Magnetik Rezonans (RM) nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Vücudun kemikli olmayan kısımlarını veya yumuşak dokularını görüntülemek için kullanılan Magnetik Rezonans (MR), hastalık tespiti, teşhisi ve tedavi takibi için kullanılır. MR en etkileyici ve en zararsız görüntüleme yöntemlerinden biridir. MR sonrasında herhangi bir ağrı ile karşılaşmamak ve görüntüleme sırasında alerjiye neden olacak bir ilaç kullanımı zorunluğunun olmaması EM’ın en önemli avantajlarından biridir. 

Röntgen filmleri ve bilgisayarlı tomografi (BT) taramalarının aksine MR sağlığa zararlı iyonlaştırıcı radyasyon kullanmaz. Taranan alanın boyutuna ve çekilen görüntü sayısına bağlı olarak 15 ila 90 dakika süren ağrısız bir işlemdir.

Emar (MR) Neden Çekilir?

Emar vücudun değişik bölgeleri için değişik amaçlarla uygulanabilir. Migren, baş ağrılarında, nörolojik rahatsızlıklarda, beyin tümöründen şüphelenilen hastalarda, epileptik nöbet geçiren hastalarda, göz, kulak, çene eklemi problemi olan hastalarda, omurga problemi, disk kaymaları ve disk fıtıklarında, omuz, diz gibi eklemler ve bağların değerlendirilmesinde, spor yaralanmalarında, kalp hastalıklarında, göğüs ve karın iç organ rahatsızlıklarında, kemik yapı rahatsızlıklarında MRG değerlendirme yapılabilir.

  • Beyin, göz, iç kulak ve kulak yapıları, hipofiz, çene eklemi, beyin atardamar ve toplardamar sistemleri gibi kafa bölgesine yönelik incelemeler
  • Boyun yapısı, gırtlar, yutak, tükürük bezleri, dil ve çevre yapıları
  • Akciğerler, kalp ve kalple ilişkili büyük damarlar
  • Karın içi organlar, alt karın bölgesi
  • Boyun, sırt ve bel bölgesi omurga patolojileri
  • Omuz, kol, dirsek, el bileği, el, kalça, uyluk, diz, bacak, ayak bileği ve ayak gibi uzuvların ve eklemlerin incelemeleri
  • Tüm vücut anjiografi
  • MR spektroskopi
  • Kranial ve abdominal diffüzyon görüntüleme
  • Perfüzyon MRG
  • MRCP, MR pyelografi ve MR myelografi
  • BOS akım çalışması
  • Kinematik incelemeler
  • Tüm vücut metastaz tarama
  • Dinamik doku ( karaciğer, meme, tümör ) MR
  • Bölgesel MR anjiografik incelemeleri

Emar (MR) nasıl çekilir? 

MR taramasının yapıldığı gün, aksi belirtilmediği sürece kişi her zamanki gibi yiyip içmeye ve rutin ilaçlarını almaya devam edebilir. Bazı durumlarda, tarama işleminden 4 saat öncesine kadar hiçbir şey yiyip içilmesi istenebilir. Bazen görüntüleme öncesi fazla miktarda su içilmesi istenebilir. Tüm bunlar taranan alana göre değişiklik gösterir. MR öncesi dikkat edilmesi gerekenler;

  • Takı ve mücevherler evde bırakılmalı ve bol ve rahat kıyafetler giyilmelidir.
  • Bazen çekimden önce bir elbise veya önlük giyilmesi istenebilir.
  • Önlük giyilmesi gerekmiyorsa, metal fermuar, bağlantı elemanları, düğmeler, balenli sütyen, kemer veya toka içermeyen giysiler tercih edilmelidir.
  • Kapalı alan korkusu olan hastalar işlemden önce doktorlarından hafif bir yatıştırıcı ilaç isteyebilirler. Bu tür hastalara açık MR taraması da önerilebilir, ancak açık emar düşük mıknatıs gücüne sahiptir.

MR çok güçlü bir manyetik alan oluşturduğu için kişinin üzerinde hiçbir metal bulunmamalıdır. Bunlar şunları içerir:

  • Saat
  • Küpe, bilezik, kolye gibi takılar
  • Kulak, meme ucu ve burun halkaları gibi piercingler
  • Protez dişler
  • İşitme cihazları
  • Peruk (Bazı peruklar metal kalıntıları içerir)

Vücudunda kalıcı metal protez bulunan hastalara Emar çekilmesi mümkün değildir. Çünkü manyetik alan vücuttaki metalleri çekerek hastada şiddetli yaralanmalara neden olur.

Bazı MRG taramaları kontrast boya enjeksiyonu yapmayı gerektirir. Bu, bazı dokuların ve kan damarlarının daha net ve daha ayrıntılı görünmesini sağlar. Bazen kullanılan kontrast madde bulantı, deri döküntüsü, baş ağrısı, baş dönmesi gibi yan etkilere neden olur. Bu yan etkiler genellikle hafif ve kısa sürelidir. Kontrast boyanın böbrek hastalığı olan kişilerde doku ve organ hasarına ve böbrekteki hasarın ilerlemesine neden olması da mümkündür. Böbrek hastalığı olan bireylerde. böbreklerin ne kadar iyi çalıştığını ve taramaya devam etmenin güvenli olup olmadığını belirlemek için kan testi yapılabilir. Ayrıca enjeksiyondan önce alerjik reaksiyon öyküsü veya kanama ya da pıhtılaşması sorunları olup olmadığı mutlaka doktora söylenmelidir. MRI taramasından önce hareketsiz bir şekilde duramayan bebeklere ve küçük çocuklara genel anestezik madde verilebilir.

MR aleti her iki ucu açık olan kısa bir silindirdir. Hasta çekim için aletin içindeki hareketli yatağa yatar. Vücudun taranan kısmına bağlı olarak yatış pozisyonu değişir. Bazı durumlarda, taranan vücut parçası üzerine bir çerçeve yerleştirilebilir. Bu çerçeve, tarama sırasında vücut tarafından gönderilen sinyalleri alan alıcılar içerir ve daha iyi kalitede bir görüntü oluşturulmasına yardımcı olur. Tarayıcı tarafından oluşturulan manyetik alan nedeniyle MRI tarayıcısının çalıştırılması için farklı odada bulunan bir bilgisayar kullanılır.

Kaliteli ve bulanık olmayan görüntüler elde edilebilmesi için hastanın çekim süresince hareketsiz yatması istenir. Çekimin yapıldığı bölgeye göre işlem 15 ila 90 dakika sürer.

Manyetik rezonans spektroskopi (MRS) 

MRS beyin veya omurilik yerleşimli şüpheli bir tümörün kimyasal metabolizmasını ölçmek için kullanılan bir testtir. Hidrojen iyonları veya protonlar gibi parçacıkları analiz eder. Proton spektroskopisi daha yaygın olarak kullanılır.

MR anjiyografi 

MR anjiyografi (MRA) kan damarlarını değerlendirmek, anormalliklerini tespit etmek veya aterosklerotik damar hastalığını teşhis etmek için için kullanılan MR görüntüleme yöntemidir. Kontrastlı ya da kontrastsız yapılabilir.

Beyin MR

MR, beyin ve omuriliği görüntülemek için en sık kullanılan yöntemdir. Genellikle şunların teşhisine yardımcı olmak için yapılır:

  • Beyin damarlarındaki anevrizma adı verilen keseleşmeler
  • Göz ve iç kulak hastalıkları
  • Multipl skleroz (MS)
  • Omurilik yaralanmaları
  • İnme
  • Merkezi sinir sistemi tümörleri
  • Travma nedeniyle gelişen beyin hasarı

Fonksiyonel MR

Fonksiyonel Emar (fMR) olarak adlandırılan özel MRG türü, beyin aktivitesini haritalar ve beyinde oluşan metabolik değişiklikleri ölçer. Beynin anatomisini incelemek ve beynin hangi kısımlarının kritik fonksiyonları yerine getirdiğini belirlemek için kullanılabilir.

Bu görüntüleme yönteminde, belirli görevleri yaparken beyinde hangi alanların aktif hale geldiğini görmek için kan akışı kullanılır. Fonksiyonel MR, epilepsi veya tümörler için beyin ameliyatına ihtiyaç duyulduğunda beynin haritalaması için kullanılabilir. Bu, beyin ameliyatı planlanan insanların beyninde bulunan önemli merkezleri, dil ve hareket kontrol alanlarını tespit etmeye yardımcı olur.

İnmenin beyindeki etkileri fMR ile gösterilebilir. Kafa travması veya Alzheimer hastalığı gibi bozukluklardan kaynaklanan hasarı değerlendirmek için de kullanılabilir. Fonksiyonel MR çeşitli hastalıkların tedavi planını hazırlamaya yardımcı olabilir.

Difüzyon MR

Difüzyon emarı, su moleküllerinin rastgele hareketini ölçmeye dayanan bir fonksiyonel MR şeklidir. Özellikle tümörlerin karakterini tespit etmede ve akut beyin iskemisinde faydalıdır.

Perfüzyon MR

Kontrast madde kullanılarak yapılan ve beynin perfüzyonu yani kanlanmasını ölçen bir fonksiyonel MR türüdür.

Kalp ve damar sistemi MR 

Kalp veya kan damarlarınının görüntülenmesi için çekilen MR şunları değerlendirebilir:

  • Kalbin karıncık ve kulakçık olarak adlandırılan odacıklarının büyüklük ve işlevleri
  • Kalp duvarlarının kalınlık ve hareketi
  • Kalp krizinden veya kalp hastalığından kaynaklanan hasarın derecesi
  • Kalpten çıkan ve ana atardamar olan aorttaki anevrizmalar veya diseksiyonlar gibi yapısal problemler
  • Kan damarlarında iltihaplanma veya tıkanma

Meme MR

MR, meme kanserini tespit etmek için, özellikle yoğun meme dokusuna sahip olan veya hastalık riski yüksek olan kadınlarda, ultrason ve mamografiye ilave olarak kullanılabilir. Meme emarının kullanım alanları şunlardır:

  • Meme kanseri için yüksek risk altındaki kadınlarda tarama
  • Meme kanseri teşhisi konduktan sonra kanserin boyutunun belirlenmesi
  • Mamografide görülen, değerlendirilmesi zor anormalliklerin daha ileri değerlendirilmesi
  • Meme kanseri tedavisinden sonraki yıllarda kitlelerin çıkarıldığı alanlarının değerlendirilmesi
  • Cerrahi öncesi kemoterapi alan hastalarda kemoterapi tedavisinin ardından kitle boyutunu değerlendirmek için
  • Memeye takılan implantların durumunu değerlendirmek için

Prostat MR

Prostat emarı öncelikle prostat kanserini değerlendirmek ve kanserin prostatla sınırlı olup olmadığını veya prostat bezinin dışına yayılıp yayılmadığını belirlemek için kullanılır. Bazen aşağıdakiler dahil diğer prostat sorunlarını değerlendirmek için kullanılır:

  • Prostat enfeksiyonu (prostatit) veya apsesi
  • Benign prostat hiperplazisi (BPH) olarak adlandırılan prostat büyümesi
  • Prostatta doğuştan olan anormallikler
  • Prostat cerrahisinden sonra komplikasyonları değerlendirmek

Kas iskelet sistemi MR

Kas ve iskelet sistemi emarı kemik, kas ve eklemlere ait çeşitli rahatsızlıkların değerlendirilmesinde kullanılır. Bu rahatsızlıklardan bazıları şunlardır:

  • Yırtık kıkırdak veya ligamentler gibi travmatik veya tekrarlayan yaralanmaların neden olduğu eklem anormallikleri
  • Omurgada bel ve boyun fıtığı gibi disk anormallikleri
  • Kemik enfeksiyonları
  • Kemik ve yumuşak doku tümörleri
  • Uyuşma, karıncalanma, kuvvet kaybı gibi nörolojik belirtilere neden olan boyun veya bel ağrısı

Tüm vücut MR

Tüm vücut emarı; kanserleri, iltihapları, tıkanıklıkları ve diğer sorunları bulmak için baştan ayağa tüm vücudun MR ile taranmasıdır. İnceleme yaklaşık olarak bir saat sürer ve görüntüler hastaya kontrast madde verilmeden elde edilir. Rutin olarak yapılan bir tarama değildir; fakat herhangi bir belirti vermeyen gizli kanserleri acısız olarak tespit etmek ve kansere bağlı ölümleri önlemek için yararlı olabilir.

MR’ın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Avantajlar;

  • MR’de radyasyon yoktur, o yüzden radyasyonun yan etkilerine maruz kalınmaz
  • Vücuttaki beyin, kalp, karaciğer, omurilik, kas gibi yumuşak dokular diğer görüntüleme yöntemlerine göre daha detaylı olarak değerlendirilir
  • MR ile organların anatomik yapılarının yanında fonksiyonları da incelenir
  • MR’de kullanılan kontrast maddelerin (yani vücuda damar yolu ile verilen ve hastalıkların daha net olarak değerlendirilmesine olanak tanıyan ilaçların) alerjik yan etkisi riski, röntgen ve bilgisayarlı tomografide kullanılan kontrast maddelerin yan etkisi riskine göre daha azdır
  • MR, kalp ve kardiovasküler sistem hastalıklarının tanısında hızlı, yan etkisiz bir seçenek oluşturmaktadır
  • MR, kanser tanısında çok etkili bir inceleme yöntemidir

Dezavantajlar;

  • Kalp pili, manyetik alana duyarlı metal tıbbi yardımcı araç bulunan kişilere MR işlemi mutlaka gerekmedikçe yapılmamalı ve bu hastalar alternatif görüntü yöntemleri ile değerlendirilmelidir
  • Vücutta fark edilmemiş bir metal cisim, güçlü manyetik alandan etkilenerek hastaya zarar verebilir
  • MR güvenli bir yöntemdir; ancak gebe ve fetus için ne kadar güvenli olduğu konusunda yeteri kadar bilgi olmadığından, gebeliğin ilk 12 haftasında çok gerekmediği sürece kullanılamaz. İkinci ve üçüncü üç aylık dönemde doktorunuz gerekli görürse MR yapılabilir.

MR Güvenliği

Yüksek manyetik alan bulunduğundan, bazı durumlarda MRG yapılması uygun değildir. Aşağıda belirtilen bu durumlardan herhangi birine sahipseniz, bunu çekim öncesi MRG teknikerine bildirmeniz gerekmektedir. Bu durumda MRG çekimi yapılmayabilir veya durumunuza özel teknik kullanılarak yapılabilir.

  • Kalp pili
  • Nörostimulatörler
  • Anevrizma klipsleri
  • Yapay kalp kapakları
  • Damar grefti veya stenti
  • İnsülin pompası gibi ilaç infüzyon seti
  • Kohlear implant (İç kulak protezi)
  • Metalik implant veya protez
  • Bu durumlar dışında kapalı yerde kalma korkunuz (klostrofobi) varsa, metal işlerinde çalıştıysanız , önceden vücudunuza şarapnel ya da kurşun yaralanması olduysa, böbrek hastalığınız varsa, hamileyseniz veya hamilelik şüphesi varsa ve emziriyorsanız bu durumunuzu güvenliğiniz açısından teknikere bildirmelisiniz
  • Daha önceden yaptırdığınız tetkik sırasında gadolinyum içeren MR kontrast maddesine allerjiniz olduysa da belirtmelisiniz.

Bazı hastalarda işlem sırasında kapalı yer korkusu (klostrofobi) gelişebilir. Bu durumda sakinleştirici ilaç uygulaması yararlı olabilir. Metal, şarapnel ve kurşun parçalarının manyetik alan içinde hareket etmesi ve hastaya zarar vermesi ihtimali vardır. Böbrek hastalığı normalde MR tetkikinin yapılmasına engel değildir, ancak kontrast madde verilmesi gerekli olduğunda, kan testleri ile hastanın böbrek fonksiyonunun kontrast maddenin atılımını sağlayacak kadar yeterli olduğundan emin olmak gerekir.

MR’ın gebe ve fetus için ne kadar güvenli olduğu konusunda yeteri kadar bilgi olmadığından, gebeliğin ilk 12 haftasında çok gerekmediği sürece kullanılmaz. İkinci ve üçüncü üç aylık dönemde doktorunuz gerekli görürse MG yapılabilir. Gebe hastalara paramanyetik kontrast madde verilmemelidir.

Emziren kadınlarda kontrastsız MR incelemesi yapılmasında sakınca yoktur. Kontrastlı inceleme yapılmış olan emziren kadınlara, ilaç süt ile bebeğe geçtiği için, incelemeden sonraki 24-48 saat süt vermemeleri istenir.

Dövme ve kalıcı makyaj MR görüntülerini bozabilir. Göz farı gibi makyaj malzemeleri metal parçacıkları içerdiği için işlem günü makyaj yapılmamalıdır. İşlem öncesi MR görüntülerini bozabilecek saç tokası, mücevher, gözlük, işitme cihazı, çıkarılabilir diş protezi gibi tüm objeleri çıkarmanız istenecektir. Anahtar, bozuk para, cüzdan ve kredi kartları da soyunma odasında bırakılmalıdır. Üzerinizde görüntü kalitesini bozacak cisimlerin kalmadığından emin olmak için giysilerinizi çıkarıp önlük giymeniz istenebilir.

MR’dan önce ne yapmanız gerekir?

Genel olarak MR çekimi özel bir hazırlık gerektirmez. Ancak abdomen MR için 6-8 saat açlık sonrası gelmeniz tavsiye edilir. Aksi söylenmediği takdirde devamlı kullandığınız ilaçları almanızda sakınca yoktur. Gelmeden önce yukarıda belirtildiği üzere metal kısımlar içeren giysileri tercih etmemeniz önerilir çünkü bu durumda hastane önlüğü giymeniz istenebilir.

MRG incelemesi ne şekilde yapılacak ve neler hissedeceksiniz?

MR teknisyeni sizi MR odasına aldıktan sonra hareketli bir masaya teknikerin belirttiği şekilde uzanmanız istenecektir. İncelenmesi istenen vücut bölgesi silindir şeklindeki cihazın orta kısmına gelecek şekilde pozisyon verildikten sonra gerekli durumlarda sinyali almak için geliştirilmiş, sargı şeklindeki anten üzerinize yerleştirilebilir. Bu sargı sizi rahatsız etmeyecek şekilde tasarlanmıştır. İnceleme sırasında takırtı tarzında gürültü duyacaksınız. Bu gürültüyü azaltmak için, müzik yayını da verilebilen kulaklıkları takabilirsiniz. Çekim sırasında tekniker konsoldan sizi izler ve herhangi birşey söylediğinizde sizi duyabilir, yani dışarısı ile iletişim sağlanmaktadır. İncelenen vücut bölgesinde bir ısı hissetmeniz normaldir, ancak rahatsız edici boyutta olursa teknikere bildirilmelidir.

Sizden istenen hareketsiz bir şekilde kalmanızdır. Bazı hastalar bunu rahatsız edici bulurlar ancak çekimin tamamlanabilmesi için görüntülerin hiç hareket yok iken alınması şarttır. Bazı özel çekimlerde nefes tutmanız istenebilir. İstenen inceleme türüne göre MR çekimi süresi değişebilir. Yaklaşık olarak ne kadar süreceği çekim öncesinde tahmin edilebilmekle birlikte bu süre hastadan hastaya da değişebilir. Bazı çekimler direkt olarak, bazı çekimler de ihtiyaç duyulduğu anda kontrastlı olarak yapılmaktadır. Bu durumda kolunuzdan açılan damar yolundan gadolinyum içeren kontrast madde verilir ve bu şekilde görüntüler elde edilir.

MR çekiminden sonra ne yapacağım?

Kontrast madde verilmesi halinde su içerek kontrast maddenin vücudunuzdan atılımını kolaylaştırabilirsiniz.

Kontrasta bağlı allerjik reaksiyon son derece nadir görülür. Ancak, deride kızarıklık, kaşıntı, nefes darlığı gibi belirtiler görüldüğü takdirde hemen teknikere bildirmeli, hastaneden çıktıktan sonra bu belirtiler ortaya çıkarsa en yakın hastaneye başvurmanız gerekmektedir.

Klostrofobi nedeniyle sakinleştirici ilaç yapıldıysa araba kullanmamalısınız. Bu durumlar dışında MRG sonrası dikkat etmeniz gereken özel bir durum yoktur, normal aktivitelerinize dönebilirsiniz. Tetkik raporunuz sizin rahatlamanız ve gerekli olduğu hallerde tedavinizin bir an önce yapılması için mümkün olduğunca erken doktorunuza ulaştırılacaktır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Laparoskopi nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Halk arasında kapalı ameliyat olarak bilinen Laparoskopi, leğen kemiği organları ile karın içi organlarının cerrahi tedavisinde, geniş ameliyat kesileri kullanmadan, boyutları 1 cm ve daha küçük 3-5 kesi içinden borucuklar yerleştirme ile yapılan ameliyattır. Açık ameliyat tekniğine alternatif olarak başvurulan laparoskopi, günümüzde ilk tercih edilen yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Laparoskopinin pek çok avantajı bulunmaktadır. Kısa sürmesi, iyileşme süresinin kısa olması, konforlu bir yöntem olması ve risk faktörlerinin minimum düzeyde olması nedenleri ile hem hastalar hem de doktorlar tarafından oldukça sık tercih edilmektedir.

Laparoskopik cerrahi hangi hastalıkları tedavi eder?

Laparoskopik cerrahi, birçok hastalığın teşhis ve tedavisi için tercih edilebilmektedir. Bu yöntem ile en sık yapılan ameliyatlar kist cerrahisi, safra kesesi ameliyatları, apandisitin alınması (apendektomi), miyomların alınması (myomektomi), rahmin alınması (histerektomi), fallop tüplerinin bağlanması (tüp ligasyonu) ve çikolata kisti cerrahisi (endometriozis) olarak geçmektedir.

İç organlar ile ilgili olan rahatsızlıklarda cerrahî müdahale imkânı tanıyan laparoskopi, üroloji, genel cerrahi, gastroenteroloji ile jinekoloji doktorları tarafından kullanılır. Laparoskopik cerrahinin tercih edildiği rahatsızlıklardan başlıcaları şunlardır:

  • Karın ağrılarının araştırılması ve tanısı
  • PID (Pelvik inflamatuar hastalık teşhisi
  • Aşırı ağrı ve kanamanın görüldüğü regl kanamalarında teşhis koyma
  • Yumurtalık kistlerinin tanı ve tedavisi
  • İnfertilite nedenlerinin tespit edilmesi
  • Dış gebelik tedavisi
  • Bazı nedenlerden dolayı yumurtalık, fallop tüpü ve uterusun alınması
  • Apandisit ile ilgili rahatsızlıkların teşhis ve tedavisi
  • Bağırsakların kesilmesini gerektiren hastalıkların tedavi edilmesi
  • İnmemiş testis (skrotal orşiopeksi) teşhis ve tedavisi
  • Mide ülseri tedavisi
  • Obezite cerrahisi
  • Batın bölgesi kistlerinin tedavisi
  • Prostat, kolon, karaciğer, böbrek ve mesane gibi organların bazı parçalarının ya da tamamının çıkarılması
  • Kasık ve karın bölgesinde yer alan fıtıkların tedavisi

Laparoskopik cerrahi güvenli mi?

Aşağıdaki durumlarda laparoskopik cerrahi artık deneysel olmaktan çıkmış gelişimini gerçekleştirmiş ve standart tedavi halini almıştır.

  • Kolelithiazis (safra kesesi taşları)
  • Kolon ve rektum kanserleri ve polipleri
  • Gastroözefageal reflü hastalığı
  • Fıtıklar
  • Apandisit
  • Akalazya
  • İyi huylu mide tümörleri
  • Obezite cerrahisi
  • Sürrenal adenom (böbrek üstü bezlerinden kaynaklanan iyi huylu tümörler)
  • Karın içinden lenf nodu biyopsileri
  • Dalak cerrahisi
  • Donör nefrektomi (böbrek verici ameliyatı)
  • Diyagnostik laparoskopi

Laparoskopik cerrahinin avantajları nelerdir?

Laparoskopik cerrahi, hastaya birçok avantaj sağlayan bir tedavi yöntemidir.

  • Daha az yara ve yara izi
  • Ameliyat sonrası daha az ağrı ve travma
  • Birçok ameliyat için kanama, enfeksiyon gibi daha az yan etki
  • Daha hızlı iyileşme
  • Hastanede daha az kalış
  • Normal yaşantıya daha hızlı dönüş
  • Daha az karın içi yapışıklık
  • Daha az ameliyat fıtığı (insizyonel herni) gelişme ihtimali

Laparoskopi ameliyatı nasıl yapılır?

Laparoskopi ameliyatı öncesinde hasta ameliyat için hazırlanmaktadır. Ameliyathane önlüğü giydirilerek sedyeye yatırılmakta ve genel anestezi uygulaması ile uyutulmaktadır. Bu işlem sonrasında karında uygulama bölgesinde üç adet minimal kesiler açılarak karın içi basınç ile şişirilmekte ve özel olarak geliştirilmiş ışık ve görüntüleme kaynağı ile aydınlatılmaktadır. Böylece karın içi uygulama bölgesi ayrıntılı bir şekilde ameliyat ekibi tarafından görülebilmektedir.

Ameliyat süresi, türüne göre farklı şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Ameliyat sonrasında ise açılan kesiler özel yöntemler ile dikilmektedir. Ameliyat günü hasta anestezi etkisini kaybedince sıvı gıdalar ile beslenmeye başlayabilmekte ve tuvalete gidebilecek kadar yürüyebilmektedir.

Ameliyatın türüne göre hastanın ameliyathanede kalma süresi değişiklik gösterse de genellikle 1 ya da 2 gün hastanede kalış süre bulunmaktadır. Rahim içi myomların ve poliplerin çıkarılması, yapışıklıkların giderilmesi, dış gebelik tedavisi ya da rahim alınması ameliyatlarında hastanede kalma süresi genellikle 1 gün olmaktadır. Genellikle açık ameliyatlar sonucunda kısırlık riski oldukça yüksektir ancak bu işlem ile söz konusu risk faktörleri en aza indirilebilmektedir.

Laparoskopi sonrası;

Laparoskopi sonrasında doktorunuz birtakım ağrı kesici ilaç ve antibiyotik içeren ilaçlar kullanmanızı tavsiye edecektir. Ağrı kontrolünün sağlanması ve herhangi bir enfeksiyona karşı vücudun korunması amacı ile söz konusu ilaçların aksatılmadan kullanılması oldukça önemlidir. Ameliyattan sonra 1 ay ağır sporlar uygulanmamalı, ağır kaldırılmamalı ve yoğun fiziksel aktivite gerçekleştirilmemelidir.

Özellikle kısırlık tedavisi için laparoskopik cerrahi uygulanan hastaların tüm stres faktörlerinden uzaklaşması büyük önem taşımaktadır. Ameliyat yaralarının kanaması ya da adet dönemi dışında kanama gerçekleşmesi durumunda ertelemeden doktorunuza başvurunuz. Bununla birlikte yüksek ateş şikayetinde de mutlaka doktorunuza danışınız. Ameliyat izleri birkaç ay içerisinde görünmeyecek şekilde küçülmektedir. Böylece karın bölgesinde herhangi bir estetik kaygıya neden olmamaktadır.

Laporoskopi riskleri nelerdir?

Laparoskopi riskleri aşağıdaki şekilde sıralanabilmektedir;

  • Açık ameliyata oranla çok daha düşük bir ihtimal olsa da kanama ve damar yaralanmaları ile enfeksiyona maruz kalma durumları söz konusu olabilmektedir.
  • Organ yaralanmaları söz konusu olabilmektedir. (Özellikle: mesane, rahim, bağırsak ve idrar yolları)
  • Ameliyat sonrasında kesi yerinin enfeksiyona maruz kalması

Elbette ki laparoskopi çeşitlerine göre farklılık gösterse de risk faktörlerini arttıran birtakım durumlar bulunmaktadır. Bu durumlar ise şu şekilde sıralanabilmektedir;

  • İdeal kilonun üzerinde olma
  • Karın bölgesinde daha önce ameliyat geçirmiş olmak
  • Karın içerisine enfeksiyon olması
  • Kalp ve akciğer hastalıklarının varlığı
  • Alkol ve sigara tüketimi
  • Endometriozis

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Liposuction nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Lipo, lipoplasti veya vücut şekillendirme olarak da adlandırılan Liposuction, vücuttaki fazla yağdan kurtulmak için yapılan estetik cerrahi işlemdir. Kişiler vücutlarının şeklini veya hatlarını iyileştirmek için liposuction yaptırırlar. Genellikle; kalçalar, karın bölgesi, kollar, boyun veya sırt gibi bölgelerdeki fazla yağdan kurtulmak için tercih edilir.

Diyet ve egzersiz yaparak yağlardan kurtulmak isteyen kişiler, bu yağlardan kurtulamadıkları durumda liposuctionı denerler. Liposuction bir kilo verme tedavisi değildir. Ciddi riskleri ve olası komplikasyonları vardır, bu yüzden düşünmeden önce doktorunuzla konuşmanızı öneririz.

Liposuction kimlere yapılabilir?

Her cerrahi operasyonda olduğu gibi bu işlemde de öncelikle bir uzman doktor görüşü gerekmektedir. Liposuction uygulaması bir zayıflama yöntemi değildir, yalnızca bölgesel incelmeyi ve vücut hatlarının daha düzgün hale gelmesini sağlayan bir yöntemdir. Eğer bölgesel dirençli yağlanmalar dışında bir kilo probleminiz varsa öncelikle kontrollü bir diyet ve spor programı uygulayarak kilo fazlanızdan kurtulmanız, bunun ardından diyetle uzaklaşmayan yağ fazlalıkları için bu yönteme başvurmanız daha uygun olacaktır.

Liposuction sistemik bir sağlık problemi bulunmayan, hamile ya da yeni doğum yapmış olmayan herkese uygulanabilen bir yöntemdir. Ancak kalp hastalığı, diyabet vb. sistemik sağlık problemleri olan kişilere uygulama endikasyonu koymadan önce mutlaka bir takım testler uygulanarak risk faktörleri belirlenmeli ve tehlike arz edecek durumlara karşı gerekli önlemler alınmalıdır. Her ne kadar yaş bu uygulamaya bir engel teşkil etmese de deri elastikiyetinin yaşa bağlı kaybından dolayı bazı ileri yaştaki hastalara uygulanamaz.

Liposuction hangi bölgelere uygulanır?

Erkek ve kadın vücut yapılarının birbirinden farklı olması, yağlanma çeşitlerinin de farklı bölgelerde yoğunlaşmasına neden olur. Örneğin, kadınlar sıklıkla basen, göbek, kalça gibi inatçı yağlanma bölgeleri için uygulamayı tercih ederken erkekler daha çok sırt, karın, meme ve belin yan tarafları gibi bölgelerdeki yağlanmaların giderilmesi için çaba gösterir. Teknolojinin tıp ve estetik alanda gösterdiği gelişmeler, uygulamanın da giderek daha fazla alanda yapılabilmesine imkan tanır. Kadınların “tuzluk” bölgesi olarak adlandırdığı kol altı yağlanmaları, liposuction uygulamalarının başarıyla gerçekleştirildiği alanlar arasındadır.

Kilo alımında kolaylıkla yağlanmaya maruz kalan çene altı bölgesi, diyet ve sporla giderilemeyecek en inatçı yağlanma yerlerinden biridir. Liposuction, estetik bir uygulama olması sayesinde sürekli göz önünde bulunan çene altında herhangi bir iz bırakmadan uygulama yapılmasına imkan verir. Bir çeşit liposuction uygulaması olan Lazer lipoliz tekniğinin kullanıldığı vücut bölgeleri arasında, sürekli olarak terleyen koltuk altı bezleri gelir. Kişilerin hayatını büyük ölçüde kolaylaştıran koltuk altı bölgesine lazer lipoliz uygulaması, bu bölgedeki terlemenin önüne geçerek kişiye konforlu bir yaşam deneyimi sunar.

Operasyonun uygulanma aşamaları neler?

Liposuction kesinlikle ameliyathane şartlarında, bir anestezi doktorunun gözetimi altında uygulanmalıdır. Eğer alınacak yağ miktarı az ve alan küçük ise uygulama alanına lokal anestezik ilaçların enjeksiyonu ve damarlardan sedasyon yapılarak girişim uygulanabilir. Yatağında yapılan planlamadan sonra ameliyat masasına alınan hastanın antimikrobik temizliğini takiben, kanamayı ve ağrıyı azaltıcı karışım enjeksiyonu yapılır.

Etki için 10-20 dakika beklenir. Deride açılan 0.5 santimetrelik kesilerden yağ emen küçük kanüller yağlı alana sokularak vakum pompası veya özel enjektörlerle fazla yağlar dışarı alınır. Eğer daha önceden tesbit edilen ve doldurulması planlanan çukur bölgeler varsa özel enjektör ile alınan yağ bu alanları doldurmakta kullanılır. Girişim tamamlanınca, özel baskılayıcı bantlar yapıştırılır ve korse giyilir. Yaklaşık bir hafta bu korse çıkarılmaz. Düzgün bir iyileşme elde etmek için bu gereklidir.

Birinci haftadan sonra korse çıkarılarak masaj ve egzersize başlanır. Ameliyatın ağırlığına göre 1-4 günde işine dönmesine izin verilir. Üçüncü haftadan sonra yorucu aktivitelere başlayabilir. Uygulama alanında oluşan morluklar üç hafta içerisinde kaybolur. Bu süre içinde güneşlenmek zararlıdır. Ayrıca liposuction bölgesinde oluşan ameliyat ödemi (serum birikmesi) buralardan hiç yağ alınmamış izlenimi verebilir.

Bu ödem 4-6 hafta içerisinde gerileyerek tam iyileşme elde edilir. Bizimde tercih ettiğimiz yöntem olan tumescent tekniğinin kullanılması ile 3-4 litreye kadar yağ almada hastaya kan verilmesi gerekli değildir. Bu miktarların üzeride yağ alınacaksa ameliyat öncesi hastadan alınacak bir veya iki ünite kan(ototransfüzyon), girişimin sonunda hastaya geri verilerek başkasına ait kan verilmesi ve bunun getirecegi komplikasyonlar önlenmiş olur.

Liposuction uygulanan bölgede tekrar yağ birikmesi olabilir mi?

Liposuction eğer uygun ve yeterli olarak uygulanmış ise aynı bölgelerde yeniden yağ birikmesi olmaz. Kilo alınsa bile liposuction uygulanan bölgeler diğer alanlarla aynı oranda gelişir. Bu girişimde yağ hücrelerinin ve reseptörlerin sayısı azaltılarak vücudun diğer alanları ile aynı düzeye getirilir.

Liposuctionun riskleri nelerdir?

Uzman bir plastik cerrah tarafından yapılan liposuction ameliyatının risk oranı, diğer kozmetik girişimlerdekinden çok daha azdır. Yüzde 5-15 arası hastada aynı bölgeye tekrar liposuction yapılması gerekebilir. Kanama ve enfeksiyon nadiren görülür.

Hasta bu operasyonu yaptıracağı zaman nelere özen göstermeli, hekimini nasıl seçmelidir?

Liposuction yaptırmaya karar veren bir kişi diğer birçok ameliyatta olduğu gibi, iki hafta öncesinden aspirin ve benzeri antienflamatuar ilaçları almayı bırakmalıİ; sigara içiyorsa bırakmalı en azından ara vermelidir. Sonucun daha kalıcı olabilmesi için diyetle verebileceği kiloyu vermelidir. Böylece düzensizlikler daha belirgin hale gelir. Ameliyat öncesi ve sonrası yapması gerekenler ve sonucun nasıl olacağı hakkında doktoru ile görüştükten sonra, kafasında hiçbir soru işareti kalmadığı zaman kişi ameliyata hazır demektir. Liposuction cerrahi bir girişimdir.

Ameliyathane şartlarında, bu yöntemin doğru bilen ve uygulayan biri tarafından yapılmalıdır. Uzman olmayan kişiler tarafından yapılan liposuctionın doğurduğu kötü neticeler ve hatta sebep oldukları ölüm vakaları, yöntemin yetersiz ve tehlikeli olması gibi yanlış bir inanışa yol açmıştır. Güvenli ve etkili bir yöntem olduğu için ABD’de en fazla uygulanan estetik girişim liposuctiondır.

Lazer lipoliz nedir ve liposuction ile farkları nelerdir?

Lazer lipoliz, diod lazer uygulamasıyla direkt olarak yağ hücrelerinin zarlarının patlatılması yöntemidir. Tıpkı yağ aldırma yöntemlerinde olduğu gibi bölgesel yağ fazlalıklarından kurtulmayı sağlayan bu yöntem aynı zamanda özellikle çene altı ve yüz bölgesi gibi cilt gevşekliği görülebilen bölgelerde bu gevşekliğin giderilmesinde etkin olarak kullanılmaktadır. Bunların yanında terleme problemi olan kişilerde koltuk altına lazer lipoliz uygulanarak aşırı terleme engellenebilmektedir.

Lazer lipoliz ve liposuction arasındaki en temel fark yağ dokularının atılma şeklidir. Liposuction yönteminde yağ dokuları vücuttan kanüller aracılığı ile vakumlanarak atılırken lazer lipoliz yönteminde idrar yoluyla atılmaktadır. Bu sebeple yağ dokusunun idrarla atılamayacak kadar yüksek olduğu durumlarda liposuction uygulaması tercih edilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Lazer epilasyon nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Genellikle ‘kalıcı’ bir epilasyon şekli olarak lanse edilse de, lazer tedavisi yalnızca belirli bir bölgedeki istenmeyen tüylerin sayısını azaltır. İstenmeyen tüyler tamamen ortadan kalkmaz. Tıraş veya ağda gibi tüy kurtulma işlemlerinden çok daha uzun sürer. Lazer epilasyon sonrası tüyler tekrar büyüdüğünde daha açık, daha ince ve sayıları daha az olacaktır.

Doğru cihazlarla ve uzmanlar tarafından yapıldığında son derece etkili ve zararsızdır. Uzmanlar tarafından uygulanacak bölge, cilt tipi ve rengi, kıl yapısı incelenerek ne tür bir cihaz kullanılacağı seçilir ve kişiye yaklaşık olarak tüylerden kaç seansta kurtulacağının bilgisi verilir.

Lazer epilasyon kimlere uygulanır?

Lazer epilasyon 12 yaşından büyük kıl ve cilt yapısı uygun olan herkese uygulanabilir. Bu uygulamaların FDA onayı almış cihazlarla yapılması önemlidir. Lazer epilasyonda sonuç alma seans sayısı kişiden kişiye göre değişiklik gösterebiliyor. Genel olarak 1. Seans ve aralıkları vücut bölgesinde 2 ayda bir 4 -6 seans, yüz bölgesinde ayda bir 6 -12 seans olmak üzere değişir. Lazer epilasyon doğru uygulandığında herhangi bir zararı yoktur. Güvenli ve etkili epilasyon için cilt rengi, kıl rengi kalınlığı ve yoğunluğu dikkate alınmalıdır.

Kimlere lazer epilasyon uygulanamaz?

Lazer epilasyon tamamen beyaz tüylere sahip kişilerde, hamilelerde, sedef hastalığı gibi deri hastalıkları olanlarda, bazı önemli yan etkileri bulunan sivilce ilacı gibi ilaçlar kullananlarda, sistemik izotretinoin kullananlarda, kalp pili olanlarda, ayva tüyü olanlarda ve epilepsi hastalarında önerilmiyor. Bu gibi durumlarda mutlaka bir uzmana danışın.

Vücudun hangi bölgelerine lazer epilasyon yaptırılabilir?

  • Koltuk altı bölgesi lazer epilasyonu; Hem estetik hem de hijyen kaygılarıyla sıklıkla başvurulan koltuk altı lazer epilasyonu, özellikle kadınlar tarafından sıklıkla tercih edilir. Koltuk altı bölgesindeki tüylerin nispeten kalın olması nedeniyle epilasyon, çoğunlukla 4 ila 6 seans aralığında son bulur. Lazer epilasyon sonrasında batık gibi istenmeyen durumlar oluşmaz. Lazer epilasyon sırasında tüyleri etkileyen lazer ışını, cildin altındaki dokulara zarar vermediğinden gövenle uygulanabilir
  • Bikini bölgesi lazer epilasyonu: Bikini bölgesinin dışında kalan tüylerin lazer epilasyon ile yok edilmesi olarak tanımlanabilen bu epilasyon türünde başarı oranı son derece yüksektir. Çoğunlukla 6 seansın ardından kişi ilgili bölgedeki tüylerinden kurtulmuş olur
  • Genital bölgesi lazer epilasyonu; Genital bölgede kalıcı epilasyon tercih edenler tarafından başvurulan genital bölge lazer epilasyonu, bu bölgedeki tüylerin kalın ve koyu renkli olmasına bağlı olarak yaklaşık 4 ila 6 seans sürer. Pubik tüylerinde son derece etkili olan lazer epilasyonun labium bölgesinde etkinliği, pubik bölgeye kıyasla daha düşüktür. Genital bölge lazer epilasyonunda kullanılan lazer ışını, cilt altında yer alan doku ve organlara zarar vermez
  • Bacak bölgesi lazer epilasyonu; Çoğunlukla genetik etkenlerin yol oynadığı bacak bölgesindeki tüylenme, alt bacak başta olmak üzere üst bacakta da görülebilir. Alanın geniş olmasına bağlı olarak nispeten daha uzun süren bacak bölgesi lazer epilasyonu ile kısmi ya da tüm bacak tüyleri yok edilebilir. Bacak bölgesi lazer epilasyon uygulaması genellikle 6 seans sürer
  • Kol bölgesi lazer epilasyonu; Hem kadınlar hem de erkekler tarafından tercih edilen kol bölgesi lazer epilasyonu, kol bölgesinde yer alan tüylerin farklı yapıda olmasına bağlı olarak yaklaşık 10 seans kadar sürebilir. Kolların çoğunlukla açıkta kaldığı yaz aylarında uygulanması önerilmez
  • Göğüs bölgesi lazer epilasyonu; Çoğunlukla erkekler tarafından tercih edilen bu epilasyon türü ile, göğüs bölgesindeki tüylerin tümünün alınması ya da tüylerin seyreltilmesi mümkündür. Bu bölgede diode ya da Alexandrite Lazer türleri kullanılabilir
  • Sırt bölgesi lazer epilasyonu; Sırt bölgesinde bulunan tüyler zaman zaman kıl dönmesine yol açabilir. Hem estetik hem de sağlık kaygılarıyla yaptırılan sırt bölgesi lazer epilasyonu, erkekler tarafından sıklıkla tercih edilir. Kalın ve derin yerleşimli olan sırt tüylerinde melanin miktarı fazladır. Böylece lazer epilasyonun bölgedeki etkinliği de fazladır. Sırt bölgesinde diode lazerlerin kullanımı yaygındır
  • Ense bölgesi lazer epilasyonu; Saç köklerinden sırta doğru olan tüylenme özellikle erkekler tarafından estetik ve hijyen kaygılarından dolayı istenmez. Ense bölgesindeki tüylerin ince olması nedeniyle bu bölgenin tüylerden tamamen temizlenmesi 10 seans kadar sürebilir. Bu bölgede kadınlarda da tüylenme gözlenebilir. Bu bölgede var olan tüylerin çok ince olması durumunda lazer epilasyon etkili olmayabilir
  • Boyun bölgesi lazer epilasyonu; Erkeklerde tıraş bölgesi olarak kabul edilen boyun bölgesinde kıl dönmesi ve sivilcelenme yaygın görülür. Geleneksel yöntemlerle yapılan tıraş sırasında cildin tahriş olması ve zaman zaman kesilmesi söz konusu olabilir. Lazer epilasyon ile bölgedeki tüylerin miktarının azaltılması ya da tamamen yok edilmesi mümkündür
  • Yüz bölgesi lazer epilasyonu; Yüz bölgesinde tüylenme genetik geçişli olabileceği gibi hormonal bozukluktan da kaynaklanabilir. Bu yüzden yüz bölgesinde tüylenme olan kadınlarda öncelikle hormon düzeyine bakılması ve eğer varsa mevcut hastalığın tedavi edilmesi gerekir. Yüzdeki tüylenme genetik ise bu bölgenin epilasyonunda diode lazer kullanılarak bölge tüyleri yok edilebilir
  • Bıyık bölgesi lazer epilasyonu; Bu bölgede yer alan ince tüyler dahi zaman zaman kişinin rahatsız hissetmesine yol açabilir. Bölge tüylerinin ince ve açık renkli olması, bıyık bölgesi lazer epilasyon süresinin uzamasına yol açabilir. Bu bölgenin epilasyonu yaklaşık olarak 10 seans sürer
  • Çene bölgesi lazer epilasyonu; Yüz bölgesindeki tüyler gibi çene bölgesinde yer alan tüylenme de hormonal nedenli olabilir. Bu yüzden öncelikle kişinin sağlık kontrollerini yaptırması önerilir. Çene bölgesinde yaygın tüylenmenin olduğu durumlarda uygulama, 10 seansa kadar çıkabilir

Lazer epilasyonun yan etkileri var mı?

Lazer epilasyonda kullanılan lazer cilt altına ve ter bezlerine zarar vermeden sadece kıl tüylerini hedef aldığı için kullanımı son derece güvenlidir. Ancak uygulama esnasında bir miktar acı hissedilebilir. Diğer epilasyon uygulamalarının yanında acısız sayılabilecek lazer epilasyon uygulamaları sonrasında hafif bir kızarıklık ve ödem oluşabilir. Uzmanınız tarafından uygulanan steroid içerikli kremler bu şikayetleri hızla giderir. Bunun yanında ince krut, veziküllerde hiper ve hipopigmentasyon gibi yan etkiler görülse de bunların tamamı geçici komplikasyonlardır.

Lazer epilasyonun zararları var mı?

Lazer epilasyon yalnızca kıl köküne etki eder. Kıl kökünde bulunan melanin pigmentine lazer ışığı tutularak kökün yakılması hedeflenir. Lazeri diğer yöntemlerden ayıran en önemli özellik, kıl ve kökünün etrafında bulunan dokuya zarar vermemesidir. Bu yüzden işlem sonrasında herhangi bir kısıtlama gerektirmez. Uzmanlar tarafından, uygun cihazlarla uygun atımlar yapıldığından leke ve iz bırakmaz. Özellikle genital bölgeye uygulanan lazerin tehlikeli olduğu söylense de uygulama derinin altına ilerlemediği için bölgeye herhangi bir zarar vermez. Cilt kanseri ile bilinen bir bağlantısı yoktur. Uygulanan diğer bölgelerde de lazer epilasyonun ispatlanmış bir zararı bulunmamaktadır.

Bunlara dikkat!

  • Uygulamadan sonra en az 3 ay güneşten korunun ve 30 veya daha yüksek faktör güneş koruyucusu kullanın. Bölgeyi nemlendirici kremler ile nemli tutun
  • Uygulamadan sonra 24 saat sıcak su değdirmeyin
  • 24 saat içinde ağrı ya da şişme olursa yumuşak beze sarılı buz uygulayın
  • Gerektiğinde ağrı kesici kullanabilirsiniz
  • Uygulamadan sonra 48 saat bölgeyi tıraş etmeyin
  • Bölgede kabuklanma olursa el sürmeyin
  • Ağda tüy dökücü kremler kullanmayın
  • Bölgeye nazik davranın ve kaşımayın. Keseleme gibi tahriş edici işlemlere maruz bırakmayın
  • Ateş ya da iltihap gibi enfeksiyon bulgusu varsa mutlaka işlem yapan kişiyi arayın
  • Yüz epilasyonları sonrasında 24 saat fondöten, allık gibi cildi kapatan ürünler kullanmayın
  • 1-2 aylık aralıklarla ortalama 6-8 seans arasında, yüzde ise 10-12 seans arasında sonuç veren lazer epilasyon, alanın genişliğine bağlı olarak tedavi birkaç dakikadan birkaç saate kadar çıkabiliyor
  • Yeni cihazlarla bu süre 30 dakikaya kadar inebiliyor
  • Uygulama sonrasında 2-3 günde içinde tüyler kendiliğinden dökülmeye başlıyo
  • Lazer epilasyonun uzman hekimler kontrolünde yapılması önemli
  • Güvenli ve etkin şekilde olması için kıl ve cilt tipine göre değerlerin doğru belirlenmesi; cilt rengi, kıl yoğunluğu, kıl rengi ve kalınlığına bakılarak, doğru cihaz ve enerji tespit edilmesi gerekiyor

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Laparotomi nedir, ne için yapılır? Detaylar

Tıbbi literatürde abdominal explorasyon olarak tanımlan Laparotomi, sorunun kaynağını bulmak için karın boşluğunun tamamının açılarak keşif yapma durumudur. Sorunun kaynağını belirleyen cerrah, gerekli tedaviyi hemen gerçekleştirir.

Farklı bir tanımla; Laparotomi, tanısal amaçlı ya da terapötik amaçlı olarak yapılabilir. Tanısal amaçlı olarak yapılan laparotomi, karnın içerisini gözlemlemek amacıyla yapılır. Terapötik laparotomi ise ameliyat amacıyla karnın açılması işlemidir.

Laparotomi hangi durumlarda uygulanır?

  • Apendisit
  • Karın içi abseler
  • Endometriozis (Çikolata Kisti)
  • Kanserler
  • Mide veya barsak delinmesi
  • Dış (ektopik) gebelik
  • Yumurtalık (over) kistleri
  • Myomlar ve diğer rahim hastalıkları
  • Laparotomi aşamasında karna uygulanan kesinin alanı, ameliyatın neden yapıldığına ya da teşhise göre değişkenlik gösterebilmektedir.

En yaygın olarak yapılan kesi ise kanın ortasına uygulanan kesidir. Laparotomi çoğunlukla genel anestezi altında uygulanmaktadır. Ancak nadir olarak spinal anestezi ile de uygulanabilir.

Karın boşluğuna uygulanan kesiye laparotomi denilmektedir. Hastanın şikayetlerinin sebebini öğrenmek adına uygulanan cerrahi bir girişim olan laparotomi,röntgen ya da kan tahlilleri gibi araştırma yöntemlerinin teşhis koymakta yetersiz olduğu durumlarda uygulanmaktadır.

Laparotomi aşamasında, iç organlar açılmaktadır. Bu organlar araştırılır ve problemin kaynağı tespit edilir. Bu sayede sorun tespitinden sonra aynı uygulamada hasta ameliyat edilerek tedavide olabilir. Bu sayede iki kez ameliyat olunmaz.

Laparotomi ne zaman gereklidir?

Laparotomi işlemine gerek duyulan sorun genellikle geçmeyen karın ağrısıdır. Karın ağrısı, herhangi basit ağrı kesiciler ile geçmez. Bunun yanında bulantı, kusma ve barsak problemleri de meydana gelebilir. Bu belirtilere ek olarak karın şişliği de görülebilmektedir.

Bu gibi durumlarda laparotominin yapılması gerekir. Bu sayede sorunun kaynağı tespit edilebilir.

Karın bölgesinde ortaya çıkabilecek acil durumlardan en yaygını ise; Karın bölgesine alınan darbelerdir. Bu darbelere örnek olarak trafik kazası verilebilir. Trafik kazası sebebiyle damarların yırtılmış olma riski ya da iç kanama riski söz konusudur ve acil laparatomi yapılması gerekmektedir.

Hastanın şiddetli karın ağrısının olması durumunda ise şayet apandisit ya da jinekolojik farklı bir sorun mevcut değilse, teşhis koyabilmek adına ve şikayetler daha da şiddetlenmeden önce tedavinin yapılması gerekmektedir.

Laparotomi kimi zaman yalnızca küçük bir operasyon olarak uygulanabilir. Ancak bazı zamanlarda hastanın yoğun bakımda kalmasını gerektirebilecek kadar ciddi bir operasyona dönüşebilir.

Karın duvarı, laparotominin hangi amaçla yapıldığına göre farklı alanlarda ve farklı boyutlarda uygulanabilir. Bu farklılıklara örnek olarak; misal olarak apandisit operasyonu yapılacak ise karnın sağ alt bölümüne açılmaktadır. Bu kesi küçük boyutlardadır. Ancak safra kesesi ameliyatı yapılacak ise, karnın sağ üst kaburgasına ufak bir kesi açılır.

Şayet kesiler orta hattan uygulanır ise kas, sinir ve diğer dokuların daha az tahrip olması sağlanır. Ameliyat tamamlandıktan sonra kesinin açıldığı alandaki dokuların karşı karşıya gelmesi sağlanarak dikiş atılır. Bunun dışında gereksinim duyulan alanlara iltihabı ve kanı dışarı atacak drenler uygulanır.

Kısacası; laparotomi uygulanırken sindirim sistemi organları, mesane, üreme sistemi, karaciğer, pankreas, dalak, böbrekleri ilgilendiren sorunların tanısı ve tedavisi yapılabilir.

Hastalık teşhis edilmişken yapılan ya da teşhis edilmeden önce yapılan laparotomi uygulaması ise ikiye ayrılabilir. İşlem aşamasında yaygın olarak tercih edilen kesi ise: alt ya da üst yerine, orta hattan dik olarak açılan kesidir. Bu kesiye midline adı verilmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Kök kanal tedavisi nedir? Detaylar

Çürümüş ya da enfekte olmuş dişi kurtarmak amacıyla yapılan Kök Kanal Tedavisi (Endodonti Tedavisi), pulpadaki damar ve sinirlerin uzaklaştırılması, pulpa boşluğunun dezenfekte edilmesi, kanalların genişletilmesi ve kanalların kanal dolgu malzemesi ile doldurulması aşamalarından oluşuyor.

Kök kanal tedavisini anlamak için dişin yapısı hakkında genel bir bilgiye sahip olmak gerekir. Diş, dıştan içe doğru; mine, dentin ve pulpa olmak üzere 3 ana tabakadan oluşur. Dişin merkezindeki doğal boşluğa da kök kanalı denir. Pulpa kök kanalı içindeki yumuşak dokudur. Bu doku, dişi besleyen kan damarları ve sinirler açısından zengindir.

Eski zamanlarda bir enfeksiyon ya da enflamasyon pulpa tabakasına ilerlediğinde, diş artık kurtarılamaz hale gelip çekilmekteydi. Günümüzdeki son gelişmeler, dişin pulpa tabakasının temizlenip tekrar doldurulmasına olanak sağlamaktadır. Pulpa ve içerisindeki sinirler alınsa da, diş temel işlevini yerine getirir. Bunun nedeni, dişler dişetlerinden çıkıp son halini aldıktan sonra, diş sinirlerinin hayati bir önem taşımamasıdır. Diş sinirlerinin yetişkinlerdeki tek görevi sıcak ve soğuk hissini hissetmek gibi duyusal işlevlerdir.

Bir dişin sinir dokusu veya pulpası hasar gördüğünde, parçalanır ve bakteri burada çoğalmaya başlar. Bakteriler yoğun bir enfeksiyona veya apseye yol açabilir. Apse, diş köklerininin sonunda oluşan irin dolu bir şişliktir. Diş çürükleri tedavi edilmediğinde, kök çevresinde kemik kaybı gibi ciddi durumlara yol açabilir.

Nedenleri;

  • Uyumsuz restorasyonlar, eski dolguların çevresinde oluşan yeni çürükler, derin çürükler veya kaza sonucu dişin sinir ve damar dokusu canlılığını kaybediyor veya enfekte oluyor
  • Hiç çürük olmadan da bazı nedenler diş iltihaplanmasıyla sonuçlanabiliyor. Bunların başında da travmaya maruz kalma geliyor: Şiddetle gelen bir darbe, dişin dolaşımını kesebiliyor ve böylelikle diş beslenemediğinden zamanla canlılığını kaybediyor
  • Diş sıkma/gıcırdatma, yüksek yapılan dolgular ve restorasyonlar da kronik travma nedenleri arasında yer alıyor ve iltihaplanmaya neden olabiliyor
  • Bununla birlikte uzun süre tedavi edilmeyen periodontal (dişeti ve çevresi) hastalıkları da dişin iltihaplanmasında etken faktörler arasında yer alıyor. Bu durumlarda da tedavi olarak kanal tedavisi gündeme geliyor

Belirtileri;

  • Çiğneme veya baskı uygulama durumunda şiddetli diş ağrısı
  • Sıcak veya soğuğa hassasiyet (ağrı)
  • Diş renginin kararması
  • Yakındaki diş etlerinde şişme ve hassasiyet
  • Diş etlerinde kalıcı veya tekrarlayan sivilce benzeri beyaz kabarcıklar

Ağrıyan veya çürüyen her dişe kanal tedavisi yapılmıyor. Tedavi yapılabilmesi için bakterilerden kaynaklı ve hafif ağrı ile sinyal veren ya da hiç ağrı yapmayan bu çürükler sadece dolguyla tedavi edilebiliyor. Diş bu aşamada tedavi edilmezse bakteriler dişin özüne İlerleyerek iltihaplanmaya neden oluyor ve bu durumda kanal tedavisi uygulanması gerekiyor.

Nasıl yapılır ve ne kadar sürer?

  • Lokal anestezi yapılması: diş ve çevre dokuların uyuşturulması
  • Diş çürüğünün temizlenerek kök kanallarının açılması
  • Radyografi (röntgen) çekilerek kanal uzunluğunun tespit edilmesi
  • Kök kanallarının içeriğinin (pulpa dokusunun) çıkarılarak temizlenmesi
  • Çeşitli el aletleri ve döner aletler kullanarak kök kanallarının şekillendirilmesi
  • Kök kanallarının dezenfeksiyonu: mikroorganizmalardan arındırılması
  • Kök kanallarının doldurulması

Kanal tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler;

  • Kanal tedavisi ilk seansta bitmezse, tedavi bitinceye kadar ilgili dişi kullanmaktan kaçınılmalıdır
  • Kanal tedavisi tamamen bitse bile işlemden sonra en az iki saat bir şeyler yenip içilmemelidir
  • Bir iki gün boyunca hassasiyet olabileceğinden aşırı sıcak ve soğuk içeceklerden kaçınmak hastaya rahatlık sağlar
  • Ağız sağlığı bakımı söz konusu olduğunda, düzenli aralıklarla yapılan diş fırçalama, diş ipi ve antiseptik bir gargara kullanma gibi genel bakım kurallarının yanında, diş hekimini düzenli aralıklarla ziyaret etmek de önemlidir

Kanal tedavisi başarı oranları ve komplikasyonları;

Kök kanal tedavisi %95’ten fazla başarı oranına sahip bir prosedürdür. Kanal tedavisi görmüş birçok diş ömür boyu kullanılabilir. Bununla beraber, diş hekiminizin bir dişi temizleme ve dolgu konusundaki en iyi çabalarına rağmen, bir kök kanalında yeni enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bunun olası nedenleri:

  • Bir dişte normal olarak öngörülenden daha fazla kök kanalı bulunması sonucunda bunlardan birinin temizlenmemiş halde kalması
  • Diş kökünde saptanamayan bir çatlak
  • Bakterilerin restorasyonu geçerek dişin iç taraflarına ulaşması ve bölgeyi enfekte etmesi
  • Sızdırmanın engellenmesi için kullanılan malzemenin zamanla parçalanması ve bakterilerin dişin iç kısımlarına tekrar yerleşmesi olarak sıralanabilir

Kök kanal tedavisine alternatifler;

Doğal dişlerinizi kurtarmak, mümkün olan en iyi tedavi seçeneğidir. Doğal dişleriniz, doğru beslenmeyi sağlamak için gereken çok çeşitli gıdaları etkili bir şekilde sindirmenizi sağlar.

Kök kanalı prosedürünün tek alternatifi, çiğneme işlevini eski haline getirmek ve bitişik dişlerin kaymasını önlemek için dişin çıkarılması ve yerine köprü, implant veya çıkarılabilir kısmi takma diş ile değiştirilmesidir. Bu çok daha uzun süren seanslara neden olup hastaya maddi ve manevi açıdan daha fazla yük olur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Koroner Bypass Ameliyatı nedir, nasıl yapılır?

Koroner Bypass Ameliyatı (CABG (İngilizce Coronary Artery Bypass Grafting)), koroner arterler tıkandığında veya hasar gördüğünde yapılan bir operasyondur. Koroner arterler kalbi besleyen ve ona oksijen taşıyan damarlardır. Ameliyat tüm dünya da ve ülkemizde en sık yapılan kalp ameliyatı tipini oluşturmaktadır.

Bypass ameliyatı bir atardamarın belli bir bölgesinde meydana gelen daralma ya da tıkanma sonucunda bu atardamarın beslediği bölgenin canlılığını korumak için uygulanan cerrahi bir yöntemdir. Atardamarın tıkalı olan bölgesinin ilerisine vücudun başka bir bölgesinden hazırlanan damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir by pass ile atardamarın beslendiği bölgeye yeterli miktarda kan ulaştırılır. Koroner bypass ameliyatı ise kalbi besleyen koroner damar adı verilen atardamarların tıkanması sonucunda yapılan bypass ameliyatlarıdır.

Koroner damarlar neden daralır/tıkanır?

Bu konuda yapılan araştırmalar 5 temel risk faktörünün en önemli sebepler olduğunu ortaya koymaktadır. Bunlar;

  • Ailesel yatkınlık (kişinin anne, baba ya da kardeşinin genç yaşta koroner arter hastası olması)
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipertansiyon
  • Hiperlipidemi (kan yağlarının yüksekliği)
  • Sigara

Bu 5 temel risk faktöründen 3 tanesinin kişide varlığı hasta olma riskini önemli derecede yükseltmektedir. Bunlara ek olarak stres, erkek cinsiyet, hareketsiz yaşam tarzı, erkeklerin 45, kadınlarınsa 55 yaşın üzerinde olması gibi faktörler kişinin koroner damarlarının tıkanmasını kolaylaştırmaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatı kimlere uygulanır?

Koroner arter daralmalarında ilaç tedavisi, koroner balon anjiyoplasti ve/veya stent ya da koroner bypass ameliyatı tedavi seçenekleri arasındadır. Hangi tedavi şeklinin seçileceğine, hastalığın durumuna göre kalp cerrahı ve kardiyologtan oluşan ortak konseyce karar verilir.

Koroner Bypass Ameliyatı yapıldığı durumlar:

  • Sol ana koroner arter darlıkları
  • Birden fazla koroner arterde kritik darlık
  • Koroner arter hastalığı nedeniyle kalbin kasılma gücünün bozulması
  • İlaç tedavisine rağmen devam eden göğüs ağrısı

Günümüzde halen koroner arter bypass cerrahisi için hastanın kendi atar veya toplardamarları kullanılmaktadır. Bu konudaki çalışmalara rağmen koroner bypass ameliyatlarında kullanılabilecek yapay bir damar yoktur.

Koroner Bypass Ameliyatı nasıl yapılır?

Koroner bypass ameliyatı kalp durdurulup kalp akciğer makinasına bağlanarak yapılan bypass ameliyatı ya da çalışan kalpte bypass ameliyatı olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilebilir. Koroner bypass ameliyatları açık cerrahiyle yapılabileceği gibi gerekli uygunluk şartlarının varlığında minimal invaziv cerrahisiyle yani  göğüs ortadan yarılmadan ve göğüs kemiği kesilmeden koltuk altından, meme altından, meme dış kıvrımından küçük kesilerle gerçekleştirilebilmektedir.

Koroner bypass ameliyatı, ilaç tedavisinden yanıt alınamayan durumlarda ya da tıkanma nedeniyle müdahale edilmesi gereken durumlarda uygulanabilmektedir. Bazı durumlarda balon ya da stent uygulaması yeterli gelmediğinden koroner bypass ameliyatı tercih edilebilmektedir.

Koroner bypass ameliyatında, hastanın göğüs, kol ya da bacak bölgesinden alınan damar tıkalı olan koroner damara köprüleme yapılarak dikilir. Koroner bypass ameliyatlarında, damar sayısına göre giriş yeri değişebilmektedir. Tek damarda bypass yapılacaksa meme altından küçük 7-8 santimlik kesilerle bypass ameliyatı yapılır. Bazen iki damar olduğunda da sol taraftan yine koltuk altından iki damar bypass ameliyatı yapılabilir. Koltuk altından yapılan kalp ameliyatlarında hiçbir kemik ve kas kesilmez.

Kaburgalar arasından kalbe ulaşılır ve gerekli müdahale yapılarak ameliyat sonlandırılır. Eğer ki çalışan kalpte yapılan bypass ameliyatı çoklu damarı kapsıyorsa üç damar ve üzerinde olduğunda göğüs ön kemiği kısmi olarak açılması gerekebilir. Kemik tamamen açılmadığı için, parsiyel yani kısmi açıldığı için hastanın enfeksiyon riski düşük olduğu gibi göğüs kemiği daha çabuk kaynamaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatı’ndan sonra dikkat edilmesi gerekenler;

Koroner bypass ameliyatlarından sonraki en önemli konulardan biri, hastaların hekim tarafından tavsiye edildiği şekilde hareket etmeleridir. Hastaların kendilerine belirtilen şekilde ilaçlarını kullanmaları dikkat edilmesi gereken konuların başında gelir.  Ayrıca kalp damar hastalıklarının ortaya çıkmasında önemli rol oynayan sigara tüketilmemeli, kolesterol konusunda beslenmeye dikkat edilmelidir. Hayvansal yağlardan uzak durulmalıdır. Kalp ameliyatı nedeniyle sigarayı bırakan hastaların tekrar sigaraya başlamaması gerekmektedir.

Bununla birlikte uzman hekim tavsiyeleri doğrultusunda düzenli egzersizlere günlük hayatta yer verilmesi gerekmektedir. Ayrıca hasta durumunun ve kalp sağlığının kontrol edilerek takip edildiği düzenli hekim kontrolleri ihmal edilmemelidir. Sağlıklı bir kalbin sağlıklı bir yaşam anlamına geldiği unutulmamalıdır. Genel olarak değerlendirildiğinde; hastaların kalp ve damar sağlığına yönelik önleyici ve koruyucu tedbirler aldıkları bir yaşam tarzına sahip olmalarında fayda bulunmaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatının alternatifi var mı?

İlaç tedavisi, balon ve stent girişimleri koroner bypass cerrahisine ancak uygun, seçilmiş olgularda alternatif olabilir. Ancak unutmayınız ki sizin için ameliyat kararı verildiği anda, öncesinde bu alternatifler değerlendirilip, bunların sizin için uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Kafanızda oluşabilecek soruları kardioloğunuz ve cerrahınızla görüşüp, cevap alınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kalsiyum skorlaması nedir, nasıl yapılır?

Kalsiyum Skorlaması, kalp hastalığı belirtisi olmayan ancak alma riski taşıyan kişiler için yapılan bir testtir. Test , koroner arterlerin duvarlarındaki plakta kalsiyum birikimini kontrol etmek için bilgisayarlı tomografi (CT) kullanır . Kalbin etrafına saran koroner arterler, ona kan ve oksijen sağlar. Bu arterlerdeki kalsiyum, kalp hastalığının bir işaretidir.

Koroner kalsiyum skorlaması; 15sn süren, tek nefes tutulumunda, damardan herhangi bir ilaç verilmeden yapılmaktadır. Bu tetkikle kalp damarlarındaki damar sertliğinin kesin bir göstergesi olan kalsiyum birikimlerinin varlığı ve miktarı saptanmaktadır. Kalsiyum birikimlerinin saptanması ile hastaların kalp hastalığı açısından riski belirlenmekte, erken tanı konulduğunda gelecekte gelişebilecek kardiyak hadiselerin engellenmesi sağlanmaktadır. Kalp damarlarında erken dönemde saptanan kalsiyum birikimleri, başlangıç halindeki damar sertliğini gösterir ve alınan önlemlerle damar sertliğinin gelişiminin ilerlemesi durdurulabilir veya geriletilebilir.

Tarama testi olarak kabul edilen koroner kalsiyum taraması, erkeklerde 35 yaş ve üzerinde, kadınlarda ise 40 yaş ve üzerinde, tüm sağlıklı bireylerde, kalp krizi riskine neden olan; yüksek kolesterol, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü, şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, sigara, hareketsiz yaşam ve şişmanlık gibi risk faktörleri varlığında, damar sertliğinin erken tanısı amacıyla rutin tarama testi olarak kullanılabilir.

Koroner kalsiyum taraması sonucu elde edilen skor her hastada sıfır olmalıdır. Yani kalp damarlarında kalsiyum birikimi saptanmamalıdır. Skorun sıfır olması genellikle kalp damar hastalığının olmadığını ve kalp krizi riskinin çok düşük olduğunu düşündürür. Ancak yinede skor sıfır olsa dahi, kalp krizinden korunmak için risk faktörlerinden korunma ve sağlıklı yaşam koşulları tavsiye edilir.

Skor sıfır değilse, kalsiyum birikimlerinin miktarına göre düşük, orta veya yüksek derecede kalpdamar hastalığı riski olduğu söylenebilir. Kalsiyum birikimlerinin miktarı ile damar sertliğinin şiddeti direk olarak orantılıdır. Kalsiyum skorlamasının derecesine göre risk faktörlerinin önlenmesi ve/veya ilaçla tedavi uygulanabilir. Skor ciddi bir damar tıkanıklığının olabileceğini düşündürüyorsa hastaya ile koroner anjiyografi yapılabilir veya direk olarak kateterli anjiyografiye gönderilebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kürtaj nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Latince kökenli “curretage” kelimesinden gelen ve kelime anlamı “kazıma” olan Kürtaj, istenmeyen bir gebeliğin cerrahi yöntemle sonlandırılmasıdır. Kürtaj, bunun dışında düşük meydana gelmesi ve kanamanın durdurulması, çeşitli sebeplerle rahim içinin temizlenmesi, rahim içinden parça alınması, bebeğin anormal gelişim göstermesi ya da bebeğin anneye zarar vermesi gibi durumlarda da uygulanabilir.

İstenmeyen gebelikler ve buna bağlı oluşan istemli düşükler önemli bir kadın sağlığı sorunudur. Gelişmiş ülkelerde istenmeyen gebeliklerin büyük bir kısmı kürtajla sonuçlanırken, gelişmekte olan ülkelerde daha fazla doğumla sonuçlanmaktadır. Türkiye’de her dört kadından biri en az bir kez kürtaj yaptırmış olup, kürtaj yaptıran kadınların % 42’si istenmeyen gebelik durumunda birden fazla kürtaja başvurmuştur.

Kimler kürtaj olabilir?

İstenmeyen hamilelik için gebelik sonlandırma (rahim tahliyesi) esnasında aranan şartlar şunlardır:

  • Gebelik 10+0 haftayı aşmamış olmalıdır. (Dikkat: Gebelik haftası hesaplanırken doktor tarafından yapılan ultrasonografi esas alınır. Son adet tarihinden itibaren hesaplanan gebelik haftası çoğu zaman ultrasonografi ile hesaplanan hafta ile uyumluyken, son adet tarihinin yanlış biliniyor olması, gebelik haftası hesaplanırken hamile kalınan tarihin başlangıç noktası olarak alınması (gerçekte hamilelik haftası bu hesaptan iki hafta ileridir) gibi nedenlerle ultrasonografi ölçümleri sizin hesabınızdan daha farklı çıkabilir.)
  • Evli olan kadınlarda eşler de müdahaleye izin ve onay vermelidirler
  • 18 yaş altı genç kızlarda ebeveyn müdahale için onay vermelidir
  • Evli olmayan ve 18 yaş üstü olan kadınların kendi onayları yeterlidir

Kürtajı hangi durumlarda zorunludur?

10 haftadan sonra ki gebeliklerin sonlandırılması, yalnızca bebek ve anne sağlığı tehlikede olduğu durumlarda uygulanabilir. 10 haftayı aşan gebeliklerde bebeğin ölmesi ya da sakat olması durumlarında uygulanabilir. Ancak bunun için en az 3 hekim tarafından onay alınması gerekir. Bu koşullarda bebeğin yaşamını derinden etkileyebilecek bir sakatlığın bulunması şartına bakılır.

Hamile olan kadınların aşırı kanaması varsa ve hayati tehlike yaşanıyorsa, herhangi bir onay alınmadan, hekim tarafından önerildiği takdirde, gebelik kürtajı yapılabilir.

Nasıl yapılır?

Kürtaj olmaya karar verdikten sonra kliniğimizde yaptığımız değerlendirme ve ultrasonografi sonrasında işlem ya aynı gün ya da belirlenen başka bir günde hastane koşullarında gerçekleştirilir. İşlem için 5 saatlik bir açlık ve susuzluk süresi esastır.

Anestezi doktoru tarafından verilen genel anestezi sonrasında (burada uygulanan genel anestezi hafif bir anestezidir ve büyük ameliyatlar için uygulanan anesteziye göre daha çok derin uyku şeklinde de tarif edilebilir) işlem vakum yöntemiyle yapılır ve ortalama 5 dakika sürer.

Kürtajı sonrası neler yapılmalıdır?

  • Gebelik kürtajından sonra hastalara ağrı kesici ve antibiyotik reçete edilir. Hastaların bir hafta süre ile bunları kullanması gerekir. Bir hafta sonra doktor kontrolüne gidilmelidir
  • Kürtaj olan hastalarda aşırı kanama ya da aşırı ağrı olması durumunda, 1 haftalık süre beklenmeden doktor kontrolüne gidilmelidir
  • Kürtaj işlemi sonrasında hastalarda hafif bir ağrı ya da kanama olması normal kabul edilir
  • Kürtajın uygulandığı gün banyo yapılabilir
  • Kürtajdan sonra kanama olması durumunda tampon kullanılmamalıdır. Bunun yerine ped kullanımı tercih edilmelidir
  • Kürtaj işleminden sonra ilk 12 saat araba kullanmamaya ve dikkat gerektiren işlerde çalışmamaya özen göstermelisiniz
  • Kontrol muayenesine kadar spor, cinsel ilişki ve ağır egzersizlerden uzak durmalısınız. Havuz ve denize girmemelisiniz. Aynı zamanda banyo yaparken küvetten uzak durmalısınız
  • Kürtajdan sonraki ilk üç hafta görülen kanamalar, âdet kanaması ile karıştırılmamalıdır. İşlemden sonraki ilk âdetiniz, ortalama olarak 5 hafta sonra olacaktır

Gebelik kürtajının riskleri nelerdir?

Gebelik kürtajı 10 haftadan önce uygulandığında ve deneyimli kişiler tarafından yapıldığında herhangi bir risk taşımaz. Buna rağmen her cerrahi operasyon gibi gebelik kürtajının da bir takım riskleri bulunmaktadır. Bunlar;

  • Kanamaların olması
  • Rahim ve bağırsak delinmesi
  • Gebeliğin sonlandırılamaması
  • Kürtaj işleminden sonra rahim içinde parça kalması
  • Anesteziye bağlı olarak problemler yaşanması
  • Rahim içindeki dokuların tahrip olması
  • Rahim içinde yapışıklık olması sonucunda adet göreme sorunu ya da az adet görme sorununun yaşanması şeklindedir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

.

Paylaşın

Smear testi nedir, nasıl yapılır?

Pap smear ya da kısaca smear testi, kadınlarda görülen kanserler arasında 6. sırada ve ölüm nedeni olarak 10. sırada görülen rahim ağzı kanserlerinin taramasında kullanılan bir testtir. Dr.George Papnicolaou tarafından adlandırılan smear testi, pek çok ülkede kullanılan basit bir testtir.

Smear testi, protozoa, mantar ve virüs enfeksiyonlarının (HPV) tanısı konabilir. HPV (Human papilloma virus) enfeksiyonu hiç belirti vermese de papsmear’da HPV tarafından enfekte olmuş hücrelerin görülmesi tanıyı koydurur. HPV enfeksiyonu serviks kanserine neden olduğundan tanısı önemlidir.

Ne zaman yapılır?

Oldukça basit ve hiçbir ağrıya neden olmayan Pap Smear Testi, ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra ya da 21 yaşından sonra yapılmalıdır. 30 yaşından küçük kadınlara yılda 1 defa yapılması uygun olan Pap Smear Testi, 30 yaşından büyük kadınlara ise 3 defa ardışık olarak yapılmalıdır.

Hangi amaçla yapılır?

Bu testteki en önemli amaç, özellikle rahim ağzı kanserlerinin ve kanser öncesi (prekanseröz) lezyonların erken tanınmasıdır. Son yıllarda jinekolojik muayene ve jinekolojik kontrollerin rutin bir parçası haline gelmiştir.

Smaer testinin önemi nedir?

Smaer testi hayat kurtarıcıdır. Evet, günümüzde tıpta kadınlarda hayat kurtarıcı ve yaşam süresini uzatıcı olarak görülen ve yararlılığı kanıtlanmış iki çok önemli test vardır; Smear testi ve Mammografi. Kadın üreme sistemine ait kanserler arasında meme kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen serviks (rahim ağzı) kanseri erken dönemde yakalandığında tam şifa ile sonuçlanan bir durumdur. Tüm kanserlerde olduğu gibi serviks kanseri de uzun yıllar süren gizli hastalık döneminden sonra ortaya çıkar.

Serviks kanserinde şikayetler ortaya çıktıktan sonra da ne yazık ki hastalık yayılmıştır. İşte bu nedenle kanserleri erken dönemde tanımlamak için çeşitli testler geliştirilmiştir. Serviks kanseri’nin erken tanısındaki en önemli test smear testidir. Smear ile alınan örnekler patolojik olarak incelenerek kanser veya kanser öncüsü hücrelerin olup olmadığı araştırılır.

Kimler yaptırmalıdır?

Test 20 yaşından sonra yaptırılabilir. Ancak genç yaşlarda HPV ile enfeksiyon çok sıktır ve bu yaşlardaki enfeksiyonların büyük çoğunluğu kendiliğinden geçer. Bu yüzden erken yaşlarda test yapmak, ileride kansere dönüşmeyecek pek çok olguyu saptamamıza neden olur. Kaynakların doğru kullanımı açısından test yapmaya biraz daha ileride başlamak daha doğrudur.

  • Cinsel olarak aktif
  • 30 yaş üzeri kadınların smear testi yaptırması önerilir.

Her zaman doğru sonuç verir mi?

Her zaman yüzde yüz doğru sonuç vermez. Diğer laboratuvar testlerinde olduğu gibi yanlış sonuç almak olasıdır. Hastalık olmasına rağmen sonucun temiz çıkmasına değişik nedenler yol açabilir. Yeterli hücre yoksa, çok sayıda hücre varsa, hücrelerin rahim ağzının hem içinden hem de yüzeyinden alınamayışı, enfeksiyonun anormal hücreleri ortamdan uzaklaştırılması gibi nedenler. Böyle durumda birkaç hafta veya ay sonra Pap-Test’i tekrarlamak gerekir. Bazen de doktorunuz kolposkopiye başvurabilir. Bu alet doktor ofisinde kullanılan özel bir mikroskopdur. Rahim ağzına kolposkopdan bakan doktor anormal değişiklikleri görebilir ve bu gözlem sırasında biyopsinin gerekli olup olmadığını eğer gerekliyse de biyopsi tipine karar verir.

Nasıl yapılır?

Smear testi basit ve ağrısızdır. Test adet zamanı yapılmamalıdır, en iyi zaman adetten 10-20 gün sonrasıdır. Önce rahim ağzının (serviksin) görülebilmesi için, vajinaya bir spekulum (muayene aleti) yerleştirilir. Ardından küçük bir fırça rahim ağzına sürülerek hücre örnekleri toplanır ve cam üzerine yayılır.

Patolog tarafından bu hücreler mikroskop altında incelenerek anormal gelişim olup olmadığına bakılır. Asıl hedef olası bir kanseri saptamanın yanı sıra, kanser olmayan ancak kansere dönüşüm olasılığı olan ve tedavi edilebilen “prekanseröz” lezyonları yakalamaktır. Testin pozitif olması yani anormal hücreler içermesi durumunda hekim HPV testi ve kolposkopi isteyebilir.

Smear alınmadan önce 48 saat içinde cinsel ilişki kurulmamış olması, vajinanın yıkanmamış olması, vajina içine ilaç, krem gibi uygulamaların yapılmamış olması gereklidir. Genital enfeksiyon varsa tedavi edilmeli daha sonra smear alınmalıdır.

Smear testi sonucu nasıl değerlendirilir?

Pap smear testi sonuçlarını raporlarken Bethesta sistemi kullanılır.

  • Negatif: Pap testinde hiç anormal, prekanseröz ya da kanseröz hücre görülmemesi (intraepitelyal lezyon ya da malignensi negatif)
  • Anormal sonuçlar: Smear’de servikal hücrelerin anormal olmasının birçok nedeni olabilir. Servikal enfeksiyonlar ya da prekanseröz hücreler anormal hücreler görünmesine neden olabilir
  • Anormal bir sonuç alındığında enfeksiyon tedavisi ve/veya yakın takip ve/veya kolposkopi + biyopsi önerilebilir.

Her testte olduğu gibi Pap smear testinde de yanılma olasılığı vardır. Testin düzenli olarak tekrarlanması yanılma olasılığını düşürür.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın