Kolesterol Seviyesini Düşürmenin 6 Doğal Yolu

En basit ifadeyle, kolesterol kanda bulunan mumsu bir maddedir. Kolesterol, vücuttaki sağlıklı hücrelerin oluşumu için gereklidir. Çok önemli bir kan bileşeni olmasına rağmen, kolesterolün fazlası kalp sağlığı sorunlarına yol açabilir.

Haber Merkezi / Bu nedenle, sürekli yüksek kolesterol seviyesi kalbi riske atabilir. Ayrıca, yüksek kolesterol kan damarlarında yağ birikmesine neden olabilir. Bu durum arterlerden kan akışını kısıtlar. Bu birikintiler her an pıhtı oluşturabilir. Böyle bir durumda kalp krizi veya felç söz konusu olabilir.

Yüksek kolesterol seviyesi genetik olarak miras kalabilir veya yaşam tarzından da kaynaklanabilir. Yüksek kolesterol ciddi bir sağlık sorunu olsa da, kontrol altında tutulabilir.

Kolesterol seviyesini düşürmenin yolları:

1. Tekli doymamış yağlar

Tekli doymamış yağ açısından zengin beslenme, kolesterol seviyesi üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Tekli doymamış yağ, LDL kolesterolü düşürerek kan kolesterolünü korur.

Ayrıca kalp hastalıkları ve kalp felci riskinin azalmasına neden olur. Tekli doymamış yağ açısından zengin bir beslenme, vücuttaki doymuş yağların yerini alarak LDL ve toplam kolesterol düzeylerinde yüzde 6 ila yüzde 10’luk bir düşüşe yol açar.

Araştırmalara göre, az yağlı bir beslenme vücuttaki kolesterol seviyesini düşürür. Ancak HDL kolesterolü düşürür ve vücudu olumsuz etkileyebilecek trigliseritleri artırır.

Yine araştırmalara göre, tekli doymamış yağlar açısından zengin bir beslenmenin vücut üzerinde yararlı etkileri olduğunu göstermektedir. LDL kolesterolü düşürür ve HDL kolesterol seviyesini yükseltir.

Kolesterolün oksidasyonu vücuttaki serbest radikallerle reaksiyona girerek arterlerin tıkanmasına neden olabilir. Tekli doymamış yağların kolesterol oksidasyonunu azalttığı, kalp krizi ve felç riskini önlediği kanıtlanmıştır.

2. Omega-3 açısından zengin beslenme

Omega-3 açısından zengin bir beslenme, vücuttaki kolesterol seviyesini olumlu yönde etkiler. Bunun nedeni, omega-3’ün hücrelerin gelişmesine yardımcı olması ve hücrelerin sağlığını korumasıdır. Ayrıca vücuttaki LDL kolesterol ve trigliseritleri düşürür. Sonuç olarak, koroner kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini azaltır.

Omega-3 açısından zengin bir beslenme, sağlıklı kolesterol seviyesini korunmasına yardımcı olur ve HDL kolesterol seviyesini yükseltir. Bu nedenle kalp krizi gibi kardiyovasküler hastalık riskini azaltır. Ek olarak, bir araştırmaya göre, haftada iki kez omega-3 yağ asitleri açısından zengin balık tüketmek, trigliserit düzeyini önemli ölçüde düşürebilir.

Ton balığı, somon, uskumru, ringa balığı, kabuklu deniz ürünleri ve karides gibi deniz ürünleri mükemmel omega-3 kaynaklarıdır. Sonuç olarak, deniz ürünleri, kalp hastalıkları riskini azaltmaya ve kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olabilirler.

3. Kilo kaybı

Obezite, yüksek kolesterol seviyesine yol açarak koroner hastalık riskinin artmasına neden olabilir. Örneğin, her 10 kilo fazla yağın alınması, günde yaklaşık 10 mg fazla kolesterol üretir. Bu nedenle, kilo vermek kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olabilir.

4. Sigara

Sigara, kolesterolün vücut tarafından işlenmesini bozduğu için zararlı koroner hastalığa yol açabilir. Sigarada bulunan zararlı bir kimyasal bileşik olan akrolein, akciğerler yoluyla kan dolaşımına emildiğinde, vücuttaki HDL kolesterol taşınmasını azaltabilir. Bu da LDL kolesterolü yükselterek koroner kalp hastalıkları riskine yol açabilir.

5. Alkol

Alkol ve kolesterolün birbiriyle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Bununla birlikte, aşırı alkol tüketimi karaciğerde ağır hasara neden olabilir ve HDL kolesterol seviyesini düşürebilir. Ayrıca kan pıhtılaşması, kalp krizi ve kalp yetmezliği riskini artırabilir.

6. Bitki sterolleri ve stanoller

Bitki sterolleri ve stanoller, bitkilerden elde edilen kolesteroldür. Bitki sterolleri ve stanoller vücuttaki LDL kolesterolü düşürerek kalp hastalıkları riskini azaltır. Araştırmalar , 1,5-3 gram bitki sterol ve stanol tüketmenin LDL konsantrasyonunu yüzde 7,5-12 oranında düşürmeye yardımcı olduğunu ortaya koymuştur.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Kalçalardaki Hiperpigmentasyondan Nasıl Kurtulunur?

Hiperpigmentasyon, ciltte aşırı melanin üretimi olduğunda meydana gelir. Ciltte sürtünme aşırı melanin üretimine neden olur. Kalçalar genellikle vücudun diğer bölgelerine göre daha fazla sürtünmeye maruz kaldığından, bu durum kalça bölgesinde daha sık görülür.

Haber Merkezi / Hiperpigmentasyona neyin sebep olduğunu anlamak, tedavi için son derece önemlidir. En yaygın nedenler:

1. Aşırı güneşe maruz kalma

Güneşe maruz kalmak vücutta melanin oluşumuna neden olur. Melanin, doğal bir güneş koruyucu görevi görerek cildi zararlı ışınlardan korur. Aşırı güneşe maruz kalma ise bu süreci kesintiye uğratarak hiperpigmentasyona neden olabilir.

2. Dar giysiler

Dar giysiler hiperpigmentasyonun en yaygın nedenlerinden biridir. Bunun nedeni kalçaların sürekli dar iç çamaşırları ve pantolonlarla temas halinde olmasıdır.

3. Hijyen eksikliği

Duş alırken kalça bölgesini iyice temizleyin. Kir, ölü deri ve yağ birikimi hiperpigmentasyona neden olabilir.

4. Uzun süre oturmak

Uzun süre oturmak hem kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir hem de kalçalarda sürtünmeye ve bu da hiperpigmentasyona neden olabilir.

5. Sağlıksız kan dolaşımı

Kanın yeteri derecede oksijen içermemesi, hiperpigmentasyona neden olabilir.

6. Ürün tahrişi

Bazı cilt ürünlerin uygulanması, ciltte tahrişe ve aşırı melanin üretimine neden olabilir. Bu fenomen kalçalarda hiperpigmentasyona yol açabilir.

Tedavisi

Hiperpigmentasyon tedavisi yalnızca nadir durumlarda gereklidir. Temizlenmiş folikülit veya artık mevcut olmayan diğer altta yatan nedenlerle oluşan hiperpigmentasyon genellikle zamanla kendiliğinden geçer.

Daha ciddi hiperpigmentasyon altı ila on iki ay sonra kaybolur. Ancak, daha ciddi hiperpigmentasyonun kendi kendine kaybolması yıllar alabilir

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Yoga Nidra Nedir, Nasıl Yapılır?

Eski bir uygulama olan ancak günümüzde yeniden popülerlik kazanan Yoga Nidra, uykusuzluk, endişe ve duygusal travma yaşayanlara yardımcı olan derin bir rahatlama uygulamasıdır. Yoga Nidra, iç huzurunuzla yeniden bağlantı kurmanıza yardımcı olacaktır.

Haber Merkezi / Yoga Nidra, meditasyonla karıştırılır, ancak farklı faktörleri vardır. Yoga Nidra, derin bir bilinçli rahatlama durumu yaşatır.

Yoga Nidra nedir?

Yoga Nidra, aktif bir meditasyon şekli olan yogik veya psişik uyku yöntemidir. Uyanıklık ve uyku fazları arasındaki bir ara bilinç halidir. Yoga Nidra’yı uygularken, uygulayıcılar uyuyormuş gibi görünebilir, ancak farklı eylemlerle ilgili talimatları takip ettikleri için daha derin bir farkındalık düzeyinde çalışırlar.

İnsanlar her zaman iç gerilimlerle doludur ve bunların farkında değildirler, bu nedenle kas, duygusal ve zihinsel streslerden kurtulana kadar asla tamamen rahatlayamazlar. Yoga Nidra uygulaması, tüm bu streslerden kurtulmak için bilimsel olarak onaylanmış en iyi yöntemlerden biridir. Bir saatlik bir Yoga Nidra seansı, dört saatlik dinlendirici bir uykuya eş değer.

Yoga Nidra adımları

Yerleşme

İlk aşamada, belinizi ve boynunuzu destekleyen bir yastık veya destek ile bir yoga matı veya battaniyesi üzerinde düz bir şekilde uzanın.

Niyet

Bu aşamada, zihninizin arzunuza veya hedefinize odaklanmasına izin verin ve zihinsel olarak niyetinizi birkaç kez tam bir inançla tekrar edin.

İçsel kaynağınızı keşfedin

Bu aşamada, iç dünyanızda rahat edebileceğiniz ve kendinizle daha fazla bağlantı kurabileceğiniz güvenli bir yer bulun.

Vücudunuzu bilinçli olarak tarayın

Bu durumda, eğitmenlerin talimatlarını dinlerken içsel farkındalığınızın vücudunuzu taramasına izin verin. Gergin kalan vücut bölgeleri, sistemli bir şekilde çalışarak gerginliklerini serbest bıraktığı için çok önemli bir aşamadır.

Nefesinizin farkına varın

Bu aşama tamamen nefesinizin farkındalığı ile ilgilidir. Havanın burun deliklerinizden nasıl girip vücudunuzdan nasıl çıktığını fark edin. Her nefeste göğüs ve karın bölgesinin yükselişini ve düşüşünü gözlemleyin. Bu aşamada, gevşemeyi deneyimleyecek ve vücudunuzun tüm organlarına aktarılan daha yüksek enerjiyi uyandıracaksınız.

Duygularınızı kucaklayın

Duygularınızı kucaklamak, sizi yaşadığınız günün olumlu taraflarını düşünmeye teşvik edebilir.

Düşünce algısı

Bu aşama, tepki vermeden karşıt düşünceleri memnuniyetle karşılamanızı teşvik eder. İrade gücünü geliştiren ve duygusal, zihinsel gevşemeye izin veren beynin karşı yarım küresini uyarır.

Görselleştirme

Bu aşama, olumlu anıları görselleştirerek yoğun bir zihinsel rahatlama sağlar.

Uygulamanız üzerinde düşünün

Bu aşamada, duygularınızı gözlemleyin ve hislerinize tanık olun.

Dışsallaştırma

Bu çok önemli bir aşamadır. Çok hızlı hareket etmek, kafa karışıklığına neden olabilir.

Bu uygulamaya 15-20 dakika ile başlayın ve zamanı ilerleyen günlerde artırmaya çalışın.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Devrim Niteliğinde Kanser Tedavisi: İmmünoterapi

İmmünoterapi, kanser tedavisinde büyük potansiyele sahip devrim niteliğinde bir kanser tedavi yöntemidir. Kanser hücreleri vücudun bağışıklık sisteminden saklanabilirler. İmmünoterapi, bağışıklık sistemini, kanserli hücreleri bulup yok etmesi için daha iyi çalışır hale getirir.

Haber Merkezi / Farklı tür kanserlerin sürecinde çeşitli immünoterapi türleri kullanılabilir. Mevcut immünoterapi seçenekleri şunlardır:

Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri: Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri bağışıklık kontrol noktalarını bloke eden ilaçlara verilen isimdir. Bağışıklık kontrol noktaları, bağışıklık sisteminin normal bir parçasıdır ve bağışıklık tepkilerinin gereğinden daha çok güçlü olmasını ve vücuda zarar vermesini engeller. Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri bunları bloke ederek bağışıklık hücrelerinin kansere daha güçlü yanıt vermesini sağlar.

Monoklonal antikorlar: Bağışıklık sistemi üzerinde bulunan ve belirli hedeflere bağlanabilen proteinlerdir. Bu antikorlar kanser hücrelerini işaretler ve bağışıklık sistemi tarafından daha kolay bulunmasını sağlar. Bu nedenle hedefe yönelik tedavi olarak bilinir. Monoklonal antikorlar sağlıklı hücreler değil kanser hücrelerinin özel bölümlerini tanırlar. Kanser hücrelerinin yüzeyindeki büyüme bölgelerini bloke ederek kanserin büyümesine engel olurlar. Bazı monoklonal antikorlar radyasyonla kaplanarak vücuda verilir. Böylece hedefe yönelik radyoterapi yapılabilir. Bazı monoklonal antikorlara kanser ilaçları yüklenir böylece doğrudan kanser dokusuna ulaşmaları sağlanır.

T-hücre transfer tedavisi: Aynı zamanda modülatör hücre tedavisi, modülatör immünoterapi veya immün hücre tedavisi olarak da adlandırılan T-hücre transfer tedavisi ise T-Hücrelerinin kanserle doğal savaşma yeteneğini artıran bir tedavi türüdür. Bu tedavi sürecinde bireyin tümöründe bulunan bağışıklık hücreleri alınır. Bireyde bulunan kanser türüne karşı en aktif olanlar, bu kanserli hücrelere karşı daha etkin bir şekilde saldırabilmesi için seçilir veya değiştirilir. Sonra bu bağışıklık sistemi hücreleri çok sayıda çoğaltılır ve bir iğne ile tekrar vücuda geri verilir.

Kanseri tedavi eden aşılar: Bizi enfeksiyonlardan koruyan bakteri ve virüslere karşı geliştirlmiş aşılardan hepimizin az ya da çok bilgisi vardır. Kanser aşıları tamamen farklı özelliktedir. Zayıflatılmış bakteri veya virüs taşımazlar. Bunlar kanserden koruyan aşılardan da farklıdır. Kanserden koruyan aşılara örnek HPV aşısı ve hepatit B aşısıdır. Kanser aşıları tümör yüzeyinde bulunan antijenleri içerir. Vücuda verildiklerinde bağışıklık sisteminin  kanseri tanımasını ve aktif hale gelmesini sağlarlar. Kanser aşıları kendi tümör hücrelerinizden kişiye özel üretilebilir. Şu anda prostat kanseri için uygulanmakta olan bir aşı kanseri tamamen ortadan kaldırmasa da hastaların ömrünü uzatmaktadır.

Bağışıklık sistemi modülatörleri: Bağışıklık sistemi modülatörleri vücudun kansere karşı bağışıklık tepkisini arttırır. Bağışıklık sistemi modülatörlerinin bir bölümü bazıları bağışıklık sisteminin sadece belirli kısımlarını etkilerken diğerleri bağışıklık sistemini daha genel bir şekilde etkileyebilir.

Onkolitik virüsler: Vücuda verildiğinde normal hücrelere dokunmayan ancak kanser hücrelerini parçalayan virüslerdir.

Hangi kanserlerde kullanılabiliyor?

İmmünoterapi, birçok kanser tipinde kullanılıyor. Günümüzde malign melonom; yani ben kanserlerinde etkilidir. Malign melonomda, kemoterapinin hemen hemen hiç etkisi yoktur. Buna karşın immünoterapi çok daha etkilidir. Küçük hücre dışı akciğer kanserinde birinci seçenek kemoterapidir. Ancak sonrasında hastalık ilerlerse ikinci seçenek olarak immünoterapi ilaçları kullanılır. Bir diğer kullanım alanı böbrek kanseridir. Hedefe yönelik ilaçlar başarısız olduğu zaman ikinci seçim immünoterapi olur. Lenf kanserlerinde de (Hodgkin hastalığı) kullanılır. Bağırsak, mesane, mide ve meme kanserinde de kullanılmasına yönelik çalışmalar ise devam ediyor.

Ne tür yan etkiler yapabilir?

İmmünoterapi bağışıklık sistemi ile ilgili yan etkiler yapabilir. Bunlar; deride birtakım belirtiler, ishal gibi durumlardır. Akciğerde iltihap (mikropsuz zatürre), hormon sistemi üzerinde etkileri olabilir. Örneğin; tiroit bezi üstüne etki ederek yavaş ya da hızlı çalışmasına neden olabilir. Böbrek üstü bezi yetersizliği yapabilir. Hipofiz bezinin yetersizliği görülebilir. Halsizlik, iştahsızlık yapabilir.

Yan etkilerin çok iyi bilinmesi, hastaların sıkı takip edilmesi gerekir. Bu yüzden immünoterapi uygulayan medikal onkologların, yan etkiler oluştuğunda ilacın ne zaman kesileceğini, ne zaman devam edileceğini iyi bilmesi ve bu konuda önlemler alması gerekir. Takibi yapan göğüs hastalıkları, endokrinoloji, gastroenteroloji gibi diğer dallardaki hekimlerin de herhangi bir yan etki görüldüğünde nasıl müdahale edilmesi gerektiğini bilmesi gerekir. Örneğin; yan etkiler görüldüğünde kortizon kullanılması gerekebilir. Bu yüzden hekimin kortizonu ne zaman kullanacağını bilmesi gerekir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Schimke İmmüno-Osseöz Displazi Nedir? Bilinmesi Gereken Her Şey

Büyüme geriliği ile kendini gösteren schimke immüno-osseöz displazi (SIOD), ciddiyetine ve başlangıç ​​​​yaşına göre, infantil veya şiddetli erken başlangıç ve jüvenil veya daha hafif geç başlangıç olarak ikiye ayrılmıştır. Erken başlangıçlı bireyler ciddi semptomlar gösterir ve ortalama ölüm yaşı 9,2’dir.

Haber Merkezi / Diğer taraftan, daha hafif schimke immüno-osseöz displazi olanlar, semptomatik olarak tedavi edilirse beşinci on yıla kadar hayatta kalabilirler.

Schimke immüno-osseöz displazi nedir?

Schimke immüno-osseöz displazi, kısa boy, böbrek hastalığı ve zayıflamış bağışıklık sistemi ile karakterize bir çoklu sistem bozukluğudur. Schimke immüno-osseöz displazi çok nadir görülen bir durumdur.

Belirtileri ve semptomları

SIOD’un ilk ve en belirgin belirtisi büyüme geriliğidir. Etkilenen bireylerin çoğu, ayırt edici fiziksel özelliklere sahiptir. Bunlar ince saç (yüzde 60), ince üst dudak, geniş ve alçak burun köprüsü (yüzde 68), burun ucu (yüzde 83) ve kısa boy (yüzde 98) içerir.

SIOD’lu bireylerin yaklaşık yüzde 42’sinde tiroid fonksiyonu azalmıştır. SIOD’lodan etkilenen bireyler çoğunda böbrek fonksiyon bozukluğu geliştirmiştir. 

SIOD bireylerinin yarısında klinik ateroskleroz belirtileri gelişir. SIOD’lodan etkilenen bireylerde merkezi sinir sistemi hem çoklu gelişimsel hem de iskemik değişiklikler gösterir.

SIOD hastalarında diğer bir yaygın nörolojik özellik migren benzeri şiddetli baş ağrılarıdır (%60). Baş ağrılarının nedeni hala bilinmemektedir.

SIOD’lodan etkilenen bireylerde bir miktar kan hücresi eksikliği vardır. Bağışıklıkta önemli bir rol oynayan beyaz kan hücrelerinin bir alt grubu olan T lenfosit eksikliği en yaygın olanıdır (yüzde 97).

Nedenleri

SIOD, otozomal resesif bir modelde kalıtılır. Resesif genetik bozukluklar, bireyin her bir ebeveynden anormal bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Birey, normal bir gen ve anormal bir gen alırsa, kişi hastalığın taşıyıcısı olur, ancak semptom göstermez.

Taşıyıcı iki ebeveynin her ikisinin de anormal geni geçirme ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte yüzde 25’tir. Ebeveynler gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte yüzde 50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveynden de normal gen alma şansı yüzde 25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Teşhisi

SIOD tanısı klinik bulgular üzerine konur. En kesin tanısal bulgular iskelet displazisi (spondiloepifizeal displazi), böbrek fonksiyon bozukluğu (üriner protein kaybı), T lenfosit eksikliği (özellikle naif CD4 ve CD8 T hücreleri için), dismorfik yüz özellikleri ve hiperpigmente maküllerdir.

Yönetimi ve tedavisi

Tedavisi, büyük ölçüde, diyaliz ve böbrek nakli, nötropeni için hematopoietik büyüme faktörlerinin takviyesi, gerektiğinde ortopedik cerrahi, koruyucu antiviral tedaviler ve aşılar, antikoagülasyon, otoimmün belirtileri olanlar için immünosüpresif tedavi gibi çeşitli hastalık belirtilerinin profilaksisi ve yönetimi ile sınırlıdır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Evli Olmak, Alzheimer Ve Bunama Riskini Azaltıyor

Bunama (demans) spesifik bir hastalık olmayıp, hatırlama, düşünme veya günlük aktiviteleri yapmayı engelleyen karar verme yeteneğinin bozulması için kullanılan genel bir terimdir. Alzheimer hastalığı en yaygın türüdür. Demans çoğunlukla yaşlı yetişkinleri etkilese de, normal yaşlanmanın bir parçası değildir.

Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü’nde yapılan bir araştırmaya göre evli olmak, Alzheimer ve bunama riskini azaltıyor. Hakemli bilimsel dergi Journal of Aging and Health’de yayımlanan bulgular, yaşlılıkta bekar olmanın bilişsel gerileme riskini artırdığı anlamına geliyor.

Araştırma, Norveç devletinin sağlık kayıtlarında yer alan 44 ila 68 yaşındaki 8 bin 706 yetişkinin verileri üzerinden yapıldı. Araştırma ekibi öncelikle bu yaşlı yetişkinlerin medeni durumlarını not etti. Daha sonra bu kişiler 70’li yaşlara kadar takip edildi ve kaçında 70 yaşından sonra bunama görüldüğüne bakıldı.

Araştırmanın başyazarı Vegard Skirbekk, “Orta yaşlarını evlilik birliği içinde geçirmekle yaşlılıkta daha düşük bunama riski arasında bağlantı tespit ettik” diye konuştu: Verilerimiz, demans vakalarının önemli bir kısmının boşanmış kişilerden oluştuğunu gösteriyor.

Araştırmacılara göre bu kişilerde bunama riskinin daha düşük olması, evliliğin önemli bir sosyal temas kaynağı olduğunu düşündürüyor.

Önceki araştırmalar, sosyal açıdan izole yaşamanın, özellikle erkeklerde ve çocuğu olmayanlarda demans için güçlü bir risk faktörü olduğunu ortaya koymuştu. Öte yandan, bu çalışma hem erkekleri hem de kadınları ve hem çocuklu hem de çocuksuz kişileri içeriyor.

Skirbekk, “Çalışmamızda evlilik hem erkekler hem de kadınlar için eşit derecede önemliydi” ifadelerini kullandı.

Bulgular verileri incelenen kişilerin yüzde 11,6’sında bunama, yüzde 35,3’ünde ise hafif bilişsel bozukluk geliştiğini ortaya koydu.

Katılımcılar arasında en düşük demans riski yaşam boyu evli kalanlarda, en yüksek risk ise evlenmemiş kişilerde tespit edildi. Evlenmemiş olanları sırasıyla boşanmış kişiler ve aralıklı olarak eşlerinden ayrılanlar izledi.

Araştırmacılar, hiç evlenmemiş kişilerdeki yüksek bunama riskinin çocuksuz olmalarına da bağlanabileceğini belirtiyor.

Skirbekk, “Çocuk sahibi olmak önemli gibi görünüyor” diyor: Öte yandan analizler, çocuksuz olmanın veya evlenmemenin bunama riskini artıran birincil mekanizma olup olmadığını belirleyemedi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Zenginleştirilmiş Gıda Nedir, Faydaları Nelerdir?

Mikro besinler ve vitaminler, insan vücudunun büyümesi ve gelişmesi için çok önemlidir. Mikro besinler ve vitaminler, beslenmenin küçük bir bölümünü oluşturmalarına rağmen, eksiklikleri az gelişmişliğe ve çeşitli rahatsızlıklara neden olurlar.

Haber Merkezi / Dünya genelinde, her on kişiden en az üçünde vitamin ve mikro besin eksikliği görülmektedir. Ayrıca, çok sayıda istatistiğe göre, dünya genelinde tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 0,5’inden beslenme yetersizliği sorumludur. Önlenebilir mikro besin eksikliği başlıca halk sağlığı sorunudur. En yaygın beslenme eksiklikleri A vitamini, B12 vitamini, D vitamini, iyot, demir ve folik asittir.

Zenginleştirilmiş gıda nedir?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, gıda zenginleştirme, gıdaya temel mikro besinleri ve vitaminleri ekleyerek gıdanın besin kalitesini artıran süreçtir.

Gıda takviyesi veya zenginleştirme ile, gıda işleme veya depolama sırasında kaybolan besinleri geri kazanır. Zenginleştirilmiş gıdalar, vitamin, mineral ve temel besinler gibi mikro besinler içerir.

Gıda zenginleştirme türleri nelerdir?

Gıda zenginleştirme, gıda üreticilerinin mikro besinleri hangi aşamada eklediğine bağlı olarak aşağıdaki türlerdendir:

Endüstriyel veya ticari zenginleştirme: Gıdalara toplu seviyede besin eklemek için yapılan ekonomik bir süreçtir. En yaygın ticarileştirilmiş gıdalar şunlardır:

  • Buğday unu
  • Hububat
  • Yemeklik yağ
  • Mısır unu
  • İyotlu tuz
  • Süt
  • Meyve suları
  • Pirinç

Biyozenginleştirme: Bu süreç, besin değerlerini artırmak için bitkilerin üremesini ve genetik modifikasyonunu içerir.

Ev: Ticari tahkimattan daha maliyetlidir ve şunları içerir:

  • Mikrobesin tozu
  • D vitamini damlaları
  • Çözünür tabletler

Çoğu insan yeterli miktarda meyve ve sebze tüketmez, bu da temel besin eksikliklerine yol açar. Demir, iyot, A, B12, D vitaminleri ve çinko en yaygın besin eksiklikleridir. Gıda üreticileri çoğunlukla gıda ürünlerine aşağıdaki besinleri ekler:

  • Diyet lifleri
  • A vitamini
  • D vitamini
  • Kalsiyum
  • Magnezyum
  • İyotlu tuz
  • Folat

Aşağıda bazı zenginleştirilmiş gıda maddeleri verilmiştir:

  • Kalsiyum ve D vitamini ile güçlendirilmiş süt ve süt ürünleri
  • Sebze yağları
  • Kepekli tahıllar
  • Kahvaltı gevrekleri ve granolalar
  • Buğday unu, pirinç, mısır ve manyok dahil olmak üzere temel gıda
  • Badem sütü
  • Soya sütü
  • Meyve suyu
  • Şekersiz yulaf ezmesi
  • Şeker
  • İyotlu veya çift takviyeli tuz
  • Yumurtalar
  • Dondurmalar
  • Tatlandırılmamış yoğurt

Zenginleştirilmiş gıdaların faydaları nelerdir?

  • Beslenme eksikliği kaynaklı rahatsızlıkları önler: Örneğin, vücut, D vitamini eksikliğinde, anemi (demir eksikliği), osteoporoz (kalsiyum ve D vitamini eksikliği) veya üreme ve sinir sistemi kaynaklı raşitizm gibi hastalıklar geliştirir. Zenginleştirilmiş gıdalar, besin eksikliğine bağlı hastalık oranlarını azaltmaya yardımcı olurlar
  • Hamilelikte faydalıdır: Çinko eksikliği ile anne ve yenidoğanlarda yüksek mortalite ve morbidite oranları arasında bağlantı bulunmaktadır. Folat eksikliği, anne karnındaki bebeklerde hatalı nöral gelişime neden olabilmektedir. Hamilelik sırasında yeterli miktarda yemek yenilse bile, yine de besin eksikliği yaşanma ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle, hamilelik sırasında zenginleştirilmiş gıda tüketmek, bebeklerde çok sayıda doğuştan deformite riskini azaltabilir ve anne ve bebeğin sağlığını iyileştirebilir.
  • Çocukların büyüme ve gelişmelerine yardımcı olur: Demir, çinko, A ve D vitaminlerinin eksikliğinin büyüme sorunlarına yol açtığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, büyüme aşamasında zenginleştirilmiş gıdalar veya mikro besin takviyeleri dahil etmek, çocuklar arasında olumlu bir fiziksel ve zihinsel büyüme tepkisine sahiptir.
  • Beslenme gereksinimlerini karşılayın: Katı vejetaryenler, veganlar, laktoz intoleransı olan veya beslenmeyle ilgili diğer koşullardaki kişiler, çeşitli rahatsızlıklara neden olan zayıf mikro besin seviyelerine sahiptir. Beslenmeye zenginleştirilmiş gıdalar eklemek, besin ihtiyacını karşılayabilir ve genel sağlığı iyileştirebilir.
  • Yaşlılar için yararlıdır: Yaşlanmayla birlikte sindirim sistemi daha az besini emerek besin eksikliğine neden olmaktadır. Beslenmeye zenginleştirilmiş gıdalar eklemek, daha güçlü kemik, daha iyi sindirim ve daha sağlıklı organ işleyişine yardımcı olur.

Zenginleştirilmiş gıdaların dezavantajları nelerdir?

  • Zenginleştirilmiş gıdaları işlenmemiş gıdalarla tüketmek, aşırı dozda besin alma riskini artırabilir.
  • Sadece zenginleştirilmiş yiyecekler yemek, meyve ve sebzeleri göz ardı etmek, yetersiz beslenmeye neden olabilir. İşlenmemiş gıdalar, çeşitli kronik hastalıklardan ve enflamatuar durumlardan koruyan antioksidanlar ve bitki bazlı biyoaktif bileşikler içerir.
  • Zenginleştirilmiş gıdalar, bütün gıdalardan daha yüksek kalori içerir. Bu nedenle, işlenmiş ve zenginleştirilmiş yiyecekler aşırı yemeye ve kademeli olarak kilo almaya neden olabilir.

Zenginleştirilmiş gıdalar, sağlıklı esenlik için vücudumuzun besin talebini karşılayabilir. Ancak meyve, kuruyemiş, sebze ve tohum gibi sağlıklı gıdalardan ödün vermeden bu gıdaları beslenmenize dahil etmelisiniz.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Sandhoff Hastalığı Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Sandhoff hastalığı nadir görülen bir lizozomal depo hastalığıdır. Sinir hücrelerinin yıkımına (nörodejenerasyon) neden olur. Bu durum, düşünme ve hareket etme ile ilgili sorunlara yol açar. Sandhoff hastalığı, HEXB genindeki zararlı değişikliklerden kaynaklanır. 

Haber Merkezi / Bu gendeki zararlı değişiklikler, hücrenin geri dönüşüm merkezlerinde (lizozomlar) iki enzimin miktarının azalmasına neden olur. Bu enzimler olmadan, bazı yağlar (lipitler) sinir hücrelerinde büyük miktarlarda birikir. Bu beyne ve omuriliğe (merkezi sinir sistemi) zarar verir. Sandhoff hastalığı, Tay Sachs hastalığına çok benzer.

Belirtileri ve semptomları

Sandhoff hastalığının en yaygın türü olan infantil sandhoff hastalığı, bebeklik döneminde hızla ilerleyen zihinsel ve motor gerilemeye neden olur. Sandhoff hastalığı olan bebeklerde yaşamın ilk altı ayında zayıflık görülür; dönme, oturma ve emekleme gibi becerilerini kaybederler. Ayrıca beslenme, yüksek seslere aşırı tepki verme, konuşma gecikmesi, erken körlük, nöbetler, kalp üfürümleri ve sürekli kasılan kaslar (spastisite) ile ilgili sorunlar yaşayabilirler.

Sandhoff hastalığının diğer belirtileri, büyük bir kafa (makrosefali) ve benzersiz yüz özelliklerini içerebilir. Sandhoff hastalığının bu formuna sahip bebekler genellikle 2-5 yıldan fazla yaşamazlar.

Jüvenil ve yetişkin sandhoff hastalığı büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de görülebilir. Bu bireyler, infantil sandhoff hastalığına göre daha yavaş bir zihinsel ve motor gerileme yaşayacaklardır. Semptomların başlangıcı ve şiddeti değişebilir.

Sandhoff hastalığının daha sonra başlayan spesifik bir semptomu, kol, bacak ve kalça kaslarını etkileyen kas güçsüzlüğüdür. Diğer belirtiler arasında kas kaybı (kas atrofisi), denge sorunları, kontrol edilemeyen kas kasılması (distoni), istemsiz bedensel işlevleri kontrol eden sinirlerde hasar (otonom nöropati), zihinsel işlev kaybı (bilişsel işlev bozukluğu), psikiyatrik hastalık ve bunama yer alır.

Nedenleri

Sandhoff hastalığına HEXB adı verilen bir gendeki zararlı mutasyonlar neden olur. Bu gen mutasyonları, iki önemli enzim olan beta-heksosaminidaz A ve beta-heksosaminidaz B’nin miktarının azalmasına neden olur. Bu enzimler, hücrenin geri dönüşüm merkezlerinde (lizozomlar) bulunur ve görevleri, GM2 gangliyositleri ve globosidler olarak adlandırılan yağlı maddeleri parçalamaktır. Sandhoff hastalığının belirtileri, bu yağların (lipitler) beyin ve sinir hücrelerinde zararlı miktarlarda birikmesinden kaynaklanır. Bu beyne ve omuriliğe (merkezi sinir sistemi) zarar verir.

Sandhoff hastalığı, otozomal resesif bir modelde kalıtılır. Resesif genetik bozukluklar, bir birey her bir ebeveynden çalışmayan bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Bir birey, hastalık için bir çalışan gen ve bir çalışmayan gen alırsa, kişi hastalığın taşıyıcısı olur, ancak genellikle semptom göstermez. Taşıyıcı iki ebeveynin her ikisinin de çalışmayan geni geçirme ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %25’tir. Ebeveynler gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveynden de çalışma genleri alma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Teşhisi

Sandhoff hastalığı genellikle beta-heksosaminidaz A ve beta-heksosaminidaz B enzimlerinin (enzim tahlilleri) aktivitesi test edilerek teşhis edilir. Sandoff hastalığı olan kişilerde her iki enzimin aktivitesi azalmıştır veya yoktur. Teşhisi doğrulamak için genetik testler kullanılır.

Tedavisi

Şu anda sandhoff hastalığının tedavisi yoktur. Yönetim semptomlara dayanır ve çoğunlukla destekleyicidir. Destekleyici tedavi, uygun beslenme ve hidrasyonun sağlanması, hava yolunun açık tutulması ve antikonvülsanlarla nöbet kontrolünü içerir. Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Sakati Sendromu Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Sakati sendromu, akrosefalopolysindaktili (ACPS) olarak bilinen ve nadir görülen bir grup genetik bozukluğa ait son derece nadir bir hastalıktır. ACPS’nin tüm formları, kafatasının belirli kemikleri (kraniyosinostoz) arasındaki fibröz eklemlerin (kranial sütürler) erken kapanması ve başın tepesinin sivri görünmesine (akrosefali) ile karakterizedir.

Haber Merkezi / Sakati sendromu, belirli el veya ayak parmaklarının (rakamların) kaynaşması (sindaktili), bacak kemiklerindeki anormallikler, doğumda var olan yapısal kalp bozuklukları (doğuştan kalp kusurları) ve/veya diğer bulgularla ilişkilidir. Sakati sendromunun rastgele meydana gelen genetik değişiklikten (mutasyon) kaynaklandığı düşünülmektedir.

Belirtileri ve semptomları

Sakati sendromunda, kafatasındaki kemikler (kafa sütürleri) arasındaki fibröz eklemler erken kapanır (kraniosinostoz) ve bu durum, bebeğin kafasının yukarı doğru büyümesine neden olur. Sonuç olarak, baş uzun, dar ve tepede sivri görünür (akrosefali). 

Düz, küçük bir yüz, pörtlek göz (gözler arasında geniş boşluk), uzun burun, büyük ve kusurlu (displastik) kulaklar, belirgin bir alın.

Anormal derecede kısa parmaklar (brakidaktili), geniş başparmaklar ve ayak başparmakları, normalden fazla sayıda el ve/veya ayak parmağı (polidaktili) dahil olmak üzere ellerin ve ayakların çeşitli şekil bozuklukları.

Bu bozuklukla ilişkili ek semptomlar, fazla dişler, az gelişmiş üst çene kemiği (maksiller hipoplazi), öne doğru çıkıntı yapan çene (prognatizm), kısa boyun, düşük saç çizgisi, saç yokluğu (alopesi).

Nedenleri

Sakati sendromunun kesin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Sendromun genetik değişiklikten (mutasyon) kaynaklanabileceğine inanılmaktadır.

Teşhisi

Sakati sendromu, klinik bir değerlendirmeye ve karakteristik fiziksel bulguların tanımlanmasına dayalı olarak doğumda tespit edilebilir.

Tedavisi

Tedavi öncelikle malformasyonların cerrahi olarak düzeltilmesinden oluşur. Kafatasındaki kemiklerin erken kapanmasını (kraniosinostoz) önlemek için erken kraniyofasiyal cerrahi yapılabilir.

Ek kraniyofasiyal cerrahi, yaşamın ilerleyen dönemlerinde ve ayrıca el ve ayaklardaki şekil bozukluklarını düzeltmek için yapılabilir. Ek olarak, etkilenen bireylerin yürüme yeteneğini iyileştirmek için bacaklardaki kemik anormalliklerinin cerrahi onarımı da yapılabilir.

Doğuştan kalp kusurları olan sakati sendromlu bebekler de cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir. Gerçekleştirilen cerrahi prosedür, kalp kusurlarının ciddiyetine, yerine ve bunlarla ilişkili semptomlara bağlı olacaktır.

Diğer tedavi semptomatik ve destekleyicidir. Genetik danışmanlık, etkilenen bireyler ve aileleri için faydalı olacaktır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Saethre Chotzen Sendromu Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Saethre-Chotzen sendromu, kafatasının normal büyümesini önleyen ve baş ve yüz şeklini etkileyen belirli kafatası kemiklerinin erken füzyonu ile karakterize edilen genetik bir durumdur. Saethre-Chotzen sendromu yaklaşık 25.000 ila 50.000 bebekten 1’inde görülür.

Haber Merkezi / Bir ebeveynde Saethre-Chotzen sendromu varsa, çocuğun bu hastalıkla doğma olasılığı yüzde 50’dir. Saethre-Chotzen sendromlu bir çocuğu olan etkilenmemiş ebeveynler, nadiren bu durumdaki ikinci bir çocuğu doğurur.

Saethre-Chotzen sendromu, kalıtsal bir genin veya daha az sıklıkla genetik bir mutasyonun sonucudur.

Belirtileri

Saethre-Chotzen sendromunun semptomları, aynı aileden hastalığa sahip olan kişilerde bile büyük farklılıklar gösterir. Sendromlu çocukların çoğunda yüz ve kafa şeklinde farklılıklar vardır.

Bu değişiklikler, kafatası kemikleri arasındaki yumuşak, lifli sütürlerin (dikişlerin) erken kapanmasından kaynaklanır. Saethre-Chotzen sendromu sıklıkla kafatasının üstünden kulaktan kulağa geçen koronal sütürleri etkiler.

Normalde, dikişler beyin büyüdükçe kafatasının da büyümesini sağlar. Bir dikiş erken kapanırsa, başın şeklini değiştirir ve büyüyen beyin için alanı azaltır. Bu, çocuğun kafatası içindeki basıncı artırabilir.

Saethre-Chotzen sendromlu birçok çocuğun alnı uzun, düz veya pürüzlüdür. Diğer farklılıklar:

  • Yüzün bir tarafının diğer tarafı ile uyuşmaması (yüz asimetrisi)
  • Düşük göz kapakları (pitoz)
  • Geniş aralıklı gözler
  • Düşük saç çizgisi
  • Alışılmadık şekle sahip küçük kulaklar (mikrotia)

Bu duruma sahip çocukların çoğu normal zekaya sahiptir. Bazılarının öğrenme sorunları olabilir. Daha az yaygın farklılıklar:

  • Kısa boy
  • Ağzın çatısında bir boşluk
  • Omurga kemiklerindeki anormallikler
  • Perdeli parmaklar
  • Bozuk büyük ayak parmakları
  • İşitme kaybı
  • Kalp kusurları

Teşhisi

Doktor, Saethre-Chotzen sendromunu doğumda fiziksel belirtilerle teşhis edebilir. Teşhisi doğrulamak için yapılabilecek testler şunları içerir:

  • Röntgen
  • Bilgisayarlı tomografi taraması (BT veya CAT taraması da denir)

Doktor ayrıca kesin bir genetik teşhis yapmak için bir kan örneği alabilir.

Tedavisi

Çocuk deneyimli bir ekibin üyeleri tarafından değerlendirilmelidir. Tedavi genellikle birçok uzmanlık alanını içerdiğinden, hiçbir uzman Saethre-Chotzen sendromunu ve bununla ilişkili sorunları yönetemez.

Bozukluğun ciddiyetine bağlı olarak, çocuk aşağıdaki tedavilerin bazılarına veya tümüne ihtiyaç duyabilir:

  • Kafatasını yeniden şekillendirmek için ameliyat
  • Burun veya göz kapaklarını onarmak için ameliyat
  • Perdeli parmakları veya ayak parmaklarını ayırmak için ameliyat
  • Bir göz doktoru ile düzenli göz muayeneleri
  • Bir odyolog ile işitme testleri
  • Konuşma terapisi
  • Ortodonti, dişleri düzeltmek için
  • Ortopedi, iskelet deformitelerinin bakımı için

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın