Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 64 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 11 bin 194 yeni vaka tespit edilirken, 64 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,32 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,07 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 251 bin 242 test yapılırken, 11 bin 194 yeni vaka tespit edildi. 64 kişi hayatını kaybederken, 15 bin 402 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,32 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,07 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 146 milyon 762 bin 564’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 25 Mart verilerine göre, dün 267 bin 848 test yapılmıştı. Dün, 13 bin 849 vaka tespit edilirken, 70 kişi hayatını kaybetmiş ve 17 bin 673 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Erdoğan’ın Hedefi 2032’ye Kadar Cumhurbaşkanı Olmak

Gazeteci Banu Güven, DW Türkçe için kaleme aldığı ‘Erdoğan’ın hedefi 2032’ye kadar başkanlık’ başlıklı yazısında, “Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında yapılan sistem değişikliğini milat olarak yorumluyor. Buna göre, 2014’teki cumhurbaşkanlığını hesaba katmıyor, kronometreyi 2018’den itibaren çalıştırıyor” ifadeleri kullandı.

Banu Güven, yazısının devamında, Erdoğan’ın bu hedefleri belediye başkanı seçilmeden önce planladığını belirterek, “1996’da “Demokrasi bizim için asla amaç olamaz” diye konuşurken, belki bu kadar ayrıntılı bir hesap yapmamıştı, ama hedefinde mutlak iktidar ve Türkiye’yi değiştirmek vardı. 2023 seçimi, Erdoğan’ın çıktığı yolda gireceği en kritik dönemeç olacak” dedi.

“Erdoğan iktidarının Cumhuriyet’in 100’üncü yılında bitip bitmeyeceği, muhalefet bloklarının beraberce bu hamleye vereceği karşılığa bağlı” diyen Güven’in yazısı şöyle;

“Recep Tayyip Erdoğan 1954’te doğdu. Tam bir ay önce 68 yaşını doldurdu. İlk hedefi, 2023 seçimlerinde yeniden seçilmek, yani 70’inci yaşına da cumhurbaşkanı olarak girmek. Aslında Erdoğan sistemi değiştirmeden önce varolan Anayasa maddesi, bir kimsenin en fazla iki dönem cumhurbaşkanlığı yapabileceğini söylüyor. Ne var ki, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında yapılan sistem değişikliğini milat olarak yorumluyor. Buna göre, 2014’teki cumhurbaşkanlığını hesaba katmıyor, kronometreyi 2018’den itibaren çalıştırıyor. Erdoğan’ın adaylığına karşı Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yapılacak itirazların nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek ise zor değil.

Erdoğan 2023’te kazanabilirse, bir sonraki hedefi de belli. Onun hazırlığını da 2017’deki Anayasa değişikliğiyle yapmıştı. Buna göre, “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir. Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen meclisin ve cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni meclisin ve cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder. Bu şekilde seçilen meclis ve cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.” Seçim Kanunu’na göre, cumhurbaşkanının üçüncü kez aday olabilmesi için, seçimleri yenileme kararının öngörülen tarihten en az 1 yıl önce alınması gerekiyor. Toplayın çıkarın, 2032 ediyor.

AKP’nin Bartın Milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Tunç da, bu niyeti doğrulayana açıklamalar yapmış, “2023’te seçilirse, 2028 yılındaki seçimler öncesinde, meclisin erken seçim kararı alması durumunda, Erdoğan yeniden aday olabilir ve 2032 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı yapabilir” demişti.

MHP yasası, Bahçeli barajı

Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde erken seçim silahını çekebilmek için mecliste en az 360 sandalyeye ihtiyacı var. Dolayısıyla MHP’nin meclise girmesi yetmiyor, bir de olabildiğince çok vekil sokmasını sağlamak gerekiyor. 2023 Haziran’ı yaklaşırken, gerekli önlemleri alıp öyle yola devam etmek istiyor Erdoğan. Dolayısıyla, bu değişiklik için Anayasa Komisyonu’nu sabahlara kadar çalıştırmanın ardında, ilk bakışta görünenden daha uzun vadeli ve daha çok seçenekli bir plan var. Evet, bir ihtimal daha var.

Diyelim ki, Erdoğan 2023’te cumhurbaşkanı seçilemedi. Muhalefetin adayı yemin etti, göreve başladı. Memlekette bir bayram havası yaşanıyor. Erdoğan Bahçeli ile birlikte 360 milletvekili hedefine ulaşırsa, bu bayram havası uzun sürmeyebilir. Erdoğan ne zaman isterse, meclis 360 oyla kendini feshedip yeniden seçim kararı alabilir. Seçim Kanunu’ndaki bu değişiklik işte bu ihtimal de düşünülerek yapılıyor. Seçim ittifaklarına dönük değişiklik önerisindeyse AKP’nin geçen seçimde uğradığı kayıplar var.

2018 seçimine Cumhur İttifakı olarak giren AKP ve MHP’nin oyları, ayrı ayrı hanelere yazılsaydı, iki parti de daha fazla sandalye çıkaracaktı. Dolayısıyla Erdoğan Millet İttifakı’nın işine yarayan bu formülü değiştirmek, ittifakları anlamsızlaştırmak istiyor. Böylece muhalefet ittifakı içinde yar alan DEVA ve Gelecek Partisi’ne oy vermeyi düşünen seçmenin, “Benim oyum bir işe yarayacak mı” sorusunu sormasını hedefleyen bir manevra bu. MHP için ise sorun yok. MHP’li adayları 2023’te belli seçim bölgelerinde AKP listelerinde göreceğimizden kuşkunuz olmasın.

Bütün bunların üzerine Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen, HDP kapatma ve 451 HDP’liye siyaset yasağı davası var. Bugüne kadarki deneyimlerden yola çıkarak, iktidarın seçime kısa bir süre kala, HDP’nin kapatılması ve kadrolarına da siyaset yasağı getirilmesi için tam saha pres yapacağını söylemek yanlış olmaz.

Erdoğan, bu hedefleri çok önceden, bana sorarsanız belediye başkanı seçilmeden önce planlamış bir siyasetçi. 1996’da “Demokrasi bizim için asla amaç olamaz” diye konuşurken, belki bu kadar ayrıntılı bir hesap yapmamıştı, ama hedefinde mutlak iktidar ve Türkiye’yi değiştirmek vardı. 2023 seçimi, Erdoğan’ın çıktığı yolda gireceği en kritik dönemeç olacak. O virajda savrulup savrulmayacağı, iktidarının Cumhuriyet’in 100’üncü yılında bitip bitmeyeceği, muhalefet bloklarının beraberce bu hamleye vereceği karşılığa bağlı. O da başka yazının konusu olsun.”

Paylaşın

AK Parti’de Oy Kaybına Karşı Hangi Önlemler Konuşuluyor?

AK Parti ve MHP’nin Meclis’e sunduğu seçim kanunu değişikliği siyasetin ana gündem başlıklarından birisi olurken siyasi partiler de seçim hazırlıklarına hız verdi. AK Partili kurmaylar kurmaylar ise oy kaybını görerek strateji değiştirmek gerektiğini savunuyor.

CHP Antalya’da ‘İktidara hazırız’ sloganıyla il başkanlarının katıldığı örgüt buluşması gerçekleştirdi, İYİ Parti Ankara’da ‘İl Başkanları Çalıştayı’ düzenledi. MHP Antalya’da belediye başkanları toplantısı yaparken AK Parti’de de seçim stratejisini belirlemek için toplantı üstüne toplantı yapılmaya başlandı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; özellikle ekonomik zorluklar nedeniyle oylarda görünür bir düşüş olduğunu kabul eden AK Partili kurmaylar buna karşın halen birinci parti olduklarına dikkat çekiyor, zorluğun ise 50+1 gereken Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanacağını kaydediyor.

‘Strateji değiştirmek gerekiyor’

Bugüne kadar yapılan birçok seçimde oyları konsolide etmek için kutuplaştırma siyasetinden sonuç alındığına dikkat çeken kurmaylar bu seçimde ise oy kaybını görerek strateji değiştirmek gerektiğini savunuyor.

AK Parti’de öne çıkan birçok siyasetçinin savunduğu bu stratejiye göre seçim çalışmasının daha kapsayıcı, kuşatıcı, herkesi kucaklayan bir dil ve üslup üzerine kurulması gerekiyor. Partinin reformcu kimliğinin yeniden öne çıkarılarak topluma “Biz yaptık, yine yaparız” duygusunun verilmesi gerektiği ifade ediliyor.

AK Parti iktidarı döneminde yapılan hizmetlerin anlatıldığı daha sakin bir dil kullanılması gerektiğine dikkat çeken kurmaylar, “Her gün artı bir oy kazanmak zorunda olan biziz” diyor. Seçim stratejisi kapsamında yapılan toplantılardan çıkan sonucun bir süre sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulması bekleniyor.

Paylaşın

Altı Genel Başkanın Gündemi: Ekonomik Söylemde Birliktelik

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmasını tamamlayan ve ortak metne imza atan 6 muhalefet partisinin lideri, bir aylık aranın yeniden bir araya geliyor. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde Pazar akşamı düzenlenecek çalışma yemeğinde konuşulacak konular merak konusu olurken, gözler bir yandan da buluşma sonrasında yapılacak açıklamaya çevrildi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Toplantıda AKP ve MHP’nin Seçim Yasası teklifinin gündeme geleceğine dair yorumlar yapılsa da, muhalefet partilerinin yetkilileri bu konunun kapsamlı bir şekilde gündeme gelmeyeceğini belirtiyor. Yetkililerin bu konudaki gerekçesi ise, teklifin henüz TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilip yasalaşmamış olması.

“İttifak, en fazla iki partiden oluşabilir diyebilirler”

DEVA Partisi Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı İdris Şahin, yasanın görüşmeleri sırasında TBMM Genel Kurulu’nda değişiklikler olabileceğini bu nedenle de toplantıda bu konunun kapsamlı bir şekilde gündeme gelmesinin beklenmediğini söyledi. Seçim Yasası teklifinin 6’lı masayı etkileyecek bir yanı olmadığını ifade eden Şahin, “Resmi Gazete’de yayınlanmadan onun değerlendirmesi liderler tarafından yapılmaz” dedi. Teklifin bir buçuk senedir görüşmelerinin sürdüğünü hatırlatan Şahin, “Örneğin komisyonda değişikliklere uğradı. Bir buçuk senedir bunu öngörmemişler miydi? Mayınlı bir iki konu var. Onlarda da değişiklik olabilir. Mesela, ‘İttifak en fazla iki partiden oluşabilir’ diyebilirler” ifadesini kullandı.

Söylem birlikteliği için iş birliği

Toplantının gündem maddeleri arasında ittifakın ilke ve esasları ile seçim süreci ve sandık güvenliği bulunuyor. Bununla birlikte vatandaşı doğrudan ilgilendiren konularda da yürütülecek iş birlikleri de toplantının gündem maddeleri arasında bulunuyor. Partilerin ekonomik programları ve vaatlerini vatandaşa anlatırken, temel konularda söylem birlikteliği yakalanması adına kurulacak iş birliği için bir yol haritası oluşturması da bekleniyor.

“Öncelikli gündemimiz, yangın yerine dönen ekonomi”

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, toplantıda gündem maddelerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Şahin, “En başta ekonomide yaşananlar, kur korumalı mevduat uygulamasının ülkeye kaybettirdikleri, Ramazan sofralarındaki pahalılık, Rusya-Ukrayna krizi, NATO görüşmeleri mutlaka değerlendirilir” dedi. Olası bir ittifak halinde ilkeler ve değerlerin ne olacağı konusunu gündemlerine aldıklarını belirten Şahin, her partinin öncelikleri olacağını ama ağırlıklı olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’le ilgili geçiş sürecinin yol haritasını konuşacaklarını söyledi.

Şahin, “Bizim için öncelik, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinde yol haritası, bununla ilgili hangi adımlar atılacak, yürütmede Cumhurbaşkanının yetkileri nasıl kullanılacak gibi konular ve bununla birlikte, yangın yerine dönen ekonomi” ifadesini kullandı. Toplantı sonrasında bir ortak metin de paylaşılacağını kaydeden Şahin, ortak metinde bundan sonraki süreç içerisinde seçim ve seçim güvenliğine yapılabilecek iş birliği esaslarının yer almasının beklendiğini kaydetti.

Enginyurt: Vaatlerimizi masaya yatıracağız

Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Cemal Enginyurt’un verdiği bilgiye göre de liderler, Pazar günü vatandaşa yönelik seçim vaatlerini masaya yatıracak. Enginyurt, “Bu toplantılar artık Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem toplantısı olmaktan çıkacak. Topluma ne anlatacağımızın konuşulacağı toplantılar olacak” ifadesini kullandı. İşsizlik ve yoksulluğun giderek arttığını belirten Enginyurt, “Biz kendi adımıza millete olan vaatlerimizi masaya yatıracağız ve bunları nasıl anlatacağımızı planlayacağız” dedi.

Pazar günü bu iş birliğinin yol haritasının çizilmesini beklediklerini ifade eden Enginyurt, Millet İttifakı ile ilgili de dikkat çekici ifadeler kullandı. CHP’nin ittifakın ana merkezi olduğunu belirten Enginyurt, “6 partinin kurmuş olduğu bu ittifak Türk milletine umut olmuştur. CHP, bu birlikteliğin ana vagon görevini görmektedir” dedi. İttifakın bozulmaması gerektiğini kaydeden Enginyurt, “Bu ittifakı bozacak olan bedelini çok ağır öder. Bu ittifakı bozmaya, millete zulmetmeye kimsenin hakkı yoktur” diye konuştu.

Yamalı: Geçiş sürecidir, ilkelerle ilgili konudur

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nedim Yamalı da Millet İttifakı’nın yerel seçimlerdeki başarısına dikkat çekerek, ittifakı başarılı bulduklarını ve iş birliği yollarının araştırılmasını istediklerini söyledi. 28 Şubat’ta yapılan toplantının öncesinde açıklanan sonuç bildirgesini hatırlatan Yamalı, iş birliği içinde bulunan partilerin sağlıklı bir ittifak oluşturabilme çabası göstermesi konusunda karar aldığını vurguladı. Bu kapsamda her ay toplantı yapılmasının kararlaştırıldığını da hatırlatan Yamalı, “Bu bir geçiş sürecidir, ilkelerle ilgili konudur” dedi.

“Ekonominin yol haritası gündeme gelebilir”

Toplantıda “popüler siyasi konuların” gündeme geleceğini kaydeden Yamalı, ittifak ile ilgili “Genel seçimler için de daha da genişletilmesi, içinin daha da doldurulması ve her kesimi kuşatır hale gelmesini ve sadece bir seçim ittifakı ile sınırlı kalmamasını istiyoruz” ifadesini kullandı. Yamalı, seçim sonucunu da yönetecek bir süreç için programların şimdiden çalışılmasını istediklerini kaydetti. Gündem maddeleri ile ilgili “Ekonominin yol haritası, anayasa değişiklikleri için yol haritası, adalet ve yargı konuları ile ilgili çalışmalar gündeme gelebilir” diyen Yamalı, toplantıda çalışma gruplarının da oluşturulabileceğine dikkat çekti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan ‘Basın Özgürlüğü’ Mesajı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Basın Konseyi’nin kuruluşunun 35’nci yılı nedeniyle gerçekleştirilen etkinlikte yaptığı konuşmada, “Anayasa’da gayet açık bir hüküm var: ‘Basın hürdür, sansür edilemez’. Bu kadar basit ama sansür ediliyor. Hürlüğü kalmadı ve şu anda basın gerçekten ciddi bir risk altında. Gazeteciler cidden büyük bir risk altında.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “Olması gereken aslında basına yönelik sağlıklı ve tutarlı bir kültür oluşturmak. Her görüşten gazetecinin özgürce yazabildiği, siyaset kurumunu rahatlıkla eleştirebildiği bir ortama, bir kültüre ihtiyacımız var. İngiltere’de yazılı bir Anayasa yok ama hiç kimse İngiltere’de demokrasi yok demiyor. Tam tersine demokrasinin beşiği olarak kabul ediliyor.” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasını, “O zaman biz bu kültürü hangi görüşten olursak olalım bu kültürü yerleştirmek zorundayız. Sağcısı, solcusu, ortacısı, çağdaşı, çağdaş olmayanı neyse ama bu kültürün olması lazım. Bu kültürü yerleştirdiğimiz zaman Anayasa’da şu yazıyor ya da bu yazıyor diye düşünmeyeceğiz. Evet, burada bir haksızlık var ve bu haksızlığın bir şekilde giderilmesi lazım.” sözleriyle sürdürdü.

Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonuna doğru gençlere de değinerek, “Bu ortak görevi yerine getirdiğimiz zaman özellikle kaderi değiştirecek olan da 6 milyon 300 bin genç yeni seçmen, yani gençler. Gençlerin umutları var, onların özgürlüğe ihtiyaçları var. Onlar özgürce yazmak, Özgürce konuşmak istiyorlar ve onlara büyük bir umut bağladığımı da ifade etmek isterim. Çünkü, Türkiye’de demokrasinin gelişmesi ve kökleşmesi için onlar kendi özgür iradeleri ile var olan otoriter bir yapıyı değiştirecekler. Buna da yürekten inanıyorum.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da Basın Konseyi’nin 35. Kuruluş Yıl Dönümü kutlamasına katıldı. Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

“Ciddi sorunlarımız var, hepiniz bunları biliyorsunuz. Şunu ifade etmek isterim hayatım boyunca hiç umutsuz olmadım. Türkiye güzel, dinamik bir ülke, dolayısıyla bütün sorunlarını çözebilecek yetkinliğe sahip bir ülke biz bunu yapak zorundayız. Ama demokratik kurallar içerisinde yapmak zorundayız. Biliyorum hapiste gazeteciler var, biliyoruz doğru haberlerin bile mahkeme kararıyla internet sayfalarından kaldırıldığı var. Bunları da biliyoruz.

Doğru habere ulaşmanın yasaklandığı bir ülkeden geçiyoruz, her ne kadar Anayasa, ‘basın sansür edilemez’ dese de aslında Anayasa’nın da gerçekten askıda olduğunu da biliyoruz. Bazen yasalar ile belli şeyleri düzeltmeye çalışıyoruz veya Anayasa değişiklikleri ile belli şeyleri güvence altına alabilir miyiz alamaz mıyız diye çaba harcıyoruz. Dediğim gibi Anayasa’da gayet açık bir hüküm var: ‘Basın hürdür, sansür edilemez’. Bu kadar basit ama sansür ediliyor. Hürlüğü kalmadı ve şu anda basın gerçekten ciddi bir risk altında. Gazeteciler cidden büyük bir risk altında.

“Haksızlık var ve bu haksızlığın bir şekilde giderilmesi lazım”

Bu kültürü oluşturmak da hepimizin ortak görevi. Özellikle bizleri yazılarıyla, haberleriyle aydınlatan medyanın görevi. Medya bu konuda elinden geleni yapıyor, biliyorum ama o kadar ciddi bir ayrışma var ki… Bir grup, bizim havuz medyası diye tanımladığımız, iktidar ne yaparsa yapsın onları hep haklı çıkarmaya çalışıyor. Burada da doğal olarak vatandaşın kafası karışıyor, acaba hangisi doğrudur diye.

Bütün gazetecilere, köşe yazarlarına, habercilere elbette bir çağrıda bulunmak isteriz; haklının yanında, adaletin yanında durmak, doğru haberin peşinde koşmak, toplumu aydınlatmak onların görevi. Hiçbir politikacı şunu unutmasın. Bir politikacının en büyük avantajı özgür medyanın olmasıdır, bağımsız medyanın olmasıdır. Özgür ve bağımsız bir medya, bizim göremediğimizi görür; bizim yanlış yaptığımızı hatırlatır ve bizim yanlışları tekrar etmememize yol açar. Medya bu kadar önemliyken, biz medyayı doğru haber yaptığı için cezalandırıyoruz. Bu yüzden de buradan da artık Türkiye’nin çıkması lazım. Şunu ifade edeyim, az kaldı, inşallah hep beraber, hep birlikte demokratik yöntemlerle sandığa giderek, özgür irademizi kullanarak Türkiye’yi bir kabustan çıkarmak zorundayız. Bu hepimizin ortak görevidir.

“Buna da yürekten inanıyorum”

Bu ortak görevi yerine getirdiğimiz zaman özellikle kaderi değiştirecek olan da 6 milyon 300 bin genç yeni seçmen, yani gençler. Gençlerin umutları var, onların özgürlüğe ihtiyaçları var. Onlar özgürce yazmak, Özgürce konuşmak istiyorlar ve onlara büyük bir umut bağladığımı da ifade etmek isterim. Çünkü, Türkiye’de demokrasinin gelişmesi ve kökleşmesi için onlar kendi özgür iradeleri ile var olan otoriter bir yapıyı değiştirecekler. Buna da yürekten inanıyorum.

Basın konseyi 35. Yılını kutluyor. 35 yıl önemli bir süreç, dolayısıyla 35 yıl içinde basının sorunlarını aktarmak ve o sorunların çözümü için mücadele etmek son derece değerlidir. Bütün basın çalışanlarına hepinizin huzurunda teşekkür etmek benim için temel bir görevdir.”

Paylaşın

Kakaonun Sağlığa Faydaları Nelerdir?

Pek çok kişi için kakao denilince aklına gelen ilk şey elbette çikolatadır. Bu kesinlikle lezzetli bir tatlıdır, ancak kakao sadece tat ile ilgili değildir, kakaonun kardiyovasküler sistem için büyük faydaları vardır ve bilişsel yetenekleri geliştirir.

Haber Merkezi / Kısacası kakao kalbi daha sağlıklı ve bizi daha akıllı yapar. Adının Latince’den “tanrıların yemeği” (theobroma cacao) olarak çevrilmesine şaşmamalı. 

Kakao, ruh halini iyileştirmek, kan basıncını düşürmek, insülin duyarlılığını artırmak, sağlıklı kolesterol seviyelerini desteklemek, beyin sağlığını desteklemek, vücuttaki iltihabı azaltmak için kullanılır.

Kahveden vazgeçmek isteyenler kakao ile değiştirmeyi deneyebilir. Kakaonun aktif maddesi olan teobromin, kafeinin aksine bağımlılık yapmaz.

Kalp sağlığı için kakao

Kakao tüketildiğinde düz kas gevşemesi meydana gelir, kalbin atardamarlarındaki kan akışı artar ve damar tonusu azalır. Bilim adamlarının gözlemleri, düzenli olarak kakao yiyenlerin kardiyovasküler hastalıklardan ölüm riskinin azaldığını gösteriyor.

Moralinizi yükseltmek için kakao

Birçok insan ruh halinizi iyileştirmek için çikolata yiyebileceğinizi bilir. Bununla birlikte, iyi, kakao içeriği en az% 70 olan çikolata olarak adlandırılabilir. Kakaonun etkisini, (şekerden bahsediyorum) geçici bir enerji patlaması ve ardından oldukça keskin bir düşüş veren bir çikolata çubuğundan şekerin etkisiyle karıştırmayın.

Beyin ve görme için

Kakao bilişsel işlevi geliştirir (hafıza, dikkat, alıcılık). Yaşlı insanlar ve günde 2 bardak şekersiz kakao ile bir çalışma yapıldı. Kakao tüketiminin sonucu, serebral dolaşımda, bilişsel işlevde ve basınçta bir azalma oldu.

Araştırmacılar, bunun gelişmiş insülin duyarlılığından kaynaklandığını varsaydılar. Başka bir çalışmada, kakao gençler tarafından tüketildi. Sonuç olarak, bilişsel işlevlerini ve buna ek olarak görme yetilerini de geliştirdiler. Bilim adamları bu etkiyi beyne giden kan akışının iyileşmesine bağlıyor.

Yorgunken

Kakao, kronik yorgunluk sendromu olan kişilere yardımcı olur. Yorgun olduğumuzda, genellikle daha fazla yemeye başlarız. Kakao iştahı azaltır ve insülin duyarlılığını artırır, diyabet riskini azaltır.

Kakao başka ne yapar?

  • Nöronları iltihaplanmadan korur (günde 20 gram bitter çikolata tüketen kişilerde minimum C-reaktif protein değerleri vardı),
  • Görme keskinliğini ve zıt renkleri ayırt etme yeteneğini arttırır,
  • Cildin ultraviyole hassasiyetini azaltır (12 hafta sonra ortalama tüketim seviyesinde %25 ve yüksek tüketimde 2 kat), kan akışını ve cildin oksijenlenmesini arttırır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Preeklampsi (Gebelik Zehirlenmesi) Nedir?

Preeklampsi, yüksek tansiyon ve idrarda protein varlığı ile karakterize bir gebelik bozukluğudur. Durum tipik olarak 20 haftalık hamilelikten sonra ortaya çıkar ve ciddi vakalarda, düşük kan trombosit sayısı, tehlikeye giren karaciğer fonksiyonu, böbrek fonksiyon bozukluğu, akciğerlerde sıvı birikmesi nedeniyle nefes darlığı, şişme ve görme bozuklukları ile sonuçlanan kırmızı kan hücresi yıkımı meydana gelir. Tedavi edilmezse nöbetlere neden olabilir: buna eklampsi denir.

Haber Merkezi / 19. yüzyıldan beri tanınan preeklampsinin genetik bir temeli vardır. Çoğu zaman, iki genotip düşünülmelidir; anneler ve fetüs (babanın genleri de dikkate alınmalıdır).

Son araştırmalar, hem maternal hem de fetal genlerin katkılarıyla, preeklampsinin kalıtsallığını ~%55 olarak tahmin etmiştir. Durumun ikiz çalışmalarında, preeklampsinin uyumu, uyumsuzluk kadar yaygındır. Bugüne kadar yayınlanan en büyük ikiz çalışma, preeklampsi penetransının %50’nin altında olduğunu ortaya çıkarmış, bu da kalıtım modellerinin çeşitli olduğunu düşündürmektedir.

Preeklampsi, karmaşık bir genetik bozukluk olarak kabul edilir; az sayıda vakada, preeklampsi, mendelian kalıtım modellerini takip eder. Durum, farklı lokuslardaki çok sayıda ortak varyantın bir sonucu olarak ortaya çıkar ve bunlar tek tek küçük etkiler, ancak toplu olarak hastalığa karşı büyük bir duyarlılık oluşturur.

Bu düşük penetranlı varyantların her birinin bir fenotip üretip üretmediği, yaş ve ağırlık gibi çevresel maruziyetlere bağlıdır. Ek olarak, neden her bir preeklampsi vakasında tek bir varyanta bağlanamaz; farklı varyantların çeşitli hastalık alt gruplarıyla ilişkili olması daha olasıdır.

Latin Amerikalı kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada, bireyin preeklampsiye yatkınlığını etkileyen birkaç genetik varyant bulundu. Çalışılan Latin Amerika popülasyonunda var olan etnik ve genetik arka plan farklılıklarına rağmen, bazı varyantlar farklı popülasyonlarda preeklampsi ile tutarlı bir şekilde ilişkilendirildi. Genetik intra ve inter varyasyonun preeklampsiye yatkınlık üzerinde büyük bir etki yarattığı da bulundu.

Genetik bileşen

Birinci derece akrabalarında preeklampsi bulunan kadınların hastalığa yakalanma riskinin beş kat arttığı bildirilmiştir. Kadınların ikinci derece akrabalarının bu duruma sahip olduğu durumlarda, preeklampsi geliştirme riski iki katına çıkmıştır.

Preeklampsi ile ilgili geniş bir genetik ilişki çalışması, preeklampsisi olmayan kontrol grubundaki 602 kadına kıyasla preeklampsili >350 annede 120 gende 775 tek nükleotid polimorfizmi çalışmıştır.

Bu çalışmada, preeklampsi gelişimi ile ilişkili maternal-fetal genotip etkileşiminin önemli kanıtlarını doğrulayan altı gen tespit edildi. Bu genler şunlardı: IGF1 ,  IL4R ,  IGF2R ,  GNB3 ,  CSF1 ve  THBS4 . Bu bulgularla birlikte diğer çalışmalar, preeklampsi için genetik bir bileşene sahip poligenik kalıtımın çok faktörlü olduğunu düşündürmektedir.

Bağışıklık maladaptasyonu

ERAP1 ve 2

Endoplazmik retikulum aminopeptidazları 1 ve 2 (ERAP1 ve 2), antijen sunumuna katılımları yoluyla immün yanıtta rol oynar . Farelerdeki veriler, ERAP1’in (ağırlıklı olarak) ve ayrıca ERAP2’nin MHC Sınıf 1’de sunulan peptitlerin kesilmesinden sorumlu olduğunu göstermiştir. ERAP2’deki tek nükleotid polimorfizmleri, preeklampsi ile ilişkili Avustralya, Yeni Zelanda ve Norveç popülasyonlarında gösterilmiştir.

Bu aynı tek nükleotid polimorfizmleri, Afro-Amerikan popülasyonlarında gebelikte hipertansif bozukluklarla da ilişkilendirilmiştir; bununla birlikte, bir Şili popülasyonunda preeklampsi riskinde artışa neden oldukları bulunmamıştır. Bu, preeklampsinin farklı etnik gruplar arasında gözlemlenen varyasyonla birlikte heterojen bir genetik ilişkiye sahip olduğu fikrini desteklemektedir.

TNFSF13B

TNFSF13B, ligandların tümör nekroz faktörü ailesinin bir üyesidir. Bu gen, enfeksiyonlara, iltihaplanmaya ve otoimmün tepkilere karşı bağışıklık tepkisinin düzenlenmesinde rol oynar. TNFSF13B’nin reseptörleri, hamilelik sırasında sitotrofoblast hücrelerinde ve plasentanın mezenkimal hücrelerinde eksprese edildiğinden, TNFSF13B’nin rolünün annenin ana sistemini modüle etmek ve fetüsün bağışıklık sisteminin gelişimine yardımcı olmak olduğu öne sürülmüştür.

Plasental düzeyde, TNFSF13B’nin bir anti-apoptotik etki ürettiği düşünülmektedir. Gendeki tek nükleotid polimorfizmi, preeklampsili Avustralya ve Yeni Zelanda ailelerinde bulunmuştur. Tek nükleotid polimorfizminin varlığının, bazı popülasyonlarda plasentanın anormal gelişimi ile sonuçlandığı iddia edilmektedir.

Vasküler ve endotel fonksiyonu

VEGF’deki birkaç polimorfizm, preeklampsi riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bu, Afrikalı Amerikalı kadınlarda olduğu kadar Kafkasyalı kadınlarda da gösterilmiştir, ancak iki popülasyonda tek nükleotid polimorfizmleri farklıydı. Tüm veriler, gendeki bazı polimorfizmlerin koruyucu olabileceğini de göstermiştir.

Bu, 405 C > polimorfizminin daha az şiddetli preeklampsi ile ilişkili olduğu bir Macar hasta kohortunda görülmüştür. Vasküler sistemdeki düz kas tonusunun düzenlenmesini kontrol eden ve plasentanın doğru kan perfüzyonunu kritik olarak belirleyen eNOS geninde de tek nükleotid polimorfizmi bulunmuştur. eNOS’un yanı sıra CYP11B2, mineralokortikoid aldosteronu sentezleyen bir steroid 11/18-beta-hidroksilazı kodlar. Bu gendeki tek nükleotid polimorfizmleri, koruyucu bir etki ile ilişkilendirilmiştir.

Trombofilik bozukluklar

Trombofilik durumlarla ilişkili genlerdeki tek nükleotid polimorfizmi, preeklampsi riskinin artmasıyla da ilişkilidir. Preeklampsi riski ile ilişkili trombofilik durumlara bağlı genler gibidir: İnsan protrombin (F2), faktör V geni, SERPINE1 geni (endotelyal plazminojen aktivatör inhibitörü-1’i (PAI-1) kodlar), fibrinolizin ana inhibitörü.

Bu gen setlerine ek olarak, metabolizma ve oksidatif stres ile ilgili genlerde tek nükleotid polimorfizmi bulunmuştur. Preeklampsi nihayetinde maternal ve fetal faktörlerin çok bileşenli bir riskle sonuçlandığı çok faktörlü bir hastalıktır. Durum tek bir faktöre atfedilemez ve preeklampsi semptomları üretmek için birkaçının birlikte kullanılması gerekir.

Farklı popülasyonlarda yapılan birkaç çalışma, aday gen yaklaşımları yoluyla preeklampsi ile ilişkili maternal polimorfizmleri tanımlamıştır. Bu bulgular gözlemseldir ve genom çapında tamamlayıcı yaklaşımlar gerektirir. Ayrıca genler ve çevre arasındaki etkileşimin ve baba ve embriyonik genotiplerin nispi etkilerinin değerlendirilmesi de araştırılmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Babacan: Sistem, Türkiye’yi Depresyona Soktu

Partisinin Yıldırım ilçe kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, “Taraflı ve partili Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde ülkemiz her yıl daha mutsuz oluyor. Huzur getirecek dedikleri sistem Türkiye’yi depresyona soktu” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Gençlere, gasp edilen hayatlarını iade etmeyi taahhüt ediyoruz. Yarının Türkiye’si için gençlerin aklına ihtiyacımız olduğunu iyi biliyoruz. Biz gençlere fırsat eşitliği sağlayacağız.” ifadelerini kullandı.

Babacan, “Gençlerin istihdam olanaklarını arttıracağız. Onlara düşüncelerini ifade edebilecekleri, yeteneklerini geliştirebilecekleri özgürlükçü bir iklim sunacağız. İş baskısıyla, siyasi iklim baskısıyla, sosyal çevre baskısıyla nefeslerinin kesilmeyeceği, kendileri gibi olacakları bir ülke hazırlayacağız.” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Bursa’da partisinin Yıldırım ilçe kongresinde konuştu. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Dünya Mutluluk Endeksi yayınlandı. 146 ülkede en üst sırada Finlandiya, en alt sırada Afganistan var. Türkiye tam 112. sırada, yakın zamanda toprağında savaş görmüş Irak’tan daha mutsuz. Ülkeleri gelir, özgürlük, sağlık, sosyal yardım, yolsuzluk, eğitim ve satın alım gücü kriterlerine göre sıraladığınızda Türkiye kötü durumda. Değerli bir şairimiz ‘Kim istemez mutlu olmayı, ama mutsuzluğa da var mısın?’ demiş…  Bu dizeler belli ki Erdoğan ve Bahçeli ortaklığının seçim sloganı. Artık ülkeyi mutlu yapabilme imkânları yok.

“Türkiye’yi mutlu gençlerin, kadınların, çalışanların ülkesi yapacağız”

En kısa zamanda, ülkeyi bir kişinin kafasına estiği gibi yönetmesine son vereceğiz. Tüm vatandaşlarımızın hukuk güvenliğini sağlayacağız, refahını yükselteceğiz. Türkiye’yi mutlu gençlerin, mutlu kadınların, mutlu çalışanların, mutlu insanların ülkesi yapacağız. Otoriter ittifak ortaklarının DEVA Partisi’ni engellemek için ürettiği tüm o entrikaları boşa çıkaracağız.

Ülkede antidepresan ilaç satışları ciddi ölçüde artmış durumda. Eczacılara soruyorum, ‘Satışlar çok arttı’ diyorlar. Bir araştırma yapılmış, 2017 yılında ülkede 48 milyon kutu satılırken, bu rakam 2021’de 59 milyon kutuya çıkmış. İnsanlar daha çok stres çekiyorsa, bu durum hükûmetin eseri. Taraflı ve partili Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde ülkemiz her yıl daha mutsuz oluyor. Huzur getirecek dedikleri sistem Türkiye’yi depresyona soktu.

Gençlere, gasp edilen hayatlarını iade etmeyi taahhüt ediyoruz. Yarının Türkiye’si için gençlerin aklına ihtiyacımız olduğunu iyi biliyoruz. Biz gençlere fırsat eşitliği sağlayacağız. Gençlerin istihdam olanaklarını arttıracağız. Onlara düşüncelerini ifade edebilecekleri, yeteneklerini geliştirebilecekleri özgürlükçü bir iklim sunacağız. İş baskısıyla, siyasi iklim baskısıyla, sosyal çevre baskısıyla nefeslerinin kesilmeyeceği, kendileri gibi olacakları bir ülke hazırlayacağız.

“Gençlerin pencereden kafalarını çıkarmaları en az 100 lira”

Gençler, ‘Harçlıklarımızla sokağa çıkmak, bir kafede oturmak, sinemaya gitmek mümkün değil artık’ diyor. Geçen gün Ankara’da şehir merkezinde bir sinemanın bilet fiyatlarına baktım. Öğrenci bileti 26 lira. Alışveriş merkezlerinde bir sinema filmi öğrencilere 36 lira. Yarın Dünya Tiyatrolar Günü. Gençler tiyatroya gidemiyor. Yemesiydi, içmesiydi derken, geldiğimiz noktada, gençlerin evin penceresinden kafasını çıkarması en az 100 lira.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altında Türkiye’nin imzası var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yargıçlar görev yapıyor. Rahmetli Özal’dan bu yana vatandaşlarımızın AİHM’e başvuru hakkı var. Taraf olduğumuz uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin iç hukukumuzu bağladığı kendi Anayasamızın hükmü. Özal niye ‘Vatandaşlarımız içeride sıkışırsa ortağı olduğumuz AİHM’e başvurabilsin’ demiş? 1980 darbesinden sonra işbaşına geldi. Bunu, hak ihlallerinin yapıldığı, ‘bir sağdan, bir soldan’ diye gencecik çocukların canına kıyıldığı dönemden sonra yaptı. Bugün AİHM bir karar veriyor; Sayın Erdoğan ‘Uymuyorum’ diyor. Anayasa Mahkememizin kararlarına ‘Saygı duymuyorum’ diyor. Böyle bir şey olmaz, olamaz. Kendi anayasasını, yasasını ihlal eden bir hükûmet asla başarılı olamaz.

“Partimize üye olan vatandaşımızın sosyal yardımını kesmişler”

Sosyal yardımları bağımlılık sağlansın diye değil, vatandaşlarımız zor durumdan çıksın diye, sosyal devlet ilkesi gereği sağlayacağız. Esas olan, bir ülkede sosyal yardım almak zorunda olan vatandaşların sayısını azaltmaktır. Daha çok insanın devlet yardımlarına muhtaç hale gelmesi belki de hükûmetin işine geliyor. Pek çok ilde, ilçede duyuyorum; sosyal yardım, sosyal destek almak için iktidar partisine üyelik kartını soruyorlar. Çanakkale’de partimize üye olan vatandaşımızın sosyal yardımını kesmişler. Niye? DEVA Partisi’ne üye oldu. Devlet olmak bu mu?

23 Aralık’ta, 24 Aralık’ta dövize endeksli kur koruma mevduat hesabına 100 lira yatıran vatandaş üç ay sonra 127 lira aldı. Üç ayda yüzde 27… Hey gidi faiz düşmanı Erdoğan… Geldiği noktaya bakın. Bunun yıllık bileşiği yüzde 160. Geçen ay üç haneli enflasyonu gösterdiler, şimdi de üç haneli faiz ödüyorlar. Kime? Bir avuç mevduat sahibine ödüyorlar. Kur bu seviyede giderse, bir yılda bu mevduatlara 40 milyar lira faiz ödeyecekler.”

Paylaşın

HDP’nin Kapatılacağını Düşünenlerin Oranı Yüzde 13

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin HDP hakkındaki kapatma davasına ilişkin sorusuna, ankete katılanların yüzde 47,8′, “kapatılamaz” cevabı verirken, yüzde 13,7’si “kapatılabileceğini” söyledi.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin 4-8 Mart 2022 tarihleri arasında bölge illerinde seçim gündemli araştırmasının sonucunu açıkladı.

16 kentte yapılan araştırmada katılımcılar, Türkiye’nin 1. öncelikli sorununun ekonomik / kriz işsizlik (76,3’ü) 2. öncelikli sorununun Kürt sorunu (17, 4),  3. Öncelikli sorunun ise eğitim sistemi (17) olduğunu söyledi.

Araştırmada “Bu Pazar Bir Genel Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Veririsiniz?” diye soruldu. Seçmenin yüzde 12’si “oy kullanmayacağım” derken 37,7’si HDP, yüzde 15,6’sı CHP, yüzde 14,6’sı AKP’ye oy vereceğini ifade etti.

Sadece HDP seçmenine sorulan  “HDP Kapatılırsa Hangi Partiye Oy Vereceksiniz?” sorusuna ise; katılımcıların yüzde 78,2’si “HDP’nin Kuracağı Partiye veya Adres Olarak Göstereceği Partiye Oy Veririm” dedi.  Yüzde 9’u “Başka Bir Partiye Kesinlikle Oy Vermem” derken yüzde 4,1’i “Başka Bir Partiye Oy Veririm” cevabını verdi.

Katılımcılara “Erken Bir Genel Seçime Gidilmesi Gerektiğini Düşünüyor Musunuz?” sorusu soruldu. Görüşmecilerin yüzde 64,9’u “evet gidilmeli” derken, yüzde 17,9’u “hayır”, yüzde 17,3 “kararsızım” yanıtını verdi.

Araştırmada HDP hakkındaki kapatma davasına da ilişkin soru yöneltildi. Ankete katılanların yüzde 47,8′, “kapatılamaz” cevabı verirken, yüzde 13,7’si “kapatılabileceğini” söyledi.

“Mevcut Durumda Var Olan İttifaklara Oy Verir Misiniz?” sorusuna ise; görüşmecilerin yüzde 15,1’i “Cumhur ittifakına”, yüzde 16,1’i millet ittifakına oy verebileceğini belirtti.

“6 Muhalefet partisinin güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş programı için bir araya gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna da katılımcıların yüzde 42,7’si “olumlu” değerlendirirken, yüzde 37,8’i “kararsız” olduğunu belirtti. Olumsuz bulanların oranı ise yüzde 19,5 oldu.

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Dönüş Programı İçin Bir Araya Gelen 6 Muhalefet Partisinin Buluşmasında HDP’nin Yer Almamasını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 36,6’sı “HDP’nin katılmamış olmasını olumsuz” bulurken, yüzde 18,6’sı da “olumlu” bulduğunu belirtti.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 70 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 13 bin 849 yeni vaka tespit edilirken, 70 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,32 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,07 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 267 bin 848 test yapılırken, 13 bin 849 yeni vaka tespit edildi. 70 kişi hayatını kaybederken, 17 bin 673 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,32 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,07 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 146 milyon 751 bin 309’a yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 25 Mart verilerine göre, dün 288 bin 140 test yapılmıştı. Dün, 15 bin 303 vaka tespit edilirken, 68 kişi hayatını kaybetmiş ve 18 bin 965 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın