Konut Fiyatları Yüzde 26,4 Arttı

Konut fiyatları şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 26,4 oranında arttı. Üç büyük il incelendiğinde, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 28,0, 29,7 ve 25,8 oranında arttı.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan Şubat 2026 Konut Fiyat Endeksi (KFE) verilerine göre, Türkiye’deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan endeks, bir önceki aya göre yüzde 1,8 artarak 215,5 seviyesine yükseldi.

Konut fiyatlarındaki yıllık artış da güçlü seyrini korudu. Endeks, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 26,4 oranında artış gösterdi. Ancak enflasyon etkisinden arındırılmış verilere göre aynı dönemde reel olarak yüzde 3,9 oranında düşüş kaydedildi.

Üç büyük ilde de konut fiyatlarındaki yükseliş devam etti. Şubat ayında bir önceki aya göre İstanbul’da yüzde 2,2, Ankara’da yüzde 1,7 ve İzmir’de yüzde 1,4 oranında artış gerçekleşti. Yıllık bazda ise konut fiyatları İstanbul’da yüzde 28,0, Ankara’da yüzde 29,7 ve İzmir’de yüzde 25,8 oranında yükseldi.

Bölgesel veriler de konut fiyatlarındaki artışın ülke genelinde sürdüğünü ortaya koydu. Kahramanmaraş, Hatay ve Osmaniye illerinde yıllık artış yüzde 19,7 olurken, Edirne, Kırklareli ve Tekirdağda yüzde 20,1, Aydın, Denizli ve Muğlada ise yüzde 21,4 artış kaydedildi.

Yıllık artışın en yüksek olduğu bölgelerden biri Nevşehir, Niğde, Aksaray, Kırıkkale, Kırşehir, Kayseri, Sivas ve Yozgat illerini kapsayan bölge oldu. Bu bölgede konut fiyatları yüzde 31,0 oranında yükseldi. Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Ardahan, Kars ve Iğdır illerini kapsayan bölgede ise yıllık artış yüzde 30,5 olarak gerçekleşti.

TCMB verileri, konut fiyatlarındaki artışın Türkiye genelinde sürdüğünü ve bazı bölgelerde yıllık artışın yüzde 30 bandını aşarak dikkat çekici seviyelere ulaştığını ortaya koydu.

Paylaşın

Kan Basıncını Sessizce Yükselten Günlük Alışkanlıklar

Yetersiz uyku, kahvaltıyı atlamak, uzun saatler çalışmak ve hareketsiz yaşam gibi fark edilmeyen günlük alışkanlıklar da kan basıncını yükselterek kalp hastalığı ve felç riskini artırabiliyor.

Haber Merkezi / Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen yüksek tansiyon (hipertansiyon), çoğu zaman belirti vermeden ilerlediği için “sessiz katil” olarak tanımlanıyor. Uzmanlara göre birçok kişi tansiyonu yükselten temel faktörlerin farkında olsa da, günlük yaşamın sıradan görünen bazı alışkanlıkları da kan basıncını fark edilmeden artırabiliyor.

Araştırmalar, özellikle uyku düzeni, beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi ve fiziksel aktivite eksikliğinin yüksek tansiyon riskini önemli ölçüde artırdığını ortaya koyuyor. Kalp sağlığı alanında çalışan uzmanlar, yaşam tarzında yapılacak küçük değişikliklerin bile kan basıncını kontrol altında tutmada büyük rol oynayabileceğini vurguluyor.

Uyku Eksikliği ve Kahvaltıyı Atlamak Riski Artırıyor

Uzmanlara göre kaliteli uyku, kan basıncının dengede tutulması için kritik öneme sahip. Yetersiz uyku hem hormon dengesini bozuyor hem de damar sistemini olumsuz etkileyerek tansiyonun yükselmesine yol açabiliyor. Bu nedenle yetişkinlerin gecede ortalama 7 ila 9 saat uyuması öneriliyor.

Benzer şekilde kahvaltıyı atlamak da vücuttaki stres hormonu olan kortizol seviyesini artırabiliyor. Yapılan bazı araştırmalar, düzenli kahvaltı yapmayan kişilerde kan basıncı değerlerinin daha yüksek olabildiğini gösteriyor.

Susuzluk ve Uzun Çalışma Saatleri

Uzmanlar yeterli su tüketiminin de tansiyon kontrolü için önemli olduğunu belirtiyor. Susuzluk, kan damarlarının daralmasına yol açarak kan basıncını yükseltebiliyor.

Bunun yanı sıra molasız ve uzun saatler çalışmak da kronik stres yaratarak tansiyon üzerinde olumsuz etki oluşturabiliyor. Araştırmalar, kısa süreli “mikro molaların” bile stres seviyesini düşürerek kalp sağlığına katkı sağlayabileceğini ortaya koyuyor.

Hareketsiz Yaşam ve Kilo Artışı

Fiziksel aktivite eksikliği de yüksek tansiyon riskini artıran önemli faktörlerden biri. Uzmanlara göre uzun süre oturmak kan dolaşımını yavaşlatıyor ve damar sertliğine yol açabiliyor. Bu nedenle yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapması öneriliyor.

Kilo artışı da tansiyon üzerinde doğrudan etkili. Özellikle fazla kilo, kalp ve damar sistemi üzerinde ek yük oluşturarak kan basıncının yükselmesine neden olabiliyor.

Sigara, Alkol ve Şeker Tüketimi

Sigara kullanımı damar duvarlarında plak birikimini artırarak hem yüksek tansiyona hem de kalp hastalıklarına zemin hazırlıyor. Benzer şekilde aşırı alkol tüketimi de kan hacmini ve kalp atış hızını artırarak tansiyonun yükselmesine neden olabiliyor.

Uzmanlar ayrıca yüksek miktarda ilave şeker tüketiminin de dolaylı olarak tansiyon riskini artırdığına dikkat çekiyor. Özellikle şekerli içeceklerin fazla tüketimi obezite riskini artırarak kan basıncını olumsuz etkileyebiliyor.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri Büyük Fark Yaratabilir

Uzmanlar, yüksek tansiyonla mücadelede ilaç tedavisinin yanı sıra yaşam tarzı değişikliklerinin de büyük önem taşıdığını vurguluyor. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, yeterli uyumak ve sigara ile alkolden uzak durmak kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olabiliyor.

Araştırmalar, yalnızca birkaç kilo vermenin bile tansiyon değerlerinde belirgin bir düşüş sağlayabileceğini gösteriyor. Bu nedenle uzmanlar, küçük ama sürdürülebilir yaşam tarzı değişikliklerinin kalp sağlığı açısından büyük kazanımlar sağlayabileceğini belirtiyor.

Paylaşın

Retinol Sivilcelere Karşı Etkili Mi?

Uzmanlara göre retinol, gözenekleri açarak ve cilt hücre yenilenmesini hızlandırarak akne oluşumunu azaltabiliyor; ancak yanlış kullanım ciltte tahrişe yol açabiliyor.

Haber Merkezi / Retinol, A vitamininden elde edilen bir retinoid türüdür. Cilt bakımında kırışıklıkların ve ince çizgilerin görünümünü azaltmak, cilt tonunu eşitlemek ve cilt dokusunu iyileştirmek amacıyla yaygın olarak kullanılır.

Aynı zamanda sivilce, beyaz nokta, siyah nokta ve ciltte oluşan kistler gibi akne sorunlarının tedavisinde de etkili olabilen bir bileşendir.

Sivilce tedavisinde nasıl etkili?

Retinol ve diğer retinoid türleri, cilt hücre yenilenmesini hızlandırarak ve gözenekleri tıkayan komedonları temizleyerek sivilcelerin azalmasına yardımcı olur. Ayrıca anti-inflamatuar özellikleri sayesinde ciltteki iltihabı da azaltabilir.

Retinol daha hafif bir retinoid türü olarak kabul edilir. Tretinoin ve adapalen gibi daha güçlü retinoidler ise özellikle orta ve şiddetli akne vakalarında daha etkili olabilir.

Uzmanlara göre retinoidlerin sivilceler üzerindeki etkisi genellikle 12–15 hafta içinde görülmeye başlar.

Retinol nasıl kullanılmalı?

Ciltte tahriş riskini azaltmak için retinol kullanırken bazı kurallara dikkat etmek gerekir:

Retinol uygulamadan önce yüz nazik bir temizleyici ile yıkanmalıdır.

İlk haftalarda cildin alışması için iki günde bir kullanılmalıdır.

Uygulamada bezelye büyüklüğünde bir miktar yeterlidir.

Uygulama sonrasında komedojenik olmayan bir nemlendirici kullanılması önerilir.

Kimler kullanmamalı?

Bazı kişiler için retinol uygun olmayabilir. Özellikle şu durumlarda dikkatli olunmalıdır:

Hamile olan veya hamile kalmayı planlayan kişiler

Hassas veya çok kuru cilde sahip olanlar

Rosacea gibi kronik cilt rahatsızlıkları bulunanlar

Bu durumlarda akne tedavisi için bir dermatoloğa danışılması önerilir.

Olası yan etkiler

Retinol kullanımının en yaygın yan etkileri arasında:

Cilt kuruluğu,

Soyulma,

Kızarıklık,

yer alır. Bu etkiler genellikle cilt ürüne alıştıkça birkaç hafta içinde azalır.

Ayrıca retinol kullanırken en az SPF 30 içeren güneş kremi kullanmak önemlidir. Çünkü retinol cildi güneşe karşı daha hassas hale getirebilir.

Retinol kullanamayanlar için alternatifler

Retinol kullanamayan kişiler için akne tedavisinde farklı içerikler de tercih edilebilir:

Bakuchiol: Bitkisel bir retinol alternatifi

Azelaik asit: Gözenekleri açmaya ve lekeleri azaltmaya yardımcı olabilir

Alfa hidroksi asitler (AHA): Ölü cilt hücrelerini temizler

Salisilik asit: Gözenekleri açarak sivilcelerin küçülmesine yardımcı olur

Retinol, cilt hücre yenilenmesini hızlandırması ve gözenekleri temizlemesi sayesinde akne tedavisinde etkili bir içerik olarak öne çıkıyor. Ancak tahriş riskini azaltmak için doğru şekilde ve kademeli olarak kullanılması gerekiyor. Uzmanlar, özellikle hassas cilde sahip kişilerin retinol kullanmadan önce dermatoloğa danışmasını öneriyor.

Paylaşın

İran Savaşı’nın Gölgesinde NATO’nun Geleceği: İttifak Bunalımda Mı?

ABD–İsrail ile İran arasındaki savaş, sadece Orta Doğu’yu sarsmakla kalmıyor; NATO’nun stratejik yönünü, ittifak dayanışmasını ve Avrasya güvenlik mimarisini sorgulatan bir dönemeçte ittifakın geleceğini belirsizliğe sürüklüyor.

Haber Merkezi / Son dönemde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları, bölgesel dengeleri altüst etmekle kalmıyor; aynı zamanda Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) varlık nedenini ve geleceğini de sorgulayan bir tabloyu uluslararası gündeme taşıyor.

ABD Başkanı tarafından yapılan açıklamalar, Avrupa müttefiklerin aktif katılımı olmadan İran savaşı bağlamında kritik deniz yollarını açma çabalarının NATO’yu “çok kötü bir geleceğe” sürükleyebileceği uyarısı içeriyor. Bu çağrı, ittifak içinde artan gerilimleri ve dayanışma zorluklarını gözler önüne seriyor.

Bu savaş aynı zamanda Avrupa Birliği ülkelerinin, özellikle Avrupa devletlerinin, bölgesel güvenliğe katkı konusunda nasıl bir yol haritası çizecekleri konusunda belirsizlik yarattı. AP düzeyinde, Hürmüz Boğazı gibi kilit lojistik arterlerin korunması konusu ciddi müzakerelere konu olurken, somut askeri taahhütler henüz netleşmiş değil.

NATO’nun geleceğini tartışırken, ittifakın kuruluş felsefesinden bu yana karşılaştığı en karmaşık sınavlardan biriyle yüzleştiğini söylemek mümkün. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana esnek adaptasyon kabiliyetiyle ayakta kalan NATO, bugün farklı bir testle karşı karşıya: üye devletler arasında stratejik önceliklerin ayrışması, savunma harcamalarındaki eşitsizlikler ve ortak tehdit algısının kırılganlığı… hepsi ittifakın kolektif savunma idealini sorgulatıyor.

Bu gelişmeler, savunma ve güvenlik politikalarının yeniden değerlendirilmesini ve NATO’nun sadece askeri iş birliği değil, aynı zamanda politik bir dayanışma platformu olarak yeni bir kimlik arayışına girmesini gerekli kılıyor. Böyle bir ortamda, Orta Doğu kaynaklı bir savaşın küresel ittifaklara etkisi kaçınılmaz olarak daha kapsamlı stratejik düşünmeyi zorunlu kılıyor.

Paylaşın

Ay’ın Manyetik Gizemi Çözülüyor

Ay kayalarında tespit edilen güçlü manyetik izler, uzun yıllardır bilim insanlarını şaşırtıyordu. Yeni bir araştırma, bu gizemin Ay’ın derinliklerinde yaşanan kısa süreli ancak yoğun manyetik patlamalardan kaynaklanmış olabileceğini ortaya koyuyor.

Haber Merkezi / Ay’dan getirilen kaya örneklerinde tespit edilen güçlü manyetik izler, uzun yıllardır bilim insanlarının kafasını karıştıran bir bilmeceydi. Ay’ın Dünya’ya kıyasla çok daha küçük olması ve gezegenimizin manyetik alanını oluşturan güçlü çekirdek dinamiklerine sahip olmaması, bu kaya örneklerinde neden bu kadar güçlü manyetik izler bulunduğu sorusunu daha da karmaşık hâle getiriyordu.

İngiltere’deki Oxford Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü yeni bir çalışma, bu gizeme olası bir açıklama getiriyor. Araştırmacılara göre, Apollo görevlerinin topladığı bazı kaya örneklerinde görülen güçlü manyetik izler, Ay’ın geçmişinde yaşanan kısa süreli fakat son derece güçlü manyetizma patlamalarının izleri olabilir.

Gezegen jeoloğu Claire Nichols, yeni araştırmanın Apollo görevlerinden elde edilen örneklerin yorumlanma biçimine de ışık tuttuğunu belirtiyor. Nichols, “Çalışmamız, Apollo örneklerinin aslında yalnızca birkaç bin yıl süren son derece nadir olayları temsil ediyor olabileceğini gösteriyor. Ancak bugüne kadar bu örnekler Ay tarihinin yaklaşık yarım milyar yılını temsil ediyormuş gibi yorumlanıyordu” diyor.

Araştırma kapsamında bilim insanları, “Mare bazaltları” olarak bilinen Ay kaya örneklerini yeniden analiz etti. İncelemelerde, kayaların jeolojik özellikleri ile manyetik özellikleri arasındaki ilişki araştırıldı. Sonuçlar dikkat çekici bir bağlantıya işaret etti: Daha güçlü manyetizma izleri taşıyan kayaların titanyum içeriğinin de belirgin şekilde yüksek olduğu görüldü.

Bunun ardından ekip, titanyum açısından zengin kaya oluşum süreçlerinin güçlü manyetik alanları nasıl tetikleyebileceğini anlamak için bilgisayar modelleri geliştirdi. Model sonuçlarına göre, Ay’ın çekirdek-manto sınırına yakın bölgelerde bulunan titanyum açısından zengin malzemenin erimesi, çekirdekten gelen ısı akışını kısa süreliğine artırabiliyor. Bu durum, Ay’da geçici olarak güçlü bir manyetik alan oluşmasına yol açabilecek dinamo faaliyetini tetikleyebiliyor.

Araştırmacılar, Apollo görevlerinin özellikle Mare bölgelerinde — yani eski lav akıntılarının oluşturduğu düz yüzeylerde — örnek toplamasının da önemli bir örnekleme yanlılığı yaratmış olabileceğini düşünüyor. Yer bilimci Jon Wade, bu durumu şu sözlerle açıklıyor:
Eğer Dünya’yı keşfeden uzaylılar olsaydı ve buraya sadece birkaç kez inseydi, üstelik iniş için düz bir bölge seçselerdi, muhtemelen benzer bir örnekleme yanlılığıyla karşılaşırlardı.”

Bilim insanlarına göre, Ay’da gerçekleşmiş olabilecek bu güçlü manyetizma dönemleri aslında oldukça kısa sürdü. Tahminlere göre bu olaylar yalnızca birkaç bin yıl devam etti; bu süre ise Ay’ın milyarlarca yıllık tarihi içinde oldukça küçük bir zaman dilimine karşılık geliyor.

Yine de araştırmacılar, mevcut modelin bazı varsayımlara dayandığını ve eldeki kaya örneklerinin sınırlı olduğunu vurguluyor. Bu nedenle, hipotezin daha güçlü biçimde doğrulanabilmesi için yeni verilere ihtiyaç duyuluyor.

Günümüzde Ay’ın manyetik alanı Dünya’nın güçlü küresel manyetik alanına kıyasla oldukça zayıf ve düzensiz. Ancak geçmişte daha güçlü manyetik etkilerin varlığına işaret eden farklı çalışmalar da bulunuyor. Örneğin bazı bilim insanları, büyük asteroid çarpmalarının da bu güçlü manyetik izlerin oluşmasında rol oynamış olabileceğini öne sürüyor.

Bilim dünyası için umut verici gelişme ise, önümüzdeki yıllarda insanlı Ay görevlerinin yeniden başlayacak olması. NASA’nın Artemis programı kapsamında planlanan yeni görevler, Ay’dan daha fazla kaya örneği toplanmasına ve bu gizemin daha ayrıntılı biçimde araştırılmasına imkân sağlayabilir.

Yer bilimci Simon Stephenson, “Artık hangi tür kaya örneklerinin hangi manyetik alan şiddetlerini koruyabileceğini daha iyi tahmin edebiliyoruz. Yaklaşan Artemis görevleri bu hipotezi test etmek için önemli bir fırsat sunacak” diyor.

Araştırmanın sonuçları Nature Geoscience dergisinde yayımlandı.

Paylaşın

İcra Dosyaları Sayısı Rekor Seviyelere Ulaştı

Türkiye’de icra dosyaları tarihi zirveye ulaştı. Sıkı para politikaları, ekonomik dalgalanmalar ve borç ödeme kapasitesindeki düşüş, işyerlerinin kapanmasına ve hukuki dosya yükünün artmasına yol açıyor.

Ekonomi yönetiminin enflasyonu dizginlemek amacıyla sürdürdüğü sıkılaştırma politikaları, ticari hayatta kapanan işyeri sayısını artırırken, borç ödeme kapasitesindeki düşüşü de gün yüzüne çıkarıyor. UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) verilerinden derlenen istatistikler, Türkiye’nin hem hukuki hem ekonomik olarak devasa bir “dosya yükü” ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Ekonomim’in haberine göre, icra dairelerine gelen yeni dosyaların sonuçlandırılanlardan düşülmesiyle elde edilen net veriler, 2026’nın ilk çeyreğinde ivmenin hızla yukarı yönlü olduğunu ortaya koyuyor:

Ocak Ayı: Toplam dosya sayısı 24 milyon 140 bine ulaşırken, günlük ortalama dosya artışı 4 bin 689 oldu.

Şubat Ayı: 28 gün süren Şubat ayında günlük ortalama dosya sayısı 6 bin 498’e çıkarak son yılların en yüksek seviyesine ulaştı.

Savaş Etkisi (28 Şubat – 11 Mart): ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başladığı 11 gün içinde sisteme 80 bin 529 yeni dosya eklendi.

İcra dosyalarındaki artış grafiği, son on yıldaki ekonomik dalgalanmaların bir özeti niteliğinde. 2016 yılında 15,2 milyon olan dosya sayısı, 2019’da ilk kez 20 milyon sınırını aşmıştı. 2023’te 2 bin liranın altındaki alacakların silinmesiyle geçici bir rahatlama yaşansa da, rakamlar bugün 24 milyon 402 bine ulaşarak tarihi zirveye yerleşmiş durumda.

Paylaşın

ABD Ve İsrail’in İran’a Saldırıları: Üç Haftada Derinleşen Kriz

28 Şubat 2026’dan bu yana süren ABD ve İsrail saldırıları, İran’da sivil kayıpları, altyapı yıkımını ve enerji koridorlarında kesintileri derinleştirerek bölgesel gerilimi tırmandırdı.

Haber Merkezi / Diplomasi çağrıları artsa da çatışmanın etkileri ekonomik ve güvenlik boyutuyla küresel ölçekte hissediliyor.

28 Şubat 2026’da ABD ve müttefiki İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonlar, geride en az üç haftalık ağır bir bilanço bıraktı.

Başlangıçta İran’ın stratejik askeri ve liderlik hedeflerine yönelik düzenlenen hava saldırıları, Tahran ve çevresinde büyük patlamalarla sonuçlandı. Hedeflenen noktalarda İran’ın savunma kapasitesine ciddi darbe vurulsa da saldırılar zamanla geniş çaplı bir çatışmaya dönüştü.

İran, bu saldırılara misilleme olarak Körfez’deki ABD üslerine ve İsrail hedeflerine balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla karşılık verdi. Bu durum, çatışmanın bölge dışına yayılmasına ve sivil bölgelerin de tehlikeye girmesine yol açtı.

Üç haftalık süreçte, sağlık kuruluşları ve sivil altyapı hatları ciddi zarar gördü. Dünya Sağlık Örgütü’nün doğruladığı üzere, İran’da 18 sağlık tesisi doğrudan saldırıların hedefi oldu. Hastaneler, sağlık çalışanları ve hastalar ağır risk altında kalırken, bunun yol açtığı insani kriz giderek derinleşiyor.

Aynı dönemde Hürmüz Boğazı’nda güvenlik krizi ve enerji arzı sorunları da uluslararası piyasaları etkiledi; petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve ticaret yollarının risk primi yükseldi.

Saldırıların ilk günlerinde İran’ın askeri liderlik yapısına yönelik hedefler dikkat çekerken, ilerleyen günlerde çatışmanın kapsamı değişti. İran’ın savunma sistemleri baskı altında kalmasına rağmen karşı saldırılar, özellikle Körfez devletleri ve Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkelerine de ulaştı.

UAE’de altı sivilin yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı ve kritik enerji tesislerinin etkilendiği bildirildi. Bu tablo, savaşın sadece cephedeki askerleri değil, sivilleri ve bölge ekonomilerini de doğrudan hedef aldığını ortaya koyuyor.

ABD yönetimi, operasyonların süreceğini açıklarken, İran da İsrail’in yakıt depoları ve enerji altyapılarına yönelik saldırıları “ekosisteme karşı ciddi bir yıkım” olarak nitelendirdi. Bu sert açıklamalar, bölgede diplomatik çözüm arayışlarını zorlaştırdı.

Avrupa Birliği ve bazı uluslararası aktörler, taraflara itidal çağrısı yaparak çatışmanın tırmanmasının önlenmesi gerektiğini vurguladı; ancak somut adımlar henüz çatışmayı durdurmaya yetmedi.

Enerji koridorlarında yaşanan sorunlar ve ticaret yollarındaki risk artışı, küresel ekonomiye de yansıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik gerilimi, navlun maliyetlerini artırırken petrol piyasalarında belirsizlikleri derinleştirdi. Bu durum, hem bölge ülkeleri hem de küresel enerji ithalatçıları için yeni bir risk unsuru oluşturdu.

Uluslararası kuruluşlar ve barış grupları, insani yardımın erişimini kolaylaştırma ve sivillerin korunmasına yönelik çağrılarda bulunuyor. Ancak sahadaki gerilimin devam etmesi, çatışmanın insani ve ekonomik etkilerini daha da artırma riski taşıyor.

Bu üç haftalık süreç, sadece kayıplar ve yıkımla değil, bölgesel güvenlik mimarisi ve küresel enerji piyasaları üzerindeki etkileriyle de uzun süre tartışılacak bir kriz olarak kayıtlara geçiyor.

Paylaşın

Oscar Gecesine “One Battle After Another” Damgası

Los Angeles’ta düzenlenen 98. Akademi Ödülleri’nde Paul Thomas Anderson’ın “One Battle After Another” filmi altı ödülle gecenin yıldızı oldu. Michael B. Jordan, Jessie Buckley ve Sean Penn de kazananlar arasında yer aldı.

Sinema dünyasının en prestijli ödülleri arasında gösterilen 98. Akademi Ödülleri (Oscar), ABD’nin Los Angeles kentindeki Dolby Theatre’da gerçekleştirildi. Törenin sunuculuğunu Emmy ödüllü komedyen Conan O’Brien üstlendi. Hollywood yıldızları ve ünlü isimler kırmızı halıda göz alıcı kostümleriyle boy gösterdi.

Gecenin en büyük kazananı, yönetmen Paul Thomas Anderson imzalı “One Battle After Another” oldu. ABD’de göçmenler için mücadele eden radikal aktivistlerin hikâyesini anlatan film, 13 adaylıktan altı ödül kazanarak hem En İyi Film hem de En İyi Yönetmen ödüllerinin sahibi oldu. Sean Penn’in performansı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, uyarlama senaryosu ise En İyi Uyarlama Senaryo kategorilerinde ödül getirdi.

16 adaylıkla gecenin en çok adaylık alan yapımı olan “Sinners”, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Sinematografi ve En İyi Film Müziği dahil dört ödül kazandı.

Öne çıkan diğer kazananlar:

En İyi Kadın Oyuncu: Jessie Buckley – Hamnet
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Amy Madigan – Weapons
En İyi Animasyon Film: KPop Demon Hunters
En İyi Animasyon Kısa Film: The Girl Who Cried Pearls
En İyi Kostüm Tasarımı: Frankenstein
En İyi Makyaj/Hairstyling: Frankenstein

En İyi Casting: One Battle After Another
En İyi Kısa Film: The Singers ve Two People Exchanging Saliva (eşit ödül)
En İyi Görsel Efekt: Avatar: Fire and Ash
En İyi Yapım Tasarımı: Frankenstein
En İyi Kısa Belgesel: All The Empty Rooms
En İyi Belgesel: Mr. Nobody Against Putin

En İyi Orijinal Film Müziği: Sinners
En İyi Ses: F1
En İyi Kurgu: One Battle After Another
En İyi Yabancı Film: Sentimental Value
En İyi Orijinal Şarkı: Golden – KPop Demon Hunters

Tören boyunca sanatçılar, geçmişte kaybettikleri dostlarını andı, duygusal anlar yaşandı. Barbra Streisand, eski film partneri Robert Redford’u sahnede anarak izleyenleri duygulandırdı.

Gecenin sunucusu O’Brien, açılışta yapay zekâ ve politik göndermelerle izleyenleri güldürdü. ABD Başkanı Donald Trump ve Jeffrey Epstein skandalına dolaylı atıflarda bulundu.

Bu yılki Oscar gecesi, güçlü performanslar, çarpıcı filmler ve sürpriz kazananlarla sinema dünyasının unutulmaz geceleri arasına girdi.

Paylaşın

Yılın İlk İki Ayında Bütçede 190 Milyar TL Açık

Merkezi yönetim bütçesi yılın ilk iki ayında açık verdi. Ocak-Şubat döneminde giderler 2 trilyon 965 milyar TL’ye ulaşırken gelirler 2 trilyon 774,8 milyar TL’de kaldı ve bütçede 190,2 milyar TL’lik açık oluştu.

Haber Merkezi / Merkezi yönetim bütçesi, 2026 yılının ilk iki ayında açık verdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, Ocak-Şubat döneminde bütçe giderleri 2 trilyon 965 milyar TL’ye ulaşırken bütçe gelirleri 2 trilyon 774,8 milyar TL’de kaldı. Böylece yılın ilk iki ayında merkezi yönetim bütçesi 190,2 milyar TL açık verdi.

Şubat ayında ise bütçe dengesi geçici olarak fazla verdi. Şubat 2026’da merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 329,2 milyar TL olurken bütçe gelirleri 1 trilyon 353,6 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu dönemde bütçe 24,4 milyar TL fazla verdi.

Faiz harcamaları dışarıda bırakıldığında ise bütçede fazla dikkat çekti. Şubat ayında faiz dışı bütçe giderleri 1 trilyon 145,5 milyar TL olurken 208,1 milyar TL faiz dışı fazla kaydedildi. Ocak-Şubat döneminde ise faiz dışı giderler 2 trilyon 324,9 milyar TL olarak gerçekleşirken faiz dışı fazla 449,9 milyar TL oldu.

Ancak yılın ilk iki ayında giderlerin gelirlerin üzerinde seyretmesi, merkezi yönetim bütçesinde 190 milyar TL’yi aşan açık oluşmasına yol açtı. Ekonomistler, yılın ilerleyen dönemlerinde bütçe dengesinin özellikle harcama politikaları ve vergi gelirlerindeki gelişmelere bağlı olarak şekilleneceğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

Özgür Özel: İktidara Yürüyoruz

CHP Lideri Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu için başlatılan mücadeleye destek çağrısı yaparak vatandaşları İstanbul’daki Saraçhane buluşmasına davet etti ve “İstanbul’a yürüyoruz, iktidara yürüyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Uşak’ta düzenlenen mitingde hem yerel hizmetlere hem de ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında ekonomik sorunlardan tarım politikalarına, yerel yönetim projelerinden yargı tartışmalarına kadar birçok başlığa değinen Özel, “Bugün burada miting yapmaya değil, adalet arayanlarla buluşmaya geldik” dedi.

Uşak’ta yerel seçimlerde elde edilen başarıya değinen Özel, kentin 35 yıl aradan sonra CHP tarafından yönetilmeye başladığını hatırlattı. Belediye Başkanı Özkan Yalım ile birlikte yüzde 41 oy oranıyla seçimi kazandıklarını belirten Özel, parti örgütüne ve seçmenlere teşekkür etti.

Uşak Belediyesi’nin son iki yılda birçok sosyal ve altyapı projesini hayata geçirdiğini söyleyen Özel; yeni hizmet araçları, sosyal tesisler, ücretsiz internet hizmetleri, kadın yaşam merkezleri ve ihtiyaç sahiplerine yönelik sosyal destek projelerini örnek gösterdi. Kentte emeklilerin sosyal tesislerde 1 liraya çay içebildiğini hatırlatan Özel, “Gün gelecek bütün emekliler ‘iyi ki CHP’ye oy vermişim’ diyecek” ifadelerini kullandı.

Uşak’ta planlanan tramvay projesinin engellendiğini savunan Özel, bazı kurumların projeye çevresel etki değerlendirme raporu talep ettiğini söyledi. Aynı kurumların madencilik projelerine ise “ÇED gerekli değildir” kararı verdiğini öne süren Özel, “Tramvaya ÇED isteyenler, azgın madenciliğe ‘gerek yok’ diyor. Bu kabul edilemez” dedi.

Özel, özellikle Uşak’taki doğal alanlar ve Murat Dağı çevresinde planlanan madencilik faaliyetlerine karşı verilen çevre mücadelesini de desteklediklerini belirtti.

Kentte sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlara değinen Özel, hastanelerin kapatılması nedeniyle vatandaşların randevu almakta zorlandığını ve bazı branşlarda aylar sonrasına gün verildiğini söyledi.

14 Mart dolayısıyla sağlık çalışanlarının bayramını da kutlayan Özel, uyuşturucuyla mücadele konusunda da ulusal bir seferberlik başlatacaklarını ifade etti. Kara para takibinin güçlendirileceğini, suç örgütlerinin mal varlıklarına el konulacağını ve gençlerin eğitim ile istihdam yoluyla suç ağlarından uzak tutulacağını belirtti.

Konuşmasının önemli bölümünü ekonomik sorunlara ayıran Özel, Türkiye’de gelir dağılımının bozulduğunu savundu. Kişi başına milli gelir ortalamasının 18 bin dolar olarak açıklanmasına rağmen emeklilerin ortalama gelirinin çok daha düşük olduğunu belirten Özel, emeklilerin alım gücünün son yıllarda ciddi biçimde gerilediğini söyledi.

Bayram ikramiyelerine de değinen Özel, 2018’de verilen ikramiyenin alım gücünün bugün ciddi şekilde düştüğünü ifade ederek, “Emekli bayram ikramiyesi artık kurbanlık bile alamıyor” dedi. Özel, CHP iktidarında en düşük emekli maaşının önce asgari ücret seviyesine çıkarılacağını, ardından kademeli olarak artırılacağını dile getirdi.

Uşak’ın önemli bir tarım kenti olduğunu vurgulayan Özel, çiftçilerin artan maliyetler nedeniyle zor durumda olduğunu belirtti. Tarım kredilerinin faizlerinin silineceğini ve üretimde planlama yapılacağını söyleyen Özel, süt üreticileri için “parite garantisi” uygulaması getireceklerini ifade etti.

Eğitim alanında da yeni sosyal politikalar planladıklarını anlatan Özel, tüm okullarda ücretsiz içme suyu sağlanacağını ve öğrencilere sıcak yemek verileceğini söyledi. Özel, ayrıca işsiz vatandaşlara “temel vatandaşlık geliri” verileceğini ve ev kadınlarına sosyal güvence ile emeklilik hakkı tanınacağını da açıkladı.

Konuşmasının son bölümünde İstanbul’daki dava sürecine değinen Özel, Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen soruşturmanın siyasi olduğunu savundu. İddianamede ortaya atılan birçok iddianın kanıtlanamadığını öne süren Özel, davanın canlı yayınlanması çağrısını yineledi. Özel, “Eğer iddianameye güveniyorsanız davayı TRT’den canlı yayınlayın” dedi.

“İstanbul’a yürüyoruz”

Konuşmasının sonunda partilileri İstanbul’daki büyük buluşmaya davet eden Özel, “Buradan İstanbul’a, Saraçhane’ye yürüyoruz. Bu sadece bir miting değil, büyük bir yürüyüşün parçası” ifadelerini kullandı. Özel, “Millet istediğinde değişim olur. Hep birlikte yürüyeceğiz ve iktidarı değiştireceğiz” diyerek konuşmasını tamamladı.

Paylaşın