CHP’li 11 Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan İktidara Çağrı

CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanı, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun ev sahipliğinde Kuşadası’nda bir araya geldi. Basına kapalı düzenlenen toplantıyla ilgili yapılan açıklamada, CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un değerlendirmelerine yer verildi.

Haber Merkezi / CHP’li belediye başkanlarının başarılı bir performans sergilediklerini belirten Torun, yapılan anketlerde bu kentlerdeki oy oranlarının arttığının görüldüğünü dile getirdi. Yerel seçimlerdeki başarıyı ilk genel seçimde de ortaya koyacaklarını aktaran Torun özetle şunları söyledi:

“Buradaki en büyük gücümüz, vatandaşın nezdinde en büyük güvenimiz, belediye başkanlarımızın, belediyelerimizin başarısı. Onlar her türlü zorluğa, baskıya, dayatmaya rağmen işlerini olağanüstü yapıyorlar. Onların başarısıyla bu ülkenin geleceğinin çok daha iyi olacağına ve bu ülkenin onların hizmetleriyle normalleşeceğine yürekten inanıyorum.”

Ardından İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Eskişehir, Aydın, Antalya, Muğla, Mersin, Tekirdağ ve Hatay büyükşehir belediye başkanları ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Büyükşehir Belediye Başkanları olarak düzenli aralıklarla gerçekleştirdiğimiz toplantılarımız için bu kez “Efeler Diyarı” Aydın’da bir araya geldik. Aydın buluşmasında pandemi, savaş, iklim krizi ile gıda, enerji ve petrol ürünlerinde fiyat artışının yaşandığı son dönemde özellikle tarım alanında yaşanan güncel gelişmeler değerlendirilmiş, gelecek yıllarda yaşanması beklenen gıda temini sorununun önlenmesi adına Büyükşehir Belediyelerimizin yaptığı ve yapacağı çalışmalar ele alınmıştır.

Geride bıraktığımız 3 yılda Büyükşehir Belediyelerimiz kırsal kalkınma alanında önemli başarılara imza atmış; kadın kooperatiflerinin ve tüm tarımsal kalkınma kooperatiflerinin desteklenmesi, sözleşmeli üreticilik, hibe destekler ve hayvancılık alanlarında üreticilerimizin yanında olmuştur. Buluşmada kırsal kalkınmadaki destekler ile bu desteklerdeki ürün ve yöntem çeşitliliğinin artırılması için yapılacak çalışmalarda kurumlarımızın birlikte hareket etme iradesi vurgulanmıştır.

Gerek iklim krizi gerekse savaş nedeniyle birçok ülke ve Türkiye’miz gıda kriziyle yüzleşmektedir. 11 Büyükşehir Belediyesi olarak hükümeti, ülkemizde de büyümekte olan gıda krizini çözmek üzere, belediyelerimizi de içerecek şekilde ulusal bir istişare toplantısı düzenlemeye ivedilikle davet ediyoruz. Özellikle kıyı bölgelerinde geçtiğimiz sene büyük orman yangınları yaşanmış, bu yangınlara müdahale ve koordinasyon konusunda sorumluların yeterli donanıma sahip olmadığı gözlemlenmiştir.

Büyükşehir Belediyelerimiz, yangınlarda ve doğal afetlerde yerel yönetimlerin, vatandaşlarımızın yanında olduğunu yakından hissettirmiştir. Büyükşehir Belediyelerimizin, yaklaşan yaz ayları öncesinde orman yangını felaketlerine karşı yapacağı ortak çalışmalar değerlendirilmiş ve geçtiğimiz yıl faaliyete geçirilen “Orman Bilim Kurulu”nun çalışmalarının yakından takip edileceği konusunda ortak karar alınmıştır. Bu konuda Belediyelerimiz, Valilikler, Orman Bakanlığı yetkilileri ve ilgili kurumlarla acil bir toplantı yapılması gerektiğini belirtiyor, her türlü iş birliğine açık olduğumuzun altını bir kez daha çiziyoruz.

Buluşmada ayrıca ulaşım, eğitim, bilişim projeleri ve kadınların istihdama katılması hakkında değerlendirilmelerde bulunulmuştur. Büyükşehir Belediyelerimiz kentlerimizi daha yaşanabilir hale getirmek için uzun vadeli yatırımları, altyapı çalışmalarını, büyük ölçekli ulaşım ve çevre projelerini hayata geçirmektedir.

Büyükşehir Belediyelerimiz, zorlu ekonomik koşullara ve anbean yükselen maliyetlere rağmen su, ulaşım ve ekmek fiyatları ile sosyal yardımlarda direnç noktalarını yukarıda tutmaya azami gayret gösterecektir. 11 Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bir kez daha altını çiziyoruz: Mevcut ekonomik koşullar nedeniyle yapılan ve yapılabilecek tarife değişikliklerinin sorumlusu yerel yönetimler değil, merkezi yönetimdir. Hükümet yetkililerinin, Belediyelerin kur kaynaklı zararlarını karşılaması bunun yanında artan gider kalemlerine karşı gelirlerinin de aynı ölçüde artırılacağı çalışmalar yapması gerekmektedir.

Millet İttifakı Belediyeleri olarak, önümüze çıkarılan tüm zorluklara ve malum ekonomik koşullara rağmen geleceğimiz için heyecanla çalışmaya devam edeceğiz. Milletimiz dünya tarihinde, en zorlu fırtınaların ardından dahi güneşin nasıl doğacağı konusunda deneyimli ve yol gösterici kimliğiyle bilinmektedir. Bizler de bu yol göstericiliğin ışığında, 3 yıllık görev dönemimizde olduğu gibi, özellikle mübarek Ramazan Ayı ve sonrasında da kimseyi ayırt etmeden vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle 11 Büyükşehir Belediye Başkanı olarak milletimizin mübarek Ramazan ayını şimdiden kutluyor; bolluk, bereket, mutluluk ve hayırlar getirmesini diliyor; Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” sözünün takipçileri olarak yakın coğrafyamızda yaşanan Ukrayna-Rusya Savaşı’nın da son bulmasını yürekten temenni ediyoruz.”

Paylaşın

Ukraynalı Çocukların Yarısından Fazlası Yerinden Edildi

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), bir aydır süren savaşın ardından Ukraynalı çocukların yarısından fazlasının yerinden edildiğini açıkladı. Buna göre, savaş ülkede yaklaşık 7,5 milyon çocuk nüfusunun yarısından fazlasının (4,3 milyon çocuk) yerinden edilmesine yol açtı.

Buna, komşu ülkelere mülteci olarak geçen 1,8 milyondan fazla çocuk ve şu anda Ukrayna’da ülke içinde yerinden edilmiş 2,5 milyon çocuk da dâhil.

UNICEF Genel Direktörü Catherine Russell, Ukrayna-Rusya savaşının, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, en fazla oranda çocuğun yerinden edildiği savaşlardan biri olduğunun altını çizerek şunları söyledi: Bu, gelecek nesiller için kalıcı sonuçlar doğurabilecek korkunç bir dönüm noktası. Çocukların güvenliği, refahı ve temel hizmetlere erişimi, durmaksızın devam eden bu korkunç şiddetin tehdidi altında.

OHCHR verileri

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne (OHCHR) göre, 24 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana, Ukrayna’da 78 çocuk öldü ve 105 çocuk yaralandı. OHCHR, bu rakamların BM’nin doğrulayabildiği raporlardan hareketle bildirildiğini, gerçek ölü sayısının muhtemelen çok daha fazla olduğunu aktardı.

DSÖ verileri 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise son dört hafta içinde, ülke genelindeki sağlık tesislerini etkileyen 52 saldırı olduğunu bildirdi. Tahmini olarak 1,4 milyon insanın güvenli suya erişimi yokken, 4,6 milyon insanın suya erişimi sınırlı veya suları kesilme riskiyle karşı karşıya. 6 ila 23 aylık 450.000’den fazla çocuğun tamamlayıcı gıda desteğine ihtiyacı var olduğu aktarıldı.

Öte yandan UNICEF, kızamık ve çocuk felci de dâhil olmak üzere rutin aşılar ve çocukluk çağı aşılarının yapılma oranlarında bir azalma olduğunu gözlemledi. Kuruluş bunun, özellikle insanların şiddetten korunduğu aşırı kalabalık bölgelerde, aşı ile önlenebilir hastalıkların hızla yayılmasına yol açabileceğini aktardı.

Mavi noktalar

UNICEF, Ukrayna’nın Kiev, Kharkiv, Dnipro ve Lviv de dâhil olmak üzere 9 bölgesindeki 49 hastaneye tıbbi malzeme ulaştırarak 400.000 anne, yenidoğan ve çocuk için sağlık hizmetlerine erişimi iyileştirdi. Kuruluş, kuşatma altındaki topluluklara su ve hijyen malzemeleri dağıtmaya devam ediyor. Ayrıca, akut çatışma bölgelerinde çalışan gezici çocuk koruma ekiplerinin sayısını 22’den 50’ye çıkarttı ve 2,2 milyondan fazla insanın ihtiyaçlarını desteklemek için 63 TIR hayat kurtaran malzeme teslim etti.

Ukrayna’dan kaçan milyonlarca çocuğu ve aileyi korumak ve desteklemek için UNICEF ve UNHCR, hükümetler ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortaklaşa çalışarak, çocuklar ve kadınlar için tek noktada güvenli alanlar sağlayan “Mavi Noktalar”ı kurdu. “Mavi Noktalar” seyahat eden ailelere önemli bilgiler sağlıyor, refakatsiz ve ailelerinden ayrı düşmüş çocukların belirlenmesine ve korunmalarına yardımcı oluyor.

Paylaşın

Sebze Ve Meyveye Büyük Zam Kapıda!

Türkiye Halciler Federasyonu Başkanı Yüksel Tavşan, fiyatları olağanüstü zamlanan sebze meyvede havaların ısınmasıyla bir miktar fiyat düşüşleri olacağını, ancak şimdi de Ramazan zamlarının yaşanacağını söyledi.

Yüksel Tavşan, “Oruçlu ortamda birdenbire ürüne talep artınca fiyatlar yükselir. Talep artışı karşısında yapılacak bir şey yok. Ramazan Bayramı öncesinde tüketicileri dikkat etmeleri konusunda uyarıyoruz. Tüketicinin dikkatli davranarak fiyatı yükseltmemesi lazım” dedi.

Artık 3-4 liraya ürün yok

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre, temel gıda ürünlerinde yaşanan aşırı pahalılığın nedenlerini anlatan Tavşan, girdi maliyetlerinin aşırı yükselmesi yüzünden halkın artık 3-4 liraya sebze-meyve yiyemeyeceğini, 6-7 liranın altında ürün satmanın neredeyse imkansız hale geldiğini söyledi.

Gübre, tohum, ilaç, mazot, doğalgaz, ambalajlama, nakliye ve kira gibi tüm giderlerde olağanüstü artışların yaşandığını belirten Tavşan, “Artık şu gerçeği kabul etmeliyiz ki, girdilerin böylesine yüksek olduğu bir ülkede fiyatların yüksek olması çok normal. Bol olduğu zaman bile 5-6 liradan aşağıya ürün satılırsa üretici de satıcı da zarar eder” dedi.

Patates ve soğana taban fiyat şart

Yüksel Tavşan, halkın mutfağının vazgeçilmezi olan patates, soğan, domates ve limon gibi ürünlerde fiyatların aşırı oynamaması için üretim planlaması ve taban fiyat uygulaması gerektiğini söyledi. Tavşan, “Temel ürünleri halkın rahatça almasını istiyorsak üreticinin desteklenmesi lazım. Aksi halde maliyetlerden ve fiyat değişkenliğinden zarar gören üretici üretmek istemiyor, tüketici zarar görüyor” dedi.

Paylaşın

Davutoğlu, AK Partililere Seslendi: Saflarımıza Katılın

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medyadan “Şahit ol ya Rab” notuyla bir video paylaştı. Videoda AK Partililere seslenen Dvutoğlu, “Bu kötü gidişe destek vermeyin, korkmayın ve saflarımıza katılın” dedi.

Adana’da Furkan Vakfı üyelerine yapılan polis müdahalesi sırasındaki şiddet görüntülerini hatırlatan Davutoğlu, “Bu görüntüler karşısında sesiniz olmasa bile vicdanınızın isyan ettiğini güçlü dünya lideri olarak gördüğünüz Erdoğan’ın tam bir acziyet ile susmasını aklınızın almadığını biliyorum.

Siz eski sorosçuların, pelikancıların, 28 Şubatçıların, bizim hakkımızda işlettiği propagandanın teshiri dolayısıyla ne düşünürseniz düşünün, biz sizin vicdanınızdan ümidimizi kesmeyecek ve o vicdana hitap etmeye devam edeceğiz.” diyerek “Adana’daki tablo alarm edicidir. Değerli AK Partili kardeşlerim gün zihnimizi açma, vicdanımızı harekete geçirme günüdür” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Yıl Sonu İçin Dikkat Çeken ‘Dolar Kuru’ Tahmini

Dolar kuru için yıl sonu tahminini açıklayan ekonomist Atilla Yeşilada, dolar kuru için 18 ile 20 TL arası bir rakama dikkat çekti. Yeşilada, TCMB’nin dolar kuru tahminini aşırı iyimser bulduğunu söyledi.

Ekonomist Yeşilada, “Ukrayna savaşı olmasaydı onun cari açığımız da bize getirdiği yük olmasaydı ve psikolojik olarak insanlarda tedirginlik yaratması olmasaydı belki bu seneyi bu sistemle çıkartabilirdik ama ben artık böyle bir umut görmüyorum” dedi. Yeşilada, şöyle devam etti:

“Yani hani eğer mayıs haziran ayında patlamazsa yaz aylarında döviz kuru yeniden patlayacak. TCMB beklenti anketinde katılımcıların yıl sonu dolar kuru tahmini 16,5. Ben bunu biraz aşırı iyimser buluyorum. Benim kafamda daha çok 18 ile 20 arasında bir dolar kuru hedefi var. Ekim’den itibaren duracağı tepe seviyemi o noktadan sonra geçen sefer KKM’yi icat ettiler. Belki şapkada başka tavşan vardır. Şapkada başka tavşan yoksa o zaman döviz kontrolüne geçeceksiniz. Durmaz ki bir kere gittikten sonra.”

Atilla Yeşilada’nın KKM ve dolar kuru yorumunun tamamı şöyle:

“Şu anda programın hayatta kalan, bakın çalışan demiyorum. Hayatta kalan tek ayağı bu KKM ve hükümet o paralar yeniden dövize çevrilirse TCMB rezervlerinin burada oluşacak olan tsunamiyi engelleme yetmeyeceğini da çok iyi biliyor. Dolayısıyla bu bir anlamda bir kötü alışkanlık, uyuşturucu bağımlılığı gibi bir şeye geldi.

Maliyeti ne olursa olsun KKM devam ettirilecek ve oradan gelen dövizle de TCMB kaynaklarına giriyor, döviz kuru sürekli müdahale edilerek doların ve hatta euronun değer kazanması engellemeye çalışacak ki vatandaşın KKM’ye geçmesi için ikinci bir teşvik verilsin.

Bunlar günlük bağlamda ya da öngörülebilir vadede çalışabilecek programlar ama mesele şu Hastalığı değil ağrıyı tedavi ediyorsunuz. Yani vücutta kanser ya da ülser ya da migren ne varsa yayılıyor sonuçta siz enflasyonla başa çıkamadığımız sürece siz daha fazla bütçe açığı fazlası üretemediğiniz sürece siz Türkiye’nin üretimini artırmadığınız sürece bir yerde bu patlayacak.

’18 – 20 TL arası’

Ukrayna savaşı olmasaydı onun cari açığımız da bize getirdiği yük olmasaydı ve psikolojik olarak insanlarda tedirginlik yaratması olmasaydı belki bu seneyi bu sistemle çıkartabilirdik ama ben artık böyle bir umut görmüyorum.

Yani hani eğer mayıs haziran ayında patlamazsa yaz aylarında döviz kuru yeniden patlayacak. TCMB beklenti anketinde katılımcıların yıl sonu dolar kuru tahmini 16,5. Ben bunu biraz aşırı iyimser buluyorum. Benim kafamda daha çok 18 ile 20 arasında bir dolar kuru hedefi var.

Ekim’den itibaren duracağı tepe seviyemi o noktadan sonra geçen sefer KKM’yi icat ettiler. Belki şapkada başka tavşan vardır. Şapkada başka tavşan yoksa o zaman döviz kontrolüne geçeceksiniz. Durmaz ki bir kere gittikten sonra.

Yani bunu bir poker stratejisi olarak görmek lazım. Sizin önünüzde 500 bin liralık çip var. Karşınızdaki pokercini 10 bin liralık çipi kalmış size 50 kere rest çekersiniz adamı. Bir tanesini de kazansanız yeter zaten. Bu da öyle bir şey.

Merkezde harcanacak döviz kalmadığı anlaşıldığı anda ya da o noktaya yaklaşıldığı anlaşıldığı anda bireysel spekülatörler belki yurtdışında TL şort girecek olanlar ve yüksek birikim sahibi, tasarrufçular tabii ki dövize kaçacak. Dış borç vadesi gelen, dış borçlarını ödeyemeyeceği çekincesine kapılan kurumsallarda mecburen onlara katılacak.”

Paylaşın

Demir Çelik Fiyatları Tüm Sektörleri Zorluyor!

Son dönemde tüm dünyada yaşanan hammadde sıkıntısı Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Petrol ürünlerinden gıdaya, pamuktan demir çeliğe kadar çok sayıda ürün grubunda yaşanan yüksek fiyat artışları tüketicinin karşısına zam olarak çıkıyor.

Özellikle çelik ve demir gibi ürünlerde önemli tedarikçi ülkelerden olan Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş da büyük bir belirsizlik yarattı. Bu yüzden otomotiv, inşaat ve beyaz eşya gibi sektörlerin vazgeçilmezi olan demir-çelik ürünlerinde hem tedarik sorunu hem de fiyatlama problemi yaşanıyor.

DW Türkçe’den Emre Eser’e değerlendirmelerde bulunan Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı Adnan Aslan, uzun süredir çelik fiyatlarında artış yaşandığını ve savaşın başlaması ile beraber bu artışın hızlandığını, son günlerde yüzde 50’lik yükseliş gerçekleştiğini söyledi. Aslan, geçtiğimiz dönemde Rusya-Ukrayna tarafında 830 dolar, Uzakdoğu’da 750 dolar olan çeliğin ton fiyatının 1000 doları gördüğünü belirtiyor. Ancak fiyatlar savaşla beraber aniden 1500 dolar çıktı. Bu Avrupa’da 1500 Euro oldu. Savaş başlamadan önceki son 3-4 aylık dönemde fiyatlar yaklaşık yüzde 30 artış göstermişti.

Milyarlarca dolarlık ihracat kapasitesi

Dünyadaki önemli çelik üreticileri arasında yer alan Türkiye, ithal ettiği hurdayı çelik üretiminde kullanıyor. Çelik İhracatçıları Birliği verilerine göre 2021’de sektörün ihracatı 22,4 milyar dolar oldu. Bu büyüklük Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 9,9’una denk gelirken sektör, otomotiv ve kimyanın ardından üçüncü büyük ihracatçı konumunda. Ayrıca çelik sektörü 22,3 milyar dolarlık ihracatla bu alanda lider olan otomotiv sektörü için de oldukça stratejik bir öneme sahip.

Çelikle beraber demir ve alüminyum gibi metallerin ihracat büyüklüğü ise 8,6 milyar dolar. Yani sadece demir ve çelik gibi ürünlerin ihracatından 2021’de Türkiye’ye gelen para 30 milyar doları aşıyor. Ancak ihracatın yapılabilmesi için Türkiye, önemli oranda hurda ithal ediyor. Buradaki üretim için yapılan ithalat oranı yüzde 80’in üzerinde.

Fiyatlarda düşüş zor

Rusya ve Ukrayna pazarında yaşanan sıkıntıların uzun dönemde Türkiye’nin çelik sektörü için olumlu olacağını belirten Aslan, “Özellikle Avrupalı üreticiler bu savaştan çok etkilendi. Zira Rusya ve Ukrayna’dan ürün alamadılar. Bu açığı Türkiye, Hindistan ve Çin zamanla kapatacaktır. Ancak bu dönemde yaşanan tedarik sorunları iz bırakıyor. Savaş bitse bile fiyatlarda hissedilebilir bir düşüş beklemiyoruz. Çünkü çelik ve demir üretiminde en önemli maliyet kalemlerinden bir de enerji. Ve enerji fiyatlarında yaşanan yükselişin kısa sürede çözülmesi mümkün görünmüyor. ABD ve Avrupa bazı alternatif çözümler arıyor. Bunlar da zaman alacaktır. Ayrıca uzun dönemde hammaddede son üç aydaki gibi benzer bir fiyat artışı da öngörmüyoruz” diye konuştu.

Son tüketici hissedecek

Aslan’ın altını çizdiği önemli noktalardan biri ise son tüketiciye olan etkiler. Üretilen yassı çeliğin boru imalatında, beyaz eşya sektöründe ve makine üretiminde kullanıldığını belirten Aslan, “Diğer tarafta da yassı olmayan yani uzun mamuller var. Bunlar da inşaat gibi sektörlerde kullanılıyor. Ve burada da fiyatlar ton başına 750 dolardan 950 dolara geldi. Hatta Avrupa’da 1150 Euro’ya çıktı. Bunlar otomotiv, makine, altyapı, inşaat ve çok sayıda sektör için yeni zamlar demek” şeklinde konuştu.

Bir konutta yüzde 10

İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Başkanı Tahir Tellioğlu da hammadde girdi fiyatlarında yaşanan artıştan şikayetçi. İnşaatta çimento ve demirin en önemli iki unsur olduğunu anlatan Tellioğlu, metrekare büyüklüğü ne olursa olsun bir inşaatta toplam maliyetin yüzde 10’unu çimento, yüzde 10’unu ise demirin oluşturduğunu söyledi.

Yaklaşık bir yıl önce demirin ton fiyatının 6 bin lira olduğunu ancak şu anda demirin ton fiyatının 16 bin liraya geldiğini ve bu maliyetlerle kimsenin başa çıkamadığını belirten Tellioğlu, “Bizim en büyük girdi maliyetimizi arsalar oluşturuyor. Demir ve çimento toplam maliyetin içerisinde küçük gibi görünse de aslında önemli bir yük. Ve fiyatlar sürekli artıyor. Bu konuda yapılması gereken en önemli düzenleme en azından demirdeki KDV oranının yüzde 18’den yüzde 8’e indirilmesi. Çünkü demirsiz inşaat olmaz” ifadelerini kullandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan inşaat maliyeti endeksine göre bu yılın Ocak ayında maliyetler 2021 yılı ocak ayına göre yüzde 79,91 oranında artış göstermişti.

Konut fiyatları önlem alınmazsa artacak

Gerekli adımların atılmaması durumunda Haziran ayına kadar konut fiyatlarında yüzde 30’luk bir artışın daha yaşanacağını belirten Tellioğlu, “Evet burada küresel bir krizden bahsediyoruz. Enerji maliyetlerinin geldiği nokta belli. Ancak bunun yanında stokçuluk ve başka unsurlar da var. Küresel piyasalardaki fiyat artışı yüzde 50 ise maalesef Bunu bize yansıması 2-3 kat fazla oluyor. Yani fiyat artışı yolda artıyor. Burada bazı üreticilerin fiyatlara ‘köpük’ koyduğunu biliyoruz. Tüm ürünlerde bunun önüne geçilmesi lazım. Eğer gerekli düzenlemeler yapılırsa, vergi indirimleri uygulanırsa ve üretici sektörlerle görüşüp fiyat indirimleri sağlanırsa fiyatlarda artış olmayacağı gibi yüzde 20 düşüşte sağlanabilir. Ancak bunlar olmazsa yaz aylarında bu maliyet artışının etkisi konut sektörüne de yansıyacaktır” dedi.

Üretim hızla düşüyor

Tellioğlu’a göre bu konudaki diğer bir tehlikede 5 yılda 1,5 milyondan 600 bin seviyelerine gerileyen yıllık konut üretiminin artan maliyetlerle daha da aşağı inmesi. Bu durumda arz sıkıntısının daha da büyüyeceğini aktaran Tellioğlu, piyasada maliyetleri azaltacak ve üretimi arttıracak tedbirlerin acil olarak uygulanmasını talep ediyor.

Maliyet artışları büyük projeleri ve üreticileri daha çok etkiliyor. Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkanı Adnan Aslan, “Kimse ocak ayında yaptığı anlaşmaya uyamıyor. 2-3 aylık stoklarla iş yapılıyor. Siz bir yıllık tedarik anlaşması yaptıysanız 3 ayda değişen fiyatlarla baş edemezsiniz” şeklinde konuştu.

Enflasyona da yansıyacak

Son günlerde yaşanan fiyat artışlarının yaz sonunda enflasyona yansımaya devam edeceğini belirten ÇİB Başkanı Adnan Aslan, durumu şöyle anlatıyor: “Benim Ukrayna’dan 980 dolara daha önceden verdiğim sipariş iptal oldu. Ben de iç pazara yöneldim aynı ürünü 1530 dolara almak zorunda kaldım. Ancak ürünü bugün teslim alamıyorum. Yani parasını verseniz bile ürünü bulamıyorsunuz. Ürün için haziran ve temmuz ayına anlaşma yapabiliyorsunuz. Bu ne demek? Ben yüksek fiyattan bu ürünü aldım ancak bana üç ay sonra gelecek. Ve ben ona göre üretim yapacağım. Daha sonra o günün fiyatıyla bu ürün diğer sektörlere satılacak. Yani otomotiv de ya da beyaz eşya da ürünler yüksek maliyetle üretilecek. Beyaz eşya da kullanın daha az olabilir ama çelik kullanımı yüksek olan ürünlerde bu daha fazla görülebilir. Yani özellikle yaz sonunda enflasyonda bunun etkisini daha fazla hissedeceğiz.”

Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçılar Derneği (EVSİD) Başkanı Talha Özger de, “Hammadde fiyatları sürekli artıyor. Ve bu artış durdurulamıyor. Tencere ve tava gibi ürünlerde de yaz aylarında yüzde 60’a yakın zamlar görebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Depresyon Ve Anksiyete Birlikte Olabilir Mi?

Anksiyete (kaygı), yakın çevremizdeki tehlikelere karşı bizi uyarmak için tasarlanmış, strese karşı normal bir fizyolojik tepkidir. Anksiyete bozuklukları, bir kişinin günlük işleyişini etkileyen aşırı korku duyguları ile karakterize edildiğinden, patolojik olmayan kaygıdan farklıdır.

Haber Merkezi / Çoğu zaman, anksiyete bozukluğu olan kişiler, korku uyandıran durumdan veya uyaranlardan aktif olarak kaçınarak iş veya okul performansında veya sosyal işlevsellikte bozulmaya yol açar. Sosyal anksiyete , özgül fobi, obsesif-kompulsif bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu dahil olmak üzere birçok farklı anksiyete bozukluğu formu olmasına rağmen , her biri belirli bir dizi tanı ölçütüne sahip olup, tümü aşağıdaki temel bileşenleri paylaşır:

  • Durumla veya uyaranla orantısız ya da yaşa uygun olmayan kaygı,
  • Bir şekilde işleyişini engellemek için yeterince şiddetli.

Anksiyete bozuklukları, genel popülasyonda yaşam boyu yaygınlığı yaklaşık %33 olan, en yaygın akıl hastalığı biçimidir. Hem anksiyete bozukluğu hem de depresyon klinik olarak yaygın zihinsel bozukluklardır.

Depresyon, düşük ruh hali, üzüntü duyguları ve zamanla devam eden ve günlük işleyişi etkileyen günlük faaliyetlere ilgi kaybı ile karakterize yaygın bir duygudurum bozukluğudur . Yaygın olmasına rağmen, insanların nasıl düşündüğünü ve hareket ettiğini etkileyebilen ve kişinin duygusal, fiziksel, sosyal ve mesleki olarak işlev görme yeteneğini azaltabilen ciddi bir tıbbi hastalıktır. Depresyon belirtileri hafif ila şiddetli arasında değişebilir ve genellikle şunları içerir:

  • Üzüntü veya sinirlilik duyguları,
  • Bir zamanlar zevkli aktivitelere ilgi kaybı,
  • Uyku düzenindeki değişiklikler
  • İştah veya kilo değişiklikleri
  • Psikomotor ajitasyon veya yavaşlama ile karakterize edilen aktivite seviyesindeki değişiklik
  • Enerji kaybı
  • Konsantre olma veya karar verme yeteneğinde bozulma
  • Suçluluk veya değersizlik duyguları
  • İntihar veya kendine zarar verme düşünceleri.
  • Çoğu insan tüm bu semptomları yaşamayacak olsa da, depresyon tanısı almak için en az iki hafta boyunca her günün çoğunda en az beş kişi bulunmalıdır.

Depresyon ve anksiyete bozukluklarının birlikte görülmesi

Genel popülasyonla ilgili araştırmalar, depresyon ve anksiyetenin sıklıkla birlikte ortaya çıktığını gösterirken, klinik örneklerde komorbidite oranları daha da yüksektir. Anksiyete bozuklukları için ayaktan tedavi gören binden fazla kişiyle yapılan bir çalışmada, %57’sinde en az bir eşzamanlı hastalık, en yaygın olarak bir duygudurum bozukluğu vardı. Anksiyete bozukluğu olan 1.004 birinci basamak ruh sağlığı hastası üzerinde yapılan benzer bir çalışmada, üçte ikisinden fazlası depresyon için tanı ölçütlerini de karşıladı.

Aynı mı yoksa farklı mı?

Depresyon ve anksiyetenin güçlü bir şekilde bağlantılı olduğu ve benzer etiyolojileri, risk faktörlerini ve genetik belirteçleri paylaştığı göz önüne alındığında, bazı araştırmacılar bunların tek bir altta yatan sürecin farklı tezahürleri olup olmadığını düşünmüşlerdir.

Bu hipotezi destekleyen bir çalışma, çeşitli anksiyete bozuklukları ve depresyonu olan 313 ayaktan hastayla yapılan bir anketi kullanır. Verilerdeki güçlü kalıpları tespit etmek için kullanılan istatistiksel bir teknik olan temel bileşenler analizini kullanarak, kaygı ve depresyonu birbirine bağlayan temel bir patolojik süreci tanımladı.

Çok sayıda psikolojik bozukluğun paylaştığı süreçler transdiagnostik olarak adlandırılır ve tedavi için önemli etkileri vardır. Transdiagnostik tedavi modelleri, terapötik etkinliği korurken, birden fazla tanıya özgü modelden daha verimli eğitim ve uygulama sağlar.

Bununla birlikte, böyle bir yaklaşım, semptomları aşırı basitleştirerek ve temel farklılıkları gizleyerek semptomlar arasındaki ilişkiyi birleştirebilir. Örneğin, ağ analizi gibi daha gelişmiş ve modern istatistiksel teknikler, depresyon semptomlarının ‘dinamik bir mimari’ içinde düzenlendiğini göstermektedir; bir semptomun şiddetindeki değişiklikler, diğer semptomların aynı yönde değişmesine yol açar ve bu bulguya ‘semptom yayılması’ adı verilir.

Ayrıca, bazı semptomlar diğerlerinden daha fazla yayılmaya neden oldu. Bu etki, nedensel semptomlar perspektifi olarak adlandırılır ve son on yılda psikiyatrik komorbiditenin anlaşılmasına büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Yatarak psikiyatrik bakıma başvuran binden fazla hastadan elde edilen verilerin ağ analizi, iki bozukluk arasındaki semptom ilişkilerinin gücünü araştırmak için anksiyete ve depresyon semptomlarını modelledi.

Depresyon ve anksiyetenin bireysel semptomları, bozukluklar arasındaki semptomlardan çok, her bir bozukluğun içindeki diğer semptomlarla daha güçlü bir şekilde ilişkiliydi. Bu, depresyon ve anksiyetenin benzer, ancak farklı bozukluklar olduğunu göstermektedir. Depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak için çalışmalar devam etmektedir.

Paylaşın

Eko-Kaygı Nedir?

Eko-kaygı, gelecekteki çevresel felaketin kronik korkusudur. Bu korku genellikle iklim değişikliğinin etkisini yaşamanın bir sonucu olarak ortaya çıkar. Eko-endişeden muzdarip bireyler, iklim değişikliğinin çevrede geri dönülmez değişikliklere neden olduğu bir dünyada geleceklerinden endişe duyuyorlar.

Haber Merkezi / Eko-kaygı en çok gençlerde görülür ve bireyin iklim değişikliğinin etkileriyle ilgili deneyimine bağlı olarak farklı şekilde deneyimlenir. Eko-kaygı, iklim değişikliğinin etkilerinden daha ciddi şekilde etkilenenlerde daha belirgindir.

Bunlar arasında iklim değişikliğinin doğrudan etkileriyle mücadele etmek için en az kaynağa sahip olanlar ve iklim değişikliğinin etkilerini her gün çalışarak görenler var. Ek olarak, iklim değişikliği ile ilgili medyayı düzenli olarak tüketen bireylerde daha yüksek düzeyde eko-kaygı bildirilmektedir.

Eko-kaygı yaşayan büyük bir genç nüfus, duygularının devlet kurumlarının ve kurumsal kuruluşların eylemsizliğinden filizlendiğini bildiriyor.

Buna cevaben, bazı araştırmacılar bu tepkilerin teşhis edilebilir bir zihinsel durum yerine çevreye yönelik varoluşsal tehditlere verilen normal tepkiler olarak görülmesi gerektiğini iddia ediyor.

Diğerleri, iklimle ilgili kaygının kişinin zihinsel sağlığına ve esenliğine ciddi şekilde zarar verebileceğini belirterek bu argümana karşı çıkıyor. Ayrıca, umutsuzluk içerdiği için eko-endişenin gezegen hakkındaki normal korkulardan ayrı olduğunu savunuyorlar. Eko-anksiyete, ne yapacağınızı bilmediğiniz veya yapabileceğiniz hiçbir şey olmadığı hissi ile ilişkilidir.

Eko-kaygı tehlikesi

Araştırmacılar eko-kaygıyı, karar vermeyi engelleyen, hayattaki farklı şeyler hakkında endişelenmeyi içeren genelleşmiş kaygı bozukluğuna benzetiyorlar. Bundan yola çıkarak bazıları, eko-kaygı ile ilişkili umutsuzluk ve endişenin, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için gerekli eylemleri önleyebileceğini öne sürüyor.

Eko-kaygıyı azaltmanın yolları

  • Kişinin çevresel ihtiyaçlarına göre uyarlanmış afet kiti (örneğin, yangına meyilli alanlarda yangın güvenlik ekipmanı); Bir afet karşısında hazırlıklı olunacağının iç huzurunu sağlar.
  • Olumsuz duygularla başa çıkmaya yardımcı olan şeyler (ör. uygulamalar, müzik, kitaplar, fiziksel şeyler vb.); Olumsuz duygular yaşarken daha önce rahatlık sağlayan bir şeye sahip olmak önemlidir.
  • Çevrenizdekilerle (örneğin, aile, yakın arkadaşlar ve topluluk üyeleriyle) bir plan oluşturmak; Birliktelik, güvenlik hissi yaratır ve duyguları veya çaresizliği azaltır.

İklim değişikliğinin çevre üzerindeki geri döndürülemez etkisi hakkında düşünmek kaygıya neden olabilir ve genellikle eko-kaygı olarak adlandırılır. İklim değişikliğine bağlı afetlerle mücadele etme olanaklarına sahip olmayan daha yoksul ülkelerdeki bireyler ve doğayla iç içe yaşayan toplumların üyeleri, orantısız şekilde daha yüksek düzeyde eko-kaygı yaşamaktadır.

‘Eko-kaygı’ kavramı son yıllarda araştırmacılar ve medyada daha popüler hale gelmesine rağmen, kavram tam olarak anlaşılamamıştır. Eko-endişenin teşhis edilebilir bir durum haline gelmesi için daha fazla netliğe ihtiyaç var. İklim değişikliğinin etkisinden orantısız olarak etkilenen bireyleri, yani gençleri ve çocukları dahil ederek daha çeşitli metodolojiler kullanan daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Paylaşın

Değişimle Başa Çıkma Rehberi

Değişim insanlarda umut uyandırabilir, zihinsel sağlığı olumsuz yönde etkileyebilir ve strese neden olarak nihayetinde fiziksel sağlığın bozulmasına neden olabilir. Bazı insanların değişimle diğerlerinden daha iyi başa çıkmasına neden olan temel faktör, farklı bilişsel stratejilerine ve değişime uyum sağlama kolaylıklarından gelir.

Haber Merkezi / Kovid 19 salgını boyunca, dünyanın dört bir yanındaki insanlar günlük yaşamlarında büyük değişikliklerle karşı karşıya kaldı. Kısıtlamalar ve virüsün yayılmasına verilen tepkiler hayatımıza önemli düzeyde belirsizlikler ekledi.

Adaptasyon, bir kişinin değişime uyum sağlaması için temel olan bir beceridir. Bir kişinin yeni ve beklenmedik durumlara esnek bir şekilde yanıt vermesine yardımcı olur. Adaptasyon yoluyla, insanlar değişimle başa çıkmalarına izin veren yeni davranışları kolayca edinebilirler. Araştırmalar, az sayıda insanın değişime daha iyi uyum sağladığını göstermiştir.

Evrimsel olarak konuşursak, bir şeyin nasıl ve neden olduğunu değerlendirmek, onlara yol açan durumları önceden ele alarak gelecekteki olumsuz sonuçların ortaya çıkmasını önlemenin kilit bir stratejisidir. Ancak bu strateji, bir kişinin değişime uyum sağlamasına izin vermez ve geçmişe odaklanır ve değişimi kolaylaştırmak için optimal davranışsal ayarlamaları nasıl yapacaklarını tam olarak düşünmesine izin vermez.

Daha önce, bu geriye bakma stratejisinin tüm insanlarda doğuştan olduğu varsayılırdı. Şimdi, araştırmalar, değişim karşısında insanların üçte birinin, değişime daha başarılı bir şekilde uyum sağlamalarına izin veren bir strateji kullanarak farklı davranacağını göstermiştir.

1970’lerde, araştırmacılar Maddi ve Horn, Ma Bell telefon şirketinde çalışan personeli araştırmaya başladı. Bilim insanları, insanların büyük yaşam değişikliğine nasıl tepki verdiğini keşfetmekle ilgileniyorlardı. 

Yıllar boyunca, çalışanlardan çok sayıda veri topladılar, altıncı yılda Ma Bell şirketinde işlerin iyi gitmemesi sebebiyle çalışanların yarısı işini kaybetti. Bilim insanları, altı yıl boyunca işlerini kaybedenler ve işten çıkarılanlar da dahil olmak üzere tüm grubu incelemeye devam ettiler.

İşlerini korusunlar ya da kaybetsinler, çoğu insanın değişime kötü tepki verdiğini buldular. Ekip, kanser, kalp krizi ve felç gibi hastalıkların yanı sıra boşanma, alkolizm, uyuşturucu bağımlılığı ve kumarda artış kaydetti. Ancak, her iki gruptaki insanların üçte biri farklı tepki gösterdi ve bu değişimi başarıyla kişisel başarıya dönüştürdü. 

Bu üçte birlik kesimde işini sürdürenler, yükselmeye devam etti ve işini kaybedenler yeni işlerinde başarılı oldular. Bu üçüncü ve değişimden zarar gören çoğunluk arasındaki fark, uyarlanabilir üçüncünün “varoluşsal cesaret” göstermesi ve geriye değil ileriye bakmasıdır. İnsanlar değişmek için cevaplar aramaya hazırdır, ancak herkes aynı yere bakmaz.

Paylaşın

Sağlıkta Beslenmenin Rolü

Şu anda, yetişkinlerin yaklaşık yarısının, en yaygınları kardiyovasküler hastalık ve tip 2 diyabeti içeren bir veya daha fazla önlenebilir ve beslenmeyle ilişkili kronik hastalığa sahip olduğu tahmin edilmektedir. Genellikle yetersiz beslenme ve fiziksel hareketsizlikten kaynaklanan bu kronik hastalıkların oranı artmaya devam ederken, beslenmenin sağlığın tüm yönlerindeki rolünün tam olarak anlaşılması zorunludur.

Haber Merkezi / Çoğu gelişmiş ülke, genel halk için diyet ve beslenme önerileri hakkında ayrıntılı yönergeler sağlayan kurumlara sahiptir. Bu kurumların hazırladığı raporlarda ana hatları verilen bazı temel beslenme kuralları şu şekildedir;

  • Koyu yeşil, turuncu ve kırmızı sebzeler, baklagiller ve nişastalı sebzeler dahil bir dizi sebze
  • Meyveler, özellikle bütün meyveler
  • Tahıllar, özellikle tam tahıllar
  • Yoğurt, süt, peynir ve/veya güçlendirilmiş soya ürünleri gibi yağsız veya az yağlı süt ürünleri
  • Yağsız et ve kümes hayvanları, deniz ürünleri, baklagiller, tohumlar, fındık ve soya ürünleri dahil olmak üzere proteinli gıdalar
  • Yağlar

Her bireyin genel yeme düzenine dahil edilmesi gereken farklı gıda ürünleri türleri hakkında bilgi sağlamanın yanı sıra, beslenme kılavuzları ayrıca aşağıdakilerin alımının sınırlandırılmasını önermektedir:

  • Doymuş yağlar
  • Trans yağ
  • Eklenen şekerler
  • Sodyum

Her bireyin sağlıklı bir beslenme düzeni izlediğinden emin olmak için, genellikle önerilen tüm besin gruplarında besin açısından yoğun çeşitli yiyeceklerin önerilen miktarlarda tüketilmesi önerilir. Bu gıda ürünlerini tüketerek, genel amaç, vücut olmadan hücreleri ve dokuları desteklemek için yeterli miktarda vitamin, mineral, su karbonhidratı, protein, yağ ve diğer besin maddelerinin mevcut olmasını sağlamaktır.

Yetersiz beslenme nedir?

Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre yetersiz beslenme, vücudun besin ve enerji kaynakları arzı ile bu bileşenler için fiziksel talep arasında ortaya çıkan hücresel bir dengesizliktir. Bu dengesizlik vücudun büyüme ve çeşitli vücut fonksiyonlarının yeterli işleyişini sürdürme yeteneğini azaltabilir. Sonuç olarak, yetersiz beslenme, tehlikeye atılmış bir sağlık durumuna yol açabilir ve bireyin birkaç farklı sağlık durumu riskini artırabilir.

Yetersiz beslenme, yetersiz beslenme ve mikro besinle ilgili yetersiz beslenmeyi içeren iki geniş biçimde sınıflandırılabilir. Yetersiz beslenme, israf, bodurluk, zayıflık ve vitamin ve mineral eksikliklerini içeren dört forma ayrılabilir.

Nispeten, mikro besinle ilgili farklı yetersiz beslenme koşullarından bazıları, obezite ve aşırı kilolu olma , diyetle ilişkili bulaşıcı olmayan hastalıklar ve yetersiz mikro besin tüketimini içerir.

Boylarına göre düşük kilolu bir birey olarak da tanımlanabilecek olan israf, genellikle söz konusu bireyin yakın zamanda önemli miktarda atık kaybettiğinde ortaya çıkar. Bu ciddi kilo kaybı, gıda tüketiminin eksikliğinden veya ishal gibi bulaşıcı bir hastalığın sonucu olabilir.

Yaşa göre boy düşüklüğü olarak da bilinen bodurluk, kronik veya tekrarlayan yetersiz beslenmeden kaynaklanan bir yetersiz beslenme şeklidir. Bodurluk genellikle kötü sosyoekonomik koşullar, kötü anne sağlığı ve beslenmesi, bebeklerde ve küçük çocuklarda sık görülen hastalık ve/veya yetersiz beslenme ile ilişkilidir.

A vitamini, demir, iyot ve çinko eksiklikleri, yetersiz beslenmenin en yaygın sonuçlarından bazılarıdır. Örneğin A Vitamini eksikliği (VAD), önlenebilir körlüğün en yaygın nedenidir ve ayrıca bireyin bir hastalıktan sonra ciddi komplikasyon riskini artırır. Aslında, şu anda VAD’nin her yıl özellikle kızamık, ishal ve sıtmaya bağlı 630.000 bulaşıcı ölümden sorumlu olduğu tahmin edilmektedir.

Hem et hem de bitki tüketiminin olmaması, vücudun oksijeni bağlama ve taşıma, hücre büyümesini ve farklılaşmasını düzenleme ve bağışıklık fonksiyonunu azaltma yeteneğini etkileyebilen bir demir eksikliğine yol açabilir. Nispeten, bir iyot eksikliği büyüme, gelişme ve metabolik süreçlerin düzenlenmesi için gerekli olan normal tiroid fonksiyonlarını ve ayrıca guatr ve kretinizmin önlenmesini engelleyebilir. Ayrıca, iyot eksikliği bozuklukları (IDD) ayrıca fetal kayıp, ölü doğum, konjenital anomaliler ve bozulmuş işitme yetenekleri ile ilişkilendirilmiştir.

Mikrobesinle ilgili beslenme

Obez veya fazla kilolu olan bir kişi, boyuna göre çok ağır olarak kabul edilir. Daha spesifik olarak, aşırı kilolu bir birey için vücut kitle indeksi (BMI) tipik olarak 25’in üzerindeyken, obez bir bireyin BMI’si genellikle 30’un üzerinde olacaktır. 2000’li yılların başından beri, abdominal obezite tüm Amerikalı yetişkinlerin yaklaşık %50’sini etkilemiştir. prevalansı yaşla birlikte artmaktadır. Şu anda dünyada 2,3 milyar çocuk ve yetişkinin fazla kilolu olduğu tahmin edilmektedir.

Yetersiz beslenmenin çifte yükü, yetersiz beslenme ve obezite arasındaki paradoksu tanımlamak için kullanılır. Obez bir birey yetersiz beslenmiş gibi görünmese de, genellikle yeterli beslenme durumunu sürdürmek için gerekli olan meyveler, sebzeler, tam tahıllar ve fasulye bakımından zengin bir diyetten yoksundur.

Kardiyovasküler hastalıklar (CVD), diyabet ve hipertansiyon gibi bir dizi sağlık durumu riskini artırmanın yanı sıra, obezite ve yetersiz beslenme, bireyin çeşitli bilişsel bozulma biçimleri yaşama riskini de artırabilir.

Çözüm

Dünyadaki birçok ulus arasında mevcut olan büyük sosyoekonomik eşitsizliklere rağmen, dünyadaki her ülke bir çeşit yetersiz beslenmeden etkilenir. Bu nedenle, herkesin beslenme açısından yeterli bir diyet tüketmesini sağlamak, herhangi bir küresel sağlık sorunu için zorunludur.

Genel olarak, yaşamın erken dönemlerinde başlatılan optimize edilmiş bir besin alımının, uzun vadeli sağlık yararları için en iyi fırsatı sunduğu gösterilmiştir. Yetersiz beslenme, yalnızca bireyin çok çeşitli sağlık koşullarına duyarlılığını artırmakla kalmaz, aynı zamanda her ikisi de etkilenen topluluklardaki yoksulluk döngüsüne ve sağlık sorunlarına daha fazla katkıda bulunabilen azalan üretkenlik ve ekonomik büyüme ile ilişkilidir.

Paylaşın