Uluslararası Af Örgütü’nden Türkiye Ve İran’a ‘Mülteci’ Tepkisi

Uluslararası Af Örgütü yayımladığı açıklama ile İran ve Türkiye güçlerinin, güvenlik arayışıyla sınırlarını geçmeye çalışan Afganistanlıları defalarca geri ittiğini ve bunun için erkeklerin, kadınların ve çocukların üzerine hukuka aykırı biçimde ateş açmak dahil çeşitli yollara başvurduğunu açıkladı.

Uluslararası Af Örgütü, “Bizi insan yerine koymuyorlar: Afganistanlıların Türkiye ve İran’dan hukuka aykırı olarak geri gönderilmeleri” başlıklı yeni raporda, çoğunlukla İran sınırında olmak üzere güvenlik güçlerinin, duvarlara tırmanan veya çitlerin altından sürünerek geçmeye çalışan insanların üzerine doğrudan ateş açtığı çok sayıda vakayı belgeledi.

İran ya da Türkiye’ye girmeyi başarabilen Afganistanlı, rutin olarak keyfi şekilde alıkonuldu ve hukuka aykırı olarak ve zorla geri gönderilmeden önce işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakıldı.

Afganistanlıların tanıklıkları

Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları Mart 2022’de Afganistan’a gitti ve Herat şehri ile İslam Kale sınır kasabasında görüşmeler gerçekleştirdi. Araştırmacılar, İran ve Türkiye’den geri itilen 74 Afganistanlıyla konuştu.

Bu kişilerin 48’i, sınırları geçmeye çalışırken ateş altında kaldıklarını bildirdi. Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü kişilerden hiçbiri, Türkiye veya İran’da sığınma başvurusunda bulunamamıştı ve çoğu, uluslararası hukuk ihlal edilerek Afganistan’a geri gönderilmişti.

“Faillerden hesap sorulmalı”

Uluslararası Af Örgütü Mülteci ve Göçmen Hakları Araştırmacısı Marie Forestier konu hakkındaki açıklamasında, şöyle dedi:

“Afganistan’dan havayoluyla gerçekleştirilen tahliyelerin sonra ermesinden bir yıl sonra, geride bırakılan birçok kişi ülkeden çıkmak için hayatını tehlikeye atıyor.

“Son bir yıl içinde, güvenlik arayışıyla İran ve Türkiye sınırlarına giden Afganistanlılar, güvenliğe erişebilmek bir yana ateş altında zorla geri gönderildi. İran güçlerinin geçen yılın Ağustos ayından beri, tıklım tıklım dolu arabalara defalarca ateş açma yoluyla da dahil olmak üzere onlarca Afgan hukuka aykırı şekilde öldürdüğünü ve yaraladığını belgeledik.

“Türkiye sınır koruma görevlileri de insanları püskürtmek için havaya ateş açmak ve bazı vakalarda doğrudan üzerlerine ateş etmek dahil Afganistanlılara karşı hukuka aykırı olarak atış mühimmatı kullandı.

“Tehlikeler sınırlarda sona ermiyor. Konuştuğumuz birçok Afganistanlı Türkiye’de ya da İran’da keyfi olarak alıkonulmuş, bu süre içinde işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakılmış ve ardından hukuka aykırı olarak geri gönderilmişti.

“Türkiye ve İran yetkililerini, Afganistanlılara yönelik her türlü geri itme ve sınır dışı işlemini acilen durdurmaya, işkence ve diğer türde kötü muameleye son vermeye ve koruma arayan tüm Afganistanlıların güvenli geçişini ve sığınma prosedürlerine erişimini sağlamaya çağırıyoruz.

“Güvenlik güçleri sınırlarda Afganistanlılara karşı hukuka aykırı olarak ateşli silah kullanmaya derhal son vermeli ve hukuka aykırı öldürme ve işkenceyi de kapsayan insan hakları ihlallerinin faillerinden hesap sorulmalıdır.”

Ayrıca, Uluslararası Af Örgütü, uluslararası toplumu İran ve Türkiye dahil yüksek sayıda Afganistanlıya ev sahipliği yapan ülkelere mali ve diğer türde maddi yardım sağlamaya çağırdı.

Uluslararası toplum, sağlanan fonların insan hakları ihlallerine katkıda bulunmamasını güvence altına almalı.

Avrupa Birliği halihazırda Türkiye’nin yeni sınır duvarı ve Uluslararası Af Örgütü’nün Afganistanlıların alıkonulduğunu belgelediği çok sayıda ‘geri gönderme merkezinin’ inşaatı için fon sağladığından bu nokta kritik önemde.

Uzun ve riskli bir yolculuk

Taliban’ın Ağustos 2021’de Afganistan’ı kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yüz binlerce Afganistanlı ülkeden kaçtı. Afganistan’a komşu ülkeler sınırlarını seyahat belgesi olmayan Afganistanlıya kapatarak, birçok kişiye düzensiz şekilde seyahat etmek dışında bir seçenek bırakmadı.

Bu da Afganistanistan’ın Herat Vilayeti’ndeki resmi sınır kapısı yakınındaki çitin altından sürünerek geçmek veya Nimruz Vilayeti’nde iki metre yüksekliğindeki bir duvara tırmanmak gibi resmi olmayan sınır geçişleri üzerinden İran’a girmek anlamına geliyor.

İran sınır muhafızları tarafından anında gözetim altına alınmayanlar sonrasında İran’ın çeşitli şehirlerine ya da Afganistan sınırından 2 bin kilometre uzakta, İran’ın kuzeybatısındaki Türkiye sınırına yolculuk ediyor. Hem Afganistanlı-İran hem de Türkiye-İran sınırlarında Afganistanlılar, İran’dan Afganistan veya Türkiye’den İran’a şiddetle ve hukuka aykırı olarak geri itiliyor.

Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları Mart 2022’de Afganistan’a ve Mayıs 2022’de Türkiye’ye gitti.

Araştırmacılar; doktorlar, sivil toplum örgütü çalışanları ve Afganistanlı yetkililerin yanı sıra Türkiye’ye veya İran’a girmeye teşebbüs eden 74 Afganistanlıyla görüştü.

Bazı kişiler birden çok kez sınırdan geçmeyi denemiş, bazıları gruplar halinde yolculuk yapmıştı. Uluslararası Af Örgütü, aktarılan tanıklıklara dayanarak, Mart 2021 ile Mayıs 2022 arasında toplam 255 hukuka aykırı geri gönderme vakasını belgeledi.

İran’a girmeye çalışırken öldürülenler

Uluslararası Af Örgütü, Nisan 2021 ile Ocak 2022 arasında İran’a girmeye çalışırken İran güvenlik güçleri tarafından öldürülen altı erkek ve 16 yaşındaki bir erkek çocuğun yakınlarıyla görüştü ve İran güvenlik güçleri tarafından 11 öldürme vakasını belgeledi. Ancak gerçek ölüm sayısının çok daha yüksek olması muhtemel.

Kapsamlı raporlama prosedürlerinin olmaması, az sayıda kamuya açık istatistiğin mevcut olduğu anlamına geliyor; fakat insani yardım çalışanları ve Afganistanlı doktorlar, Uluslararası Af Örgütü’ne, yalnızca Ağustos-Aralık 2021 döneminde en az 59 ölüm ve 31 yaralanma kaydettiklerini belirtti.

Gulam*, 19 yaşındaki yeğeninin Ağustos 2021’de nasıl vurularak öldürüldüğünü şu sözlerle anlattı:

“Sınırdaki duvara gitti, tırmandı ve başını yukarı kaldırdı. O an onu kafasından, sol şakağından vurdular. Sınırın [Afganistanlı] tarafına öylece düşüp kaldı.”

Belgelenen ateş açma vakalarının bazıları İran topraklarında meydana geldi. 35 yaşındaki Sakine, İran sınırını geçip ilerlemeye başlamalarından sonra 16 yaşındaki oğlunun açılan ateş sonucu nasıl öldürüldüğünü şu sözlerle anlattı:

“Oğlumun çığlık çığlığa bana seslendiğini duydum. İki kurşunla kaburgalarından vurulmuştu. Sonra ne olduğunu bilmiyorum, […] bayılmışım. Kendime geldiğimde Afganistan’daydım, oğlumun öldüğünü gördüm. Bir takside cesedinin yanı başındaydım.”

Türkiye güvenlik güçlerinin ateş açma vakaları

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’ye girmeyi deneyen 35 kişiyle görüştü. Bu kişilerin 23’ü ateş altında kaldıklarını bildirdi. Araştırmacıların görüştüğü bir Afganistanlı erkek, üç ergen erkek çocuğun Türkiye güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne tanık olduğunu söyledi. Diğer tanıklar, altı erkeğin ve üç erkek çocuğun Türkiye güvenlik güçleri tarafından yaralandığını anlattı ve Uluslararası Af Örgütü, Türkiye sınırında ateşli silahlarla yaralanan iki erkekle konuştu.

Taliban’dan ölüm tehditleri almasının ardından kaçan eski bir Afganistanlı istihbarat görevlisi olan Arif, üç küçük çocuğun Türkiye güvenlik güçlerince yaralandığına tanık olduğunu söyledi ve şunları anlattı:

“Havaya değil, doğrudan üzerimize ateş ettiler. […] Bir kadınla iki çocuğun yaralandığını gördüm. 2 yaşında bir çocuk böbreğinden, altı yaşındaki bir başkası da elinden vurulmuştu. Çok korkmuştum.”

Görünüşe göre, öldürülenlerin veya yaralananların hiçbiri güvenlik güçlerine veya başkalarına karşı -değil bir ölüm veya ağır yaralama tehdidi- herhangi bir yakın tehdit dahi oluşturmuyordu. Bu da ateşli silah kullanımının hukuka aykırı ve keyfi olabileceği anlamına geliyor.

Bazı vakalarda, İran güvenlik güçlerinin, ateşli silahları öldürme niyetini gösterecek şekilde kullandığı anlaşılıyor. Kısa mesafeden doğrudan kişilerin üzerine ateş açılması buna örnektir.

Marie Forestier, “Ateşli silahların, devlet görevlileri tarafından kasten ve hukuka aykırı şekilde kullanılması sonucunda meydana gelen tüm ölümler, olası yargısız infaz vakaları olarak soruşturulmalıdır” dedi.

İran’da geniş çapta tekrarlayan işkence, yargısız infazlar ve diğer hukuka aykırı öldürmelere yönelik sistemsel cezasızlık krizi hâlâ oldukça yaygın.

Bu nedenle, Uluslararası Af Örgütü, BM İnsan Hakları Konseyi’ni, ileride yargılamaların yapılabilmesi için, geri itmeler bağlamında Afganistanlılara karşı işlenen suçlar dahil olmak üzere, İran’da işlenen uluslararası hukuk uyarınca en ciddi suçlara ilişkin kanıtları toplamak ve incelemek üzere bağımsız bir soruşturma ve hesap verebilirlik mekanizması kurmaya çağırıyor.

Alıkoyma ve işkence

İran’a veya Türkiye’ye girdikten sonra durdurulan ancak anında geri itilmeyen görüşmecilerin neredeyse hepsi keyfi olarak alıkonuldu. Alıkonulma süresi bir-iki gün ile iki buçuk ay arasında değişiyordu.

23 kişi İran’da, 21 kişi ise Türkiye’de gözetimde tutuldukları sürede işkence ve diğer türde kötü muamele kapsamına girebilecek muameleyi tarif etti.

Hamid, alıkonuldukları süre içinde Türkiye güvenlik güçlerinin kendisini ve arkadaşını nasıl dövdüğünü şöyle anlattı:

“Polislerden birisi arkadaşıma silahının kabzasıyla vurdu, sonra bir başka polis onun üzerine, sanki bir sandalyeye oturuyormuş gibi oturdu. Öylece üzerine oturup sigarasını yaktı. Daha sonra benim de bacaklarıma silahıyla vurdu.”

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü birçok kişi, ateşli silahlarla yaralandıktan sonra İran’da alıkonulmuştu.

Amir, Türkiye güvenlik güçleri tarafından sıkılan ve başını sıyırıp geçen bir kurşunla yaralandı. İran’a geri itildikten sonra İran güvenlik güçleri Amir’i alıkoydu ve başına vurdular. Amir yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Doğrudan yaramın olduğu yere vurdular ve yaram tekrar kanamaya başladı… Bir keresinde ‘Lütfen başıma vurmayın’ dedim. [Alıkoyma merkezindeki] bir güvenlik görevlisi bana ‘Neresi?’ diye sordu. Ona neresi olduğunu gösterdiğimde, tam gösterdiğim yere vurdu.”

Türkiye yetkililerinin hukuka aykırı olarak geri gönderdiği 11 Afganistanlı, Türkiye’de, inşaatı kısmen AB tarafından fonlanan altı geri gönderme merkezinden birinde alıkonulmuştu.

Uluslararası koruma sağlanmadı

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü Afganistanlının hiçbiri ne İran’da ne de Türkiye’de uluslararası koruma başvurusunda bulunabildi. Görüşmeciler, yetkililere, Afganistan’a geri gönderilmeleri halinde insan hakları ihlallerine maruz kalma konusunda ciddi risk altında olacaklarını anlatmaya çalışsalar da korkularının göz ardı edildiğini belirttiler.

İran güvenlik güçleri, alıkonulan kişileri otobüsle Afganistan sınırına naklederken, Türkiye güvenlik güçleri de onları genellikle resmi olmayan sınır kapılarından İran’a nakletti.

Türkiye’den sınır dışı edilenlerden 10 kişi uçakla doğrudan Afganistan’a geri gönderildi. Türkiye, Ocak 2022 sonunda Afganistan’a charter uçuşları yeniden başlattı. Nisan sonunda, Türkiye Göç İdaresi Başkanlığı resmi internet sayfasında 6 bin 805 Afganistan vatandaşının charter seferlerle ülkelerine geri gönderildiğini açıkladı.

Geri gönderilen görüşmecilerin hepsi, Türkiye ve İran yetkililerinin onlara gitmeleri için baskı yaptığını belirtti. Uluslararası Af Örgütü, alıkonulan kişilerin, Afganistan’a geri gönderileceklerini duyduklarında hıçkırıklara boğulduğunu ve bayıldığını, bir erkeğin ise bir pencereden atlayarak intihar girişimde bulunduğunu öğrendi.

Alıkonulan ve sonrasında Türkiye’den charter seferlerle sınır dışı edilen sekiz kişi, Türkiye yetkilerinin onlara gönüllü geri döndüklerini belirten belgeleri imzalamaları için baskı yaptığını ifade etti. Bir erkek şunları söyledi:

“[Güvenlik güçlerine] Afganistan’da tehdit altında olduğumu söyledim. Umurlarında olmadı. Beni dövüp, duvara ittiler. Yere düştüm. İki adam bacaklarımı tuttu, birisi de göğsüme oturdu. Diğer iki kişi de parmaklarımı tutarak kâğıda parmak bastırdı.”

Anlatılanlar, Uluslararası Af Örgütü’nün daha önce Türkiye’den “gönüllü” geri dönüşlerle ilgili yaptığı araştırmanın bulgularıyla örtüşüyor.

“Uluslararası hukukun bir parçası olan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi uyarınca, devletler herhangi bir kişiyi zulüm ve diğer ciddi insan hakları ihlalleri riski altında olacakları bir yere geri gönderemez. Türkiye ve İran yetkililerini bu yükümlülüğe riayet etmeye ve insanları Afganistan’daki tehlikeli ortama zorla geri göndermeyi sonlandırmaya çağırıyoruz” diyen Marie Forestier sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Uluslararası toplum da risk altındaki Afganistanlıların güvenli çıkış ve tahliyelerini sağlamalı ve Afganistanlı mültecilere ev sahipliği yapılması sorumluluğunun paylaşılması için ortak ve koordineli bir çözüm geliştirme çabalarını hızlandırmalıdır.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

ABD’den Suriye’deki İran Destekli Gruplara İkinci Hava Saldırısı

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), sosyal medya üzerinden yazılı bir açıklama yaparak kuzeydoğu Suriye’deki İran destekli gruplara yönelik hava saldırısı düzenlediklerini duyurdu.

ABD, 23 Ağustos’ta Suriye’nin doğusundaki Deyrizor kentinde İran destekli gruplara yönelik hava saldırıları düzenlemişti. Bu saldırıların ardından Deyrizor kentinde ABD güçlerinin konuşlandığı Ömer ve Kuniko doğalgaz sahasının çevresine roket saldırıları düzenlenmişti.

Söz konusu saldırılardan İran destekli grupları sorumlu tutan ABD, 25 Ağustos’taki ikinci hava saldırısını şu açıklamayla duyurdu:

“Geçtiğimiz 24 saat içinde, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Conoco ve Misyon Destek Merkezi Yeşilköy’e yapılan roket saldırılarına yanıt olarak, CENTCOM güçleri bölgedeki İran bağlantılı militanları AH-64 Apache saldırı helikopterleri, AC-130 uçakları ve M777 obüsü ile vurdu.”

Saldırı sonucunda “dört düşman savaşçısının” öldürüldüğünü, “yedi düşman roketatarının imha edildiğini” duyuran CENTCOM, Komutan Kurilla’nın da açıklamasını paylaştı: “Personelimizi savunmaya ve onlara yönelik saldırılara uygun ve orantılı yanıt vereceğiz. Hiçbir saldırı sonuçsuz kalmayacak.”

Ne olmuştu?

CENTCOM İletişim Direktörü Albay Joe Buccino, 23 Ağustos’ta yayınladığı “Suriye’deki Hassas Saldırılara İlişkin Açıklama” ile ülkenin doğusundaki Deyrizor şehrine yönelik hava saldırıları düzenlediklerini duyurdu.

Buccino, “Bu hassas saldırılar, ABD güçlerini 15 Ağustos’ta ABD personeline yönelik İran destekli gruplarca gerçekleştirilen saldırılar gibi saldırılara karşı savunma ve [bu tür] saldırılardan koruma amacı taşıyordu” dedi.

Bu olayın ardından ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki Deyrizor’daki Yeşilköy ve Conoco isimli üslerine yönelik 24 Ağustos akşamı roketli saldırı oldu. CENTCOM, saldırıda ABD’li askerlerin hafif yaralandığını ve olayın sorumlusunun bölgedeki İran destekli gruplar olduğunu duyurdu.

15 Ağustos 2022’de de Deyrizor’da IŞİD karşıtı koalisyon güçlerinin konuşlandığı üssün yakınlarına roket saldırısı yapıldığı açıklanmıştı.

ABD öncülüğündeki koalisyondan yapılan yazılı açıklamada, Deyrizor’daki Ömer petrol sahası içindeki “Green Village” (Yeşilköy) adlı üsse konuşlu koalisyon güçlerine yönelik roketli saldırı girişimi olduğu belirtildi.

Konuyla ilgili ilk yapılan açıklamada saldırının nereden yapıldığı hakkında bilgi verilmedi; saldırıda ölen ya da yaralanan olmadığı kaydedildi. Öte yandan, aynı açıklamada, Yeşilköy’deki koalisyon güçlerinin 5 Ocak’ta İran destekli gruplarca hedef alındığı hatırlatıldı.

Petrol sahası içinde konutlar bölgesi olarak bilinen Yeşilköy’de koalisyon güçlerinin konakladığı konutların yanı sıra silah depoları bulunuyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İran’da Bir İlk: Süper Lig Maçında Tribünler Kadınlara Açıldı

İran Spor ve Gençlik Bakanlığı Güvenlik Genel Müdürü Mecid Şehidi, kadınların, Süper Lig maçlarını tribünden seyretme yasağının kaldırıldığını duyurdu. Kadınlara 500 bilet ayrıldığı belirtiliyor

İran medyasına göre, Şehidi, bugün başkent Tahran’daki Azadi Stadyumu’nda İstiklal-Misi Kerman takımları arasında oynanacak futbol maçına kadın seyircilerin de katılımını sağlamak üzere tüm hazırlıkların yapıldığını söyledi.

“İlk kez Süper Lig maçlarından biri kadın seyircilerin katılımıyla gerçekleştirilecek” diyen Şehidi, gerekli düzenleme ve tadilatlar yapıldıktan sonra diğer stadyumlara da kadın taraftarların alınacağını dile getirdi.

Şehidi, Süper Lig maçlarında kadın seyirci sayısını artırmayı planladıklarını ifade etti.

Azadi Stadyumu’nda bugünkü müsabakayı izlemek üzere 28 bin taraftarın yer alacağı tribünlerde kadınlara 500 bilet ayrıldığı belirtiliyor.

“Mavi Kız”dan üç yıl sonra tribünler kadınlara açıldı

İran’da kadınlar, 1979 devriminden sonra ilk kez 16 Ekim 2018’de İran -Bolivya karşılaşmasını izlemek üzere stadyuma alınmış, fakat maçı izlemek için seçilen sadece 100 kadın tribünlerden seyredebilmişti.

Ülkede en çok taraftara sahip takımlardan İstiklal futbol takımının kadın taraftarı Seher Hudayari, Mart 2019’da takımının Asya Şampiyonlar Ligi’nde Birleşik Arap Emirlikleri’nden El Ayn’la oynayacağı maçı seyretmek için Tahran’daki Azadi Stadyumu’na kılık değiştirerek girmeye çalıştığı sırada engellenmiş ve gözaltına alınmıştı.

Çıkarıldığı mahkemede hapse mahkum edilen Hudayari, karara tepki göstererek mahkeme önünde kendini ateşe vermişti. İstiklal Kulübü’nün forma rengi nedeniyle “Mavi Kız” olarak anılan Hudayari, yanıklar nedeniyle 29 yaşında hayatını kaybetti.

Olay üzerine Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) kadın taraftarların stadyuma alınması için İran’a çağrıda bulundu, ve kontrol etmek için heyet yollayacağını açıkladı. 2022 Dünya Kupası elemelerinde oynanan İran-Kamboçya maçını 3 bin 500 kadın seyirci tribünlerden seyretti.

O tarihten itibaren İran’da kadınların milli maçların tribünlerden seyredilmesine zaman zaman izin veriliyor, ancak Süper Lig maçlarını stadyumdan izlemesi bu iznin dışında tutuluyordu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Suriye’de ABD Üslerine Roketli Saldırı

Suriye’nin doğusundaki Deyr ez Zor ilinde ABD güçlerinin konuşlandığı Ömer ve Kuniko gaz sahasının çevresine roket saldırıları düzenlendi. CENTCOM, saldırıda Amerikan askerlerinin hafif yaralandığını ve saldırıya karşılık verildiğini duyurdu.

Suriye haber ajansı SANA, Deyr ez Zor ilindeki Ömer ve Kuniko petrol sahalarında bulunan ve ABD güçlerinin konuşlandığı iki askeri üsse saldırı düzenlendiğini aktardı.

Ajansa bilgi veren bir kaynak, saldırının roketlerle yapıldığını, üslerin bulunduğu bölgeden duman yükseldiğini bildirdi.

“Amerikan işgal kuvvetlerinin bölgeyi kapattığını” söyleyen kaynak, saldırının ardından ABD uçaklarının bölgede yoğun uçuş gerçekleştirdiğinden dolayı saldırıda yaralı ya da ölen olup olmadığının bilinmediğini ifade etti.
AA’nın haberine göre ABD güçleri roketlerin geldiği yöne topçu ve roket atışı düzenledi.

Fox News: Saldırıda birkaç asker yaralandı

El Şark News’un ABD muhabiri Hiba Nasır paylaşımına göre, Fox News, Suriye’de gerçekleşen iki saldırıda birkaç ABD askerinin hafif yaralandığını aktardı.

ABD, Suriye’deki üslerine yönelik saldırıdan İran destekli grupları sorumlu tuttu

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’nin kuzeydoğusundaki üslerine yönelik akşam saatlerinde yapılan saldırının ardında İran destekli grupların olduğunu ve ABD’nin gereken karşılığı verdiğini belirtti.
‘3 araç ile çok sayıda mühimmat yok edildi’

CENTCOM’dan yapılan yazılı açıklamada, Suriye’deki iki ABD üssüne yönelik bugün düzenlenen roket saldırılarına karşılık verildiğini ve saldırılarda kullanılan 3 araç ile çok sayıda mühimmatın yok edildiği aktarıldı.

‘ABD’li askerler hafif yaralandı’

Yapılan incelemeler sonucu ‘saldırıda yer alan 2 ya da 3 İran destekli militanın öldürüldüğü’ sonucuna varıldığına işaret edilen açıklamada, ilk saldırının Suriye yerel saati ile dün 19.20’de yapıldığı bilgisi verildi. Bunun ardından Deyr ez Zor’daki Ömer petrol sahası içinde bulunan “Green Village” (Yeşilköy) adlı üsse art arda roketler düştüğü ve buradaki ABD’li askerlerin hafif yaralandığı belirtildi.

‘ABD, İran ile çatışma peşinde değil’

Saldırılara ABD askerlerinin helikopterlerle karşılık verdiğine işaret edilen açıklamada, “ABD, İran ile çatışma peşinde değil ancak halkımızı korumak ve savunmak için gerekli adımları atmayı sürdüreceğiz” denildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen CENTCOM Komutanı General Erik Kurilla ise, “Konuyu yakından takip ediyoruz. Bölgedeki tehditleri azaltmak için her türlü imkana sahibiz ve ABD askerlerini ve koalisyon birliklerini saldırılardan koruma konusunda kendimize güveniyoruz” ifadesini kullandı.

ABD ordusu, dün yaptığı açıklamada, ‘ Suriye’nin doğusunda İran Devrim Muhafızları destekli milislerin kullandığı bölgeleri hedef alan isabetli hava saldırıları düzenlediği’ açıklamasını yapmıştı.

Üsse 16 Ağustos’ta da saldırı olmuştu

Petrol sahası içinde konutlar bölgesi olarak bilinen Yeşilköy’de koalisyon güçlerinin konakladığı konutların yanı sıra silah depoları bulunuyor.

Koalisyon güçleri 16 Ağustos’ta yerel saatle 21.00 sularında Deyr ez Zor’daki Yeşilköy adlı üsse konuşlu koalisyon güçlerine yönelik roketli saldırı girişimi olduğunu belirtmiş, CENTCOM ise 23 Ağustos’taki açıklamasında saldırıya karşılık olarak Suriye’de İran destekli gruplara hava saldırısı düzenlendiğini duyurmuştu.

(Kaynak: Sputnik)

Paylaşın

ABD’den Suriye’de ‘İran Destekli Gruplara’ Hava Saldırısı

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) İletişim Direktörü Albay Joe Buccino, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor şehrinde “ABD personelini İran destekli gruplardan korumak için” hava saldırıları düzenlediğini açıkladı.

CENTCOM’un resmi sosyal medya hesabında da paylaşılan açıklamada, ABD silahlı kuvvetlerinin söz konusu saldırılarının ABD Başkanı Joe Biden’ın emirleri doğrultusunda gerçekleştirildiği kaydedildi.

Albay Buccino, “Bu hassas saldırılar, ABD güçlerini 15 Ağustos’ta ABD personeline yönelik İran destekli gruplarca gerçekleştirilen saldırılar gibi saldırılara karşı savunma ve [bu tür] saldırılardan koruma amacı taşıyordu” açıklamasında bulunarak özetle şöyle dedi:

“ABD saldırıları, İran’ın İslami Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların kullandığı altyapı tesislerini hedef aldı.

Bugünkü saldırılar, ABD personelini korumak ve savunmak için gerekliydi. Birleşik Devletler, [saldırıların] tırmanma riskini sınırlandırma ve ölü ve yaralı riskini en aza indirme amacı taşıyan orantılı ve kasıtlı bir eylemdi.

Başkan [Biden], İran destekli grupların saldırılarını sekteye uğratmak ya da engellemek için [Anayasanın] 2. maddesinden doğan yetkisini kullanarak bu saldırıların emrini verdi.

Birleşik Devletler, çatışma peşinde değil; ancak, halkımızı korumak ve savunmak için gerekli önlemleri almaya devam edecek. ABD güçleri, IŞİD’in kalıcı olarak yenilmesini sağlamak için Suriye’de kalıyor.”

Öte yandan, söz konusu CENTCOM açıklaması dün gerçekleştirilen hava saldırılarında ölü veya yaralı olup olmadığı ya da saldırılarda ne tür hava araçlarının kullanıldığı hakkında detay vermedi.

Dünkü saldırı, ABD’nin Irak ve Suriye’deki “İran destekli gruplara” yönelik ilk saldırısı değil. ABD, Haziran 2021’de de Suriye’deki iki noktada ve Irak’taki bir noktada operasyonel tesisleri ve silah depolama tesislerini vurmuştu.

ABD, IŞİD’le mücadele kapsamında Suriye’ye ilk askeri güçlerini Başkan Barack Obama döneminde göndermişti. Mevcut durumda ABD’nin çoğunluğu ülkenin doğusunda olmak üzere Suriye’de yaklaşık 900 personeli bulunuyor.

ABD basınının aktardığına göre, İran destekli gruplar Fırat’ın batısındaki Deyrizor şehrinde yoğunlaşıyor. Deyrizor aynı zamanda Irak sınırında petrol sahalarının bulunduğu stratejik bir şehir olarak biliniyor. ABD’nin vurduğu bölge, İran destekli grupların ve Suriye güçlerinin kontrolünde.

“15 Ağustos” saldırısı hakkında

15 Ağustos 2022’de Deyrizor şehrinde IŞİD karşıtı koalisyon güçlerinin konuşlandığı üssün yakınlarına roket saldırısı yapıldığı açıklandı.

ABD öncülüğündeki koalisyondan yapılan yazılı açıklamada, Deyrizor’daki Ömer petrol sahası içindeki “Green Village” (Yeşilköy) adlı üsse konuşlu koalisyon güçlerine yönelik roketli saldırı girişimi olduğu belirtildi.

Konuyla ilgili ilk yapılan açıklamada saldırının nereden yapıldığı hakkında bilgi verilmedi; saldırıda ölen ya da yaralanan olmadığı kaydedildi. Öte yandan, aynı açıklamada, Yeşilköy’deki koalisyon güçlerinin 5 Ocak’ta İran destekli gruplarca hedef alındığı hatırlatıldı.

Petrol sahası içinde konutlar bölgesi olarak bilinen Yeşilköy’de koalisyon güçlerinin konakladığı konutların yanı sıra silah depoları bulunuyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Tahran’daki Üçlü Zirvede ‘Suriye’nin Toprak Bütünlüğü’ Vurgusu

“Astana Formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı” İran’ın başkenti Tahran’da gerçekleştirildi. Suriye krizine çözüm amaçlı oluşturulan Astana görüşmeleri bağlamında gerçekleştirilen toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi katıldı.

Üçlü zirve toplantısı öncesinde Rusya Devlet Başkanı Putin, Erdoğan, Reisi ve İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile de bir araya geldi. Tahran Uluslararası Konferans Salonu’nda düzenlenen Astana Formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı sonrasında liderler ortak basın toplantısında konuştu. Toplantı sonrasında ayrıca ortak bir bildiri yayınlandı.

“Egemenliği ihlal edecek girişimlerden kaçınmalı”

Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye muhtemel askeri operasyonunun konuşulduğu günlerde gerçekleştirilen zirve sonrası yapılan açıklamalarda Suriye’nin “egemenliği ve toprak bütünlüğü” vurgusu vardı.

Zirvenin ardından gerçekleştirilen ortak basın toplantısında konuşan İran Cumhurbaşkanı Reisi, ABD’nin Fırat’ın doğusundaki varlığı kabul edilebilir değil ve onların buraları terk etmeleri gerekiyor” dedi: Suriye’nin topraklarının her noktasının Suriye’nin meşru hükümetinin denetimine ve kontrolü altına girmesi gerekiyor.

Üçlü zirvenin gündem maddelerine de değinen Reisi, “Suriye’nin egemenliğini ihlal edecek herhangi bir girişimden kesinlikle kaçınılması gerektiğini vurguladık” dedi, Rusya, Türkiye ve İran’ın iş birliğinin yanı sıra Suriye hükümetiyle işbirliği nin “çok önemli olduğunu” söyledi.

“Fırat’ın doğusu, Şam’ın kontrolünde olmalı”

Toplantıda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yaparak “çözümün siyasi olması gerektiğini” belirtti, bölgeye dışarıdan müdahale yapılmasına karşı çıktı.

Putin, ayrıca Fırat’ın doğusunun Beşar Esad yönetimindeki “Şam hükümetinin kontrolünde olması gerektiğini” söyledi.

Putin, “Rusya, İran ve Türkiye olarak Suriye’de sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dönüşüm sağlanabilmesi için kararlı olduğumuzu teyit ettik” dedi, bir sonraki zirvenin Rusya’da olacağını duyurdu.

Ortak bildiri

Üçlü zirve sonrasında yayınlanan ortak bildiride de zirvede, Suriye’deki güncel durumun ele alındığı, liderlerin “Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli bağlılıklarını vurguladıkları” kaydedildi.

“Suriye’nin kuzeyindeki duruma” ilişkin değerlendirmelerin de olduğu ortak bildiride, bölgede “terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimin reddedildiği” ifade edildi.

Ortak bildiri ayrıca “liderlerin, Suriye’nin kuzeyindeki durumu ele aldıkları, bu bölgede kalıcı güvenlik ile istikrarın ancak ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün muhafazası temelinde sağlanabileceği hususunun vurgulandığı” bilgisine de yer verildi.

Bildiriden öne çıkan diğer noktalar özetle şöyle:

“Devlet başkanları, sivil tesisleri hedef alan ve masum can kayıplarına neden olan saldırılar da dahil olmak üzere, Suriye’nin çeşitli bölgelerindeki terör örgütlerinin ve bunlarla iltisaklı farklı isimler altındaki grupların artan varlık ve faaliyetlerini kınamışlardır.

Suriye’nin kuzeyi ile ilgili tüm düzenlemelerin eksiksiz bir şekilde uygulanması gerektiğinin altını çizmişlerdir.

Gayrimeşru özyönetim teşebbüsleri dahil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmişler ve Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yanı sıra komşu ülkelerin milli güvenliğini tehdit eden sınır ötesi saldırılar ve sızmalar dahil olmak üzere ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını vurgulamışlardır.”

“Suriye’den söküp atmakta kararlıyız”

Öte yandan, üçlü zirve sonrası ortak basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör örgütleriyle mücadelemiz nerede ve kimler tarafından desteklendiğine bakılmaksızın her daim sürecektir” dedi:

“Milli güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak, Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır.

Görüşmelerimizde evvelce varılan mutabakatların uygulama durumunu da gözden geçirdik. PKK, YPG, PYD terörü hepimizin ortak meselesidir. Astana garantörleri olarak, bugüne kadar sergilediğimiz iş birliğini sürdürerek bu hedeflere el birliği ile ulaşacağımıza yürekten inanıyorum.”

Üçlü zirve toplantısının açılışında konuşan Erdoğan, “Milli güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Tel Rıfat ve Münbiç, terör yatağı haline dönüşmüştür, terör örgütünün sığındığı bu limanları temizlemenin vakti esasen çoktan gelmiştir” demişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Hamaney’den Erdoğan’a ‘Suriye’ Uyarısı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Tahran’da İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve ardından İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan Hamaney ile görüşmesinden önce, Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin yedinci toplantısına katıldı.

Görüşme sonrasında Hamaney’in resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yapacağı herhangi bir askeri operasyon Suriye için, Türkiye için ve bölge için zararlı olacak ve sadece teröristler için faydalı olacaktır” denildi.

Açıklama şu şekilde devam etti: Böyle bir saldırı Türkiye’nin Suriye hükümetinden beklediği siyasi eylemi de yerine getirmeyecek. Terörizm ile mutlaka mücadele edilmelidir. Biz de elbette Türkiye ile terörizme karşı mücadelede işbirliği yaparız.

Hamaney açıklamasında diyalog çağrısı da yaptı: Suriye meseleleri diyalogla çözülmeli ve İran, Türkiye, Suriye ve Rusya müzakere ile bu meseleyi bitirmelidir.

30 milyar dolarlık ticari hacme ulaşma hedefi

Cumhurbaşkanı Erdoğan Hamaney ile görüşmesinden önce, Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin yedinci toplantısına katıldı.

Toplantı sonrasında iki ülke arasında yapılan anlaşmaların imza töreni ve ardından Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin ortak basın toplantısı gerçekleşti.

Erdoğan, yapılan görüşmelerin Türkiye-İran ilişkilerine yeni bir ivme kazandıracağını, siyasi, kültürel, ticari ve ekonomik alanlarda görüşüldüğünü ve anlaşmalara varıldığını belirtti.

Erdoğan, iki ülkenin 30 milyar dolarlık bir ticari hacme ulaşma hedefi olduğunu ancak Covid-19 sebebiyle ciddi manada bir gerileme yaşandığını söyledi.

Erdoğan, “Şu an itibariyle 7 buçuk milyar doları yakaladık. Ben inanıyorum ki iki ülkenin kararlı yürüyüşüyle biz 30 milyar dolara yine ulaşacağız” dedi ve devam etti:

“Savunma sanayiinde atacağımız adımlarla bu süreci hızlandırmamız mümkün. Gerek petrol, gerek doğalgaz alanında atılacak adımlarla da bu hızlanabilir. Türkiye olarak bildiğiniz gibi özellikle savunma sanayiinde son yıllarda ciddi bir sıçramamız mevcut. Bu konudaki dayanışmamızı çok ama çok önemsiyorum.”

İran Cumhurbaşkanı Reisi ise “30 milyar dolarlık bir rakam belirledik bu da mevcut ticaret hacminin üç katına çıkarılacağı anlamına gelmektedir. İki ülkenin ortak sanayi siteleri kurması, bugün konuştuğumuz ve anlaştığımız konulardan bir tanesi” diye konuştu ve devam etti:

“İki ülkede bilgi ve teknoloji parkları kurulması ve bilim alanında çalışan şirketlerin kurulması müzakeremizin konularından bir tanesiydi.

“İki ülke arasında doğal gaz ihracatı konusuyla ilgili bulunan 25 yıllık anlaşmanın süresinin uzatılması konusu da iki taraftan vurgulandı ve takip edeceğimiz konular arasında. Bunun süresinin uzatılmasıyla doğal gaz ihracatı hacmi yeni bir boyuta ulaşacaktır.  Bugünkü toplantımızda yatırım konularının geliştirilmesi de ele alındı.”

‘Terörle mücadele’

Terörle mücadele konusunda açıklama yapan iki lider konunun büyük önem arz ettiğini söyledi.

Her iki ülkede de “ciddi manada baş belası” olan terör örgütleri olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bu konuyu artık NATO sözleşmesine de eklediğini belirtti.

Erdoğan, İran ile Türkiye’nin dayanışma içerisinde teröre karşı mücadelelerini sürdürmesi gerektiğini ifade etti.

İran Cumhurbaşkanı Reisi ise şu şekilde konuştu:

“Terör örgütlerinin farklı isimleri olabilir ama halklarımızın güvenliğini tehlikeye atıyorsa onlar teröristtir ve mücadele etmemiz gerekir. Batı’da bugün uygulanan ikili standartlar var, biz bunu reddediyoruz. Terörizm hangi başlık altında olursa olsun onunla mücadele edilmelidir” dedi.

Reisi, her iki ülkenin de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiği konusunda hemfikir olduğunu belirtti.

Astana Süreci

Astana Süreci’ni oluşturan Türkiye, İran ve Rusya’nın liderleri bu akşam Tahran’da bir araya gelecek ve Suriye’de devam eden istikrarsızlığı değerlendirecek. Zirvenin Suriye ile ilgili gündeminde, Rusya ile İran’ın karşı çıktıkları olası bir Türkiye askeri operasyonu ağırlıklı olarak yer alacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in zirve öncesinde yapacakları ikili görüşmenin gündemi ise Ukrayna ve oluşturulması için yoğun çaba gösterilen tahıl koridoru olacak.

Paylaşın

Tahran Zirvesi’nde Hangi Konular Ele Alacak?

Astana Süreci’ni oluşturan Türkiye, İran ve Rusya’nın liderleri bu akşam Tahran’da bir araya gelecek ve Suriye’de devam eden istikrarsızlığı değerlendirecek. Zirvenin Suriye ile ilgili gündeminde, Rusya ile İran’ın karşı çıktıkları olası bir Türkiye askeri operasyonu ağırlıklı olarak yer alacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in zirve öncesinde yapacakları ikili görüşmenin gündemi ise Ukrayna ve oluşturulması için yoğun çaba gösterilen tahıl koridoru olacak. Erdoğan’ın amacı, Birleşmiş Milletler (BM) ile oluşturulan planın somut bir şekilde uygulanması için Putin’i de ikna etmek ve anlaşmayı imza aşamasına getirmek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 7.si yapılacak Astana Süreci zirvesi için bugün Tahran’da buluşacak. Liderlerin akşam saatlerinde bir araya gelmeleri ve toplantı sonrasında ortak basın açıklaması yapması bekleniyor.

Suriye sorununun çözülmesine kolaylaştırıcı olmak üzere 2017’de oluşturulan Astana Süreci, Covid-19 salgını nedeniyle liderler düzeyinde fiziki olarak 2019 Eylül’ünden bu yana toplanamıyordu.

Yaklaşık üç sene sonra yoğun bir Suriye gündemiyle gerçekleşecek olan zirve, 24 Şubat’ta Rusya’nın saldırmasıyla başlayan Ukrayna savaşı nedeniyle farklı bir uluslararası konjonktürde yapılacak.

Küresel ve bölgesel dengeleri tamamen değiştiren Ukrayna savaşının Suriye’ye olası etkilerinin bugünkü zirvede daha net ortaya çıkabileceği kaydediliyor.

Bu kapsamda, üç liderin kendi aralarında yapacakları ikili görüşmeler de önemli olacak. 24 Şubat’tan bu yana birçok kez telefonda görüşen Erdoğan ve Putin, savaşın başlamasının ardından ilk kez Tahran’da yüz yüze görüşecek.

Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan, Madrid Zirvesi’nde kabul edilen NATO Strateji Belgesi’nde “en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlanan Rusya’nın Devlet Başkanı Putin ile yüz yüze görüşen ilk ve tek NATO lideri olacak.

Batı’nın yakından takip ettiği zirve ve ikili görüşmeler, Suriye ve Ukrayna gündeminin bundan sonraki gelişmeleri açısından önem taşıyacak.

Suriye gündemi yoğun olacak

Suriye’ye odaklanan Astana Süreci’nin Tahran Zirvesi’nde ele alınacak konuların başında “terörle mücadele” konusu geliyor. Ancak özellikle Türkiye ve Rusya’nın bu konudaki öncelikleri farklı.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı’ndan zirveye ilişkin yapılan açıklamada, zirve gündemi sıralanırken “PKK/YPG ve DEAŞ başta olmak üzere bölge güvenliğine tehdit teşkil eden terör örgütleriyle mücadele” başlığı dikkat çekti.

Kremlin’den yapılan açıklamada ise liderlerin “uluslararası terörizmin yuvasının tamamen temizlenmesi için” bir dizi önlemin görüşüleceği bilgisi verilerek, özellikle İdlib’de konuşlu “radikal İslamcı terör örgütleri” gündeme getirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen aylarda yaptığı bir açıklamada, PKK’nın Suriye kolu olarak tanımlanan YPG’nin kuzey Suriye’de Tel Rıfat ve Münbiç’ten temizlenmesi için bölgeye yeni bir askeri operasyon yapılacağını açıklamıştı.

Bölgeye en son Ekim 2019’da Barış Pınarı Operasyonu’nu düzenleyerek Cerablus-Mare arasında güvenli bir bölge oluşturan Türkiye, Tel Rıfat ve Münbiç’i de YPG’den arındırmak ve oluşturulacak yeni alanlara yaklaşık bir milyon Suriyeli mülteciyi yerleştirmek istediğini kaydetmişti.

İran ve Rusya, Türkiye’nin operasyonuna karşı

Ancak Türkiye’nin yeni bir operasyon yapmasına ne Rusya ne İran sıcak bakıyor. Türkiye’nin güvenlik kaygılarının giderilmesi gerektiğini, ancak yeni bir operasyonun istikrarsızlaştırıcı sonuçları olacağını kaydeden Rusya ve İran’ın, Türkiye’nin operasyonu durdurup durduramayacakları ileriki dönemde belli olacak.

Her ne kadar tüm ağırlığını Ukrayna’ya verse de Rusya, Suriye’de hala en önemli askeri güç ve son dönemde oluşturulan statükonun bozulmasını istemiyor.

Rusya, ayrıca zafiyet görüntüsü vermemek için de Türkiye’nin operasyonuna sıcak bakmıyor. Türkiye’nin olası operasyonuna Rusya’nın nasıl yanıt vereceği, örneğin 2020 başında olduğu gibi İdlib kozunu oynayıp oynamayacağı da bilinmiyor.

İran ise Rusya’nın dikkatinin Ukrayna’ya çevrilmiş olmasını fırsat bilerek Suriye ile ilişkilerini daha da güçlendirme arayışında. İran’ın desteklediği Şii milis güçlerinin son dönemde kuzey Suriye’de daha görünür oldukları kaydediliyor.

Tel Rıfat ve Münbiç’e yapılacak bir operasyonun Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’in güvenliğini tehlikeye sokacak olması da İran’ın kaygıları arasında.

Türkiye’nin operasyonuna Rusya ve İran’ın yanı sıra, başta ABD olmak üzere Batılı müttefikler de karşı çıkıyor. Washington’dan yapılan açıklamalar, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) oluşturan YPG’ye karşı yapılacak bir harekatın, IŞİD ile mücadeleye sekte vuracağı ve bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağı noktasına dayanıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) operasyon yapıp yapmayacağı, yaparsa ölçüsü ve sınırları, Tahran Zirvesi sonuçları ışığında 21 Temmuz günü düzenlenecek Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ayrıntılı ele alınacak.

Siyasi süreç donma noktasında

Astana Süreci’nin en önemli getirilerinden biri BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde Suriye’de siyasi süreci ilerletmek için Anayasa Komitesi’nin kurulması olmuştu.

Ancak aradan geçen onca yıl ve BM liderliğindeki görüşmelere karşın somut bir ilerleme sağlanamadı. Türkiye’nin Astana Süreci ortaklarına yaptığı ve Suriye’ye uygulanan siyasi ve ekonomik yaptırımlar da sonuç vermedi.

Zirvede Suriye yönetimi ile muhalefeti bir araya getiren anayasa yazım sürecinin yeniden ele alınması hedefleniyor, ancak somut sonuç çıkması beklenmiyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile ilişkileri kopma noktasına gelen Rusya’nın siyasi süreç konusunda yeni talepleri olduğu, bunlar karşılanana kadar Suriye’nin anayasa komitesi toplantısına katılmasını istemediği kaydediliyor.

Bu nedenle bu ay sonunda yapılması öngörülen anayasa komitesi toplantısının 9. tur birleşimi yapılamıyor. Rusya’nın toplantıların Cenevre yerine başka bir yerde yapılmasını istediği, Arap basınının gündeme getirdiği iddialar arasında.

‘Tahıl koridoru’ da gündemde

Tahran’da üçlü Suriye görüşmesi kadar ikili temaslar da önemli olacak. Gözlerin çevrildiği buluşma ise Erdoğan ile Putin arasında olacak. Türk ve Rus liderlerin ikili gündemini ise Ukrayna dosyası dolduracak.

Savaşın başladığı 24 Şubat’tan bu yana Ukrayna ve Rusya arasında dengeli bir politika izlediğini açıklayan Türkiye, bunalımın ilk günlerinde tarafları Antalya ve İstanbul’da bir araya getirerek çatışmaların bir an önce durmasını hedeflemişti.

Taraflar arasındaki çatışmaların yoğunlaşması ve Rusya’nın birçok kez sivil hedefleri vurarak yüzlerce kişinin ölmesine yol açması ateşkes çabalarının sona ermesine yol açmıştı.

Türkiye, Mayıs ayı başlarından itibaren küresel bir gıda krizinin engellenmesi için Ukrayna’nın gemilerde ve silolarında bekleyen 25 milyon tona yakın tahılın güvenli yollarla dünya pazarlarına ulaştırılması için taraflar arasında diplomasiye başladı.

Geçen hafta Türkiye ve BM yetkililerinin katılımıyla İstanbul’da yapılan toplantıda Ukrayna ve Rusya askeri yetkilileri uzunca bir süreden sonra ilk kez aynı masa etrafında buluşmuş, tahıl ihracının yapılabilmesi için bazı teknik unsurlarda uzlaşmıştı.

Hem Ankara hem de Moskova’dan yapılan açıklamalar, tahıl koridoruna ilişkin çalışmanın iki lider tarafından Tahran’da ele alınacağını gösteriyor. Savunma Bakanı Hulusi Akar, zirveden bir gün önce yaptığı açıklamada, tarafların bu hafta içinde bir kez daha bir araya gelmesinin beklendiğini kaydetti.

Erdoğan’ın da Putin’e bu anlaşmanın tamamlanması için gerekli siyasi liderliği göstermesi ve devam eden savaşın küresel gıda krizine yol açmasını önleme çağrısında bulunması bekleniyor.

Putin ile yapılacak görüşmelerde Akar’ın açıkladığı planın geri kalan unsurlarının da çözülmesi durumunda, Rusya ve Ukrayna’nın gıda koridorları oluşturulmasını içeren anlaşmaya imza atabilecekleri kaydediliyor.

Zirve öncesinde bir açıklama yapan AB Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, tahıl koridoru konusunda bir anlaşmanın yakın olduğunu kaydetmişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, Tahran’da Suriye İçin ‘Yeşil Işık’ Arıyor

Rusya, Türkiye ve İran Suriye’de süre giden çatışmayı sona erdirmek hedefiyle 11 yl önce başlatılan ve “Astana barış süreci” olarak adlandırılan müzakerelerin yeni bir evresi olarak Suriye’deki son durumu görüşmek üzere Salı günü İran’ın başkenti Tahran’da bir araya geliyor.

Üç ülke de Suriye’de güç bulunduruyor. Rusya ve İran, Selefi muhaliflere karşı Şam rejimini desteklerken Türkiye isyancıları destekliyor. Salı günkü zirve, Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyindeki Kürt güçlerine yönelik yeni bir saldırı başlatma tehdidinin gölgesinde toplanıyor.

Al Monitor’un haberine göre toplantıya ev sahipliği yapan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi toplantı öncesinde Türkiye’nin Suriye’deki herhangi bir askeri harekatının “bölgeyi istikrarsızlaştırabileceği” uyarısında bulundu.

Tahran zirvesi, Erdoğan’ın, Şubat’ta Ukrayna’yı işgal kararnamesi yayınlamasından bu yana Putin ile ilk yüz yüze görüşmesi olacak. Erdoğan uzun süredir Putin’le buluşma arzusunu dile getiriyordu.

AFP’ye demeç veren Rus yorumcu Vladimir Sotnikov, Türkiye’nin Suriye’deki istilasını Rusya’nın Ukrayna’daki işgaliyle meşrulaştırmayı hedeflediğini söylüyor.

İran ve Rusya “yeşil ışık” yakacak mı?

Erdoğan Ankara’nın “terörist” olarak gördüğü Kürt gücü YPG ve Kürt-Arap ortak ordusu SDG’yi hedef alıyor. Suriye hükümeti, Türkiye’nin yeni bir saldırı başlatma tehditlerini pek çok kez kınadı.

Carnegie Europe uzmanlarından konuk araştırmacı Sinan Ülgen, Ankara’nın operasyonunu başlatmadan önce Moskova ve İran’ın onayını aradığını söyledi.

Ülgen Ankara’nın özellikle hedef almak istediği Tel Rıfat ve Membiç’in “Rusya’nın kontrolü altında” olduğunu ve Türkiye’nin operasyonu sonuçlandırmak açısından bu bölgede “hava sahasını kendisine açmasını istiyor.” Ülgen’in yorumuna göre Ankara özetle Rusya ve İran’dan “yeşil ışık” istiyor.

Ancak şu ana kadar Rusya ve İran, Ankara’nın önünü açacak bir tutum takınmadılar. Rusya, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir saldırı başlatmaktan “kaçınacağı” umudunu önceden dile getirmişti.

Geçtiğimiz haftalarda hem Ankara’yı hem de Şam’ı ziyaret eden İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir-Abdullahyan Türkiye’yi ihtiyatlı olmaya çağırdı.

Ancak, İranlı diplomatlar Haziran sonunda Ankara’da “[…] belki özel bir operasyona ihtiyaç duyulabilir olmasını” değerlendirebilecekleri imasında bulunmuşlardı.

Ne var ki, Abdullahyan daha sonra Şam’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye’deki askeri harekatının “bölgede istikrarsızlaştırıcı bir unsur olacağını” söyledi.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) başkomutanı Mazlum Abdi’yse, Rusya ve İran’ı Türkiye’yi dizginlemeye çağırdı vee “Umarız (saldırılar) gerçekleşmez ve Kürtler… Büyük güçler arasındaki görüşmeler sırasında terkedilmez” dedi.

Bu koşullar altında yorumcular Türkiye, Rusya ve İran’ın gerginlikten kaçınma ve Suriye konsundaki görüş farklılıklarını azaltma gayretinde olacaklarını öngörüyorlar.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Türkiye, İsrail-İran Geriliminin Mücadele Alanı Mı Oluyor?

İsrail ile İran arasında son dönemde giderek tırmanan gerginlik Türkiye’ye de yansırken, gözler bu gerginliğin Türkiye-İran ve Türkiye-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyeceğine çevrildi.

İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid dün yaptığı açıklamada Türkiye’de bulunan İsraillilere ülkelerine dönme çağrısı yaparak, İran’ın İsrail vatandaşlarına saldırı hazırlığında olduğunu belirtmişti. Vatandaşlarına “mümkün olan en kısa sürede” Türkiye’den ayrılmalarını söyleyen Lapid, ortada “gerçek ve yakın bir tehlike olduğunu” dile getirmiş, Türk güçlerine de yardımlarından dolayı teşekkür etmişti.

İsrail basınına göre Ankara, İsrail hedeflerine yönelik saldırı hazırlığı içinde olan İranlı bir çeteyi ortaya çıkardı. Dışişleri Bakanı Yair Lapid’in vatandaşlarına seyahat uyarısının çete haberlerinin İsrail basınına yansımasından bir gün sonra geldiğine dikkat çekiliyor.

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi aynı nedenle geçen ay sonu da Türkiye’ye seyahat uyarısı yapmıştı.

İsrailli Bakan Lapid’in açıklamasının ardından Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dün gece İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir-Abdullahiyan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmeye dair bilgi verilmedi.

Mücadele üçüncü ülkelere nasıl sıçradı?

Peki Lapid’in açıklaması ile yeni bir boyut kazanan İsrail-İran mücadelesi neden Türkiye gibi üçüncü ülkelere sıçradı?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e son gelişmeleri değerlendiren İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Dış Politika Koordinatörü Dr. Bilgehan Alagöz, son bir ayda İran’da İsrail bağlantılı olduğu düşünülen çok sayıda gelişmenin olduğunu hatırlatarak, bunlar arasında en dikkat çekenleri Parçin Askeri Tesisi’ne yönelik patlayıcı yüklü drone saldırısı ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun üst düzey komutanlarının şüpheli şekillerde ölümleri olarak gösteriyor.

Alagöz, bu gelişmelerin İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in Savunma Bakanlığı yaptığı dönemde yani 2018’in sonlarında uygulamaya koyduğu “Ahtapot Doktrini” ile ilintili olduğunun düşünüldüğünü belirterek, bu doktrini ve İran’ın buna yanıtını ise şöyle anlatıyor:

“Bu doktrine göre ahtapotun başı İran’ı, ahtapotun kolları İran’ın bölgesel milis grupları ve (Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ) müdahalelerini temsil etmektedir. Dolayısıyla İsrail artık İran’a içeride müdahaleler yapmaya ağırlık vermiştir. Bu durum karşısında İran’ın etkisiz kalışı ister istemez İran’ı İsrail’e dönük olarak üçüncü ülkelerde operasyonlara sevk etmekte.”

Alagöz, son dönemde haberlere yansıyan İran kaynaklı saldırı iddialarının ana gerekçesinin İran’ın kendisine dönük İsrail kaynaklı olduğunu iddia ettiği saldırılara yanıt verme ihtiyacı ile oluştuğunu belirtiyor.

İran ve Ortadoğu Uzmanı Arif Keskin de son gelişmelerin başlangıcının aslında ABD Başkanı olarak Joe Biden’ın seçilmesine kadar uzandığına dikkat çekerek, Biden ile İsrail arasında İran’ın nükleer gücü ile ilgili ciddi bir ihtilaf bulunduğunu hatırlatıyor. İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin), Almanya ve Avrupa Birliği (AB) arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için geçen yılın sonunda müzakerelere yeniden başlanmıştı.

Keskin, bu süreçten rahatsız olan İsrail’in, İran nükleer tesisleri ve bilim insanlarına yönelik çok sayıda operasyon düzenlediğini ve böylelikle İran’ın nükleer güç olmasını engellemeye çalıştığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ancak artık İsrail bir politika değişikliğine giderek İran’ın içinde de operasyon yapmaya ve hedeflerini sadece nükleer güçle ilgili kişilerle sınırlı tutmamaya başladı. Sadece Tahran değil İran’ın geneline de yayabileceklerini söylüyor. İran da buna yanıt olarak İsrail içinde operasyon yapamadığı için başka ülkelerde yapıyor. Böylelikle üçüncü ülkeler de iki ülke için bir mücadele alanına dönüşüyor.”

Türkiye-İran ilişkileri nasıl etkilenir?

Lapid’in endişesini yansıttığı şekilde Türkiye topraklarında İsrailli vatandaşlara yönelik bir saldırı durumunda bundan zaten hassas olan Türkiye-İran ilişkilerinin de etkilenebileceği belirtiliyor.

Alagöz, İran’ın son dönemde Türkiye aleyhindeki söylemlerini artırdığının görüldüğünü söyleyerek, bunun iki temel sebebini Türkiye’nin Suriye’de Tel Rıfat’a dönük planladığı askeri operasyon ve İsrail ile Türkiye arasındaki son yakınlaşma olarak gösteriyor. Alagöz ilişkilere dair öngörüsünü ise şöyle aktarıyor:

“Ancak bu dönemsel rahatsızlıklar ikili ilişkileri tamamen sabote edecek bir boyutta değil. 8 Haziran’da İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde Astana sürecinin canlı tutulmasını özellikle vurgulamıştır. Bu da İran’ın Türkiye ile ilişkilerde gerilimi düşürme ihtiyacını yansıtmakta.”

Keskin ise son olayların Türkiye-İsrail ilişkilerinden daha çok Türkiye-İran ilişkilerini etkileyebileceği görüşünde. “Eğer İran burada bir operasyon yapacaksa bu aslında Türkiye için bir egemenlik sorunu. Türkiye müdahil olmadığı bir sorun içinde buluyor kendini” diyen Keskin, İran Dışişleri Bakanı’nın geçen hafta başında planlanan ziyaretinin iptal edilmesinin nedeninin açıklanmadığına işaret ediyor.

Türkiye-İsrail yakınlaşması sürer mi?

Son gerilim bir taraftan Türkiye-İran ilişkilerini sıkıntıya sokarken, diğer taraftan İsrail ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın nasıl süreceğine dair sorulara da yol açtı.

Arif Keskin, İsrail’in son dönemde sadece Türkiye ile değil diğer Arap ülkeleriyle de ilişkilerini geliştirdiğini hatırlatarak, aslında bölgede şu anda İran dışında İsrail’e sorun yaratacak bir ülkenin pek kalmadığını belirtiyor.

Alagöz, Türkiye’de ilgili makamların resmi bir açıklaması olmamakla birlikte İsrail basınına sızan bilgilerin Türkiye’nin İsrail vatandaşlarına yönelik bir operasyonu geçen ay önlediği yönünde olduğuna işaret ederek, şunları söylüyor:

“Dolayısıyla Türkiye’nin kendi topraklarında İran ya da İsrail fark etmeksizin hiçbir ülkenin eylemine izin vermeyeceği aşikar. Uzun yıllara yayılan gerilimi her iki ülke de geride bırakma eğiliminde. O sebeple Türkiye ve İsrail arasındaki yakınlaşma trendi devam edecektir.”

Paylaşın