Mercimek Bolonez, Malzemeleri, Hazırlanışı

Akşam yemeği için henüz bir tarif bulamadınız mı? Mercimek bolonez, aradığınız ideal tarif olabilir. Karar verdiyseniz verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi hemen yapın!

Haber Merkezi / Ortalama 60 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

225 gr kurutulmuş spathetti
2 yemek kaşığı zeytinyağı
½ büyük sarı soğan, kıyılmış
2 orta boy havuç, dilimlenmiş
1 sap kereviz, dilimlenmiş
4 su bardağı beyaz mantar (300 gr), dilimlenmiş

1 çay kaşığı tuz, artı damak tadınıza göre daha fazla
1 çay kaşığı karabiber, artı damak tadınıza göre daha fazla
½ su bardağı kırmızı şarap (120 ml)
3 diş sarımsak, kıyılmış
795 gr doğranmış organik domates
¼ su bardağı domates salçası (55 gr)
2 su bardağı sebze suyu (480 ml)

1 su bardağı kurutulmuş kahverengi mercimek (200 gr)
½ çay kaşığı kuru fesleğen
½ çay kaşığı kurutulmuş kekik
½ çay kaşığı kurutulmuş biberiye
½ çay kaşığı karbonat
¼ su bardağı ince kıyılmış taze maydanoz (10 gr), süslemek için

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Büyük bir tencerede makarnayı paket üzerindeki talimatlara göre haşlayın, süzün ve kenara alın, aynı tencerede zeytinyağını orta ateşte ısıtın, soğanı ekleyin ve yaklaşık 2 dakika, şeffaflaşana kadar soteleyin.

Havuç, kereviz, mantar, tuz ve karabiberi ekleyip karıştırın, mantarlar pişip altın rengi olana kadar, yaklaşık 5 dakika soteleyin, şarabı ekleyin ve sıvının çoğu emilene kadar, yaklaşık 4 dakika, kısık ateşte pişirin.

Sarımsağı ekleyip karıştırın, ardından küp doğranmış domatesleri, salçayı, suyu, mercimeği, fesleğeni, kekiği, biberiye ve karbonatı ekleyin, karıştırın.

Kaynama noktasına gelince kapağını kapatın, ateşi kısın ve bolonez sosu koyulaşana kadar 40 dakika pişirin, bolonez sosunu makarna üzerine servis edin veya daha hafif bir seçenek için kabak eriştesi veya spagetti kabağı kullanın.

Paylaşın

Caprese Spagetti Kabağı, Malzemeleri, Hazırlanışı

Sağlıklı ve lezzetli bir yemek tarifimi arıyorsunuz, caprese spagetti kabağını deneyin. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Ortalama 80 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

Kabak için;

1 spagetti kabağı
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı koşer tuzu
1 çay kaşığı taze çekilmiş karabiber

Doldurma için;

1 yemek kaşığı zeytinyağı
3 diş sarımsak, kıyılmış
½ orta boy sarı soğan, doğranmış
1 su bardağı kiraz domates (200 gr), yarıya bölünmüş
½ çay kaşığı koşer tuzu
½ çay kaşığı taze çekilmiş karabiber
225 gr mini mozzarella topları
Süslemek için taze fesleğen

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Fırını 200ºC’ye (400ºF) önceden ısıtın.

Keskin bir bıçakla balkabağını uzunlamasına ikiye bölün (balkabağı çok sertse, birkaç yerinden delikler açarak etrafında delik açın, yumuşatmak için 3-5 dakika mikrodalgada ısıtın, ardından ikiye bölmeden önce soğumasını bekleyin), çekirdeklerini çıkarın ve balkabağı yarımlarını kesik tarafları yukarı bakacak şekilde fırın tepsisine yerleştirin, kesik taraflarına zeytinyağı gezdirin, tuz ve karabiberle tatlandırın, ardından baharatları eşit şekilde dağıtmak için bir fırça kullanın, kabağı 40-45 dakika, çatal kolayca kabuğunu delebilecek kıvama gelene kadar fırında pişirin.

Büyük bir tavada zeytinyağını orta ateşte ısıtın, ardından sarımsak ve soğanı ekleyin ve soğanlar şeffaflaşana kadar yaklaşık 5 dakika soteleyin, kiraz domatesleri, tuz ve karabiberi ekleyin ve domatesler yumuşayıp sos kıvamına gelene kadar kısık ateşte pişirin.

Balkabağını fırından çıkarın ve bir çatal kullanarak etli kısmını lifli bir “spagetti” haline getirin, balkabağını domates karışımıyla birlikte tavaya ekleyin ve iyice karıştırın, içi oyulmuş spagetti kabaklarının içine kabak ve domates karışımını ekleyin, üzerine minik mozzarella topları ve fesleğen koyun, peynir eriyene kadar 5-10 dakika fırında pişirin, üzerini fesleğenle süsleyip kabakların içinde sıcak servis edin.

Paylaşın

Biftek Ve Patates Nachos, Malzemeleri, Hazırlanışı

Biftek ve patates nachos, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Ortalama 55 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

2 adet dilimlenmiş patates
455 gr etek biftek
4 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz, damak tadına göre
Karabiber , damak tadına göre
2 çay kaşığı kırmızı toz biber
1 su bardağı rendelenmiş çedar peyniri (100 gr)
½ su bardağı rendelenmiş Monterey Jack peyniri (50 gr)
Ekşi krema
Salsa, isteğe bağlı
2 yeşil soğan , kıyılmış

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Dilimlenmiş patatesleri büyük bir kaseye koyun, zeytinyağı, tuz, karabiber ve kırmızı toz biberle karıştırın.

Patatesleri fırın tepsisine dizin ve 230˚C (450˚F) fırında 20 dakika pişirin.

Etleri tuz ve karabiberle tatlandırın. Her iki tarafını da orta-az pişmiş olacak şekilde yüksek ateşte yaklaşık üç dakika pişirin, eti 10 dakika dinlendirdikten sonra küp küp doğrayın.

Döküm tavaya veya fırın tepsisine pişmiş patatesleri bir yığın halinde dizin, üzerine biftek, ardından çedar peyniri ve Monterey Jack peyniri koyun.

Peynir eriyene kadar beş dakika ızgarada pişirin, ekşi krema, salsa, yeşil soğan veya dilediğiniz herhangi bir sosla hemen servis edin.

Paylaşın

Peynirli Ve Etli Empanada, Malzemeleri, Hazırlanışı

Hazırlaması çok kolay olan peynirli ve etli empanada, denedikten sonra menünüze ekleyeceğiniz yemek tariflerinden biri olacaktır. Öyleyse verilen adımları takip edin ve bu tarifi yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 50 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 su bardağı soğan (150 gr), küp doğranmış
455 gr kıyma
2 çay kaşığı tuz
½ çay kaşığı karabiber
⅓ su bardağı rendelenmiş çedar peyniri (35 gr)
2 yemek kaşığı ketçap
1 yemek kaşığı sarı hardal
½ çay kaşığı worcestershire sosu
2 yaprak turta hamuru

Üst malzeme için;

Yumurta
Susam

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Büyük bir tavada yağı kızdırın, soğanları saydamlaşana kadar pişirin, eti, 1 çay kaşığı tuzu ve ½ çay kaşığı karabiberi ekleyip et tamamen pişene kadar pişirin, büyük bir kaseye aktarın.

Fırını 200°C’ye (400°F) önceden ısıtın.

Peyniri, ketçabı, hardalı, Worcestershire sosunu ve 1 çay kaşığı tuzu birleştirin, iyice karıştırın, tart hamurunu açın ve 4 parçaya bölün, hamurun bir kenarına, kenardan 6 mm boşluk bırakarak bir kaşık iç harç koyun ve üçgen oluşturacak şekilde katlayın.

Çatal yardımıyla iki kenarını içe doğru kıvırın ki iç harcı içeride kalsın, fırın tepsisine alın, üzerine yumurta sarısı sürün ve susam serpin, 20 dakika veya üzeri kızarana ve turta kabuğu tamamen pişene kadar pişirin, birkaç dakika soğumaya bırakın.

Paylaşın

Cajun Tavuk Ve Pilav, Malzemeleri, Hazırlanışı

Akşam yemeği için henüz bir tarif bulamadınız mı? Cajun tavuk ve pilav, aradığınız ideal tarif olabilir. Karar verdiyseniz verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi hemen yapın!

Haber Merkezi / Ortalama 45 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

4 tavuk göğsü
¼ su bardağı cajun baharatı (30 gr), damak tadına göre, tavuk baharatı için ekstra
1 adet soğan , küp doğranmış
1 adet dolmalık biber, küp doğranmış
1 kutu süzülmüş siyah fasulye
1 su bardağı pirinç (225 gr)
425 gr doğranmış domates, 1 kutu
1 ¾ su bardağı tavuk suyu (400 ml)
Zeytinyağı

Cajun Baharatı

2 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı sarımsak tozu
2 çay kaşığı acı kırmızı biber
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı soğan tuzu
1 çay kaşığı kırmızı biber
1 çay kaşığı kurutulmuş kekik
1 çay kaşığı kurutulmuş kekik

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Tavuk göğüslerini zeytinyağı ve ardından cajun baharat karışımıyla (mağazadan satın alınmış veya ev yapımı) ovun, tavuk göğüslerini her iki tarafını yaklaşık 2 dakika kadar mühürleyin, ardından tavadan alın.

Biraz daha yağ ekleyip soğan ve biberleri yumuşayana kadar kavurun, siyah fasulyeleri ekleyip birkaç dakika kavurun, pirinci ekleyip bir dakika daha kavurun.

Tavukları tekrar tencereye koyun ve üzerini doğranmış domateslerle kaplayın, tavuk suyu ve daha fazla cajun baharatı ekleyin (damak tadınıza göre), kaynama noktasına gelince kapağını kapatıp 25 dakika kısık ateşte pişirin.

Paylaşın

Fransız Usulü Peynirli Soğanlı Tavuk, Malzemeleri, Hazırlanışı

Fransız usulü peynirli soğanlı tavuk, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Ortalama 85 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

6 adet kemiksiz, derisiz tavuk budu
Tuz, damak tadına göre
Karabiber , damak tadına göre
1 yemek kaşığı kıyılmış sarımsak
1 yemek kaşığı kuru maydanoz
1 yemek kaşığı tereyağı

6 büyük soğan, ince dilimlenmiş
1 yemek kaşığı taze kekik
1 su bardağı dana eti suyu (235 ml)
2 su bardağı gruyère peyniri (200 gr), parçalanmış
Servis edilmek üzere dilimlenmiş ve kızartılmış ekmek

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Bir kaseye tavuk butlarını, tuzu, karabiberi, sarımsağı, kuru maydanozu ve zeytinyağını ekleyin ve her yeri eşit şekilde kaplanana kadar karıştırın.

Tavuğu orta-yüksek ateşte bir tavaya alın, altın kahverengi olana kadar yaklaşık 4 dakika pişirin, tavuğun diğer tarafını çevirip 2 dakika pişirin, tavuğu tavadan alıp kenara alın, fırını ızgara moduna önceden ısıtın.

Aynı tavaya tereyağı, doğranmış soğan, tuz ve karabiberi ekleyin ve ara sıra karıştırarak yumuşayana kadar pişirin, ateşi kısın ve soğanlar iyice karamelize olana kadar yaklaşık 1 saat pişirin.

Kekik ve et suyunu ekleyip kısık ateşte pişirin, soğanların üzerine tavukları ekleyin ve gruyère peynirini serpin, peynir eriyip kızarana kadar 5 dakika ızgarada pişirin, ekmeğin üzerine servis edin.

Paylaşın

Peynirli Ton Balığı Güveci, Malzemeleri, Hazırlanışı

Ferahlatıcı ve etkileyici bir akşam yemeği mi arıyorsunuz? Peynirli ton balığı güveci, aradığınız yemek olabilir. Karar verdiyseniz verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi hemen yapın!

Haber Merkezi / Ortalama 60 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 adet yapışmaz pişirme spreyi, yağlama için
3 yemek kaşığı tuzsuz tereyağı
1 küçük sarı soğan, doğranmış
6 diş sarımsak, kıyılmış
3 yemek kaşığı çok amaçlı un
2 çay kaşığı İtalyan baharatı

2 çay kaşığı koşer tuzu
2 su bardağı tavuk suyu (480 ml)
1 su bardağı tam yağlı süt (240 ml)
2 su bardağı bezelye (300 gr), konserve, süzülmüş
1 su bardağı havuç (120 gr), tükenmiş
4 kutu ton balığı, suda paketlenmiş, süzülmüş

340 gr yumurta eriştesi, paket talimatlarına göre pişirilmiş ve süzülmüş
3 su bardağı rendelenmiş çedar peyniri (300 gr), bölünmüş
1 su bardağı tereyağlı kraker (85 gr), parçalanmış
¼ su bardağı rendelenmiş parmesan peyniri (25 gr)
1 yemek kaşığı zeytinyağı

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Fırını 200°C’ye (400°F) önceden ısıtın. 22 x 33 cm’lik (9 x 13 inç) bir fırın kabını yapışmaz spreyle hafifçe yağlayın.

Tereyağını büyük bir tencerede orta ateşte eritin, soğanı ekleyin ve yumuşayıp kokusu çıkana kadar yaklaşık 5 dakika soteleyin, sarımsak, un, İtalyan baharatları ve tuzu ekleyip koyulaşana kadar bir dakika daha pişirin.

Tavuk suyu ve sütü yavaşça ekleyip karıştırın, sürekli karıştırarak kısık ateşte pişirin, karışım koyulaştıktan sonra (10-12 dakika) bezelye, havuç ve ton balığını ekleyip karıştırın, hazırladığınız fırın kabına haşlanmış yumurtalı erişteyi yayın.

Sosu tavadaki makarnanın üzerine dökün ve karıştırın. 2 su bardağı çedar peyniri ekleyip karıştırın, güveci eşit şekilde yayın ve kalan su bardağı peyniri üzerine serpin.

Küçük bir kasede kraker kırıntılarını, parmesan peynirini ve zeytinyağını çatalla karıştırın, güvecin üzerine serpin, güveci 15-20 dakika, üzeri hafifçe kızarana ve kabarcıklar oluşana kadar pişirin, sıcak servis edin.

Paylaşın

Sarımsaklı Sebzeli Rotini Makarna, Malzemeleri, Hazırlanışı

Sarımsaklı sebzeli rotini makarna, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Ortalama 40 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

2 yemek kaşığı yağ
2 su bardağı dilimlenmiş mantar (150 gr)
2 su bardağı doğranmış brokoli (500 gr)
4 diş sarımsak , doğranmış
2 adet doğranmış dolmalık biber
1 yemek kaşığı kurutulmuş kekik
2 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı karabiber
1 ¼ su bardağı pişmiş rotini makarna (250 gr)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Büyük bir tencerede yağı yüksek ateşte ısıtın, mantarları, brokoliyi, sarımsağı, biberleri, kekiği, tuzu ve karabiberi ekleyin ve sebzeler yumuşayana kadar pişirin, makarnayı ekleyin ve eşit şekilde karışana kadar karıştırın.

Paylaşın

Probiyotiklerin Kilo Vermedeki Rolü

Probiyotikler, bağırsak mikrobiyotasını dengeleyerek kilo verme sürecine dolaylı yoldan katkıda bulunabilir, ancak doğrudan bir zayıflama ilacı gibi çalışmazlar.

Haber Merkezi / Başka bir ifadeyle probiyotikler, dengeli bir diyet ve düzenli egzersizle birlikte kullanıldığında kilo verme sürecine destek olabilir.

Bağırsak Sağlığı ve Metabolizma: Probiyotikler, bağırsak florasını düzenleyerek sindirimi iyileştirebilir ve metabolik süreçleri destekleyebilir. Sağlıklı bir bağırsak mikrobiyotası, besinlerin daha iyi emilmesine ve enerji dengesinin düzenlenmesine yardımcı olabilir.

İştah ve Toksik Kontrol: Bazı çalışmalar, probiyotiklerin iştahı düzenleyen hormonlar (örneğin, GLP-1 ve PYY) üzerinde olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor. Ayrıca, bağırsak bariyerini güçlendirerek inflamasyonu azaltabilir, bu da kilo kontrolüne yardımcı olabilir.

Yağ Depolama ve İnsülin Duyarlılığı: Özellikle Lactobacillus ve Bifidobacterium türleri, yağ depolanmasını azaltabilir ve insülin duyarlılığını artırabilir. Bu, obezite ve metabolik sendrom riskini düşürebilir.

Kanıtlar ve Sınırlamalar: Yapılan bazı klinik çalışmalar, probiyotik takviyelerinin kilo verme ve vücut yağ kütlesini azaltmada mütevazı etkileri olduğunu gösteriyor. Ancak, bu etkiler kişiden kişiye değişir ve probiyotik türü, dozu, bireyin mevcut sağlık durumu ve yaşam tarzına bağlıdır. Tek başına probiyotik kullanımı, diyet ve egzersiz olmadan etkili değildir.

Hangi Probiyotikler?: Lactobacillus gasseri, Lactobacillus rhamnosus ve Bifidobacterium türleri, kilo yönetimiyle ilişkilendirilen türlerdir. Yoğurt, kefir, fermente sebzeler (turşu, kimchi) gibi probiyotik içeren gıdalar doğal kaynaklar arasında yer alır.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Süreç” Açıklaması: Siyasi Ve Hukuki Zemin Oluşmalı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yeni sürece ilişkin, “Meclis’te bir komisyon kuruldu. O komisyondaki bütün önerilerimiz, bir hukuki zeminin oluşması, bu meselenin bir hukuka kavuşması ve hukukla çözülmesidir. Şu anda en geçerli akçe hukuktur” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Meclis’te DEM Parti milletvekilleriyle el sıkışması ve sonrasında Abdullah Öcalan’ın “umut hakkı”nın sağlanması yönündeki çıkışının üzerinden 1 yıl geçti.

Bahçeli’nin Meclis kurulunda el sıkıştığı isimlerden biri olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 1 yıllık süreç ile bölgedeki gelişmeleri ve bunun Türkiye’ye yansımalarını Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.

Tüm dünyada olduğu gibi coğrafyamızda da önemli gelişmeler yaşanıyor. Suriye’deki durum, İsrail’in Filistin’e saldırıları, Ukrayna-Rusya çatışması… Tüm bunlar BM’nin son toplantısında da gündeme geldi. Olup bitenleri “değişim sancısı” olarak okuyanlar da var, uluslararası güçlerin bölgeye müdahalesi olarak değerlendirenler de. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, Ortadoğu’da önemli gelişmeler oluyor. Ortadoğu’daki sorunların ana kaynağı ve uluslararası müdahaleye açık olmasının temel sebebi, mevcut sistemlerin bütün farklılıkları ve renkleri tek renge ve tek kalıba koymasından kaynaklanıyor. 100 yıldır Ortadoğu’ya hiçbir zaman huzur gelmedi. Maalesef halklar hiçbir zaman huzurlu bir ortamda yaşamadı. Çünkü, bir asırdır bölgedeki gerçekliğe ters düşen yönetimler varlığını sürdürüyor. Çoğu zaman topluluklar da kendi kimliklerini ve farklılıklarını kabul ettirmek için direndiler, isyan ettiler.

Bir masa üzerinde Ortadoğu’nun sınırlarını belirleyen uluslararası güçler, bu çatışma ve çelişkilerden yararlandılar. Bu güçler, bölgede hayata geçirmeye çalıştıkları planlamaları bu çatışma ve çelişkiler üzerinden yürütüyor. Son dönemde de öyle.

Ortadoğu’da yeni bir denge oluştu. İran gibi, Rusya gibi bölgede etkili güçler tamamen olmasa da bölgeden büyük oranda çıkmak durumunda kaldılar. İsrail şu anda proaktif bir biçimde sahnede. İngiltere tekrar, 100 yıl önceki gibi Ortadoğu siyasetini belirlemek için ciddi bir diplomasi ve çalışma yürütüyor. Üzülerek belirtmek istiyorum; İngiltere hâlâ yapıcı bir rol oynamıyor. 100 yıl önceki rolüne benzer bir misyon yüklenmiş. Dönem dönem bunu da eleştiriyoruz.

Ortadoğu’da bir kırılma var. Yeni bir şekillenme, yeni ittifaklar var. Bunun demokratik bir zemine evrilmesi, 100 yıl önce yaşanılan eksiklerin ve yanlışların yaşanmaması için biz de mücadele yürütüyoruz.

Herkesin üzerinde durduğu bir gerçeklik var. O da Ortadoğu’nun eskisi gibi olmayacağıdır. Ortadoğu, geçmişte inkâr edilen kimliklerin güçleri ve mücadeleleri oranında yeni denklem ve dengenin içerisinde yer alacağı bir sürece giriyor.

Suriye için de özel bir parantez açmak gerekiyor. Suriye, Ortadoğu’nun önemli merkezlerinden biridir. Suriye’nin demokratik bir rejime dönüşmesi aslında Ortadoğu’yu bütünden etkileyebilir. Çünkü Suriye farklı hakların ve inançların birlikte yaşadığı çok stratejik ve jeopolitik bir konuma sahip. Hegemonik güçlerin Hindistan’dan Avrupa’ya ve Amerika’ya kadar götürmeye çalıştıkları enerji hatlarını da içeren ticaret koridorunun en önemli merkezlerinden birisidir. Suriye’de daha demokratik bir zemin oluşturulursa, yine yıllardır dışlanan ve inkâr edilen kimlikler ve inançlar rejim içinde eşit ve özgür bir biçimde var olabilirlerse Ortadoğu’da yeni bir süreç yaşanabilir. Aksi halde yine Kürt, Dürzü, Alevi ve Türkmenlerin hakları reddedilirse Suriye’de ve Ortadoğu’daki kriz, kaos, çatışmalar ve gerginlikler devam eder.

Türkiye’de de bir süreç yaşanıyor. Türkiye’nin de yeni bir yola girdiğini söyleyebilir miyiz? 

Değişim ve dönüşüm sancıları dünyanın dört bir yanında yaşanıyor, en fazla da Ortadoğu’da yaşanıyor. Türkiye de, Ortadoğu’dan azade değil, bunu hissedebiliyoruz. Bu değişim sancısının Türkiye’de demokratik ve barışçıl bir sürece evrilmesini arzuluyoruz. Birinci yılına giren süreç ile yeni bir yola girdik. Bu önemlidir. Kıymetlidir.  Ama bu yeni yolun henüz nereye evrileceği, nereye varacağını tam olarak kestiremiyoruz.

DEM Parti olarak, bu yeni yolda 100 yıldır tekrar eden yanlışların tekrar etmemesini istiyoruz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Bu yeni yolda birlikte, refah içinde ve demokratik bir zeminde yürümek istiyorsak, geçmişteki inkârcı ve tekçi anlayışları bir kenara bırakmamız gerekiyor. Ülkedeki bütün halkların demokratik bir sistemde, bir arada yaşadıkları bir anlayışı egemen kılmamız gerekiyor.

Yeni yola çıkmak kendi başına çok değerlidir. Ama  bu yolun nereye varacağı Türkiye halklarının, emekçilerin ve ezilenlerin mücadelesine bağlıdır. Sürece sahip çıkabilmeliyiz. Sürece, inkâr edilenlerin rengini yansıtmak ve başarıya ulaşmak için dayanışma içerisinde olmamız gerekiyor.

Sistemin inkarcı politikaları bir yere kadar geldi. Bütün inkara rağmen Kürtler, emekçiler, ezilenler hatırı sayılır bir zemin elde etti. Şu anda Türkiye’nin üçüncü büyük zeminiyiz. İnkâr ve ret politikaları bir sonuç almadı. Evet, toplumda büyük yaralar açtı. Bu yara toplumun acıyan ve  kanayan yarasına dönüştü. Ama gelinen noktada artık yok sayman politikası sonuç vermiyor. Şimdi yeni bir sayfa açma zamanı. Kürt’ün dilini, kimliğini ve kültürünü tanıyan, Kürt’ü eşit yurttaş olarak gören, ayrıştırıcı bütün politikalara son veren, ötekileştirmeyi bir kenara bırakan, yine farklı inanç ve etnik kimliklere de aynı şekilde yaklaşan bir sistemi birlikte örebiliriz. Biz bu konuda kararlıyız.

Sayın Öcalan’ın da bu çerçevede yaptığı tarihi çağrı çok önemlidir. Sayın Öcalan da 26 yıldır bir hücrede olmasına rağmen çok ciddi bir barış diplomasisi yürüttü. Bu barış diplomasisinin  odağında hep demokrasi, barış ve demokratik toplum oldu. Türkiye’deki  inkârcı yaklaşımı demokratik bir zemine çekmek için çabaladı, durdu. Yeni yola girmemizde Sayın Öcalan’ın çok büyük katkıları olduğunu özellikle belirtmek istiyorum.

Hep birlikte, Türkiye’yi demokraside örnek bir ülke haline getirebiliriz. Bu sürece iyi niyet ve samimiyetle yaklaşabilirsek Türkiye’nin yüz yıldır yaşadığı kriz ve sorunların tekrar edilmeyeceği bir zemini yaratabiliriz. Bunun koşulları var mı? Var. Kürt’ün dilini konuşması, Alevi’nin inancını özgürce yaşaması, ekonomide adaletin sağlanması neden engel olsun? Hepimiz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Eşit haklara sahip olmak istiyoruz. Ötekileştirilmek istemiyoruz.

Türkiye’yi Ortadoğu’daki badirelerden ve gelişmelerden azade tutamayız. Ortadoğu’da esen bir rüzgar başka bir ülkede yaprağın kıpırdanmasına neden olabiliyor. Biz de esen rüzgar ne  olursa olsun Türkiye’de yaşayan 86 milyon yurttaşa fayda getirmesini istiyoruz. Türkiye’de yakalanacak olan demokratik rüzgar tüm bölgeyi ferahlatabilir. Peki DEM Parti bu sürecin neresindedir? DEM Parti bu işin önemli merkezlerinden birisidir. Samimidir, inanıyor, kararlıdır. Ama sadece bizimle yürüyecek bir süreç değil. İktidar/devlet aklının da bu yeni sürece uygun bir anlayışa sahip olması gerekiyor. Olumlu her söz kıymetlidir ama bunu pratik adımlarla buluşturmak gerekiyor. Fakat bazı politikalar ve pratikler gerçekten sürecin ruhuna aykırı.

Evet, Kürt var deniliyor. Evet, Kürt kardeş deniliyor. Ama Amedspor, formasındaki Kürtçe bir reklam yüzünden ceza alıyor. Kürt kardeş ama parlamentoda iki kelime Kürtçe konuşamıyor. Şimdi bunlar toplumun kafasında kuşkulara, tereddütlere ve tedirginliklere sebebiyet veriyor. Tam da artık pozitif adımların atılması gerekiyor dememizin sebebi budur. Toplumdaki bu güvensizliği, tedirginliği, ortadan kaldırmanın yolu biraz önce söylediğim gibi bu yanlışları yapmak değil, bu yanlışları ortadan kaldıracak demokratik adımları atmaktan geçiyor.

Bahsettiğiniz süreç Bahçeli’nin sizinle tokalaşması ve Öcalan’ın Meclis’te konuşması için yaptığı çağrı üzerine başladı. Bu sürecin üzerinden 1 yıl geçti. Ancak Bahçeli’nin çağrısına rağmen henüz bir adım atılmadı. Bahçeli’nin sözlerinin havada kaldığını söyleyebilir miyiz? 

Sayın Bahçeli’nin günümüze kadar gelen süreçte yapıcı bir rol oynadığını belirtmek gerekiyor. Sonuçta Bahçeli iktidarı destekleyen, iktidarla ittifak halinde olan bir siyasi partinin lideri, ama tek başına iktidar değil. MHP ve Sayın Bahçeli daha aktif bir rol oynayabilir. Şimdi dünyanın her yerinde iktidarlar bu işin birincil muhataplarıyla görüşüyor. Dünya deneyimlerine de bakın süreci yürütmek için birincil muhatabın iletişim ve özgürlük koşulları oluşturuluyor. Yani iyi niyetin göstergesi aslında Sayın Öcalan’a yaklaşımın kendisidir. 1 Ekim sonrası tecridin belli oranda gevşemiş olması olumlu. Ama kabul etmek gerekir ki Sayın Öcalan’ın koşulları sürecin ruhuna uygun değil. Sayın Öcalan 26 yıldır cezaevinde. Bu konuda AİHM’in vermiş olduğu kararlar var. Yani bu süreçten bağımsız olarak “umut hakkı”ndan yararlanması gerekiyor. Öte yandan bu sürecin salahiyeti açısından da iletişim ve özgürlük koşullarının sağlanması elzemdir. Sayın Öcalan daha rahat hareket edebileceği koşullara kavuşursa daha çok katkı sunan bir rol oynayabilir.

Sayın Bahçeli’nin de sözlerinin artık karşılık bulması gerekiyor. Bir yıl içerisinde çok önemli şeyler söyledi. Biz de kıymet biçiyoruz. Sözlerinin yarattığı alan ve dinamiklere de ayrıca anlam veriyoruz. Evet, bütün eksikliklerine rağmen bu 1 yıllık sürecin hala devam etmesi de kıymetlidir. Bu da tarihi önemdedir. Dolayısıyla artık sözü aşan, toplumun kafasındaki tedirginliği ve güvensizliği ortadan kaldıracak adımların atılması gereken bir eşiğe geldik. Bu eşik kimin ne kadar samimi olduğunun ve kimin bu sürece nasıl yaklaştığının da en iyi göstergesi ve fotoğrafı olacak.

Siz sürecin bizzat içerisindesiniz, aynı zamanda Öcalan ile görüşen heyette yer aldınız. İktidarın sürece kalıcı bir çözüm perspektifiyle yaklaştığını düşünenler de var bu durumu bir araç olarak kullandığını düşünenler de. Sürecin başında kuşkularınız nelerdi ve halen devam ediyor mu? 

Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde iktidarlar bu tür meseleleri kendi çıkarlarına göre ve kendilerine kazanç sağlayacak şekilde yürütmeye çalışırlar. Yeni bir hikâye yazmaya çalışırlar. Türkiye’de belki bu durum biraz daha fazladır. Siyaset niyet okuma üzerinden yapılamaz. Biz, iktidarın niyetinin ne olduğuna yoğunlaşmak yerine, devleti ve iktidarı çözüm zeminine nasıl daha fazla yaklaştırabileceğimizin uğraşındayız.

Türkiye’de iktidarın hangi niyette olduğunu sorgulamak istemiyorum. Yıllar sonra tekrar böyle bir sürecin başlamasını önemsiyorum, iktidarın durduğu yerin ötesine geçmesi gerekiyor.

Dünya değişiyor. Artık demokrasi ve demokratik toplum tek çıkış kapısıdır. Devlet de demokrasiyi benimsemeli, duyarlı hale gelmeli. Sadece bununla yetinmeyip buna uygun hukuki zemini de sağlamalı. Artık toplumun enerjisini ve ekonomisini yutan, toplumun huzursuz  ve mutsuz kılan bir ortamda yaşamamalıyız. Bunun kimseye bir yararı yok. Kürt mutluysa iktidar mutlu olmalı. Alevi mutluysa bu ülkeyi yönetenler mutlu olmalı. Yurttaş aldığı parayla geçinebiliyorsa bu ülkenin bakanı ve cumhurbaşkanı mutlu olmalı. Umutsuzluğa kapılmadan, geçmişteki eksiklere takılmadan, ama onları da unutmadan yürümeyi bilmek gibi büyük bir sorumluluğumuz var. DEM Parti şu anda bunu yapıyor.

DEM Parti, iktidar ve muhalefet üzeri bir rol oynuyor. Çünkü biz üçüncü yoluz. Ona buna teşne olmadan siyaset yapıyoruz. Yeri geliyor muhalefetin karşı karşıya kaldığı antidemokratik uygulamalara karşı muhalefetle dayanışıyoruz, yeri geldiği zaman iktidarın yol yürümesi için teşvik eden oluyoruz. Yol açan oluyoruz. İktidar ve muhalefet arasında da bir denge oluşturmaya çalışıyoruz. Bizim rolümüz çok özeldir. Biz klasik bir muhalefet partisi değiliz. Bu süreci yürüten klasik diğer siyasi partilere benzemiyoruz. Biz hem kendi tabanımızın taleplerini savunuyoruz hem bunun dışında kalan insanların da demokratik bir zeminde, kardeşçe bir arada yaşamasının mücadelesini yürütüyoruz.

Kısaca şunu söyleyelim; iktidarı çok iyi tanıyoruz ve birbirimize tarif etmemize gerek yok. İktidarın sopasını defalarca yiyen insanlar olarak bunu söylüyorum. Dolayısıyla iktidarın şu an geçmişteki karakterine bakıp “bu iş olmayacak” demek doğru değil. İktidarı zorlayacağız. Yürütmeye çalışacağız. Müzakere ve diyalog zeminini büyüterek, gidişatı bir barış ve demokrasi sürecine evriltmeye çalışacağız. Eğer olmuyorsa da mücadele edeceğiz. En iyi bildiğimiz şey mücadeledir. Şimdi müzakereyi de geliştirmeye çalışıyoruz. Müzakerede de ustalaşacağız.

Dikkat edin, bir yıllık süreç içerisinde bütün eksiklere, yetmezliklere ve yanlışlara rağmen öyle sağlam ve düzgün bir yaklaşım içerisinde bulunduk ki, iktidarı da, sağcısı da, solcusu da hakkımızı teslim ediyor. Çünkü biz samimiyiz, süreç ilerlesin istiyoruz. En ufak bir engelde sırtımızı dönüp “bu iş olmaz” demiyoruz. Devrimcilik budur. Pes etmeden, iğne ucu kadar bir ışık gördüğü zaman o ışığı büyütmeye çalışmaktır. Herkes düşüncesini söylüyor. Ama bu sürecin en baştan negatif olacağını söylemek doğru değildir. Yürümeyeceğini söylemek hiç doğru değildir. Ben “yüzde yüz yürüyecek, yüzde yüz başarılı olacak” demiyorum. Ama henüz yolun başındayken, henüz zemin taşları örülürken tepenin tarifini yapmak, oranın iyi olup olmayacağını söylemek için çok erkendir. Biz bunu yapan değiliz.

“Siyasi ve hukuki zemin oluşmalı”

Öcalan bu süreçte tarihi çağrılar yaptı, çağrı üzerine silah imha töreni gerçekleşti ve PKK kendini feshetti. Öcalan’ın bu süreçte en çok vurguladığı konuların başında hukuk geliyor. Hukuki zemin neden önemli? 

Sorunun kendisi siyasidir. Sorunun ana kaynağı ise hukuktur. Eğer Türkiye hukuk meselesini 100 yıldır çözebilseydi, zaten bu tür sorunlar olmazdı. Şu anda yaşadığımız şey hukuksuzluktur. Bu meselenin hukuki bir zeminde tarif edilmemesidir. Bir hukuka kavuşturulmamasıdır. Sayın Öcalan ile yaptığımız görüşmede de çok şey söyledi. Yaptığı açıklamalarda ve çağrılarında da bunlar vardı. En son “Siyasi ve hukuki zemin oluşursa…” diye bir belirlemede bulunmuştu.

Biz Kürtlerin temel haklarını hukuka kavuşturmak istiyoruz. Emekçinin, ezilenin, kadının, Alevinin haklarını hukuka kavuşturmak istiyoruz. Çünkü hukuk olmazsa ne demokrasi olur ne barış olur. Hukuksuz bir barış da barış değildir. Hukuksuz bir demokrasi de demokrasi değildir. Kişilerin ve partilerin iyi niyetine, inisiyatifine bırakmadan bunun bir hukukunu oluşturmak gerekiyor. Biz buna “bütüncül hukuk” diyoruz. Dolayısıyla hukuk önemlidir. Biz de bu zemini oluşturmaya uğraşıyoruz.

Meclis’te bir komisyon kuruldu. O komisyondaki bütün önerilerimiz, bir hukuki zeminin oluşması, bu meselenin bir hukuka kavuşması ve hukukla çözülmesidir. Şu anda en geçerli akçe hukuktur. İki insan arasındaki basit bir ticari alışverişin bile bir hukuku var. Yüzyıllık bir mesele, milyonlarca insanın yaşadığı bir meseleyi hukuka kavuşturmazsak yaptığımız her şey sözde kalır. Bu da samimi olmadığımızı ortaya koyar. Sayın Öcalan da çok doğru bir belirlemeyle bunu dile getirdi. Biz de buna katılıyoruz. Siyasi ve hukuki zemin oluşmalıdır.

Hukuki zemin sağlanmazsa ne olur? 

Aksi durumu sonra konuşuruz. Şimdi aksi halde deyip, parmak sallayacağımız bir noktada değiliz. Tüm çabamız da zaten bu zeminin oluşması ve çözüme vesile olmasıdır.

Sürecin başarısı için ilk adım olarak hangi adımlar atılmalı?

Amed’de, Diyarbakır Barosu’nun düzenlediği “Barışın İnşası” konulu bir programa katıldım. Bölge baro başkanları, kentin önemli kurumları ve dinamikleri de katılmıştı. Orada da çok net ifade ettim: Meclis açılır açılmaz, Sayın Öcalan’ın “ara dönem yasaları” dediği ve mevcut zeminde “geçiş yasaları” olarak tartışılan yasaların çıkarılması gerekiyor. İnfaz Kanunu’nun düzenlenmesi gerekiyor. Terörle Mücadele Kanunu’nun düzenlenmesi gerekiyor. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun düzenlenmesi gerekiyor. Tutukluluk meselesinin keyfilikten çıkarılması gerekiyor. Bu irade gaspının artık son bulması gerekiyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Meclis, öncelikli olarak bu konularda adım atmalıdır. Toplumu iyileştiren, toplumun güvenini kazanan ve gerçekten umut veren adımların atılması gerekiyor.

En başta da Sayın Öcalan’ın durumunu açık ve samimi bir şekilde konuşmamız gerekiyor. 26-27 yıldır cezaevindedir. Artık yetmedi mi? Sayın Öcalan, sürecin ana aktörlerinden birisidir. Biz de böyle görüyoruz, iktidar da, muhalefet de böyle görüyor. Sayın Öcalan olmadan bu süreç bu noktaya gelebilir miydi? Kim sorumluluk alabilirdi? Dolayısıyla bir iyi niyet var. Sorunun çözülmesine dönük bir irade ve bir inanç var. Yaşadığı her şeye rağmen demokratik zemini işaret etmesi çok kıymetli, çok değerlidir. Şimdi bu rolü oynayan, bu sorumluluğu alan, bu riski üstlenen ve herkesin de bu meselede en önemli taraflardan biri olarak kabul ettiği Sayın Öcalan’ın hâlâ 12 metrekarelik bir hücrede tutsak olarak kalması süreçle çelişmiyor mu? Sadece biz mi çelişki olarak görüyoruz bunu? Çözüme inanan herkes bunun çelişkili olduğunu söylüyor. Bu, meselenin bir parçasıdır. Sayın Öcalan koşulları düzelsin, rahat iletişim kurabilsin, kendi hareketiyle ve toplumla görüşebilsin. Belki o, toplumu etkileyebilecek. Yüz yıllık bir meselenin sonucunda ortaya çıkmış bir hareket ve onun önderi. Gerçekten sorunu çözebilecek tek aktördür. Başka da aktör yok, göremiyorum ben.

Ama bugün ne deniliyor? “Sen cezaevinde kal, sen hücrede kal! Keyfimize göre gönderilen heyetlerle görüş, istediğimiz zaman gönderdiğimiz avukatlarla altı yıl sonra görüş. Ama bu süreç de yürüsün…” Öyle olur mu?

Anketlerle, toplumun kimi kesimlerinin kaygılarıyla bu süreç yürür mü? En kaygılı kesim Kürtlerdir. Ama biz bu süreci yürütüyoruz. “Bu bizim meselemizdir” diyoruz. Kafalardaki soru işaretlerini gideriyoruz. Ev ev, köy köy dolaşıyoruz. 2 binden fazla toplantı yaptık, insanlara anlatıyoruz. Siz de bir zahmet, bu meseleye kaygıyla yaklaşan kesimler varsa onlara çözümün ne gibi katkılar sunduğunu anlatın. Çünkü biz birlikte yaşıyoruz. İstanbul, Türkiye’nin en büyük Kürt kentidir. Ne yapacaksınız yani? Kürtleri yok mu sayacaksınız? Zaten yok saydığınız için bu noktaya geldik. Ama bu mesele büyüyerek devam ediyor.

Dolayısıyla Sayın Öcalan ile ilgili durum artık somut bir adıma dönüşmelidir. Sayın Öcalan, “Türkiye çözümü” diyerek dünyaya bir model sundu. Partisini feshetti, “silahlar bırakılmalıdır” çağrısı yaptı ve buna cevaben kendi hareketi bir yanıt verdi. Bu adımlar karşısında “Biz ne yapmalıyız, nasıl yapmalıyız?” sorusunu bu ülkenin iktidarı kendisine sormalıdır.

Bu süreçte toplumun desteği yüzde 60-70’lerin altına da düşmedi. Demek ki toplumda da bu sürece bir destek var. Bir avuç ırkçı ve çözüm karşıtının ne dediğini sürekli manşet yaparsak, sürekli “bu 86 milyonun hassasiyeti” dersek doğru yapmayız. Sakine annenin de 4 çocuğu yaşamını yitirdi. Biz de “hassasiyet budur” dersek, o zaman yerimizde oturmamız gerekir.

Bu süreçte sivil topluma ve siyasete ne gibi görevler düşüyor? Siyasetin bu konuda yeterince sorumluluğunu yerine getirmediği eleştirileri var. 

Bu konuda negatif çok şey söylenebilir. Ama ben daha çok elde avuçtakini anlatarak cevap vermek isterim. Bence Türkiye’de siyasi partiler büyük oranda bu sürecin içerisindedir. Meclis’te kurulan komisyonda yer almaları değerli ve kıymetlidir. Buradan yola çıkarak değerlendirmek gerekiyor. Bence bu durum, zemini büyüterek devam ettirmek üzerine kurulmalıdır. Yoksa tek tek siyasi partileri masaya yatırırsak, elbette eleştireceğimiz yanları da vardır. Ama sürecin olumlu yürüyen yanlarını öne çıkararak, topluma da bu fotoğrafı çizmenin hem sürece hem de demokrasiye katkı sunacağını düşünüyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün baskılara rağmen masada kalması, bu meselenin çözümü yönünde ortaya bir irade ve bir düşünce koyması kıymetlidir. Eksik ya da fazla olabilir. Zaten aynı düşünseydik ayrı partiler olmazdı. Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Gelecek Partisi, Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi , ittifak partilerimiz, demokratik örgütler, emek ve meslek örgütlerinin bu süreçteki yapıcı rolleri de çok değerli ve kıymetlidir. Eleştireceğimiz yanları elbette olabilir. Ama büyük bir yıkımın yaşandığı ve adaletsizlikten söz edenlerin başına bin bir türlü eziyetin geldiği bir süreçte insanların “Bu mesele demokratik yollarla çözülsün, diyalogla, müzakere ile çözülsün” demesi de kıymetlidir.

“Sürecin yürümesi için adımlar atılmalı”

Devlet-iktidarın adım atmaması ya da sürecin uzatılması hangi riskleri barındırıyor? 

Adım atılması gereken bir eşikteyiz, dedim. Bu saatten sonra konuşmanın, sözün elbette bir kıymeti var ama çok şey konuşuldu, her şey çok iyi tarif edildi. Artık ne yapmamız ve nasıl yapmamızı konuşmamız gerektiğini söylüyorum. Yani bir adım atılmazsa süreç nasıl yürüyecek? Bir sürecin yürümesi için adımların atılması gerekir.

Evet, geçen bir yılı çok daha iyi değerlendirebilirdik. Bu bir yılda çok daha önemli bir noktada olabilirdik: hukukta, adalette, demokraside, yerel yönetimlerde, kayyumlar meselesinde, cezaevleri konusunda, yargılamalar alanında… Daha iyi bir yerde olabilirdik. Ama artık önümüzdeki dönemde bu konularda adım atılması için daha teşvik edici olunması gerektiğini düşünüyorum.

DEM Parti, komisyonun Öcalan ile görüşmesi çağrısı yapıyor. Ancak Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş “Öcalan ile görüşme henüz komisyon gündeminde yok” dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öcalan, bu meselenin çözümünde olmazsa olmaz bir taraftır. Çünkü bu meselenin bir an önce çözülmesi gerekiyor. Hassasiyetler gerekçe gösterilerek sürecin önüne bariyer konulmamalı. Siyasal kararlılığın olduğu her adımda toplum desteği esirgemiyor. Sayın Öcalan’ın videolu konuşması durumunda kıyametin kopacağını söyleyenler oldu. Peki ne oldu? Sayın Öcalan videolu konuştu, hareketi bunun üzerine silahları yaktı. Kıyamet senaryolarının bir karşılığının olmadığını gördük. Yeter ki siyaset kurumu ürkek olmasın. Çünkü toplum çözüm bekliyor.

Devlet bürokrasisi dönem dönem farklılıklar gösterebilir. Ama komisyonun Sayın Öcalan’a gitmemesi sürecin ruhuna aykırı olur. Bu sadece bir Meclis Başkanı’nın “olsun” ya da “olmasın” demesiyle olacak bir şey değil. Meclis Başkanı burada pozitif bir rol oynamalı. Meclis komisyonu kuruldu, çalışıyor, dinlemeleri gerçekleştirdi, bayağı yol aldı. Şimdi o yolun İmralı’ya çıkması gerekiyor. Yani bir biçimiyle, uygun bir yöntemle komisyon adaya giderek çözüm yolunu daha sağlam döşeyebilir.

Sayın Öcalan’ı dinlemekten neden bu kadar korkuluyor? Zaten düşünceleri şu anda tartışılıyor. Bu süreci ören kişi Sayın Öcalan’ın kendisidir. Sanırım oraya giden komisyona da bugüne kadar açıkladığı düşüncelerinin dışında bir şey söylemeyecek. Sürecin yapıcı bir şekilde ilerlemesi için önerilerini sunacaktır. Öcalan takiye yapmıyor. Dolayısıyla bunun bir sorun hâline dönüştürülmesini anlamakta zorlanıyorum.

Meclis Başkanına bu konuda büyük görevler düşüyor. Komisyon kurulduysa ve onun başındaysa komisyonun içerisinden bir grup oluşturmalı ve oraya göndermelidir. Bu bir sorun olarak tartışılmamalıdır. Komisyon, Sayın Öcalan’ı dinlemeyecek de kimi dinleyecek? Bana mı? Kars il başkanımıza mı gidecek? Tabii ki bize de gelsin, biz de düşüncelerimizi söylüyoruz, söyleyeceğiz. Ama sonuçta bir hareketin lideridir. Bunu herkes kabul ediyor.

Dolayısıyla Sayın Öcalan’a gidilmeli. Çünkü sorunun bir tarafıdır. Bunu uzatmaya, zamana yaymaya, bu konuda her gün yeni bir şey söyleyerek toplumun aklını karıştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Komisyonun 50’ye yakın üyesi var. İçinden 3-4 kişi, 5 kişi seçilir, gönderilir. Sayın Öcalan da düşüncelerini söyler ve toplumla paylaşır. Sürece yaklaşımın en önemli göstergelerinden biri budur.

Emin olun, bunun bu kadar zorlaştırılmasını, tartışma hâline getirilmesini anlamakta güçlük çekiyorum. Sayın Bahçeli diyor ki “Gelsin Meclis’te konuşsun.” Meclis Başkanı ise komisyonun gidip gitmemesi konusunda bir inisiyatif ve irade ortaya koymuş değil; topu sahaya atıyor. Ama topu sahaya atarsanız herkes bir yana vurur. Dolayısıyla orada bir hakem var. Usulüne göre yürütmeli, yönetmeli. Usulüne göre kararların çıkması için rol oynamalı. Sayın Meclis Başkanı, kimin gideceğini, nasıl gideceğini, ne zaman gideceğini ortak akılla belirlemeli.

Sonuçta bir komisyon kurulmuş ve bir başkanı var. Sayın Öcalan bu meselenin çözümünde olmazsa olmaz bir taraftır. Ona gidilecek tabii ki. Bu meselenin bir an önce çözülmesi gerekiyor.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “umut hakkı” noktasında Türkiye’ye yeniden süre tanımasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Komite, gerekli mekanizmaların oluşmasını da istedi, düzenlemeler için de komisyona işaret etti. “Umut Hakkı”nın hayata geçmesi süreç açısından neden hayati?

Bu meseleyi halledin” diyor. Zaten AİHM’in ilgili kararı var. Dünya bile bunu dikkate alıyor, esas alıyor, izliyor, takip ediyor, referans gösteriyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bile komisyonu ve Sayın Öcalan’ı işaret ediyor. Bu da önemlidir. Ama bunlardan bağımsız bir süreç yürüyor ve sürecin bir tarafı cezaevinde tutuluyor. Böyle bir şey olabilir mi yani? Mandela örneği var, dikkate alsınlar. Henüz bir adım atılmadan, iletişim ve özgür yaşam koşulları düzenleniyor. Dünyanın her yerinde bu süreçler böyle yürütülüyor.

Her şey için “kötü bir Türkiye modeli” ya da “Türk tipi model” dememiz gerekmiyor. Dolayısıyla ben katılıyorum; hem AİHM kararının doğru olduğuna hem de Konsey’in kararına. Komisyonu referans olarak göstermesi ve ne yapılması gerektiğini çok net bir şekilde ortaya koyması da önemlidir. Sanırım Meclis Başkanı da bu okumayı yapmıştır.

Son olarak şunu ifade edeyim: Bu sürecin heba olmaması için elimizden gelen bütün gücümüzü ortaya koyacağız. Mücadele etmek zaten bizim adımızdır. Bu müzakere sürecinin ne kadar hassas olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. DEM Parti, yaklaşımıyla, disipliniyle, iyi niyetiyle bu sürecin demokratik ve barışçıl bir zemine evrilmesi için var gücüyle kendisini ortaya koyuyor, koymaya da devam edecektir.

 

Paylaşın