Türkiye, Hukukun Üstünlüğünde 118. Sıraya Geriledi

Hukukun üstünlüğü sıralamasında, 2024 yılında 117. sırada yer alan Türkiye, 2025 yılında 118. sıraya geriledi. 2015 yılında 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project – WJP) 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi raporu, Türkiye’nin son on yıldaki karnesini gözler önüne serdi. Salı günü yayımlanan verilere göre Türkiye, 2024’te 117. sırada bulunurken bu yıl bir sıra daha gerileyerek 143 ülke arasında 118. sıraya düştü. Raporun en çarpıcı detayı ise 10 yıllık gerileme oldu. 2015’te 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde yer alan 15 ülke arasında 14’üncü; üst-orta gelir grubundaki 41 ülke arasında ise 37’nci sırada bulunuyor. Bu veriler, Türkiye’nin hem küresel hem bölgesel sıralamalarda son sıralarda yer aldığını gösteriyor.

Türkiye, 2015 yılında aynı endekste 0,46 puanla 80’inci sırada yer alıyordu. Aradan geçen on yılda puanı kademeli olarak düşerken, sıralamada toplam 38 basamak geriledi. Özellikle 2016’daki 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan olağanüstü dönem, Türkiye’nin hukuk devleti göstergelerinde en keskin düşüşü getirdi. Ülke, o yıl yalnızca bir yılda 19 sıra birden gerileyerek 99’uncu sıraya düşmüştü.

Endekste ülkeler; hükümetin yetkilerinin sınırlandırılması, yolsuzlukla mücadele, açık yönetim, temel haklar, güvenlik, düzenleyici uygulamalar, medeni adalet ve ceza adaleti olmak üzere sekiz ana başlıkta değerlendiriliyor.

750×444-cmsv2-a95bd82b-eea4-549b-9cfd-2a5eef9b3bdd-9527682.webpTürkiye’nin 2025’e ait WJP endeksi
Türkiye, bu başlıklar arasında özellikle “Temel Haklar” kategorisinde kötü bir performans sergiledi ve 143 ülke arasında 134’üncü sırada yer aldı. Bu başlık, ayrımcılığın önlenmesi, adil yargılanma hakkı, ifade ve inanç özgürlüğü, toplanma hakkı, mahremiyetin korunması ve çalışma haklarının güvence altında olması gibi göstergeleri kapsıyor.

Türkiye, 2024–2025 döneminde puanı yüzde 1,9 oranında düşen ülkeler arasında yer aldı. Bu oranla Türkiye, Sırbistan’ın ardından hukukun üstünlüğünde en çok gerileyen ikinci ülke oldu.

Benzer şekilde Macaristan ve Burkina Faso yüzde 2,0, ABD ve Meksika yüzde 2,8, Sudan yüzde 4,4, Rusya ise yüzde 4,9 oranında düşüş kaydetti. Buna karşın, Dominik Cumhuriyeti yüzde 2,1 artışla hukukun üstünlüğünde en çok ilerleme kaydeden ülke oldu.

Senegal, Sierra Leone, Bangladeş, Gabon ve Kuzey Makedonya gibi ülkeler de küçük ama istikrarlı iyileşme gösterdi.

Dünya Adalet Projesi, endeksteki genel tabloya ilişkin yaptığı açıklamada, son bir yılda küresel düzeyde hukukun üstünlüğü göstergelerinde gerileme eğiliminin sürdüğünü belirtti. Kurumun raporuna göre, “demokratik kurumların zayıflaması, yargı bağımsızlığının gerilemesi ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların artması, birçok ülkede gerilemenin temel nedenleri arasında.”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’nin Adaylık Süreciyle İlgili Çarpıcı Rapor

Avrupa Birliği’nin (AB) “2025 Aktüel Durum” başlıklı raporunda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu görüldü.

Raporda, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı.

Raporda ayrıca, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB), “2025 aktüel durum” başlıklı genişleme raporunu yayınladı. Raporda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Ukrayna) arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu ve yanına “Adaylık süreci durduruldu” notunun düşüldüğü görüldü.

AB, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı. Raporda, özellikle demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarındaki ciddi gerilemeye dikkat çekildi:

Tartışmalı ceza kanunu maddelerinin kaldırılması veya değiştirilmesi gerektiği belirtildi. Bir Avrupa demokrasisinde eleştirmenlerin ve akademisyenlerin siyasi zulme uğramasının kabul edilemez olduğu net bir dille ifade edildi.

Türkiye’nin AB’den giderek uzaklaştığı vurgulanarak, “demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı bağımsızlığı alanında ciddi gerilemeler yaşanması nedeniyle başka fasılların açılmasının söz konusu olamayacağı” kaydedildi.

Raporda, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtilirken, ülkenin “ayrı bir partner olarak tutulmasının ise faydalı olduğuna” değinildi.

Raporda, diğer aday ülkelerden Sırbistan ve Karadağ’ın üyelik sürecinde en ileri seviyede olduğu; Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un ise başlangıç sinyalini beklediği ifade edildi. Ukrayna ve Gürcistan ile müzakerelerin geçen yıl başlatıldığı hatırlatıldı.

Paylaşın

Türkiye, İngiltere’den Eurofighter Typhoon Alıyor

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin Türkiye’ye 20 savaş uçağı satacağını söyledi. Keir Starmer, anlaşmanın toplam 10.7 milyar dolara karşılık geldiğini kaydetti.

İngiltere Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, Türkiye’nin savaşı uçağı siparişinin “bir nesil sonra en büyük savaş uçağı anlaşması” olarak nitelendirildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Türkiye’nin İngiltere’den 20 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı almasına yönelik anlaşmayı imzaladı.

Starmer’in ofisinden yapılan açıklamada, Türkiye’nin bu uçaklar için 8 milyar sterlin ödeyeceği duyuruldu.

Erdoğan, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Eurofighter Typhoon savaş uçaklarının tedarikine dair uygulama düzenlemeleri heyetlerarası görüşmelerde imzalandı. Birleşik Krallık ile bu iş birliğimizin savunma sanayiinde müşterek projelere de kapı aralayacağına inanıyorum. Bu mutabakatı iki yakın müttefik olarak aramızdaki stratejik ilişkilerin yeni bir nişanesi olarak görüyorum” dedi.

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İngiltere ile imzalanan anlaşmayla eş zamanlı olarak Katar ve Umman’dan da Eurofighter Typhoon savaş uçağı alınacağını duyurdu. Güler, Türkiye’nin Katar ve Umman’dan 12’şer, İngiltere’den 20 olmak üzere toplamda 44 Eurofighter Typhoon alımı yapacağını açıkladı.

Eurofighter uçaklarının İngiltere’de son montajının yapıldığı fabrikada üretim Temmuz ayında durmuştu.

BAE Systems’in Lancashire’daki Warton üretim tesisi, “İngiltere içinden ya da dışarıdan yeni sipariş gelmemesi” nedeniyle üretim bandını durdurmuştu. İşçileri temsil eden sendika Unite, tesiste çalışan yüzlerce işçinin başka üretim tesislerine ya da Kraliyet Hava Kuvvetleri üslerine gönderildiğini aktarmıştı.

Sendika, 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, Eurofighter ve F-35 üreten fabrikalardaki mühendis ve işçilerin, BAE Systems ile ücretlerde anlaşamamaları üzerine grev kararı aldıklarını açıkladı. Unite, üretim ve kalite kontrolün de dahil olduğu dört departmanın katılacağı grevin ilk aşamasının 5-25 Kasım arasında yapılacağını duyurdu.

Sendikadan yapılan açıklamada “Bu üretimi aksatacak ve üretim tesislerini durma noktasına getirecektir” denildi. Çalışanlar BAE’in %3,6’lık zam teklifini “enflasyon oranının altında olması” nedeniyle reddetti.

Paylaşın

Demirtaş Ve Yüksekdağ’ın Sürece Desteği Tam

DEM Parti İmralı Heyeti, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yeni sürece desteklerinin tam olduğunu açıkladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan ve Mithat Sancar, dokuz yıldır tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile görüştü.

Heyet eski Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ve eski HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’i de cezaevinde ziyaret etti.

İmralı Heyeti tarafından ziyaretlerin ardından yazılı açıklama yapıldı. Ziyaretlerin son derece verimli geçtiğini belirten Heyet, “Arkadaşlarımız, yüreği özgürlük, barış ve demokrasi için atan herkese en içten selam ve sevgilerini iletti” dedi.

İmralı Heyeti’nin yazılı açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:

“Görüşmelerde esas olarak barış sürecine dair bilgi paylaşımı ve fikir alışverişinde bulunduk. Sevgili Selahattin Demirtaş, sürece desteğinin tam olduğunu vurguladıktan sonra, sürecin başarıya ulaşması, barışın ve demokrasinin tesisi için her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğunu ifade etti.

Sevgili Figen Yüksekdağ da barışın ve demokratik toplumun inşası konusunda umudunu koruduğunu, bu yolda desteğinin ve katkısının güçlü bir şekilde devam edeceğini belirtti.

Suçsuzlukları hukuken de sabit olan arkadaşlarımızın hala cezaevinde tutulması hiçbir gerekçeyle açıklanamaz, hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu açık adaletsizliğin bir an önce ortadan kaldırılması, arkadaşlarımızın barış ve demokrasi yürüyüşüne özgür şartlarda katılması acil talebimiz ve beklentimizdir.”

Paylaşın

Türkiye, Dini Azınlıkların Ayrımcılığa Maruz Kaldığı Ülkeler Arasında

“Kirche in Not”un raporunda, Türkiye, Mısır, Etiyopya, Vietnam, Rusya gibi ülkelerle birlikte dini azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilen 38 ülke arasında sayıldı.

Uluslararası Katolik yardım kuruluşu “Kirche in Not”, 2025 yılı din özgürlüğü raporunu yayımladı. Dünya çapında 62 ülkede din özgürlüğü hakkının ihlal edildiği tespitine yer verilen raporda ihlallerin daha çok Afrika ve Asya ülkelerinde görüldüğü kaydedildi.

Raporun baş editörü Marta Petrosillo, dünyada 5 milyar 400 milyon insanın, başka bir deyişle dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 65’inin din özgürlüğünün ihlal edildiği ülkelerde yaşadığını kaydetti.

Vatikan ile bağlantılı bir kurum olan Kirche in Not’un raporunda din özgürlüğüne yönelik ihlaller “hoşgörüsüzlük, ayrımcılık ve takibat” olmak üzere üç grupta sınıflandırıldı.

Türkiye; Mısır, Etiyopya, Vietnam, Rusya gibi ülkelerle birlikte dini azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilen 38 ülke arasında sayıldı.

Aralarında Çin, Hindistan, Nijerya ve Kuzey Kore’nin de bulunduğu 24 ülke ise dini azınlıkların takibata maruz kaldığı “en kötü” olarak sınıflandırılan kategoride yer aldı. Bu ülkelerin yüzde 75’inde durumun, son rapordan bu yana daha da kötüleştiğine işaret edildi.

Raporda, Batılı sanayi ülkelerinde de din özgürlüğü hakkına yönelik ihlallerin arttığı kaydedildi. Özellikle Hamas’ın İsrail topraklarına saldırdığı ve Gazze savaşının başladığı 7 Ekim 2023 tarihinden sonra İslam karşıtı ve antisemit nefret suçlarının güçlü bir şekilde arttığına dikkat çekildi. Almanya’da Gazze savaşı bağlantılı, sinagog ve camilere yönelik saldırı, taciz, internette nefret söylemi gibi toplam 4 bin 369 ceza vakasının kayıtlara geçtiği, bu sayının 2022’de sadece 61 olduğu kaydedildi.

Fransa’da da antisemit eylemlerin son iki yılda rekor seviyelere çıktığına işaret edilen raporda İslam karşıtı nefret suçlarının yüzde 29 arttığı, antisemit nefret suçlarının yüzde 1000 oranında artış gösterdiği belirtildi.

Raporda, “Bir temel hak olan din özgürlüğü sadece üçüncü dünya ülkelerinde değil, sanayi ülkelerinde de ihlal edilmektedir” denildi.

Rapora göre Batılı ülkelerde Hristiyanlara ve kiliselere yönelik saldırılarda da belirgin artış yaşandı. 2023 yılında Fransa’da Hristiyanlık karşıtı yaklaşık 1000 eylem kayıtlara geçerken Yunanistan’da kiliselere yönelik 600’ün üzerinde vandallık olayı yaşandı. Kanada’da da 2021-2024 arasında 24 kilisenin kundaklandığı belirtildi. İspanya, İtalya, İngiltere ve Hırvatistan’da da benzer eğilimler gözlemlendiği, din adamlarının, ibadet yerlerinin saldırıya uğradığı kaydedildi.

Kirche in Not’un İtalya bölümü başkanı Sandra Sarti, son 25 yılda din özgürlüğünde olumsuz yönde gelişmeler kaydedildiğini belirterek din özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların zorunlu göçün de temel nedenlerinden biri olduğuna vurgu yaptı.

1947 yılında kurulan Kirche in Not, Papalık hukukuna göre vakıf statüsüne sahip. Sadece bağışlarla finanse edildiğini belirten kuruluş, 1999 yılından bu yana yaklaşık 200 ülkede din özgürlüğünü mercek altına alıyor ve iki yılda bir raporlaştırıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Otomobilden Konuta Yeni Vergiler Geliyor

AK Parti’nin bazı vergi istisnalarının kaldırılması ve vergi dışında kalan alanların vergi kapsamına alınmasına yönelik düzenlemesi, bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) ele alınacak.

AKP milletvekilleri, vergi kanununda değişiklik öngören kanun teklifini geçen hafta TBMM Başkanlığına sunmuştu. Teklif 21 Ekim Salı günü Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek.

Düzenleme ile konut kira gelirlerine uygulanan istisnanın kaldırılması hedefleniyor. Daha önce 2025 yılı için 47 bin TL’ye kadar olan kira gelirleri vergiden muaf tutuluyordu. Yeni paket ise, emekli konut sahipleri hariç kira geliri ne kadar olursa olsun gelir vergisi ödenmesini öngörüyor.

İşverenlere Hazine’den sağlanan yüzde 4’lük Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim desteği de yüzde 2’ye düşürülüyor. İmalat sektörü için ise sigorta primlerine yönelik yüzde 5’lik destek aynen sürdürülecek.

Teklif daha önce alınmayan yeni harçlar da getiriyor. Buna göre; muayenehane, poliklinik, ağız ve diş sağlığı merkezleri ile veteriner hekim muayenehane, poliklinik ve hayvan hastanesi ruhsatları yıllık harca tabi olacak. Mevcut durumda ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları ile ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşlarına ait belgeler; ayrıca veteriner hekim muayenehane ve poliklinikleri ile hayvan hastanelerine verilen ruhsatlar harca tabi değildi.

Değişiklik ile; her yıl için muayenehane uygunluk belgesi 20 bin lira, özel poliklinik ruhsatnamesi 30 bin lira, özel tıp merkezi ruhsatnamesi 50 bin lira olacak. Ağız ve diş sağlığı muayenehanelerinden her yıl alınacak bedel 20 bin lira, ağız ve diş sağlığı polikliniklerinden 30 bin lira, ağız ve diş sağlığı merkezlerinden 40 bin lira, ağız ve diş sağlığı hastanelerinden 40 bin lira olacak. Bu harçlar, büyükşehir belediyesi olan illerde bir kat artırımlı olarak uygulanacak.

Her yıl için veteriner hekim muayenehane ruhsatı 10 bin lira, veteriner hekim poliklinik ruhsatı 20 bin lira, hayvan hastanesi ruhsatı ise 40 bin lira olarak belirlendi.

Özel hastane ve laboratuvarlar ile turizm işletmeleri için verilen işletme belgelerine ilişkin harçlar da yıllık hale getiriliyor. Normalde bu tesisler için yalnızca ruhsat alımında tek seferlik harç ödeniyordu.

Kuyum ve ikinci el motorlu kara taşıtı ve taşınmaz ticareti yetki belgelerinden de yıllık harç alınacak. Buna göre, her yıl için şubeler dahil kuyum işletmeleri adına düzenlenen yetki belgelerinden 30 bin lira; ikinci el motorlu kara taşıtı ile taşınmaz ticareti için şubeler dahil düzenlenen yetki belgelerinden ise 20 bin lira alınacak. Bu harçlar da büyükşehir belediyesi olan illerde bir kat artırımlı uygulanacak.

Tasarının yasalaşmasıyla, noterler tarafından gerçekleştirilen ikinci el araçların satış ve devir işlemlerine ilişkin harç istisnası da kaldırılacak. Buna göre; noterde yapılan sıfır araçların ilk tescili işlemlerinden ve ikinci el araçların satış ve devrine ilişkin işlemlerden, bin liradan az olmamak üzere satış ve devir bedeli üzerinden nispi harç alınacak.

Paket Cumhurbaşkanı’na, Bireysel Emeklilik Sistemi’nde (BES) halen yüzde 30 olan devlet katkısı oranını sıfıra kadar indirme veya yüzde 50’ye kadar artırma yetkisi de veriyor.

Yeni düzenleme ile, vakıf üniversitelerinde hazırlık dönemi hariç eğitim ücretlerini belirleme yetkisi Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) bırakılıyor. YÖK fiyat belirlerken haziran ayı yıllık üretici fiyat endeksi (ÜFE) artışı ile aynı ayın yıllık tüketici fiyat endeksi (TÜFE) artışı ortalamasını dikkate alacak.

Paylaşın

Türkiye’de Yağışlar Son 52 Yılın En Düşük Seviyesine Geriledi

2025 Su Yılı Raporu’na göre metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm oldu ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Bu değer son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından, 1 Ekim 2024 – 30 Eylül 2025 dönemini kapsayan “2025 Su Yılı Raporu” geçen hafta açıklandı. Rapor, Türkiye’nin ciddi bir kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre, metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm oldu ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Bu değer son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. Yağışlarda en büyük düşüş sırayla; yüzde 53 ile Güneydoğu Anadolu, yüzde 35 ile İç Anadolu ve yüzde 34 ile Marmara bölgelerinde gözlemlendi.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Türkiye’nin son yıllarda giderek derinleşen bir kuraklık döngüsüne sürüklendiği uyarısında bulunuyor.

Ülkenin üçte ikisinden fazlasının yıllık su açığıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Prof. Türkeş, “İklim değişikliğinin etkisiyle bu oran (su açığı yaşayan bölgeler) önümüzdeki 20–25 yıl içinde yüzde 80’e ulaşabilir. Bu tablo yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir kriz anlamına geliyor” diyor.

Türkeş’in verdiği bilgilere göre, Akdeniz ikliminin egemen olduğu Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu’nun büyük bölümü Türkiye’de kuraklıktan en fazla etkilenen alanlar arasında. Güney Marmara ve Doğu Anadolu’nun güney kesimlerinin de bu riskli kuşağa eklenebileceğini ifade eden Türkeş, “Kuraklık olasılığı açısından en kırılgan bölgeler ise Güneydoğu Anadolu, Akdeniz kıyıları ve Batı Anadolu” değerlendirmesini yapıyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün raporuna göre geçen 12 aylık dönemde; Bilecik, Çorum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Kayseri, Kırşehir, Kilis, Mardin, Nevşehir, Şanlıurfa, Van, Batman, Edirne, Tekirdağ, Siirt, Şırnak ve Çanakkale’de 65, Kırıkkale’de 64, Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Bursa, Kahramanmaraş, Karaman, Osmaniye’de 52, Aksaray, Konya, Niğde’de 51, Hakkari 50, Yalova’da son 40 yılın en düşük yağış seviyeleri görüldü.

Raporda, Doğu Anadolu’da kar örtüsünün azalması ve ani sıcaklık değişimlerinin yeraltı su kaynakları için ciddi risk oluşturduğuna işaret edilirken; Ege ve Akdeniz’de ise yaz kuraklıkları ve yeraltı suyu kullanımının artmasının tarımsal üretim ve su kalitesi üzerinde baskı yaptığına dikkat çekildi.

İç Anadolu’da özellikle Konya Ovası’nın tarımsal sulamadaki verimsizlik nedeniyle yılda milyonlarca metreküp su kaybettiği ifade edilen raporda, Ege ve Akdeniz’deki turizm bölgelerinde ise kişi başına günlük 600 litreyi aşan su tüketiminin yaz aylarında su bütçesinde ciddi dengesizlik yarattığı tespiti yapıldı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’deki su krizinin temelinde yönetim eksikliği ve plansızlık olduğunu söylüyor.

Türkiye’de yerel yönetimlerin su yönetimine dair sürdürülebilir bir planı bulunmadığını ifade eden Prof. Kadıoğlu, “Yerel yönetimler yıllık su bütçesi hazırlamıyor, aylık ya da mevsimsel su tahminleri yapmıyor. Sonra barajlar ve göller kuruyunca suçu tamamen iklim değişikliğine atıyoruz” diyor.

Sorunun sadece iklim değişikliğinden kaynaklanmadığını, asıl problemin plansızlık olduğunu vurgulayan Kadıoğlu, “İklim değişikliği tersine işlese ve yağışlar artsa bile yine su kıtlığı yaşanır. Çünkü büyük şehirler ayağını yorganına göre uzatmıyor. Türkiye’deki en büyük kuraklık, zihinsel kuraklık. Suyu bitirene kadar kullanıyoruz, sonra da ağlıyoruz” diye konuşuyor.

İklim değişikliğinin yarattığı kuraklık ve don olayları, Anadolu’daki tarımsal üretime de büyük zararlar veriyor. Son bir yılda yaşanan olumsuz hava koşulları başta incir, kayısı, kiraz gibi ürünlerde yüzde 80’i aşan üretim kayıplarına neden oluyor.

Prof. Murat Türkeş’e göre son üç yıldır gözlenen kuraklık nedeniyle gıda fiyatları 2026 yılında da artmaya devam edecek. Bu durumun gıda enflasyonunu tetikleyeceğini ve özellikle dar gelirli aileleri olumsuz etkileyeceğini dile getiren Türkeş, şöyle konuşuyor:

“Ne yazık ki Türkiye dinamik bir kuraklık yönetim sistemine sahip değil. Suyun az olduğu yerlerde çok su tüketen ürünler artık ekilmemeli. Silajlık mısır, yonca gibi çok su isteyen yem bitkilerinin salma sulama yöntemleriyle ekilmesi, hem yeraltı sularını tüketiyor hem de krizi derinleştiriyor.”

Peki Anadolu’da giderek yayılan kuraklık tehlikesini engellemek mümkün mü?

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetimi Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu’na göre, Türkiye’nin su krizinden çıkış yolu hem kısa hem de uzun vadeli önlemlerden geçiyor.

Türkiye’de son 5 yılda kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının yüzde 20-25 azaldığına işaret eden Ekmekcioğlu, “Bu gidişle Türkiye su kıtlığı eşiğine hızla yaklaşıyor. Hem iklimsel kayma hem de su yönetimi eksikliklerinin yarattığı çift yönlü bir krizle karşı karşıyayız. Eğer bugünden önlem almazsak, bu tablo gıda güvenliğinden ekonomik sürdürülebilirliğe kadar birçok alanda ciddi tehditler yaratacak. İklimi değiştiremeyiz ama bilinçli su yönetimi ile uyum sağlayabiliriz” diyor.

Kısa vadede kayıp-kaçakların azaltılması, basınçlı sulama sistemlerine geçilmesi ve tarımsal ürün deseninin değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Ekmekcioğlu, orta ve uzun vadede ise yeraltı sularının kayıt altına alınması, stratejik su yönetimi ve iklim senaryolarına göre yıllık kotaların belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Paylaşın

Enflasyon, Avrupa’da Yüzde 2.2, Türkiye’de Yüzde 32.1

Eylül sonu itibarıyla enflasyon, yıllık Euro Bölgesi’nde yüzde 2,2, Avrupa Birliği (AB) genelinde ortalama yüzde 2,6, Türkiye’de ise yüzde 32,1 kayıtlara geçti.

Avrupa Birliği istatistik kurumu Eurostat’ın Eylül 2025 verilerine göre, Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon oranı yüzde 2,2’ye yükseldi. Avrupa Birliği genelinde ortalama oran yüzde 2,6 olarak kaydedilirken, Türkiye yüzde 32,1’lik oranla en yüksek enflasyonu yaşayan ülke oldu.

Para politikalarında sıkı duruşunu sürdüren Avrupa Merkez Bankası’nın etkisiyle fiyat artışları Euro Bölgesi’nde yeniden hedef aralığına yaklaştı. Eurostat verilerine göre, hizmetler grubu yüzde 1,49 puanla enflasyona en yüksek katkıyı sağladı. Gıda, alkol ve tütün ürünleri yüzde 0,58 puanla ikinci sırada yer alırken, enerji kalemi -yüzde 0,03 puanla düşüş yönlü etki yaptı.

Eurostat’ın uyumlaştırılmış tüketici fiyat endeksi (HICP) kapsamında değerlendirilen Türkiye, Eylül 2025 itibarıyla yüzde 32,1’lik yıllık enflasyonla Avrupa ortalamasının 15 kat üzerine çıktı. Türkiye’yi yüzde 8,6 ile Romanya ve yüzde 5,3 ile Estonya izledi. Uzmanlara göre Türkiye’de fiyat artışları, yüksek kur seviyesi, ücret baskısı ve gıda kalemlerindeki artıştan besleniyor.

Enflasyonun en düşük olduğu ülkeler Kıbrıs (yüzde 0), Fransa (yüzde 1,1), İtalya ve Yunanistan (yüzde 1,8) oldu. Almanya’da oran yüzde 2,4, İspanya’da ise yüzde 3,0 olarak ölçüldü. Veriler, Avrupa genelinde fiyat artışlarının büyük ölçüde kontrol altına alındığını ortaya koydu.

Enerji fiyatları son bir yılda yüzde 0,4 düşerek enflasyon üzerindeki baskıyı hafifletti. Buna karşın işlenmemiş gıda fiyatlarında yüzde 4,7’lik artış sürdü. Çekirdek enflasyon (enerji ve gıda hariç) yüzde 2,4 seviyesinde sabit kaldı.

Paylaşın

SDG Komutanı Mazlum Abdi: Suriye Ordusuna Katılmak İçin Anlaştık

Associated Press’e (AP) konuşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi, SDG’nin merkezi orduya entegrasyonu konusunda Şam’la prensip anlaşmasına vardıklarını söyledi.

Abdi’nin açıklamaları, Ahmed Şara hükümeti ve SDG arasında Mart ayında başlayan müzakerelerin pozitif yönde seyrettiğine dair beklentileri artırdı.

Abdi geçtiğimiz günlerde de AFP’ye bir mülakat vermiş, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda “ön anlaşma” sağlandığını duyurmuştu.

AP’nin haberine göre SDG ve Şam arasındaki prensip anlaşmanın en önemli unsuru Kürt savaşçıların bireysel olarak mı yoksa örgütlü halde mi Suriye ordusuna katılacağına ilişkin.

Bu konuda bir birleşme mekanizması üzerinde uzlaştıklarını söyleyen Abdi, “Söz konusu olan büyük bir sayı, on binlerce asker ve binlerce iç güvenlik gücünden bahsediyoruz. Bu yapı, diğer küçük gruplar gibi bireysel olarak Suriye ordusuna katılamaz. Bunun yerine Savunma Bakanlığının kurallarına uygun biçimde oluşturulmuş büyük askeri birlikler olarak katılacaklar” dedi.

Bu süreci yönetmesi için bir komite kurulduğunu da belirten Abdi, SDG’den orduya katılacak asker ve komutanların “iyi rütbeler” almasını beklediğini ifade etti.

Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki toprakları kontrol eden SDG, IŞİD’e karşı savaşta öncü güç olarak önemli bir askerî tecrübe kazandı. Amerikan ordusunun destek verdiği SDG, görece iyi ekipmanlara da sahip.

Abdi, sahip oldukları tecrübenin Suriye ordusunu güçlendireceğini ifade etti.

Abdi yalnızca ordunun değil, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (AANES) topraklarında görev yapan polis gücünün de merkezi polis teşkilatına katılacağını, bu konuda da prensip anlaşmaya vardıklarını belirtti. Daha önce SDG, polis teşkilatının özerkliğini talep ediyordu.

SDG komutanı Suriye’de geçtiğimiz aylarda yaşanan ve Aleviler ile Dürzilerin hedef alındığı mezhep çatışmalarının entegrasyon sürecini yavaşlattığını, Mart ayında Şam’la yapılan anlaşmanın uygulanmasının bu nedenle şu ana dek geciktiğini belirtti. Benzer şiddet olaylarının tekrarlanmamasının önemine vurgu yaptı.

Anlaşma, silahlı güçlerin yanı sıra Kürt bölgesindeki tüm sivil ve ekonomik kurumların da merkezi yönetimle entegrasyonunu öngörüyor.

Abdi, Şam ile yaptıkları anlaşmanın Türkiye’nin itirazlarını gidereceğini de umuyor.

SDG’yi PKK’nın bir uzantısı olarak gören ve terör örgütü sayan Türkiye, Suriye’de silah tekelinin Şam’a geçmesini istiyor. Ankara sınır kapıları, petrol kuyuları gibi stratejik altyapının denetiminde de tek söz sahibi olarak Şam’ı görmek istiyor.

Abdi, Şam ile varılan anlaşmanın Türkiye’yi de memnun edeceği konusunda iyimser, “Eğer biz Suriyeliler olarak anlaşmaya varırsak, ki şu anda olan bu, Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi için bir gerekçesi kalmayacaktır” diyor.

AP’ye yaptığı açıklamada Mazlum Abdi, SDG’nin Suriye ordusuna katılması konusunda “Türk tarafında bir miktar esneklik gözlemlediklerini” de söyledi.

Paylaşın

Kirli Havanın Türkiye’ye Yıllık Maliyeti 138 Milyar Dolar

Hiçbir ilin yıllık ortalama hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği kılavuz değerlere göre temiz olmadığı ortaya çıktı. Kirli havanın Türkiye’ye yıllık maliyetinin ise 138 milyar dolar olduğu hesaplandı.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) Türkiye’nin hava kalitesine ilişkin hazırladığı Kara Rapor 2025’e göre tüm illerde alarm zilleri çalmaya devam ediyor.

Rapor, 2024’te hiçbir ilin yıllık ortalama hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği kılavuz değerlere göre temiz olmadığını ortaya koydu. Tüm illerde hava kirliliği limit değerin üzerinde çıktı. Havası en kirli iller Hatay, Osmaniye, Malatya, Kahramanmaraş, Şırnak, Hakkâri, Ağrı, Muş, Batman ve Iğdır olarak sıralandı.

Sanayi ve termik santral yoğun bölgelerde (Bursa Kestel, Osmaniye, Şırnak) vatandaşlar yılın yüzde 70’ini aşan dönemde sağlıksız hava soludu. Toplam 31 ilde hava kalitesinde Türkiye’nin belirlediği limit değer aşıldı. Osmaniye’de 2024 ortalaması bir metreküpte 83,60 mikrogram (µg/m³) olarak kaydedildi.

İstanbul’da Sultangazi’deki Cebeci taş ocaklarının etkisiyle ilçe halkı yılın 263 günü kirli havaya maruz kaldı. Ankara ve İstanbul’da hava kirliliği “hassas” düzeyde seyretti. İzmir’de ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı istasyonlardan yeterli veri alınamadığı için kapsamlı değerlendirme yapılamadı.

Partiküler maddenin esas kaynakları fabrikalar, enerji tesisleri, yakma tesisleri, inşaat faaliyetleri, yangınlar ve rüzgar olarak sıralanıyor. Partiküllerin boyutu aerodinamik çapları 2,5 mikrometreden (μm) küçük olanlar PM2,5 ve 10 mikrometreden küçük olanlar PM10 olarak tanımlanırken, bu partiküller solunum sisteminde depolanabiliyor.

Türkiye’de PM10 için yıllık ortalama limit değer bir metreküpte 40 mikrogram (µg m-3) iken DSÖ’ye göre 15. Dünya Sağlık Örgütü, PM2,5 için ise yıllık ortalama metreküpte 5 mikrogram limit değer belirlerken, Türkiye’de bu partikül madde için Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği’nde belirlenen herhangi bir ulusal limit bulunmuyor.

Temiz Hava Hakkı Platformu, yeni raporunda, ince partikül madde PM2,5 kirliliğinin Türkiye ekonomisine yıllık maliyetini ilk kez hesapladı. Yaklaşık 138 milyar dolar olarak hesaplanan bu maliyet, Türkiye’nin 2024 gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor.

Türkiye’de hava kalitesi mevzuatı, son 10 yılda Avrupa Birliği (AB) çevre müktesebatına uyum amacıyla önemli değişimler geçirdi. Ancak rapora göre Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hava kalitesini izleyen altyapısı, son 10 yılda genişlemiş olsa da veri kalitesi ve sürekliliği zayıfladı. 380 ölçüm istasyonundan yalnızca bir kısmının yönetmelikte öngörülen düzeyde (yüzde 90 ve üzeri) veri üretebildiği ortaya kondu. Buna göre 2022’den sonra veri kalitesi, 2017 seviyelerine geriledi; PM2,5 ölçümleri ise hâlâ yetersiz seviyede.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’in haberine göre; THHP Koordinatörü Deniz Gümüşel, “Özetle diyebiliriz ki kâğıt üzerinde Avrupa Birliği standartlarına yakın ancak sağlıklı havaya uzağız. Soluduğumuz havadaki en tehlikeli maddelerden biri olan PM2,5’in yarattığı kirlilik, 2024 gayri safi yurt içi hasılasının 10’da biri kadar mali yük oluşturuyor. Bu tablo, sorunun sadece sağlıkla sınırlı kalmadığını, ekonomik refahı da sarstığını açıkça gösteriyor” diyor.

Hava kirliliği sağlıklı olmanın önündeki en önemli engellerden biri. Dünya Sağlık Örgütü, PM10’un solunum yolu sorunlarına neden olabileceğine, özellikle astım gibi solunum yolu hastalığı olan bireylerde semptomların artmasına ve solunum fonksiyonlarında bozulmaya yol açabileceğine işaret ediyor.

Örgüte göte PM10’a uzun süre maruz kalınması; kalp krizi, inme, hipertansiyon gibi kardiyovasküler hastalıklar ve akciğer kanseri riskini artırabilir. Akciğer fonksiyonlarını olumsuz etkileyen PM10, KOAH gibi akciğer hastalıklarının semptomlarını kötüleştirebilir.

P2,5 ise PM10 parçacığının daha da küçüğü (dörtte biri ve ondan küçüğü) anlamına geldiğinden bu hastalıkların daha da ağırına sebep olabiliyor.

Türkiye’de PM2,5 için ulusal yıllık limit değer bulunmazken istasyonlarda da düzenli ölçüm yapılmıyor.

Kara Rapor 2025’e göre PM2,5 kirliliği KOAH’a bağlı ölümlerin yüzde 41,3’ünden, iskemik kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 27,7’sinden, inme kaynaklı ölümlerin yüzde 27,4’ünden ve akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüzde 18,6’sından sorumlu.

THHP Temsilcisi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan, “Eğer PM2,5 düzeyi DSÖ’nün önerdiği yıllık ortalama metreküpte 5 mikrogram seviyesine indirilebilseydi yılda 60 binin üzerinde ölüm önlenebilirdi” diyor.

Raporda ayrıca PM2,5’e uzun süreli maruziyetin demans (bunama) riskini artırdığı, yıllık ortalamada her metreküpte 5 mikrogram artışta demans riskinin yaklaşık yüzde 8 yükseldiği belirtiliyor.

Orman yangınlarından kaynaklanan kirlilik
Öte yandan orman yangınlarından kaynaklanan PM2,5 kirliliğinin diğer kaynaklara göre çok daha fazla ölüme yol açtığı, 2000–2016 arasında küresel düzeyde 65,6 milyon ölüm içinde 406 bin 720 ölümün orman yangınına bağlı PM2,5’in akut etkilerine atfedilebildiği aktarılıyor.

Platform, çocukların aşırı sıcak, hava kirliliği ve iklim kaynaklı afetler karşısında en kırılgan grup olduğuna dikkat çekiyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2023 Hava Kalitesi İzleme Raporu, PM10 ölçümlerinde 304 istasyonun 157’sinde ulusal limit değerlerin aşıldığını, DSÖ limitleri açısından ise sadece 7 istasyonun “iyi” sınıfında kaldığını gösteriyordu.

Bakanlığa göre 2023’te 20 istasyonda hiç PM10 ölçümü yapılmazken, çalıştırılan istasyonların dörtte birinden yüzde 90’ın altında veri alınmış; istasyonların yılın kaç günü çalıştığı da netleşmemişti.

Kara Rapor 2025 bulguları, 2023’teki bu veri sürekliliği ve aşım sorunlarının 2024’te de sürdüğünü, ayrıca PM2,5’in hâlâ mevzuatta bağlayıcı bir ulusal limit değere kavuşmadığını gösteriyor.

THHP Hava Kalitesi Uzmanı Dr. Ozan Devrim Yay, “Temel kirleticiler için AB sınır değerlerine kağıt üzerinde ulaşıldı fakat Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel düzeyde insan sağlığının korunması için belirlediği kılavuz değerlere ulaşmak için ulusal bir vizyona ve plana ihtiyaç var” diyor.

Yay’a göre PM2,5 için hâlâ bağlayıcı ulusal limit bulunmaması önemli bir sorun teşkil ederken, enerji ve sanayi tesisleri için çok çeşitli “kirletme istisnaları” tanımlanması bu tesislerin bulunduğu bölgeleri “kirlilik cennetleri”ne dönüştürüyor. Özetle uygulama ve denetim mekanizmaları, mevzuatın gerisinde kalıyor.

Temiz Hava Hakkı Platformu, öncelikle PM2,5 kirliliğine bağlı ölüm ve hastalıkların ekonomik maliyetinin düzenli olarak hesaplanmasını ve bu maliyetlerin kamu yatırım planlarına entegre edilmesini istiyor. Sağlık ve çevre politikalarında sistematik maliyet-etkinlik değerlendirmelerinin yapılması, hava kirliliğiyle mücadeleye ayrılan kaynakların artırılması gerektiğinin altını çiziyor.

Platform, halk sağlığının korunması adına PM2,5 için DSÖ standardında bir limit değerin mevzuatta tanımlanması, izlemede altyapının ve veri kalitesinin geliştirilmesi, denetimlerin etkili yaptırımlarla desteklenmesi çağrısı yapıyor.

Paylaşın