İklim Krizi: “Su Kıtlığı Bizi Bekliyor” Uyarısı

İklim krizi tetikleyen dinamiklerin devam etmesinin ısınma ve sıcaklık artışlarına neden olacağını ifade eden Prof. Dr. Rıza Öztürkmen, krizin devam etmesiyle su kıtlığı gibi sorunlarla karşı karşıya kalınabileceğine işaret etti.

Krizin çözümü için yerel müdahalelerin yetersiz kalacağını dile getiren Prof. Dr. Rıza Öztürkmen, küresel ölçekte bir mücadelenin şart olduğunu vurguladı.

Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) Riha Temsilcisi Rıza Öztürkmen, yaşanan küresel krizin olası risklerini Mezopotamya Ajansı’ndan Ceylan Şahinli‘ye değerlendirdi.

Aniden değişen hava durumu ve don hareketlerinin iklim değişikliğinden kaynaklandığına dikkati çeken Rıza Öztürkmen, krizin sonuçlarının Türkiye’yi derinden etkilediğini ifade etti. Riha’da yıllık yağış miktarının 462 milimetre olduğunu, ancak ani beklenmedik yağmurlarla kentte günde bir günde 150 milimetre yağış düştüğünü aktaran Öztürkmen, iklim krizi nedeniyle aşırı sıcaklıların da mevsim normallerinin çok üstünde seyrettiğini vurguladı.

Prof. Dr. Öztürkmen, “Urfa’da Temmuz-Ağustos aylarında elbette sıcaklık artışı oluyor. Bu aylarda elbette Urfa’nın serin olması beklenmez, ancak Haziran ayındaki yoğun yağış ve ya yağışların hızlı bir şekilde yükselip hızlı bir şekilde azalması bana göre de iklim tutarsızlığının ya da değişikliğinin bir etkisi” diye kaydetti.

Son dönemlerde artan yangınların da iklim krizinin getirdiği değişiklin sonucu olduğuna dikkati çeken Öztürkmen, “Son günlerde yaşanan orman, anız yangınları ve bunların şiddetinin artarak hızla yayılmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi yine doğa ile oynadığımız bu oyunun bir sonucu” ifadelerini kullandı.

Betonlaşmayı iklim krizinin en önemli sebeplerinden sayan Rıza Öztürkmen, kentlerde bu sebeple hızlı ısınmanın gerçekleştiğinin altını çizdi. Şehir ile kent arasında sıcaklık farkının 6-8 derece arasına ulaştığını dile getiren Öztürkmen, “Sıcaklık, bulut ve rüzgâr hareketlerini daha çabuk etkiliyor. Önümüzdeki günlerde daha farklı iklimler, daha farklı hava hareketleri görebiliriz” dedi.

Urfa’da ilkbaharın başında ani sağanağın getirdiği sel nedeniyle 17 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Öztürkmen, “O yağmurun felakete dönüşerek 17 insanı kaybetmemize sebep olma nedeni, yağışa ait güzergahları tahrip etmemizdi. Eğer doğa ile aramızda olan şey bir ‘mücadele’ ise burada zararlı çıkan insan olur. Doğada en büyük tahribatı insan yapıyor. Bugün Harran Ovası gibi tarımsal niteliği yüksek, sulu tarımın yapıldığı bir ovada 100 bin dekarın üzerinde bir alanı betonla kaplarsanız, siz doğa ile oynamış olursunuz. Su yollarını kapayıp, sulama yollarını bozarsanız bundan en büyük zararı siz görürsünüz” şeklinde konuştu.

Rıza Öztürkmen, krizi tetikleyen dinamiklerin devam etmesinin ısınma ve sıcaklık artışlarına neden olacağını ifade etti. Öztürkmen, krizin devam etmesiyle su kıtlığı gibi sorunlarla karşı karşıya kalınabileceğine işaret ederek, “Su krizine karşı tasarruf sistemi kurulması şart” dedi. Krizin çözümü için yerel müdahalelerin yetersiz kalacağını dile getiren Prof. Dr. Öztürkmen, küresel ölçekte bir mücadelenin şart olduğunu vurguladı.

Paylaşın

Haziran’da Sıcaklık Rekoru Kırıldı: Yeni Rekorlar Kaçınılmaz

Haziran’ın hava değerlerinin kaydedilmeye başlamasından bu yana kaydedilen en sıcak ay olurken, Copernicus Direktörü Carlo Buontempo, sera gazı emisyonlarını azaltmanın yolları bulamaması halinde yeni rekorların kaçınılmaz olacağını söyledi.

Copernicus’un önemli iklim bilimcilerinden Nicolas Julien, “Paris Anlaşması tarafından belirlenen kritik sınıra doğru yaklaşıyoruz. Küresel sıcaklık artışı hızla devam ediyor” dedi.

Texas A&M Üniversitesi iklim bilimcisi Andrew Dessler ise şunları söyledi: “Bu durum ne kadar kötü? Zenginler için sadece bir rahatsızlık, ancak yoksullar için acı verici. Gelecekte, sadece rahatsızlık duymak için gereken servet miktarı, çoğu insan acı çekene kadar artacak.”

Sıcaklıklar özellikle Avrupa kıtasının güneydoğusunda ve Türkiye’de yüksek seyrederken Batı Avrupa, İzlanda ve kuzeybatı Rusya’daki sıcaklıklar ortalamaya yakın ya da ortalamanın altında kaldı.

Avrupa Birliği’nin (AB) finanse ettiği Copernicus İklim Değişikliği Servisi, (C3S) geçen Haziran’ın hava değerlerinin kaydedilmeye başlamasından bu yana küresel olarak şimdiye kadar kaydedilen en sıcak ay olduğunu açıkladı.

Haziran 2024, ayrıca küresel ortalama sıcaklığının üst üste rekor değere ulaştığı 13’üncü ay oldu. C3S’nin yayımladığı aylık rapora göre Haziran ayındaki sıcaklıklar sanayi öncesi seviyelerin 1,5 derece üzerinde seyretti.

Paris’te 2015’te gerçekleşen İklim Değişikliği Konferansı’nda küresel ısınmayı sanayi öncesi döneme kıyasla en fazla 1,5 derece artışla sınırlandırma hedefi belirlenmişti. Ancak Copernicus’un verilerine göre Temmuz 2023 ile Haziran 2024 arasındaki dönem küresel sıcaklık artışı sanayi öncesi ortalamanın 1,64 derece üzerinde kaydedildi.

İklim bilimciler 13 ay üst üste rekor sıcaklık serisinin yaşanmasını “olağan dışı” olarak nitelendirirken 2015 ve 2016 yıllarında da benzer küresel sıcaklıklar yaşandığına dikkat çekti.

Rapora göre Haziran ayı ortalama yüzey hava sıcaklığı 16,66 derece oldu. Bu Haziran 2023’te yaşanan bir önceki rekorun 0,14 derece üzerinde. Rapora göre Haziran ayında Avrupa’daki ortalama sıcaklık 1991’den 2020’ye kadar olan Haziran aylarının ortalama değerini 1,57 derece aşmış durumda.

Rapora göre sıcaklıklar özellikle Avrupa kıtasının güneydoğusunda ve Türkiye’de yüksek seyrederken Batı Avrupa, İzlanda ve kuzeybatı Rusya’daki sıcaklıklar ortalamaya yakın ya da ortalamanın altında kaldı.

Geçen Haziran ayı İzlanda, Orta Avrupa ve Güneybatı Avrupa’nın büyük bölümünde “ortalamadan daha yağışlı” geçti. Yoğun yağışlar Almanya, İtalya, Fransa ve İsviçre’nin belli bölgelerinde sellere yol açtı.

“Yeni rekorlar kaçınılmaz”

Bilim insanlarına göre Avrupa dışında geçen ay sıcaklıklar özellikle doğu Kanada, batı ABD, Meksika, kuzey Sibirya, Ortadoğu, kuzey Afrika ve batı Antarktika’da da yüksekti.

Copernicus Direktörü Carlo Buontempo, gelişmelerin iklim değişikliğinin etkilerini açıkça ortaya koyduğunu belirterek dünyanın sera gazı emisyonlarını azaltmanın yollarını bulamaması halinde yeni rekorların kaçınılmaz olacağını söyledi.

Copernicus’un önemli iklim bilimcilerinden Nicolas Julien, “Paris Anlaşması tarafından belirlenen kritik sınıra doğru yaklaşıyoruz. Küresel sıcaklık artışı hızla devam ediyor,” dedi. Julien, rekorların her ay kırılmadığını ancak son 13 ayda belirgin farklarla kırıldığını belirtti.

Nicolas Julien, uzun vadeli 1,5 derece sıcaklık artışı eşiğine ulaşmadan bile, “aşırı iklim olaylarının sonuçlarını gördük” diyerek, seller, fırtınalar, kuraklıklar ve sıcak hava dalgalarına dikkat çekti.

Texas A&M Üniversitesi iklim bilimcisi Andrew Dessler ise şunları söyledi: “Bu durum ne kadar kötü? Zenginler için sadece bir rahatsızlık, ancak yoksullar için acı verici. Gelecekte, sadece rahatsızlık duymak için gereken servet miktarı, çoğu insan acı çekene kadar artacak.”

Düzenli olarak dünyanın yüzey sıcaklığı, buzullar ve yağış hakkında veriler yayımlayan Copernicus’un bulguları uydulardan, gemilerden, uçaklardan ve hava istasyonlarından alınan milyarlarca ölçümü içeren analizlere dayanıyor.

2024, 2023’ün sıcaklık rekorunu kırabilir mi?

Stripes ve Berkeley Earth iklim izleme grubundan Zeke Hausfather, bu yılın ilk altı ayında rekor sıcaklıklar yaşandığını ve 2024’ün 1800’lerin ortalarında başlayan küresel yüzey sıcaklığı kayıtlarında en sıcak yıl olma ihtimalinin yaklaşık %95 olduğunu belirtti.

Ancak, Copernicus henüz bu olasılığı hesaplamadı ve ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) bu konuda %50 olasılık verdi. Julien’a göre, Haziran sonu ve Temmuz başındaki küresel günlük ortalama sıcaklıklar geçen yıldan daha düşük olsa da hala yüksek seviyelerde seyrediyor.

Victoria Üniversitesi’nden Andrew Weaver ise verilerin, emisyonların azaltılmaması halinde Dünya’nın 3°C ısınma yolunda ilerlediğini gösterdiğini vurgulayarak, rekor sıcak aylar serisinin sona ermesinin insanların uzun vadeli tehlikeyi unutma riskine yol açabileceğini belirtiyor.

Wisconsin Üniversitesi iklim bilimcisi Andrea Dutton, “Dünyamız krizde,” diyerek uyarıda bulundu. Özellikle Beryl gibi hızla büyüyüp ölümcül kasırgalara dönüşebilen tropikal fırtınaların, aşırı sıcak okyanuslar tarafından beslenerek yeni bir çağa işaret ettiğini belirtti.

Dutton, her kırılan sıcaklık rekorunun iklim değişikliğinin krizler getirme riskini artırdığını vurgulayarak, “Belki bugün doğrudan bir kriz yaşamıyorsunuz, ancak bu rekorlar gelecekte sizin ve sevdikleriniz için kriz anlamına gelebilir,” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe ve DW Türkçe)

Paylaşın

İklim Kaygısının En Hızlı Arttığı Ülke “Türkiye”

Küresel ısınmaya karşı en savunmasız bölgelerden olan Akdeniz’de yer alan, artan kuraklık ve orman yangını riskiyle karşı karşıya olan Türkiye’de nüfusun yüzde 77’si iklim kaygısının güçlendiğini ifade ediyor.

İklim kaygısı en çok Okyanusya’da bulunan küçük ada ülkesi Fiji’de artarken, İklim korkusunun en az arttığı ülkeler yüzde 25 ile Suudi Arabistan ve yüzde 34 ile Rusya oldu.

Dünya çapında her 5 kişiden 4’ü ülkelerinin iklim değişikliği ile mücadelede daha sıkı önlemler almasını istiyor. İklim krizinin etkileri gözle görülür hale geldikçe bu konuda kaygılar da artıyor. Türkiye iklim endişesinin en hızlı arttığı ülkelerden biri.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Oxford Üniversitesi ve araştırma şirketi GeoPoll ortaklığında; dünya nüfusunun yüzde 87’sine karşılık gelen 77 ülkede, 75 bin kişi ile telefonla görüşülerek anket yapıldı.

Katılımcıların yüzde 80’i, yani her 5 kişiden dördü hükümetlerinin küresel ısınmayla mücadelede daha fazlasını yapmasını desteklediğini ifade etti. İklim değişikliğinin etkilerine daha açık yoksul ülkelerde bu talep yüzde 89 ile daha yüksek oldu, ancak zengin G20 ülkelerinde de yüzde 76 gibi yüksek bir destek seviyesi ölçüldü.

En büyük iki kirleticiden biri olan Çin’de daha fazla iklim önlemine destek yüzde 73 oldu. Bir diğer kirletici ABD’de ise yüzde 66 ile halkın çoğunluğu iklim önlemlerinden yana görüş bildirdi.

BM Kalkınma Programı Küresel İklim Direktörü Cassie Flynn, sonuçların “dünya genelinde güçlü iklim eylemlerine desteğin tartışmasız kanıtı” olduğunu söyledi.

Ankete göre dünya çapında fosil yakıtlardan uzaklaşmak için hızlı önlemler alınmasına destek verenlerin oranı yüzde 62. Çin’de nüfusun yüzde 80’i, ABD’de ise yüzde 54’ü fosil yakıtları terk etmekten yana. En büyük petrol ve doğalgaz üreticilerinden Rusya’da ise benzer görüş bildirenlerin oranı yüzde 16’da kaldı.

Ankete göre son bir yılda giderek daha fazla kişi iklim değişikliğinden endişe etmeye başladı. Katılımcıların yüzde 53’ü bir önceki seneye göre iklim konusunda daha kaygılı olduklarını söyledi. Daha az endişe ettiklerini ifade edenlerin oranı ise yüzde 15 oldu.

İklim kaygısı en çok Okyanusya’da bulunan küçük ada ülkesi Fiji’de arttı. Su seviyesindeki yükselişin tehdit ettiği adada, nüfusun yüzde 80’i bir yıl öncesine göre daha endişeli olduklarını söyledi. Aynı anda seller ve kuraklıkla mücadele eden Afganistan’da halkın yüzde 78’i iklimden artık daha fazla endişe ettiğini belirtti.

Küresel ısınmaya karşı en savunmasız bölgelerden olan Akdeniz’de yer alan, artan kuraklık ve orman yangını riskiyle karşı karşıya olan Türkiye’de ise nüfusun yüzde 77’si iklim kaygısının güçlendiğini ifade etti.

İklim korkusunun en az arttığı ülkeler yüzde 25 ile Suudi Arabistan ve yüzde 34 ile Rusya oldu. Her iki ülke de önemli fosil yakıt üreticileri.

Sonuçlara dair değerlendirmede bulunan BM Kalkınma Programı Başkanı Achim Steiner, bu endişelerin seçimlere veya tüketim kararlarına aynı oranda yansımayabileceğine dikkat çekti. “Ben daha fazlasını yapardım. Ama diğerleri yapmayacak. Bu yüzden ben de bir şey yapmayacağım” şeklindeki yaklaşımın yaygınlığına işaret eden Steiner, bu durumun kaygılar ve eylemler arasında bir farka yol açtığını söyledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Her Gün 2 Bin Çocuk ‘Hava Kirliliği’ Nedeniyle Ölüyor

2021 yılında 700 binden fazla çocuğun kirli hava soluduğu için hayatını kaybettiği; bunlardan 500 bininin ise yemek pişirirken kullanılan kötü malzemeden kaynaklandığı ifade edildi.

Özellikle Afrika ve Asya’da kapalı mekanda yemek pişirirken kullanılan kömür, odun ve tezek gibi yakıtlar ölümcül hastalıkları tetikliyor. Son yıllarda Çin’in bu alanda ilerleme kaydettiğine işaret ederek, ev içi yemek pişirme kaynaklı ölümlerin engellenebilir olduğu dile getirildi.

ABD merkezli Sağlık Etkileri Enstitüsü (HEI) ve UNICEF ortaklığında hazırlanan bir rapor, hava kirliliğinin, tansiyon hastalıklarından sonra dünya genelinde en fazla erken ölüme neden olduğunu ortaya koydu. Buna göre her gün ortalama 2 bin çocuk, hava kirliliğine bağlı rahatsızlıklardan dolayı yaşamını yitiriyor.

HEI ve UNICEF’in ortak raporuna göre 2021 yılında, dünya çapında 8,1 milyon insan hava kirliliğine bağlı sebeplerden dolayı hayatını kaybetti. Bu da, tüm ölümlerin yüzde 12’sine tekabül ediyor. Söz konusu veriler, hava kirliliğinin, tütün kullanımı ve yetersiz beslenmeyi geçerek en fazla ölüme yol açan sebepler içinde ikinci sıraya yükseldiğini gösteriyor.

Özellikle küçük çocukların hava kirliliğine karşı savunmasız olduğu vurgulanan raporda, 2021’de 700 binden fazla küçük çocuğun kirli hava soluduğu için hayatını kaybettiği; bunlardan 500 bininin ise yemek pişirirken kullanılan kötü malzemeden kaynaklandığı ifade edildi. Özellikle Afrika ve Asya’da kapalı mekanda yemek pişirirken kullanılan kömür, odun ve tezek gibi yakıtlar ölümcül hastalıkları tetikliyor.

HEI’nın küresel sağlık programı başkanı Pallavi Pant son yıllarda Çin’in bu alanda ilerleme kaydettiğine işaret ederek, ev içi yemek pişirme kaynaklı ölümlerin engellenebilir olduğunu dile getirdi. Nitekim daha temiz alternatiflerin yaygınlaşmasıyla 2000 yılından bu yana yemek pişirme sırasında açığa çıkan zehirli partikülleri solumaktan kaynaklanan çocuk ölümleri dünya genelinde yüzde 50 azaldı.

Ancak hâlâ dünya çapında 2 milyardan fazla insanın iç mekanda kurdukları basit ocaklarda, açık ateş kullanarak yemek pişirdiği belirtiliyor. Mayıs ayında Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), hükümetler ve şirketlerin daha güvenli pişirme metotlarını yaygınlaştırmak için 2.2 milyar dolarlık kaynak taahhüt ettiğini açıklamıştı.

Rapora göre dünyanın neresinde olursa olsun neredeyse herkes sağlıksız hava soluyor. Çapı 2,5 mikrondan daha küçük olan partikül maddeyi tanımlayan PM2.5 değerinin sağlıklı aralığın üzerine çıkması akciğer kanseri, kalp hastalıkları, felç ve diabet riskini artırırken; raporda bu hastalıklarla hava kirliliği seviyesi arasındaki bağlantıya işaret ediliyor.

Ancak ortaya konan güçlü verilere rağmen raporun hâlâ hava kirliliğinin etkilerini tam olarak yansıtmıyor olabileceğini ifade eden Pant, hava kirliliğinin beyin sağlığı ve nörolojik etkilerinin hesaba katılmadığını belirtti.

200 ülke ve bölgeden toplanan veriler ışığında hazırlanan rapor ayrıca, insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlı olarak daha da kötüleşmesi beklenen ozon kirliliğinin, 500 bin ölüm vakası ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Pallavi Pant, “Giderek artan şekilde dünyanın bazı bölgelerinde çok kısa ama yoğun kirlilik görülmeye başlandı” diyerek, yangınlar, kum fırtınaları ve aşırı sıcakların bu kirliliği tetiklediğini aktardı.

Uzmanlara göre hem iklim değişikliği hem hava kirliliği için alınacak önlem aynı: Sera gazı emisyonlarını azaltmak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Küresel Isınma: Her Ay Sıcaklık Rekoru Kırılıyor

Atmosferdeki sera gazlarının birikimi sonucu dünya yüzeyindeki ortalama sıcaklıkların artması olarak tanımlayabileceğimiz küresel ısınma sonucu dünyada her ay sıcaklık rekorları kırılıyor.

Massachusetts’teki Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, mevcut artışın şimdiye kadar doğada yaşanan değişikliklerden çok daha fazla değişikliğe neden olmayacağını söyledi.

Jennifer Francis, “Sera gazı konsantrasyonları dengelenene kadar, giderek daha sık ve yoğun aşırı hava olaylarıyla birlikte sıcaklık rekorları kırmaya devam edeceğiz” dedi.

İklim bilimciler sıcaklık artışının şaşırtıcı olmadığını, ısınma eğilimlerinin, artan fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbondioksit birikiminden kaynaklandığını söylüyor.

Avrupa Birliği’nin iklim gözlem ajansı Copernicus, geçtiğimiz ay kayıtlara geçen en sıcak mayıs ayının yaşandığını ve bunun son bir yılın aylık rekoru olduğunu açıkladı.

Dünya Meteoroloji Örgütü de, 2024-2028 yılları arasındaki ortalama küresel sıcaklıkların, Paris görüşmelerinde kabul edilen sanayi öncesi dönemden bu yana 1,5 santigrat derece olan ısınma sınırını aşma ihtimalinin neredeyse ikide bir olduğunu tahmin etti.

“Earth System Science Data” dergisinde yayınlanan bir raporda ise, 57 bilim insanından oluşan bir grup, 2023’te Dünya’nın 2022’ye kıyasla biraz daha hızlı ısındığını tespit etti.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne (NOAA) göre, 2023’te atmosferdeki ısı tutucu gazların seviyesi tarihi zirvelere ulaştı. NOAA, özellikle insan faaliyetleriyle üretilen sera gazlarının en bol ve en önemlisi olan karbondioksitin, 2023’te 65 yıllık kayıtlardaki üçüncü en yüksek miktarda arttığını bildirdi.

Aşırı sıcaklıklar ve ani hava değişiklikleri, öngörülemez fırtınalara neden oluyor. Bu bahar Asya’da etkili olan sıcak hava dalgası Filipinler’de okulların kapanmasına neden oldu, Tayland’da insanların ölümüne yol açtı.

Geçtiğimiz ay Hindistan’ın bazı bölgelerinde haftalarca süren sıcak hava dalgaları da okulların kapatmasına ve insanların ölümüne neden olmuştu.

BM’nin daha önceki çalışmaları, Dünya’nın ekosisteminde büyük değişikliklerin 1,5 ila 2 santigrat derece ısınma arasında başlama olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor; buna gezegenin mercan resiflerinin, Kuzey Kutbu deniz buzunun, bazı bitki ve hayvan türlerinin nihai kaybı ve insanları öldüren ve altyapıya zarar veren daha da kötü aşırı hava olayları da dahil.

Massachusetts’teki Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, mevcut artışın şimdiye kadar doğada yaşanan değişikliklerden çok daha fazla değişikliğe neden olmayacağını söyledi.

İklim bilimciler, iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarını engellemek için fosil yakıt kullanımının aşamalı olarak azaltılması ve yenilenebilir enerjinin daha fazla kullanılması gerektiğini düşünüyor. Küresel ısınmaya en olumsuz etkiyi, fosil yakıtlar (petrol, gaz ve kömür) yapıyor.

Francis, “Sera gazı konsantrasyonları dengelenene kadar, giderek daha sık ve yoğun aşırı hava olaylarıyla birlikte sıcaklık rekorları kırmaya devam edeceğiz” dedi.

BM’den kömür, petrol ve doğal gaz reklamlarına yasak çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, dünyayı iklim krizinin yıkıcı etkilerinden kurtarmak için fosil yakıt şirketlerinin reklamlarının yasaklanması gerektiğini söyledi.

Guterres, Dünya Çevre Günü nedeniyle yaptığı konuşmasında kömür, petrol ve gaz şirketlerini iklim değişikliği konusunda onlarca yıldır gerçeği çarpıtan ve halkı yanıltan “iklim kaosunun mafya babaları” olarak nitelendirdi.

Tütün reklamlarının halk sağlığına etkisi nedeniyle yasaklanmasına benzer şekilde, fosil yakıtlar için de bir yasağın uygulanması gerektiğini belirten Guterres tüm ülkeleri, medya ve teknoloji kurumlarını fosil yakıtların reklamlarından acilen uzaklaşmaya çağırdı.

BM Genel Sekreteri konuşmasında küresel ısınmanın önemli bir bölümünden sorumlu olan fosil yakıt endüstrisine bugüne kadar yaptığı en sert eleştiriyi yöneltti.

Guterres’in sözleri gezegenimizin rekor düzeyde ısındığını gösteren yeni çalışmaların ardından geldi. AB’nin iklim hizmetlerinden elde edilen veriler, son 12 ayın her birinin, yılın o dönemi için yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırdığını doğruluyor.

Paylaşın

Küresel Isınma: ‘En Sıcak Nisan’ Yaşandı

Geçtiğimiz nisan ayı, tüm dünyada kaydedilen en sıcak nisan ayı oldu. Nisan ayı ile birlikte geride kalan son 12 ay, dünyada şimdiye kadar kaydedilen en sıcak 12 aylık dönem oldu.

Avrupa Birliği’nin (AB) Copernicus uydu izleme sistemiyle yapılan ölçümlere göre, geçen ayın şimdiye kadar küresel olarak kaydedilen “en sıcak Nisan” olduğu bildirildi. Copernicus’tan yapılan açıklamada, geçen ayın ortalama yüzey hava sıcaklığının 15,03 derece ölçüldüğü, bu ölçümün ocak için 1991-2020 ortalamasının 0,67 derece üzerinde olduğu aktarıldı.

Geçen ayın şimdiye kadar küresel olarak kaydedilen “en sıcak nisan” olduğu bilgisine yer verilen açıklamada, ayrıca son 12 ayın üst üste kaydedilen en sıcak aylar olduğu kaydedildi.

Açıklamada, son 12 aydaki (Mayıs 2023-Nisan 2024) küresel ortalama sıcaklığın 1991-2020 ortalamasının 0,73 santigrat derece üzerinde ölçüldüğü bildirildi. Ayrıca sıcaklıkların en çok Doğu Avrupa bölgesinde ortalamanın üzerinde görüldüğü ifade edildi.

Dünya genelindeki duruma da yer verilen açıklamada Avrupa dışında, sıcaklıkların Kuzey Amerika’nın kuzey ve kuzeydoğusunda, Grönland’da, Doğu Asya’da, Ortadoğu’nun kuzeybatısında, Güney Amerika’nın bazı kısımlarında ve Afrika’nın büyük bölümünde ortalamanın üzerinde seyrettiği kaydedildi.

Deniz yüzeyi sıcaklıklarının aylar boyunca rekor düzeyde seyretmesi gibi bazı durumlar, bilim insanlarını, insan faaliyetlerinin iklim sisteminde “bardağı taşıran” bir etki yaratıp yaratmayacağını araştırmaya yöneltti.

Biliminsanları, iklim değişikliğinin Nisan ayında Afrika’nın Sahel bölgesinde binlerce ölüme neden olan yeni bir sıcak hava dalgası dahil olağanüstü hava koşullarına neden olduğunu doğrulamıştı.

Sıcaklık artışının sınırı olarak belirlenen 1,5 derece, bilim insanlarının ısınma sonucunda ortaya çıkabilecek ölümcül sıcaklık, sel felaketleri ve ekosistemlerin geri dönülemez şekilde zarar görmesi gibi en feci sonuçlardan kaçınılmasını sağlayacağını söylediği seviyeydi.

Ortalama küresel sıcaklığın on yıllar boyunca artışını dikkate alan bu sınır, teknik olarak henüz aşılmadı. Ancak bu hedefin artık gerçekçi olmadığını savunan kimi bilim insanları, hükümetleri hedefin aşılmasını sınırlandırmak için CO2 emisyonlarını daha hızlı azaltmaya çağırıyor.

C3S’nin veri seti 1940 yılına kadar uzanıyor. Biliminsanları, diğer verilerle çapraz kontrol yaparak geçen ayın, sanayi öncesi dönemden bu yana en sıcak Nisan ayı olduğunu doğruladı.

“Isınmanın ana nedeni fosil yakıt emisyonlar”

Londra’daki Imperial College Grantham Enstitüsü’nden iklim bilimci Friederike Otto, yakın zamanda konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Isınmanın ana nedeni fosil yakıt emisyonlarıdır” demişti.

Otto, bu emisyonların azaltılmaması halinde gezegenin ısınmaya devam edeceğini ve bunun da daha fazla kuraklığa, yangına, sıcak hava dalgalarına ve şiddetli yağışlara yol açacağını söylemişti.

Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis de, “Ancak denizdeki yapay sıcak dalgalarla birleşimi bu rekorları çok nefes kesici hale getirdi” demişti. Francis, El Nino’nun zayıflamasıyla birlikte, her ay küresel ortalama sıcaklıkların aşıldığı marjların düşeceğini söylemişti.

Francis, “Atmosferdeki sera gazı birikintileri yükselmeyi durdurana kadar gidişat değişmeyecek” demişti ve eklemişti: Bu da fosil yakıtları yakmayı bırakmamız, ormansızlaşmayı durdurmamız ve gıdalarımızı mümkün olan en kısa sürede daha sürdürülebilir bir şekilde yetiştirmemiz gerektiği anlamına geliyor.

Paylaşın

Küresel Isınma: Mart Ayında Sıcaklık Rekoru Kırıldı

Geçtiğimiz mart ayı, tüm dünyada kaydedilen en sıcak mart ayı oldu. Mart ayı ile geride kalan son 12 ayın, dünyada şimdiye kadar kaydedilen en sıcak 12 aylık dönem olduğu belirtildi.

İklim bilimci Friederike Otto, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Isınmanın ana nedeni fosil yakıt emisyonlarıdır” dedi. Otto, bu emisyonların azaltılmaması halinde gezegenin ısınmaya devam edeceğini ve bunun da daha fazla kuraklığa, yangına, sıcak hava dalgalarına ve şiddetli yağışlara yol açacağını söyledi.

Rusya’nın son yılların en kötü sel felaketiyle sarsılması ve Avustralya, Brezilya ile Fransa’nın bazı bölgelerinin olağanüstü yağışlı bir mart ayı geçirmesinde bu durumun rol oynadığı düşünülüyor.

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi’ne (C3S) göre, geçtiğimiz Mart, tüm dünyada kaydedilen en sıcak mart ayı oldu. İklim servisi tarafından yayınlanan aylık bültende, geçen ayın ortalama yüzey hava sıcaklığının 14,14 derece olduğu belirtildi.

İklim Değişikliği Servisi ayrıca, Mart ile geride kalan son 12 ayın, dünyada şimdiye kadar kaydedilen en sıcak 12 aylık dönem olduğunu belirtti. Nisan 2023’ten Mart 2024’e kadar küresel ortalama sıcaklık, 1850-1900 yıllarındaki sanayi öncesi dönemdeki ortalamanın 1,58 derece üzerinde kaydedildi.

C3S direktör yardımcısı Samantha Burgess AFP’ye verdiği demeçte, denizlerdeki durumun karadan daha “az şok edici” olmadığını belirterek şubat ayının ardından mart ayında da küresel okyanus yüzey sıcaklığı rekorunun kırıldığını ifade etti.

Bu rekorun “inanılmaz derecede sıra dışı” olduğunu da sözlerine ekleyen Burgess, ısınan okyanusların atmosfere daha fazla nem salmasından dolayı şiddetli rüzgarlar ve kuvvetli yağmurlar gibi giderek düzensizleşen hava koşullarının artışını sürdürmesinin “kuvvetle muhtemel” olduğunu vurguladı.

2023 ise, 1850’den beri tutulan küresel sıcaklık kayıtlarında dünyanın en sıcak yılı oldu. Yüksek sıcaklıklar bu yıl başında Venezuela’da çok sayıda orman yangınına, Güney Afrika’da ise kuraklığa ve milyonlarca insanın açlıkla karşı karşıya kalmasına neden oldu.

C3S, aşırı sıcaklığın birincil nedeninin insan kaynaklı sera gazı emisyonları olduğunu açıklarken, sıcaklıkları yükselten diğer faktörler arasında Büyük Okyanus’ta yüzey sularını ısıtan hava dalgası El Nino’nun da yer aldığını belirtti. C3S, El Nino’nun Mart ayında hafiflediğini ancak buna rağmen, dünyanın ortalama deniz yüzeyi sıcaklığının rekor seviyeye ulaştığını bildirdi.

Londra’daki Imperial College Grantham Enstitüsü’nden iklim bilimci Friederike Otto, “Isınmanın ana nedeni fosil yakıt emisyonlarıdır” dedi. Otto, bu emisyonların azaltılmaması halinde gezegenin ısınmaya devam edeceğini ve bunun da daha fazla kuraklığa, yangına, sıcak hava dalgalarına ve şiddetli yağışlara yol açacağını söyledi.

Woodwell İklim Araştırma Merkezi’nden bilim insanı Jennifer Francis, “Ancak denizdeki yapay sıcak dalgalarla birleşimi bu rekorları çok nefes kesici hale getirdi” dedi. Francis, El Nino’nun zayıflamasıyla birlikte, her ay küresel ortalama sıcaklıkların aşıldığı marjların düşeceğini söyledi.

Francis, “Atmosferdeki sera gazı birikintileri yükselmeyi durdurana kadar gidişat değişmeyecek” dedi ve ekledi: Bu da fosil yakıtları yakmayı bırakmamız, ormansızlaşmayı durdurmamız ve gıdalarımızı mümkün olan en kısa sürede daha sürdürülebilir bir şekilde yetiştirmemiz gerektiği anlamına geliyor.

Paylaşın

İklim Krizi: Su Savaşları Çıkabilir

Avrupa Komisyonu’nun sızdırdığı iklim raporunda, “Üye ülkelerin kendi sınırlarında olmayan su kaynakları nedeniyle çatışmaya girme riski oluşabilir. Farklı sektörlerde su kaynaklarına erişimle ilgili rekabet artabilir” ifadelerine yer verildi.

Raporda, ayrıca iklim kriziyle birlikte Avrupa ülkelerinin, Batı Nil virüsü gibi salgın hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalacağı fakat devletlerin buna hazırlıklı olmadığı bildirildi.

Avrupa Birliği’nin (AB) yürütme organı Avrupa Komisyonu’ndan sızdırılan rapor taslağında, gelecekte su kıtlığı nedeniyle üye ülkeler arasında savaşlar çıkabileceği bildirildi.

ABD’nin önde gelen gazetecilik kuruluşlarından Politico’nun çarşamba günkü haberine göre metinde, AB ülkelerinin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı hazırlıksız olduğuna işaret edilirken, su kıtlığının sağlıktan enerjiye kadar birçok sektörü vuracağı belirtiliyor.

Bu durumun AB ülkeleri arasındaki gerginliği artırabileceğine dikkat çekilen metinde şu ifadelere yer veriliyor:

Söz konusu riskler çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Üye ülkelerin kendi sınırlarında olmayan su kaynakları nedeniyle çatışmaya girme riski oluşabilir. Farklı sektörlerde su kaynaklarına erişimle ilgili rekabet artabilir.

Komisyon raporunda, AB’nin gelecekte iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini daha fazla hissedeceği belirtilerek “kuraklık, sel, orman yangınları, hastalıklar, mahsul kıtlığı, sıcak kaynaklı ölümler ve altyapı hasarları gibi felaketlerle” karşı hazırlıklı olunması gerektiği vurgulanıyor.

İklim krizinin ekonomiye zararlarına da dikkat çekilen metinde, 2100’e kadar AB ekonomisinde yüzde 7 gelir kaybı yaşanabileceği öngörülüyor. Kıyı alanlarında yaşanacak sel felaketlerininse yıllık 1,6 trilyon euroluk zarara neden olabileceği tahmini ediliyor.

Çalışmada, 1980’den beri AB’de yaşanan kuraklık olaylarının toplamda yıllık 9 milyar euro, sel felaketlerininse 170 milyar euro zarara yol açtığı bilgisi de paylaşıldı.

Ayrıca iklim kriziyle birlikte Avrupa ülkelerinin, Batı Nil virüsü gibi salgın hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalacağı fakat devletlerin buna hazırlıklı olmadığı bildirildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Küresel Sıcaklıklar Ocak Ayında Da Rekor Kırdı

İklim Değişikliği Servisi Copernicus, bilim insanlarının “insanlık için bir uyarı” nitelemesine atıfla, Dünya’nın son 12 ay boyunca sanayi öncesi dönemden 1,5 derece daha sıcak olduğunu açıkladı.

İklim bilimcilerine göre 2024 yılı, 1850-1900 dönemi için tahmin edilen ocak ayı ortalama sıcaklığına göre 1,66°C daha sıcak bir başlangıç yaptı. Bu da, ön-sanayi dönemi referans periyodu olarak kabul edilen zaman dilimindeki ocak ortalamasının üzerinde bir sıcaklık artışına işaret ediyor.

Avrupa Birliği’ne bağlı İklim Değişikliği Servisi Copernicus (C3S) tarafından yapılan ölçüm, “Ocak 2024″ün küresel ölçekte kayıtlara geçen en sıcak ocak ayı olduğunu ortaya koydu.

Copernicus’un uydu izleme sistemiyle yaptığı küresel yüzey hava ve deniz sıcaklıkları ve deniz buzu örtüsü ile hidrolojik değişkenlerde gözlemlenen değişikliklere ilişkin aylık iklim güncellemesi yayımlandı.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, Ocak 2024’te ortalama yüzey hava sıcaklığı 13,14 derece olarak ölçüldü.

Söz konusu ölçümün ocak için 1991-2020 ortalamasının 0,70 derece, 2020’de kaydedilen bir önceki en sıcak ocak ayının da 0,12 derece üzerinde olduğu kaydedildi.

Açıklamada son 8 ayın üst üste kaydedilen en sıcak aylar olduğu belirtilerek, son 12 aydaki (Şubat 2023 – Ocak 2024) küresel ortalama sıcaklığın 1991-2020 ortalamasının 0,64 santigrat derece üzerinde ölçüldüğü belirtildi.

Copernicus’un açıklamasında, bilim insanlarının “insanlık için bir uyarı” nitelemesine atıfla, Dünya’nın son 12 ay boyunca sanayi öncesi dönemden 1,5 derece daha sıcak olduğu dile getirildi.

İklim bilimcilerine göre 2024 yılı, 1850-1900 dönemi için tahmin edilen ocak ayı ortalama sıcaklığına göre 1,66°C daha sıcak bir başlangıç yaptı. Bu da, ön-sanayi dönemi referans periyodu olarak kabul edilen zaman dilimindeki ocak ortalamasının üzerinde bir sıcaklık artışına işaret ediyor.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezinin (ECMWF) “ERA5” diye isimlendirilen küresel saatlik değerlendirme verileri, dünya genelindeki uydular, gemiler, uçaklar ve meteoroloji istasyonlarından alınan milyarlarca ölçüm kullanılarak yapılıyor.

Kuruluş son on iki aydaki (Şubat 2023 – Ocak 2024) küresel ortalama sıcaklığın, 1991-2020 ortalamasının 0,64C ve 1850-1900 sanayi öncesi ortalamasının 1,52C üzerinde, kayıtlardaki en yüksek sıcaklık olduğunu bildirdi.

C3S Direktör Yardımcısı Samantha Burgess, “2024 rekor kıran başka bir ayla başlıyor, sadece kayıtlardaki en sıcak ocak ayı değil, aynı zamanda sanayi öncesi döneminin 1,5C’nin üzerinde 12 aylık bir dönem yaşadık” diyor ve ekliyor: Sera gazı emisyonlarının hızla azaltılması küresel sıcaklık artışını durdurmanın tek yolu.

Öte yandan Avrupa’da geçen aya (Ocak 2024) ait sıcaklıklar, kuzey ve güney bölgelerde farklılık gösterdi. Örneğin İskandinav ülkelerinde 1991-2020 ortalamasının çok altında olan sıcaklıklar, güney ülkelerde bu ortalamanın çok üstünde seyretti.

Avrupa dışında, sıcaklıklar Kanada’nın doğusu, Afrika’nın kuzeybatısı, Orta Doğu ve Merkezi Asya’da ortalamanın oldukça üzerinde, Kanada’nın batısı, ABD’nin orta bölgeleri ile Sibirya’nın doğusunda ortalamanın altında kaldı.

El Nino hava olayı, ekvatoral Pasifik’te zayıflamaya başlasa da deniz hava sıcaklıkları genel olarak alışılmadık derecede yüksek bir seviyede kaldı.

Paylaşın

Ağaçlar, İklim Değişikliği Nedeniyle ‘Nefes Almakta’ Zorlanıyor

Yakın tarihli bir araştırma, ağaçların, sıcak ve kuru iklimlerde, karbon emisyonlarını dengelemekte önemli bir mekanizma olan karbondioksiti (CO2) etkili bir şekilde absorbe etmede ve depolamada zorlandığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Penn State’ten araştırmanın baş yazarı Max Lloyd, atmosferden en fazla karbondioksit süzülmesini sağlayan bitkiler ile iklimin ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu ve bu önemli dengenin bozulduğunu söyledi.

Fotosentez yapan ağaçlar, olumsuz koşullar altında fotosolunuma uğrar ve karbondioksiti (CO2) atmosfere geri bırakır.

Araştırma, sıcak iklimlerde, özellikle suyun kıt olduğu dönemlerde, fotosolunum oranının iki kata kadar arttığını ortaya çıkardı. Ağaçlar, genellikle, fotosentez yoluyla havadaki karbondioksiti büyümek için kullanıyor.

Araştırma, ağaçların karbondioksit tutulmasında ve iklim değişikliğinin hafifletilmesinde oynadığı role ilişkin anlayışı temelden değiştiriyor.

Daha sıcak, daha kuru iklimlerde yer alan ağaçların karbon tutumuna daha az katkıda bulunduğunu ortaya koyan araştırma, ağaçların, doğal karbon yutucu rolleri hakkındaki önceki varsayımlara meydan okuyor.

Araştırmanın sonucu, sıcaklık seviyeleri artıkça ağaçların, atmosferdeki karbondioksiti süzmedeki rolünün azalacağı ve dolayısıyla gezegeni soğutmadaki rolünü engelleyebileceğini, küresel ısınmayla mücadele stratejilerini yeniden değerlendirmenin aciliyetini vurguluyor.

İklim değişmeye devam ederken, araştırma, bitkiler ve atmosfer arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak için daha incelikli bir yaklaşıma duyulan ihtiyacın da altını çiziyor.

Paylaşın