir. Ta ki size sigortalı bir iş buluncaya kadar. O zaman olur bu iş. Yeteri kadar sizlerle beraber olmadık. Yeteri kadar sorunlarınıza eğilmedik. Yeteri kadar sorunlarınızı dillendirmedik.

Ama bu benim Roman kardeşlerimle 5’inci veya 6’ncı buluşmam. Dolayısıyla CHP’nin genel başkanı kadar Romanlarla beraber olan ikinci bir siyasi lider de yoktur. Eğer bir hakkı teslim edeceksek herkesin hakkını teslim etmeliyiz. Ötekileştirme var. Bunu da kırmamız lazım. Ne demek ötekileştirme? Yeri geliyor, ‘Hepimiz Adem ve Havva’dan doğduk’ diyoruz. Yeri geliyor, ‘Sen Romansın, senin çocuğun benim okuluma gelmesin’ diyoruz. Olmaz. Bunları da kırıp atacağız.