İran’dan ABD’ye “İsrail’i Kontrol Et” Çağrısı

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El-Kassam Tugayları’nın başlattığı Filistin – İsrail savaşında yedinci gün geride kalırken, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan “Amerika Birleşik Devletleri, bölgesel bir savaştan kaçınmak istiyorsa İsrail’i kontrol etmeli” uyarısında bulundu.

Haber Merkezi / Orta Doğu ziyareti çerçevesinde Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta bulunan Abdullahiyan, “ABD, bölgesel bir savaş çıkmasını önlemek istiyorsa İsrail’i kontrol etmesi gerekiyor” dedi. “Amerika, İsrail’in Gazze’yi yok etmesine izin vermek istiyor ve bu ciddi bir hata” diyen Abdullahiyan, “İsrail’in işlediği suçlar durdurulmazsa ne olacağını bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Tahran’ın “Lübnan’ın güvenliğini korumak istediğini” de kaydeden İranlı Bakan, “Lübnan’da güvenlik ve barış bizim için önemli” ifadesini kullandı.

Öte yandan İsrail, “Gazze Şehrindeki tüm sivillerin kendi güvenlikleri ve korunmaları için evlerinden güneye tahliye edilmeleri emrini verdiğini” duyurdu. Sivillerin Gazze Şehri’nin güneyindeki bir dere olan “Wadi Gaza’nın güneyindeki bölgeye taşınması” gerektiği belirtildi.  Açıklamada “Yeni bir duyuru yapılana kadar Gazze’ye dönmenize izin verilmeyecektir” denildi.

Hamas ise Gazzelilerden bu uyarıyı görmezden gelmelerini istedi. Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu uyarıyı, olası insani sonuçları açısından eleştirdi. İsrail ordusu kentin boşaltılmasının verilen süreden daha uzun sürebileceğini anladığını açıkladı. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini “savaş suçu” olarak nitelendirdi.

Irak, İran, Ürdün, Afganistan, Endonezya, Türkiye ve daha birçok ülkede insanlar Filistinlilere destek mitingleri düzenledi. Protestoların beklendiği Mescid-i Aksa’da geniş güvenlik önlemleri alındı. İsrial askerlerinin çok sayıda Filistinlinin Cuma namazı için buraya girişini engellediği bildiriliyor. Filistin Sağlık Bakanlığı Batı Şeria’da düzenlenen mitinglerde İsrail polisinin dokuz Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.

Ürdün’den uyarı

Ürdün Kraliyet Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre Ürdün Kralı 2. Abdullah, “Filistinlileri Filistin topraklarından sürmeye ya da sürülmelerini kışkırtmaya yönelik her türlü girişime” karşı uyarıda bulundu.

Cuma günü ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’i kabul eden 2. Abdullah, Hamas’a karşı savaş yürüten İsrail’in sabah saatlerinde Gazze’deki tüm sivillerin tahliyesini emretmesinin ardından “krizin komşu ülkelere sıçramaması ve mülteci sorununu ağırlaştırmaması gerektiğini” söyledi.

Erdoğan’dan ABD’ye savaş uçağı tepkisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye yönelik uyguladığı ablukayı eleştirdi ve “360 kilometrekareye sıkışmış 2 milyon insanın elektriğini suyunu gıdasını kesmek en temel insan haklarının ihlalidir” dedi.

İstanbul Kongre Merkezi’nde Türkiye-Afrika 4. İş ve Ekonomi Forumu Kapanış Töreni’nde konuşan Erdoğan Gazze’nin an itibarıyla “mazlum ve mağdur” olduğunu belirtirken İsrail için böyle bir durumun söz konusu olmadığını savundu:

“Amerika İngiltere uçak gemisi göndermeyi konuşuyor. Şu anda Gazze’de yer ile yeksan edilen kadın çocuk anne ne var ne yok hepsi yok ediliyor. Bundan kimse dertlenmiyor ama biz dertliyiz.”

İsrail saldırılarında 583 çocuk öldü

Hamas’ın cumartesi günü başlattığı beklenmedik saldırı sonrası İsrail misillemesi ile Gazze’de sivil can kayıpları artmaya devam ediyor.

Hamas saldırılarında İsrail’de bin 300 kişi hayatını kaybederken, hava saldırılarının hedefi olan Gazze’de ölenlerin sayısı bin 799’a çıktı. Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarından öldürülenlerin 583’nün çocuk olduğunu kaydetti.

İsrail, Gazze’ye karadan giriş yapmaya hazırlanıyor

İsrail medyası, İsrail’deki güvenlik güçlerinin abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik kara harekatı düzenleme hazırlığında olduğunu kaydetti. İsrail’in Kanal 14 televizyonunun internet sitesinde yer alan bir raporda, İsrail güvenlik güçlerinin Gazze Şeridi’ne karadan giriş için hazırlandığı ancak siyasi düzeyde onay beklediği belirtildi.

“Karadan harekat onaylanırsa İsrail kuvvetleri birkaç ay daha orada (Gazze’de) kalmaya hazır” ifadelerine yer verilen raporda, “Ordunun bu aşamadaki açık hedefi Gazze Şeridi’ni silahsızlandırmaktır” değerlendirmesi yapıldı. Kanal 14 televizyonunun sitesinde yer alan raporla ilgili İsrail resmi makamlarından henüz bir açıklama yapılmadı.

İsrail Ordusu’ndan yapılan açıklamada, Hava Kuvvetlerinin, Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait noktalara 6 bin bomba attığı, Gazze Şeridi’nde de büyük çaplı hava saldırıları düzenlediği kaydedildi.

Paylaşın

İran’dan Nobel Barış Ödülü Tepkisi: Siyasi Bir Hamle

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, 2023 Nobel Barış Ödülü’ne İran’da tutuklu bulunan insan hakları aktivisti Nergis Muhammedi’ye verilmesini kınayarak, bunun “siyasi bir hamle” olduğunu söyledi.

Nasır Kenani, açıklamasının devamında, “Nobel Barış Komitesi’nin eylemi, bazı Avrupalı hükümetlerin müdahaleci ve İran karşıtı politikaları doğrultusunda siyasi bir hamle” dedi.

Öte yandan Muhammedi’nin ailesi ödülün açıklanması sonrasında Instagram’da yaptığı paylaşımda “İran’ın özgürlüğü için verilen mücadelede tarihi ve önemli bir an” olarak değerlendirdi.

İran hükümeti, 2023 Nobel Barış Ödülü’ne İran’da tutuklu bulunan insan hakları aktivisti Nergis Muhammedi’nin layık görülmesini kınayan bir açıklama yaptı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Muhammedi’nin Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmesini “siyasi bir hamle” olarak nitelendirdi. Kenani, “Nobel Barış Komitesi’nin eylemi, bazı Avrupalı hükümetlerin müdahaleci ve İran karşıtı politikaları doğrultusunda siyasi bir hamle” dedi.

“Nobel Barış Komitesi, defalarca yasaları ihlal eden ve suç teşkil eden eylemlerde bulunarak hüküm giyen bir kişiye ödül verdi” ifadelerini kullanan Kenani, “Taraflı ve siyasi amaçlı olan bu eylemi kınıyoruz” şeklinde konuştu.

Norveç Nobel Komitesi, Nobel Barış Ödülü’ne Nergis Muhammedi’nin layık görüldüğünü duyururken, Muhammedi’nin “İran’da kadınlara yönelik baskıya ve sistematik ayrımcılığa karşı verdiği mücadele”ye vurgu yaptı.

Muhammedi’nin ailesi ödülün açıklanması sonrasında sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda “İran’ın özgürlüğü için verilen mücadelede tarihi ve önemli bir an” olarak değerlendirdi.

Muhammedi’nin Fransa’da sürgünde yaşayan oğlu da annesinin bu ödüle layık görülmesinden dolayı “çok gururlu” ve “çok mutlu” olduğunu belirterek, bunun “İran halkı için bir ödül” olduğunu söyledi. Muhammedi’nin 17 yaşındaki oğlu sekiz yıldır annesini görmediğini de sözlerine ekledi.

İran’da “ulusal güvenliğe karşı eylem”, “rejime karşı propaganda” gibi değişik nedenlerle değişik dönemlerde hapis cezalarına çarptırılan insan hakları savunucusu Muhammedi, 2011’de 6 yıl hapse mahkum edilmiş, Temmuz 2012’de serbest bırakılmış, 2015’te yeniden tutuklanmıştı.

Muhammedi, son olarak 2022 yılında görülen davada beş dakika süren duruşma sonrasında 8 yıl hapis ve 70 kırbaç cezasına mahkum edilmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’den İki Şirkete Yaptırım Kararı

ABD, Türkiye’den de iki şirketin bulunduğu, beş ülkeden beş şirket ve iki şahısa yaptırım uygulanacağını duyurdu. ABD, daha öncede, yine aralarında Türkiye’den şirketlerin de bulunduğu çok sayıda ülkeden 150’den fazla şahıs ve şirkete yaptırım uygulama kararı almıştı.

ABD, son yaptırım kararıyla alakalı olarak şu açıklamada bulundu: “İran yapımı İHA’lar Rusya’nın Ukrayna saldırılarının kilit araçlarından biri olmaya devam ediyor. Bu İHA’lar Ukrayna vatandaşlarını korkutan ve kritik altyapıyı hedef alan saldırılarda kullanılıyor. ABD, müttefikleri ve ortaklarıyla istişare halinde, İran’ın Rusya’ya İHA tedarikini yaygınlaştırmasına katkı sağlayanları, bunların Ortadoğu’daki temsilcilerini ve istikrarsızlığa neden olan diğer paydaşları sorumlu tutmaya ısrarla devam edecektir.”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Maliye Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıkların Kontrolü Dairesi (OFAC), İran’ın insansız hava aracı (İHA) programına katkı sağladığı gerekçesiyle, aralarında Türkiye’den de iki şirketin bulunduğu, beş ülkeden beş şirket ve iki şahısa yaptırım uygulanacağını duyurdu. Türk şirketleri ile birlikte yaptırım kararına dahil edilen diğer şirket ve şahıslar İran, Çin, Hong Kong ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) menşeli.

Bakanlık, Türkiye’den Dal Enerji Madencilik Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ile Anka Port İç ve Dış Ticaret İnşaat Lojistik Sanayi Limited Şirketi’nin dahil edildiği yaptırım kararıyla alakalı olarak şu açıklamada bulundu:

“İran yapımı İHA’lar Rusya’nın Ukrayna saldırılarının kilit araçlarından biri olmaya devam ediyor. Bu İHA’lar Ukrayna vatandaşlarını korkutan ve kritik altyapıyı hedef alan saldırılarda kullanılıyor. ABD, müttefikleri ve ortaklarıyla istişare halinde, İran’ın Rusya’ya İHA tedarikini yaygınlaştırmasına katkı sağlayanları, bunların Ortadoğu’daki temsilcilerini ve istikrarsızlığa neden olan diğer paydaşları sorumlu tutmaya ısrarla devam edecektir.”

İki hafta içinde ikinci yaptırım

Washington 14 Eylül’de aldığı bir başka yaptırım kararında, yine aralarında Türkiye’den şirketlerin de bulunduğu çok sayıda ülkeden 150’den fazla şahıs ve şirkete, Rusya’ya yönelik yaptırımları ihlal ettikleri gerekçesiyle yaptırım uygulama kararı almıştı.

Türkiye’den, Margiana İnşaat Dış Ticaret, Demirci Bilişim Ticaret Sanayi, Denkar Gemi İnşaat, CTL Limited ile tersane işletmesi ID Ship Agency ve bu şirketin sahibi İlker Doğruyol’un dahil edildiği yaptırımlarla ilgili olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanılmıştı:

“ABD Dışişleri ve Ticaret Bakanlıkları, Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaşla ilgili olarak çok sayıda kişi ve kuruluşa karşı yaptırım kararı almıştır. Rusya’nın gayri hukuki bir biçimde Ukrayna işgaliyle ilişkisi olan, ABD’nin Rusya’ya işgal nedeniyle uyguladığı yaptırımların ihlaline ve Rusya’nın savaş kabiliyetini ilerletmesine katkı sağlayan, Rusya’nın enerji üretimini kuvvetlendirmesinden sorumlu olan 150’nin üzerinde kişi ve kuruluşa ek yaptırımlar uygulanacaktır.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İran’da “İslami Giyim” Kurallarını Sertleştiren Düzenleme Meclis’ten Geçti

İran’da katı giyim kurallarını ihlal edenlere yeni cezalar getiren yasal düzenleme, 201 milletvekilinden 34’ünün “hayır” oyuna karşılık 152 “evet” oyla meclisten geçti. Düzenleme, din adamlarından oluşan Anayasa Koruma Konseyi’ne gönderilecek.

Geçen yıl Eylül ayında Jina Mahsa Amini’nin İslami kurallara uygun giyinmediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra ölümü ülkede yoğun protestolara yol açmış, kültür, sanat ve spor dünyasından da pek çok ünlü göstericilerle dayanışma göstermişti.

Yasa özellikle kamuoyunda tanınan ünlü kişilere sert cezalar öngörüyor. Bu kişiler yasayı ihlal durumunda 15 yıla kadar meslekten men cezası alabilecek, mal varlıklarının onda birini bulan bölümüne el konabilecek. Ünlüleri hedef alan bu düzenlemenin, kadın hakları için düzenlenen protesto gösterilerine destek veren tanınmış kişilere gözdağı amacı taşıdığı düşünülüyor.

İran Meclisi, kamuya açık yerlerde zorunlu başörtüsü yasası ihlallerine karşı para cezası, bankacılık hizmetlerinin engellenmesi ve adli işlem öngören yasanın deneme amaçlı 3 yıl süreyle uygulanmasını onayladı.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre, yargının önerisi üzerine hükümet tarafından hazırlanarak Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin imzasıyla Meclis’e gönderilen, “İffet ve Başörtüsü Kültürünün Desteklenmesi” yasa tasarısı oylamaya sunuldu.

Tasarı, Meclis’te hazır bulunan 201 milletvekilinden 34’ünün “hayır” oyuna karşılık 152 oyla kabul edildi. 7 milletvekili de çekimser oy kullandı. Yasanın 3 yıl süreyle deneme uygulamasına girmesi kararı alındı.

Yasanın yürürlüğe girmesi için son olarak Meclis’ten geçen yasalar hakkında nihai incelemeyi yapan Anayasayı Koruyucular Konseyi (AKK) tarafından da onaylanması gerekiyor.

Hangi yaptırımlar öngörülüyor?

İran’da geçen yıl Jîna Mahsa Amini gösterileri sonrasında yaygınlaşan zorunlu başörtüsü kurallarına yönelik ihlallere karşı koymak için hazırlanan tasarıya göre, başörtüsü kuralına aykırı hareket eden kadınlar ilk aşamada kısa mesaj ve benzeri yöntemlerle uyarılacak.

Uyarıyı dikkate almayan ve başörtüsü kuralını yeniden ihlal edenler için para cezası verilecek.

Ceza bir ay içinde ödenmezse para cezası otomatik olarak kişinin banka hesabından kesilecek.

Herhangi bir nedenle cezaların tahsilinin mümkün olmaması halinde ise söz konusu kişinin tüm banka ve kredi kuruluşlarını kapsayacak şekilde banka kartı çıkarma ve yenileme dahil her türlü bankacılık işlemi yapması yasaklanacak. Cezalara itiraz ise 10 gün içinde yapılabilecek.

Dördüncü kez ihlal halinde para cezasının yanı sıra yargı tarafından söz konusu kişi hakkında dava açılması ve gerekli görülmesi halinde tutuklanması öngörülüyor.

Kanuna aykırı hareket eden işletmeler ise yaptırım düzenlemesi kapsamında geçici süreyle mühürlenebilecek ve devlet tarafından sunulan vergi muafiyetlerinden men edilebilecek.

Sosyal, siyasi, kültürel, sanatsal veya sportif faaliyetlerde bulunan kişilerden yasaya aykırı davrananlar hakkında ihlal sayısına göre, para cezası, mesleki faaliyetlerden men ve son aşamada hapis cezası istemiyle dava açılabilecek.

Paylaşın

ABD – İran Arasında 6 Milyar Dolarlık Tutuklu Takası

Beyaz Saray, İran’da tutuklu bulunan 5 ABD vatandaşının serbest bırakıldığını bildirdi. İran’ın Güney Kore’de bloke edilen 6 milyar dolarlık varlıkları Katar’daki banka hesaplarına yatırıldı. ABD Başkanı Biden, “Beş masum Amerikalı nihayet evlerine dönüyor” açıklamasını yaptı.

İran’ın serbest bıraktığı, ABD’li tutuklular arasında Siamak Namazi, Emad Sharqi, Morad Tahbaz bulunuyor. Üçü geçen hafta hapisten çıkartılarak ev hapsine alınmıştı. Diğer ikisinin ise isimleri açıklanmadı. Beşi de hem İran hem ABD vatandaşı.

Tahran’ın serbest bıraktığı 5 ABD’li, Doha’ya götürülmek üzere arabulucu Katar’ın gönderdiği bir uçakla İran’dan ayrıldı. Kendilerine Katar’ın büyükelçisinin de eşlik ettiği bildirildi. Aynı zamanda ABD’nin haklarında af kararı çıkarttığı 5 İran vatandaşından ikisi de Katar’a uçtu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasser Kanaani, iki İran vatandaşın ülkelerine dönecekleri, ikisinin ABD’de kalmaya devam edeceği, birinin de üçüncü bir ülkede bulunan ailesinin yanına gitmek istediği bilgisini paylaştı.

Sözcü Kanaani, ayrıca İran’ın Güney Kore’deki dondurulmuş mal varlığının serbest bırakıldığına işaret ederek, “İnşallah bugün bu mal varlıkları tamamen İran hükümeti ve milleti tarafından kontrol edilmeye başlanacak” dedi.

Bu arada tutuklu takası için İran’ın dondurulan varlığını serbest bırakan Biden, Cumhuriyetçilerin sert eleştirilerinin hedefinde.

Cumhuriyetçiler, İran’ın Ortadoğu’daki Amerikan askerlerine artan oranda tehdit oluşturduğunu, Biden yönetiminin ise takas anlaşmasıyla İran ekonomisini canlandırdığını iddia ediyor.

Biden yönetimi yetkilileri ise takası savunuyor, Biden’ın takasın hemen ardından İran İstihbarat Bakanlığı ile eski cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad hakkında yaptırım kararı aldığına dikkat çekiyor.

“Bedelini ödetmeye devam edeceğiz”

ABD Başkanı Biden, takas anlaşması konusunda, “İran’da hapsedilen beş masum Amerikalı nihayet evlerine dönüyor” açıklamasını yaptı, bu anlaşmayı mümkün kılan Katar, Umman, İsviçre ve Güney Kore’ye katkılarından dolayı teşekkür etti.

ABD vatandaşlarını İran’a seyahat etmemeleri konusunda uyaran Biden, ayrıca yıllar önce İran’da kaybolan ABD vatandaşı ve eski Federal Soruşturma Bürosu (FBI) çalışanı Bob Levinson’un akıbeti konusunda Tahran tarafından hâlâ bilgi beklediklerini vurguladı.

Biden, beş Amerikalının ülkelerine dönüşlerine sevindikleri bir anda aynı zamanda dönemeyenleri de hatırlamak istediklerini söyleyerek, İran’a bölgedeki provokatif eylemlerinin “bedelini ödetmeye devam edeceklerini” kaydetti, Ahmedinejad ve İran İstihbarat Bakanlığı hakkında alınan yaptırım kararına işaret etti.

Mahkum takası anlaşması

ABD ve İran medyasında yer alan haberlerde, İran’ın Güney Kore’de dondurulmuş 6 milyar dolarının serbest bırakılması karşılığında iki ülkenin tutuklu takası yapacağı bilgisi paylaşılmıştı.

Beyaz Saray, 10 Ağustos’ta, İran’da tutuklu 5 ABD vatandaşının cezaevinden çıkarılıp ev hapsine alındığını doğrulamıştı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Ali Bakıri de ABD ile yürütülen tutuklu değişimine ilişkin müzakerelerde yaşanan gelişmelere dikkati çekerek, İran’ın dondurulmuş varlıklarının ve ABD’de tutuklu bulunan çok sayıda İran vatandaşının serbest bırakılacağını kaydetmişti.

İran Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Ferzin, 12 Ağustos’ta, Güney Kore’de dondurulan varlıklarının blokajının kaldırıldığını açıklamıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe, DW Türkçe)

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: İran’dan Yeni Plan Önerisi

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi kapsamında İran’dan yeni bir plan önerisi geldi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Al-Wafaq gazetesine verdiği röportajda Türkiye-Suriye normalleşmesine ilişkin sundukları plan hakkında konuştu.

Ashark Al-Awsat’ın aktardığına göre, Rusya’nın da katılımıyla gerçekleştirilen dörtlü zirvelerde dile getirilen söz konusu plan, Türkiye’nin Suriye’deki güçlerini çekmesini, Suriye’nin de Türkiye topraklarına herhangi bir tehdit olmamasını sağlamasını içeriyordu. Abdullahiyan, “İlk olarak Türkiye’nin Suriye topraklarından askeri güçlerini çekmeye bağlılığını, ikinci olarak da Suriye’nin Türkiye topraklarına yönelik bir tehdit oluşmaması için güçlerini sınırda konuşlandırmasını teklif ettik” açıklamasında bulundu.

Suriye’nin Tahran’a sınır güvenliğini sağlamaya ‘tamamen hazır olduğunu’ bildirdiğini söyleyen İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, Rusya ve İran’ın bu yönde yapılacak herhangi bir anlaşmaya garantör olacağı yönünde güvence verildiğini kaydetti.

Suriye ile normalleşme adımları Rusya ve İran’ın da katılımıyla yapılan dörtlü zirvelerle devam ederken, son olarak Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, 4 Eylül’de yaptığı bir konuşmada, Türkiye ile ilişkilere de değinmiş ve “Suriye’nin kuzeyindeki Türk işgali bitecek ve Türkiye, iki ülke arasındaki ilişkileri eski durumuna döndürmenin tek yolunun bu işgalden çekilmek olduğunu biliyor” açıklamasında bulunmuştu.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da ağustosta verdiği bir röportajda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olası görüşmesine değinerek, “Hedefimiz Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi, Erdoğan’ın hedefi ise Türkiye’nin Suriye’yi işgalini meşru kılmak” ifadelerini kullanmış, “Neden Erdoğan’la buluşacakmışım? Bir şeyler içmek için mi?” diye sormuştu. Esad, “Suriye’deki terör Türkiye’den kaynaklanıyor” demişti. Tamamı yayınlanmadan bir gün önce bir kısmı yayınlanan söyleşide Esad’ın Erdoğan ile görüşmeye ilişkin şu ifadeleri kullandığı aktarılmıştı: “Görüşme Erdoğan’ın sunduğu koşullar altında gerçekleşemez.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’da 1 Eylül’de bir açıklama yaparak, “Türkiye ve Suriye’ye Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdik” demişti. Ankara-Şam normalleşmesine ilişkin yol haritası taslağına değinen Lavrov, “Yol haritası taslağını bu yılın haziran ayında tüm meslektaşlarımıza ilettik. Şu anda değerlendiriliyor, bu taslağın onaylanabileceği, genel kabul edilebilir duruma getirilmesi için temaslar sürüyor” demişti.

Rusya’nın Türkiye ve Suriye’ye 1998 yılında imzaladıkları Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdiğini anlatan Lavrov, şöyle devam etmişti: “Bu anlaşma, terör tehdidinin bulunduğunu ve bu tehdidin ortadan kaldırılmasını, Türkiye’nin Şam’ın onayıyla terörle mücadele yapılarını Suriye topraklarının belirli bir derinliğine kadar gönderme hakkına sahip olmasını öngörüyordu. Bu anlaşma yürürlüğünü sürdürüyor, kimse onu feshetmedi.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

İran’da Jina Mahsa Amini’nin Birinci Ölüm Yıl Dönümü: En Az 700 Gözaltı

İran’da Jina Mahsa Amini’nin birinci ölüm yıl dönümünde Başta Kürdistan ve Belucistan eyaletleri olmak üzere Sakkız, Senendec, Urmiye, Tahran ve Sistan gibi farklı kentlerde Cumartesi ve Pazar günleri eylemler yapıldı.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü’ne göre, eylemlere sert müdahale eden polis, en az 700 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan kişilerin aileleri, bilgi almak için gittikleri başkent Tahran’daki Yardım Birimi Karakolu’nda polis saldırısına maruz kaldı. Saldırıda çok sayıda kişi yaralandı.

Jina Mahsa Amini, 13 Eylül 2022’de memleketi Sakkız kentinden ziyaret için geldiği başkent Tahran’da “ahlak polisi” olarak bilinen irşad devriyeleri tarafından “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle polis nezaretine alınarak karakola götürüldü.

Karakolda aniden fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Amini, 3 gün sonra 16 Eylül’de hayatını kaybetti. Olay kamuoyunda infial uyandırırken ülkede birçok siyasetçi ve sanatçı tarafından da büyük tepkiyle karşılandı.

Tepkiler üzerine Tahran Polisi tarafından yapılan açıklamada, irşad devriyesinin Amini’yi bir saatlik “brifing” için karakola götürdüğü, genç kadının burada aniden bilincini kaybetmesi ve kalp rahatsızlığı yaşaması üzerine hastaneye sevk edildiği ifade edildi.

Sosyal medyadaki aktivistler ise emniyet güçlerinin “aniden” bilincini kaybettiği yönündeki iddiasını reddederek, Amini’nin polis tarafından darbedildiğini ileri sürdü.

İddiaların ardından İran devlet televizyonu, genç kadının polis merkezine getirildiği ve karakolda bulunduğu anlardaki görüntüleri yayımladı.

Görüntülerde, diğer kadınlarla karakola getirilen Amini’nin, görevli bir kadınla konuştuktan sonra aniden fenalaşarak yere yığıldığı görüldü. Adli Tıp Kurumu da genç kadının darp nedeniyle değil, altta yatan hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Darbedilmiş olabileceğine dair iddialarla birlikte Amini’nin şiddet görmese dahi suçsuz bir kadının gözaltına alınması ve polis nezaretinde ölümüne yol açan şekilde fenalaşmasından, zorunlu başörtüsü denetimlerini sürdüren ülke yönetiminin sorumlu olduğu konusunda toplumda bir fikir birliği oluştu. Tepkiler, 17 Eylül’de Amini’nin cenazesinin memleketi Sakkız kentinde düzenlenen törenle toprağa verilmesinin hemen ardından sokaklara taştı.

İlk olarak Sakkız’da cenaze töreni sonrasında toplanan bir grup, yetkililer aleyhinde sloganlar attı. Gösteriler aynı gün Senendec ve Tahran’a, daha sonra da il, ilçe ve kasaba olarak yaklaşık 80 noktaya yayıldı. Birçok noktada ülke yönetimi aleyhinde sloganlar atan eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı. Güvenlik güçlerinin yanı sıra Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı gönüllü güvenlik gücü sayılan Besic üyeleri de göstericilere müdahale etti.

Ülke basınında ve sosyal medyada yayımlanan görüntülerde bazı göstericilerin ambulans, otobüs ve kamu binalarını tahrip ettiği görüldü. Mazenderan eyaletinin merkezi Sari’de göstericilerin bir kamu binasının duvarından devrim lideri Humeyni ve İran lideri Ali Hamaney’in posterlerini indirdiği görüntüler de sosyal medyada paylaşıldı.

Olayların başladığı ilk günlerde Sağlık Bakanlığı, 61 ambulansın göstericiler tarafından tahrip edildiğini veya yakıldığını açıkladı. Sosyal medyadaki aktivistler ise gözaltına alınan göstericilerin ambulanslarla taşındığını, bu nedenle göstericilerin ambulansları hedef aldığını savundu.

Gösterilerde 500’den fazla can kaybı

Resmi makamlardan olaylarda sivillerin ve güvenlik güçlerinin öldüğüne dair açıklamalar yapılsa da ölü sayısına ilişkin net bilgi verilmedi.

Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, 29 Kasım 2022’deki konuşmasında, ülkede devam eden protestolarda güvenlik güçlerinin de aralarında bulunduğu 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. İran Güvenlik Konseyi ise 3 Aralık’ta toplam ölü sayısının 200’ü aştığını açıkladı. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütüne göre, gösterilerde 537 kişi öldü, binlerce kişi gözaltına alındı. İran medyasına yansıyan haberlere göre, gösteriler sırasında yaklaşık 70 güvenlik görevlisi de yaşamını yitirdi.

Yetkililer, genel olarak protestoları “düşmanların komplosu” ve “isyan” olarak değerlendirdi. Protestolar, ülkedeki sanatçılardan farklı spor dallarındaki sporculara kadar birçok ünlü isimden destek gördü. Bu süreçte ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere Batılı ülkeler de “insan hakları ihlalleri” gerekçesiyle İranlı yetkililere yönelik defalarca yaptırım kararı aldı.

Gösterilerle birlikte zorunlu başörtüsü yasasının esnetilmesi veya kaldırılması tartışmaları alevlendi. Aslında İran’da başörtüsü zorunluluğu tartışmaları yeni değil. İran devriminin kurucusu Humeyni tarafından Ağustos 1979’da uygulamaya konulan zorunlu başörtüsü yasası din adamları arasında bile zaman zaman tartışma konusu oldu.

Her ne kadar devrimin ilk günlerinden bugüne başörtüsü denetimi oldukça gevşetilse de zaman zaman sosyal medyaya da yansıyan irşad devriyelerinin gözaltı uygulaması ve bu esnada kadınların şiddete maruz kaldığı olaylar İran toplumunda tepki çekti.

Mahsa Amini’nin polis nezaretinde ölmesinin ardından başörtüsü zorunluluğuyla ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. İlk olarak reformist İran İslami Halklar Birliği Partisi, 25 Eylül’de, yetkililerden “zorunlu başörtüsü yasalarının kaldırılmasının önünü açacak gerekli yasal adımları atmasını” talep etti.

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise 28 Eylül’de devlet televizyonunda katıldığı programda, eleştirilerin odağına oturan irşad devriyelerinin uygulamalarına ilişkin soruya, “Değerler değiştirilemez ama kanunun uygulanma şekli tartışılabilir.” yanıtını verdi.

Devriyelerin uygulamalarının yeniden gözden geçirilip geçirilmeyeceğine dair soruya karşılıksa, “Yasanın uygulanmasında en iyi yöntemler dikkate alınmalıdır. Muhalif görüşler için platform sağlamalıyız. Hükümet bu görüştedir.” demekle yetinen Reisi, yasanın kaldırılmasını düşünmediklerine işaret etti.

Bu tartışmalar devam ederken 30 Eylül’de ülkenin güneydoğusunda yer alan Zahidan kentinde cuma namazından sonraki gösteriler sırasında onlarca kişi güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. “Kanlı Cuma” olarak adlandırılan olaylar, kentte aylarca sürecek protesto ve huzursuzluk dalgasına yol açtı.

İran, ABD ve İsrail’i suçladı

Hamaney, protestoların başlamasından sonra 3 Ekim’de yaptığı ilk açıklamada, “isyan” olarak tanımladığı protestolarla ilgili ABD ve İsrail’i suçladı.

İran siyasetinin önde gelenlerinden bazıları da bu dönemde zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı açıklamalarda bulundu. Bunların başında eski Meclis Başkanı Ali Laricani geliyor. Laricani, 11 Ekim’de “İttilaat” gazetesine verdiği röportajda, “protestoların derin siyasi kökleri olduğunun kabul edilmesi gerektiğine” dikkati çekerek, zorunlu başörtüsü yasasının gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Bu süreçte ülkede bazı kadınlar başörtüsü kurallarına uymamaya başladı.

Bunun ardından “İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Merkezi” Sözcüsü Ali Hanmuhammedi, 5 Aralık 2022’de yaptığı açıklamada, eleştirilerin hedefindeki irşad devriyelerinin görevinin sona erdiğini açıkladı. Daha sonra denetimler sokak ve caddelerdeki güvenlik kameralarıyla yüz tanıma sistemleriyle yapılmaya başlandı.

Bununla birlikte kendileri veya müşterilerinin zorunlu başörtüsü yasasına uymadığı tespit edilen bazı işletmeler mühürlendi. Mahsa Amini’nin ölümü ve sonrasında yaşananlar ülke yönetimi ile halk arasında derin bir yarık oluştururken İran lideri Hamaney, 4 Ocak’ta yaptığı konuşmada, zorunlu başörtüsü kurallarına tam riayet etmeyen kadınların “dinsizlik ve rejim karşıtlığıyla” itham edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Mahsa Amini protestoları ülkedeki üniversitelerde ve okullarda da eylemlere yol açtı. Bu eylemler devam ederken 30 Kasım 2022’de başlayan ve genellikle kız öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda yaklaşık 4 ay süren toplu zehirlenme vakaları ortaya çıktı.

Öğrencilerde solunum sıkıntısı, mide bulantısı, baş ağrısı ve uzuvlarda uyuşma gibi belirtiler görüldüğü açıklandı. Vakaların önüne geçilememesine tepki gösteren öğrenci ve öğretmenler, bazı kentlerde düzenledikleri gösterilerle yetkilileri protesto etmeye başladı.

Eğitim ve Öğretim Bakan Yardımcısı Yunus Penahi, 26 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, öğrencilerin zehirlenmesinin kasıtlı olduğunu değerlendirdiklerini belirterek, “Bazı kişilerin başta kız okulları olmak üzere tüm okulların kapatılmasını istediği tespit edildi.” ifadelerini kullandı.

İran lideri Hamaney, toplumda endişenin giderek artması üzerine 6 Mart’ta yetkililere olayın üzerine ciddiyetle gidilmesi ve faillerin en şiddetli cezaya çarptırılması talimatı verdi. Yargı da zehirlenme vakalarının faillerinin idamla yargılanacağını açıkladı. Yetkililer olayları yeterince araştırıp sonuçlandıramadı.

7 kişi idam edildi

Gösterilerle ilgili ilk idam kararı, 8 Aralık’ta uygulandı. Başkent Tahran’daki protestolar sırasında “soğuk silahla vatandaşları tehdit ettiği ve bir güvenlik görevlisini yaraladığı” suçlamasıyla 20 Kasım’da Devrim Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılan Muhsin Şikari, gözaltına alınmasından 75 gün sonra idam edildi.

Protestolar sırasında “2 milis gücünü (Besic) öldürmek ve 4 kişiyi yaralamakla” suçlanan Mecidrıza Rahneverd ise gözaltına alınmasının üzerinden sadece 23 gün geçtikten sonra 12 Aralık’ta idam edildi. Sonraki süreçte hakkında idam hükmü verilen 5 kişinin daha cezası infaz edildi.

İdam edilenler “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak (ifsad fi’l arz)” ve “devlete karşı savaş açmak (muharebe)” gibi suçlardan yargılandı. İran Ceza Kanunu’na göre bu suçlardan yargılananlar hakkında genelde idam kararları veriliyor.

Bununla birlikte haklarında ilk derece mahkemesinde idam hükmü verilen sanıklardan bazıları hakkındaki karar temyiz aşamasında bozuldu. Ülkede Hamaney’in onayıyla şubat ayında devrimin 44. yıl dönümü dolayısıyla Mahsa Amini gösterileriyle bağlantılı olanlar dahil on binlerce tutuklu ve mahkum için af veya ceza indirimi kararı alındı.

Kameralarla başörtüsü denetimleri nisanda uygulamaya girdi. Zorunlu başörtüsü yasası ihlalleri artınca İran hükümeti, ihlallere kamuya açık yerlerde para cezası, bankacılık hizmetlerinin engellenmesi ve sosyal faaliyetlerden men edilme yoluyla karşı koymayı öngören bir yasa tasarısı hazırladı. Gösteriler devam ederken tepkiler üzerine kaldırılan “irşad devriyeleri” uygulaması da temmuzda yeniden başlatıldı.

Mahsa Amini’nin polis nezaretindeyken ölümünün birinci yılı olan 16 Eylül’e sayılı günler kala ülkede protestoların yeniden canlanma ihtimali üzerine güvenlik güçleri operasyonlarını yoğunlaştırdı. Ülke medyasındaki haberlerde, birçok eyalette polis ve istihbarat kurumlarının işbirliğiyle yapılan operasyonlarda “isyanların liderlerinin” de aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı aktarıldı.

Gösteriler aylar önce sona ermesine ve baskılara rağmen özellikle başkent Tahran’da bazı kadınlar kamuya açık alanlar, alışveriş merkezleri, kafe, banka, okul ve sokaklarda halen başlarını örtmemeyi tercih ediyor.

Human Rights Watch İran uzmanı Tara Sepehri Far, İran hükümetinin “Mahsa Amini’nin kamuoyunda anılmasını engellemek için muhalefeti bastırmaya çalıştığını” söyledi. Amini davasını yakından takip eden iki gazeteci Niloufar Hamedi ve Elahe Mohammadi neredeyse bir yıldır cezaevindeyken, Mahsa Amini’nin babası Amjad Amini ile röportaj yapan Nazila Maroufian da birkaç kez gözaltına alındı.

Amjad Amini, İran dışından yayın yapan Fars medyasına verdiği demeçte, İran’da Kürt nüfusun yoğun oluduğu kuzeyindeki Saqez’de anma töreni düzenlemeyi planladığını söyledi.

AFP’ye göre Mahsa Amini’nin amcalarından biri olan Safa Aeli de 5 Eylül’de Sakkız’da tutuklandı. Hengaw adlı STK’ya göre hükümet bu hafta sonu Sakkız’a ek güvenlik güçleri gönderdi. Hengaw’ın cumartesi günü yaptığı açıklamaya göre “güvenlik güçleri” Sakkız’daki Amini ailesinin konutu çevresinde konuşlandırıldı.

Paylaşın

İran’da Jina Mahsa Amini’nin Birinci Ölüm Yıl Dönümünde Gözaltılar

Geçen yıl başkent Tahran’a yaptığı bir gezi sırasında, “başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından karakola götürüldükten sonra hayatını kaybeden Jina Mahsa Amini’nin birinci ölüm yıl dönümünde aralarında baba Amini’nin de bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

Merkezi Norveç’te olan insan hakları kuruluşu Hengaw, baba Amini’nin kızının ölümü için anma yapmama konusunda uyarıldıktan sonra serbest bırakıldığını açıkladı. İrna haber ajansı da baba Amini’nin artık gözaltında olmadığını duyurdu.

Jina Mahsa Amini’nin ailesi, ölümünün birinci yıl dönümüne yaklaşık bir hafta kala sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, 16 Eylül’de kızlarının mezarı başında dini bir anma töreni düzenleyeceklerini duyurmuştu. Amini ailesi son bir yıldır güvenlik güçleri tarafından sıkı gözlem altında tutuluyor.

Amini ailesi kızlarının hastalık nedeniyle öldüğü yönünde yapılan resmi açıklamaları “şüpheli” bulduğunu belirtmişti. Yerel ve uluslararası çok sayıda medya kuruluyuna demeç veren aile bu nedenle İran yargısının hedefi haline gelmişti.

Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde vatandaşlar bugün dükkanlarını kapalı tutuyor. İran güvenlik birimlerinin Amini protestolarına sert müdahaleleri nedeniyle sokaklarda kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrıları yapılmadı. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde olağanüstü hal ilan edilerek, yoğun güvenlik önlemleri alındı. Amini’nin memleketi Sakkız kasabası güvenlik güçlerince çevrilerek girişlere kapatıldı.

Resmi haber ajansı Tasnim sabah saatlerinden itibaren dükkanların fotoğraf ya da videosunu çeken çok sayıda kişinin gözaltına alındığını duyurarak, “Bu kişiler güvensizlik yaratmaya ve Kürdistan Vilayeti’nin güvenlik ve istihbarat birimlerince gözaltına alındı” ifadesine yer verdi. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde vatandaşlar protesto için bugün dükkanların kapalı kalacağını duyurmuştu.

Jina Mahsa Amini, 13 Eylül 2022’de memleketi Sakkız kentinden ziyaret için geldiği başkent Tahran’da “ahlak polisi” olarak bilinen irşad devriyeleri tarafından “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle polis nezaretine alınarak karakola götürüldü.

Karakolda aniden fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Amini, 3 gün sonra 16 Eylül’de hayatını kaybetti. Olay kamuoyunda infial uyandırırken ülkede birçok siyasetçi ve sanatçı tarafından da büyük tepkiyle karşılandı.

Tepkiler üzerine Tahran Polisi tarafından yapılan açıklamada, irşad devriyesinin Amini’yi bir saatlik “brifing” için karakola götürdüğü, genç kadının burada aniden bilincini kaybetmesi ve kalp rahatsızlığı yaşaması üzerine hastaneye sevk edildiği ifade edildi.

Sosyal medyadaki aktivistler ise emniyet güçlerinin “aniden” bilincini kaybettiği yönündeki iddiasını reddederek, Amini’nin polis tarafından darbedildiğini ileri sürdü.

İddiaların ardından İran devlet televizyonu, genç kadının polis merkezine getirildiği ve karakolda bulunduğu anlardaki görüntüleri yayımladı.

Görüntülerde, diğer kadınlarla karakola getirilen Amini’nin, görevli bir kadınla konuştuktan sonra aniden fenalaşarak yere yığıldığı görüldü. Adli Tıp Kurumu da genç kadının darp nedeniyle değil, altta yatan hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Darbedilmiş olabileceğine dair iddialarla birlikte Amini’nin şiddet görmese dahi suçsuz bir kadının gözaltına alınması ve polis nezaretinde ölümüne yol açan şekilde fenalaşmasından, zorunlu başörtüsü denetimlerini sürdüren ülke yönetiminin sorumlu olduğu konusunda toplumda bir fikir birliği oluştu. Tepkiler, 17 Eylül’de Amini’nin cenazesinin memleketi Sakkız kentinde düzenlenen törenle toprağa verilmesinin hemen ardından sokaklara taştı.

İlk olarak Sakkız’da cenaze töreni sonrasında toplanan bir grup, yetkililer aleyhinde sloganlar attı. Gösteriler aynı gün Senendec ve Tahran’a, daha sonra da il, ilçe ve kasaba olarak yaklaşık 80 noktaya yayıldı. Birçok noktada ülke yönetimi aleyhinde sloganlar atan eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı. Güvenlik güçlerinin yanı sıra Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı gönüllü güvenlik gücü sayılan Besic üyeleri de göstericilere müdahale etti.

Ülke basınında ve sosyal medyada yayımlanan görüntülerde bazı göstericilerin ambulans, otobüs ve kamu binalarını tahrip ettiği görüldü. Mazenderan eyaletinin merkezi Sari’de göstericilerin bir kamu binasının duvarından devrim lideri Humeyni ve İran lideri Ali Hamaney’in posterlerini indirdiği görüntüler de sosyal medyada paylaşıldı.

Olayların başladığı ilk günlerde Sağlık Bakanlığı, 61 ambulansın göstericiler tarafından tahrip edildiğini veya yakıldığını açıkladı. Sosyal medyadaki aktivistler ise gözaltına alınan göstericilerin ambulanslarla taşındığını, bu nedenle göstericilerin ambulansları hedef aldığını savundu.

Gösterilerde 500’den fazla can kaybı

Resmi makamlardan olaylarda sivillerin ve güvenlik güçlerinin öldüğüne dair açıklamalar yapılsa da ölü sayısına ilişkin net bilgi verilmedi.

Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, 29 Kasım 2022’deki konuşmasında, ülkede devam eden protestolarda güvenlik güçlerinin de aralarında bulunduğu 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. İran Güvenlik Konseyi ise 3 Aralık’ta toplam ölü sayısının 200’ü aştığını açıkladı. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütüne göre, gösterilerde 537 kişi öldü, binlerce kişi gözaltına alındı. İran medyasına yansıyan haberlere göre, gösteriler sırasında yaklaşık 70 güvenlik görevlisi de yaşamını yitirdi.

Yetkililer, genel olarak protestoları “düşmanların komplosu” ve “isyan” olarak değerlendirdi. Protestolar, ülkedeki sanatçılardan farklı spor dallarındaki sporculara kadar birçok ünlü isimden destek gördü. Bu süreçte ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere Batılı ülkeler de “insan hakları ihlalleri” gerekçesiyle İranlı yetkililere yönelik defalarca yaptırım kararı aldı.

Gösterilerle birlikte zorunlu başörtüsü yasasının esnetilmesi veya kaldırılması tartışmaları alevlendi. Aslında İran’da başörtüsü zorunluluğu tartışmaları yeni değil. İran devriminin kurucusu Humeyni tarafından Ağustos 1979’da uygulamaya konulan zorunlu başörtüsü yasası din adamları arasında bile zaman zaman tartışma konusu oldu.

Her ne kadar devrimin ilk günlerinden bugüne başörtüsü denetimi oldukça gevşetilse de zaman zaman sosyal medyaya da yansıyan irşad devriyelerinin gözaltı uygulaması ve bu esnada kadınların şiddete maruz kaldığı olaylar İran toplumunda tepki çekti.

Mahsa Amini’nin polis nezaretinde ölmesinin ardından başörtüsü zorunluluğuyla ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. İlk olarak reformist İran İslami Halklar Birliği Partisi, 25 Eylül’de, yetkililerden “zorunlu başörtüsü yasalarının kaldırılmasının önünü açacak gerekli yasal adımları atmasını” talep etti.

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise 28 Eylül’de devlet televizyonunda katıldığı programda, eleştirilerin odağına oturan irşad devriyelerinin uygulamalarına ilişkin soruya, “Değerler değiştirilemez ama kanunun uygulanma şekli tartışılabilir.” yanıtını verdi.

Devriyelerin uygulamalarının yeniden gözden geçirilip geçirilmeyeceğine dair soruya karşılıksa, “Yasanın uygulanmasında en iyi yöntemler dikkate alınmalıdır. Muhalif görüşler için platform sağlamalıyız. Hükümet bu görüştedir.” demekle yetinen Reisi, yasanın kaldırılmasını düşünmediklerine işaret etti.

Bu tartışmalar devam ederken 30 Eylül’de ülkenin güneydoğusunda yer alan Zahidan kentinde cuma namazından sonraki gösteriler sırasında onlarca kişi güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. “Kanlı Cuma” olarak adlandırılan olaylar, kentte aylarca sürecek protesto ve huzursuzluk dalgasına yol açtı.

İran, ABD ve İsrail’i suçladı

Hamaney, protestoların başlamasından sonra 3 Ekim’de yaptığı ilk açıklamada, “isyan” olarak tanımladığı protestolarla ilgili ABD ve İsrail’i suçladı.

İran siyasetinin önde gelenlerinden bazıları da bu dönemde zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı açıklamalarda bulundu. Bunların başında eski Meclis Başkanı Ali Laricani geliyor. Laricani, 11 Ekim’de “İttilaat” gazetesine verdiği röportajda, “protestoların derin siyasi kökleri olduğunun kabul edilmesi gerektiğine” dikkati çekerek, zorunlu başörtüsü yasasının gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Bu süreçte ülkede bazı kadınlar başörtüsü kurallarına uymamaya başladı.

Bunun ardından “İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Merkezi” Sözcüsü Ali Hanmuhammedi, 5 Aralık 2022’de yaptığı açıklamada, eleştirilerin hedefindeki irşad devriyelerinin görevinin sona erdiğini açıkladı. Daha sonra denetimler sokak ve caddelerdeki güvenlik kameralarıyla yüz tanıma sistemleriyle yapılmaya başlandı.

Bununla birlikte kendileri veya müşterilerinin zorunlu başörtüsü yasasına uymadığı tespit edilen bazı işletmeler mühürlendi. Mahsa Amini’nin ölümü ve sonrasında yaşananlar ülke yönetimi ile halk arasında derin bir yarık oluştururken İran lideri Hamaney, 4 Ocak’ta yaptığı konuşmada, zorunlu başörtüsü kurallarına tam riayet etmeyen kadınların “dinsizlik ve rejim karşıtlığıyla” itham edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Mahsa Amini protestoları ülkedeki üniversitelerde ve okullarda da eylemlere yol açtı. Bu eylemler devam ederken 30 Kasım 2022’de başlayan ve genellikle kız öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda yaklaşık 4 ay süren toplu zehirlenme vakaları ortaya çıktı.

Öğrencilerde solunum sıkıntısı, mide bulantısı, baş ağrısı ve uzuvlarda uyuşma gibi belirtiler görüldüğü açıklandı. Vakaların önüne geçilememesine tepki gösteren öğrenci ve öğretmenler, bazı kentlerde düzenledikleri gösterilerle yetkilileri protesto etmeye başladı.

Eğitim ve Öğretim Bakan Yardımcısı Yunus Penahi, 26 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, öğrencilerin zehirlenmesinin kasıtlı olduğunu değerlendirdiklerini belirterek, “Bazı kişilerin başta kız okulları olmak üzere tüm okulların kapatılmasını istediği tespit edildi.” ifadelerini kullandı.

İran lideri Hamaney, toplumda endişenin giderek artması üzerine 6 Mart’ta yetkililere olayın üzerine ciddiyetle gidilmesi ve faillerin en şiddetli cezaya çarptırılması talimatı verdi. Yargı da zehirlenme vakalarının faillerinin idamla yargılanacağını açıkladı. Yetkililer olayları yeterince araştırıp sonuçlandıramadı.

7 kişi idam edildi

Gösterilerle ilgili ilk idam kararı, 8 Aralık’ta uygulandı. Başkent Tahran’daki protestolar sırasında “soğuk silahla vatandaşları tehdit ettiği ve bir güvenlik görevlisini yaraladığı” suçlamasıyla 20 Kasım’da Devrim Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılan Muhsin Şikari, gözaltına alınmasından 75 gün sonra idam edildi.

Protestolar sırasında “2 milis gücünü (Besic) öldürmek ve 4 kişiyi yaralamakla” suçlanan Mecidrıza Rahneverd ise gözaltına alınmasının üzerinden sadece 23 gün geçtikten sonra 12 Aralık’ta idam edildi. Sonraki süreçte hakkında idam hükmü verilen 5 kişinin daha cezası infaz edildi.

İdam edilenler “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak (ifsad fi’l arz)” ve “devlete karşı savaş açmak (muharebe)” gibi suçlardan yargılandı. İran Ceza Kanunu’na göre bu suçlardan yargılananlar hakkında genelde idam kararları veriliyor.

Bununla birlikte haklarında ilk derece mahkemesinde idam hükmü verilen sanıklardan bazıları hakkındaki karar temyiz aşamasında bozuldu. Ülkede Hamaney’in onayıyla şubat ayında devrimin 44. yıl dönümü dolayısıyla Mahsa Amini gösterileriyle bağlantılı olanlar dahil on binlerce tutuklu ve mahkum için af veya ceza indirimi kararı alındı.

Kameralarla başörtüsü denetimleri nisanda uygulamaya girdi. Zorunlu başörtüsü yasası ihlalleri artınca İran hükümeti, ihlallere kamuya açık yerlerde para cezası, bankacılık hizmetlerinin engellenmesi ve sosyal faaliyetlerden men edilme yoluyla karşı koymayı öngören bir yasa tasarısı hazırladı. Gösteriler devam ederken tepkiler üzerine kaldırılan “irşad devriyeleri” uygulaması da temmuzda yeniden başlatıldı.

Mahsa Amini’nin polis nezaretindeyken ölümünün birinci yılı olan 16 Eylül’e sayılı günler kala ülkede protestoların yeniden canlanma ihtimali üzerine güvenlik güçleri operasyonlarını yoğunlaştırdı. Ülke medyasındaki haberlerde, birçok eyalette polis ve istihbarat kurumlarının işbirliğiyle yapılan operasyonlarda “isyanların liderlerinin” de aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı aktarıldı.

Gösteriler aylar önce sona ermesine ve baskılara rağmen özellikle başkent Tahran’da bazı kadınlar kamuya açık alanlar, alışveriş merkezleri, kafe, banka, okul ve sokaklarda halen başlarını örtmemeyi tercih ediyor.

Human Rights Watch İran uzmanı Tara Sepehri Far, İran hükümetinin “Mahsa Amini’nin kamuoyunda anılmasını engellemek için muhalefeti bastırmaya çalıştığını” söyledi. Amini davasını yakından takip eden iki gazeteci Niloufar Hamedi ve Elahe Mohammadi neredeyse bir yıldır cezaevindeyken, Mahsa Amini’nin babası Amjad Amini ile röportaj yapan Nazila Maroufian da birkaç kez gözaltına alındı.

Amjad Amini, İran dışından yayın yapan Fars medyasına verdiği demeçte, İran’da Kürt nüfusun yoğun oluduğu kuzeyindeki Saqez’de anma töreni düzenlemeyi planladığını söyledi.

AFP’ye göre Mahsa Amini’nin amcalarından biri olan Safa Aeli de 5 Eylül’de Sakkız’da tutuklandı. Hengaw adlı STK’ya göre hükümet bu hafta sonu Sakkız’a ek güvenlik güçleri gönderdi. Hengaw’ın cumartesi günü yaptığı açıklamaya göre “güvenlik güçleri” Sakkız’daki Amini ailesinin konutu çevresinde konuşlandırıldı.

(Kaynak: DW Türkçe, Euronews Türkçe)

Paylaşın

Mahsa Amini’nin Ölüm Yıl Dönümü: İran Yönetiminden Halka Tehdit

Gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümünün birinci yıldönümü yaklaşırken, İran yönetimi, yeni protestolara karşı halkı uyardı. İran Cumhurbaşkanı Reisi, “ülkede istikrarsızlık yaratmak isteyenlerin başına ne geleceğini biliyoruz” dedi.

Yargı erkinin başkan yardımcısı Sadık Rahimi de, güvenlik güçlerinin olası gösterilere karşı dikkatli olacağını belirterek, “İstihbarat ve güvenlik teşkilatları tüm hareketleri izliyor ve önümüzdeki günlerde sokağa çıkıp sorun yaratmak isteyenlerin tespit edilip adli makamlara teslim edilecek” ifadesini kullandı.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının şeriat kurallarına uygun giyinmediği gerekçesiyle 16 Eylül’de “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınıp, sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katıldı.

İran yönetimi, karakolda gözaltında yaşamını yitiren İranlı Mahsa Amini’nin ölüm yıl dönümü yaklaşırken, yeni protestolara karşı halkı uyardı. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, herhangi bir “istikrarsızlık” belirtisine tolerans gösterilmeyeceği uyarısında bulunuldu.

Mahsa Amini’nin ölümünün ardından çıkan olaylara atıfta bulunan Reisi, “Amini’yi bahane edip yabancı ülke ajanlığı yapmak, ülkede istikrarsızlık yaratmak isteyenlerin başına ne geleceğini biliyoruz.” dedi.

Yargı erkinin başkan yardımcısı Sadık Rahimi son yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin olası gösterilere karşı dikkatli olacağını belirterek, “İstihbarat ve güvenlik teşkilatları tüm hareketleri izliyor ve önümüzdeki günlerde sokağa çıkıp sorun yaratmak isteyenlerin tespit edilip adli makamlara teslim edilecek” ifadesini kullandı.

İran yönetimi, geçen hafta en az beş sosyal medya hesabını kapatırken bu hesaplarla ilgisi bulunan altı kişiyi, yıl dönümü dolayısıyla halkı isyana teşvik suçlamasıyla tutukladı.

Bu arada Amini’nin ölümünün birinci yıldönümü yaklaşırken, İranlı yetkililerin ülke geneline yayılan eylemlerde yaşamını yitirenlerin aile üyelerini yakın takibe aldığı ve bunlardan bazılarını tutukladığı gelen haberler arasında.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının şeriat kurallarına uygun giyinmediği gerekçesiyle 16 Eylül’de “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınıp, sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katıldı.

Olaylar sırasında İran güvenlik güçlerinin açtığı ateşte 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi. Üniversitelerin büyük ölçüde ev sahipliği yaptığı bu gösteriler, İran İslam Cumhuriyeti tarihinde yönetime karşı en şiddetli başkaldırı olarak tarihe geçti.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Amini’nin ölümü sonrası düzenlenen gösterilere yönelik müdahaledeki rolleri nedeniyle İranlı 18 kişi ve 19 kuruluşa yaptırım uygulama kararı aldı. Bu son yaptırımlarla birlikte AB’nin kısıtlayıcı tedbir uyguladığı İranlı kişi sayısı 164, kuruluş sayısı 31’e çıktı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İran’dan Irak’a Uyarı: İranlı Kürt Militanları Silahsızlandırın

Tahran, Bağdat’tan İranlı Kürt militanları 19 Eylül’e kadar silahsızlandırmasını istedi. Irak’ın kuzeyinde bulunan ayrılık yanlısı İranlı Kürt militanların kampları, son olarak 2022 yılı sonunda İran ordusu tarafından bombalandı.

Irak, İran ile olası gerginliğin önüne geçebilmek adına daha önce sınırda kontrolleri artırma kararı almıştı.

İran, ahlak polisin 22 yaşındaki Mahsa Amini’yi giyim yasasına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alması ve genç kadının karakolda hayatını kaybetmesinin ardından ülke genelinde başlayan gösterileri İranlı Kürt militanların teşvik ve tahrik ettiğini iddia ediyor.

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, 11 Temmuz’da yaptığı açıklamada 19 Eylül’e kadar silahsızlandırılmamaları halinde Irak’taki İranlı Kürtlerin kamplarını hedef alacakları uyarısında bulunmuştu.

Tahran, Irak’ın kuzeyindeki ayrılık yanlısı İranlı Kürt militanların silahsızlandırılması ve üstlerinin 19 Eylül’e kadar başka yere nakledilmesi konusunda daha önce yapılan anlaşmaya Bağdat’ın uymasını istedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani Tahran’da düzenlediği haftalık basın toplantısında, Irak hükümetiyle varılan anlaşma gereğince muhalif grupların silahsızlandırılarak, üslerini tahliye etmeleri ve Irak hükümetinin belirlediği kamplara taşınması gerektiğini bildirdi.

Kenani, Irak’ın İran ile 19 Eylül’den önce “topraklarında bulunan silahlı ayrılıkçıları ve terörist grupları silahsızlandırmayı, üslerini kapatmayı ve başka yerlere yerleştirmeyi taahhüt eden bir anlaşma imzaladığını” hatırlattı.

“Süreyi uzatmayız”

İran Dışişleri Bakan Sözcüsü, anlaşmanın uygulanması konusunda belirlenen sürenin 19 Eylül 2023 tarihinde sona erdiğini kaydederek, bu süreyi hiçbir şekilde uzatmayacaklarını ve konuyu Irak hükümeti ile Birleşmiş Milletler’e ayrıca ilettiklerini bildirdi.

Irak ile İran, 19 Mart’ta Bağdat’ta düzenlenen toplantıda iki ülke arasındaki sınır güvenliğini de kapsayan güvenlik anlaşması imzaladı.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani arasında imzalanan anlaşma önemli ölçüde Irak’ın kuzeyindeki ayrılık yanlısı İranlı Kürt militanları bastırmak için yapılmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın