Metabolik Bozukluk Nedir? Bilinmesi Gereken Her Şey

Metabolik bozukluk, vücudun metabolizmasının düzgün çalışmadığı durumdur. Metabolizma, yiyecekleri, proteinler, karbonhidratlar (veya şekerler) ve yağlar gibi daha basit bileşenlere ayırma işlemidir. Süreçteki herhangi bir aksama, metabolik bir bozukluğa yol açar.

Haber Merkezi / Birçok farklı metabolik rahatsızlık türü vardır. Bunlardan bir kısmını ebeveynlerden miras kalabilirken, diğerleri ise yaşam tarzıyla edinilir. Metabolik bozukluk, altta yatan neden tedavi edildiği zaman sorun çözülür.

Yaygın metabolik bozukluklar

500’den fazla metabolik bozukluk vardır, biz burada sıkça görülen metabolik bozukluklara bakacağız.

Tip 1 diyabet

Bu otoimmün durum, bağışıklık sisteminin yanlışlıkla insülin üreten pankreas hücrelerine saldırması ve onları yok etmesi sonucu gelişir. Sonuç olarak, tip 1 diyabetli hastalar kan şekerlerini kontrol altına almak için günlük insülin iğneleri yapmaları gerekir.

Tip 2 diyabet

Tip 2 diyabet çok daha yaygın bir metabolik bozukluktur. Bu durumda vücut insülini gerektiği gibi kullanamaz. Sağlıksız beslenme gibi belirli yaşam tarzı seçimlerinin oluşturduğu bir sağlık sorunudur ve herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir.

Gestasyonel diyabet (gebelik diyabeti)

Bazı kadınlar bunu hamilelik sırasında yaşarlar ve bu genellikle bebek doğduktan sonra geçer. Ancak gebelik diyabetinden sonra tip 2 diyabet riski artabilir. 

Hemokromatoz

Hemokromatoz olarak bilinen bozukluk, vücudun demiri emme gücüne müdahale eder. Bu durum, yorgunluk veya kronik kas zayıflığı, eklem ağrıları, mide ağrıları ve daha koyu bir cilt gibi semptomlara neden olarak demir birikmesine yol açabilir.

Gaucher Hastalığı

Gaucher hastalığı, glukoserebrosidaz üretimini kısıtlayan genetik bir mutasyondan kaynaklanan nadir görülen kalıtsal bir metabolik bozukluktur. Bu enzimin yetersiz seviyesi, yağ bileşiklerinin (lipitler) birikmesine neden olur.

Fenilketonüri (PKU)

Fenilketonüri veya PKU, vücutta amino asit fenilalaninin birikmesiyle sonuçlanan nadir görülen kalıtsal bir metabolik bozukluktur. Fenilalanin hidroksilaz (PAH) geni PKU’da değiştirilir.

Mitokondriyal bozukluklar

Mitokondriyal bozukluklar, mitokondrilerin hücrelerin normal çalışması için yeterli enerjiyi oluşturmasını engelleyen bir grup koşuldur.

Nedenleri

  • Organ disfonksiyonu
  • Genetik
  • Mitokondriyal disfonksiyon

Metabolik bozuklukların diğer nedenleri şunlardır:

  • Diüretik
  • Alkol
  • Gut
  • Sepsis
  • Böbrek yetmezliği
  • Solunum yetmezliği veya pnömoni

Teşhis ve tedavisi

Genetik metabolik bozukluklar, spesifik kan ve DNA testleri kullanılarak belirlenebilir. Hasta için daha etkili olacak bir tedavi geliştirmek için doktorların hastalığın genotipini bilmesi gerekir.

Tedavi yaklaşımı spesifik metabolik bozukluğa bağlıdır.

Kalıtsal metabolik bozuklukları çeşitli şekillerde tedavi edilebilir:

  • Enzim replasman tedavisi
  • Gen tedavisi
  • Ağrıyı azaltmak veya hafifletmek için ilaçlar veya ameliyat
  • Mineral takviyesi
  • Beslenme danışmanlığı
  • Kemik iliği nakli
  • Fizik Tedavi
  • Düşük kan şekeri için ilaçlar
  • Vitamin takviyesi

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Polikistik Over Sendromu Kısırlığa Neden Olur Mu?

Polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar genellikle doğurganlıkları ve üreme sağlıkları hakkında, örneğin hamile kalıp kalamayacakları gibi endişelere sahiptirler. PKOS, üreme çağındaki her beş kadından birini etkileyen karmaşık hormonal bir durumdur.

Haber Merkezi / PKOS’lu kadınların çoğu (hepsi değil) gebe kalmakta diğer kadınlara oranla daha fazla zorluk yaşayabilirler. PKOS ergenlikten sonra herhangi bir yaşta gelişebilir, ancak çoğu kadın 20’li ve 30’lu yaşlarında veya hamile kalmakta sorun yaşadıklarında bu sorunu öğrenirler.

PKOS ve komplikasyonları doğurganlığı şu şekilde etkiler:

Hormonal dengesizlik

PKOS’lu kadınlar sıklıkla LH (luteinize edici hormon) ve FSH (folikül uyarıcı hormon) gibi önemli doğurganlık hormonlarında bir dengesizlik yaşarlar.

Örneğin, FSH’nin yetersizliği, düzensiz adet döngülerine ve yumurtlamanın olmaması veya seyrek olmasına neden olduğundan gebe kalma güçlüğüne yol açabilir.

PKOS, kadınlarda hormonal dengesizliğinin en büyük nedenlerinden biridir. LH veya FSH ve östrojen gibi temel doğurganlık hormonlarında bir dengesizliğe neden olur.

Ayrıca Anti Müllerian Hormon (AMH), döllenmeden önce yumurtaların rezervuarı olan folikül gelişiminin erken evrelerini destekler. Bu nedenle, yumurtalık rezervin korumak için bir AMH dengesi gereklidir.

Anovulatuar kısırlık

PKOS’ta anovulatuar infertilite, tüm folikül gelişim sürecinin anormal olduğu zamandır. Düzenli adet görmemeye neden olur. Şiddetine bağlı olarak, anovülasyon kısırlığa ilerleyebilir.

İnsülin direnci

Araştırmalar, PKOS’un kadınları insülin direnci ve insülin sekresyonundaki kusurlar için yüksek risk altına soktuğunu göstermektedir. PKOS’lu kilolu veya obez kadınların yüzde 70-95’inde insülin direnci ve insülin sekresyonu görülebilir.

Bu durum ve yumurtlamayı bozabilir veya engelleyebilir. Ayıca PKOS’a bağlı insülin direnci sekonder kısırlığa neden olabilir.

Kilo almak

PCOS’un yaygın bir yan etkisi olan kilo alımı, kısırlığın arkasındaki en büyük sorunlardan biri olabilir. PKOS’u olan kadınlar PKOS’u olmayan kadınlara kıyasla kilo verme olasılığı daha zordur.

Araştırmalar, aşırı kilolu ve obez olmanın üreme sağlığı üzerinde zararlı bir etkiye sahip olduğunu ve kısırlığa yol açtığını ortaya koymuştur.

Tedavisi

PKOS’lu kadınların çoğu doğurganlık tedavisi ile hamile kalabilir, vakalar değişken olduğu için farklı tedaviler farklı başarı oranları gösterir.

İlaçlar

PKOS’lu birçok kadın, yumurtlama ilaçları yardımıyla doğurganlık sorununu çözebilir. Öncelikle, en iyi ilacı ve doğru dozunu bulmak için bir doktorla konuşmalısınız.

Stresi azaltma

Kısırlıkla uğraşırken stresi azaltmak önemli bir fark gösterebilir. Stresi azaltmak için, terapi, meditasyon ve egzersiz gibi aktivitelerden yararlanılabilir.

Sağlıklı kilonu

Vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 10’unu kaybetmek hormonal dengeyi ve yumurtlamayı iyileştirebilir. Ayrıca boy ve yaşla uyumlu bir kiloyu korumak adet döngüsünü iyileştirebilir, insülin direncini azaltabilir ve genel doğurganlığı artırabilir.

Dengeli beslenme

Dengeli bir PKOS diyeti, insülinin düzgün çalışmasına, androjen üretimini azaltmasına ve doğurganlığı artırmasına olanak tanır. PKOS semptomlarının şiddetini azaltmak için vitamin ve mineral bakımından zengin besin açısından zengin yiyecekler seçilmelidir.

Cerrahi seçenekler

Yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlar başarısız olursa, doğurganlığı artırmak için PKOS’lu kadınlar için cerrahi prosedürler mevcuttur.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Kolesterol Seviyesini Düşürmenin 6 Doğal Yolu

En basit ifadeyle, kolesterol kanda bulunan mumsu bir maddedir. Kolesterol, vücuttaki sağlıklı hücrelerin oluşumu için gereklidir. Çok önemli bir kan bileşeni olmasına rağmen, kolesterolün fazlası kalp sağlığı sorunlarına yol açabilir.

Haber Merkezi / Bu nedenle, sürekli yüksek kolesterol seviyesi kalbi riske atabilir. Ayrıca, yüksek kolesterol kan damarlarında yağ birikmesine neden olabilir. Bu durum arterlerden kan akışını kısıtlar. Bu birikintiler her an pıhtı oluşturabilir. Böyle bir durumda kalp krizi veya felç söz konusu olabilir.

Yüksek kolesterol seviyesi genetik olarak miras kalabilir veya yaşam tarzından da kaynaklanabilir. Yüksek kolesterol ciddi bir sağlık sorunu olsa da, kontrol altında tutulabilir.

Kolesterol seviyesini düşürmenin yolları:

1. Tekli doymamış yağlar

Tekli doymamış yağ açısından zengin beslenme, kolesterol seviyesi üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Tekli doymamış yağ, LDL kolesterolü düşürerek kan kolesterolünü korur.

Ayrıca kalp hastalıkları ve kalp felci riskinin azalmasına neden olur. Tekli doymamış yağ açısından zengin bir beslenme, vücuttaki doymuş yağların yerini alarak LDL ve toplam kolesterol düzeylerinde yüzde 6 ila yüzde 10’luk bir düşüşe yol açar.

Araştırmalara göre, az yağlı bir beslenme vücuttaki kolesterol seviyesini düşürür. Ancak HDL kolesterolü düşürür ve vücudu olumsuz etkileyebilecek trigliseritleri artırır.

Yine araştırmalara göre, tekli doymamış yağlar açısından zengin bir beslenmenin vücut üzerinde yararlı etkileri olduğunu göstermektedir. LDL kolesterolü düşürür ve HDL kolesterol seviyesini yükseltir.

Kolesterolün oksidasyonu vücuttaki serbest radikallerle reaksiyona girerek arterlerin tıkanmasına neden olabilir. Tekli doymamış yağların kolesterol oksidasyonunu azalttığı, kalp krizi ve felç riskini önlediği kanıtlanmıştır.

2. Omega-3 açısından zengin beslenme

Omega-3 açısından zengin bir beslenme, vücuttaki kolesterol seviyesini olumlu yönde etkiler. Bunun nedeni, omega-3’ün hücrelerin gelişmesine yardımcı olması ve hücrelerin sağlığını korumasıdır. Ayrıca vücuttaki LDL kolesterol ve trigliseritleri düşürür. Sonuç olarak, koroner kalp hastalıkları ve kalp krizi riskini azaltır.

Omega-3 açısından zengin bir beslenme, sağlıklı kolesterol seviyesini korunmasına yardımcı olur ve HDL kolesterol seviyesini yükseltir. Bu nedenle kalp krizi gibi kardiyovasküler hastalık riskini azaltır. Ek olarak, bir araştırmaya göre, haftada iki kez omega-3 yağ asitleri açısından zengin balık tüketmek, trigliserit düzeyini önemli ölçüde düşürebilir.

Ton balığı, somon, uskumru, ringa balığı, kabuklu deniz ürünleri ve karides gibi deniz ürünleri mükemmel omega-3 kaynaklarıdır. Sonuç olarak, deniz ürünleri, kalp hastalıkları riskini azaltmaya ve kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olabilirler.

3. Kilo kaybı

Obezite, yüksek kolesterol seviyesine yol açarak koroner hastalık riskinin artmasına neden olabilir. Örneğin, her 10 kilo fazla yağın alınması, günde yaklaşık 10 mg fazla kolesterol üretir. Bu nedenle, kilo vermek kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olabilir.

4. Sigara

Sigara, kolesterolün vücut tarafından işlenmesini bozduğu için zararlı koroner hastalığa yol açabilir. Sigarada bulunan zararlı bir kimyasal bileşik olan akrolein, akciğerler yoluyla kan dolaşımına emildiğinde, vücuttaki HDL kolesterol taşınmasını azaltabilir. Bu da LDL kolesterolü yükselterek koroner kalp hastalıkları riskine yol açabilir.

5. Alkol

Alkol ve kolesterolün birbiriyle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Bununla birlikte, aşırı alkol tüketimi karaciğerde ağır hasara neden olabilir ve HDL kolesterol seviyesini düşürebilir. Ayrıca kan pıhtılaşması, kalp krizi ve kalp yetmezliği riskini artırabilir.

6. Bitki sterolleri ve stanoller

Bitki sterolleri ve stanoller, bitkilerden elde edilen kolesteroldür. Bitki sterolleri ve stanoller vücuttaki LDL kolesterolü düşürerek kalp hastalıkları riskini azaltır. Araştırmalar , 1,5-3 gram bitki sterol ve stanol tüketmenin LDL konsantrasyonunu yüzde 7,5-12 oranında düşürmeye yardımcı olduğunu ortaya koymuştur.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Kalçalardaki Hiperpigmentasyondan Nasıl Kurtulunur?

Hiperpigmentasyon, ciltte aşırı melanin üretimi olduğunda meydana gelir. Ciltte sürtünme aşırı melanin üretimine neden olur. Kalçalar genellikle vücudun diğer bölgelerine göre daha fazla sürtünmeye maruz kaldığından, bu durum kalça bölgesinde daha sık görülür.

Haber Merkezi / Hiperpigmentasyona neyin sebep olduğunu anlamak, tedavi için son derece önemlidir. En yaygın nedenler:

1. Aşırı güneşe maruz kalma

Güneşe maruz kalmak vücutta melanin oluşumuna neden olur. Melanin, doğal bir güneş koruyucu görevi görerek cildi zararlı ışınlardan korur. Aşırı güneşe maruz kalma ise bu süreci kesintiye uğratarak hiperpigmentasyona neden olabilir.

2. Dar giysiler

Dar giysiler hiperpigmentasyonun en yaygın nedenlerinden biridir. Bunun nedeni kalçaların sürekli dar iç çamaşırları ve pantolonlarla temas halinde olmasıdır.

3. Hijyen eksikliği

Duş alırken kalça bölgesini iyice temizleyin. Kir, ölü deri ve yağ birikimi hiperpigmentasyona neden olabilir.

4. Uzun süre oturmak

Uzun süre oturmak hem kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir hem de kalçalarda sürtünmeye ve bu da hiperpigmentasyona neden olabilir.

5. Sağlıksız kan dolaşımı

Kanın yeteri derecede oksijen içermemesi, hiperpigmentasyona neden olabilir.

6. Ürün tahrişi

Bazı cilt ürünlerin uygulanması, ciltte tahrişe ve aşırı melanin üretimine neden olabilir. Bu fenomen kalçalarda hiperpigmentasyona yol açabilir.

Tedavisi

Hiperpigmentasyon tedavisi yalnızca nadir durumlarda gereklidir. Temizlenmiş folikülit veya artık mevcut olmayan diğer altta yatan nedenlerle oluşan hiperpigmentasyon genellikle zamanla kendiliğinden geçer.

Daha ciddi hiperpigmentasyon altı ila on iki ay sonra kaybolur. Ancak, daha ciddi hiperpigmentasyonun kendi kendine kaybolması yıllar alabilir

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Yoga Nidra Nedir, Nasıl Yapılır?

Eski bir uygulama olan ancak günümüzde yeniden popülerlik kazanan Yoga Nidra, uykusuzluk, endişe ve duygusal travma yaşayanlara yardımcı olan derin bir rahatlama uygulamasıdır. Yoga Nidra, iç huzurunuzla yeniden bağlantı kurmanıza yardımcı olacaktır.

Haber Merkezi / Yoga Nidra, meditasyonla karıştırılır, ancak farklı faktörleri vardır. Yoga Nidra, derin bir bilinçli rahatlama durumu yaşatır.

Yoga Nidra nedir?

Yoga Nidra, aktif bir meditasyon şekli olan yogik veya psişik uyku yöntemidir. Uyanıklık ve uyku fazları arasındaki bir ara bilinç halidir. Yoga Nidra’yı uygularken, uygulayıcılar uyuyormuş gibi görünebilir, ancak farklı eylemlerle ilgili talimatları takip ettikleri için daha derin bir farkındalık düzeyinde çalışırlar.

İnsanlar her zaman iç gerilimlerle doludur ve bunların farkında değildirler, bu nedenle kas, duygusal ve zihinsel streslerden kurtulana kadar asla tamamen rahatlayamazlar. Yoga Nidra uygulaması, tüm bu streslerden kurtulmak için bilimsel olarak onaylanmış en iyi yöntemlerden biridir. Bir saatlik bir Yoga Nidra seansı, dört saatlik dinlendirici bir uykuya eş değer.

Yoga Nidra adımları

Yerleşme

İlk aşamada, belinizi ve boynunuzu destekleyen bir yastık veya destek ile bir yoga matı veya battaniyesi üzerinde düz bir şekilde uzanın.

Niyet

Bu aşamada, zihninizin arzunuza veya hedefinize odaklanmasına izin verin ve zihinsel olarak niyetinizi birkaç kez tam bir inançla tekrar edin.

İçsel kaynağınızı keşfedin

Bu aşamada, iç dünyanızda rahat edebileceğiniz ve kendinizle daha fazla bağlantı kurabileceğiniz güvenli bir yer bulun.

Vücudunuzu bilinçli olarak tarayın

Bu durumda, eğitmenlerin talimatlarını dinlerken içsel farkındalığınızın vücudunuzu taramasına izin verin. Gergin kalan vücut bölgeleri, sistemli bir şekilde çalışarak gerginliklerini serbest bıraktığı için çok önemli bir aşamadır.

Nefesinizin farkına varın

Bu aşama tamamen nefesinizin farkındalığı ile ilgilidir. Havanın burun deliklerinizden nasıl girip vücudunuzdan nasıl çıktığını fark edin. Her nefeste göğüs ve karın bölgesinin yükselişini ve düşüşünü gözlemleyin. Bu aşamada, gevşemeyi deneyimleyecek ve vücudunuzun tüm organlarına aktarılan daha yüksek enerjiyi uyandıracaksınız.

Duygularınızı kucaklayın

Duygularınızı kucaklamak, sizi yaşadığınız günün olumlu taraflarını düşünmeye teşvik edebilir.

Düşünce algısı

Bu aşama, tepki vermeden karşıt düşünceleri memnuniyetle karşılamanızı teşvik eder. İrade gücünü geliştiren ve duygusal, zihinsel gevşemeye izin veren beynin karşı yarım küresini uyarır.

Görselleştirme

Bu aşama, olumlu anıları görselleştirerek yoğun bir zihinsel rahatlama sağlar.

Uygulamanız üzerinde düşünün

Bu aşamada, duygularınızı gözlemleyin ve hislerinize tanık olun.

Dışsallaştırma

Bu çok önemli bir aşamadır. Çok hızlı hareket etmek, kafa karışıklığına neden olabilir.

Bu uygulamaya 15-20 dakika ile başlayın ve zamanı ilerleyen günlerde artırmaya çalışın.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Devrim Niteliğinde Kanser Tedavisi: İmmünoterapi

İmmünoterapi, kanser tedavisinde büyük potansiyele sahip devrim niteliğinde bir kanser tedavi yöntemidir. Kanser hücreleri vücudun bağışıklık sisteminden saklanabilirler. İmmünoterapi, bağışıklık sistemini, kanserli hücreleri bulup yok etmesi için daha iyi çalışır hale getirir.

Haber Merkezi / Farklı tür kanserlerin sürecinde çeşitli immünoterapi türleri kullanılabilir. Mevcut immünoterapi seçenekleri şunlardır:

Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri: Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri bağışıklık kontrol noktalarını bloke eden ilaçlara verilen isimdir. Bağışıklık kontrol noktaları, bağışıklık sisteminin normal bir parçasıdır ve bağışıklık tepkilerinin gereğinden daha çok güçlü olmasını ve vücuda zarar vermesini engeller. Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri bunları bloke ederek bağışıklık hücrelerinin kansere daha güçlü yanıt vermesini sağlar.

Monoklonal antikorlar: Bağışıklık sistemi üzerinde bulunan ve belirli hedeflere bağlanabilen proteinlerdir. Bu antikorlar kanser hücrelerini işaretler ve bağışıklık sistemi tarafından daha kolay bulunmasını sağlar. Bu nedenle hedefe yönelik tedavi olarak bilinir. Monoklonal antikorlar sağlıklı hücreler değil kanser hücrelerinin özel bölümlerini tanırlar. Kanser hücrelerinin yüzeyindeki büyüme bölgelerini bloke ederek kanserin büyümesine engel olurlar. Bazı monoklonal antikorlar radyasyonla kaplanarak vücuda verilir. Böylece hedefe yönelik radyoterapi yapılabilir. Bazı monoklonal antikorlara kanser ilaçları yüklenir böylece doğrudan kanser dokusuna ulaşmaları sağlanır.

T-hücre transfer tedavisi: Aynı zamanda modülatör hücre tedavisi, modülatör immünoterapi veya immün hücre tedavisi olarak da adlandırılan T-hücre transfer tedavisi ise T-Hücrelerinin kanserle doğal savaşma yeteneğini artıran bir tedavi türüdür. Bu tedavi sürecinde bireyin tümöründe bulunan bağışıklık hücreleri alınır. Bireyde bulunan kanser türüne karşı en aktif olanlar, bu kanserli hücrelere karşı daha etkin bir şekilde saldırabilmesi için seçilir veya değiştirilir. Sonra bu bağışıklık sistemi hücreleri çok sayıda çoğaltılır ve bir iğne ile tekrar vücuda geri verilir.

Kanseri tedavi eden aşılar: Bizi enfeksiyonlardan koruyan bakteri ve virüslere karşı geliştirlmiş aşılardan hepimizin az ya da çok bilgisi vardır. Kanser aşıları tamamen farklı özelliktedir. Zayıflatılmış bakteri veya virüs taşımazlar. Bunlar kanserden koruyan aşılardan da farklıdır. Kanserden koruyan aşılara örnek HPV aşısı ve hepatit B aşısıdır. Kanser aşıları tümör yüzeyinde bulunan antijenleri içerir. Vücuda verildiklerinde bağışıklık sisteminin  kanseri tanımasını ve aktif hale gelmesini sağlarlar. Kanser aşıları kendi tümör hücrelerinizden kişiye özel üretilebilir. Şu anda prostat kanseri için uygulanmakta olan bir aşı kanseri tamamen ortadan kaldırmasa da hastaların ömrünü uzatmaktadır.

Bağışıklık sistemi modülatörleri: Bağışıklık sistemi modülatörleri vücudun kansere karşı bağışıklık tepkisini arttırır. Bağışıklık sistemi modülatörlerinin bir bölümü bazıları bağışıklık sisteminin sadece belirli kısımlarını etkilerken diğerleri bağışıklık sistemini daha genel bir şekilde etkileyebilir.

Onkolitik virüsler: Vücuda verildiğinde normal hücrelere dokunmayan ancak kanser hücrelerini parçalayan virüslerdir.

Hangi kanserlerde kullanılabiliyor?

İmmünoterapi, birçok kanser tipinde kullanılıyor. Günümüzde malign melonom; yani ben kanserlerinde etkilidir. Malign melonomda, kemoterapinin hemen hemen hiç etkisi yoktur. Buna karşın immünoterapi çok daha etkilidir. Küçük hücre dışı akciğer kanserinde birinci seçenek kemoterapidir. Ancak sonrasında hastalık ilerlerse ikinci seçenek olarak immünoterapi ilaçları kullanılır. Bir diğer kullanım alanı böbrek kanseridir. Hedefe yönelik ilaçlar başarısız olduğu zaman ikinci seçim immünoterapi olur. Lenf kanserlerinde de (Hodgkin hastalığı) kullanılır. Bağırsak, mesane, mide ve meme kanserinde de kullanılmasına yönelik çalışmalar ise devam ediyor.

Ne tür yan etkiler yapabilir?

İmmünoterapi bağışıklık sistemi ile ilgili yan etkiler yapabilir. Bunlar; deride birtakım belirtiler, ishal gibi durumlardır. Akciğerde iltihap (mikropsuz zatürre), hormon sistemi üzerinde etkileri olabilir. Örneğin; tiroit bezi üstüne etki ederek yavaş ya da hızlı çalışmasına neden olabilir. Böbrek üstü bezi yetersizliği yapabilir. Hipofiz bezinin yetersizliği görülebilir. Halsizlik, iştahsızlık yapabilir.

Yan etkilerin çok iyi bilinmesi, hastaların sıkı takip edilmesi gerekir. Bu yüzden immünoterapi uygulayan medikal onkologların, yan etkiler oluştuğunda ilacın ne zaman kesileceğini, ne zaman devam edileceğini iyi bilmesi ve bu konuda önlemler alması gerekir. Takibi yapan göğüs hastalıkları, endokrinoloji, gastroenteroloji gibi diğer dallardaki hekimlerin de herhangi bir yan etki görüldüğünde nasıl müdahale edilmesi gerektiğini bilmesi gerekir. Örneğin; yan etkiler görüldüğünde kortizon kullanılması gerekebilir. Bu yüzden hekimin kortizonu ne zaman kullanacağını bilmesi gerekir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Schimke İmmüno-Osseöz Displazi Nedir? Bilinmesi Gereken Her Şey

Büyüme geriliği ile kendini gösteren schimke immüno-osseöz displazi (SIOD), ciddiyetine ve başlangıç ​​​​yaşına göre, infantil veya şiddetli erken başlangıç ve jüvenil veya daha hafif geç başlangıç olarak ikiye ayrılmıştır. Erken başlangıçlı bireyler ciddi semptomlar gösterir ve ortalama ölüm yaşı 9,2’dir.

Haber Merkezi / Diğer taraftan, daha hafif schimke immüno-osseöz displazi olanlar, semptomatik olarak tedavi edilirse beşinci on yıla kadar hayatta kalabilirler.

Schimke immüno-osseöz displazi nedir?

Schimke immüno-osseöz displazi, kısa boy, böbrek hastalığı ve zayıflamış bağışıklık sistemi ile karakterize bir çoklu sistem bozukluğudur. Schimke immüno-osseöz displazi çok nadir görülen bir durumdur.

Belirtileri ve semptomları

SIOD’un ilk ve en belirgin belirtisi büyüme geriliğidir. Etkilenen bireylerin çoğu, ayırt edici fiziksel özelliklere sahiptir. Bunlar ince saç (yüzde 60), ince üst dudak, geniş ve alçak burun köprüsü (yüzde 68), burun ucu (yüzde 83) ve kısa boy (yüzde 98) içerir.

SIOD’lu bireylerin yaklaşık yüzde 42’sinde tiroid fonksiyonu azalmıştır. SIOD’lodan etkilenen bireyler çoğunda böbrek fonksiyon bozukluğu geliştirmiştir. 

SIOD bireylerinin yarısında klinik ateroskleroz belirtileri gelişir. SIOD’lodan etkilenen bireylerde merkezi sinir sistemi hem çoklu gelişimsel hem de iskemik değişiklikler gösterir.

SIOD hastalarında diğer bir yaygın nörolojik özellik migren benzeri şiddetli baş ağrılarıdır (%60). Baş ağrılarının nedeni hala bilinmemektedir.

SIOD’lodan etkilenen bireylerde bir miktar kan hücresi eksikliği vardır. Bağışıklıkta önemli bir rol oynayan beyaz kan hücrelerinin bir alt grubu olan T lenfosit eksikliği en yaygın olanıdır (yüzde 97).

Nedenleri

SIOD, otozomal resesif bir modelde kalıtılır. Resesif genetik bozukluklar, bireyin her bir ebeveynden anormal bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Birey, normal bir gen ve anormal bir gen alırsa, kişi hastalığın taşıyıcısı olur, ancak semptom göstermez.

Taşıyıcı iki ebeveynin her ikisinin de anormal geni geçirme ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte yüzde 25’tir. Ebeveynler gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte yüzde 50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveynden de normal gen alma şansı yüzde 25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Teşhisi

SIOD tanısı klinik bulgular üzerine konur. En kesin tanısal bulgular iskelet displazisi (spondiloepifizeal displazi), böbrek fonksiyon bozukluğu (üriner protein kaybı), T lenfosit eksikliği (özellikle naif CD4 ve CD8 T hücreleri için), dismorfik yüz özellikleri ve hiperpigmente maküllerdir.

Yönetimi ve tedavisi

Tedavisi, büyük ölçüde, diyaliz ve böbrek nakli, nötropeni için hematopoietik büyüme faktörlerinin takviyesi, gerektiğinde ortopedik cerrahi, koruyucu antiviral tedaviler ve aşılar, antikoagülasyon, otoimmün belirtileri olanlar için immünosüpresif tedavi gibi çeşitli hastalık belirtilerinin profilaksisi ve yönetimi ile sınırlıdır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Evli Olmak, Alzheimer Ve Bunama Riskini Azaltıyor

Bunama (demans) spesifik bir hastalık olmayıp, hatırlama, düşünme veya günlük aktiviteleri yapmayı engelleyen karar verme yeteneğinin bozulması için kullanılan genel bir terimdir. Alzheimer hastalığı en yaygın türüdür. Demans çoğunlukla yaşlı yetişkinleri etkilese de, normal yaşlanmanın bir parçası değildir.

Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü’nde yapılan bir araştırmaya göre evli olmak, Alzheimer ve bunama riskini azaltıyor. Hakemli bilimsel dergi Journal of Aging and Health’de yayımlanan bulgular, yaşlılıkta bekar olmanın bilişsel gerileme riskini artırdığı anlamına geliyor.

Araştırma, Norveç devletinin sağlık kayıtlarında yer alan 44 ila 68 yaşındaki 8 bin 706 yetişkinin verileri üzerinden yapıldı. Araştırma ekibi öncelikle bu yaşlı yetişkinlerin medeni durumlarını not etti. Daha sonra bu kişiler 70’li yaşlara kadar takip edildi ve kaçında 70 yaşından sonra bunama görüldüğüne bakıldı.

Araştırmanın başyazarı Vegard Skirbekk, “Orta yaşlarını evlilik birliği içinde geçirmekle yaşlılıkta daha düşük bunama riski arasında bağlantı tespit ettik” diye konuştu: Verilerimiz, demans vakalarının önemli bir kısmının boşanmış kişilerden oluştuğunu gösteriyor.

Araştırmacılara göre bu kişilerde bunama riskinin daha düşük olması, evliliğin önemli bir sosyal temas kaynağı olduğunu düşündürüyor.

Önceki araştırmalar, sosyal açıdan izole yaşamanın, özellikle erkeklerde ve çocuğu olmayanlarda demans için güçlü bir risk faktörü olduğunu ortaya koymuştu. Öte yandan, bu çalışma hem erkekleri hem de kadınları ve hem çocuklu hem de çocuksuz kişileri içeriyor.

Skirbekk, “Çalışmamızda evlilik hem erkekler hem de kadınlar için eşit derecede önemliydi” ifadelerini kullandı.

Bulgular verileri incelenen kişilerin yüzde 11,6’sında bunama, yüzde 35,3’ünde ise hafif bilişsel bozukluk geliştiğini ortaya koydu.

Katılımcılar arasında en düşük demans riski yaşam boyu evli kalanlarda, en yüksek risk ise evlenmemiş kişilerde tespit edildi. Evlenmemiş olanları sırasıyla boşanmış kişiler ve aralıklı olarak eşlerinden ayrılanlar izledi.

Araştırmacılar, hiç evlenmemiş kişilerdeki yüksek bunama riskinin çocuksuz olmalarına da bağlanabileceğini belirtiyor.

Skirbekk, “Çocuk sahibi olmak önemli gibi görünüyor” diyor: Öte yandan analizler, çocuksuz olmanın veya evlenmemenin bunama riskini artıran birincil mekanizma olup olmadığını belirleyemedi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Zenginleştirilmiş Gıda Nedir, Faydaları Nelerdir?

Mikro besinler ve vitaminler, insan vücudunun büyümesi ve gelişmesi için çok önemlidir. Mikro besinler ve vitaminler, beslenmenin küçük bir bölümünü oluşturmalarına rağmen, eksiklikleri az gelişmişliğe ve çeşitli rahatsızlıklara neden olurlar.

Haber Merkezi / Dünya genelinde, her on kişiden en az üçünde vitamin ve mikro besin eksikliği görülmektedir. Ayrıca, çok sayıda istatistiğe göre, dünya genelinde tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 0,5’inden beslenme yetersizliği sorumludur. Önlenebilir mikro besin eksikliği başlıca halk sağlığı sorunudur. En yaygın beslenme eksiklikleri A vitamini, B12 vitamini, D vitamini, iyot, demir ve folik asittir.

Zenginleştirilmiş gıda nedir?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, gıda zenginleştirme, gıdaya temel mikro besinleri ve vitaminleri ekleyerek gıdanın besin kalitesini artıran süreçtir.

Gıda takviyesi veya zenginleştirme ile, gıda işleme veya depolama sırasında kaybolan besinleri geri kazanır. Zenginleştirilmiş gıdalar, vitamin, mineral ve temel besinler gibi mikro besinler içerir.

Gıda zenginleştirme türleri nelerdir?

Gıda zenginleştirme, gıda üreticilerinin mikro besinleri hangi aşamada eklediğine bağlı olarak aşağıdaki türlerdendir:

Endüstriyel veya ticari zenginleştirme: Gıdalara toplu seviyede besin eklemek için yapılan ekonomik bir süreçtir. En yaygın ticarileştirilmiş gıdalar şunlardır:

  • Buğday unu
  • Hububat
  • Yemeklik yağ
  • Mısır unu
  • İyotlu tuz
  • Süt
  • Meyve suları
  • Pirinç

Biyozenginleştirme: Bu süreç, besin değerlerini artırmak için bitkilerin üremesini ve genetik modifikasyonunu içerir.

Ev: Ticari tahkimattan daha maliyetlidir ve şunları içerir:

  • Mikrobesin tozu
  • D vitamini damlaları
  • Çözünür tabletler

Çoğu insan yeterli miktarda meyve ve sebze tüketmez, bu da temel besin eksikliklerine yol açar. Demir, iyot, A, B12, D vitaminleri ve çinko en yaygın besin eksiklikleridir. Gıda üreticileri çoğunlukla gıda ürünlerine aşağıdaki besinleri ekler:

  • Diyet lifleri
  • A vitamini
  • D vitamini
  • Kalsiyum
  • Magnezyum
  • İyotlu tuz
  • Folat

Aşağıda bazı zenginleştirilmiş gıda maddeleri verilmiştir:

  • Kalsiyum ve D vitamini ile güçlendirilmiş süt ve süt ürünleri
  • Sebze yağları
  • Kepekli tahıllar
  • Kahvaltı gevrekleri ve granolalar
  • Buğday unu, pirinç, mısır ve manyok dahil olmak üzere temel gıda
  • Badem sütü
  • Soya sütü
  • Meyve suyu
  • Şekersiz yulaf ezmesi
  • Şeker
  • İyotlu veya çift takviyeli tuz
  • Yumurtalar
  • Dondurmalar
  • Tatlandırılmamış yoğurt

Zenginleştirilmiş gıdaların faydaları nelerdir?

  • Beslenme eksikliği kaynaklı rahatsızlıkları önler: Örneğin, vücut, D vitamini eksikliğinde, anemi (demir eksikliği), osteoporoz (kalsiyum ve D vitamini eksikliği) veya üreme ve sinir sistemi kaynaklı raşitizm gibi hastalıklar geliştirir. Zenginleştirilmiş gıdalar, besin eksikliğine bağlı hastalık oranlarını azaltmaya yardımcı olurlar
  • Hamilelikte faydalıdır: Çinko eksikliği ile anne ve yenidoğanlarda yüksek mortalite ve morbidite oranları arasında bağlantı bulunmaktadır. Folat eksikliği, anne karnındaki bebeklerde hatalı nöral gelişime neden olabilmektedir. Hamilelik sırasında yeterli miktarda yemek yenilse bile, yine de besin eksikliği yaşanma ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle, hamilelik sırasında zenginleştirilmiş gıda tüketmek, bebeklerde çok sayıda doğuştan deformite riskini azaltabilir ve anne ve bebeğin sağlığını iyileştirebilir.
  • Çocukların büyüme ve gelişmelerine yardımcı olur: Demir, çinko, A ve D vitaminlerinin eksikliğinin büyüme sorunlarına yol açtığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, büyüme aşamasında zenginleştirilmiş gıdalar veya mikro besin takviyeleri dahil etmek, çocuklar arasında olumlu bir fiziksel ve zihinsel büyüme tepkisine sahiptir.
  • Beslenme gereksinimlerini karşılayın: Katı vejetaryenler, veganlar, laktoz intoleransı olan veya beslenmeyle ilgili diğer koşullardaki kişiler, çeşitli rahatsızlıklara neden olan zayıf mikro besin seviyelerine sahiptir. Beslenmeye zenginleştirilmiş gıdalar eklemek, besin ihtiyacını karşılayabilir ve genel sağlığı iyileştirebilir.
  • Yaşlılar için yararlıdır: Yaşlanmayla birlikte sindirim sistemi daha az besini emerek besin eksikliğine neden olmaktadır. Beslenmeye zenginleştirilmiş gıdalar eklemek, daha güçlü kemik, daha iyi sindirim ve daha sağlıklı organ işleyişine yardımcı olur.

Zenginleştirilmiş gıdaların dezavantajları nelerdir?

  • Zenginleştirilmiş gıdaları işlenmemiş gıdalarla tüketmek, aşırı dozda besin alma riskini artırabilir.
  • Sadece zenginleştirilmiş yiyecekler yemek, meyve ve sebzeleri göz ardı etmek, yetersiz beslenmeye neden olabilir. İşlenmemiş gıdalar, çeşitli kronik hastalıklardan ve enflamatuar durumlardan koruyan antioksidanlar ve bitki bazlı biyoaktif bileşikler içerir.
  • Zenginleştirilmiş gıdalar, bütün gıdalardan daha yüksek kalori içerir. Bu nedenle, işlenmiş ve zenginleştirilmiş yiyecekler aşırı yemeye ve kademeli olarak kilo almaya neden olabilir.

Zenginleştirilmiş gıdalar, sağlıklı esenlik için vücudumuzun besin talebini karşılayabilir. Ancak meyve, kuruyemiş, sebze ve tohum gibi sağlıklı gıdalardan ödün vermeden bu gıdaları beslenmenize dahil etmelisiniz.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Sandhoff Hastalığı Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Sandhoff hastalığı nadir görülen bir lizozomal depo hastalığıdır. Sinir hücrelerinin yıkımına (nörodejenerasyon) neden olur. Bu durum, düşünme ve hareket etme ile ilgili sorunlara yol açar. Sandhoff hastalığı, HEXB genindeki zararlı değişikliklerden kaynaklanır. 

Haber Merkezi / Bu gendeki zararlı değişiklikler, hücrenin geri dönüşüm merkezlerinde (lizozomlar) iki enzimin miktarının azalmasına neden olur. Bu enzimler olmadan, bazı yağlar (lipitler) sinir hücrelerinde büyük miktarlarda birikir. Bu beyne ve omuriliğe (merkezi sinir sistemi) zarar verir. Sandhoff hastalığı, Tay Sachs hastalığına çok benzer.

Belirtileri ve semptomları

Sandhoff hastalığının en yaygın türü olan infantil sandhoff hastalığı, bebeklik döneminde hızla ilerleyen zihinsel ve motor gerilemeye neden olur. Sandhoff hastalığı olan bebeklerde yaşamın ilk altı ayında zayıflık görülür; dönme, oturma ve emekleme gibi becerilerini kaybederler. Ayrıca beslenme, yüksek seslere aşırı tepki verme, konuşma gecikmesi, erken körlük, nöbetler, kalp üfürümleri ve sürekli kasılan kaslar (spastisite) ile ilgili sorunlar yaşayabilirler.

Sandhoff hastalığının diğer belirtileri, büyük bir kafa (makrosefali) ve benzersiz yüz özelliklerini içerebilir. Sandhoff hastalığının bu formuna sahip bebekler genellikle 2-5 yıldan fazla yaşamazlar.

Jüvenil ve yetişkin sandhoff hastalığı büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de görülebilir. Bu bireyler, infantil sandhoff hastalığına göre daha yavaş bir zihinsel ve motor gerileme yaşayacaklardır. Semptomların başlangıcı ve şiddeti değişebilir.

Sandhoff hastalığının daha sonra başlayan spesifik bir semptomu, kol, bacak ve kalça kaslarını etkileyen kas güçsüzlüğüdür. Diğer belirtiler arasında kas kaybı (kas atrofisi), denge sorunları, kontrol edilemeyen kas kasılması (distoni), istemsiz bedensel işlevleri kontrol eden sinirlerde hasar (otonom nöropati), zihinsel işlev kaybı (bilişsel işlev bozukluğu), psikiyatrik hastalık ve bunama yer alır.

Nedenleri

Sandhoff hastalığına HEXB adı verilen bir gendeki zararlı mutasyonlar neden olur. Bu gen mutasyonları, iki önemli enzim olan beta-heksosaminidaz A ve beta-heksosaminidaz B’nin miktarının azalmasına neden olur. Bu enzimler, hücrenin geri dönüşüm merkezlerinde (lizozomlar) bulunur ve görevleri, GM2 gangliyositleri ve globosidler olarak adlandırılan yağlı maddeleri parçalamaktır. Sandhoff hastalığının belirtileri, bu yağların (lipitler) beyin ve sinir hücrelerinde zararlı miktarlarda birikmesinden kaynaklanır. Bu beyne ve omuriliğe (merkezi sinir sistemi) zarar verir.

Sandhoff hastalığı, otozomal resesif bir modelde kalıtılır. Resesif genetik bozukluklar, bir birey her bir ebeveynden çalışmayan bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Bir birey, hastalık için bir çalışan gen ve bir çalışmayan gen alırsa, kişi hastalığın taşıyıcısı olur, ancak genellikle semptom göstermez. Taşıyıcı iki ebeveynin her ikisinin de çalışmayan geni geçirme ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %25’tir. Ebeveynler gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveynden de çalışma genleri alma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Teşhisi

Sandhoff hastalığı genellikle beta-heksosaminidaz A ve beta-heksosaminidaz B enzimlerinin (enzim tahlilleri) aktivitesi test edilerek teşhis edilir. Sandoff hastalığı olan kişilerde her iki enzimin aktivitesi azalmıştır veya yoktur. Teşhisi doğrulamak için genetik testler kullanılır.

Tedavisi

Şu anda sandhoff hastalığının tedavisi yoktur. Yönetim semptomlara dayanır ve çoğunlukla destekleyicidir. Destekleyici tedavi, uygun beslenme ve hidrasyonun sağlanması, hava yolunun açık tutulması ve antikonvülsanlarla nöbet kontrolünü içerir. Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın