Anna Kournikova Virüsü Nedir, Ne Tür Hasarlara Yol Açar?

VBS / SST veya VBS / OnTheFly olarak da bilinen Anna Kournikova Virüsü, 2001 yılında e-posta sistemlerine yayılmak üzere tasarlanmış bir bilgisayar solucanıdır.

Haber Merkezi / Virüs, ekte ünlü tenis oyuncusunun bir resmi olarak gizlendiği ve açıldığında kullanıcının sistemine bulaşıp kurbanın e-posta adreslerine iletildiği için adını ünlü tenis oyuncusundan almıştır. Virüs, enfekte olmuş sistemlere önemli bir zarar vermemiş, ancak dünya çapındaki e-posta trafiğini önemli ölçüde etkilemiştir.

VBS/SST solucanı olarak da bilinen Anna Kournikova Virüsü, 2001’in başlarında öne çıkan kötü şöhretli bir e-posta tabanlı siber tehditti. O dönemde yaygın olan diğer birçok kötü amaçlı yazılımın aksine, bu virüsün temel amacı finansal zarara yol açmak veya hassas bilgileri çalmak değildi.

Aksine, asıl amacı insan merakını istismar etmenin kolaylığını ve popüler e-posta sistemlerindeki güvenlik açıklarını gözler önüne sermekti. Özellikle Anna Kournikova Virüsü, bireyleri dijital güvenliklerini tehlikeye atacak eylemlerde bulunmaya yönlendiren sosyal mühendisliğin gücüne örnek teşkil ediyordu.

Virüs, e-posta yoluyla yayılıyor ve kurbanları, o dönem ünlü bir Rus tenisçi olan Anna Kournikova’ya atıfta bulunan bir konu başlığı ekleyerek cezbediyordu. Şüphelenmeyen alıcılar, sözde resim ekini açarak Anna’nın bir fotoğrafını görmeyi bekliyordu.

Ancak, eki açtığında virüs bir Visual Basic Script çalıştırarak kullanıcının kişilerine sızıyor ve herkese e-posta mesajları göndererek daha da yayılıyordu. Virüs, bulaştığı sistemlere doğrudan bir zarar vermese de, bilinmeyen ekleri açmanın risklerini ve sosyal mühendisliğin en güçlü siber güvenlik önlemlerini bile aşmadaki etkinliğini çarpıcı bir şekilde hatırlatıyordu.

Anna Kournikova Virüsü Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS):

Anna Kournikova Virüsü nasıl yayıldı?

Virüs, ağırlıklı olarak Visual Basic Scripting (VBS) dilini kullanarak yayıldı ve Microsoft Outlook e-posta istemcilerini hedef aldı. Virüs, enfekte olmuş eki açtıktan sonra Outlook’u kullanarak kurbanın adres defterinde bulunan tüm e-posta adreslerine kendi kopyalarını gönderiyor ve böylece hızla diğer kullanıcılara yayılıyordu.

Anna Kournikova Virüsü ne tür hasarlara yol açtı?

Anna Kournikova Virüsü, yüksek miktardaki bulaşmış mesaj nedeniyle e-posta sunucularında ve ağlarında önemli kesintilere neden olma potansiyeline sahip olsa da, diğer bazı virüsler gibi yıkıcı bir yüke sahip değildi. Temel amacı, dosyaları silmek veya bilgisayar sistemlerine zarar vermek değil, kendini yaymaktı. Ancak, bu yoğun bulaşmış mesaj akışıyla başa çıkmak zorunda kalan kullanıcılar ve BT uzmanları için önemli bir sıkıntıya neden oldu.

Anna Kournikova Virüsü gibi virüslerden bilgisayarımı nasıl koruyabilirim?

Bilgisayarınızı virüslerden korumak için güncel bir antivirüs yazılımı yüklemeniz ve e-posta eklerine ve bağlantılarına tıklama konusunda dikkatli olmanız önemlidir. Güvenlik açıklarını gidermek için işletim sisteminizi, yazılımınızı ve e-posta istemcinizi düzenli olarak güncelleyin. Ayrıca, tanıdığınız birinden geliyor gibi görünse bile istenmeyen e-postalara karşı dikkatli olun ve bir e-postanın içeriğinden emin değilseniz, gönderenle mutlaka iletişime geçin.

Anna Kournikova Virüsü’nden sonra buna benzer başka virüsler ortaya çıktı mı?

Evet, kullanıcıları virüslü ekleri açmaya veya kötü amaçlı bağlantılara tıklamaya kandırmak için sosyal mühendislik taktikleri kullanan çok sayıda e-posta solucanı ve virüsü vakası yaşandı. Bu tehditlerin çoğu, kullanıcıyı içerikle etkileşime girmeye teşvik etmek için güncel haberleri, popüler kültürü veya tanınmış kişileri kullanır. En son virüs tehditleri hakkında bilgi sahibi olmak ve güvenli gezinme ve e-posta alışkanlıkları edinmek, bilgisayarınızı ve kişisel bilgilerinizi bu risklerden korumanıza yardımcı olabilir.

Paylaşın

Anizotropik Filtreleme Nedir, Nasıl Çalışır?

Anizotropik Filtreleme (AF), eğik görüş açılarına sahip yüzeylerdeki dokuların görüntü kalitesini artırmak için 3B bilgisayar grafiklerinde kullanılan bir tekniktir.

Haber Merkezi / Bu teknik, belirli bir mesafeden veya belirli bir açıdan bakıldığında dokulardaki bulanıklığı azaltarak ve ayrıntıları koruyarak çalışır. Bu grafik işleme tekniği, görsel netliği artırmak için genellikle video oyunlarında ve etkileşimli grafiklerde kullanılır.

Anizotropik Filtreleme (AF), özellikle izleyiciye göre eğik görüş açılarına sahip yüzeylerdeki dokuların görüntü kalitesini artırmak için öncelikle 3B bilgisayar grafikleri oluşturmada kullanılan güçlü bir tekniktir. Temel amacı, 3B video oyunları veya simülasyonlarındaki dokulu yüzeylerin, özellikle de zeminler, yollar veya eğimli yüzeyler gibi uzaklaşan veya açılı olarak görüntülenenlerin netliğini ve keskinliğini artırmaktır.

Doku haritasından birden fazla örneği dikkate alarak, tüm görüş açılarındaki doku ayrıntılarını iyileştirerek ve böylece alternatif filtreleme yöntemlerinde tipik olarak görülen bulanıklık ve bozulma miktarını azaltarak çalışır.

Anizotropik Filtreleme kullanımı, grafik yoğun uygulamalarda gerçekçiliği ve sürükleyici deneyimi önemli ölçüde artırır. Örneğin, bir video oyunu oynarken, duvarlar, çitler, tuğlalar, çimenler vb. dokuların uzaktan veya açılı olarak bakıldığında bile ayrıntılı ve net kalmasını sağlayarak daha gerçekçi bir görsel deneyim sunar.

AF, bir sahnedeki 3B nesnelere 2B dokular uygulandığında oluşan doku ayrıntısındaki azalmayı telafi ederek bunu başarır. Kaynak yoğun yapısına rağmen, sağlayabildiği önemli kalite iyileştirmeleri göz önüne alındığında, Anizotropik Filtreleme kullanımı modern grafik işleme birimlerinde (GPU’lar) oldukça yaygın hale gelmiştir.

Anizotropik Filtreleme Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS):

Anizotropik Filtreleme nasıl çalışır?

Anizotropik Filtreleme, doku haritasından alınan birden fazla örneği analiz ederek ve son render’da görülecek olanı en iyi şekilde temsil eden örneği seçerek çalışır. Bu, görsellerin eğik açılarda veya uzakta bile net kalmasını sağlar.

Anizotropik Filtreleme gerekli midir?

Anizotropik Filtreleme bir oyunun veya 3D uygulamanın görsel kalitesini artırmaya yardımcı olsa da, bunun gerekli olup olmadığı projenizin gereksinimlerine ve cihazınızın performans yeteneklerine bağlıdır .

Anizotropik Filtreleme diğer filtreleme teknikleriyle karşılaştırıldığında nasıldır?

Bilineer ve trilineer filtreleme gibi diğer filtreleme yöntemleriyle karşılaştırıldığında, Anizotropik Filtreleme görüntü netliğini iyileştirme açısından daha iyi performans gösterir. Ancak, aynı zamanda daha fazla hesaplama gerektirir .

Anizotropik Filtreleme bir oyunun veya 3D uygulamanın performansını etkileyebilir mi?

Evet, Anizotropik Filtreleme performansı etkileyebilir. Etki seviyesi donanımın yeteneklerine bağlı olsa da , genel olarak Anizotropik Filtreleme seviyesi ne kadar yüksekse, performans o kadar fazla etkilenebilir.

Anizotropik Filtrelemeyi nasıl etkinleştirebilir veya devre dışı bırakabilirim?

Anizotropik Filtrelemeyi etkinleştirme veya devre dışı bırakma adımları, grafik aygıtınıza veya grafik yazılımınıza göre değişiklik gösterecektir. Genellikle bu seçenek, belirli grafik kartı yazılımınızın ayarlarında veya kontrollerinde ya da kullandığınız oyun veya uygulamanın ayarlarında bulunabilir.

İzotropik filtreleme nedir ve anizotropik filtrelemeden nasıl farklıdır?

İzotropik filtreleme, doku bilgilerini tek bir bakış açısından analiz ederek tüm bakış açılarından aynı doku kalitesini sağlar. Buna karşılık, anizotropik filtreleme birden fazla bakış açısını hesaba katar ve bu da özellikle yüzeylere keskin açılardan bakıldığında doku kalitesi açısından genellikle üstün sonuçlar verebilir.

Anizotropik Filtrelemenin hangi ayarını kullanmalıyım?

Anizotropik Filtreleme ayarı büyük ölçüde donanım yapılandırmanıza ve görsel gereksinimlerinize bağlıdır. Genel olarak, daha yüksek ayarlar performanstan ödün vererek daha iyi görüntü netliği sağlar. Düşük seviyeli ekran kartları, akıcı bir performans sağlamak için bu ayarı düşük tutmayı tercih edebilir.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Kumara Başlama Yaşı 15’e Düştü

2025 yılında Türkiye’de 15 yaş ve üzerindeki bireylerin yüzde 10,1’i hayatlarında en az bir kez kumar oynadı. Bu oran, Türkiye nüfusu dikkate alındığında yaklaşık 6,8 milyon kişinin hayatında en az bir kez kumar oynadığına işaret ediyor.

Yeşilay kumar ve sanal kumar bağımlılığını ele alan “Türkiye Kumar Raporu”nu yayımladı. Rapora göre Türkiye’de kumar ve sanal kumara başlama yaşının 15’in altına kadar düştü, 15 yaşın üzerindeki her 10 kişiden biri hayatında en az bir kez kumar oynadı.

Çalışmaya Türkiye’nin 26 ilinden 36 bin 334 kişi katıldı. Bu çalışmadan elde edilen verilere göre, 2025 yılında Türkiye’de 15 yaş ve üzerindeki bireylerin yüzde 10,1’i hayatlarında en az bir kez kumar oynadı. Bu oran dünya genelinde tahmin edilen yaygınlıktan düşük olmakla birlikte Türkiye nüfusu dikkate alındığında yaklaşık 6,8 milyon kişinin hayatında en az bir kez kumar oynadığına işaret ediyor.

Son 30 gün içinde kumar oynadığını ifade eden yüzde 6,6’lık kesim internet üzerinden yasa dışı bahis oynadıklarını ve yasa dışı bahsi çoğunlukla akıllı telefonları üzerinden oynadıklarını belirtti. Yasa dışı bahis oynama 15-24 yaş aralığındaki gençlerde diğer yaş gruplarına göre daha yaygın. Hayatlarında en az bir kez kumar oynamış bireylerin kişilerin yüzde 71’i 15-24 yaş arasında, yüzde 19’u ise 25-34 yaş arasında ilk defa kumar oynadığını ifade etti.

Kumara başlama yaş aralığı ise şöyle:

Yüzde 3,3: 15 yaş altı
Yüzde 71,2: 15-24 yaş
Yüzde 19,4: 25-34 yaş
Yüzde 6,1: Diğer yaşlar

Rapora göre kumar bağımlılığı da artıyor. Buna göre kumar bağımlılığı nedeniyle 2021’de 2 bin 140 olan Yeşilay Danışmanlık Merkezlerine başvuran kişi sayısı 2022’de 3 bin 444, 2023’te 4 bin 228 ve 2024’te 5 bin 812’ye yükseldi. Kumar bağımlılığı nedeniyle başvuranların sayısı ilk kez 2024’te alkol ve madde bağımlılığı nedeniyle başvuranların sayısını geçti.

Paylaşın

Türkiye’de Yaşlı Yoksulluğu Artıyor

Yaşlı kadınlar arasındaki yoksulluk oranı 2022 yılında yüzde 15,4 iken 2023 yılında yüzde 22,4’e yükseldi. Yaşlı erkeklerde ise yoksulluk oranı 2022 yılında yüzde 12,8 iken 2023 yılında yüzde 20,7 oldu.

Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) tarafından hazırlanan rapora göre, Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri yaşlılık döneminde daha da derinleşiyor. Yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranı ilk kez 2023’te yüzde 10’u aşarken, 2020’de yüzde 9,5 olan bu oran, 2023’te yüzde 10,2’ye, 2024’te ise yüzde 10,6’ya ulaştı.

Küresel yaşlanma eğilimi ile paralel olarak Türkiye’de de yaşlı nüfustaki artışın devam edeceği uzmanlarca öngörülürken artan yaşlı nüfusla birlikte yaşlı bireylerin karşı karşıya kaldığı eşitsizlikler ve sorunlar da büyüyor.

TÜİK’in 2021-2023 verilerine göre, Türkiye’de kadınların doğumda beklenen yaşam süresi 80 yıl iken, erkeklerinki 74,7 yıl. Kadınlar erkeklerden ortalama 5 yıl daha uzun yaşıyor. Doğumda beklenen sağlıklı yaşam süresi erkekler için 59 yıl iken, kadınlar için bu süre 56,3 yıla düşüyor. Ayrıca, 65 yaşındaki bir bireyin geriye kalan sağlıklı yaşam süresi, kadınlar için 5,6 yıl; erkekler için ise 6,9 yıl olarak öngörülüyor.

Rapora göre, yaşlı kadınların sadece yüzde 16,5’i kendi sağlık durumunu “iyi” olarak tanımlarken, erkeklerde bu oran yüzde 27,5’e çıkıyor. Benzer şekilde, 2022 verilerine göre yaşlı kadınlardaki obezite oranı (yüzde 36,4), erkeklerdeki oranın (yüzde 18,3) neredeyse iki katı. Yani kadınlar erkeklere göre daha uzun yaşıyorlar ama yaşamlarının ciddi bir kısmını sağlıksız geçiriyorlar.

Ekonomik tablo yaşlılar için endişe verici halde. Yaşlı kadınlar arasındaki yoksulluk oranı 2022 yılında yüzde 15,4 iken 2023 yılında yüzde 22,4’e yükseldi. Yaşlı erkeklerde ise yoksulluk oranı 2022 yılında yüzde 12,8 iken 2023 yılında yüzde 20,7 oldu.

Yoksulluk ve yaşam koşulları istatistiklerine göre 2024 yılında yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki yaşlı kadınların oranı yüzde 24,2, yaşlı erkeklerin oranı ise yüzde 22,3. Rapora göre yaşlı kadınlarda yoksulluğun daha çok olması, hayat boyu biriken dezavantajların yaşlılık dönemindeki somut bir yansıması.

Yaşlı kadınların yüzde 19,9’u okuma yazma bilmezken, bu oran erkeklerde sadece yüzde 3,3. Eğitim hakkına erişememe, yaşamları boyunca üstlendikleri karşılıksız bakım sorumlulukları, çalışma hayatına ve sosyal hayata daha az katılma, kayıt dışı çalıştırılma ve emeklilik sistemine yeterince dahil olamama gibi nedenler kadınları yaşlılıkta yoksulluğa itiyor.

2024 verilerine göre, yaşlı kadınların neredeyse yarısının (yüzde 45,7) eşi vefat etmiş iken, bu oran yaşlı erkeklerde yüzde 10,8. Tek başına yaşayan yaşlı fertlerin yüzde 74’ünü yaşlı kadınlar, yüzde 26’sını yaşlı erkekler oluşturuyor.

“Günlük Yaşam Aktiviteleri” verileri, yaşlı kadınların temel öz bakım ihtiyaçlarını karşılamada erkeklere göre daha fazla zorlandığını gösteriyor. Örneğin, kendi başına banyo yapabilen yaşlı erkeklerin oranı yüzde 90,9 iken, bu oran kadınlarda yüzde 82,9’a düşüyor. Alışverişini kendi yapabilen erkeklerin oranı yüzde 71,7 iken kadınlarda bu oran yüzde 41,7; parasal işlerini yapabilen erkek oranı yüzde 87,5 iken kadınlarda yüzde 63,2.

Bu veriler, tek başına yaşayan yaşlı kadınlara yönelik evde bakım ve sosyal destek hizmetlerinin ne kadar hayati olduğunu kanıtlıyor. Nitekim evde bakım desteğine ihtiyacı olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı 2023 yılında yüzde 16,4 iken; bu oran yaşlı erkeklerde yüzde 12,3, yaşlı kadınlarda yüzde 19,6.

Hem büyükanneler (yüzde 10,3) hem de büyükbabalar (y üzde8,3) torun bakımına “yardım” ediyor. 2023 verilerine göre, torunlarına bakan büyükannelerin yüzde 68’i, büyükbabaların yüzde 59,1’i bu işi “her gün” yapıyor. Kadınlar için daha fazla olmakla birlikte yaşlılar için torun bakımı bir “yardım” olmaktan çıkıp, tam zamanlı ve karşılıksız bir bakım emeğine dönüşüyor.

Yaşamı destekleyen politikalar geliştirilmeli

Yaşlılar için bağımsız yaşamı destekleyen politikaların geliştirilmesi ve uygulanması çağrısı yapan CEİD, şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Daha uzun ama daha sağlıksız bir yaşam, derin bir yoksulluk riski, yalnızlık ve hiç bitmeyen bakım sorumlulukları… Tüm bunlar, Türkiye’de ‘yaşlanma’nın tek tip bir deneyim olmadığının altını çiziyor. Her yaş döneminde farklı nüfus gruplarının, farklı cinsiyetten bireylerin farklı beklentileri olduğunu hatırda tutarak, ihtiyaç ve beklentilerin ilk ağızdan saptanması önem taşıyor.

Dünya ve Türkiye nüfusu hızla yaşlanırken, insana yaraşır bir yaşlılık için yaşlıları kendi yaşamlarının öznesi olarak gören ve bağımsız yaşamı destekleyen politikaların geliştirilmesi ve uygulanması önemlidir. Bu politikaların, savunuculuk yapan sivil toplum kuruluşlarının katkısıyla, yerel yönetimlerden başlayarak hükümet düzeyinde hayata geçirilmesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.”

CEİD, Dr. Gülçin Con Wright tarafından hazırlanan “Yaşlılık ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Haritalama ve İzleme Raporu (2021–2024)” kapsamında şu sorulara dikkat çekiyor:

Ülkeler nüfusun yaşlanmasına hazır mı?
Yaşlı nüfus farklı beklentilerini, ihtiyaçlarını yetkili makamlara ulaştırabiliyor mu?
Bu nüfus grubuna yönelik politikalar yeterli mi? Değişen ihtiyaçlara göre revize ediliyor mu?

Paylaşın

Medya Toplumsal Normları Değiştirebilir Mi?

Toplumsal normlar, bir toplumda bireylerin davranışlarını yönlendiren, yazılı olmayan kurallar ve beklentilerdir. Bunlar, kültür, gelenek, tarih ve sosyal etkileşimlerle şekillenir.

Haber Merkezi / Toplumsal normlar, bireylerin nasıl davranması, konuşması veya etkileşimde bulunması gerektiği konusunda rehberlik eder ve sosyal düzeni sağlamaya yardımcı olur. Örneğin, selamlaşma, kuyrukta bekleme ya da yemek yeme adabı gibi davranışlar normlara örnek olabilir.

Toplumsal normlar dört başlık altında sınıflandırılabilir:

Folklorik Normlar (Gelenekler): Günlük alışkanlıklar, örneğin yemekte çatal-bıçak kullanma.
Ahlaki Normlar: Doğru-yanlış anlayışına dayalı, örneğin yalan söylememe.
Hukuki Normlar: Yasalarla desteklenen kurallar, örneğin trafik kuralları.
Kültürel Normlar: Toplumun değerlerine özgü, örneğin Türkiye’de misafirperverlik.

Normlar, toplumdan topluma ve zamana göre değişebilir. Örneğin, bir toplumda normal olan bir davranış (ör. toplu taşımada yüksek sesle konuşma), başka bir toplumda kaba kabul edilebilir. Normlara uymamak sosyal yaptırımlara (dışlanma, kınama) yol açabilir.

“Medya toplumsal normları değiştirebilir mi?” sorusunun cevabı “Evet”tir. Medya, bireylerin ve toplumların algılarını, tutumlarını ve davranışlarını şekillendiren güçlü bir araçtır. Toplumsal normlar, bir topluluğun kabul ettiği değerler, inançlar ve davranış kurallarıdır ve medya bu normları şu yollarla etkileyebilir:

Gündem Belirleme: Medya, hangi konuların önemli olduğunu vurgulayarak kamuoyunun dikkatini belirli meselelere çeker. Örneğin, çevre sorunları veya cinsiyet eşitliği gibi konular medyada sıkça işlenirse, toplumda bu konulara duyarlılık artabilir ve normlar bu yönde evrilebilir.

Temsil ve Rol Modeller: Medya, filmler, diziler, reklamlar veya haberler aracılığıyla farklı kimlikleri, yaşam tarzlarını ve değerleri tanıtır. Örneğin, güçlü kadın karakterlerin ya da farklı kültürel kimliklerin olumlu temsili, toplumun bu gruplara yönelik algısını değiştirebilir ve daha kapsayıcı normlar oluşturabilir.

Davranış Normalleştirme: Medya, belirli davranışları veya yaşam tarzlarını sıkça göstererek bunları “normal” hale getirebilir. Örneğin, sigara içmenin 20. yüzyılın başında filmlerde yaygın ve çekici gösterilmesi, bu alışkanlığın toplumsal kabulünü artırmıştı. Benzer şekilde, günümüzde sürdürülebilir yaşam tarzlarının medyada öne çıkarılması çevre dostu davranışları normalleştirebilir.

Eleştirel Tartışma ve Farkındalık: Medya, toplumsal sorunları tartışmaya açarak mevcut normları sorgulatabilir. Örneğin, ırkçılık veya cinsel taciz gibi konularda farkındalık kampanyaları, toplumun bu konulardaki tutumlarını değiştirebilir ve daha adil normların oluşmasına katkıda bulunabilir.

Ancak medyanın etkisi her zaman olumlu değildir. Yanlış bilgi, stereotiplerin pekiştirilmesi veya zararlı davranışların yüceltilmesi gibi durumlar, toplumsal normları olumsuz yönde de değiştirebilir. Ayrıca, medyanın etkisi toplumun kültürel, ekonomik ve politik bağlamına bağlı olarak farklılık gösterebilir.

Sonuç olarak, medya toplumsal normları değiştirebilecek güçlü bir araçtır, ancak bu değişim, medyanın içeriği, amacı ve toplumun alıcılığı gibi faktörlere bağlıdır.

Paylaşın

Türkiye, Kişi Başı Servette 46. Sırada

Türkiye’deki hane halkı serveti, enflasyon karşısında reel olarak yüzde 8 geriledi. Bu reel kayıp nedeniyle Türkiye, kişi başı servet sıralamasında 2023 yılındaki yerini koruyarak 46. sırada kaldı.

Sigorta devi Allianz, 60’a yakın ülkenin hane halkı varlık ve borçlarını inceleyen 16. Küresel Varlık Raporu’nu yayımladı. Rapor, 2024 yılında küresel çapta finansal varlıkların büyümede yeni bir rekora imza attığını ortaya koydu. Küresel finansal varlıklar, bir önceki yılın yüzde 8’lik artışını aşarak yüzde 8.7 oranında büyüdü.

Raporda, küresel büyümenin asıl lokomotifinin ABD olduğu vurgulandı; finansal varlık artışının yarısı ABD’de gerçekleşirken, Çin’in payı yüzde 20’de, Batı Avrupa’nın payı ise yüzde 12’de kaldı. Allianz Başekonomisti Ludovic Subran, “ABD’deki varlık büyümesi tek kelimeyle inanılmaz” ifadesini kullandı.

T24’ün haberine göre Türkiye, hane halklarının brüt finansal varlıklarındaki yüzde 45.8’lik nominal artışla dünyada Arjantin’den sonra en hızlı büyüyen ikinci ülke oldu. Ancak bu güçlü nominal artış, ülkedeki yüksek enflasyon nedeniyle tersine döndü. Türkiye’deki hane halkı serveti, enflasyon karşısında reel olarak yüzde 8 geriledi. Bu reel kayıp nedeniyle Türkiye, kişi başı servet sıralamasında 2023 yılındaki yerini koruyarak 46. sırada kaldı.

Türk hane halklarının toplam varlıkları 2024’te yüzde 34 artarak 112 milyar Avro’ya ulaştı. Varlık artışına en büyük katkıyı, yüzde 75.5’lik yükselişle menkul kıymetler sağladı. Portföyün yüzde 58’ini oluşturan banka mevduatları ise yalnızca yüzde 31 büyüyerek menkul kıymetlerin ve sigorta/emeklilik tasarruflarının (yüzde 67.2 artış) gerisinde kaldı.

Paylaşın

Trumpizm’in Çelişkileri

Trumpizm, ABD Başkanı Donald Trump’ın siyasi hareketi olarak tanımlanan ideoloji, sağ popülizm, milliyetçilik, anti-küreselleşme ve “Amerika Önce” (America First) söylemini temel almaktadır.

Haber Merkezi / Ancak, bu hareketin çekirdeğinde derin çelişkiler yatmaktadır: Tutarlı bir ideolojik çerçeveden yoksunluğu, vaatleriyle eylemleri arasındaki uçurumlar ve koalisyon içindeki çatışmalar.

Trumpizm’i “eklektik, doğaçlama ve sıklıkla çelişkili” olarak nitelendiren analizler (örneğin, Politico’nun Trump’ın 23 ana konuda 141 kez pozisyon değiştirdiğini belirten raporu), bu çelişkileri hem bireysel hem de yapısal düzeyde ele almaktadır.

Trumpizm’in başlıca çelişkileri dört ana başlık altında incelenebilir:

Ekonomik Politikalar: Serbest Piyasa mı, Devlet Müdahalesi mi?

Trumpizm, geleneksel muhafazakar/libertaryen köklerden (vergi indirimleri, deregülasyon) beslenirken, aynı zamanda ekonomik milliyetçiliği (gümrük vergileri, ticaret savaşları) savunmaktadır. Bu, neoliberalizmle çatışan bir hibrit bir ekonomi politik yaratmaktadır:

Elon Musk gibi figürler Trumpizm’i “bireysel büyüklük ve sınırsız kapitalizm” olarak görürken, Peter Navarro gibi ekonomik milliyetçiler, büyük şirketleri ulusal vizyona uymadıkları için eleştirirler.

Örneğin 2025’te Stephen Miran’ın dolar devalüasyonu planı, ABD’yi “küresel enayi” olmaktan kurtarmayı hedeflerken, Scott Bessent’in “özel sektör en iyisidir” yaklaşımıyla çelişmektedir. Bu, endüstriyel yeniden yapılanmayı (yerli üretim) teşvik ederken, küresel entegrasyonun çelişkilerini derinleştirmektedir.

Yabancı Politika: İzolasyonizm mi, Müdahalecilik mi?

“Amerika Önce” sloganı izolasyonist bir duruşu ima ederken, Trumpizm askeri güç ve ekonomik baskıyı (tarifeler, yaptırımlar) agresif kullanmaktadır:

Anti-küreselleşme söylemi, NATO eleştirileriyle birleşirken, Gazze veya Ukrayna gibi krizlerde “anlaşma odaklı” müdahaleler (örneğin, “Riviera planı”) devreye girmektedir. Bu, hem milliyetçi tabanı hem de uluslararası elitleri tatmin etme çabasıdır, ancak tutarsız sonuçlar doğurmaktadır.

Sosyal ve Kültürel Konular: Halkçı mı, Elitist mi?

Popülist bir hareket olarak Trumpizm, “halkın sesi” olmayı iddia ederken, milyarder destekçileri (Musk ve Thiel gibi) ve dışlayıcı kimlik politikalarıyla elitist kalmaktadır:

Trumpizm, işçi sınıfının öfkesini (eşitsizlik ve göç gibi) kanalize ederken, RFK Jr. gibi “çevreci hippi” figürlerle koalisyon kurmaktadır – ancak bu, ırkçı öfke ve çokkültürlülük karşıtlığıyla çelişmektedir. Trumpizm, tarihsel olarak Jacksoncı popülizmin “belirsiz ve çelişkili” vaatlerini taşımaktadır.

Örneğin, 2025 yılında DOGE (Department of Government Efficiency) girişimi, idari devleti yok etmeyi vaat ederken, Curtis Yarvin gibi gerici ideologların monarşik vizyonuyla birleşir – bu, “halk isyanı” kisvesi altında elit hakimiyetini güçlendirmektedir.

Retorik ve Gerçeklik: Tutarlılık mı, Şekil Değiştirme mi?

Trump’ın kişisel stili, Trumpizm’in en belirgin çelişkisidir: Yalanlarla, gerçeğin çarpıtılması.

Bu çelişkiler, Trumpizm’i “tanımsız bir fenomen” yapmaktadır: Faşizm mi, libertarianizm mi, yoksa neoliberalizmin “sapkın uzantısı” mı?

Eleştirmenler, bunları demokrasiyi aşındıran bir “psikotik olgu” olarak görürken, Trump’ın destekçileri daha çok pratik sonuçları (iş yaratma, ulusal güç) öncelemektedir.

Trumpizm’in geleceği, bu iç gerilimlerin nasıl çözüleceğine bağlı – ancak tarih, popülizmin çelişkilerinin genellikle kaosla sonuçlandığını göstermektedir.

Paylaşın

Esad’ın Devrilmesinden Bu Yana 509 Bin Suriyeli Geri Döndü

Ülkesine dönen Suriyelilerin sayısına ilişkin açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “8 Aralık 2024 tarihi sonrasında toplam 509 bin 387 Suriyeli kardeşimiz ülkelerine geri dönüş yaptı” dedi.

Suriyeli silahlı muhalifler, 13 yıllık iç savaşın ardından Şam’a girerek geçen sene 8 Aralık’ta Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı devirmişti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından ülkesine dönen Suriyelilerin sayısını paylaştı. Yerlikaya, paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Suriye’nin Özgürleşmesinden sonra 509 Bin 387 Suriyeli Kardeşimiz Ülkelerine Dönüş yaptı. Türkiye dün olduğu gibi gönüllü geri dönüş sürecinde de Suriyeli kardeşlerimizin yanında. 8 Aralık 2024 sonrasında Suriye’de meydana gelen gelişmelerin ardından gönüllü geri dönüşler hız kazandı.

8 Aralık 2024 tarihi sonrasında toplam 509 bin 387 Suriyeli kardeşimiz ülkelerine geri dönüş yaptı. 2016 yılından bu yana gönüllü geri dönüş yapan Suriyelilerin sayısı 1 milyon 249 bin 390 kişiye ulaştı.

Ülkemiz göç yönetimini, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütmekte; tarihsel tecrübesi, insani yaklaşımı ve rasyonel bakış açısıyla dünyaya örnek bir model ortaya koymaktadır. Ülkesine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli bir şekilde dönmek isteyen Suriyelilerin işlemlerini gerçekleştirdikleri en önemli merkezlerden birisi, Adana Sarıçam’daki Gönüllü Geri Dönüş Koordinasyon Merkezi.

Gönüllü geri dönüş yapan Suriyeliler hüzün ve sevinci bir arada yaşıyor. Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü geri dönüş işlemlerini Göç İdaresi Başkanlığımız koordinasyonunda büyük bir hassasiyetle yürütmeye devam ediyoruz.”

Paylaşın

İran, Mossad Adına Casusluk Yaptığı Gerekçesiyle Bir Kişiyi İdam Etti

İran, İsrail’in istihbarat teşkilatı Mossad adına casusluk yapmakla suçladığı bir kişiyi idam etti. İran’da bu yıl şimdiye kadar binden fazla idam cezasının infaz edildiği belirtiliyor.

İran, İsrail’e casusluk yapmakla suçladığı bir kişiyi idam ettiğini açıkladı. İran yargısına bağlı Mizan internet sitesinde yayımlanan açıklamada, İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad’a çalışmakla suçlanan Behmen Çubi Asl adlı kişinin bu sabah asılarak idam edildiği bildirildi.

“Siyonist rejimin İran’daki önde gelen ajanlarından biri” olarak nitelendirilen kişinin bir telekomünikasyon şirketinde çalıştığı ve “İran’ın kritik ve egemen veri tabanlarına ayrıcalıklı erişim imkânının bulunduğu” belirtildi. Açıklamada, söz konusu kişinin ne zaman tutuklandığına dair bir bilgi ise yer almadı.

Haziran ayında İsrail’in İran’daki hedeflere hava saldırıları düzenlemesiyle başlayan ve İran’ın da İsrail topraklarına yönelik misilleme saldırıları düzenlediği 12 günlük bir savaşyaşanmıştı. İran rejimi, savaşın ardından İsrail ile iş birliği yapmakla suçlanan kişilere karşı yargı süreçlerinin hızlandırılacağını açıklamıştı.

İran yargısından 9 Ağustos’ta yapılan açıklamada, İsrail ile bağlantılı oldukları şüphesiyle 20 kişinin tutuklandığı bildirilmişti.

Uluslararası Af Örgütü verilerine göre İran’da bu yıl gerçekleştirilen infaz sayısı, son 15 yılın en üst seviyesine çıktı. Bu yıl şimdiye kadar binden fazla idam cezasının infaz edildiği belirtiliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Meclis Artık Barış Yasalarını Gündemine Almalı

Meclis’teki komisyonun yeterince toplumun dinamiklerini dinlediğini, artık yeni bir sayfa açmanın zorunluluk olduğunu ifade eden DEM Parti Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan, “Meclis artık barış yasalarını gündemine almalı” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları kapsamında Diyarbakır’da bölge baroları ve sivil toplum kurumlarının temsilcileri ile bir araya geldi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Bakırhan, şunları söyledi:

“Değerli arkadaşlar, barışın inşası konuşulacaksa tabi ki öncelikle konuşulacak kentlerden birisi Amed’dir. Bu başlıkla düzenlenen toplantının yapılması önemlidir. Amed’de başta baro yöneticileri olmak üzere buradaki kurum ve STK temsilcileriyle bir arada olmak önemlidir. Bu süreci beraber öreceğiz. Tartışacağız, konuşacağız, yol açacağız.

Yol üzerindeki engelleri kaldırmak için aynı sorumluluk ve kararlılıkla birlikte hareket edeceğiz. Çünkü barış dediğimiz şey toplumun tamamını ilgilendiriyor. İnşa edilirken de toplumun bütün dinamiklerini aktif bir şekilde bu sürece katmak gibi bir sorumluluğumuz var. Umutluyum. Kendi adımıza ve Amed adına ne kadar kararlı, samimi, disiplinli olduğumuzu ve önemli bir çalışma yürüttüğümüzü herkese kanıtlamaya çalışacağız.

Evet başkan da söyledi. Yaklaşık tam bir yıl önce el sıkışmayla başlayan ve bir yıldır da devam eden çok anlamlı ve tarihi bir süreci devam ettiriyoruz. Bu süreç 86 milyonu ilgilendiren bir süreçtir. Siz de takip ettiniz, hatta yer yer burada da bir araya gelip konuştuk. Sürekli parti olarak diyalog ve müzakerenin ne kadar kıymetli ve önemli olduğunu anlatmaya çalıştık. Bu zemini güçlendirmek için elimizden gelen çabaları ortaya koyduk.

Ama sadece bununla yetinmedik, aynı zamanda ülkedeki anti demokratik uygulamalar karşısında da bir muhalefet partisi olarak duruşumuzu net bir şekilde ortaya koyduk. Bu süreci güvenlik zemininden diyalog ve müzakere zeminine çekmek için elimizden gelen bütün çabaları ortaya koyduk. Bu tartışmaları güvenlik zemininden de çıkarmak çok önemli bir çalışmadır.

Geçen bir yılda önemli gelişmeler oldu. Çatışmaların neredeyse olmaması çok kıymetliydi. Diyalog zemininin oluşması ve bir yıldır devam etmesi de en az bu kadar kıymetliydi. Ayrıca, mecliste de ilk defa Kürt meselesinin tartışıldığı bir komisyonun oluşturulması da bizim için değerli ve kıymetlidir. Sayın Öcalan ve hareketinin bir yıl içinde ortaya koymuş oldukları duruş da takdire değerdir. Birçok eşiğin aşılmasına sebebiyet verdiler. Bununla birlikte mecliste komisyonun oluşmasını da önemsiyoruz.

Fakat  bu geçen bir yıla bakınca aslında çok daha önemli bir noktada olabilirdik. Bir yıl içinde Türkiye ve bölgeyi rahatlatabilecek adımların atılmasını hep birlikte sağlayabilirdik. Haklar, hukuk, adalet ve yerel demokrasi konusunda başta iktidar olmak üzere ülkeyi yönetenler daha cesur davranabilirlerdi. Bu konuda biraz tutuk kalma söz konusu oldu. Ama şunu söyleyebilirim ki tüm provokasyonlara, tüm karşı duruşlara rağmen bir yıldır bu sürecin devam etmesi çok değerlidir ve tarihi önemdedir.

Bu sürecin bozulması için birileri neredeyse cenaze marşı çalmak için büyük bir heves içinde yaşıyorlar. Ama çok heveslenmesinler. Başta Amed halkı, Amed’deki çok değerli bileşenler, Sayın Öcalan ve partimiz kimseyi bu konuda heveslendirmeyecektir. Çünkü biz bu sürecin kıymetli olduğunu biliyoruz ve bu sürecin devam etmesi ve yürümesi için elimizden gelen çabayı ortaya koyacağız. Bu sürecin barışla, demokratik toplumla buluşması için de 7/24 çalışmalarımızı sürdürmeye kararlı olduğumuzu söylüyoruz.

Şimdi Amed’de yapılan toplantıların benzerlerini Türkiye’nin dört bir yanında yapıyoruz. Yeni bir durum ortaya çıktı. Bir yıl oldu. Yeterince tartıştık, toplantılar aldık. Meclis Komisyonu neredeyse toplumun hatırı sayılır dinamiklerini dinledi. Artık bir yol haritası hazırlamak, daha kapsayıcı bir yol haritasıyla birlikte yeni bir sayfa açmak gibi bir zorunluluğumuzun olduğunu da belirtmek istiyorum.

Meclisteki komisyon, çalışmalarını yürütüyor. Baro başkanı da belirtti. Abdulkadir Başkan’ın dediklerine de katılıyorum. Mecliste Kürtçe sesi kısma ve bunun gibi yapılan birkaç eksikliğin dışında meclis çok önemli bir iş de yaptı. Bunun hakkını da vermek gerekiyor. Bu eksiklerin yanında bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları da önemsediğimizi belirtmek istiyorum. Neredeyse bir yıldır toplumun hemen hemen çok önemli dinamikleri dinlendi, düşünceleri alındı. Bunlara değer biçiyoruz.

Bugüne kadar akademisyenlerin, baroların, sivil toplum örgütlerinin bu meseleyi birebir yaşayan ve bunun ceremesini çekenlerin mecliste öne sürdükleri talepleri, önerileri alt alta sıralarsak ve sadece bu mecliste dile getirilenleri hayata geçirebilirsek emin olun Kürt meselesini büyük oranda çözmüş olacağız. Dolayısıyla Meclisin elinde çok önemli doneler var. Bu meselenin birebir mağdurları, bu meseleyi yaşayanların ortaya koymuş olduğu çözüm önerileri var. Önümüz dönem meclisin de bunu değerlendireceğini ve bu çerçevede yol alacağını da bekliyoruz. Artık meclis dinlemeleri bırakmalı, barış yasalarını gündemle almalı.

Barış yasalarını hayata geçirecek kanunlar çıkarmalıdır. Geldiğimiz nokta biraz odur. Meclis demokratik entegrasyonun tam olarak başarıya ulaşması için de yasalar geçirerek bunun altyapısını oluşturmalıdır. Ekim ayında meclisin açılışıyla birlikte tam da başkanın (Baro Başkanı) söylediği gibi en başta geçiş yasaları olmak üzere terörle mücadele kanunu, Türk Ceza Kanunu, Ceza Mahkemeleri Usul Kanunu gibi temel yasalar, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, infaz kanunu, tutuksuz yargılamayı keyfilikten çıkaracak yasal düzenlemeleri hızlı bir şekilde gündemine almalı ve bunları meclisten geçirmelidir. Çünkü bunlar toplumun genel talepleridir ve beklentileridir.

Yine demokratik entegrasyon dedik. Aslında meclis demokratik entegrasyonun tam olarak başarıya ulaşması için de yasalar geçirerek bunun altyapısını oluşturmalıdır. Evet, demokratik entegrasyon demişken kimi çevreler demokratik entegrasyonun bir asimilasyon süreci olduğunu belirtiyor. Bazıları da demokratik entegrasyonu bir teslimiyet süreci olarak değerlendiriyor. İkisi de değil.

Demokratik entegrasyon başta Kürtler olmak üzere herkesin hukuk içerisinde eşit yurttaşlar olarak yaşaması demektir. Demokratik entegrasyon aynı zamanda birlikte yaşamanın formülüdür. Hukuka dayanan bir ortak yaşam sözleşmesidir. Biz hukuka ve yaşama kendi bilincimizle, kendi rengimizle, kendi sesimizle, kendi varlığımızla katılmak istiyoruz. Barış ve demokrasiyi sağlamanın teminatı bütüncül hukuku hayata geçirmektir. Birinci  yüzyılda Kürtler hukuk dışına itildiler.

Bu ülkede yaşamadığımız acı kalmadı. 86 milyonun tamamı, ülkenin tamamı ama aslında Kürtlerin hukuk dışına itirilmesinden dolayı birçok olumsuzluk yaşadılar. 2. yüzyılda bu olumsuzlukların tekrar yaşanmamasını, Kürtlerin eşit hukuka dayalı yurttaşlar olarak demokratik bir cumhuriyette yaşamasını istiyoruz. Sadece biz istemiyoruz. Toplumun tamamı da bunu istiyor. Çözüm çok açık. Kürdü tanıyan hukuk ve demokratik Türkiye’yi oluşturmakla mümkündür.

Yanı başımızda da Suriye’nin çatışmalardan çıkmasından sonra çözüm arayışları içerisine girmiş. Henüz orada rejimin karakteri tam belli olmadığı için oradaki tartışmalar da devam ediyor. Türkiye’de de bir süreç yürüyor. Burada Amed’de basın mensuplarının huzurunda şunu belirtmek istiyorum. Suriye’deki mesele Türkiye’de tartışılan bu çözüm sürecinin önüne bir set olarak konulmamalıdır.

Suriye’deki mesele Suriye’deki dinamikleri bağlıyor. Tam tersine eğer Türkiye’de bu süreci başarıyla ulaştırabilirsek, Türkiye’deki bu süreç Suriye’de de aslında bir model olabilir. Orada değişimin lokomotifi olabilir. Ama bu sürecin önüne Suriye’deki meseleyi set olarak, koşul olarak koymak bu süreci zedeleyecektir. Türkiye’de esecek bir çözüm süreci sadece kendi sınırlarımızın içini rahatlatmayacak, aynı zamanda Qamişlo’yu, Hewlêr’i, Halep’i de ferahlatacaktır.

Bir şeyin altını özellikle çizerek konuşmama devam etmek istiyorum. Sayın Öcalan’ın koşullarının artık düzeltilmesi gerekiyor. Bu artık söz ve laf yapılacak noktayı aştı. Söylenen söylendi. Bu meselenin en temel dinamiği ve aktörü bugün İmralı Cezaevi’nde bulunuyor. 12 metrekarelik bir hücrede emin olun çok önemli bir barış diploması yürütüyor. 26 yıldır tutsak olan, 26 yıldır toplumla bir biçimle bağı kesilen Sayın Öcalan’ın barış diplomasisi konusunda ortaya koymuş olduğu sorumluluk değerli ve kıymetlidir. Bunu biz söylemiyoruz.

Hükümetin ortakları da söylüyor. Bunu bürokrasi de söylüyor. Türkiye’deki bütün renkler de dile getiriyor. Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve özgür iletişim koşulları artık sağlanmalıdır. Eğer Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve özgür iletişim koşulları değiştirilirse Sayın Öcalan’ın rahat koşullarında daha kapsayıcı, daha sorun çözümüne dönük bir tutum ortaya koyacağına inanıyorum. 26 yıldır cezaevindedir. Artık bu duruma bir son verilmelidir. Burada Sayın Bahçeli’nin bir yıl önce 22 Ekim’de söylediği Umut Hakkı için artık gerekli adımlar atılmalıdır. Bu konuda artık kulakları tıkamanın bir gereği yoktur.

“Barışı demokratik adımlar ve adaleti sağlayarak tesis edebiliriz”

Yine bu süreç iki temel direk üzerine kurulmuştur. Birincisi demokrasidir, ikincisi barıştır. Bunlar arasında bir tercih yapmıyoruz. İkisi bir parçanın olmazsa olmaz iki bütünüdür. Bunlar rekabet halinde olamaz. Birbirinden ayrı düşünülemez, barışsız demokrasi olamaz. Demokrasi olmadan da barış kalıcı olamaz. İkisi birden olacak. Barışsız demokrasi bir yanılsama olur. Demokrasisiz barış da geçici bir serap olur. Barışı demokratik adımlar ve adaleti sağlayarak tesis edebiliriz.

Yine başkan çok önemli şeyler söyledi. Ben tekrar önemli olduğu için altını çizerek devam etmek istiyorum. Toplumda gerilime neden olan ama olumlu adımlar atılması halinde de siyasi iklimi yumuşatacak kimi adımlar atılabilinir. Bu çerçevede öncelikle Sayın İmamoğlu tutuksuz yargılanmalı. Sayın Demirtaş ve Sayın Figen Yüksekdağ ile cezaevinde yargılanan arkadaşlarımız özgürlüklerine kavuşmalıdır. Seçilmiş insanların tutuklu bulunması demokrasiyle bağdaşmaz. Bu süreçte hiç bağdaşmaz. Hasta tutsaklar derhal serbest bırakılmalı, cezaevleri de artık boşaltılmalıdır diyoruz.

Türkiye’nin demokratik ve adil geleceğinde siz değerli hukukçulara, STK temsilcilerine, kanaat önderlerine çok büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Kürt meselesi bir hukuk meselesidir. Eşit yurttaşlar olma meselesidir. Bu hukuk meselesinde de el birliğiyle hep birlikte kendi kurumlarımız başta olmak üzere toplumun bütün zeminlerinde hukuk zemini oluşturmak için birlikte sorumluluk almalıyız. Bu mesele sadece partiler arasında yürüyecek ve partilerle sonuçlanacak bir mesele değildir. Kürdü tanıyan hukuk demokratik cumhuriyetin kapısını aralar.

Demokratik, Kürdü tanıyan hukuku hep birlikte desteklemeliyiz. Kürdü tanıyan hukuk olmadığı için seçilmiş belediye başkanları cezaevindedir. Kürdü tanıyan hukuku hep birlikte gerçekleştirmediğimiz için sadece Kürt illerindeki belediyelere değil, batıdaki belediyelere de kayyımlar atanıyor. Onun için önce Kürdü tanıyan hukuku birlikte savunmalıyız ki demokratik cumhuriyetin kapısını aralayalım. O demokratik cumhuriyette de kayyımsız, baskısız, eşit yurttaşlar olarak birlikte yaşayalım.

22 Ekim’de bir trenin sireni çaldı. 27 Şubat’ta tren hareket etmeye başladı. Biz Amed’den bir kez daha şunu söylüyoruz. Bu tren hiçbir durağı atlamadan, hiçbir rengi, hiçbir farklılığı dışında bırakmadan tamamını kapsamalı ve böyle yürümeli. Bu şekilde yürüyen bu tren emin olun 86 milyona eşit yaşayacakları demokratik bir cumhuriyeti getirebilir.

Aksi halde bu treni kaçırırsak tekrar 100 yıl önceki kaosu, krizi bu topluma yaşatmak durumda kalacağız. Bu treni bu sefer kaçırmayacağız. Kaçırmamak için el birliği, güç birliği ile omuz omuza mücadele edeceğiz. Tekrar bizi sabırla dinlediğiniz için, onure ettiğiniz için, bu toplantıya katıldığınız için her birinize tek tek teşekkür etmek istiyorum. Hepinize başarılar diliyorum.”

Paylaşın