Hatimoğulları: Demokrasi Ve Seçim Güvencesi En Temel Talep

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada hem Türkiye’deki siyasi gündemi hem de bölgesel gelişmeleri değerlendirdi.

Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında özellikle demokrasi, seçim güvenliği ve seçilmişlerin durumu öne çıktı.

Hatimoğulları, Türkiye’de yurttaşların en temel taleplerinden birinin demokratik hakların korunması ve seçimle göreve gelenlerin görevlerini sürdürebilmesi olduğunu vurguladı. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasına tepki gösteren Hatimoğulları, “Yurttaş seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesini talep ediyor” dedi.

Toplumun geniş kesimlerinde demokrasiye yönelik güçlü bir talep olduğunu ifade eden Hatimoğulları, “Ülkenin tamamına yakını Türkiye’de demokrasinin kırıntısının kalmadığını söylüyor ve demokrasi istiyor. Yargının bağımsız olmadığına, kararların siyasi saiklerle verildiğine dair güçlü bir kanaat var” diye konuştu.

Seçilmiş siyasetçilere yönelik tutuklamalara da değinen Hatimoğulları, Ekrem İmamoğlu, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Can Atalay gibi isimlerin durumuna dikkat çekerek bu isimlerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Hatimoğulları, iktidarın meşruiyetinin yalnızca güvenlik aygıtlarıyla değil, halkın rızası ve demokratik katılımıyla sağlanabileceğini belirterek, “Bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargı gücü değildir, halkın sesine kulak vermesidir” ifadelerini kullandı.

DEM Parti’nin demokratikleşme hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Hatimoğulları, “Demokrasi herkes içindir diyerek yola çıktık. Bu odaktan asla ayrılmayacağız” dedi.

Bölgesel gelişmeler ve 1 Mayıs mesajı

Konuşmasında Orta Doğu’daki çatışmalara da değinen Hatimoğulları, savaşların sivil halklar üzerinde ağır yıkımlara yol açtığını belirterek “Savaşa hayır demeyi sürdüreceğiz” mesajını yineledi.

Yaklaşan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, işçi sınıfının güvencesiz çalışma koşullarına dikkat çekti. “1 Mayıs, emekçilerin adalet ve eşitlik çağrısıdır” diyen Hatimoğulları, DEM Parti olarak tüm kadrolarıyla alanlarda olacaklarını söyledi.

Hatimoğulları ayrıca iktidara çağrıda bulunarak Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması gerektiğini ifade etti.

Paylaşın

Kronik Ağrı Ve Sigara Kullanımı Arasında “Kısır Döngü”

Kansas Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma, kronik ağrı yaşayan bireylerin sigara ve elektronik sigara kullanımına çok daha yüksek oranda yöneldiğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / 2014–2023 yılları arasında Ulusal Sağlık Görüşme Anketi (NHIS) verilerinin incelendiği çalışma, kronik ağrı ile tütün kullanımı arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki bulunduğunu gösterdi.

Bulgular, American Journal of Preventive Medicine dergisinde yayımlandı.

Araştırmaya göre, kronik ağrı yaşayan kişiler hem sigara hem de elektronik sigara kullanımında, ağrı şikâyeti olmayanlara kıyasla belirgin şekilde daha yüksek oranlara sahip. Çalışma, ABD genelinde sigara kullanım oranları düşerken, bu düşüşün kronik ağrı yaşayan bireylerde çok daha yavaş gerçekleştiğini de ortaya koydu.

Kansas Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Yardımcı Doçent Jessica Powers, bu ilişkiyi “kısır döngü” olarak tanımladı. Powers, “Ağrı sigara içmeyi tetikliyor, sigara içmek ise ağrıyı daha da kötüleştiriyor. Bu durum bırakmayı da oldukça zorlaştırıyor” dedi.

Nikotin kullanımının kısa vadede geçici bir rahatlama hissi oluşturabildiğini ancak uzun vadede ağrı eşiğini düşürebildiğini belirten Powers, kronik ağrı riskinin de artabileceğine dikkat çekti.

Araştırmada, 195 binden fazla katılımcının verilerinin analiz edildiği belirtildi. Bulgulara göre kronik ağrı çeken bireylerin sigara, elektronik sigara veya her ikisini birden kullanma olasılığı, ağrısı olmayanlara kıyasla yaklaşık iki kat daha fazla.

Powers, kronik ağrıyla yaşayan bireylerin sigarayı çoğu zaman bir başa çıkma yöntemi olarak gördüğünü belirterek, “Hastalarımızın bir kısmı evden çıkamama, günlük aktiviteleri yapamama ve ruhsal çöküntüyle baş etmek için sigaraya yöneliyor. Ancak bu yöntem durumu daha da ağırlaştırıyor” ifadelerini kullandı.

Araştırma, ağrı şiddeti arttıkça tütün kullanımının da yükseldiğini gösterirken, sigara bırakma oranlarının kronik ağrı hastalarında daha yavaş ilerlediğine işaret etti.

Elektronik sigara kullanımına da dikkat çeken araştırmacılar, nikotinin ağrı sistemi üzerindeki etkilerinin hâlen tam olarak anlaşılmadığını ancak ağrı duyarlılığını artırabileceğine dair bulgular bulunduğunu aktardı.

Powers, bu sonuçların klinik uygulamalar açısından önemli olduğuna vurgu yaparak, kronik ağrı tedavisi ile sigara bırakma programlarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. “Elimizde etkili ağrı tedavileri ve sigara bırakma yöntemleri var. Ancak asıl etki, bu iki yaklaşım birleştirildiğinde ortaya çıkacak” dedi.

Paylaşın

Bahçeli’den Net Mesaj: Ara Seçim Yok, Seçim Zamanında

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında hem dış politika hem ekonomi hem de iç siyasete ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Bahçeli, gündemdeki “ara seçim” tartışmalarına da net bir yanıt vererek, “Ara seçim yok, seçim zamanındadır. Türk milletinin iradesidir, o iradeye de şimdiden saygı duymak lazımdır” dedi.

Konuşmasında küresel gelişmelere geniş yer ayıran Bahçeli, enerji güvenliği, sınır emniyeti ve uluslararası hukuk arasındaki gerilimin “çok katmanlı bir hesaplaşma ağı” oluşturduğunu söyledi.

İran ile ilgili çatışmalara değinen Bahçeli, ABD ve İsrail’in 2026 başında gerçekleştirdiği saldırılar sonrası sağlanan geçici ateşkesin kalıcı bir barış anlamına gelmediğini savundu. Ateşkesin “tarafların pozisyonlarını gözden geçirdiği bir ara safha” olduğunu ifade eden Bahçeli, krizin sürdüğünü belirtti.

İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarına da değinen MHP lideri, “Siyonist hesapların Lübnan topraklarını terk etmeye niyeti yok” ifadelerini kullanarak, bölgedeki saldırıların artarak devam ettiğini söyledi. Bahçeli, Gazze’deki insani krizin Lübnan’a da yansıdığını belirterek uluslararası toplumun daha aktif olması gerektiğini vurguladı.

Terörle mücadele ve “Terörsüz Türkiye” hedefi üzerinden partisinin politikalarını savunan Bahçeli, MHP’ye yönelik eleştirileri de sert bir dille yanıtladı.

“Çapları MHP’yi tartışmaya yetmez” diyen Bahçeli, Türk milliyetçiliğini sorgulama girişimlerinin “siyasi acziyet” göstergesi olduğunu ifade etti.

Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerinde tarım ve gıda güvenliğini ön plana çıkaran Bahçeli, savaşların artık yalnızca silahla değil, gıda ve üretim üzerinden de yürütüldüğünü söyledi.

Tarımı “milli mukavemetin temeli” olarak tanımlayan Bahçeli, çiftçilerin desteklenmesi gerektiğini vurguladı. “Toprağı küstürmemek, çiftçiyi yalnız bırakmamak” gerektiğini belirten MHP lideri, gıda güvenliğini “milli egemenlik ve milli beka meselesi” olarak nitelendirdi.

Bahçeli, dışa bağımlı gıda sistemlerinin ülkeleri kırılgan hale getirdiğini ifade ederek, üretimin stratejik önemine dikkat çekti.

Konuşmasında güvenlik güçlerine de geniş yer ayıran Bahçeli, polis teşkilatının ağır çalışma koşulları altında görev yaptığını söyledi.

Türk Polis Teşkilatı’nın 181. kuruluş yıl dönümüne de değinen Bahçeli, uzun mesai saatleri, yoğun nöbet sistemi ve psikolojik baskının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. Polis intiharlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek çalışma koşullarının iyileştirilmesi çağrısında bulundu.

“Ara seçim yok” mesajı

Toplantı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bahçeli, ara seçim tartışmalarını bir kez daha reddederek, “Seçim zamanındadır. Türk milletinin iradesi esastır” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Mansur Yavaş Hakkında “Soruşturma İzni”

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş hakkında, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşandığı iddia edilen bir olayla ilgili önemli bir gelişme yaşandı.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi tarafından, ABB’ye ait araçların seçim mitinginde kullanıldığı iddiası kapsamında soruşturma izni verildi.

Soruşturma iznine konu olayın, 2023 seçim döneminde Karabük’te düzenlenen bir cumhurbaşkanlığı mitingi sırasında yaşandığı öne sürülüyor. Dosyada yer alan iddialara göre, ABB’ye ait altı minibüsün miting için Karabük’e gönderildiği belirtildi.

Söz konusu seçimde muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu olmuştu.

Çiftçi imzalı soruşturma izni yazısında, Mansur Yavaş’ın araçların Karabük’e gönderilmesine ilişkin doğrudan bir talimatının bulunduğuna dair herhangi bir bulguya rastlanmadığı ifade edildi. Ancak aynı yazıda, araçların bu şekilde sevk edilmesinin Yavaş’ın bilgisi dışında gerçekleşmiş olamayacağı yönünde bir değerlendirmeye yer verildi.

Bu ifade, kararın hukuki dayanağına ilişkin tartışmaları beraberinde getirirken, ABB cephesinin “varsayıma dayalı sorumluluk yükleme” eleştirilerinin de temelini oluşturdu.

Ankara Büyükşehir Belediyesi, soruşturma iznine yazılı açıklamayla tepki gösterdi. Açıklamada, kararın somut bir delile dayanmadığı ve yalnızca varsayım üzerinden kurulduğu savunuldu.

Belediye ayrıca, 2023 seçim kampanyası sürecinde Mansur Yavaş’ın belediye başkanlığı maaşını dahi almadığını vurguladı. Bu durumun, kamu kaynaklarının seçim faaliyetiyle ilişkilendirilmemesi adına gösterilen hassasiyetin bir göstergesi olduğu ifade edildi.

Açıklamada, iddiaların bir televizyon programında gündeme gelmesinin ardından Yavaş’ın konuyu doğrudan teftişe açtığı, yapılan incelemede ise herhangi bir bulguya rastlanmadığı da aktarıldı.

ABB açıklamasında ayrıca, geçmiş döneme ilişkin dikkat çekici bir karşılaştırmaya yer verildi. Eski belediye yönetimi döneminde çalışanların zorla mitinglere götürüldüğü, belediye otobüsleriyle siyasi organizasyonlara katılım sağlandığı iddia edilirken, buna rağmen herhangi bir soruşturma açılmadığı savunuldu.

Bu durumun kamuoyunun takdirine bırakıldığı belirtilirken, mevcut soruşturma izninin “sindirme ve itibarsızlaştırma girişimi” olduğu görüşü tekrarlandı.

Belediye, verilen soruşturma iznine karşı hukuki sürecin başlatılacağını ve kararın Danıştay nezdinde itiraza taşınacağını duyurdu.

Siyasi tartışma büyüyor

Gelişme siyasi cephede de geniş yankı buldu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, soruşturmaya ilişkin ilk değerlendirmesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmiş seçim süreçlerinde devlet araçlarını ve resmi imkânları kullandığını öne sürerek uygulamayı eleştirdi. Özel, bu tür uygulamalara geçmişte sessiz kalındığını, bugün ise farklı bir hassasiyet gösterilmesinin çelişki oluşturduğunu savundu.

Özel ayrıca, Erdoğan’ın seçim dönemlerinde valilerin eşlik ettiği resmi programlarla mitinglere katıldığını belirterek, bu durumların da kamu kaynakları kullanımına ilişkin tartışma yarattığını ifade etti.

Soruşturmalar gündemde

Öte yandan, son dönemde CHP’li belediyelere yönelik soruşturmaların arttığı da siyasi tartışmaların bir diğer başlığı oldu. Son iki ay içinde Bolu, Uşak ve Bursa belediye başkanlarının tutuklanması, muhalefet tarafından “siyasi operasyon” olarak değerlendirilirken, iktidar cephesi ise soruşturmaların hukuki süreçler kapsamında yürütüldüğünü savunuyor.

Dosyanın ilerleyen süreçte nasıl şekilleneceği ve Danıştay’a yapılacak itirazın sonucu, hem siyasi hem de hukuki açıdan yakından takip ediliyor.

Paylaşın

Yapay Zeka, Yaratıcılığı Tek Tipleştiriyor Mu?

Yüz binlerce büyük dil modeli (LLM) geliştirilmiş olmasına rağmen, piyasada GPT-4, Claude ve Gemini gibi az sayıda ticari sistemin baskın olduğu görülüyor.

Kullanıcılar özellikle yazma gibi yaratıcı görevlerde farklı modeller arasında tercihler yapsa da, yeni araştırmalar bu modellerin düşündüğümüz kadar “çeşitli” üretimler sunmadığını ortaya koyuyor.

Duke Üniversitesi tarafından yürütülen ve Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) Nexus dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, ticari yapay zeka modellerinin yaratıcı çıktıları insanlara kıyasla çok daha benzer bir yapıya sahip. Araştırmacılar, farklı modellerden alınan yanıtların beklenenden daha az çeşitlilik gösterdiğini tespit etti.

Duke Üniversitesi Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Emily Wenger, “İnsanlar farklı yapay zeka modellerinin yaratıcı görevlerde farklı yönlere evrilip evrilmediğini merak edebilir. Bu çalışma temel olarak ‘hayır’ diyor. Model çıktıları, insanlara göre daha düşük çeşitlilik gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Araştırma, 22 farklı yapay zeka modeli ile 100’den fazla insan katılımcının karşılaştırıldığı üç standart yaratıcılık testi üzerinden yürütüldü: Alternatif Kullanımlar Testi (AUT), Farklı Çağrışım Görevi (DAT) ve İleri Akış (FF) testi. Bu testler, ıraksak düşünme ve yaratıcı çeşitliliği ölçmeyi amaçlıyor.

Sonuçlara göre, tek bir yapay zeka modeli bazı durumlarda bireysel insanlardan daha yüksek “yaratıcılık puanı” alabilse de, genel olarak modellerin ürettiği yanıtların birbirine oldukça benzer olduğu görüldü. Araştırmacılar, bu durumun modellerin benzer veri setleri üzerinde eğitilmesi ve benzer hedef fonksiyonlara sahip olmasından kaynaklanabileceğini belirtiyor.

Technion – İsrail Teknoloji Enstitüsü’nden Yoed Kenett ise, “Yapay zeka son derece özgün gibi görünse de aslında yanıtlar giderek homojenleşiyor” diyerek bu eğilimin uzun vadede yaratıcı düşünce üzerinde olumsuz etkiler doğurabileceği uyarısında bulundu.

Araştırmada ayrıca, kullanıcıların yapay zekayı bir “yaratıcı ortak” olarak giderek daha fazla kullandığına dikkat çekildi. Ancak uzmanlara göre bu durum, üretimlerin birbirine daha çok benzemesine yol açabilir.

Emily Wenger, yapay zeka kullanımının artmasıyla birlikte yaratıcı çeşitliliğin azalabileceğine işaret ederek, “Aşırı güven, fikirlerin aynı kalıplara sıkışmasına neden olabilir” dedi.

Araştırmacılar, özgün fikir üretmek isteyenler için yalnızca yapay zekaya değil, farklı bakış açılarına sahip insanlarla yapılan beyin fırtınalarına da önem verilmesi gerektiğini vurguladı.

Paylaşın

Kemer Sıkma Politikaları: Borçlandırma Yoluyla Terbiye

Küresel ekonomi, son on yılda art arda yaşanan krizler, yükselen kamu borçları ve finansal kırılganlıklarla birlikte yeniden “kemer sıkma” tartışmalarının merkezine yerleşti.

Haber Merkezi / Uluslararası finans kuruluşlarının ve borç veren mekanizmaların dayattığı mali disiplin politikaları, birçok ülkede yalnızca ekonomik bir dengeleme aracı olarak değil, aynı zamanda toplumsal yaşamı yeniden şekillendiren bir “yapısal kontrol mekanizması” olarak eleştiriliyor.

Ekonomi literatüründe kemer sıkma politikaları; kamu harcamalarının kısılması, vergilerin artırılması ve sosyal devletin daraltılması üzerinden borç sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlayan uygulamalar olarak tanımlanıyor. Ancak akademik çalışmalar, bu politikaların kısa vadede mali disiplin sağlasa bile uzun vadede büyümeyi zayıflattığını, işsizliği artırdığını ve gelir eşitsizliğini derinleştirdiğini ortaya koyuyor.

“Borçla disiplin” modeli ve küresel deneyimler

Özellikle Uluslararası Para Fonu (IMF) programları üzerinden uygulanan kemer sıkma reçeteleri, birçok ülkede borç krizlerinin ardından devreye sokuldu. Vergi artışları ve kamu harcamalarında sert kesintiler, borçların azaltılması için temel koşul haline gelirken, bu süreç sosyal harcamaların daralmasına yol açtı.

Latin Amerika’dan Güney Avrupa’ya, Asya krizinden Afrika ülkelerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada uygulanan bu politikalar, ekonomik istikrar hedefiyle başlatılsa da sıklıkla derin toplumsal kırılmalarla sonuçlandı. Arjantin, Yunanistan ve Endonezya gibi örneklerde kamu borcunu azaltma hedefi, uzun süreli resesyonlar, işsizlik artışı ve sosyal huzursuzlukla birlikte anıldı.

Eşitsizlik ve sosyal daralma eleştirisi

Eleştirel ekonomik yaklaşımlar, kemer sıkma politikalarının yalnızca mali bir tercih değil, aynı zamanda gelir dağılımını yeniden şekillendiren politik bir tercih olduğunu vurguluyor. Kamu harcamalarının kısılması, eğitim ve sağlık gibi temel alanlarda devletin geri çekilmesine neden olurken, bu boşluğun piyasa mekanizmaları tarafından doldurulması sosyal eşitsizlikleri artırıyor.

Bu çerçevede bazı araştırmalar, kemer sıkmanın yalnızca bütçe dengesi değil, aynı zamanda “toplumsal disiplin” üretme işlevi gördüğünü savunuyor. Özellikle kriz dönemlerinde devreye sokulan bu politikaların, borçlu toplumları finansal piyasalara daha bağımlı hale getirdiği ve ekonomik karar alma alanını daralttığı ileri sürülüyor.

“Reçete” mi, “bağımlılık döngüsü” mü?

Kemer sıkma politikalarının savunucuları, bu uygulamaların devletleri aşırı borçlanmadan koruduğunu ve kredi güvenilirliğini artırdığını belirtirken, eleştirmenler tam tersine bir borç döngüsü yarattığını savunuyor. Buna göre kamu harcamalarındaki kesintiler ekonomik büyümeyi yavaşlatarak vergi gelirlerini düşürüyor, bu da yeni borçlanma ihtiyacını yeniden doğuruyor.

Bu kısır döngü, bazı akademik çalışmalarda “mali tuzak” olarak tanımlanıyor ve borçlandırma mekanizmasının ekonomik olmaktan çok siyasal bir araç haline geldiği ileri sürülüyor.

Ekonomiden toplumsal mühendisliğe

Eleştirel perspektife göre kemer sıkma politikaları, yalnızca bütçe dengeleme aracı değil; aynı zamanda devletlerin sosyal harcamalar üzerinden yeniden yapılandırıldığı, toplumların tüketim ve yaşam biçimlerinin dönüştürüldüğü bir yönetim modeli olarak işliyor.

Bu çerçevede borç, yalnızca finansal bir yük değil; aynı zamanda ülkelerin ekonomik tercihlerini sınırlayan ve siyasal alanı daraltan bir “disiplin aracı” haline geliyor. Tartışmalar ise temel bir soruda yoğunlaşıyor: Kemer sıkma, gerçekten bir ekonomik zorunluluk mu, yoksa borç üzerinden kurulan yeni bir küresel düzenin yönetim teknolojisi mi?

Paylaşın

Enflasyon Mutfağı Vurdu; Sağlıklı Beslenmek Lüks Oldu

Sağlıklı beslenme maliyetinin sadece üç ayda yüzde 14 ila 20 arttı; gıda fiyatlarındaki yükselişin artık doğrudan hanelerin sağlıklı yaşama erişimini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

Türkiye’de yüksek ve yapışkan enflasyonun hanehalkı bütçeleri üzerindeki baskısı sürerken, Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE) gıda enflasyonunun “sağlıklı yaşam” üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla yeni bir çalışma yayımladı. “İdeal Beslenme Endeksi (TÇE-İDE)” adı verilen rapor, sağlıklı beslenmenin maliyetindeki artışı gözler önüne serdi.

14 Nisan 2026 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan çalışmada, fiili tüketim alışkanlıkları yerine Sağlık Bakanlığı’nın “Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2022” verilerinde yer alan örnek menüler esas alındı. Bu menülerin maliyeti ise WEB-TÜFE fiyatları üzerinden hesaplanarak, sağlıklı beslenmenin güncel ekonomik karşılığı ortaya konuldu.

Raporda Türkiye’deki gelir dağılımı eşitsizliğine de dikkat çekildi. TÜİK 2024 verilerine atıf yapılan çalışmada, en yoksul yüzde 20’lik kesimin toplam harcamalarının yüzde 30,4’ünü gıda ve alkolsüz içeceklere ayırmak zorunda kaldığı belirtildi. Buna karşılık en zengin yüzde 20’lik grupta bu oranın yüzde 12,8 seviyesinde kaldığı vurgulandı.

TÇE, bu farkın gıda fiyatlarındaki artışın alt gelir gruplarında yarattığı refah kaybını daha görünür hale getirdiğini ifade etti.

Üç farklı aile üzerinden maliyet hesabı

Çalışmada sağlıklı beslenme maliyeti üç farklı hane tipi üzerinden hesaplandı. 2026 yılının ilk üç ayına ilişkin veriler, tüm aile gruplarında dikkat çekici artışlara işaret etti.

Aile 1 (30 ve 36 yaş ebeveyn, 4 yaş çocuk ve 3 aylık bebek): 1 Ocak 2026’da 1.171,45 TL olan günlük ideal beslenme maliyeti, 31 Mart itibarıyla 1.345,71 TL’ye yükseldi. Bu dönemde üç aylık kümülatif artış yüzde 14,0 olarak hesaplandı.

Aile 2 (42 yaşlarında ebeveyn, 10 ve 16 yaşlarında iki çocuk): Büyüme çağındaki çocukların bulunduğu bu hanede günlük maliyet 1.411,94 TL’den 1.706,99 TL’ye çıktı. Üç aylık artış yüzde 20,2 olarak kaydedildi.

Aile 3 (Genç ebeveynler, iki çocuk ve 68 yaşında bir yetişkin): Beş kişilik geniş ailede günlük beslenme maliyeti 1.522,85 TL’den 1.809,38 TL’ye yükseldi. Bu grupta üç aylık artış oranı yüzde 18,0 oldu.

TÇE raporunda önemli bir metodolojik uyarıya da yer verildi. Endeksin yalnızca referans menülerdeki “çiğ gıda” ürünlerinin piyasa fiyatlarını kapsadığı, buna yemek hazırlama sürecindeki elektrik, doğalgaz, su ve emek maliyetlerinin dahil edilmediği belirtildi.

Ayrıca restoran, paket servis ve dışarıda yeme-içme harcamalarının da hesaplamalara dahil edilmediği vurgulandı. Bu nedenle, Türkiye’deki gerçek “mutfak enflasyonu” ve sağlıklı beslenme maliyetinin açıklanan rakamların da üzerinde olabileceği ifade edildi.

Aylık düzenli takip yapılacak

TÇE, “İdeal Beslenme Endeksi”ni bundan sonra her ayın ilk yarısında düzenli olarak yayımlayacağını duyurdu. Çalışmanın, özellikle gıda enflasyonunun toplumsal refah ve sağlık üzerindeki etkilerini daha görünür kılmayı amaçladığı belirtildi.

Paylaşın

Çocuklarda Kronik Kabus Döngüsü Nasıl Kırılır?

Yeni yayınlanan bir araştırma, çocukların neden bu kabus döngüsüne hapsolduğunu ve terapinin bu süreci nasıl durdurabileceğini açıklayan yeni bir model öneriyor.

Haber Merkezi / Her çocuk kabus görür. Genellikle bu kötü rüyalar sadece geçici bir rahatsızlık verse de, bazen kalıcı hale gelerek gelişimin kritik bir döneminde uyku düzenini ciddi şekilde bozabilir. Tedavi edilmediği takdirde kronik kabuslar, hızla daha karmaşık sorunlara yol açabilir.

Frontiers in Sleep dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, çocukların neden bu kabus döngüsüne hapsolduğunu ve terapinin bu süreci nasıl durdurabileceğini açıklayan yeni bir model öneriyor.

Tulsa Üniversitesi’nden araştırmacı Lisa Cromer, durumu şöyle özetliyor: “Kabus, uyanmanıza neden olan kötü bir rüyadır. Eğer uyanmazsanız, beyniniz rüyadaki korkuyu çözme görevini yerine getiriyor demektir. Ancak çocuk uyanırsa, aslında kabustan kaçmaya çalışıyordur. Çocuk uyandığında kabusu zihninde çözümleyemez; bu da sorunu daha da kötüleştirir. Bu yüzden kabusların tedavi edilmesi hayati önem taşır.”

DARC-NESS Modeli Nedir?

“DARC-NESS” (Karanlık) olarak kısaltılan bu model, çocukların kabus döngüsünde sıkışıp kalmasına neden olan çeşitli faktörleri tanımlar. Çerçevenin merkezinde “kabus öz yeterliliği” yer alır; yani çocuğun kabuslarla başa çıkma, onları kontrol etme veya azaltma yeteneğine olan inancı.

Döngüyü devam ettiren ve kabus öz yeterliliğini düşük tutan diğer faktörler şunlardır:

Rüya içeriği ve rüyanın nasıl değerlendirildiği.
Duygu düzenleme kaynakları.
Koşullu uyarılma.
Uyku hijyeni, uyku miktarı ve kalitesi.

Döngüyü Kırmak: Terapötik Müdahale

Bu faktörler sadece kabusları şiddetlendirmekle kalmaz, aynı zamanda döngüyü durdurmak için birer terapötik araç olarak da kullanılabilirler. Örneğin; bir çocuk başlangıçta kabusu, kendi iyiliğini tehdit eden ve kontrol edilemez bir olay olarak görebilir (değerlendirme). Ancak kabusu “fiziksel olarak zararsız bir görüntü” olarak yeniden çerçeveleyebilirse, bu durum sarmal üzerindeki kontrolü yeniden kazanması için bir giriş noktası sağlar.

Lisa Cromer, “DARC-NESS modeli, kabusları sürdüren mekanizmaların yanı sıra bu döngüyü kırabilecek yöntemleri de inceliyor,” diyor. “Çocuğun kabusa verdiği tepki, kronikleşmeye neden oluyor. Eğer kabuslara farklı tepki vermeyi öğrenirsek, bu döngüyü kırabiliriz. Rüyalarımızı kontrol altına alabileceğimizi anlamak, çocuk için güçlendirici bir adımdır.”

Araştırmacılar, DARC-NESS modelinin çocukların kontrol edebilecekleri unsurlara odaklanarak onlara müdahale etme özgüveni kazandırdığını belirtiyor. Model, çocukları sistemdeki “en zayıf noktayı” belirleyip o çarkı kırmaya teşvik eden hedefli bir terapi sunuyor.

Kabuslar büyümenin bir parçası olabilir, ancak yaşamın bu kadar büyük ve yıkıcı bir parçası haline gelmemelidir.

Paylaşın

CHP ve AKP Arasında Kıl Payı Fark

ASAL Araştırma’nın son bir yıl içinde gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamalarının ortalama sonuçları, Türkiye siyasetinde iki büyük parti arasındaki yarışın başa baş seyrettiğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Verilere göre muhalefetteki CHP ile iktidardaki AKP arasındaki fark yalnızca 0,6 puan seviyesinde.

Son bir yılın anket ortalamalarına göre tablo şu şekilde oluştu:

CHP: Yüzde 32,8
AKP: Yüzde 32,2
DEM Parti: Yüzde 9,1
MHP: Yüzde 8,2
İYİ Parti: Yüzde 4,9
Zafer Partisi: Yüzde 3,9
Yeniden Refah Partisi: Yüzde 3,0
Anahtar Parti: Yüzde 1,9
Türkiye İşçi Partisi: Yüzde 1,3
Diğer: Yüzde 2,7

Ortalamalar, Türkiye siyasetinde iki büyük parti arasındaki rekabetin oldukça sıkı bir dengede olduğunu gösteriyor. CHP yüzde 32,8 ile birinci sırada yer alırken, AKP yüzde 32,2 ile hemen arkasında bulunuyor.

Bu tablo, iki parti arasındaki farkın hata payı sınırları içinde kaldığına işaret eden “kıran kırana yarış” yorumlarını beraberinde getiriyor.

Üçüncü sırada yer alan DEM Parti yüzde 9,1’lik ortalama ile dikkat çekerken, onu yüzde 8,2 ile MHP takip ediyor.

Bu iki partinin, özellikle yerel seçim dinamikleri ve ittifak tartışmaları açısından kilit rol oynadığı değerlendiriliyor.

Listenin devamında İYİ Parti yüzde 4,9, Zafer Partisi yüzde 3,9 ve Yeniden Refah Partisi yüzde 3,0 seviyelerinde yer alıyor.

Yeni siyasi aktörlerden Anahtar Parti yüzde 1,9, Türkiye İşçi Partisi ise yüzde 1,3 oranında ölçüldü.

Ortalamalar, Türkiye’de siyasi tablonun iki büyük parti etrafında yoğunlaştığını ancak üçüncü blokta istikrarlı bir denge oluştuğunu gösteriyor. Küçük partilerin toplam oy oranı ise siyasetin giderek daha parçalı bir yapıya evrildiğine işaret ediyor.

ASAL verileri, özellikle CHP ve AKP arasındaki rekabetin önümüzdeki seçim sürecinin en belirleyici unsuru olmaya devam edeceğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Karanlık Madde Arayışında Yeni Yaklaşım

Journal of Cosmology and Astroparticle Physics (JCAP) dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, karanlık maddeyi arama yöntemlerimizi yeniden düşünmemiz gerektiğini öne sürüyor.

Haber Merkezi / Araştırma, karanlık maddeyi anlamak için her gözlemsel sistemde aynı “izleri” bulmanın zorunlu olmayabileceğini vurguluyor.

Bu yaklaşıma göre, galaksimizin merkezinde olası bir karanlık madde sinyali (örneğin parçacıkların yok oluşundan kaynaklanan gama ışını fazlalığı) gözlemlense bile, aynı sinyalin cüce galaksilerde görülmemesi bu açıklamayı tamamen dışlamak için yeterli olmayabilir. Karanlık madde, tek tip bir parçacıktan ziyade, farklı koşullarda farklı davranabilen bir yapıdan oluşuyor olabilir.

Galaktik Merkezdeki Gama Işını Fazlalığı

Karanlık maddenin varlığı, görünür madde üzerindeki yerçekimsel etkilerinden biliniyor; ancak doğrudan gözlemlenemediği için doğası hâlâ büyük bir gizem.

Birçok model, karanlık maddeyi parçacıklardan oluşan bir yapı olarak ele alır. Bu senaryolara göre, iki karanlık madde parçacığı karşılaştığında birbirini yok ederek yüksek enerjili gama ışınları üretebilir.

Fermilab’dan teorik fizikçi Gordan Krnjaic, Samanyolu merkezine yakın bölgelerden gelen fotonlarda bir fazlalık gözlendiğini belirtiyor. Bu fazlalık, Fermi Gamma-ray Space Telescope verilerinde tespit edilen sinyallerle ilişkilendiriliyor ve karanlık madde yok oluşundan kaynaklanıyor olabileceği düşünülüyor.

Ancak bu emisyonun, pulsar popülasyonu gibi astrofiziksel kaynaklardan da oluşabileceği alternatif açıklamalar arasında yer alıyor.

Bu ikilemi çözmek için farklı sistemlere bakmak gerekiyor. Krnjaic’e göre, “Eğer bazı karanlık madde modelleri doğruysa, benzer sinyallerin her galakside, özellikle de cüce galaksilerde görülmesi gerekir.”

Cüce Galaksiler: “Temiz” Gözlem Alanları

Cüce galaksiler küçük ve sönük yapılar olmalarına rağmen karanlık madde açısından oldukça zengindir. Az sayıda yıldız içermeleri ve düşük astrofiziksel arka plan gürültüsü sayesinde, karanlık madde sinyallerini aramak için “temiz” gözlem alanları olarak kabul edilirler.

Standart teoriler, karanlık madde parçacıklarının yok oluşu için iki temel senaryo öngörür:

Sabit olasılık: Yok oluş ihtimali parçacık hızına bağlı değildir. Bu durumda Samanyolu’nda gözlenen bir sinyalin cüce galaksilerde de görülmesi beklenir.

Hıza bağlı olasılık: Yok oluş ihtimali parçacık hızına bağlıdır. Cüce galaksilerde parçacıkların çok düşük hızlarla hareket etmesi, etkileşim ihtimalini azaltabilir ve sinyalin neredeyse görünmez olmasına yol açabilir.

İki Bileşenli Karanlık Madde Senaryosu

Krnjaic ve ekibi, cüce galaksilerde sinyalin gözlenmemesini açıklarken Samanyolu verileriyle çelişmeyen daha karmaşık bir model öneriyor.

Bu modele göre karanlık madde, iki farklı parçacıktan oluşuyor olabilir. Bu parçacıkların yok olabilmesi için birbirlerini karşılamaları gerekir.

Bu durumda yok oluş olasılığı, her galaksinin içindeki parçacık dengesine bağlıdır. Samanyolu gibi büyük galaksilerde bu denge görece korunurken, cüce galaksilerde ciddi bir asimetri oluşabilir. Eğer bu sistemlerde bir parçacık türü baskın değilse, yok oluş olasılığı düşer ve gama ışını sinyali ortaya çıkmayabilir.

Önerilen model, klasik karanlık madde senaryolarına göre daha esnek bir çerçeve sunuyor. Gelecekte Fermi Gamma-ray Space Telescope tarafından yapılacak daha hassas gözlemler, cüce galaksilerden gelen sinyallerin varlığını ya da yokluğunu netleştirebilir.

Sinyalin tespit edilmesi, iki bileşenli karanlık madde modelini destekleyebilirken; sinyalin yokluğu, parçacıklar arasındaki dengesizliğe işaret edebilir. Her iki durumda da, “görünmeyen” veriler karanlık maddenin doğasını anlamak için önemli ipuçları sunabilir.

Paylaşın