Fransa’da “Asuri-Keldani Soykırımı” Kararı; Türkiye’den Tepki

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Asuri ve Keldanilere “soykırım” yapıldığına dair Fransız Senatosu’nda geniş oy çoğunluğuyla kabul edilen, ancak hukuksal planda bağlayıcılığı olmayan karara Türkiye’den tepki gecikmedi.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tanju Bilgiç, konu hakkındaki bir soruya, “Türkiye’nin kimseden tarih dersi almaya ihtiyacı yoktur. Hukuki ve tarihi temelden yoksun bu basiretsiz teşebbüsün Fransa Senatosu’nun itibarsızlığını pekiştirmekten başka bir sonucu ya da ciddiye alınacak bir yönü bulunmamaktadır. Fransa Senatosu, başkalarına tarih dersi vermek yerine, kendi tarihine bakmalıdır” yanıtını verdi.

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre, Fransız parlamentosu 1915-1918 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Asuriler ve Keldanileri hedef aldığını belirttiği katliamların Fransa tarafından “soykırım” olarak tanınması için yasal girişim başlattı. Fransız hükümeti girişimi şimdilik desteklemiyor.

Girişim ilk olarak parlamentonun üst kanadı olan Senato’da gündeme geldi. Senato’da çoğunluğu oluşturan sağ eğilimli Cumhuriyetçiler (LR) partisine mensup 76 senatör tarafından sunulan “1915-1918 döneminde Asuri ve Keldanilere Yönelik Soykırımın Tanınması” başlıklı karar tasarısı 8 Şubat’ta genel kurulda tartışıldı. Türkiye’deki yıkıcı deprem felaketine rağmen oturumun ertelenmesine gerek görülmedi. Tasarı oturum sonunda 2’ye karşı 300 oyla kabul edildi.

Tasarıda Fransız hükümetine, “1915-1918 yılları arasında Osmanlı makamları tarafından 250 binden fazla Asuri ve Keldaniye yönelik kitlesel imhayı, sürgünü ve kültürel mirasının ortadan kaldırılmasını soykırım olarak tanıması,” “bu soykırımı açıkça kınaması” ve “her yıl 24 Nisan gününü Ermeni soykırımını ve Asuri-Keldani soykırımını anma günü ilan etmesi” çağrısında bulunuluyor.

“Fransa’nın Doğu Hristiyanları yükümlülüğü”

Karar tasarısının mimarı olan LR grubu üyesi Marsilya senatörü Valérie Boyer, oylama öncesi genel kurulda yaptığı konuşmada, 1915-1918 döneminde Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan “2,5 milyon Hristiyan’ın fiziksel, kültürel ve dinsel soykırım kurbanı olduğunu” savundu.

Fransa’nın, Kanuni Sultan Süleyman ile Fransa Kralı 1. François arasında imzalanan kapitülasyonlardan bu yana “Doğu Hristiyanlarını koruma rolü olduğunu” dile getiren Boyer, “Fransa bu tarihi ve manevi yükümlülüğüne sadık kalmalıdır” dedi. Boyer konuşmasında, Doğu Hristiyanlarının 1915-1918 döneminde Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşadıkları ile IŞİD’in bugün Irak ve Suriye’deki eylemleri arasında paralellik de kurdu.

Valérie Boyer, Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığı döneminde gündeme gelen ve “Ermeni soykırımını inkârın cezalandırılmasını” öngören yasal girişimlerin de öncülüğünü yapmıştı.

Fransız hükümeti “soykırım” kararına karşı

Oturumda söz alan Dış Ticaret Bakanı Ollivier Becht ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve hükümetinin tasarıyı desteklemedikleri mesajı verdi. Tarihin tarihçilere bırakılması gerektiğini belirten Fransız Bakan, “Bir soykırımı tanımak için Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme ve uluslararası mahkemelerin tüzükleriyle oluşan uluslararası bir organ temelinde hukuksal bir karar gerektiğini” söyledi.

1915 olayları ile IŞİD kurbanları arasındaki paralelliğe de karşı çıkan Fransız Bakan, “1915’de kurbanların tamamı Hristiyan’dı. Oysa IŞİD’in kurbanlarının çoğunu Müslümanlar oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Senato’daki oturumdan bir gün önce Paris’te Fransa Asuri-Keldani Koordinasyon Komitesi’nin yıllık yemeği düzenlendi. Fransız hükümetinin Enerji Bakanı Agnes Pannier-Runacher tarafından temsil edildiği yemeğe eski Cumhurbaşkanı François Hollande ve eski başbakanlar François Fillon ve Bernard Cazeneuve de katıldı.

Ankara tepki gösterdi

Senato’da geniş oy çoğunluğuyla kabul edilen, ancak hukuksal planda bağlayıcılığı olmayan karara Ankara’dan tepki gecikmedi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tanju Bilgiç, konu hakkındaki bir soruya, “Türkiye’nin kimseden tarih dersi almaya ihtiyacı yoktur. Hukuki ve tarihi temelden yoksun bu basiretsiz teşebbüsün Fransa Senatosu’nun itibarsızlığını pekiştirmekten başka bir sonucu ya da ciddiye alınacak bir yönü bulunmamaktadır. Fransa Senatosu, başkalarına tarih dersi vermek yerine, kendi tarihine bakmalıdır” yanıtını verdi.

Meclis gündemine geliyor

Senato’nun kararı sonrası benzer bir girişim şimdi de Fransız Ulusal Meclisi’nde gündeme getiriliyor. Meclis’teki girişimin arkasında da LR mensubu parlamenterler var. Ancak LR Senato’da olduğu gibi Meclis’te çoğunluğa sahip değil. LR bu nedenle “Asuri-Keldani soykırımı” tezine ilişkin olarak Meclis’e bir karar tasarısı, bir de yasa teklifi sundu. Karar tasarısı Senato’daki karar metni ile tamamen aynı ifade ve tezleri içeriyor.

Yasa teklifi ise iki maddeden oluşuyor. İlk maddede “Fransa, Birinci Dünya Savaşı sırasında Asuri ve Keldaniler’e yönelik soykırımı açıkça tanır” ifadeleri kullanılıyor. İkinci maddede ise “Fransa her yıl 24 Nisan’da Birinci Dünya Savaşı’ndaki Asuri soykırımının kurbanlarını anar” önerisine yer veriliyor.

Karar tasarısı ve yasa teklifinin Meclis genel kurul gündemine ne zaman geleceği henüz belli değil. Hükümetin Senato’da olduğu gibi karar tasarısına karşı çıkması bekleniyor. Karar tasarısı kabul edilse dahi, son söz hükümet ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a ait.

Yasa teklifi için durum daha karmaşık. Teklif Meclis’ten geçerse Senato’ya gidecek. Yasalaşması için burada da kabul edilmesi gerekiyor. Senato’nun, konuyu ilk gündeme getiren ve ilk kararı alan yasama organı olarak yasa teklifini de kabul edeceği tahmininde bulunuluyor.

Yasalaşırsa Anayasa Konseyi’nden dönebilir

Parlamentonun bu şekilde oylayacağı yasaya Cumhurbaşkanı, Başbakan, yasama organlarının başkanlarından biri ya da 60 milletvekili veya senatör tarafından “Anayasaya aykırılık” temelinde Anayasa Konseyi önünde itiraz edilebiliyor.

Benzer bir senaryo Şubat 2012’de yaşanmış, “Ermeni soykırımını inkârın cezalandırılması” konusunda Fransız parlamentosu tarafından oylanan yasa, bir grup parlamenterin itirazı üzerine Anayasa Konseyi tarafından “ifade özgürlüğüne aykırı olduğu” gerekçesiyle iptal edilmişti. Anayasa Konseyi’nin iptal kararı öncesi Paris-Ankara hattında siyasi ve diplomatik ilişkiler kopma noktasına gelmişti.

Paylaşın

Seçimler Öncesi Döviz Piyasasına İlişkin Uyarı

14 Mayıs’ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri öncesi döviz piyasasına ilişkin ABD yatırım bankası Goldman Sachs’tan di,kkat çeken bir uyarı geldi.

Goldman Sachs, seçimler öncesi döviz piyasasında istikrarsızlık ve çalkantı yaşanabileceği yorumunda bulundu.

Goldman Sachs’ın yayımladığı araştırma notunda, Türkiye’de döviz likiditesi risklerinin özel sektörden kamuya kaydığı belirtilerek, “Seçimlerin ardından gelecekte para politikasının nasıl olacağına dair belirsizlik, zamanında yönetilmesi gereken likidite risklerini beraberinde getiriyor” yorumu yapıldı.

Reuters’ın haberleştirdiği bilgi notunda ayrıca, bankanın analistleri, “Enstrümanların kısa vadeli doğası dikkate alındığında, zamanın yetkililerin lehinde olması pek olası değil. Bu nedenle, ara çözümlere ihtiyaç duyulacağına inanıyoruz. Mevcut piyasa belirsizliği önemli riskler oluşturuyor” görüşlerini paylaştı.

Bankaya göre ayrıca, “alınacak önlemlere rağmen Türk Lirası’nda değer kaybı yaşanabileceğinin ve önemli likidite risklerinin mevcut olduğununun” altı çizilerek, daha ortodoks ekonomi politikalarına geri dönüşün uzun vadede Türkiye için faydalı olabileceği kaydedildi.

Goldman Sachs altın, ikili takas hatları ve IMF Özel Çekme Hakları gibi likit olmayan varlıklar denklemden çıkarıldığında, depremlerin ardından Türkiye’nin rezervlerinin 42 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor.

Dünya Bankası yayınladığı son raporda, Türkiye’deki depremlerin ekonomiye faturasının 34 milyar doları aşabileceğini bildirmişti.

Paylaşın

Finlandiya Parlamentosu, NATO’ya Katılımı Öngören Yasa Tasarısını Onayladı

200 sandalyeli Finlandiya Parlamentosu’nun 184 milletvekili ülkenin NATO’nun üyesi olmasına izin veren yasa tasarısını kabul etti. Finlandiya’nın NATO üyeliği, Türkiye ve Macaristan’ın onaylaması durumunda gerçekleşecek. Halihazırda 28 NATO ülkesi, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini kabul etti.

Finlandiya haber ajansı YLE’nin aktardığına göre, parlamento, Finlandiya’nın NATO üyeliğini 184’e karşı yedi oyla onayladı. Sol İttifak’ın altı temsilcisi ve “Güç Halka Aittir Partisi”nden Ano Turtiainen, Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı oy kullandı.

Finlandiya Parlamentosu’ndaki oylamadan önce açıklama yapan Sol İttifak milletvekili Markus Mustajarvi, anlaşmanın ‘nükleer silahların Finlandiya’ya konuşlandırılmayacağı konusunda bir garanti içermediği’ eleştirisinde bulunmuştu. Sol İttifak milletvekili Johannes Yrttiaho da “Finlandiya, eylemlerinin nükleer güçler arasındaki tansiyonu artırmaktan ziyade yatıştıracağı bir yol izlemelidir” demişti.

Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto ise milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada bu eleştirilere “Katılım kararı ve ilgili yasal düzenlemeler Finlandiya’nın nükleer silahlar konusundaki tutumunu değiştirmeyecektir” yanıtını vermişti.

Katılım anlaşmasının mecliste onaylanması, Finlandiya’nın 2 Nisan’daki genel seçimler öncesinde, yeni hükümet kurulmadan da NATO üyeliği için harekete geçebilmesi anlamına geliyor.

Finlandiya’da kamuoyu yoklamaları ve siyasi aritmetik, seçim sonucundan bağımsız olarak NATO üyeliğine güçlü destek bulunduğunu ortaya koyuyor.  Ülkenin Mayıs ayındaki üyelik başvurusuna meclisteki 200 milletvekilinin 188’i onay vermişti.

Türkiye ile yaşanan süreç

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya saldırması sonrasında askeri tarafsızlık ilkesini terk ederek Mayıs ayında NATO’ya katılım başvurusunda bulunmuş, ancak Türkiye’nin veto tehdidiyle karşılaşmıştı. Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO zirvesi çerçevesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü mutabakat metni imzalanmış, ancak Türkiye’nin özellikle İsveç’e yönelik eleştirileri sürmüştü.

Stockholm’deki Türk Büyükelçiliği önünde Kur’an yakma eylemine izin verilmesi nedeniyle İsveç ile ipler daha da gerilmiş ve Türkiye, üç ülkenin yürüttüğü ortak mekanizma görüşmelerini Ocak ayında askıya almıştı.

Ankara, Kur’an yakma eylemi sonrasında Finlandiya’nın NATO üyeliğine yeşil ışık yakabileceği, ancak İsveç için onayın mevcut koşullarda söz konusu olmayacağı mesajını vurgulamış, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de “sıralamanın değil, iki ülkenin de NATO’ya dahil olmasının önem taşıdığını” belirterek bu seçeneğe kapı aralamıştı.

Cumhurbaşkanının imza için üç ay süresi var

Finlandiya’da hükümet ve Cumhurbaşkanının eylemlerinin yasalara uygunluğunu denetlemekle görevli Adalet Şansölyesi Tuomas Poysti, katılım anlaşmasının mecliste onaylanması sonrasında Cumhurbaşkanının anlaşmayı imzalamak için azami üç ay bekleyebileceğini belirtti.

Ancak Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto geçen hafta gazetecilere yaptığı açıklamada anlaşmayı yürürlüğe sokan yasayı “meclis onaylar onaylamaz” imzalamak istediğini, ancak “pratik nedenlerin ortaya çıkması durumunda bekleyebileceğini” söylemiş, “Ama Nisan’daki seçimlerin sonrasına kalmaz” demişti.

Stoltenberg: Türkiye ile ilerleme var

Mecliste tarihi sürecin başladığı gün başkent Helsinki’yi ziyaret eden NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de “Şimdi Finlandiya ve İsveç’in tam üyeliğini onaylama zamanıdır” diyerek meclis onay sürecini henüz başlatmayan Türkiye ve Macaristan’a çağrısını yineledi.

Finlandiya Başbakanı Sanna Marin ile bir araya gelen Stoltenberg, Türkiye ile ilerleme sağlandığını ve üç ülke arasında ortak mekanizma toplantısının gelecek hafta Brüksel’de yapılacağını belirtti. Başbakan Marin de, ülkesinin üyelik sürecinin Temmuz ayında düzenlenecek NATO zirvesine kadar sonuçlanmasını umutla beklediklerini kaydetti.

Rusya sınırına 200 kilometrelik tel örgü

NATO üyeliğiyle ilgili süreç hızlanırken, Finlandiya’dan dikkat çekici bir adım daha geldi. Rusya ile 1300 kilometrelik sınırı bulunan İskandinav ülkesi, sınıra planlanan 200 kilometrelik tel örgünün yapımına başlandığını açıkladı.

Finlandiya Sınır Muhafazasından yapılan açıklamada, ormanlık alanda arazi çalışmalarına başlandığı, yol yapımı ve tel örgü inşasının Mart ayında başlamasının hedeflendiği kaydedildi. Ülkenin güneydoğu sınırındaki üç kilometrelik pilot projenin Haziran ayı sonuna, 70 kilometrelik bölümün 2025 yılına kadar tamamlanması hedefleniyor. Toplam uzunluğunun 200 kilometreyi bulması planlanan, dikenli teller, gece görüşlü kameralar, ışık ve hoparlörlerle donatılacak üç metre yüksekliğindeki tel örgünün 380 milyon euroya mal olması bekleniyor.

Finlandiya’nın mevcut sınırları, daha çok büyük baş hayvan geçişini önlemek üzere dikilen tahta çitlerden oluşuyor. Helsinki, artan gerilim nedeniyle Rusya’nın sınırda siyasi amaçlarla göç akını başlatmasından endişe ediyor.

Paylaşın

Moody’s Türkiye İçin Büyüme Tahminini Yukarı Yönlü Revize Etti

New York merkezli uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye için 2023 büyüme tahminini yüzde 2’den yüzde 2,3’e çıkardı. Kuruluş, depremin yıktığı bölgelerde yeniden inşa ile birlikte ortaya çıkacak ekonomik aktiviteyi hesaba kattı.

Türkiye’deki gelişmeleri izlemeye devam edeceğini belirten Moody’s, 2024 için büyüme tahminini ise yüzde 3’ten yüzde 4’e yükseltti.

Moody’s aralarında Türkiye’nin de olduğu birçok G20 ekonomisi için büyüme tahminlerini yukarı yönlü revize etti.

ABD, Kanada, Euro Bölgesi, Rusya, Hindistan, Meksika ve Türkiye için 2023 reel büyüme projeksiyonlarını anlamlı şekilde yükselten Moody’s, Çin için yüzde 4,0 olan 2023 ve 2024 büyüme tahminlerini yüzde 5,0’a çıkardı.

Bloomberg’in haberine göre Türkiye için 2023 ve 2024 GSYH tahminlerini daha önce açıkladığı yüzde 2,0 ve 3,0’den yüzde 2,3 ve 4,0’a çıkaran Moody’s, Türkiye için büyüme tahminlerini yukarı yönlü revize etmesine neden olarak depremin yıktığı bölgelerde yeniden inşa ile birlikte ortaya çıkacak yeni ekonomik aktiviteyi hesaba kattı.

Moody’s yaptığı değerlendirmede, “Yeniden inşanın her yıl yol açacağı yeni ekonomik aktivitenin hızı ve kaynakların nasıl dağıtılabileceği bilinmezler arasında. Bu, maliye ve para politikası desteğinin büyüklüğüne bağlı olacak. Türkiye’deki gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz, ekonomik görünüm önümüzdeki aylarda belirsiz olmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

“Depremlerden Etkilenen 2,5 Milyon Çocuğun Yardıma İhtiyacı Var”

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerden etkilenen 2,5 milyon çocuğun acil insani yardıma ihtiyacı olduğu bildirildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Türkiye’de depremlerin ardından yaklaşık 2,5 milyon çocuğun acil insani yardıma ihtiyaç duyduğunu belirtti.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, 2 gün süren Türkiye ziyareti sırasında depremden etkilenen aileler ve çocuklarla biraraya geldi.

Gaziantep’te UNICEF’in desteklediği; çocuklar ve ailelerin psikolojik destek ve danışmanlık hizmeti aldıkları bir merkezi ziyaret eden Russell, sosyal hizmetler, su ve hijyen hizmetleri ve çocuklara yönelik psikolojik desteğin öneminin altını çizdi.

Kahramanmaraş’ta da Suriyeli mülteci aileler dahil depremden etkilenen ailelerle biraraya gelen Russell üçte biri çocuk olmak üzere 17 bin kişinin kaldığı geçici barınma merkezini ziyaret etti.

“Yarım kalan genç hayatların kalıntıları”

UNICEF’ten ziyarete ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre İcra Direktörü Catherine Russell, “Depremler çocuklar için büyük sarsıntıya yol açan bir olay. Etrafta dolaşırken sanki zaman donmuş gibi ailelerin günlük hayatlarının parçalarına tanık oluyorsunuz.

Hayal edilemez bir yıkımın içinde bir battaniye, oyuncak ya da çocuk kitabı görüyorsunuz. Yarım kalan ya da sekteye uğrayan genç hayatların kalıntılarını görüyorsunuz’’ ifadelerini kullandı.

Açıklamada UNICEF’in Türk hükümeti ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı AFAD ile yakın çalışarak depremden etkilenen ailelere ve çocuklara psikolojik destek sağladığı; geçici öğrenme mekanları oluşturduğu; ailesinden ayrı düşmüş ya da annesi-babası olmayan çocukların tespit edilmesi ve bu çocukların aileleriyle biraraya getirilmesi için çalıştığı belirtildi.

UNICEF’in şimdiye kadar 163 bin çocuk dahil 277 bin kişiye hijyen kitleri, kışlık giysi, elektrikli ısıtıcı ve battaniye tedarik ettiği kaydedildi. UNICEF’in ortakları aracılığıyla da 198 bin kişiye psikolojik ilk yardım sağladığı ifade edildi.

“Çocukların en kısa zamanda okula dönmeleri için çalışıyoruz”

UNICEF depremden etkilenen çocukların mümkün olan en kısa zamanda okula dönmeleri için de çalışıyor.

Yapılan yazılı açıklamada bu kapsamda okul binalarında hasarın değerlendirildiği, acil onarım ve geçici öğrenme alanlarının oluşturulması için hazırlıkların yapıldığı belirtildi.

Türkiye’de UNICEF’in yarısı çocuk 3 milyon kişiye yardım malzemesi iletmek, sağlık ve beslenme hizmetinin yanısıra eğitim desteği sağlamak üzere 196 milyon dolar talep ettiği ifade edildi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

40 Bin Suriyeli Depremler Sonrası Ülkesine Döndü

Türkiye’nin güneyinde yer alan 11 ilde ve Suriye’nin kuzeyinde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından Türkiye’de yaşayan yaklaşık 40 bin Suriyeli’nin ülkesinde döndüğü bildirildi.

Türkiye, yaklaşık 3,5 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de, yaklaşık 40 bin Suriyeli’nin ülkelerine döndüğünü doğrulayarak, sayının giderek arttığını kaydetti.

Kahramanmaraş depremlerinden sonra Türkiye’nin deprem bölgesinde ikamet eden Suriyelilerin ülkelerine geçişini kolaylaştırmasının ardından son 2 haftada yaklaşık 40 bin Suriyeli’nin Suriye’nin kuzeybatısında muhalif güçlerin kontrolündeki bölgelere döndüğü bildirildi.

Bab El-Hava sınır kapısında basın sorumlusu olan Mazen Alloush Reuters’e yaptığı açıklamada, Suriyelilerin, Devlet Başkanı Beşar Esad’a muhalif silahlı grupların kontrolündeki dört sınır kapısından geçiş yaptığını söyledi.

Mazen Alloush Pazartesi günü itibarıyla dört sınır kapısı olan Bab el-Hava’dan (Cilvegözü) 13 bin 500, Cerablus’tan 10 bin, Bab El-Selam’dan (Öncüpınar) 7 bin ve Tel Abyad’dan (Akçakale) 7 bin kişinin geçtiğini söyledi.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de, yaklaşık 40 bin Suriyeli’nin ülkelerine döndüğünü doğrulayarak, sayının giderek arttığını kaydetti.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’da, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yaklaşık 42 bin Suriyelinin gönüllü olarak ülkesine döndüğünü bildirdi.

Deprem sonrası sınır kapıları açılmıştı

Türkiye geçen yıl Nisan ayında Ramazan Bayramı öncesinde geçici izinle Türkiye’de bulunan Suriyeliler’in sınırı geçmesini kısıtlamıştı. Ancak Türk yetkililer depremler sonrasında bu bölgede yaşayan Suriyeliler’in geri dönme haklarını kaybetmeden altı aya kadar ülkelerine gitmesine izin verdi.

6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli iki şiddetli deprem Türkiye’de 11 ilde büyük can kayıplarına ve tahribata yol açarken Suriye’de de etkili oldu. İç savaşın yaşandığı ve muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde binlerce can kaybı meydana gelirken milyonlarca insan evlerini ve yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı. Suriye sınırında sadece bir kapının açık olması nedeniyle de ülkeye uluslararası yardımlar son derece sınırlı olarak ulaşabiliyordu.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye’deki deprem mağdurlarına yardım ulaştırabilmek için Şam yönetimi ile varılan anlaşma kapsamında Türkiye sınırındaki Bab El-Selam (Öncüpınar) ve Er-Rae (Ceylanpınar) sınır kapıları da açıldı. Deprem öncesinde bölgeye insani yardım tek açık sınır kapısı olan Bab el-Hava (Cilvegözü) üzerinden yapılabiliyordu.

Kahramanmaraş depremlerinden sonra BM’ye göre Türkiye ve Suriye’de toplam 50 bine yakın kişi hayatını kaybetti. Suriye’nin kuzeyinde toplam 4 milyon kişinin yaşadığını belirten BM’ye göre depremlerden önce de bu bölgede yaşayanların iç savaş nedeniyle insani yardıma ihtiyacı bulunuyordu.

Paylaşın

Dünya Bankası: Depremlerin Türkiye’ye Doğrudan Maliyeti 34,2 Milyar Dolar

Dünya Bankası, 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin 34,2 milyar dolarlık fiziksel tahribata neden olduğunu; yeniden inşa ve toparlanma maliyetlerinin ise iki kat daha yüksek olabileceğini açıkladı.

Dünya Bankası, 9 Şubat tarihinde enkaz kaldırma çalışmaları ve yardımlar için ilk etapta 1 milyar 780 milyon dolarlık bir paket açıklamıştı.

Dünya Bankası’nın Türkiye’deki depremlerle ilgili Afet Sonrası Genel Acil Hasar Tahmin Raporunda (GRADE), bu miktarın 2021 GSYİH’sının yüzde 4’üne denk geldiği belirtilerek doğrudan hasarın yanı sıra enkaz kaldırma ve yeniden imar maliyetinin bu miktarın iki katını bulabileceği tahminine yer verildi.

Raporda, depremin ekonomiye olumsuz etkileri nedeniyle GSYİH’da yaşanacak kaybın ve süren artçı depremlerin de maliyeti artıran etki yaratabileceği uyarısı yapıldı.

Dünya Bankası Grubu ve partner kuruluşların acil destek çalışmalarının koordinasyonu ve Türk hükümetinin yeniden imar planlamalarına destek amacıyla hazırlanan acil değerlendirme raporunda, depremden en ağır etkilenen 11 ilin en yoksul bölgeler arasında olduğuna ve 1,7 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yaptığına da işaret edildi.

“1,25 milyon kişi evsiz kaldı”

Türkiye’deki depremlerin yol açtığı doğrudan maddi hasara odaklanan GRADE raporunda, ayrıca 1 milyon 250 bin kişinin evlerinin yıkılması, ağır ya da orta derece hasar alması sonucu evsiz kaldığı, tahmin edilen hasarın yüzde 81’lik bölümünün Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya ve Adıyaman’da meydana geldiği kaydedildi. Raporda, bu illerde 6 milyon 450 bin kişinin, yani Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 7,4’ünün yaşadığına işaret edildi.

GRADE raporunda hasarın yüzde 53’ünü oluşturan 18 milyar dolarlık bölümünün özel konutları, 9,7 milyar dolar tutarındaki yüzde 28’lik bölümünün ise sağlık kuruluşları, okullar, hükümet binaları ve özel sektöre ait binalar gibi mesken vasfına haiz olmayan yapılarda meydana geldiği kaydedildi. Hasarın 6,4 milyar dolar tutarındaki yüzde 19’luk bölümünün ise yol, enerji, su şebekeleri gibi altyapıda oluştuğu bildirildi.

“Türkiye’nin depreme dayanıklı altyapıya ihtiyacı var”

Raporda, söz konusu doğrudan hasarın ötesinde, depremin ekonomiye daha geniş kapsamlı etkilerinin çok daha yüksek olacağı ve bu zararı hesaplamak için daha derinlemesine değerlendirmelere ihtiyaç olduğu kaydedildi.

Dünya Bankası Grubunun Avrupa ve Orta Asya’dan sorumlu Başkan Yardımcısı Anna Bjerde, “Bu afette yaşanan büyük kayıp ve acı karşısında kalplerimiz Türkiye ve Suriye halklarıyla birliktedir. Kitlesel yardım ve kurtarma çalışmalarına yardım için uluslararası toplumun nasıl harekete geçtiğini görmek cesaret verici. Dünya Bankası Türkiye’deki çalışmalara destek için teknik uzmanlık ve finansmanını derhal devreye sokmuştur” açıklaması yaptı.

Dünya Bankası’nın Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez de, bu afetin Türkiye’nin depremlere karşı yüksek risk altında olduğunu ve altyapının sağlamlaştırılması gerekliliğini bir kez daha hatırlattığını belirtti.

Lopez, “Afet risk yönetiminde dünyada öncü rol oynayan Dünya Bankası, afete dayanıklı bir ekonomik toparlanma sürecindeki çabalarında Türkiye’ye eşlik etme taahhüdüne bağlıdır” açıklaması yaptı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO Üyeliği: Üçlü Görüşmeler 9 Mart’ta Yeniden Başlayacak

Ankara’da Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Szijjarto ile ortak basın toplantısında konuşan Çavuşoğlu, “Üçlü muhtıranın (Türkiye, İsveç, Finlandiya) unsurlarının uygulanıp uygulanmadığı gözden geçirilecek. İki toplantı oldu, üçüncü toplantıyı Kuran yakma eyleminden sonra erteledik. Üçüncü toplantının Brüksel’de olmasında fayda var. 9 Mart’ta düzenlenecek. İsveç’in yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkça görsünler” dedi ve ekledi:

“Terörle ilgili endişelerimizin iki aday ülke tarafından karşılanması gerektiğini söylüyoruz. Diğer müttefiklerimizin de katkıları ile Madrid’de üçlü bir mutabakat muhtırası imzaladık. O günden bu yana özellikle bu üçlü muhtıranın uygulanması konusunda maalesef İsveç tarafından tatmin edici adımlar gelmedi.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Ankara’da ortak basın toplantısı düzenledi.

Çavuşoğlu, “(Üçüncü Daimi Ortak Mekanizma Toplantısı) 9 Mart’ta düzenlenecek. Açıkça herkes, İsveç’in özellikle yükümlülüklerini yerine getirmediğini görsün. O nedenle Brüksel’de yapılmasına biz ‘evet’ dedik” diye konuştu.

Söz konusu mekanizmanın bir müzakere olmadığını belirten Çavuşoğlu, bunun iki ülkenin üyeliği için müzakere amacıyla kurulmadığını, mekanizmanın İsveç ve Finlandiya ile imzalanan muhtıranın uygulanıp uygulanmadığını görmek ve anlamak için kurulduğunu söyledi.

Ancak İsveç’in muhtıranın uygulanması bakımından tatmin edici adımlar atmadığını ifade eden Çavuşoğlu, “Bazı açıklamalar, kararlılık ve yeni hükümet var. Bunları görüyoruz. Diğer taraftan anayasa ve bazı kanunlarda, özellikle terörle mücadele kanunlarında değişiklikler yaptılar. Bu değişikliğin amacı mutabakat muhtırasında açıkça yer aldığı gibi terörizmin finansmanı, terör örgütüne insan devşirme ve terör propagandası gibi hukuka aykırı eylemlerin durdurulması” dedi.

İsveç’te tüm bu faaliyetlere devam edildiğini belirten Çavuşoğlu, Türkiye’nin üyelik sürecini yalnızca Kur’an-ı Kerim yakılmasına bağlamadığını söyledi. Çavuşoğlu, “NATO üyeliği konusunda taahhütler var. Bizim bu adımları görmeden İsveç’in NATO üyeliğine ‘evet’ dememiz mümkün değil” diye konuştu.

İsveç ve Finlandiya’nın üyelik sürecini birbirinden ayırabileceklerini yineleyen Çavuşoğlu, “Cumhurbaşkanı Erdoğan da açıkça söyledi. Peter’a (Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto), Blinken’a (ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken) ve NATO Genel Sekreteri’ne (Jens Stoltenberg) söyledik. ‘İsveç ve Finlandiya’nın üyelik sürecini ayırabiliriz’ dedik. Finlandiya’nın üyeliğine İsveç’e göre daha olumlu baktığımızı bizzat sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan da söylemişlerdir” ifadelerini kullandı. Bakan Çavuşoğlu, “sorunlu olanla, az sorunlu olanı ayırdıklarını” sözlerine ekledi.

Temmuz hedefi

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Erdoğan ile gerçekleştirdikleri görüşmelerde Finlandiya, İsveç ve Türkiye’nin Mart ayında bir araya gelmesi konusunda mutabık kaldıklarını belirtmişti. Stoltenberg bu toplantıda, “Türkiye’nin İsveç’in üyelik protokolünün onaylanması konusunda karşılaşılan güçlüklerin ele alınacağını” belirtti. Litvanya’da 11 ve 12 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek NATO zirvesine işaret eden Stoltenberg, hem Finlandiya’nın hem de İsveç’in o zirvede İttifak’a tam üye olmasını hedeflediğini söylemişti.

NATO’ya katılmak için geçen Mayıs ayında birlikte resmi başvuruda bulunan İsveç ve Finlandiya, üyeliklerine güvenlik gerekçeleriyle karşı çıkan Türkiye ile şu ana kadar iki kez Daimi Ortak Mekanizma Toplantısı gerçekleştirdi. Üç ülkenin geçen Haziran ayında Madrid’deki NATO zirvesinde imzaladığı mutabakat kapsamında yapılan toplantılarda İsveç ve Finlandiya verdikleri çeşitli taahhütlerle Ankara’nın çekincelerini gidermeye çalışıyordu.

Ancak Türkiye, İsveç’in başkenti Stockholm’deki Türk Büyükelçiliği önünde gerçekleştirilen Kur’an yakma eylemi üzerine Ocak ayında üçlü görüşmeleri askıya aldı. Bu eylemin ardından İsveç’in Türkiye’den NATO üyeliğine izin vermesini beklememesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, Ankara’nın Finlandiya konusundaysa farklı bir tutum sergileyebileceğinin sinyalini vermişti.

Finlandiya ise NATO’ya İsveç’le birlikte katılma planından vazgeçmemekte kararlı olduğunu göstermişti.

Finlandiya ve İsveç’in üye olabilmesi için NATO bünyesindeki 30 ülkenin onayı gerekiyor. Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerine Türkiye dışında meclis onayı vermeyen tek ülke Macaristan. Budapeşte, Macar meclisindeki oylamanın Mart ayının ikinci yarısında yapılabileceği mesajı vermişti.

Paylaşın

“Gıda Ürünlerinde Fiyat Baskısı Artarak Devam Edecek”

Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Sencer Solakoğlu, gıda fiyatları üzerindeki enflasyonist baskının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini söyledi.

Gerek et gerekse süt ürünleri üzerindeki fiyat baskısının durdurulamayacağını ifade eden Solakoğlu, ”Çünkü normal zamanında yapılması gereken zamları devlet engelledi. Devletin çiftçileri korumak için kurulmuş kurumlarını kullanarak çiftçilerin fiyatları aşağıda tutmasını sağladılar. Bu dönemde zarar eden çiftçiler üretimden çıkmak zorunda kaldı” dedi.

Türkiye’de gıda fiyatlarının dünyadakinin aksine sürekli artıyor olmasının ana sebeplerinden birinin üretimde yaşanan daralma olduğuna işaret eden Sencer Solakoğlu, ”Yani sadece ekonomide yaşanan yüksek enflasyon sorunu değil, tarımsal ve hayvansal üretimdeki arz sıkıntısı da fiyatların artmasına neden oluyor. Ne yazık ki bu fiyat artışlarını yaşamaya da devam edeceğiz” dedi.

Sektör olarak seçime kadar geçecek süreçte gıda üretimi konusunda iyileştirici bir adım öngörmediklerini dile getiren Solakoğlu, ”Fiyatları baskılamaya yönelik her hamle daha kötü etkilere yol açacak. Ne yazık ki böyle kötü bir süreç içindeyiz” şeklinde konuştu.

Bulunduğu coğrafyanın en büyük tarım ve hayvancılık ülkelerinden biri olan Türkiye, son dönemde rekor seviyeye ulaşan gıda enflasyonu nedeniyle bitkisel ve hayvansal ürün fiyatlarında dünyanın en pahalı ülkelerinden biri hâline geldi. Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yapılan açıklamada, küresel gıda fiyatlarının 10 aydır istikrarlı bir şekilde gerilediği yıllık bazdaki düşüşün yüzde 3,2’ye ulaştığı belirtiliyor.

Türkiye’de ise Ocak 2023 itibarıyla gıda enflasyonundaki yıllık artış yüzde 70’i aşmış durumda. 6 Şubat’taki 11 ili etkileyen Kahramanmaraş depremi sonrasında ise ülke genelinde gıda fiyatlarındaki yükselişin artarak devam edeceği öngörülüyor.

TÜİK’in Ocak 2023 verilerine göre, gıda enflasyonu aylık bazda yüzde 6,6 yükselirken, yıllık bazda yüzde 71 arttı. Aylık bazda en hızlı yükseliş yüzde 11 ile ‘diğer işlenmemiş gıda’ kategorisinde yer alan beyaz ve kırmızı et, balık, süt, yumurta, bakliyat ve tahıl çeşitlerinde gözlendi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) verilerine göre ise son 1 ayda patlıcanın fiyatı yüzde 80, yeşil fasulye yüzde 47, kabak yüzde 44, salatalık yüzde 42, domates yüzde 29, sivri biber yüzde 27, havuç yüzde 21, 4 ve limon fiyatı yüzde 18’e yakın arttı.

TÜİK’in 15 Şubat’ta açıkladığı 2023 Ocak dönemine ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’ne (Tarım-ÜFE) göre ise Tarım-ÜFE’de bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 142,84 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 139,25 artış gerçekleşti. Ocak 2023’te, endekste kapsanan 86 maddeden, 15 maddenin ortalama fiyatında azalış, 67 maddenin ortalama fiyatında ise artış yaşandı.

”Küçük aile işletmeciliği yok oldu”

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran konuşan Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Hasan Murat Kapıkıran’a göre, gıda fiyatlarındaki durdurulamayan artışlar son 20 yıldır uygulanan tarım politikalarının bir sonucu.

Türkiye’de hem bitkisel hem hayvansal tarımda küçük aile işletmeciliğinin neredeyse yok olduğunu öne süren Kapıkıran, ”Gençler bu alanlardan çekildi, anne babalar ise yaşlandı ve üretimi bıraktı. Uygulanan destek politikaları yetersiz kaldı, tarımsal üretim aileler için verimsiz bir işe döndü. Üreticiyi temel almayan bir politika uygulandığı müddetçe yüksek gıda enflasyonunu yaşamaya daha uzun yıllar devam edeceğiz” diye konuşuyor.

Türkiye’de geçmişte çiftçilerin tarımsal üretimdeki yem ve gübre gibi temel girdilerin birçoğunu kamu kurumları üzerinden temin edebildiğini hatırlatan Kapıkıran, ”Bu alanların özel sektöre devredilmesi ile çiftçilerin ihtiyacı olan girdilerin kontrolü şirketlere geçti. Böylelikle üretmek pahalandı, bu da ürün fiyatlarına yansıdı ve yansımaya devam edecek” diyor.

”Depremzede çiftçilere destek verilmeli”

Son yıllarda ülke genelinde tarım arazilerinin ve sulak alanların imara açılmasının, tarımsal üretim yapılması gereken yerlere oteller, madenler, otoyollar ve havalimanları yapılmasının tarımsal üretimde daralmanın önünü açan bir diğer etken olduğuna işaret eden Kapıkıran, şunları söylüyor:

”Yerli üretim azaldıkça gıdada ithalata yöneliyoruz. Türk Lirası’nın değeri düştükçe bizim maliyetlerimiz artıyor ve bu da gıda ürünlerinde fiyatları giderek artırıyor. Deprem ile birlikte bölgede yaşanan göç ne yazık ki tarımsal üretimde büyük bir zafiyet ortaya çıkaracak. Bu bölge tarımsal üretimin yaklaşık yüzde 20’sini sırtlıyordu. Mart ayı ile birlikte bölgede pek çok ürünün ekim dönemi başlayacak. Mutlaka şimdiden burada kalan çiftçiler için yeni desteklerin oluşturulması gerekiyor. Aksi takdirde üretimdeki maliyet artışları zaten yüksek olan gıda enflasyonunu daha da artıracak.”

Dünyada ilk sıralarda yer alıyor

Türkiye, rekor seviyelere ulaşan ve deprem sonrasında daha da artması beklenen gıda enflasyonunda dünya liginde ilk sıralarda bulunuyor. Dünya Bankası verilerine göre, Türkiye dünyada gıda enflasyonu en yüksek ilk 10 ülke arasında yer alıyor. İlk sırada yüzde 285’lik gıda enflasyonu ile Zimbabve yer alırken, bu ülkeyi yüzde 158 ile Venezuela, yüzde 143 ile Lübnan, yüzde 95 ile Arjantin ve yüzde 81 ile İran izliyor. Türkiye ise yüzde 71 seviyesindeki gıda enflasyonuyla altıncı sırada yer alıyor. Türkiye G-20 ülkeleri içerisinde ise Arjantin’in hemen ardından ikinci sırada yer alıyor.

”Zarar eden çiftçiler üretimden çıktı”

Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Sencer Solakoğlu, gıda fiyatları üzerindeki enflasyonist baskının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini söylüyor.

Gerek et gerekse süt ürünleri üzerindeki fiyat baskısının durdurulamayacağını ifade eden Solakoğlu, ”Çünkü normal zamanında yapılması gereken zamları devlet engelledi. Devletin çiftçileri korumak için kurulmuş kurumlarını kullanarak çiftçilerin fiyatları aşağıda tutmasını sağladılar. Bu dönemde zarar eden çiftçiler üretimden çıkmak zorunda kaldı” diye konuşuyor.

”Gıdada fiyat artışları devam edecek”

Türkiye’de gıda fiyatlarının dünyadakinin aksine sürekli artıyor olmasının ana sebeplerinden birinin üretimde yaşanan daralma olduğuna işaret eden Sencer Solakoğlu, ”Yani sadece ekonomide yaşanan yüksek enflasyon sorunu değil, tarımsal ve hayvansal üretimdeki arz sıkıntısı da fiyatların artmasına neden oluyor. Ne yazık ki bu fiyat artışlarını yaşamaya da devam edeceğiz” diyor.

Sektör olarak seçime kadar geçecek süreçte gıda üretimi konusunda iyileştirici bir adım öngörmediklerini dile getiren Solakoğlu, ”Fiyatları baskılamaya yönelik her hamle daha kötü etkilere yol açacak. Ne yazık ki böyle kötü bir süreç içindeyiz” şeklinde konuşuyor.

Türkiye’nin hayvan varlığı azalıyor

Türkiye’de özellikle et ve süt ürünlerinde fiyatları yükselten etkenlerden biri de ülke genelinde hayvan sayısında düşüş yaşanması. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 9 Şubat’ta yayınladığı 2022 yılına ait Hayvansal Üretim İstatistikleri’ne göre büyükbaş, küçükbaş ve kümes hayvanı sayılarında ciddi küçülmeler yaşanıyor.

TÜİK verilerine göre, Türkiye’nin toplam hayvan varlığı 2021 yılında 75 milyon 759 bin 569 baş iken, bu sayı 2022’de 73 milyon 472 bin 214’e düştü. Böylelikle Türkiye’nin hayvan varlığı bir yılda yüzde 3 kayıpla 2 milyon 287 bin 355 baş azalmış oldu.

11 ili etkileyen Kahramanmaraş depremi ise hayvansal üretime bir darbe daha vurmuş oldu. Depremin vurduğu bölge Türkiye’nin büyükbaş hayvan varlığının yüzde 12’sini, küçükbaş hayvan varlığının ise yüzde 16’sını oluşturuyor. Deprem ile birlikte bölgede ciddi bir hayvan kaybı yaşandığı tahmin ediliyor. Ancak bu konuda henüz resmi bir sayım veya tespit yapılmış değil.

Deprem bölgesinde kaç hayvanın telef olduğunu şu anda tespit edecek hiçbir merci olmadığını dile getiren TÜSEDAD Başkanı Sencer Solakoğlu, ”Şu an Türkiye’de bölgelere göre nerede, ne kadar hayvan varlığı olduğunu bilemiyoruz. Yani kimse Adana’da şu kadar hayvan var, Hatay’da bu kadar hayvan var diye net bir rakam veremez” diyor.

”Yerli üretime pozitif ayrımcılık yapılmalı”

Hem büyük hem de küçük baş hayvancılığın yapıldığı deprem bölgesinde daha önce 3, 4, 5 hayvanlı ahırlarda hayvancılık faaliyetleri yapıldığını ifade eden Solakoğlu, şu görüşleri dile getiriyor:

”Artık hayvancılık, 30-40 hayvan varlıklı ahırlarda, kooperatifçilik modeliyle çiftçilere bir yüzde verilerek yapılmalı. Ürünlerine de ulusal ve yerel marketlerde ‘pozitif ayrımcılık’ yapılarak satış desteği verilmeli.

Markalaşma çalışmalarında da pazarlama desteği almalı çiftçi. Bu alanda çalışan çifti sayısı zaten azdı ve yaşlıydı. Bu felaketten sonra kalanlar hayvancılık yapmak istemeyebilir. Hem onları hem de geri dönüp hayvancılık yapmak isteyen gençleri teşvik etmek için cazip yeni bir modele geçilmeli.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Depremler İçin ”Kıyamet’ Benzetmesi

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerden etkilenen Hatay’ı ziyaret eden Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü David Beasley, ziyaret sonrası yaptığı açıklamada bölgede gördüklerini “kıyamet” olarak tanımladı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre, Roma merkezli WFP’den yapılan yazılı açıklamada, Beasley’in “Bugün gördüklerimi tarif etmemin tek bir yolu var: Kıyamet. Mahalleler dümdüz olmuş, evler yıkılmış, okullar ve dükkanlar kapalı, hayatlar parçalanmış durumda. Buradaki yıkımın ölçeği gerçekten anlaşılmaz boyutta” sözlerin yer verildi.

Açıklamada, “Dünya, buradaki insanları desteklemek için ivedilikle seferber olurken, bu depremin etkisi aylarca, yıllarca hissedilecek” ifadesi kullanıldı.

Beasley, depremden etkilenen 12 yıldır savaşın devam ettiği Suriye tarafındaki durum için ise “felaket üstüne felaket” değerlendirmesini yaptı.

Suriye’ye 380 ton un, pirinç ve yardım taşıyan 21 TIR’lık konvoyun geçişine eşlik eden Beasley,13 Şubat’ta yeniden açılan sınırdan Suriye’nin kuzeybatısındaki bölgelere 180 kamyon yardım taşıdığını paylaştı.

Açıklamada, WFP’nin Türkiye’deki depremzedelerin gıda ve nakit yardımından faydalanması için 80 milyon dolara, Suriye’de depremden etkilenen 800 bin kişinin 6 ay boyunca desteklenmesi için 150 milyon dolara ihtiyaç duyduğu ifade edildi.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) de Kahramanmaraş depremleri sonrasında tahminen 1,5 milyon kişinin evsiz kaldığını açıklamıştı. Depremlerde 520 bin daireli 160 bini aşkın binanın yıkıldığını ya da ağır hasar gördüğünü bildiren UNDP, 500 bin yeni konut inşasına ihtiyaç olduğunu kaydetmişti.

Can kaybı 44 bin 374’e yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Başkanı Yunus Sezer, Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin açıklamalarda bulundu. Sezer’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Şu ana kadar 10 bine yakın artçı sarsıntı gerçekleşmiş durumda. 21 bine yakın binada arama kurtarma çalışmaları tamamlandı.

Bu süreçte 44 bin 374 insanımızı kaybetmiş durumdayız. Şu anda 8 bin 182 arama kurtarma personeli çalışmalara eşlik etmektedir.

Barınma ile ilgili olarak hem çadır kentleri yoğunlukla kuruyoruz. Günlük ortalama 10 binin üzerinden bölgeye çadır sevk ediyoruz.

Şuan 287 tane çadır kentimiz var bölgede. Hedefimiz 100 bin üzerinde konteyneri faaliyete geçirmek.

Bununla ilgili 143 alan tespit edildi 97’sinde alt yapı çalışmaları devam ediyor. Hem barınma hem de diğer ihtiyaçların karşılanması şeklinde çalışmalarımız devam ediyor.

Bölgede Kızılayımızın koordinesinde beslenme olarak bakanlıklarımızla 80 milyon 965 bin sıcak yemek ve 14 milyon 965 bin kumanya paketi bölgede dağıtılmaktadır.”

Paylaşın