DEM Parti’den Çağrı: Çözüm İçin Barış Yasası Şart

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 11-12 Nisan tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği Parti Meclisi (PM) toplantısının ardından sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı.

Türkiye’nin siyasi ve ekonomik krizlerine dikkat çekilen bildirgede, Kürt sorununun çözümünden ekonomik adalete kadar pek çok kritik başlıkta “Barış Yasası” vurgusu yapıldı.

Bildirgede, ABD ve İsrail’in Orta Doğu’daki hamlelerinin sadece bölgesel bir saldırganlık değil, küresel kapitalist sistemin siyasi çöküşünün bir göstergesi olduğu belirtildi.

Petrol ve enerji kaynaklarını kontrol etme arzusuyla yürütülen bu “hegemonya savaşlarının” bedelini halkların ödediği vurgulanırken; İran’a yönelik askeri hareketliliğin Türkiye ekonomisini ve siyasetini de doğrudan etkilediği ifade edildi.

Kürt Sorunu ve “Barış Yasası” Talebi

DEM Parti PM, Türkiye’nin en köklü meselesi olan Kürt sorununun demokratik çözümünü bir “tarihsel zorunluluk” olarak tanımladı. Bildirgede öne çıkan çözüm önerileri şunlar oldu:

Yasal Güvence: Çözüm sürecinin kalıcılaşması için tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla bütünlüklü bir Barış Yasası çıkarılmalıdır.

Kayyım Uygulamalarına Son: Yerel iradeye saygı duyulmalı, kayyım atanan belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir.

Politik Tutsaklara Özgürlük: Cezaevindeki siyasetçiler serbest bırakılmalı ve demokratik hukuk normlarına uygun düzenlemeler yapılmalıdır.

Muhataplık ve Diyalog: Barışın kurumsallaşması adına Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirlerini toplumla paylaşabileceği özgür ve hukuki bir zeminin oluşturulması gerektiği yinelendi.

Ekonomik krizin bir “kader” değil, yanlış politik tercihlerin sonucu olduğu savunulan metinde; barışın tesisi ile ekonomik refah arasındaki bağa dikkat çekildi: “Demokratikleşme sağlanmadan ekonomik adalet, hukuk olmadan hakça paylaşım, barış olmadan refah mümkün değildir.”

Yükselen militarizmin ve erkek egemen sistemin doğrudan kadın kazanımlarını hedef aldığı belirtildi. Türkiye’de her gün işlenen kadın cinayetlerinin ve cezasızlık politikalarının, siyasetin eril dilinden beslendiği ifade edilerek, onurlu bir barışın ancak kadın özgürlüğü ile mümkün olacağı vurgulandı.

Bildirge, yaklaşan 1 Mayıs İşçi Bayramı için güçlü bir katılım çağrısıyla son buldu. DEM Parti; yoksulluğa, baskılara ve savaşa karşı tüm halkları, gençleri ve kadınları “Ekmek, Barış, Adalet” şiarıyla meydanlarda buluşmaya davet etti.

Paylaşın

Tükenmişlik Nasıl Bir Moda Gerçeğine Dönüştü?

Jenna Ortega ile popülerleşen “yorgun kız” estetiği, kusursuz görünüm baskısına karşı çıkarak yorgunluğu saklamak yerine görünür kılıyor; modern yaşamın tükenmişliğini dürüst bir stil ifadesine dönüştürüyor.

Haber Merkezi / Son dönemde “yorgun kız” (tired girl) estetiği hızla popülerlik kazanıyor. Bu akım, göz altındaki koyu halkaları, dağılmış eyeliner’ı ve solgun ifadeyi gizlemek yerine, kolektif bir tükenmişliğin görünür bir ifadesi olarak sahipleniyor.

Jenna Ortega gibi isimlerin de ilişkilendirildiği bu trend, yorgunluğu örtmekten çok onu bir stil ifadesine dönüştürüyor.

Yorgunluk: Yeni Bir Estetik Kod

Bir zamanlar iyi dinlenmiş, parlak ve “kusursuz” görünüm ideal kabul edilirken, artık yorgunluk farklı bir anlam kazanıyor. “Yorgun kız” estetiği, sürekli enerjik ve kusursuz görünme baskısını tersine çevirerek bitkinliği bir görünüm unsuru haline getiriyor.

Koyu göz altları, hafif dağılmış makyaj ve solgun tonlar artık saklanması gereken kusurlar değil; aksine bilinçli bir stil tercihine dönüşmüş durumda.

“Clean Girl” Estetiğinden “Tired Girl”e

Uzun yıllar boyunca güzellik standartlarını “clean girl” estetiği şekillendirdi. Işıltılı cilt, minimal makyaj ve zahmetsiz bir şıklık bu anlayışın temelini oluşturuyordu. Bella Hadid, Hailey Bieber ve Kendall Jenner gibi isimler bu görünümün popülerleşmesinde etkili oldu.

Ancak günümüzün hızlı, stresli ve sürekli çevrim içi yaşamı içinde bu kusursuzluk idealine karşı farklı bir yönelim ortaya çıktı: yorgunluğu kabul eden, daha gerçekçi bir estetik.

Jenna Ortega ve Görünümün Yayılması

Bu estetiğin en dikkat çekici temsilcilerinden biri Jenna Ortega oldu. Wednesday dizisinin tanıtım sürecinde ortaya çıkan solgun teni, gölgeli gözleri ve belirgin yorgunluk hissi, bu görünümü geniş kitlelere taşıdı.

Benzer şekilde Lily-Rose Depp, Emma Chamberlain, Gabbriette, Danielle Marcan ve Lara Violetta gibi isimler de bu estetiğin yayılmasına katkı sağladı. TikTok’ta “yorgun kız makyajı” başlığıyla paylaşılan videolar ise yüz binlerce izlenmeye ulaşarak bu trendi dijital bir fenomene dönüştürdü.

İsyandan Çok Bir Dürüstlük Hali

“Yorgun kız” estetiği, klasik anlamda bir isyan hareketi değildir. Ne 90’ların grunge tarzı gibi sistem karşıtı bir duruş taşır ne de belirli bir güzellik idealini tamamen reddeder. Bunun yerine daha sade bir şeyi öne çıkarır: gerçeklik.

Bu yaklaşım, insanların günlük yaşamda hissettiği yorgunluğu saklamak yerine onu görünür kılmayı tercih eder.

Kolektif Tükenmişliğin Görsel Yansıması

Bu trend yalnızca bir makyaj tarzı değil, aynı zamanda içinde yaşadığımız dönemin ruh haline dair bir işaret olarak da okunabilir. Sürekli ekranlara maruz kalmak, yoğun iş temposu ve bitmeyen bildirimler, birçok kişide ortak bir tükenmişlik hissi yaratıyor.

“Yorgun kız” estetiği ise bu durumu inkâr etmek yerine kabul ediyor: “Evet, yoruluyoruz ve bu görünür olabilir.”

Hiçbir Şey Yapmama Kültürü

Bu estetiğin arkasındaki düşünce, daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getiriyor: dinlenme ve durma ihtiyacı.

Sürekli üretken olma baskısı içinde “hiçbir şey yapmamak” çoğu zaman yanlış ya da verimsiz görülüyor. Oysa zihnin toparlanması için durgunluk anlarına da ihtiyaç var.

Belki de bu trendin en önemli mesajı şudur: Yorgunluğu gizlemek yerine kabul etmek, bazen sadece durmayı ve kendimize alan açmayı öğrenmekle başlar.

Paylaşın

Çocukların Abur Cubur İsteği Nasıl Yönetilir?

Çocuklarda abur cubur isteğini tamamen yasaklamak yerine, sağlıklı alternatifler sunmak, ev ortamını düzenlemek ve doğru ebeveyn tutumlarıyla dengeyi öğretmek daha kalıcı ve etkili bir beslenme alışkanlığı kazandırır.

Haber Merkezi / Çocuklarda abur cubur isteğini tamamen ortadan kaldırmak yerine, bu isteği sağlıklı bir şekilde yönetmek daha etkili ve kalıcı bir yaklaşımdır. Bunun için hem ev ortamı hem de ebeveyn tutumu büyük önem taşır.

1. Evde Abur Cubur Bulundurmamaya Dikkat Edin

Çocukların sürekli sağlıksız atıştırmalıklara yönelmesini önlemenin en etkili yollarından biri, bu gıdaların erişimini sınırlamaktır. Evde göz önünde bulunan abur cuburlar, çocukların ilgisini artırır ve tüketim isteğini tetikler.

Bunun yerine, kolay ulaşılabilir alanlarda meyve, yoğurt, kuruyemiş gibi daha sağlıklı alternatiflere yer vermek faydalı olur.

2. Sağlıklı Alternatifler Sunun

Çocukların sevdikleri tatlardan tamamen vazgeçmesini beklemek yerine, daha sağlıklı alternatifler sunmak daha doğru bir yaklaşımdır.

Örneğin:

Ev yapımı patlamış mısır
Meyveli smoothie’ler
Fırınlanmış sebze cipsleri
Yoğurtlu parfe
Tam tahıllı sandviçler

Bu tür seçenekler, hem lezzet hem de besleyicilik açısından çocukların ilgisini çekebilir. Sunumun eğlenceli hale getirilmesi de sağlıklı beslenmeyi teşvik eder.

3. Abur Cuburu Ödül Olarak Kullanmayın

Yiyecekleri ödül ya da ceza aracı olarak kullanmak, çocukların besinlerle duygusal bir bağ kurmasına yol açabilir. Bu durum, ilerleyen yaşlarda sağlıksız yeme alışkanlıklarını tetikleyebilir.

Bunun yerine ödül olarak:

Oyun zamanı
Park gezisi
Çıkartmalar
Yatmadan önce ekstra hikâye

gibi yiyecek dışı seçenekler tercih edilebilir.

4. Yasaklamak Yerine Dengeyi Öğretin

Sağlıksız yiyecekleri tamamen yasaklamak, çocuklarda bu gıdalara karşı daha fazla merak ve istek oluşturabilir. Bunun yerine denge kavramını öğretmek daha sağlıklıdır.

Hangi yiyeceklerin günlük tüketime uygun olduğu, hangilerinin ise “ara sıra” tüketilmesi gerektiği çocuklara anlaşılır bir şekilde anlatılmalıdır. Böylece çocuklar suçluluk hissetmeden sağlıklı seçimler yapmayı öğrenir.

5. Rol Model Olun

Çocuklar en çok ebeveynlerini örnek alır. Bu nedenle sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmada en güçlü etken, ebeveynin kendi davranışlarıdır.

Ebeveynler abur cubur tüketirken çocuklara bunu yasaklamak tutarsız bir mesaj verir. Bunun yerine birlikte sağlıklı beslenmeye özen göstermek, çocukların bu alışkanlığı benimsemesini kolaylaştırır.

Paylaşın

AİHM, Ekrem İmamoğlu İçin Türkiye’den Savunma Talep Etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında yapılan başvuruyu öncelikli inceleme kapsamına aldı.

Mahkeme, “siyasi tutukluluk” ve “seçilme hakkının ihlali” iddialarını değerlendirerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nden kapsamlı bir savunma istedi.

İmamoğlu’nun tutukluluk süreci, 2025 yılı Mart ayında başlayan bir dizi kritik gelişmeyle şekillendi:

19 Mart 2025: Diplomasının iptal edilmesinin ardından gözaltına alındı.
23 Mart 2025: Mahkeme kararıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.
13 Mayıs 2025: Avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yaptı.
10 Kasım 2025: AYM sürecinden sonuç alınamaması üzerine dosya AİHM’e taşındı.
23 Mart 2026: AİHM İkinci Bölümü, başvuruyu ciddi bularak Türkiye’ye resmi savunma talebinde bulundu.

Başvurunun Temel Gerekçeleri

Başvuruda, tutukluluğun yalnızca hukuki değil aynı zamanda demokratik hakları hedef aldığı iddia ediliyor. Öne çıkan gerekçeler şu şekilde sıralanıyor:

Hukuka aykırı tutuklama: Somut ve yeterli suç şüphesinin bulunmadığı savunuluyor.

Etkin yargısal denetim eksikliği: Tutukluluğa yönelik itirazların hızlı ve tarafsız biçimde değerlendirilmediği iddia ediliyor.

Siyasi saik iddiası: Tutuklama kararının hukuki değil, siyasi bir sürecin parçası olduğu ileri sürülüyor.

Seçilme hakkının ihlali: Cumhurbaşkanlığı adaylığının bu süreçle engellendiği savunuluyor.

AİHM’in Sorduğu Kritik Sorular ve “Siyasi Amaç” Tartışması

AİHM’in Türkiye’ye yönelttiği sorular arasında, davanın seyrini etkileyebilecek nitelikte kritik başlıklar yer alıyor. Mahkeme özellikle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesi kapsamında olası “siyasi amaçlı kısıtlama” iddialarına dikkat çekti.

Bu kapsamda Türkiye’ye şu sorular yöneltildi:

Tutuklama kararı, Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamında siyasi amaç taşıyor mu?
Bu süreç, İmamoğlu’nun siyasi faaliyetlerini ve seçilme hakkını kısıtlama amacı güdüyor mu?

Değerlendirmelere göre bu sorular, mahkemenin dosyayı yalnızca bireysel bir özgürlük ihlali değil, aynı zamanda demokratik süreçlere müdahale iddiası olarak ele aldığını gösteriyor.

Ayrıca Mahkeme, önceki içtihatlar arasında yer alan Selahattin Demirtaş kararı kararına da atıfta bulundu.

Hukuki Takvim: Süreç Nasıl İşleyecek?

AİHM’in Türkiye’den savunma istemesiyle birlikte dosya resmî bir takvime bağlandı.

Hükümetin savunması (16 hafta): Adalet Bakanlığı, mahkemenin sorularına yanıt veren kapsamlı bir savunmayı delilleriyle birlikte sunacak.

Cevap hakkı: Savunmanın ardından İmamoğlu ve hukuk ekibi karşı görüşlerini AİHM’e iletecek.

Nihai karar: Tüm belgeler tamamlandıktan sonra AİHM, başvurunun kabul edilebilirliği ve esas yönünden ihlal olup olmadığına karar verecek.

Sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Kararın, Türkiye’nin iç siyasi dengeleri ve yaklaşan seçim atmosferi üzerinde etkili olabileceği yorumları yapılıyor.

Özellikle “siyasi amaç” iddiasına ilişkin değerlendirme, davanın en kritik noktası olarak öne çıkıyor.

AİHM’in Türkiye’den savunma istemesiyle birlikte dosya yeni ve resmî bir aşamaya geçti. Önümüzdeki süreçte verilecek yanıtlar, davanın hem hukuki yönünü hem de siyasi etkilerini belirleyecek temel unsur olacak.

Paylaşın

Evrenin Genişleme Hızı: Bir Şeyler Tutarsız

Evrenin genişleme hızını büyük ölçüde anlamış olsak da, yeni ölçümler kozmoloji alanında önemli bir tutarsızlığın devam ettiğini gösteriyor. Bu durum, güçlü bir sorun olarak değerlendiriliyor.

Haber Merkezi / Gökbilimciler, evrenin genişleme hızını ölçmek için temelde iki farklı yöntem kullanıyor.

İlk yöntem, yakın evrendeki yıldızlar ve galaksiler arasındaki mesafelerin doğrudan ölçülmesine dayanıyor. İkinci yöntem ise kozmik mikrodalga arka plan ışımasını kullanarak, standart kozmoloji modeline göre evrenin günümüzdeki genişleme hızını dolaylı olarak tahmin etmeyi amaçlıyor.

Normalde bu iki yaklaşımın aynı sonucu vermesi beklenir. Ancak elde edilen veriler birbiriyle uyuşmuyor.

Hubble Gerilimi: Ölçümler Neden Farklı?

Yakın evrene dayalı ölçümler, evrenin daha hızlı genişlediğini gösteriyor: megaparsek başına yaklaşık 73 km/saniye. Buna karşılık erken evrenden elde edilen veriler, yaklaşık 67–68 km/saniye civarında daha düşük bir değer veriyor.

Bu fark küçük gibi görünse de, istatistiksel belirsizliklerle açıklanamayacak kadar büyük. “Hubble gerilimi” olarak adlandırılan bu uyuşmazlık, farklı bağımsız yöntemlerle de doğrulanmış durumda.

En Hassas Doğrudan Ölçüm

Uluslararası bir gökbilimci ekibi, onlarca yıllık bağımsız gözlemleri tek bir çerçevede birleştirerek yakın evrenin genişleme hızına dair bugüne kadarki en hassas ölçümü gerçekleştirdi.

10 Nisan 2026’da Astronomy & Astrophysics dergisinde yayımlanan çalışmada, H0 Mesafe Ağı (H0DN) iş birliği, Hubble sabitini:

73,50 ± 0,81 km/saniye/Megaparsek

olarak açıkladı. Bu sonuç, %1’in biraz üzerinde bir hassasiyet anlamına geliyor.

“Yerel Mesafe Ağı” Çalışması

Bu araştırma süreci, Mart 2025’te İsviçre’nin Bern kentinde düzenlenen Uluslararası Uzay Bilimleri Enstitüsü’nün “Kaputun Altında Ne Var?” başlıklı çalıştayıyla başladı.

Çalışmanın öne çıkan yönleri şöyle:

Şeffaf ve birleşik çerçeve: Onlarca yıllık mesafe ölçümleri tek bir sistemde birleştirilerek daha tutarlı bir analiz yapıldı.

Mesafe ağı yaklaşımı: Sadece tek bir yöntem yerine; Sefeid değişken yıldızları, kırmızı dev yıldızlar, Tip Ia süpernovalar ve bazı galaksi türleri birlikte kullanıldı.

Hata payının azaltılması: Farklı yöntemler ayrı ayrı çıkarılsa bile sonuç neredeyse değişmiyor. Bu da farkın tek bir ölçüm hatasından kaynaklanma ihtimalini azaltıyor.

Yeni Bir Fiziğe Doğru mu?

Araştırmacılara göre Hubble gerilimi, yalnızca gözlemsel bir hatadan kaynaklanmıyor olabilir. Eğer durum böyleyse, standart kozmolojik modelin ötesinde yeni bir fiziğe işaret edebilir.

Erken evrenden elde edilen düşük genişleme oranı, Büyük Patlama’dan bu yana evrenin evrimini açıklayan mevcut modele dayanıyor. Ancak bu model; karanlık enerjinin davranışı, olası yeni parçacıklar veya yerçekiminin büyük ölçeklerdeki özellikleri gibi bazı faktörleri eksik temsil ediyor olabilir.

Bu durumda Hubble gerilimi, bir ölçüm hatasından ziyade evren hakkındaki mevcut teorimizin eksik olduğunu gösteren önemli bir ipucu haline geliyor.

Yakın evrenin genişleme hızını büyük ölçüde anlamış olsak da, yeni ölçümler kozmoloji alanında önemli bir tutarsızlığın devam ettiğini gösteriyor. Bu durum, modern fizik anlayışımızın yeniden gözden geçirilmesini gerektirebilecek kadar güçlü bir sorun olarak değerlendiriliyor.

Paylaşın

Macaristan’da Siyasi Güç Dengesi Yeniden Şekilleniyor

Macaristan’da Viktor Orbán iktidarı sona ererken, Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi’nin zaferi, ülkenin yönünü yeniden Avrupa’ya çeviren tarihi bir dönüm noktası oldu.

Haber Merkezi / 12 Nisan 2026’da gerçekleştirilen Macaristan genel seçimleri, yalnızca ülke siyaseti için değil, Avrupa’nın genel dengeleri açısından da kritik bir dönüm noktası oldu.

2010’dan bu yana iktidarda olan ve “illiberal demokrasi” yaklaşımıyla anılan Başbakan Viktor Orbán, eski müttefiki Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi karşısında ağır bir yenilgi aldı.

Uluslararası gözlemciler bu sonucu “bir devrin kapanışı” ve Avrupa değerleri açısından “yeniden hizalanma” olarak değerlendiriyor.

Resmi olmayan sonuçlara göre Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi oyların %53’ünü aşarak parlamentoda anayasal çoğunluk elde etti.

Tisza Partisi: %53+ (yaklaşık 138 sandalye)
Fidesz-KDNP (Orbán): %38 civarı (55 sandalye)
Mi Hazánk: %5,8 (6 sandalye)

Katılım oranının %79,56 ile 1990 sonrası en yüksek seviyeye ulaşması, seçimin toplumsal önemini açıkça ortaya koydu.

Orbán Neden Kaybetti?

Uluslararası analizlere göre bu tarihi değişimin arkasında üç temel dinamik öne çıkıyor:

Magyar Faktörü: Péter Magyar, Fidesz içinden gelen bir isim olarak sistemin zayıf noktalarını iyi analiz etti. Muhalefeti tek çatı altında toplamayı başarması ve yolsuzluk ile dış politika eleştirilerini merkeze alması, geniş bir seçmen koalisyonu oluşturdu.

Ekonomik Baskı: Yüksek enflasyon, yaşam maliyetindeki artış ve Avrupa Birliği fonlarının dondurulması, hükümetin “istikrar” söylemini zayıflattı. Seçmen davranışı ekonomik memnuniyetsizlikten doğrudan etkilendi.

Dış Politikada Yalnızlaşma: Macaristan’ın AB içindeki tartışmalı pozisyonu, özellikle Ukrayna politikası üzerinden artan izolasyon algısı, seçmenlerin yön değiştirmesinde etkili oldu.

Seçim sonuçları Avrupa başkentlerinde hızlı yankı buldu.

Ursula von der Leyen: “Avrupa’nın kalbi bu gece Macaristan’da daha güçlü atıyor.”
Emmanuel Macron: “Demokratik katılımın zaferini selamlıyoruz.”
Donald Tusk: “Macaristan, Polonya ve Avrupa yeniden birlikte.”

Uluslararası medya ise sonucu, Avrupa’da popülist yönetimlere karşı önemli bir kırılma olarak yorumladı.

Yeni Dönem: Macaristan’ı Ne Bekliyor?

Péter Magyar, seçim sonrası yaptığı konuşmada “yeni bir başlangıç” vurgusu yaptı. Elde edilen 2/3 çoğunluk, yalnızca hükümet değişimini değil, sistemsel dönüşüm ihtimalini de beraberinde getiriyor.

Öne çıkan beklentiler:

Dondurulan AB fonlarının serbest bırakılması için hukuk reformları
Ukrayna politikalarında AB ile uyumlu yeni bir çizgi
Yolsuzlukla mücadelede Avrupa Savcılığı (EPPO) ile entegrasyon
Medya ve yargı bağımsızlığının yeniden yapılandırılması
Avrupa Siyaseti İçin Domino Etkisi

Macaristan’daki bu değişim, yalnızca ulusal bir iktidar değişimi değil; Avrupa genelinde yükselen popülist hareketler için de önemli bir test niteliği taşıyor.

Özellikle 2027’de Fransa’da yapılacak seçimler ve diğer Avrupa ülkelerindeki siyasi dengeler açısından bu sonuçlar yakından izlenecek.

Bu gelişme, seçmenlerin ekonomik performans, uluslararası konumlanma ve demokratik standartlar arasında daha hassas bir denge kurmaya başladığını gösteriyor. Aynı zamanda, güçlü liderlik söylemlerinin ekonomik ve kurumsal sonuçlarla sınandığı yeni bir döneme girildiğine işaret ediyor.

12 Nisan 2026 seçimleri, Macaristan için sadece bir iktidar değişimi değil, aynı zamanda siyasi yönelimde köklü bir dönüşüm anlamına geliyor.

Bu sonuç, Avrupa’da “illiberal demokrasi” modelinin sınırlarını ve seçmenlerin değişen beklentilerini açık biçimde ortaya koyarken, kıta genelinde yeni bir siyasi tartışma dalgasının da kapısını aralıyor.

Paylaşın

“Kalıcı Kimyasallar” Çocukların Kemik Sağlığını Tehdit Ediyor

“Kalıcı” ya da yaygın adıyla “sonsuz kimyasallar” olarak bilinen PFAS türleriyle ilgili endişeler giderek artıyor. Yeni araştırmalar, bu maddelerin çocuklarda kemik yoğunluğunun azalmasıyla bağlantılı olabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Per- ve polifloroalkil maddeler (PFAS), çevrede çok uzun süre bozulmadan kalmaları nedeniyle “sonsuz kimyasallar” olarak adlandırılır. Onlarca yıldır endüstride kullanılan bu maddeler; tekstilden elektroniğe, temizlik ürünlerinden gıda ambalajlarına kadar geniş bir alanda bulunur. Bu yüzden günlük yaşamda maruziyetten tamamen kaçınmak neredeyse imkânsızdır.

ABD ve Kanada’dan araştırmacılar, 218 çocuğun büyüme sürecine ait sağlık verilerini inceledi. Çalışmada kandaki şu PFAS türleri ölçüldü:

Perfloroheksan sülfonik asit (PFHxS)
Perfloroktan sülfonik asit (PFOS)
Perflorooktanoik asit (PFOA)
Perflorononanoik asit (PFNA)

Araştırmacılar, bu kimyasalların seviyelerini çocukların farklı yaşlardaki kemik yoğunluğu ölçümleriyle karşılaştırdı.

Öne Çıkan Bulgular

Yaş faktörü: 12 yaş civarında PFOA maruziyeti ile ön kol kemik yoğunluğunda düşüş arasında anlamlı bir ilişki gözlendi. Diğer PFAS türlerinde ise etki, maruz kalma dönemine göre değişiklik gösterdi. Bu durum, yaşın kritik bir belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Cinsiyet farkı: PFAS ile düşük kemik yoğunluğu arasındaki ilişkinin kız çocuklarında daha güçlü olduğu belirlendi.

Kırık riski: En yüksek ve en düşük PFAS maruziyeti arasındaki farkın, kemik kırığı riskini yaklaşık %30 artırabileceği tahmin ediliyor.

Araştırmacılar, PFAS türlerinin D vitamini metabolizmasını bozabileceğine dair önceki çalışmalara dikkat çekiyor. D vitamini, sağlıklı kemik gelişimi için kritik bir rol oynar. Çocukluk döneminde düşük kemik kütlesi oluşması ise ilerleyen yaşlarda osteoporoz riskini artırabilir.

PFOA, tekstil, elektronik ve temizlik ürünlerinde yaygın kullanımı nedeniyle en sık karşılaşılan PFAS türlerinden biridir. Sağlık riskleri nedeniyle Stockholm Sözleşmesi kapsamında küresel olarak yasaklanmış olsa da çevrede kalıcılığı nedeniyle hâlâ yaygın şekilde tespit edilmektedir.

Günümüzde 10.000’den fazla PFAS türü bulunmasına rağmen yalnızca bir kısmının sağlık etkileri yeterince araştırılmıştır:

PFOA: Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından olası kanserojen olarak sınıflandırılmıştır.
PFOS: Kanser ve doğum kusurlarıyla ilişkilendirilmiştir.
PFNA: Bazı çalışmalarda biyolojik yaşlanmayı hızlandırabileceği öne sürülmüştür.
Sonuç

Araştırma gözlemsel nitelikte olduğu için kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurulamıyor. Ancak bulgular, PFAS maruziyeti ile çocuklarda kemik sağlığı arasında güçlü bir bağlantı olabileceğini gösteriyor.

Bilim insanları, bu kimyasalların çevreden uzaklaştırılması ve maruziyetin azaltılması için yeni yöntemler geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Paylaşın

DEM Partili Buldan: Öcalan, CHP’ye Yönelik Baskılardan Rahatsız

TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, gazeteci Cansu Çamlıbel’e yaptığı açıklamalarda, iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üzerindeki siyasi baskıları ile yürütülen görüşme süreçleri arasındaki çelişkilere dikkat çekti.

Buldan, İmralı’da yürütülen görüşmelerin yalnızca Kürt meselesiyle sınırlı olmadığını, Türkiye’nin genel demokratikleşme sürecini de kapsadığını belirterek, “Bu mesele sadece Kürtlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç değil; Türkiye toplumunun tamamını ilgilendiriyor. Sayın Öcalan, CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız olduğunu zaman zaman ifade ediyor” dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sürece verdiği desteği “çok kıymetli” olarak değerlendiren Buldan, buna rağmen Öcalan’ın CHP’den daha fazla inisiyatif beklediğini ifade ederek, “CHP’nin biraz daha cesur adımlar atması gerektiği yönünde bir beklenti var” sözlerini kullandı.

“CHP üzerindeki iç baskı” vurgusu

CHP’nin süreçte karşılaştığı zorluklara da değinen Buldan, parti içi dinamiklere işaret etti. CHP tabanının ve karar organlarının, iktidar baskısı sürerken demokratikleşme sürecine destek verilmesi konusunda eleştirel bir tutum sergilediğini belirterek, bu durumu “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” ifadesiyle özetledi.

Devlet yetkilileri ve Cumhurbaşkanı ile yapılan temaslara da değinen Buldan, görüşmelerin genel çerçevesine ilişkin olarak, “Genel olarak biz konuşuyoruz, devlet yetkilileri de konuşuyor. Sayın Cumhurbaşkanı daha çok dinleyen bir pozisyonda duruyor ve temennilerini ifade ediyor” dedi.

CHP üzerindeki baskıların kaldırılması yönündeki taleplerini de ilettiklerini söyleyen Buldan, “Bu tür konuların konuşulmadığını özellikle ifade etmek isterim” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Ev İçi Şiddet Başvurularında Dikkat Çeken Tablo

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) “Ev İçi Acil Yardım Hattı Mart 2026 Veri ve Analiz Raporu”, Türkiye’de ev içi şiddetin güncel görünümüne ilişkin çarpıcı veriler ortaya koydu.

1–31 Mart tarihleri arasında hatta yapılan başvurular, şiddetin büyük ölçüde kadınların en yakın çevresinden kaynaklandığını gösterdi.

Rapora göre, Mart ayı boyunca Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na toplam 247 çağrı yapıldı. Bu başvuruların 62’si yeni vaka olarak kayda geçti. Yeni vakalar arasında 38’i ev içi şiddet, 27’si evli olduğu erkek tarafından şiddet, 11’i sığınma evi talebi ve 1’i acil müdahale gerektiren vaka olarak sınıflandırıldı.

Veriler, şiddete maruz bırakılanların büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğunu ortaya koydu. Başvuruların yüzde 96,2’si kadınlardan gelirken, kız çocuklarının oranı yüzde 3,8 olarak kaydedildi.

Şiddet türleri incelendiğinde ise psikolojik şiddet yüzde 44 ile ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 42,8 ile fiziksel şiddet izledi. Ekonomik ve cinsel şiddet vakaları yüzde 4,7, sosyal şiddet ise yüzde 3,5 oranında gerçekleşti.

Şiddet uygulayanlara ilişkin dağılımda ise en yüksek oran yüzde 43,2 ile evli olunan erkeklerde görüldü. Eski eşler yüzde 13,6, aile bireyleri yüzde 11,4 ve eski erkek arkadaşlar yüzde 6,8 ile diğer failler arasında yer aldı. Veriler, şiddetin büyük ölçüde kadınların en yakın çevresinden geldiğini bir kez daha ortaya koydu.

Çağrıların illere göre dağılımında İstanbul 34 başvuruyla ilk sırada yer aldı. İstanbul’u 9 başvuruyla Ankara, 6 başvuruyla Ordu izledi. Toplamda 22 ilden çağrı alınırken, İstanbul’da en fazla başvurunun Sultangazi, Zeytinburnu ve Küçükçekmece ilçelerinden yapıldığı bildirildi.

Öte yandan TKDF’nin verilerine göre, Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na 15 Ekim 2007’den 1 Nisan 2026’ya kadar toplam 101 bin 576 başvuru yapıldı. Bu çağrıların yalnızca Türkiye’den değil, 33 farklı ülkeden ulaştığı da açıklandı.

Paylaşın

Otomotiv Üretimi Yılın İlk Çeyreğinde Geriledi

Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), 2026 yılı Ocak-Mart dönemine ilişkin üretim, pazar ve ihracat verilerini açıkladı. Verilere göre sektörde toplam üretim ve otomobil üretiminde gerileme dikkat çekerken, ihracatın dolar bazında artış göstermesi öne çıktı.

Yılın ilk çeyreğinde toplam otomotiv üretimi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 azalarak 321 bin 856 adet oldu. Otomobil üretimi ise yüzde 18 düşüşle 181 bin 364 adet seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde toplam otomotiv pazarı yüzde 4 daralarak 274 bin 346 adet seviyesine geriledi. Otomobil pazarı da yüzde 6’lık düşüşle 210 bin 688 adet olarak kaydedildi.

Ticari araç segmentinde ise daha farklı bir tablo ortaya çıktı. Bu dönemde ticari araç üretimi yüzde 14 artarken, hafif ticari araç üretimi yüzde 13, ağır ticari araç üretimi ise yüzde 20 yükseldi. Buna karşın ağır ticari araç pazarı yüzde 6 geriledi.

İhracat tarafında adet bazında gerileme yaşandı. Toplam otomotiv ihracatı yüzde 15 azalarak 215 bin 323 adet, otomobil ihracatı ise yüzde 29 düşüşle 106 bin 341 adet oldu. Buna karşın ihracatın dolar bazında artması dikkat çekti. Toplam otomotiv ihracatı yüzde 3 artışla yaklaşık 9,9 milyar dolar seviyesine yükseldi. Otomobil ihracatı ise yüzde 8 azalarak 2,5 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Paylaşın