Konkordato Başvurularında Rekor Artış

2025 yılınım ilk dokuz ayında mahkemeler tarafından verilen geçici mühlet kararı sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 76 artarak 2 bin 85’e ulaştı. Kesin mühlet kararı verilen dosya sayısı ise yüzde 171 artışla 1212’ye yükseldi.

Finansmana erişim sorunları ve işletme sermayesi yetersizliği nedeniyle zorlanan reel sektörde, konkordato başvuruları endişe verici boyutlara ulaştı. Konkordatotakip.com verilerine göre, Eylül 2025’te 172 dosya için kesin mühlet kararı verilerek tüm zamanların aylık rekoru kırıldı.

Ekonomim’in haberine göre yılın son çeyreğine girilirken, ilk dokuz aylık konkordato karnesi ciddi bir ekonomik baskıyı işaret ediyor:

Geçici Mühlet: Ocak-Eylül döneminde geçici mühlet kararı verilen toplam dosya sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 76 artarak 2 bin 85’e ulaştı. (Bu sayı, 2024 yılının toplam sayısını şimdiden aşmış durumda.)

Kesin Mühlet: Kesin mühlet kararı verilen dosya sayısı ise yüzde 171 artışla 1212’ye yükseldi.

En büyük endişe kaynağı ise konkordato süreçlerinin başarıyla sonuçlanamaması oldu. Dokuz aylık dönemde mahkemeler 165 iflas kararı verirken, alacakların ödenmeye başlanmasını ifade eden tasdik kararı sayısı sadece 67’de kaldı. Bu, konkordato müessesesinin borçlu şirketleri koruma amacının ötesine geçerek, iflasa sürüklenen şirket sayısının ciddi oranda arttığını gösteriyor.

Konkordato başvurularının sektörel dağılımında tekstil ve hazır giyim sektörü negatif ayrışmaya devam etti. Yılın 9 ayında sadece tekstil sektöründe 147 dosya için geçici mühlet kararı verilirken, hazır giyim dahil edildiğinde toplam konkordato sayısı 192’ye yükseldi. Tekstili, 92 dosya ile inşaat sektörü takip etti.

İş insanları, konkordato sisteminin suistimal edildiği ve alacaklıları riske attığı konusunda ısrarcı. Adalet Bakanlığı’nın İcra İflas Kanunu reform paketi hazırlığı sürerken, piyasa temsilcileri konkordato kalkanının sadece kamu ve banka borçlarını kapsaması, piyasa borçlarının ise kapsam dışında tutulması gerektiğini talep ediyor.

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartı Borçları 2,5 Trilyona Dayandı

Bireysel kredi kartı borçları rekor üstüne rekor kırıyor. Taksitli ve taksitsiz bireysel kredi kartı borçları, yüzde 30 artışla 2 trilyon 491 milyar liraya ulaştı.

Türkiye’de hane halkının ekonomik zorluklar nedeniyle borçlanma eğilimi hız kesmiyor. Nefes’in haberine göre, 2025 yılının Ocak ayında 3 trilyon 970.9 milyar lira olan toplam tüketici borçları, sekiz aylık süreçte yüzde 26 artışla 5 trilyon liraya ulaştı. Bu, vatandaşın borç yükünün sadece sekiz ayda 1 trilyon 35 milyar lira arttığı anlamına geliyor.

Toplam borç içindeki en hızlı yükseliş kredi kartlarında yaşandı. Taksitli ve taksitsiz bireysel kredi kartı borçları, yüzde 30 artışla 2 trilyon 491 milyar liraya ulaştı. Özellikle kısa vadeli ve yüksek faizli olan taksitsiz bireysel kredi kartı borcunun 1 trilyon 631 milyar liraya yükselmesi, vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamak için zorunlu borçlanmaya yöneldiğini gösteriyor.

Vatandaşların borçlarını ödemekte zorlandığının en somut kanıtı, takipteki kredi miktarlarındaki fırlama oldu. Sekiz aylık süreçte takipteki krediler yüzde 54 gibi rekor bir artışla 199.5 milyar liraya çıktı. Takipteki krediler içinde en büyük artışın ise yüzde 60 ile yine bireysel kredi kartlarında görülmesi, ekonomik baskının hane halkı üzerindeki etkisini teyit ediyor. Tüketici kredileri de bu dönemde yüzde 22 artarak 2.5 trilyon liraya çıktı.

Tüketicinin yaşadığı bu zorluğun aksine, bankacılık sektörü kârlılıkta rekor kırdı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, bankacılık sektörünün net kârı, yılın ilk sekiz ayında 563.4 milyar liraya ulaştı.

Paylaşın

Türkiye, Kişi Başı Servette 46. Sırada

Türkiye’deki hane halkı serveti, enflasyon karşısında reel olarak yüzde 8 geriledi. Bu reel kayıp nedeniyle Türkiye, kişi başı servet sıralamasında 2023 yılındaki yerini koruyarak 46. sırada kaldı.

Sigorta devi Allianz, 60’a yakın ülkenin hane halkı varlık ve borçlarını inceleyen 16. Küresel Varlık Raporu’nu yayımladı. Rapor, 2024 yılında küresel çapta finansal varlıkların büyümede yeni bir rekora imza attığını ortaya koydu. Küresel finansal varlıklar, bir önceki yılın yüzde 8’lik artışını aşarak yüzde 8.7 oranında büyüdü.

Raporda, küresel büyümenin asıl lokomotifinin ABD olduğu vurgulandı; finansal varlık artışının yarısı ABD’de gerçekleşirken, Çin’in payı yüzde 20’de, Batı Avrupa’nın payı ise yüzde 12’de kaldı. Allianz Başekonomisti Ludovic Subran, “ABD’deki varlık büyümesi tek kelimeyle inanılmaz” ifadesini kullandı.

T24’ün haberine göre Türkiye, hane halklarının brüt finansal varlıklarındaki yüzde 45.8’lik nominal artışla dünyada Arjantin’den sonra en hızlı büyüyen ikinci ülke oldu. Ancak bu güçlü nominal artış, ülkedeki yüksek enflasyon nedeniyle tersine döndü. Türkiye’deki hane halkı serveti, enflasyon karşısında reel olarak yüzde 8 geriledi. Bu reel kayıp nedeniyle Türkiye, kişi başı servet sıralamasında 2023 yılındaki yerini koruyarak 46. sırada kaldı.

Türk hane halklarının toplam varlıkları 2024’te yüzde 34 artarak 112 milyar Avro’ya ulaştı. Varlık artışına en büyük katkıyı, yüzde 75.5’lik yükselişle menkul kıymetler sağladı. Portföyün yüzde 58’ini oluşturan banka mevduatları ise yalnızca yüzde 31 büyüyerek menkul kıymetlerin ve sigorta/emeklilik tasarruflarının (yüzde 67.2 artış) gerisinde kaldı.

Paylaşın

Esad’ın Devrilmesinden Bu Yana 509 Bin Suriyeli Geri Döndü

Ülkesine dönen Suriyelilerin sayısına ilişkin açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “8 Aralık 2024 tarihi sonrasında toplam 509 bin 387 Suriyeli kardeşimiz ülkelerine geri dönüş yaptı” dedi.

Suriyeli silahlı muhalifler, 13 yıllık iç savaşın ardından Şam’a girerek geçen sene 8 Aralık’ta Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı devirmişti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından ülkesine dönen Suriyelilerin sayısını paylaştı. Yerlikaya, paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Suriye’nin Özgürleşmesinden sonra 509 Bin 387 Suriyeli Kardeşimiz Ülkelerine Dönüş yaptı. Türkiye dün olduğu gibi gönüllü geri dönüş sürecinde de Suriyeli kardeşlerimizin yanında. 8 Aralık 2024 sonrasında Suriye’de meydana gelen gelişmelerin ardından gönüllü geri dönüşler hız kazandı.

8 Aralık 2024 tarihi sonrasında toplam 509 bin 387 Suriyeli kardeşimiz ülkelerine geri dönüş yaptı. 2016 yılından bu yana gönüllü geri dönüş yapan Suriyelilerin sayısı 1 milyon 249 bin 390 kişiye ulaştı.

Ülkemiz göç yönetimini, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütmekte; tarihsel tecrübesi, insani yaklaşımı ve rasyonel bakış açısıyla dünyaya örnek bir model ortaya koymaktadır. Ülkesine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli bir şekilde dönmek isteyen Suriyelilerin işlemlerini gerçekleştirdikleri en önemli merkezlerden birisi, Adana Sarıçam’daki Gönüllü Geri Dönüş Koordinasyon Merkezi.

Gönüllü geri dönüş yapan Suriyeliler hüzün ve sevinci bir arada yaşıyor. Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü geri dönüş işlemlerini Göç İdaresi Başkanlığımız koordinasyonunda büyük bir hassasiyetle yürütmeye devam ediyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’de Yaklaşık 970 Bin Çocuk Kayıtlı İşçi Olarak Çalışıyor

Türkiye’de yaklaşık 970 bin çocuk, kayıtlı işçi olarak çalışıyor. Bu verilere MESEM’lerde çalışan 504 bin çocuk da eklendiğinde sayı 1,5 milyona ulaşıyor. Bu sayılar yalnızca kayıtlı işgücünü yansıtıyor, özellikle yaz aylarında çocuk işçi sayısı üç milyona ulaşıyor.

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), “Kaybolan Çocukluğu ve Eğitim Hakkını Yeniden Kazanalım” adlı çalıştayın sonuç metnini Toplumsal Araştırmalar, Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) İstanbul Şubesi’nde bugün kamuoyuyla paylaştı.

BirGün’den Bilge Su Yıldırım’ın aktardığına göre; Sonuç metninde, ülkede günden güne derinleşen ekonomik kriz sebebiyle iki milyona yakın çocuğun okullarını terk ettiği kaydedildi.

Araştırmanın, “Eğitimin daha çok piyasalaştığı, sermaye grupları ve gerici yapıların talebiyle zorunlu eğitim süresi ve karma eğitimin tartışıldığı, çocuk işçiliğinin 12 yaşlara çekildiği ,çalınan sınav soruları, sahte diplomalarla bu ülkenin tüm değerlerini yaratan emekçilerin çocukları için eğitim yoluyla bir gelecek kurma hayali yok edildiği” koşullarda “Nasıl bir eğitim olmalı” sorusuna cevap aramak amacıyla gerçekleştirildiği aktarıldı.

30-31 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilen çalıştayda özellikle eğitimin piyasalaşması, laiklik ve bilimsellikten uzaklaşması, karma eğitimin fiilen ortadan kaldırılması ve çocuk işçiliğin devlet eliyle teşvik edilerek yaygınlaştırılması gibi sorun alanlarının incelendiği kaydedildi.

Çocuk yoksulluğu ve işçiliğine dikkat çekilen basın metninde şu veriler yer aldı:

UNICEF’in her beş yılda bir yayımladığı Çocuk Refahı Raporu’na göre Türkiye, 36 OECD ülkesi arasında genel değerlendirmede sondan ikinci sırada.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre ailesinin yanında temel ihtiyaçları karşılanamayan ve ailesinden alınma riski bulunan çocuk sayısı 2018 yılında 122 bin 489 iken, son 7 yılda yüzde 40,33’lük artışla, 2025’in ilk altı ayında (Ocak-Haziran) 171 bin 895’e yükseldi.

İSİG Meclisi verilerine göre, Türkiye’de her yıl 60-70 civarında çocuk işçi tarımda, sanayide, inşaatlarda ve sokaklarda çalışırken hayatını kaybediyor.

İSİG uzmanları 2013 yılından beri en az 770 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiğini söylüyor.

TÜİK verilerine göre 2024 yılında 15-17 yaş arasında işgücüne katılma oranı yüzde 24,9 olarak gerçekleşti. Buna göre yaklaşık 970 bin çocuk, kayıtlı işçi olarak çalışıyor. Bu verilere MESEM’lerde çalışan 504 bin çocuk da eklendiğinde sayı 1,5 milyona ulaşıyor.

Bu sayılar yalnızca kayıtlı işgücünü yansıtıyor, özellikle yaz aylarında çocuk işçi sayısı üç milyona ulaşıyor.

Çalıştayın incelediği bir diğer başlık olan karma eğitimin fiilen tasfiye edilmesi de ülkede yaşanan örneklerle desteklendi. Özellikle kız çocuklarının günden güne eğitimden koparılmasının çocuk evliliklerine kapı araladığı kaydedilirken ülkedeki çocuk yaşta doğum verileri de paylaşıldı. Bu başlıkta örnek ve veriler şöyle sıralandı:

Ülke genelinde beş ortaokuldan biri, bazı illerde ise iki veya üç okuldan biri karma eğitim vermemektedir.

İmam hatip okulları ve dini eğitim veren kurumlar, karma eğitimin en fazla kaldırıldığı alanlardır. İmam hatip liseleri, genel ortaöğretimin %13’ünü oluşturuyor; yaklaşık 443 bin çocuk karma eğitim hakkından mahrum. Ortaokullarda ise imam hatip oranı %20’ye ulaşmıştır.

Geçtiğimiz aylarda farklı illerde açılan 8 kız ortaokulu örneği, karma eğitimin kaldırılmasının hızlandırıldığını göstermektedir.

Bölgesel olarak bazı illerde imam hatip ortaokulları toplam ortaokulların yarısını veya üçte birini oluşturuyor.

Cinsiyet Eşitliği İzleme Raporu’na göre Türkiye’de 220 bin kız çocuğu örgün eğitimin dışında kalmaktadır. Bölgesel veriler ise kız çocukları için daha vahim bir tablo sergiliyor.

Muş’ta 16 ve 17 yaşındaki her üç kız çocuğundan biri eğitimin dışındadır.

Siirt, Bitlis ve Ağrı’da 17 yaşındaki her üç kız çocuğundan biri örgün eğitim dışındadır

TÜİK 2023 doğum istatistiklerine göre 15-17 yaş grubunda 6.515 doğum, 15 yaşın altında ise 130 doğum gerçekleşmiştir.

Son 24 yılda 18 yaş altı 590.000 çocuk doğum yapmıştır, bunların 21.000’i 15 yaş altındadır.10-19 yaş grubunda doğum yapan çocuk sayısı ise 2 milyonun üzerindedir.

2018’den itibaren çocuk yaşta doğumlara dair veli verileri artık kamuoyuyla paylaşılmamaktadır.

Eğitimden kopuşun ülke genelinde ulaştığı seviye ise ayrı bir tehlike olarak ele alındı. Bu başlıkta paylaşılan veriler ise şöyle ortaya kondu:

Meslek liselerinde 2023’te devamsızlık oranı %46,6. (Yaklaşık 2 çocuktan biri)

İmam hatip liselerinde 2023’te %29,3. (Yaklaşık 3 çocuktan biri)

6 yaşındaki her 10 çocuktan en az 1’i, 17 yaşındaki her 7 çocuktan 1’i eğitim dışında kalmaktadır.

Muş, Ağrı ve Gümüşhane’de 15-17 yaş grubundaki her üç çocuktan biri, Mardin’de her dört çocuktan biri, Batman, Urfa, Niğde ve Çankırı’da ise her beşçocuktan biri örgün eğitim dışındadır.

Geçtiğimiz yıl 300 bin üniversite öğrencisinin okulu terk ettiği görülmektedir

Çocukluk kaybedilirse gelecek kaybedilir

Bu alanlara ilişkin bulguların paylaşıldığı basın toplantısında, “Nasıl bir eğitim?” sorusunun çerçevesini belirleyen 25 öneri sıralandı. Basın metninde yer alan talep ve öneriler şu şekilde:

“1- Çocukluk eğitim hakkıyla birlikte kazanılmıştır. Çocukluk okul ortamındaki sosyalleşme üzerinden de ele alınmalıdır. Zorunlu eğitimde çocuk evliliği, iş hayatına erken atılma gibi konuların gündeme gelmesi zorunlu eğitim ve çocuklar için tehdit oluşturmaktadır. Çocukluğunu kaybeden geleceği de kaybetmekte.

Bütünlüklü yaklaşım ile çocukların eğitimde duygusal, sosyal, kültürler açıdan bütünlüklü birey olarak ele alınımını desteklenmelidir. Anayasanın ikinci maddesinde ‘insan haklarına dayalı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.’ tanımı bütünlüklü bir eğitim hakkı talebimizin temelini oluşturur.

2- Eğitim tüm öznelerinin katılımıyla kamucu, bilimsel, demokratik ve laik bir temelde yeniden yapılandırılmalıdır.

3- Temel bir insan hakkı ve yurttaşlık hakkı olan eğitim herkes için eşit, parasız, nitelikli olmalıdır.

4- Türkiye koşullarına göre Okul öncesi eğitimin en az 2 yıl zorunlu olması gerekmektedir. 2 yaştan itibaren oyun grupları ile başlatılıp temel eğitimle ortak paralelde devam ettirilmeli ve sürekli, ulaşılabilir, tüm çocukları kapsayacak ve tercihlere mahal bırakmayacak şekilde olmalıdır.

5- Kamusal eğitim hakkı için bütçeden yeterli kaynak ayrılmalıdır.

6- Eğitim kamusal haktır, satılamaz. Özel okullar, kurslar, yurtlar; tüm özel öğretim kurumları kamulaştırılmalıdır.

7- Bugüne kadar özel öğretim kurumlarına teşvik, destek vb isimlerle aktarılan tüm kamu kaynakları, kamu arazileri, binaları geri alınmalı, devlet okulları, kamusal eğitim hakkı için kullanılmalıdır.

8- Eğitimden servet edinmeye yönelik tüm girişimler yasaklanmalıdır.

9- Eğitimin tüm kademe ve türlerinde ‘katkı payı’, ‘harç’, ‘bağış’ adı altında para toplanmasına son verilmelidir.

10- Okul sayısı artırılmalı; köy okulları yeniden açılmalı, ihtiyacı olan tüm öğrencilere burs sağlanmalıdır.

11- Tüm okullarda ücretsiz bir öğün beslenme programı hayata geçirilmelidir.

12- Eğitime erişim, devam ve tamamlama süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğini tam olarak sağlayacak önlemlerin alınmalıdır.

13- Ortaöğretim düzeyinde çocuk emeği sömürüsünün mekanları haline getirilen mesleki ve teknik eğitim politikalarına son verilmeli; şirketlerin değil çocukların üstün yararı esas alınmalı, mesleki eğitim merkezleri kapatılmalı (MESEM) çocuk emeği sömürüsüne olanak veren uygulamalar ve çocuk işçiliği tamamen yasaklanmalıdır. MESEM’lerdeki çocukların okula geri dönüşü sağlanmalı, MESEM’ler için kamudan aktarılan kaynaklar çocuklara burs, eğitim desteği olarak verilmelidir.

14- Mesleki ve teknik eğitim politika belgesi, dört yeni okul modeli (sektör içi, sektöre entegre, bölge, ihtisas) uygulamaları çocukları okuldan koparmanın, çocuk yaşta işçileştirmenin adımlarıdır, sonlandırılmalıdır.

15- Karma eğitim ilkesini değiştirmeye yönelik uygulamalara son verilmelidir.

16- 12 yıllık zorunlu eğitimin kaldırılması, esnekleştirilmesi adıyla atılması planlanan adımlar çocukların en temel hakkı olan kamusal eğitim hakkını ellerinden alacaktır. Zorunlu 12 yıllık eğitim kesintisiz biçimde uygulanmalıdır.

17- Okul öncesi eğitim de (12 yıllık zorunlu eğitim süresine ek) zorunlu,parasız olmalı ve yaygın, kapsayıcı bir şekilde uygulanmalıdır.

18- Zorunlu eğitim evresinde açıköğretime geçişe neden olan esnek uygulamalara son verilmelidir.

19- Çocuk, genç, yetişkin tüm toplumun temel öğrenme ihtiyaçlarını karşılamaya dönük sosyal, kültürel ve mesleki kurslar parasız biçimde halk eğitimi merkezlerinde sunulmalıdır.

20- Eğitim kamusal bir haktır ve eğitimci niteliğine sahip eğitim emekçileri eliyle yürütülmelidir. MEB’in okullarda ve eğitim kurumlarında çeşitli faaliyet ve etkinlik yapmak üzere şirketlerle, STK adı altındaki çeşitli yapılarla, dini vakıf ve kurumlarla imzaladığı protokol ve anlaşmalara son verilmelidir.

21- Okullarda, tüm eğitim kurumlarında herhangi bir inancın ayrıcalıklı konum edinmesine yönelik her türlü teşvik, önlem ve düzenlemelere son verilmelidir.

22- Eğitimin niteliği, sürekliliği için esnek, güvencesiz çalıştırılma politikalarına son verilmelidir. Tüm eğitim emekçileri kadrolu istihdam edilmelidir.

23- Kamusal eğitim hakkı beslenme, ulaşım, barınma, kırtasiye haklarından ayrı değerlendirilemez. Beslenme, barınma, ulaşım, kırtasiye, ders materyalleri devlet tarafından ücretsiz karşılanmalıdır.

24- Tüm okullarda öğrencilerin kendilerini gerçekleştirmesine olanak sağlayacak olan kültür, sanat ve spor etkinliklerini teşvik eden ders, mekan, etkinlik seçenekleri oluşturulmalıdır.

25- Ortaöğretimde ve temel eğitimde farklı okul, okul türü uygulamasına son verilmeli tüm öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda desteklendiği eşit, nitelikli, kapsayıcı eğitim hakkı esas alınmalıdır.”

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’da Emekliye En Az Kaynak Ayıran Üçüncü Ülke

Türkiye, Avrupa’da, emeklilere milli gelirinden ayırdığı payda sondan üçüncü sırada yer aldı. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, ortalama milli gelirin yüzde 12,21, Türkiye ise milli gelirin sadece yüzde 5,27’si emeklilere ayrılıyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın, “Çok şükür emeklilerin maaşını zor koşulda olsak da ödüyoruz” sözleri ve olası tasarruf tedbirleri için emeklileri işaret etmesi, kamuoyunda büyük bir tartışma başlattı. Bakan Işıkhan’ın bu açıklamalarının hemen ardından, finansal analist İnan Mutlu’nun Eurostat verilerine dayanarak hazırladığı grafik, Türkiye’nin emeklilere milli gelirinden ayırdığı payda Avrupa’da sondan üçüncü olduğunu gözler önüne serdi.

Bakan Vedat Işıkhan, katıldığı bir televizyon programında sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğiyle ilgili endişelerini dile getirdi. “Almanya’da insanlar 40 yıl çalışıyor, 15-20 yıl emekli aylığı alıyor. Bizde ise 20 yıl prim toplayabiliyoruz, 40 yıl ödeme yapıyoruz” diyerek sistemin dengesizliğine dikkat çeken Işıkhan’ın, tasarruf tedbirlerinin emekli ve asgari ücretlilerden yapılabileceğini belirtmesi büyük tepki topladı. “Zor koşulda olsak da ödüyoruz” ifadesi ise, emekli maaşının bir hak değil, bir lütuf gibi sunulduğu eleştirilerine neden oldu.

Bakan’ın açıklamaları sonrası finansal analist İnan Mutlu, Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileriyle hazırladığı bir grafiği paylaşarak tartışmaya yeni bir boyut getirdi. Grafiğe göre Türkiye, emeklilik harcamalarının milli gelire oranında Avrupa’da en alt sıralarda yer alıyor:

Avrupa Birliği (AB) ortalaması: Milli gelirin yüzde 12,21’i emeklilere ayrılıyor.
Türkiye’nin oranı: Milli gelirin sadece yüzde 5,27’si emeklilere ayrılıyor.

Bu oranla Türkiye, 35 Avrupa ülkesi arasında sondan üçüncü sırada yer alıyor. İnan Mutlu’nun vurguladığı gibi, “Tüm Balkan ülkeleri dahi emeklilerine Türkiye’den çok daha fazla kaynak ayırıyor.”

Bakan Işıkhan’ın son “tasarruf” sinyali, geçmişte verdiği “kalıcı refah artışı” sözleriyle çelişmesi nedeniyle de eleştiriliyor. Işıkhan, daha önceki açıklamalarında en düşük emekli aylığını artırma çalışmaları yaptıklarını ve “Emeklilerimizin refahını artırmak için yeni çalışmalarımızı hayata geçirmeye devam edeceğiz” vaadinde bulunmuştu.

Paylaşın

Ekonominin Kötüye Gideceğini Düşünenlerin Oranı Yüzde 64,7

Ekonominin kötüye gideceğini düşünenlerin oranı yüzde 64,7, iyiye gideceğini düşünenlerin oranı yüzde 13,2, ekonomide değişim beklemeyenlerin oranı yüzde 16,1 oldu. Fikri olmayanların oranı ise yüzde 6 oldu.

Asal Araştırma’nın Türkiye genelinde 26 ilde 2.000 kişiyle gerçekleştirdiği ankette, vatandaşların adalet sistemi, ekonomik gidişat ve siyasal aktörlerin ekonomi yönetme becerisine ilişkin kanaatleri ölçüldü. Ortaya çıkan tablo, hem kurumsal güvensizliğin hem de geleceğe dair karamsarlığın yaygınlaştığını gösteriyor.

Katılımcılara yöneltilen “Türkiye’deki adalet sistemine güveniyor musunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, yargıya yönelik toplumsal güvenin ciddi şekilde sarsıldığını ortaya koydu. Anket sonuçlarına göre vatandaşların yüzde 72’si açıkça “güvenmiyorum” dedi. “Güveniyorum” diyenlerin oranı sadece yüzde 20,3’te kalırken, yüzde 7,7’lik bir kesim ise ya fikrinin olmadığını ya da yanıt vermek istemediğini belirtti. Bu dağılım, adalet sistemine dair kuşkuların geniş toplum kesimlerine yayıldığını gösteriyor.

Araştırmada “Gelecek 6 ay içinde sizce Türkiye ekonomisi iyiye mi yoksa kötüye mi gider?” sorusu da yöneltildi. Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 64,7’si, ekonominin kötüye gideceğini düşündüğünü söyledi. Sadece yüzde 13,2’lik bir kesim “iyiye gider” yanıtını verirken, yüzde 16,1 ise ekonomik görünümde değişim beklemediğini belirtti. Fikri olmayan veya cevap vermeyenlerin oranı ise yüzde 6 olarak kaydedildi. Veriler, toplumun kısa vadeli ekonomik beklentilerinde yaygın bir kötümserlik olduğunu ve umut dozunun son derece sınırlı kaldığını gösteriyor.

Anketin bir diğer dikkat çekici başlığı ise “Sizce iktidar mı, muhalefet mi ekonomiyi daha iyi yönetir?” sorusuna verilen yanıtlarda görüldü. Katılımcıların yüzde 46,5’i hem iktidarın hem de muhalefetin ekonomiyi yönetemeyeceğini ifade etti.

“İktidar daha iyi yönetir” diyenlerin oranı yüzde 23,6 olurken, “Muhalefet daha iyi yönetir” diyenler yüzde 21,5’te kaldı. Her iki tarafın da iyi yönetebileceğini düşünenlerin oranı yüzde 3,4 gibi oldukça sınırlı bir seviyede. Görüş bildirmeyenlerin oranı ise yüzde 5 olarak ölçüldü.

Araştırma, 12-18 Eylül 2025 tarihleri arasında NUTS2 düzeyindeki 26 ilde gerçekleştirildi. Görüşmeler, 18 yaş üstü seçmen nüfusunu temsil edecek şekilde, bilgisayar destekli telefon anketi (CATI) yöntemiyle yapıldı. Hata payı yüzde 2,2 olarak belirtildi.

Paylaşın

Dünya Şampiyonası: Türkiye Erkek Voleybol Takımı Çeyrek Finalde Veda Etti

2025 FIVB Erkekler Dünya Voleybol Şampiyonası Çeyrek Finalde Türkiye ile Polonya, karşı karşıya geldi. Polonya’ya 3 – 0 mağlup olan Türkiye, şampiyonaya veda etti.

Haber Merkezi / Türkiye, ilk seti 25-15 kaybettikten sonra ikinci sette daha iyi bir oyun ortaya koysa da 25-22 ile skorun 2-0’a gelmesini engelleyemedi. Polonya 3. seti de 25-19 kazandı.

Dünya sıralamasında bir numarada yer alan Polonya yarı finalde Belçika’yı 3-0 mağlup eden İtalya ile oynayacak.

Türkiye, daha önce 1956, 1966, 1998 ve 2022 yıllarında Erkekler Dünya Voleybol Şampiyonası’na katılmıştı.

Türkiye, Erkekler Dünya Voleybol Şampiyonası’na bu yıl 5. kez katılan Türkiye, en iyi derecesini 2022 yılında elde etmişti. Türkiye Erkek Voleybol takımı son 16 turunda ABD’ye 3-2 yenilmiş ve organizasyonu 11. sırada tamamlamıştı.

Salon: SM Mall of Asia Arena

Hakemler: Juraj Mokry (Slovakya), İbrahim İsmail Alblooshi (Birleşik Arap Emirlikleri)

Polonya: Semeniuk, Huber, Kurek, Leon, Kochanowski, Komenda, Popiwczak (L) (Firlej, Sasak, Granieczny)

Türkiye: Bedirhan, Murat, Mirza, Mert, Adis, Gökçen, Berkay (L) (Cafer, Can, Ahmet)

Setler: 25-15, 25-22, 25-19

Süre: 1 saat 9 dakika

Paylaşın

OECD’den Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 33,5

Merkezi Paris’te bulunan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yukarı yönlü revize ederek yüzde 33,5’e yükseltti.

OECD, 2025 yılı için Türkiye ekonomisinin büyüme tahminini ise yüzde 2,9’dan yüzde 3,2’ye çekti.

Merkezi Paris’te bulunan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), “Türkiye İnceleme Raporu” başlıklı raporu yayımlandı. OECD raporunda, Türkiye’nin 2025 yılı ekonomik büyüme ve enflasyon tahminlerini revize etti.

OECD, Türkiye’nin 2025 yılındaki büyüme tahminini yüzde 2,9’dan yüzde 3,2’ye yükseltirken, enflasyon beklentisini de yüzde 31,4’ten yüzde 33,5’e çıkardı.

Kurum, Türkiye için 2026 yılında büyüme beklentisini yüzde 3,3’ten yüzde 3,2’ye indirdi. Enflasyon tahminini ise yüzde 18,5’ten yüzde 19,2’ye yükseltti.

Paylaşın

Üniversite Öğrencilerinin Yüzde 70’i Öğün Atlıyor

İPA Başkanı Buğra Gökce, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret etti.

2025-2026 akademik yılı başlarken, Türkiye’de üniversite öğrencilerinin ve ailelerinin temel gündemi ağırlaşan ekonomik koşullar oldu. Artan yurt ve kira fiyatları, sınırlı burs-kredi desteği ve yükselen yaşam maliyetleri, öğrencilerin eğitim sürecini zorlaştırıyor.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; KYK yurt ücretleri 2025-2026 dönemi için 750 ila 1.250 TL arasında değişiyor. Ancak 7 milyonu aşan öğrenci sayısına karşın yurt kapasitesi 1 milyonun altında. Büyükşehirlerde merkezde üç öğrencinin birlikte yaşayabileceği bir dairenin kira bedeli en az 50 bin TL, çeper bölgelerde ise 30 bin TL. Özel yurtlarda ise paylaşımlı bir odada kalmanın bedeli aylık en az 10 bin TL seviyesinde.

2025 yılı için KYK burs ve kredi miktarı 3 bin TL olarak uygulanmıştı. 2026 yılına ilişkin açıklama henüz yapılmadı. Öğrenciler, geçimlerini sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Haftada ortalama 30 saatlik bir işten kazanılan ücret 11 bin 700 TL düzeyinde. Bu tutarın 2026’da ciddi biçimde artması beklenmiyor.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), eylül ayında yıllık yaşam maliyeti artış oranını yüzde 43,2 olarak duyurdu. İPA Başkanı Buğra Gökce, kirada kalan bir üniversite öğrencisinin ortalama yaşam maliyetinin 26 bin 250 TL olduğunu belirtti.

YAYBİR Başkanı Hakan Tanıttıran, kitap fiyatlarının son üç yılda yüzde 290 arttığını söyledi. Bu artışın temel nedenleri arasında dövize bağlı kağıt ve baskı maliyetleri ile genel enflasyon gösterildi.

Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi Başkanı Özlem Ergüven Okay, öğrencilerin yaşam koşullarını şu sözlerle değerlendirdi:

“Öğrencilerimiz full-time işçilik, part-time öğrencilik yapıyor. Bu da mesleki, akademik ve entelektüel gelişim için ne zaman ne de kaynak bırakıyor. Kahve içmek bile lüks; entelektüel gelişim araçları seçkin bir azınlığın tekelinde.”

Okay, üniversitelerde kamu kaynaklarının etkili kullanılmadığını, laboratuvar malzemeleri, güncel kütüphane kaynakları ve internet altyapısının yetersiz olduğunu ifade etti. Bazı üniversitelerde en büyük harcama kaleminin ikram ve ağırlama giderleri olduğunu da ekledi.

“Öğrenciler pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakılıyor”

Eğitim-Sen İstanbul 6 No’lu Üniversiteler Şube Başkanı Burak Çetiner, kamu desteği olmadan üniversite eğitiminin sürdürülemeyeceğini söyledi. İstanbul’daki birçok üniversitenin yurt imkanı sunamadığını, yemekhane hizmetlerinin özelleştirilmesiyle öğrencilerin pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakıldığını belirtti.

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İPA Başkanı Buğra Gökce, yazılı yanıtında, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret ederek şunları kaydetti:

“Gençler eğitimlerini yarıda bırakıyor. Her öğrenciye aylık asgari ücret kadar burs verilse, yıllık maliyet 25 milyar dolar olur. 19 Mart sürecinde 60 milyar dolar rezerv kaybettik.”

Üniversiteye hazırlanan öğrenciler için de maliyetler artmış durumda. 2021’de 15-30 bin TL arasında olan TYT-AYT kurs ücretleri, 2025’te 100 ila 200 bin TL’ye çıktı. Özellikle merkezi semtlerdeki butik kurslar 200 bin TL’yi buluyor.

Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, özel kurs fiyatlarının denetimsiz olduğunu ve bazı işletmelerin yüksek kâr amacıyla fahiş fiyatlar talep ettiğini belirtti. Birçok ailenin borçlanarak bu ücretleri ödediğini ifade eden Yılmaz, devlet destekli ücretsiz hazırlık programlarının ve okullarda nitelikli kursların artırılması gerektiğini söyledi.

Paylaşın